NATO’dan Ukrayna’nın İşgal Altındaki Toprakları İçin “Baltık Modeli” Önerisi

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Donald Trump – Vladimir Putin görüşmesi öncesi, Ukrayna’nın işgal altındaki toprakları için “Baltık modeli”nin uygulanması önerisinde bulundu.

NATO Genel Sekreteri Rutte ayrıca görüşmelerde Ukrayna’nın da masada olması gerektiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 15 Ağustos Cuma günü, ABD’nin Rusya’ya komşu eyaleti Alaska’da bir araya gelmeleri bekleniyor.

Putin’in 2015’ten bu yana ilk kez ABD toprağına ayak basacağı görüşmeden beklentilere dair Amerikan ABC News kanalına mülakat veren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu toplantının savaşı bitirmek konusunda Putin’in ciddi olup olmadığını test etme imkânı verdiğini söyledi.

Rutte, olası bir anlaşmanın Ukrayna’nın askeri kapasitesine yönelik sınırlamalar veya NATO’nun Letonya, Estonya ve Finlandiya gibi ülkelerdeki varlığına dair kısıtlama içermemesi gerektiğini vurguladı.

“Şu anda Rusya’nın Ukrayna topraklarının bir kısmını kontrol ettiğini kabul etmemiz gerekiyor” diyen Rutte, işgalin fiili olarak kabul edilebileceğini ancak resmen tanınmaması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:

“Mesele gelecekteki bir anlaşmada Rusya’nın fiilen Ukrayna topraklarının bir kısmını kontrol ettiğinin kabul edilmesi olduğunda, bunun siyasi ve hukuki bir tanıma değil, fiili bir tanıma olması gerekir.”

Rutte, bu noktada Sovyetlerin Baltık ülkelerini işgalini hatırlatarak “Hepimiz hatırlıyoruz ki; Litvanya, Estonya ve Letonya’nın 1940 ile 1991 yılları arasında Washington’da büyükelçilikleri vardı; (ABD) Sovyetler Birliği’nin o toprakları kontrol ettiğini kabul ediyordu ancak bunu hukuken asla onaylamamıştı” dedi.

Rutte ayrıca Alaska’daki görüşmelerde Ukrayna’nın da masada olması gerektiğini belirtti. Kiev ve Avrupa başkentlerinde Trump’ın, Ukrayna olmadan Rusya ile bir anlaşmaya varmasından endişe ediliyor.

Trump geçen hafta yaptığı açıklamada, bir anlaşmanın “her iki tarafın (Rusya ve Ukrayna) da yararına olacak şekilde bazı toprak takaslarını içereceğini” söylemişti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise ülkesinin bulunmadığı bir masada alınacak kararın “ölü doğmuş” ve “uygulanamaz” olacağını belirtiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Cilt Bakımında Dimetikon: Ne İçin Kullanılır?

Cilt için pazarlanan ürünler genellikle silikon içerir. Ancak, silikonlar hakkında çok fazla yanlış bilgi mevcut olduğundan, bazıları bu tür içerikler içeren ürünleri kullanmaktan kaçınmaktadır.

Haber Merkezi / Ancak silikonlar aslında farklı amaçlar için kullanılan, bazıları hassas ciltlere fayda sağlayabilen, çeşitli içeriklerden oluşan geniş bir kategoridir.

Dimetikon da, cilt bakım ürünlerinde yaygın olarak kullanılan bir silikon türevidir ve şu amaçlarla tercih edilir:

Nem Bariyeri Oluşturma: Cilt üzerinde ince bir koruyucu tabaka oluşturarak nem kaybını önler ve cildi nemli tutar. Bu, özellikle kuru veya hassas ciltler için faydalıdır.

Pürüzsüzlük ve Yumuşaklık: Cilt yüzeyini pürüzsüzleştirir, ipeksi bir his sağlar ve ürünlerin daha kolay uygulanmasını destekler. Bu nedenle fondöten, nemlendirici ve primerlerde sıkça bulunur.

Koruyucu Etki: Dış etkenlere (rüzgar, soğuk hava, tahriş edici maddeler) karşı cildi korur ve tahrişi azaltabilir.

Gözenek Görünümünü Azaltma: Gözenekleri doldurarak daha düzgün bir cilt görünümü sağlar, bu da makyaj ürünlerinde popüler olmasını sağlar.

