Dursun Özbek: Galatasaray Tarihinde Bir İlki Yaşıyoruz

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, “Galatasaray tarihinde bir ilki yaşıyoruz. Uzun bir süreden sonra bu bir ilk! Yeni sezona sıfır borçla giriyoruz” ifadelerini kullandı.

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, kulübün mali durumuna ilişkin Sabah gazetesine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Dursun Özbek, “Galatasaray tarihinde bir ilki yaşıyoruz. Uzun bir süreden sonra bu bir ilk! Yeni sezona sıfır borçla giriyoruz” dedi.

Konuyla ilgili Özbek ayrıca, “Oyuncuların alacağı yok, vergi borcu yok ayrıca hiçbir kuruma karşı da borcumuz yok. Bu Galatasaray için bir milattır” ifadelerini kullandı.

Mecidiyeköy’deki proje içinse Özbek şunları söyledi: “Yıl sonuna kadar bitirilecek, ayrıca bizim rezidansta bulunan dairelerden 50-60 milyon dolar arası bir gelir elde edeceğiz.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun Yüksek Lisans Diploması Da İptal Edildi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tezli yüksek lisans diploması da iptal edildi.

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi tarafından verilen kararın gerekçesinde, Ekrem İmamoğlu’nun lisans mezuniyetinin geçersiz sayılması ve yüksek lisans kaydında usule aykırılıklar bulunması gösterildi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak, Ekrem İmamoğlu’nun yüksek lisans diplomasının iptal edileceğini yazmıştı.

İstanbul Üniversitesi ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun mezuniyet kaydının hem Akademik Kayıt Sistemi (AKSİS) hem de Yükseköğretim Bilgi Sistemi (YÖKSİS) üzerinden silinmesine karar verdi. Yüksek lisans tezinin YÖK Ulusal Tez Merkezi’nden kaldırılması da karara bağlandı.

Ekrem İmamoğlu hakkında, 2024 yılının Eylül ayında üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma, İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’ne yatay geçiş sürecinde usulsüzlük yaptığı iddialarına dayanıyor.

İddialar, ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra sosyal medyada gündeme gelmiş, 2024’te Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay tarafından yeniden dile getirilmişti. Atay, GAÜ’nün o dönemde YÖK tarafından tanınmadığını ve İmamoğlu’nun geçişinin imkansız olduğunu savunmuştu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu hakkında, 22 Şubat 2025’te “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın dayanağı ise, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Denetleme Kurulu’nun 17 Şubat 2025 tarihli raporu olmuştu.

Raporda, İmamoğlu’nun yatay geçiş yaptığı dönemde GAÜ’nün YÖK tarafından tanınmadığı ve sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı belirtilmişti. Ayrıca, İstanbul Üniversitesi’nin yatay geçiş işlemlerinin YÖK kararlarına uygun yürütülmediği de öne sürülmüştü.

İstanbul Üniversitesi, 18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin diplomalarını “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle iptal etmişti. Üniversite, İmamoğlu’nun yatay geçişinin usulsüz olduğunu ve GAÜ yerine Doğu Akdeniz Üniversitesi adıyla işlem yapıldığını iddia etmişti.

Savcılık, “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla Ekrem İmamoğlu hakkında, 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep ediyor.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Çıkışı: İhanet Girişimine Karşıyım

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin konuşan İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, “Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Fatih Altaylı Youtube kanalına katılarak açıklamalarda bulundu. İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları kaydetti:

“Sürecin adı Terörsüz Türkiye değil. Süreç keşke adı Terörsüz Türkiye olsa. Sürece isim de veremediler. Terörsüz Türkiye yürütülen iletişim kampanyasının sloganı. Bu konuyu eleştirdiğinizde de siz barış karşılığı oluyorsunuz. Yani Terörsüz Türkiye’yi kim istemez? Ama ben şunu biliyorum, Terörsüz Türkiye terörist başının yol göstericileri yol göstericiliğiyle inşa edilemez. Ya biz neyi konuşuyoruz? Terörsüz Türkiye’yi mi konuşuyoruz?

Üniter yapımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Vatandaşlık tanımımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Terörsüz Türkiye ile ilgili ne olmuş yani? 30 tane eşkıya silahını bırakmış, Türkiye terörist aleme gelmiş. Yani Suriye’nin kuzeyinde ordulaşmış YPG, PYD’nin silah bırakma konusuyla ilgili açıklamalarını görmüyor mu bu millet? İşte Sayın Devlet Bahçeli sadece Alevi ve Kürt cumhurbaşkanı yardımcısı önermiyor ya. Bugün işte bir öneride daha bulunmuş.

PYD’nin silah bırakma sürecini ağırlaştırdığını ve savsakladığını, bunun siyasi çirkeflik olduğunu ifade etmiş. “Hepinizi Abdullah Öcalan kurdu, onun lafını niye dinlemiyorsunuz” diyor Sayın Devlet Bahçeli. Hem onlara lafını dinleyecek adamı gösteriyor hem de Türkiye’nin lafını dinleyecek kurucu önderi olarak o cani başını millete dayatmaya kalkışıyor.

Şimdi buna karşı da o konuştuğu için cevap verilmezmiş sanki gibi bir tepki oluşmasın arzuluyor. Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım. Bana gelip de birisi Böyle bir soruyu yöneltemez bile. Ama işte ortada olan şey şudur, bakın ben açık ve net olarak söylüyorum. Bu milletin bir sigortaya ihtiyacı var. Doğru düşünen, doğru anlatan, onun bunun oyununa gelmeyen ve tuzağına düşmeyen insanların oluşturduğu bir birliğe ihtiyacı var.”

“İmamoğlu kaçsa Erdoğan Kurban Bayramı’nı beklemez adağa boğar ortalığı”

CHP’nin tutuklu belediye başkanları ile ilgili yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları söyledi: “Tutukluluk istisnai bir haldir. Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili de bir takım yargılama süreçleri geçmiş dönemlerde yaşanmıştır. Ama Recep Tayyip Erdoğan hüküm aldığı zaman tutuklanmış ve hükmünün icabı yerine gelsin diye cezaevine gönderilmiştir. Bunca belediye başkanına yakın diye gözaltına alınmış ve tutuklanmış insanın hak ve hukukunun çiğnenmesi benim adalet anlayışımla bağdaşmıyor. Öncelikle onu ifade etmek istiyorum. Ama bununla mücadelenin yol haritasının da doğru tanzim edilmesi gerekiyor. Burada zedelenen adalet duygusudur. Ben gittiğim her programda söylüyorum. Adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda zedelenmemiş müessese kalmaz.

Türkiye’de bu duygu zedelenince hükümet adına ya da Sayın Erdoğan adına iddianame tanzim eden savcılar varmış ya da işte Türk milleti adına değil de Erdoğan adına karar veren hakimler varmış hissiyatının oluşması son derece tehlikeli bir durum. O sebeple genel başkan olduğum günden beri adalet peşinde olduğumu anlatıyorum. Adalet arayışının doğru bir hat üzerinde sürdürülmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu tutuklamaların hepsini haksız, hukuksuz tutuklamalar noktasında değerlendiriyor. Yani ihtiyaç yok. İstisnai bir durum çünkü.