Hafif ve Komedojenik Olmaması: Genellikle gözenekleri tıkamaz, bu nedenle yağlı cilt tipleri için de uygun olabilir.

Dimetikon, neredeyse her türlü cilt tipine sahip olan kişiler, hatta aşırı hassas cilde sahip olanlar bile, bu bileşeni içeren ürünlerden faydalanabilir.

Kuru cilde sahip kişiler, cildin nemli ve sağlıklı kalmasını sağlamak için nemi hapsetmeye yardımcı olmak amacıyla dimetikon bazlı ürünler kullanabilirler.

Yağlı cilde sahip kişiler, hem yağlı ciltlerini matlaştırmak hem de yağ bazlı ürünler kullanmadan cildin nemli kalmasını sağlamak için dimetikon bazlı ürünleri kullanabilirler.

Yaşlanan ciltler dimetikonun bulanıklaştırıcı ve dolgunlaştırıcı etkilerinden faydalanabilirler.

Sivilceye meyilli ciltler bile gözeneklerinin tıkanması endişesi duymadan dimetikonu kullanabilirler, çünkü bu silikon komedojenik değildir.

Paylaşın

Sodyum Hyaluronat: Cilt Bakımında Faydaları

Işıltılı ve genç bir cilt arayışında olan güzellik tutkunları, cilt bakım rutinlerinde yenilikçi içeriklerin arayışındadır. En çok tercih edilenler arasında, nemlendirici ve yaşlanma karşıtı özellikleriyle bilinen Sodyum Hyaluronat yer almaktadır.

Haber Merkezi / Sodyum hyaluronat,  hyalüronik asidin tuz formudur. Ciltte doğal olarak bulunan hyalüronik asidin daha küçük moleküler yapılı bir versiyonu olarak, cilde daha kolay nüfuz eder ve etkili sonuçlar sağlar.

İşte sodyum hyaluronatın cilt bakımındaki başlıca faydaları:

Yoğun Nemlendirme: Sodyum hyaluronat, kendi ağırlığının 1000 katına kadar su tutma kapasitesine sahiptir. Bu, cildi derinlemesine nemlendirir, kuruluğu önler ve cilt bariyerini güçlendirir.

Cilt Elastikiyetini Artırma: Nemlendirici etkisi sayesinde cilt daha dolgun ve esnek görünür. İnce çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltmaya yardımcı olur.

Cilt Dokusunu Pürüzsüzleştirme: Cilde yumuşaklık ve pürüzsüzlük kazandırır. Düzenli kullanımda cilt tonu daha eşit ve sağlıklı bir görünüm alır.

Hassas Ciltler için Uygunluk: Genellikle ciltte tahrişe neden olmayan nazik bir bileşen olduğu için hassas cilt tipleri dahil çoğu cilt tipinde güvenle kullanılabilir.

Anti-Aging Etki: Nem kaybını önleyerek ve cildi dolgunlaştırarak yaşlanma belirtilerini hafifletir. Kolajen üretimini dolaylı yoldan destekleyerek cildin sıkılığını artırabilir.

Cilt Bariyerini Güçlendirme: Nemlendirici etkisiyle cilt bariyerini destekler, çevresel faktörlere (kirlilik, UV ışınları) karşı koruma sağlar.

Hızlı Emilim: Düşük moleküler ağırlığı sayesinde cilde hızla nüfuz eder, bu da özellikle serum ve nemlendirici ürünlerde etkisini artırır.

Sonuç olarak; Sodyum hyaluronat, cilt bakımında nemlendirme ve yaşlanma karşıtı etkileriyle öne çıkan güvenli ve etkili bir bileşendir. Düzenli kullanımda cildin daha sağlıklı, nemli ve genç görünmesine katkıda bulunur. Daha fazla bilgi için dermatoloğa danışabilirsiniz.

Paylaşın

OECD Raporu: Türkiye, Eğitim Yatırımlarında Sonuncu

Türkiye, OECD’ye üye ülkeler arasında ilkokul düzeyinde öğrenci başına en az harcama yapan ülkeler arasında yer aldı. 2021 verilerine göre Türkiye’de öğrenci başına yapılan harcama 4 bin 38 dolar seviyesinde bulunuyor.

Türkiye’den yurtdışına yönelen nitelikli insan gücünün ardındaki nedenlerden biri, OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) son raporunda açıkça görülüyor.

Karar’dan Büşra Akdaş’ın haberine göre; OECD’nin 2024 “Education at a Glance” raporuna göre Türkiye, üye ülkeler arasında ilkokul düzeyinde öğrenci başına en az harcama yapan ülkeler arasında yer aldı.

2021 verilerine göre Türkiye’de öğrenci başına yapılan harcama 4.038 ABD doları seviyesinde bulunuyor. Bu rakam, OECD ortalaması olan 11.902 doların oldukça altında.

Listenin en üstünde yer alan Lüksemburg’da öğrenci başına harcama 25.584 dolar ile Türkiye’nin yaklaşık altı katı seviyesinde. Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Meksika ile birlikte listenin son sıralarında yer alıyor.

Uzmanlar, asıl “beka” meselesinin beşeri sermayenin güçlendirilmesi olduğunu belirtiyor. Nitelikli mezunların yurtdışına yönelmesi ise Türkiye’nin eğitimden elde ettiği potansiyel faydayı azaltan faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

OECD verileri, ülkeler arasında öğrenci başına harcama miktarının ciddi şekilde değiştiğini ortaya koyuyor. Norveç, İzlanda, Danimarka ve ABD gibi ülkeler listenin üst sıralarında yer alırken, Latin Amerika ve Doğu Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmı listenin alt sıralarında bulunuyor.

Paylaşın

Kadınlar, Erkeklerden Neden Daha Fazla Uyurlar?

Uzmanlara göre; sağlıklı yetişkinlerin günde 7 – 9 saat uykuya ihtiyacı vardır. Ancak araştırmalar, kadınların genellikle erkeklerden biraz daha fazla uyuduğunu göstermektedir.

Haber Merkezi / Kadınlar sadece istedikleri veya alışkanlıkları nedeniyle daha fazla uyumazlar. Uykudaki fark, fizyolojik özelliklerden ve yaşam tarzı faktörlerinden kaynaklanmaktadır.

Kadınların erkeklerden daha fazla uyumasının birkaç nedeni vardır:

Hormonal etki: Kadınların durumu, uyku ihtiyacını belirleyen hormonlardan etkilenir. Bu hormonlar, vücudun sirkadiyen ritmini, yani “biyolojik saati”ni etkileyerek uyku süresini belirlerler.

Sağlık sorunları: Kadınlarda uykusuzluk, huzursuz bacak sendromu ve kalitesiz uyku görülme olasılığı erkeklere göre daha yüksektir ve bu da kronik yorgunluğa yol açar. Bunun olası nedenleri arasında cinsiyetler arasındaki ruh sağlığı farklılıkları yer almaktadır.

Kadınlar ayrıca depresyon, anksiyete ve çeşitli ruhsal hastalıklara daha yatkındır ve bu da soruna katkıda bulunabilir.

Aşırı iş yükü: 2021 tarihli bir araştırma, ücretsiz işlerin yüzde 75’inin kadınlar tarafından yapıldığını ortaya koydu. Bu, ev işlerine, aileye ve sevdiklerinin tıbbi ihtiyaçlarına bakmayı içerir. Bu tür iş yükü genellikle strese ve kronik uyku eksikliğine yol açarak dinlenme ihtiyacını artırır.

Yeterli uyku almak neden önemlidir?

Uyku, sağlığın ve vücudun düzgün işleyişinin korunması için olmazsa olmazdır. Dikkat ve hafızayı geliştirir, stresi yönetmeye yardımcı olur, sağlıklı vücut ağırlığını korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Kişi uyuduğunda kalp daha az aktif çalışır, bu da kan basıncını ve kalp atış hızını düşürür. Uyku eksikliği hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, felç ve obezite riskini artırır.

Ayrıca uyku, hormon üretimini düzenler. Bu hormonlar insan büyümesini, cinsel olgunlaşmayı ve metabolizmayı etkiler. Çok kısa veya hafif uyku, iştahı ve ruh halini etkileyen maddelerin dengesini bozabilir.