Ekrem İmamoğlu kimde tutuklu? Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklu. Daha önceden de söyledim, burada da söylemekte değiş görmüyorum. Kaçma şüphesiyle onu cezaevinde tutuyorsanız, bu son derece yanlış bir şey. Yani salın, kaçsın. Recep Tayyip Erdoğan zaten Kurban Bayramı’nı beklemez. Adağa boğar ortalığı. O sebeple bazı meseleleri doğru değerlendirmek lazım. Ve atılan adımların, içeride tutuklu bulunanlara fayda sağlayacak adımlar olmasını temin etmek. Onlara faydası olmayacak bir adımı atmanın bir anlamı yok.

Dolayısıyla elbette ki siyasi tansiyonu belli bir seviyede tutmak gerekiyor. Ama onların ilk ihtiyaç duydukları şeyin, yani hürriyetin onlarla buluşmasını temin etmek icap ediyor. O pencereden bakıyorum. İşte Fatih Bey de aynı durumda. Kendisini ziyaret ettim. Onun da kulağını çınlatalım kendi şeyinde. Ben ona moral vermeye gittim, o bana moral verdi. Yani son derece gerçeklerin farkında. Son derece verilmesi icap eden mücadelenin çerçevesini belirlemiş durumda. O sebeple ona da en yakın zamanda hürriyet temenni ediyorum ve çok yakın zamanda gerçekleşeceği kanaatini taşıyorum.

Yani şunu da söyleyeyim, Cumhurbaşkanı da tehditten yatıyor. Cumhurbaşkanı anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkomutanı. Aynı zamanda kendisine yakın olan çevreler ve partisine mensup olanlar, onu bir dünya lideri olarak görüyor. Bir başkomutanın, bir dünya liderinin Fatih Altaylı gibi ilkesi, prensibi olan bir kişinin kalemiyle tehdit edilmeyeceğini herkesin görmesi ve bilmesi lazım. Eğer böyle bir şeyden bahsediliyorsa da bunun abeste iştigal olduğu gerçeğiyle buluşması lazım bunu yapanlar.”

Paylaşın

Gazze’de Her Üç Kişiden Biri Günlerdir Yemek Yemedi

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze Şeridi’nde her üç kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

Fletcher, İsrail’in saldırıları ve ablukası altındaki Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Gazze’de dünyanın gözleri önünde insani kriz yaşandığının altını çizen Fletcher, gıda yardımına ulaşmaya çalışan halkın vurulduğunu ve çocukların açıktan “eriyip gittiğini” ifade etti.

Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini bildirerek “Yardımlar engellenmemeli, geciktirilmemeli veya saldırı altında dağıtılmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

Yardım konvoylarının sınırdan hızlı geçiş izni alması ve gıda yardımı için toplanan insanlara yönelik saldırıların sona ermesi gerektiğini belirten Fletcher, kalıcı ateşkesin sağlanmasının zorunluluğunu hatırlattı.

Fletcher, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişi için bazı adımlar atma kararına ilişkin, kıtlığı ve felaket boyutlarına ulaşan sağlık krizini önlemek için çok büyük miktarda yardıma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İsrail ordusu, uyguladığı ablukayla insanlık felaketine yol açtığı ve açlıktan ölümlere neden olduğu Gazze Şeridi’nde, uluslararası baskı nedeniyle insani yardım girişi için bazı adımlar atacağını öne sürmüştü.

İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı kuşatması altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor.

Yerel ve uluslararası çevreler İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor.

Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de İsrail saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

Temel malzemelerden yoksun bir şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırları ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erkeklerde En Sık Görülen Kanser Türleri

Kanser, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Birçok farklı kanser türü bulunmakla birlikte, bazıları erkeklerde daha fazla yaygındır.

Haber Merkezi / Hangi tiplerin en yaygın olduğunu, belirtilerini ve risk faktörlerini bilmek, erken teşhis ve daha iyi sonuçlar elde etmeye yardımcı olabilir.

Prostat kanseri, birçok ülkede erkekler arasında en sık görülen kanser türüdür. Prostat, erkek üreme sisteminde bulunan ve menideki sıvının bir kısmını üreten küçük bir bezdir. Prostat kanseri genellikle yavaş büyür ve hemen belirti vermeyebilir.

Bazı erkekler idrar yaparken zorluk çekebilir veya bel veya kalçalarında ağrı hissedebilir. Doktorlar genellikle PSA testi adı verilen bir kan testi ve fizik muayene kullanarak prostat kanserini kontrol ederler. Araştırmalar, 50 yaş üstü erkeklerin ve özellikle ailesinde bu hastalık öyküsü olanların daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir.

Akciğer kanseri, erkeklerde kanserin önde gelen nedenlerinden biridir. Genellikle sigarayla ilişkilendirilir, ancak sigara içmeyenler bile akciğer kanserine yakalanabilir. Belirtiler arasında sürekli öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya kanlı öksürük yer alabilir.

Akciğer kanseri erkeklerde diğer tüm kanser türlerinden daha fazla ölüme neden olmaktadır. 55 yaş üstü uzun süredir sigara içenler gibi bazı yüksek riskli bireyler için önerilen düşük doz BT taramaları sayesinde tarama yoluyla erken teşhis artık mümkün.

Kolon ve rektum kanserini de içeren kolorektal kanser, erkeklerde de oldukça yaygındır. Genellikle kalın bağırsakta polip adı verilen küçük büyümelerle başlar. Bu polipler çıkarılmazsa zamanla kansere dönüşebilir.

Kolorektal kanser belirtileri arasında bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler, dışkıda kan veya mide ağrısı yer alabilir. Araştırmalar, 45 yaşından itibaren yapılan kolonoskopi gibi düzenli taramaların polipleri erken tespit edip çıkararak kanserin gelişmesini önleyebileceğini göstermektedir.

Mesane kanseri, kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir diğer kanser türüdür. Genellikle mesanenin iç yüzeyinde başlar ve idrarda kan, sık idrara çıkma veya idrar yaparken ağrı gibi belirtilere neden olabilir.

Sigara içmek önemli bir risk faktörüdür ve işyerinde belirli kimyasallara maruz kalmak da riski artırabilir. Araştırmalar, erken teşhisin hayatta kalma oranlarını artırdığını ve mesane kanserinin genellikle erken evrelerde tedavi edilebildiğini göstermiştir.

Cilt kanseri, özellikle melanom, erkekler için giderek artan bir endişe kaynağıdır. Melanom, en tehlikeli cilt kanseri türüdür ve erken teşhis edilmezse hızla yayılabilir. Erkeklerde, özellikle sırt veya omuzlarda melanom gelişme olasılığı kadınlardan daha yüksektir.

Güneşe veya solaryuma çok fazla maruz kalmak riski artırır. Araştırmalar, güneş kremi kullanmanın, koruyucu giysiler giymenin ve cildi düzenli olarak yeni veya değişen benler açısından kontrol etmenin cilt kanserini önlemeye veya erken teşhis etmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Bu beş kanser türü (prostat, akciğer, kolorektal, mesane ve cilt) erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasındadır. Neyse ki, erken teşhis edilirse çoğu başarıyla tedavi edilebilir.