Paylaşın

Balıkesir’de 6,1 Büyüklüğünde Deprem

Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde saat 19.53’te 6,1 büyüklüğünde deprem meydana geldiği duyuruldu. Sındırgı Belediye Başkanı Serkan Sak, 10’dan fazla binanın yıkıldığı bilgisini aldıklarını söyledi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya depremle ilgili, “AFAD ve ilgili kurumlarımızın tüm ekipleri derhal saha taramalarına başlamıştır. An itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır. An be an takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde şiddetli bir deprem meydana geldi. Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi (EMSC) 6.0, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ise 6.1 olarak bildirdi.

Sındırgı Belediye Başkanı Serkan Sak, 10’dan fazla binanın yıkıldığı bilgisini aldıklarını aktardı. Sak, çöken bir binada bulunduğu tespit edilen altı kişiden dördünün kurtarıldığını, ikisinin de kurtarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya depremle ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Yerlikaya “Balıkesir Sındırgı’da 6.1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. İstanbul ve çevre illerden de hissedilen depremle ilgili olarak, AFAD ve ilgili kurumlarımızın tüm ekipleri derhal saha taramalarına başlamıştır. An itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır. An be an takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye, sismik aktivitenin çok yoğun olduğu bir ülke. Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayında her yıl sık sık depremler meydana geliyor. Bunların son dönemde en yıkıcı örneği, 6 Şubat 2023 depremleri oldu.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde, aynı gün içinde önce 7.8 sonra 7.5 şiddetinde gerçekleşen depremler, resmi rakamlara göre 58.537 kişinin ölümüne sebep oldu.

Paylaşın

Fahrenheit 451: Umut Ve Direniş

Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 adlı eseri, distopik edebiyatın klasiklerinden biridir ve bilgi, bireysellik ve otorite arasındaki çatışmayı güçlü bir şekilde ele alır.

Haber Merkezi / 1953’te yayımlanan roman, kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin kitapları yakmakla görevli olduğu bir gelecek toplumunu tasvir eder. Eser, sansür, bilgi kontrolü ve bireysel özgürlük temalarını işleyerek modern toplumlara dair derin bir eleştiri sunar.

Fahrenheit 451, adını kağıdın tutuşma sıcaklığından alır (451 Fahrenheit, yaklaşık 233 santigrat derece). Hikaye, itfaiyeci Guy Montag’ın hayatını merkeze alır.

Montag, başlangıçta işine sadık bir devlet görevlisiyken, Clarisse adında genç bir kadınla tanıştıktan sonra hayatı ve toplumun dayattığı değerler üzerine sorgulamaya başlar. Kitaplar, düşünceyi ve bireyselliği temsil ederken, devlet ise kitleleri eğlenceyle uyutarak kontrolü elinde tutar.

Sansür ve Bilgi Kontrolü: Toplumda kitaplar yasaklanmış, bireylerin eleştirel düşünmesi engellenmiştir. Televizyon ve eğlence, insanları pasifize ederek otoritenin gücünü pekiştirir.

Bireysellik ve Özgürlük: Montag’ın içsel yolculuğu, bireyin kendi kimliğini ve özgürlüğünü keşfetme çabasını yansıtır.

Teknolojinin Yıkıcı Etkisi: Roman, teknolojinin insan ilişkilerini ve düşünceyi nasıl yozlaştırabileceğini eleştirir. “Duvar ekranları” ve “kulaklıklar” gibi unsurlar, günümüzün medya bağımlılığına dair erken bir uyarıdır.

Bilginin Değeri: Kitaplar, insanlığın hafızası ve bilgeliği olarak görülür. Onların yok edilmesi, insanlığın ruhunun yok edilmesi anlamına gelir.

Guy Montag: Romanın ana karakteri, başlangıçta sisteme uyumlu bir itfaiyeci. Ancak Clarisse’le tanıştıktan sonra kendi varoluşunu ve işini sorgular.

Clarisse McClellan: Özgür ruhlu, meraklı bir genç kız. Montag’ın uyanışını tetikleyen kişi.

Captain Beatty: Montag’ın amiri, sistemin sadık bir savunucusu. Bilgili ancak çelişkili bir karakter; kitapları yakan biri olmasına rağmen onların içeriğini bilir.

Mildred Montag: Montag’ın eşi, toplumun uyuşmuş bir temsilcisi. Medyaya ve yüzeysel eğlenceye bağımlıdır.