Paylaşın

DEM Parti’den “Orman Yangınları” Açıklaması: Sorumlusu AKP

Orman yangınlarına ilişkin açıklama yapan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Özellikle orman yangınları ve ihmallere dikkat çeken Koçyiğit, şunları söyledi:

“Ülkenin dört bir yanında başlayan ve gün geçtikçe de yayılan orman yangınlarıyla ilgili açıklama yapacağız. Bununla ilgili partimizin görüş ve düşüncelerini sizlerle paylaşacağız. Sadece ülke değil, gerçek anlamda yüreğimiz de yanıyor; geleceğimiz, toprağımız yanıyor. Bununla beraber milyonlarca canlı da yanıp kül oluyor. Her yangının içimizi dağladığını, her yangında bu ülkede milyonlarca insanın sessiz gözyaşları döktüğünü de biliyoruz. Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul.

“Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir”

Yıllardır iklim krizinin artan etkilerinden bahsediyoruz. Bu konuda iktidar ve hükümete çağrı yapıyoruz ama ne yazık ki bütün bu çağrılarımızı duymayan, görmezden gelen bir akılla karşı karşıyayız. Ormanlar yanıyor, insanlar yaşamını yitiriyor, börtü böcek yok oluyor. Binlerce insan tahliye adı altında yaşam alanlarından bir nevi sürülüyor, başka bir yere gitmek zorunda bırakılıyor. Ülkenin milyonlarca liralık kaynağı yanıp kül oluyor. Bütün bunlara kader dememizi ve doğal karşılaşmamızı bekleyen bir anlayış, doğru dürüst bir açıklama yapmadan bunları normalleştirmeye çalışıyor. Öncelikle bir kez daha söyleyelim: Bu yangınların sorumluluğunu sadece iklim krizine ve artan hava sıcaklığına yüklemek en büyük haksızlıklardan biridir.

Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir, önlem almayan kurumlardır ve bakanlığın bizzat kendisidir. Dün Bursa’da bir su tankerinin devrilmesi sonucu yaşamını yitiren 3 işçiyi, daha önce Seyitgazi’de yaşamını yitiren 5 AKUT gönüllüsünü ve 5 orman işçisini ve geçen yıl Diyarbakır’da meydana gelen yangınlarda yaşamını yitiren 15 insanımızı rahmetle anıyorum. Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Halklarımızın başı sağ olsun.

Bu ölümleri başsağlığı dileyerek geçiştirmeyi de kabul etmiyoruz, vicdanımız bunu kabul etmiyor. Bunlar kader değil önlenebilecek ölümlerdir. Ama Türkiye’de ne yazık ki bunlar önlenemediği için, insan yaşamı sudan ucuz olduğu için her gün yeni ölümlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir hafta önce ameliyat olmasına rağmen yangın söndürmeye gönderilen ve bu sırada kalp krizi geçiren işçiden de bahsetmek istiyorum. Bir hafta önce ameliyat olan işçinin dinlenmesi gerekirken orman alanlarına gönderilmesi sağlık ve yaşam hakkının göz göre göre hiçe sayılmasıdır. Bütün bunlara dönüp bakanın olmadığını görüyoruz.

Sadece orman yangınları başladığında değil, geçtiğimiz bütün kış boyunca orman yangınlarına ve gelecek tehlikeye dikkat çekmeye çalıştık. Dilimiz döndüğünce önlem alınması gerektiğini ifade ettik, bu önlemleri de sıraladık. Yangın söndürme uçaklarının sayısının artırılması, her türlü ekipmanın yenilenmesi, özellikle de elektrik nakil hatlarının ve trafoların yenilenmesi ve bakımlarının yapılması gerektiğini ifade ettik. Bu konuda hızlı bir şekilde yol alınması gerektiğini ifade ettik.

Ancak ne yazık ki Türkiye’de her şeyi özelleştiren iktidar ve özele devrettikten sonra sırtını dönüp bakan anlayış, bugün hem yangınların çıkmasının hem de bu yangınların yayılmasının ve can kayıplarının birinci derecede sorumlusudur. Sadece biz yapmadık bu uyarıları, aynı zamanda ilgili kurumlar ve uzmanlar da birçok çağrı yaptı. Bu konuda alınması önemleri tek tek sıraladılar. Ne yazık ki onların da sesi duyulmadı, onların da yaptığı çağrılara hiç kimse kulak vermedi.

Sadece birkaç ille, bir bölgeyle sınırlı bir yangından bahsetmiyoruz. Bu yıl 18 ili kapsayan devasa bir yangından bahsediyoruz. Neredeyse ülkenin en büyük orman habitatları yok olmakla yüz yüze kalmış. Devasa ormanlar günlerce yanıyor. Geçmişte 24 saatte kontrol alınan yangınlar, şimdi günlerce devam ediyor ve kontrol altına alınamıyor. Eş zamanlı çıkan yangınlar işgücü ve ekipmanların bölünmesine neden oluyor ve bu da müdahaleyi zorlaştıran bir etken. Sadece İletişim Başkanlığının verilerine bakacak olursak; 1 Ocak- 6 Temmuz arasında 1351’i ormanlık alan ve 1830’u orman dışı alan olmak üzere toplam 3181 yangın çıktı. Sadece Haziran ve Temmuz 2025’te, yani bir aylık süreçte en az 650 yangın çıktı.

Bu yangınlar binlerce hektar alana tekabül ediyor. 23-24 Temmuz arasında, yani 2 günde 10 bin hektar alan yanmış. Bu 2-3 günde yanan orman alanı en az 15 bin futbol sahasına tekabül ediyor. Bu anlamıyla, burada devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuz ortada. Sıradan bir yangından bahsetmediğimizin, önümüzdeki onlarca yılı etkileyecek devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek gerekiyor. Bu yangınlar sadece can kayıplarına, orman örtüsünün yok olmasına, işçilerin yaşamlarını mal olmuyor; aynı zamanda büyük ekonomik kayıplara da neden oluyor. Sadece tek bir ilde yangın söndürme maliyeti, uçak ve helikopter gibi belli başlı kalemlerde bile en az 2-3 milyon arasında.

Sadece bir örnek vereceğim. Ezine’de 4 saatlik yangın söndürme müdahalesi 2 milyon 796 bin lira. Bu ne demek? Aslında zamanında önlem almayanların hem can kayıplarıyla hem ekonomik kayıplarla hem de orman örtüsü kayıplarıyla ülkeyi mahvettiğinin en açık göstergelerinden biri. Sadece Hatay’daki yangınlarda iki günde 1680 kişi, Bursa’da 1765 kişi -ki bu rakamları sürekli güncellemek gerekiyor- tahliye edilmek zorunda kalmış. Yani aslında yaz başından beri on binlerce insanın kendi yaşam alanlarını, evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldıklarını görüyoruz. Bunu hafifsemek, sıradanlaştırmak ve görmezden gelmek asla ama asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Yine artan küresel ısınma ve iklim kriziyle beraber geçmiş yıllara göre de orman yangınlarının sayı ve oran olarak arttığını görüyoruz. 2025’in ilk 6 ayında çıkan yangınlar 2024’te çıkan yangın sayısının 3,4 katına tekabül ediyor. Yanan alan miktarı ise tam 25 kat artmış durumda. Son 2 günde 10 bin hektar alanın yanması geçmiş yıllara göre ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu da gösteriyor. Bu hem ülke ortalamasının geçmiş yıllara göre üstünde bir oran hem de dünya ortalamasının üstünde. Burada en temel sorun tedbirsizlik, önlem almamaktır.