Faber: Eski bir edebiyat profesörü, Montag’a rehberlik eden bilge bir figür.

Bradbury’nin dili, şiirsel ve imgelerle doludur. Roman, kısa ama çarpıcı sahnelerle ilerler ve okuyucuyu hem duygusal hem de entelektüel düzeyde etkiler.

Yazar, metaforlar ve sembolizm aracılığıyla (örneğin, ateşin hem yıkıcı hem de arındırıcı doğası) temalarını güçlendirir. Anlatım, Montag’ın içsel çatışmalarını ve toplumun soğukluğunu ustalıkla yansıtır.

Romanın Güçlü ve Zayıf Yönleri:

Zamansız Eleştiri: Roman, 1950’lerde yazılmış olsa da sansür, medya bağımlılığı ve bireysel özgürlüklerin kaybı gibi temalar günümüzde de geçerliliğini korur.

Karakter Gelişimi: Montag’ın dönüşümü, okuyucunun empati kurabileceği inandırıcı bir yolculuktur.

Edebi Zenginlik: Bradbury’nin dili, hem akıcı hem de derin bir okuma deneyimi sunar.

Bazı Karakterlerin Yüzeyselliği: Mildred gibi yan karakterler, toplumun bir yansıması olarak etkili olsa da derinlikten yoksun kalabilir.

Hızlı Tempo: Romanın kısa yapısı, bazı temaların ve yan hikayelerin yeterince işlenememesine neden olabilir.

Fahrenheit 451, Soğuk Savaş dönemi korkuları, McCarthyizm ve sansür tartışmaları bağlamında yazılmıştır. Bradbury, Nazi kitap yakma olaylarından ve Stalinist baskılardan esinlenerek, totaliter rejimlerin bilgi üzerindeki kontrolünü eleştirir. Aynı zamanda, televizyonun yükselişi ve popüler kültürün bireyler üzerindeki etkisi de romana yansır.

Roman, dijital çağda daha da anlam kazanır. Sosyal medya, algoritmalar ve bilgi manipülasyonu, Bradbury’nin öngördüğü “eğlenceyle uyutma” stratejisinin modern bir yansımasıdır. Ayrıca, cancel culture ve bilgi sansürü tartışmaları, eserin eleştirdiği temaları güncel tutar.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 2,4 Trilyon Liraya Yükseldi

1 Ağustos 2025 itibarıyla vatandaşların bireysel kredi kartı borçları 58 milyar 970 milyon dolara yükseldi. Borcun güncel kur ile karşılığı 2 trilyon 394 milyar Türk Lirası.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verileri üzerinden açıklama yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, “3 Ağustos 2018’de vatandaşların bireysel kredi kartı borcu 19 milyar 377 milyon dolardı. 1 Ağustos 2025 itibarıyla bu rakam 58 milyar 970 milyon dolara çıktı. 7 yılın bilançosu, iktidarın ‘istikrar’ iddiasının ekonomik bir illüzyondan ibaret olduğunu acı bir şekilde ortaya koyuyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yurttaşa fatura olarak döndüğünü vurgulayan Genç, şu ifadeleri kullandı “Halkın alım gücü tarihin en sert şekilde düştüğü dönemi yaşarken, gelirler enflasyon karşısında eridi, geçim borçla sağlanır hale geldi. Kredi kartı artık bir ödeme kolaylığı değil, mutfağı döndüren, faturaları ödeyen, kirayı karşılayan zorunlu bir borçlanma aracına dönüştü.

Bu tablo, halkın cebine doğrudan dokunan bir yoksullaşma mekanizmasının göstergesidir. Borç rakamlarındaki artış, aynı zamanda Türkiye ekonomisinin kırılgan yapısını da gözler önüne seriyor. 2018’de 19 milyar dolar olan kart borcu, 7 yılda üç katına çıkarken, buna paralel bir gelir artışı yaşanmadı. Bu, vatandaşın borcunu borçla kapattığı, faiz yükünün kartopu gibi büyüdüğü anlamına geliyor.”

Paylaşın

MHP’den “Türkiyeli” İfadesine Tarihsel Açıklama

“Türkiyeli” kelimesinin kullanımına dair tarihsel bir değerlendirmede bulunan MHP’li Feti Yıldız, ifadenin ilk kez 1924’te yürürlüğe giren Muhâmat Kanunu’nda, ‘tebâ’ kelimesi yerine vatandaşlığı tanımlamak amacıyla yer aldığını söyledi.