Özellikle elektriğin özelleştirilmesiyle beraber özel şirketlerin bakım onarımı bir maliyet olarak görüp kaçınması, ekipman ve insan gücü eksikliği de en temel sorunlardan. Orman Genel Müdürlüğünün 80 bin olması gereken personel sayısı bugün yarısı kadar, yani 40 bin civarında. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yine yangın söndürme için kadro sayısı normalde 25 bin olmalıyken, sadece 12 bin personel var ve bunların çoğunun kayıtlı olmadığını görüyoruz. Maliye personel almayın diyor, kemer sıkma politikası uyguluyor.

Ama bu kemer sıkma politikası şu ana kadar 14 insanın yaşamına mal oldu, bu yıl yaşanan yangınlarda milyonlarca doların kaybedilmesine neden oldu. En önemlisi de orman habitatının yok olmasına neden oldu. Umarım Maliye Bakanlığı bugüne kadar yaptığı bu yanlış uygulamayı gözden geçirir. Orman işçisi almanın bir maliyet olmadığını, orman işçisinden tasarrufun bütün geleceğimizi yok edecek bir uygulama olduğunu görür. Buna göre göre bir yaklaşımı ortaya koyar diye umuyoruz.

“İHA-SİHA teknolojisini niye yangınlarla mücadelede kullanmıyorsunuz?”

Bakanın geçen yılki bütçe konuşmasını hatırlayalım. Her şey güllük gülistanlıktı, teknik rakamları sıraladı bize. “Yangınlarda ilk müdahale süresini 11 dakikaya düşürdük” dedi. ‘İHA kullanımında Avrupa’da birinciyiz’ dedi. “Yangın havuzları yaptık, arazöz helikopter sayımız arttı” dedi. Söyledi de söyledi. Günün sonunda ülke yangınlarla baş başa kaldığında, iki gündür Bursa’da olduğu gibi, gece görüşlü helikopter olmadığı için yangına müdahale edilemediğini gördük. Gönüllülerin ve canı pahasına evini korumak isteyen insanların yangının kent merkezine ulaşmasını engellediğini, yeterli arazöz ve personel olmadığını, erken uyarı sistemlerinin işlemediğini, yerel yönetimlerle ortalama bir koordinasyonun bile sağlanmadığını, yerel yönetim ve yerel halkın sürecin paydaşı kılınmadığını gördük.

Orman köylüsünün her geçen gün tasfiye edildiğini ve yaşam alanlarından sürüldüğünü, bu nedenle de geleneksel bilgi birikimi ve yangınları erken görme ve bildirme gibi meselelerin de ortadan kalktığını tek tek görüyoruz. Ama bütün bunlara rağmen Orman Bakanı çıkıp muazzam bir açıklama yaptı. ‘En iyi, hiç maliyetsiz yangın söndürme yolu bu yangının çıkmamasını sağlamaktır’ dedi. Gerçekten hayret, inanılmaz bir şey! Ülke yanıyor ve yarısı kavrulmuş küle dönmüş halde, Orman Bakanı ise en iyi yangın söndürme yolunun yangının çıkmasını engellemek olduğunu söylüyor. O zaman soruyoruz: Niye engellemiyorsunuz? Niye bu ülkedeki İHA-SİHA teknolojisini, erken uyarı sistemini gerçek anlamda orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz? Ama bütün bu sorularımızın da havada kaldığını biliyoruz.

Bu çıkan yasaların sermaye lehine olduğunun, en önemlisi de mevcut mevzuatı sermayenin ve maden şirketlerinin lehine esnetmek için çıkarılan ticari yasalar olduğunun altını çizmek istiyoruz. Onun için buradan bir kez daha şunu ifade etmek gerekiyor: AKP’nin en büyük düşmanlığı doğaya karşıdır, halka karşıdır. Çok açık ve net. Bugün bu ülkede bu kadar çok orman yangını çıkıyorsa, bütün yeşil alanlar imara açılıyorsa, kıyı hattı orada yaşayan halka değil de bazı turizm şirketlerine peşkeş çekiliyorsa, KHK’lerle bu ülkenin bütün zenginlikleri üç beş sermaye şirketine veriliyorsa; bunun sorumlusu sermayeden yana olan iktidarın bizzat kendisidir.

Bu anlamıyla, doğayı korumaya, halkları korumaya, yaşamı korumaya devam edeceğiz. Bir taraftan yangınları konuşuyoruz, bir taraftan da sellerle boğuşuyoruz. İklim krizi tam da böyle bir şey. Öngörülemeyen büyük fırtınalar, büyük yangınlar, büyük sel felaketleri; bunlar tam da içinde bulunduğumuz iklim krizinin sonuçlarını tarif ediyor. Geçmiş yıllarda da dünya kadar sel oldu. Dere yataklarının ıslah edilmesi gerektiğini, dere yataklarının imara açılmaması gerektiğini söylemiştik. İmar planlarının kentin dokusunu ve risk alanlarını gözeterek uzmanlarla birlikte yapılması gerektiğini söylemiştik. Ancak hiçbirini dikkate almadılar, almamaya da devam ediyorlar.

Vekili olduğum Kars’ın Kağızman ilçesinde yağış sonucu sel etkili oldu. 8 köyümüz çok ciddi tahribat yaşadı, evler ve hayvan barınakları çok ciddi zarar gördü. Tek tesellimiz can kaybının olmaması. Fakat artık bu can kayıplarını olmamasının ötesinde, yitip giden diğer canlıların da hesaba katılması gerekiyor. Duranlar, Keşkıran, Yağlıca, Kuruyayla ve Güngendi başta olmak üzere 8 köy zarar gördü. Bu zararı gidermek için yine köylünün seferber olduğunu, köylünün yardımlaşma ve dayanışmayla süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz.

Yine AFAD yok, yine devlet yok. Büyük bir devletsizlik kriziyle karşı karşıyayız. Yetkili kurumlar kafasını kuma gömüyor, neredeyse ilk anda görünüyor ama sonrasını takip eden yok. Zarar ziyanı tazmin eden yok. Köylünün, halkın yanında olmak yok. Sadece ve sadece sosyal medyada dua ederek süreci kurtarmaya çalışan bir akılla karşı karşıyayız. Oysaki devletin sorumluluğu önlem almaktır, duayı halkımız zaten ediyor. Yetkili kurumları dua etmeye değil icracı olmaya, görevlerinin gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.

Bütün bunları ne için yaşıyoruz? Bütün bunların temelinde, kapitalist modernitenin doğayı bir sömürü aracı olarak görme zihniyetinin yattığını görüyoruz. Azami kar peşinde koşan şirketler ve iktidarlar doğayı geri dönüşü olmayan yıkımlarla baş başa bırakıyor. Kapitalizmin doğaya tahakkümü ve saldırısı, kaynakları sonuna kadar sömürme isteği ekosistemde büyük tahribatlara neden oluyor. Bunların sonucunda da buzulların erimesinden canlı popülasyonlarının azalmasına, türlerin yok olmasından sulama düzenlerinin değişmesine ve kuraklığa, canlıların barınma ve beslenme sorunlarından zorunlu göçlere kadar büyük bir küresel krizle karşı karşıya kalıyoruz.

DEM Parti olarak ekolojik ve demokratik paradigmamızla, insanı doğanın efendisi değil bir parçası olarak görüyoruz; ormanın, suyun, doğanın ticarileştirilmesine ve piyasalaştırılmasına karşı, büyük küresel enerji politikalarına karşı mücadele etmeyi temel bir ilke olarak benimsiyoruz. Mücadelemiz iktidarın ve kapitalist modernitenin doğayı, doğal varlıkları ve yaşamı metalaştırarak sömürmesine ve yaşam alanlarını yok etmesine karşı doğanın, insanın, hayvanların ve tüm canlıların yaşam hakkını korumayı esas alıyor.

Bizler özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızla, yaşam alanlarının ve doğal varlıkların korunması için halkın söz ve karar sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel halkı, yerel yönetimi hiçe sayan ve her şeyi Ankara’dan planlamaya çalışan, her şeyi merkezileştirmeye çalışan akıl bugün ülkenin dört bir yanının yanması ve yanan yangınların söndürülmemesi gerçeğiyle bizleri yüz yüze bırakıyor. Bu akla karşı da demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, doğayı esas alan, doğayı koruyan, yaşam hakkını her bir canlı için koruyan bir anlayışın hızlı bir şekilde yayılması gerekiyor.

Burada topluma büyük bir sorumluluk düşüyor. Toplum güç olursa ve örgütlenirse, yaşamını ve doğasını savunursa, bütün bu felaketlerin önüne geçecek en büyük hattı kurmuş olur. En büyük kurumsallaşmayı kurmuş olur. Sadece devletten bekleyen değil; örgütlenen, sesini duyuran, yaşamını ve doğasını koruyan bir mücadele hattını birlikte örgütlememiz gerekiyor.”

Soru / Cevap

TBMM’de kurulacak olan komisyon için partinizde üyelerin kesinleştiği belirtiliyor. Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek olduğu belirtiliyor. Bu isimler kesinleşti mi?

“Biz sürecin ‘Terörsüz Türkiye’ şeklinde isimlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayacaksak artık bu meseleyi terör ve güvenlikçi politikalar üzerinden ifadelendirmek yerine, barışı ve demokratik toplumu esas alan bir nitelendirme daha doğru olur. Komisyon üyelerimiz belirlendi. Biz bunu daha önce belirlemiştik, basına da yansıdı. Ben ve Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek arkadaşlarımızla bu komisyonda çalışacağız. Henüz resmi bildirimi yapmadık, bu hafta içinde yapacağız.”

CHP’nin komisyon aşamasında demokratikleşme talepleri var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“Bu konuda aynı bakış açısına sahibiz. Aslında son toplantıda hem biz hem CHP hem de genel olarak muhalefet bunu ifade ettik. Bu komisyonun teknik bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Sadece silah bırakma meselesine özgülenen bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Kürt sorununun kök nedenleri var. Bu kök nedenler konuşulmadan ve Türkiye demokratikleşmeden en nihayetinde Kürt sorunu da çözülemez. Onun için mutlaka bu komisyonun demokratikleşme perspektifini içermesi ve sorunları kalıcı bir şekilde çözecek yaklaşımla çalışması gerektiğini biz de CHP de ifade ettik. Muhalefetin genel demokrasi konusunda bir mutabakatı olduğunu ifade etmek isterim.”

Paylaşın

Krotonlu Alkmaion Kimdir? Öğretileri

MÖ 5. yüzyılda (yaklaşık MÖ 520 – 450) Güney İtalya’daki Kroton (bugünkü Crotone) kentinde yaşayan Alkmaion, Sokrates öncesi düşünürler arasında yer alır ve Pisagor’un öğrencisi olduğu kabul edilir.

Haber Merkezi / Alkmaion, felsefe, tıp ve biyoloji alanlarında öncü çalışmalarıyla tanınmaktadır; özellikle beynin düşünce ve algı merkezi olduğunu ilk kez öne sürmesiyle nörolojinin ve bilimsel psikolojinin temellerini atan isimlerden biri olarak görülmektedir. Platon’un diyaloglarında adı geçer ve Aristoteles’in eserlerinde fikirlerinden bahsedilir.

Alkmaion’un Öğretileri

Alkmaion’un öğretileri, hem felsefi hem de tıbbi gözlemlerine dayanır ve dönemin mitolojik açıklamalarına karşı rasyonel bir yaklaşımı benimser.

Beyin ve Duyu Merkezi: Alkmaion, düşüncenin, aklın ve ruhun merkezinin kalp değil beyin olduğunu savunan ilk düşünürlerden biridir. Bu, o dönemde yaygın olan “düşüncenin kalpte olduğu” inancına karşı devrimci bir görüştür.

Alkmaion, beynin duyu organlarıyla bağlantılı olduğunu ve duyuların beyne iletildiği kanallar aracılığıyla çalıştığını öne sürmüştür. Örneğin, gözün beyne optik sinirler yoluyla bağlı olduğunu belirtmiş, ancak optik siniri tam olarak tanımladığına dair iddialar doğru değildir (bu keşif Galen’e aittir).

Alkmaion, eğer bu bağlantılar kesilirse, duyuların işlevini yitireceğini söylemiştir. Örneğin, görme için gözdeki sıvının ve beyne ulaşan yolların önemini vurgulamıştır.

Duyu Organları ve Algı: Alkmaion, duyu organlarının (görme, işitme, tat, koku) işleyişini incelemiş ve bunların beyinle bağlantılı olduğunu savunmuştur.

Görme: Gözdeki sıvının görme sürecinde rol oynadığını belirtmiştir.
İşitme: Sesin, kulak içindeki boşluklarda rüzgarın çınlamasıyla oluştuğunu öne sürmüştür.
Tat: Dilin sıcaklık ve yumuşaklık özellikleriyle tatları algıladığını, besinleri “eriterek” iletim yaptığını söylemiştir.
Koku: Kokunun burun delikleri aracılığıyla beyne ulaştığını ifade etmiştir.

Sağlık ve Hastalık Teorisi: Alkmaion’a göre sağlık, vücuttaki zıt güçlerin (örneğin, sıcak-soğuk, yaş-kuru) dengede olmasıyla korunmuştur.

Hastalıkların nedenleri arasında aşırı veya az yeme, çevresel faktörler (suyun veya toprağın niteliği), aşırı çalışma veya dışsal travmalar (örneğin işkence) yer alır.

Alkmaion, hastalıkların genellikle kan, beyin veya ilikte ortaya çıktığını savunmuş, ancak dış faktörlerin de etkili olabileceğini belirtmiştir.

Sağlık, bu zıt niteliklerin dengeli bir karışımıyla sağlanır. Bu görüş, sonraki tıp teorilerine (örneğin, Hipokrat’ın humoral patoloji anlayışı) öncülük etmiştir.