Feti Yıldız,  ancak 1938 yılında “Türk” ifadesiyle değiştirildiğini ve kullanımının sona erdiğini ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Türkiyeli” kelimesinin kullanımına dair tarihsel bir değerlendirmede bulundu. Yıldız sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“’Türkiyeli’ kelimesi ilk kez ‘tebâ’ yerine, vatandaşlığa terfî amacıyla, 3 Nisan 1924 tarihli Muhâmat Kanunu’nda kullanılmış ve 1938’de ‘Türk’e dönüşerek tarihe karışmıştır. Muhâmat Kanunu ile bazı avukatlar tasfiyeye tabi tutulmuş, avukatlık kurumu yeniden düzenlenmiştir. Tasfiyeler, kanuni şartları avukatlık yapmaya uygun olmayanlar ile Mütareke Döneminde ülke aleyhine çalışanlara yöneliktir.”

Paylaşın

KKM’nin Faturası Ağır Oldu: 60 Milyar Dolar

2021 sonunda döviz kuru dalgalanmalarına karşı Türk Lirası (TL) mevduatlarını korumak amacıyla hayata geçirilen Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi, yaklaşık dört yılın ardından sona yaklaşıyor.

Bir zamanlar 140 milyar dolarlık devasa büyüklüğe ulaşan KKM, son bir yılda uygulanan kademeli çıkış stratejisiyle 11,8 milyar dolara kadar geriledi. Toplam mevduatlar içindeki payı ise yüzde 26,2’den  yüzde 2’ye düştü.

Ekonomim’in haberine göre, KKM’nin uygulandığı dönemde TL, dolar karşısında ciddi değer kayıpları yaşadı. Bu kayıplar, Hazine’nin üstlendiği kur farkı ödemelerini astronomik seviyelere çıkardı.

Sistem, 2021’de yüzde 44, 2022’de yüzde 29, 2023’te yüzde 37 ve 2024’te yüzde 16 olmak üzere, TL’nin değer kaybına engel olamadı. Yapılan hesaplamalara göre, KKM’nin Türkiye’ye toplam faturası 60 milyar dolar olarak belirlendi.

Ekonomi çevreleri, KKM’nin maliyetli ve sürdürülebilir olmayan bir politika olduğu konusunda baştan beri uyarıyordu. Önde gelen ekonomistlerin görüşleri şu şekilde:

Dr. Mahfi Eğilmez: KKM’nin döviz talebini ötelediğini, kamu maliyesine büyük bir yük getirdiğini ve kalıcı güven inşasını engellediğini belirtti.

Prof. Dr. Emre Alkin: Sistemi “pansuman politikası” olarak nitelendirdi ve 60 milyar dolarlık maliyetin başka yatırımlara aktarılsaydı daha faydalı olacağını savundu.

Prof. Dr. Hakan Kara: KKM’nin para politikasının etkinliğini azalttığını ve risk primini yükselttiğini ifade etti.

Esen Çağlar: Sistemin en büyük sorunlarından birinin, kur farkı ödemelerinden orantısız bir şekilde büyük mevduat sahiplerinin yararlanmasıyla adil olmayan bir gelir dağılımı yaratması olduğunu vurguladı.

Uğur Gürses: KKM’nin TL’yi güçlendirmesi beklenirken, aslında TL’den çıkışı hızlandıracak beklentileri pekiştiren dövize endeksli bir ürün olduğunu belirtti.

Mayıs 2023 seçimlerinden sonra geleneksel para politikalarına dönülmesiyle birlikte KKM’den çıkış süreci hızlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sıkı para politikası sayesinde KKM bakiyesinin istikrarlı bir şekilde azaldığını ifade etti. KKM’nin getirileri politika faizinin yüzde 40’ı ile sınırlandırıldığı için sistem, cazibesini yitirdi.

Bankacılar, KKM’nin resmi hedef tarihten daha önce tamamen bitebileceğini öngörüyor. Son olarak, KKM hesaplarındaki miktar 477 milyar liraya düşerek, toplam mevduatın yalnızca yüzde 2.04’ünü oluşturdu.

Paylaşın