Ruh ve Ölümsüzlük: Alkmaion, ruhun ölümsüz olduğunu ve gök cisimlerinin dairesel hareketine benzer bir şekilde sürekli devinim halinde olduğunu savunmuştur. Ona göre, dairesel hareket ölümsüzlüğü temsil eder, çünkü başlangıç ve son birleşir.

İnsanlar ölür, çünkü yaşamları dairesel değil, açık bir eğri şeklindedir ve başlangıç noktasına geri dönemezler. Buna karşılık, gök cisimleri ve ruhlar sonsuz bir döngüde hareket eder ve bu nedenle ölümsüzdür.

Alkmaion, ruhun yaşamın ilkesi olduğunu ve bedenin biyolojik işleyişinin temelinde yer aldığını belirtmiştir. Bu görüşüyle “bilimsel psikolojinin babası” olarak anılmaktadır.

Zıtlıklar (Çatışıklar) Felsefesi: Alkmaion, evrendeki düzenin zıtlıklardan oluştuğunu savunmuş ve bu zıtlıkların uyum içinde olduğunu belirtmiştir. Aristoteles’e göre, zıtlıklar konusunu sistematik olarak ele alan ilk filozoftur.

Örnek zıtlıklar: kadın – erkek, sağ – sol, sonlu-sonsuz, iyi – kötü, aydınlık – karanlık, çift – tek, birlik – çokluk, durgunluk – devinim, doğru – eğri, kare – eşitkenar.

Bu zıtlıklar, Pisagorcu sayılar ve uyum anlayışından etkilenmiştir ve evrendeki düzeni açıklamak için kullanılmıştır.

Bilimsel Yöntem ve Deney: Alkmaion, hayvanlar üzerinde diseksiyon yapan ilk kişi olarak bilinmektedir (MÖ 500’ler, Güney İtalya). Bu, biyolojik ve anatomik bilgiye ulaşmak için deneysel bir yaklaşımı benimseyen ilk örneklerden biridir.

Alkmaion, insan vücudunu ve kadavraları inceleyerek zekanın merkezinin beyin olduğunu ve yaşamın ruhla bağlantılı olduğunu savunmuştur. Bu, Alkmaion’unu tıp ve fizyolojide öncü yapar.

Bilginin Sınırları: Alkmaion, duyularla algılanamayan şeylerin insanlar tarafından bilinemeyeceğini, bunları ancak tanrıların bilebileceğini söylemiştir. Bu, epistemolojik bir sınır çizerek dogmatik bir duruş sergiler.
Bilginin kaynağını duyulara dayalı algıya bağlamış, ancak ruhun bu algıları biçimlendirmede rol oynadığını belirtmiştir.

Alkmaion’un Önemi

Tıp ve Nöroloji: Alkmaion, beyni düşünce ve algı merkezi olarak tanımlayarak nörolojinin temellerini atmış ve “bilimsel psikolojinin babası” olarak anılmıştır. Hastalıkların doğal nedenlerle ortaya çıktığını savunarak tıbbın mitolojik açıklamalardan uzaklaşmasına katkıda bulunmuştur.

Pisagorculuk: Pisagor’un öğrencisi olarak, onun sayı ve uyum felsefesini tıbba ve biyolojiye uygulamış, zıtlıklar teorisiyle evrendeki düzeni açıklamıştır.

Bilimsel Yöntem: Diseksiyon ve gözlem yoluyla bilgi üretmesi, bilimsel düşüncenin erken örneklerinden biridir.

Felsefi Etki: Zıtlıklar felsefesi ve ruhun ölümsüzlüğü gibi fikirleri, Platon, Aristoteles ve sonraki düşünürleri etkilemiştir.

Lokman Hekim İddiası: Bazı tezler, Alkmaion’un Kur’an’da adı geçen bilge Lokman Hekim olabileceğini öne sürmektedir, ancak bu tartışmalı bir hipotezdir.

Paylaşın

Erişim Belirteci Nedir Ve Neden Önemlidir?

Erişim belirteçleri, nesne yönelimli programlama alanında, özellikle kodunuzun güvenliğini, bütünlüğünü ve modülerliğini sağlamada önemli bir rol oynar. Tasarım gereği, bu belirteçler, sınıf üyelerinin (örneğin değişkenler, yöntemler ve iç içe geçmiş sınıflar) kodunuzun diğer alanlarına görünürlüğünü ve erişilebilirliğini kontrol etmek için vardır.

Haber Merkezi / Erişim belirteçlerinin amacı, iyi tanımlanmış sınırlar oluşturmak ve programınızın kritik dahili bileşenlerine yetkisiz erişimi veya istenmeyen değişiklikleri önlemektir. Erişim belirteçlerini kullanarak geliştiriciler, kodu korumak, doğru çalışmasını garanti altına almak ve sınıflar arasında daha düşük bağlantı sağlamak için kapsülleme ilkelerini izleyebilirler.

Erişim belirteçlerinin kullanımı, geliştiricilere programın farklı bölümlerinin sınıf üyeleriyle nasıl etkileşim kurabileceğini tam olarak belirleme gücü verir. Örneğin, genel belirteçler sınırsız erişime izin verirken, özel belirteçler erişimi yalnızca aynı sınıfa kısıtlar ve korumalı belirteçler, genellikle kalıtım amacıyla, erişimi türetilmiş sınıflara genişletir.

Bazı diller, sırasıyla aynı derleme veya paket içinde erişime izin veren dahili (C#) veya pakete özel (Java) gibi ek erişim denetimleri de sunabilir. Erişim belirteçleri için bu farklı seçeneklerin kullanılması, geliştiricilerin düzenli ve güvenli bir kod tabanı sürdürmesini sağlayarak hata ayıklama sürecini kolaylaştırır ve yeniden kullanılabilirliği artırır.

Erişim belirteçlerini kullanmak için en iyi uygulamalar

Erişim belirteçleriyle çalışırken, kod kalitesini, sürdürülebilirliğini ve güvenliğini sağlamak için belirli en iyi uygulamaları takip etmek önemlidir. İşte dikkate almanız gereken bazı yönergeler:

En az ayrıcalık ilkesini kullanın: Her zaman mümkün olan en kısıtlayıcı erişim düzeyini kullanın. Özel erişimle başlayın ve erişilebilirliği yalnızca gerekliyse artırın.

Verileri kapsülleyin: Örnek değişkenleri gizli hale getirin ve gerekirse herkese açık getter ve setter yöntemleri sağlayın. Bu, verilere nasıl erişileceğini ve değiştirileceğini kontrol etmenizi sağlar.

Net arayüzler tasarlayın: Sınıfınız için net ve kararlı bir arayüz tanımlamak üzere genel yöntemleri kullanın. Bu, kodunuz geliştikçe geriye dönük uyumluluğun korunmasına yardımcı olur.

Genel alanlardan kaçının: Genel alanlar kapsüllemeyi ihlal eder ve kodun diğer bölümlerini etkilemeden daha sonra uygulamanızı değiştirmenizi zorlaştırır.

Protected sınıfını dikkatli kullanın: Sadece net bir kalıtım stratejiniz varsa protected sınıfını kullanın. Protected sınıfının aşırı kullanımı, temel ve türetilmiş sınıflar arasında sıkı bir bağlantıya yol açabilir.

Kararlarınızı belgelendirin: Bir şeyi özel olmaktan çıkarıp daha erişilebilir hale getirmeyi seçtiğinizde, gerekçelerinizi belgelendirin. Bu, diğer geliştiricilerin tasarım tercihlerinizi anlamasına yardımcı olur.

Paket-özel erişimi göz önünde bulundurun: Bunu destekleyen dillerde (Java gibi), yalnızca belirli bir paket içinde kullanılması gereken sınıflar ve üyeler için paket-özel erişimi kullanın.

Doğrulama için araçlar kullanın: Gereksiz yere genel üyeler gibi erişim belirleyicileriyle ilgili olası sorunları belirlemeye yardımcı olabilecek statik kod analiz araçlarını kullanın.

Erişim belirteçleri hakkında sıkça sorulan sorular:

Erişim belirteçlerinin farklı türleri nelerdir?

Çoğu programlama dilinde genellikle dört tür erişim belirteci bulunur:

Genel: Genel olarak ilan edilen üyelere programın herhangi bir bölümünden erişilebilir.
Özel: Özel olarak beyan edilen üyelere yalnızca aynı sınıf içinde erişilebilir
Korunmuş: Korunmuş olarak beyan edilen üyelere aynı sınıf ve türetilmiş sınıflar içinde erişilebilir
Varsayılan (anahtar sözcük yok): Erişim belirteci olmayan üyelere aynı paket (veya ad alanı) içinde erişilebilir

Erişim belirteçleri neden önemlidir?

Erişim belirteçleri, kodu yapılandırmak, kapsüllemeyi kontrol etmek ve uygun veri gizlemeyi sağlamak için gereklidir. Geliştiricilerin, bir sınıfın arayüzünü tanımlayarak ve kodun hangi bölümlerinin belirli bir sınıf üyesiyle etkileşime girebileceğini belirterek güvenli, sürdürülebilir ve modüler kod oluşturmalarına olanak tanırlar.

C++’da erişim belirteçleri nasıl çalışır?

C++’ta erişim belirteçleri ‘public’, ‘private’ ve ‘protected’ anahtar sözcükleri kullanılarak belirtilir. Varsayılan olarak, bir C++ sınıfındaki tüm üyeler private’dır. İşte örnek bir kod parçası:

class MyClass  {
public:
int publicVar;

protected:
int protectedVar;

private:
int privateVar;
};

Java’da erişim belirteçleri nasıl çalışır?

Java’da erişim belirteçleri, varsayılan paket düzeyindeki erişim için ‘public’, ‘private’, ‘protected’ anahtar sözcükleri ve ‘no’ anahtar sözcüğü kullanılarak tanımlanır. Varsayılan olarak, bir Java sınıfındaki tüm üyeler paket düzeyinde erişime sahiptir. İşte örnek bir kod parçası:

public class MyClass  {
public int publicVar;
protected int protectedVar;
private int privateVar;
int defaultVar;
}

Paylaşın

Timeos Kimdir? Teorileri

Timaeus (Timeos), Antik Yunan felsefesinde özellikle Platon’un Timaeus diyaloğunda önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. Ancak, Timaeus’un gerçek bir tarihi kişi olup olmadığı ya da Platon’un kurgusal bir karakter olarak mı kullandığı tartışmalıdır.

Haber Merkezi / Platon’un diyalogunda Timaeus, Güney İtalya’daki Locri (Locris) kentinden Pisagorcu bir filozof ve astronom olarak tanıtılır.

Timaeus, diyalogda evrenin oluşumu, yapısı ve doğası hakkında ayrıntılı bir kozmolojik ve metafizik açıklama sunmaktadır. Bu nedenle, Timaeus’un öğretileri, esasen Platon’un Timaeus diyaloğunda ortaya koyduğu fikirlerle ilişkilendirilmiştir.

Tarihi gerçeklik: Timaeus’un tarihsel bir figür olup olmadığı net değildir. Bazı tarihçiler, onun Locri’den bir Pisagorcu olduğunu ve MÖ 5. yüzyılda yaşadığını öne sürer, ancak bağımsız bir kaynak yoktur. Büyük olasılıkla Platon, Timaeus’u kendi kozmolojik ve felsefi görüşlerini aktarmak için kurgusal veya yarı-kurgusal bir karakter olarak kullanmıştır.

Platon’un diyaloğundaki rolü: Timaeus diyaloğunda Timaeus, Sokrates, Critias ve Hermocrates ile birlikte bir tartışmaya katılmaktadır. Diyalog, evrenin kökeni, yapısı ve insanın evrendeki yerini açıklamaya odaklanır. Timaeus, bu tartışmada ana konuşmacıdır ve evrenin yaratılışını detaylı bir şekilde anlatır.

Timaeus’un Öğretileri

Timaeus’un öğretileri, Platon’un Timaeus diyaloğunda ifade edilen kozmolojik, metafizik ve bilimsel görüşlerdir. Bu öğretiler, Pisagorculuk, Elea Okulu ve diğer Presokratik filozofların fikirlerinden etkilenmiştir.

Evrenin Yaratılışı ve Demiurgos: Timaeus’a göre evren, bir Demiurgos (usta ya da yaratıcı) tarafından kaostan düzene getirilmiştir. Demiurgos, iyi olan bir ilahi akıldır ve evreni mükemmel bir model olan İdealar Dünyası’nı esas alarak yaratmıştır.

Evren, biricik, canlı, küre şeklinde ve mükemmel bir bütündür. Küre şekli, Pisagorcuların da savunduğu gibi, en mükemmel geometrik formdur.

Evrenin Yapısı: Timaeus’a göre evren, dört temel elementten (ateş, hava, su, toprak) oluşur. Bu elementler, geometrik şekillerle (Platonik katılar) ilişkilendirilir:

Ateş: Tetraedron (dört yüzlü)
Hava: Oktaedron (sekiz yüzlü)
Su: İkosaedron (yirmi yüzlü)
Toprak: Küp (altı yüzlü)

Beşinci bir şekil olan dodekaedron (on iki yüzlü) ise evrenin bütünüyle ilişkilidir.

Bu elementler, birbirine dönüşebilir ve evrendeki her şey bu temel yapı taşlarından oluşur.

Evrenin Ruhu: Timaeus, evrenin bir “dünya ruhu” (anima mundi) tarafından canlandırıldığını savunmuştur. Bu ruh, evrenin düzenini ve hareketini sağlamıştır. Dünya ruhu, matematiksel oranlarla uyumlu bir şekilde yaratılmıştır ve akıl ile duyuların birleşiminden oluşmuştur.

Zaman ve Gökyüzü: Timaeus’a göre zaman, evrenin yaratılışıyla birlikte ortaya çıkmıştır ve “ebediliğin hareketli bir yansıması” olarak tanımlanmıştır. Gökyüzündeki yıldızlar ve gezegenler, zamanı ölçmek için düzenli hareketleriyle bir tür ilahi saat işlevi görür.

Timaeus, gök cisimlerinin ilahi varlıklar olduğunu ve düzenli hareketlerinin evrenin akılcı düzenini yansıttığını belirtmiştir.

İnsanın Yaratılışı: Timaeus, insanların, Demiurgos tarafından değil, onun yarattığı daha alt düzey tanrılar tarafından oluşturulduğunu öne sürmüştür. İnsan ruhu ilahi bir kaynaktan gelir, ancak bedeni maddi elementlerden oluşur.

İnsan bedeni, evrenin bir mikrokozmosu olarak görülür; yani insan, evrenin küçük bir modelidir. Örneğin, insan ruhu evrenin ruhuna benzer bir düzen taşır.

Doğa ve Bilimsel Açıklamalar: Timaeus, doğa olaylarını (örneğin, hastalıklar, algı, solunum) elementlerin etkileşimleriyle açıklamıştır. Duyular, bedenin elementlerle etkileşime girmesiyle oluşur.

Evrendeki her şey, matematiksel ve geometrik bir düzene dayanır; bu, Pisagorcu etkilerin bir yansımasıdır.

Epistemoloji ve Gerçeklik: Timaeus, duyularla algılanan dünyanın geçici ve kusurlu olduğunu, asıl gerçekliğin İdealar Dünyası’nda bulunduğunu savunmuştur (Platon’un idealizmine uygun olarak). Ancak, duyularla algılanan dünya, İdealar Dünyası’nın bir kopyasıdır ve bu nedenle anlaşılabilir.

Timaeus’un önemi

Platon’un Kozmolojisi: Timaeus diyaloğu, Platon’un evren ve doğa anlayışını sistematik bir şekilde sunduğu en önemli eseridir. Timaeus’un öğretileri, Platon’un idealizmine, Pisagorculuk’tan aldığı matematiksel düzene ve Presokratik filozofların kozmolojik fikirlerine dayanmaktadır.

Batı Düşüncesine Etkisi: Timaeus, Orta Çağ’da Hıristiyan teolojisi, özellikle evrenin yaratılışı ve düzeni üzerine fikirleriyle büyük etki yapmıştır. Aristoteles, Plotinus ve daha sonra Rönesans düşünürleri üzerinde de etkili olmuştur.

Bilimsel Düşünceye Katkı: Timaeus’un evreni matematiksel ve geometrik bir düzenle açıklama çabası, bilimsel düşüncenin erken bir örneğidir. Elementlerin geometrik şekillerle ilişkilendirilmesi, modern kimya ve fizikteki atom teorisinin habercisi olarak görülebilir.

Metafizik ve Teoloji: Demiurgos ve dünya ruhu kavramları, felsefede ilahi bir düzenleyici ilkenin tartışılmasında önemli bir yer tutmaktadır.

Paylaşın

Erişim Portu Nedir Ve Nasıl Yapılandırılır?

Ağ iletişimi bağlamında erişim portu, bilgisayarlar, yazıcılar veya telefonlar gibi son kullanıcı cihazlarını bir ağa bağlamak üzere yapılandırılmış bir anahtar üzerindeki portu ifade eder.

Haber Merkezi / Bu portlar belirli bir VLAN’a (Sanal Yerel Alan Ağı) atanır ve herhangi bir etiket bilgisi olmadan, yerel VLAN kimliğini kullanarak veri iletir. Erişim portları, esasen cihazların ağ kaynaklarına erişmesini ve aralarındaki iletişimi kolaylaştırmasını sağlar.

Erişim portları, modern ağ sistemlerinde önemli bir bileşen olup, bir ağa bağlı çeşitli cihazlar arasında iletişimi ve veri aktarımını kolaylaştırır.

Bu portlar, veri alışverişi için güvenli ve verimli bir ortam sağlamada önemli bir rol oynar ve yerel alan ağları (LAN) içindeki bilgisayarlar, anahtarlar, yazıcılar ve sunucular gibi cihazları bağlamak için kullanılır. Erişim portları, Ethernet ve VLAN’lar (Sanal Yerel Alan Ağları) gibi ağ protokolleriyle birlikte çalışarak kesintisiz veri iletimi sağlarken, aynı zamanda ağa yetkisiz erişimi engelleyen belirli güvenlik önlemleri ve yapılandırmaları da uygular.

Bir erişim noktasının temel amacı, bir cihaz için belirli bir VLAN veya ağ segmentine özel, özel bir bağlantı kurmaktır. Ağ yöneticileri, VLAN’ları belirli erişim noktalarına atayarak trafiği sınırlayabilir ve ağ kaynaklarını ayırarak güvenliği ve performansı etkili bir şekilde artırabilirler.

Ek olarak, erişim noktaları, Hizmet Kalitesi (QoS) ayarlarını uygulayacak, belirli veri trafiği türlerine öncelik verecek ve optimum ağ kaynağı tahsisi sağlayacak şekilde yapılandırılabilir.

Genel ağ altyapısının önemli bir bileşeni olan erişim noktaları, kuruluşlar içinde sorunsuz ve verimli bir iletişim akışının sürdürülmesine yardımcı olarak hem bireylerin hem de cihazların güvenilir bir şekilde bilgi alışverişinde bulunmasını, kritik uygulamalara erişmesini ve iş birliği içinde çalışmasını sağlar.

Erişim portu hakkında sıkça sorulan sorular:

Erişim portunu nasıl yapılandırabilirim?

Bir erişim portunu yapılandırmak için, anahtar veya yönlendirici gibi bir ağ cihazının komut satırı arayüzüne (CLI) erişmeniz gerekir. Belirli komutlar cihaza ve işletim sistemine göre değişir. Genellikle, arayüz yapılandırma moduna girmeniz, anahtar portu modunu erişim olarak ayarlamanız ve ardından erişim portuna bir VLAN atamanız gerekir. Yapılandırma değişiklikleri tamamlandıktan sonra kaydetmeyi unutmayın

Erişim portu ile gövde portu arasındaki fark nedir?

Bir erişim portu yalnızca bir VLAN’a ait olup trafiği taşırken, bir gövde portu aynı anda birden fazla VLAN için trafik taşıyabilir. Erişim portları, bilgisayarlar ve yazıcılar gibi son kullanıcı cihazlarını ağa bağlamak için kullanılır. Buna karşılık, gövde portları, anahtarlar ve yönlendiriciler gibi ağ cihazlarını bağlamak için kullanılır ve bu cihazların aralarında birden fazla VLAN için trafik geçirmelerine olanak tanır.

Bir switch veya router’da erişim portunu nasıl belirlerim?

Bir anahtar veya yönlendiricide bir erişim portunu tanımlamak için, komut satırı arayüzünü (CLI) kullanarak mevcut yapılandırma ayarlarını inceleyebilirsiniz. Cihaza ve işletim sistemine bağlı olarak, belirli komutlar değişiklik gösterebilir.

Genellikle, yapılandırılmış arayüzlerin anahtar portu modu ve VLAN atamaları da dahil olmak üzere ayrıntılarını görüntülemek ve bir erişim portu olup olmadığını belirlemek için “show interfaces” veya “show running-config” komutlarını kullanabilirsiniz.

Bir erişim portu birden fazla VLAN’ın parçası olabilir mi?

Hayır, bir erişim portu aynı anda yalnızca bir VLAN’ın parçası olabilir. Atandığı tek bir yerel VLAN’ın trafiğini taşır. Birden fazla VLAN’ın trafiğini yönetecek bir porta ihtiyacınız varsa, onu gövde portu olarak yapılandırmalısınız.

Paylaşın