Bilal Kayabay Kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1947 yılında Adana’nın Tufanbeyli ilçesinin Şar Köyünde dünyaya gelen Bilal Kayabay, Artvin’in Aşağı Maden köyünden halk şairi Kabakçıoğlu’nun torunudur. Çerkes kökenli olan ailesi Kafkasya’dan 1864’da Türkiye’ye göç etti, değişik illerde yaşadıktan sonra Adana’ya yerleşti.

Haber Merkezi / İlkokulu Şar Köyü İlkokulunda, ortaokulu Saimbeyli-Feke Ortaokullarında okudu. Ankara Atatürk Akşam Lisesinden sonra, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde öğrenim gördü. Öğrencilik yıllarında değişik işlerde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalıştı. 2 Ocak 1980’de silahlı saldırıya uğradı, ağır yaralandı. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinden 1996’da emekli oldu ve İstanbul’a yerleşti. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Dil Derneği üyesidir.

Bilal Kayabay’ın ilk şiiri İnsanlar Sence, Öğretmen Dünyası dergisinin Kasım 1987 sayısında yayınlandı. Daha sonraki eserleri Damar, İnsancıl, Türk Dili, ABC, İzlek ve Yaba Öykü dergilerinde yayınlanan Kayabay, halk şiirinden faydalanarak ironi dolu, coşkulu ve fikrî ağırlıklı şiirler yazdı. Sözcükleri altalta sıralayıp bir sözcük koridoru açarak yoğun bir şiir kümesi oluşturmada da çok başarılıdır. Şiirlerinde hece vezni ile yazdı; aşk, hasret, acı, vb.konuları işledi. Kayabay’ın beşi yayımlanmış, biri yayına hazır altı şiir kitabı vardır.

“Ben kendi mavimdeyim”

yelin suyla öpüştüğü
zamanlara saklıyorum
kendimi

bir damladan
denizlere varana
sular hep değişirken
bengiledim yelimi

şimdi okyanustayım
unutsun göller beni

her yakamoz
bir gülücük
bebek yanaklarından

ben uçuk mavimdeyim

“Yasaklıyım büyümeye”

gelmelerin
avcumda sarı bir yirmibeşlik
çocukluk ağzımda kınalı şeker
yabanıl dudaklar kalır hediye

yanar su içmem üstüne

gitmelerin
oyunlarda yitirmem ki paramı
çocukluğumun gönlünde cehennem
samanıl yangınlar kalır geriye

yanar su serpmem üstüne

dün çocuktum
bugün ozan

yasaklıyım büyümeye

“Yüreğini dört aç sevdam”

beni sevmek
en çok
sana yakıştı

sırtlan sizsiliğinde sokulur
sevgilere
korkular
yüreğini dört aç sevdam

gönlümün tan vaktidir
gözlerimdeki yangın
üç sesli bir kuş konar
kirpiklerine
gizil sevdaları diler

yeraltı sularına benzeyen aşkın

soluğun
soluğumda baharlar
soluğun
toroslar’dan esen poyraz gibidir
dağlı çiçekleri taşır
içime

seni sevmek
en çok
bana yakışır

yüreğini dört aç sevdam

“Eytişim”

Mırnavlara çıkmalıyım bir gece
Gönül koyup gitmemeli mart ayı
Uğramayabilir bize bir daha

Bu yolculuk karayerde…
Nah biter

Ben uğrarım kedilerin ayına

Hangi dalda bir gül açsa kırmızı
Suboyu yazıyabanda
Düğün kurmuş kelebekler türküsü
Güzel dönüşüm/dür çirkin dünyaya

Paylaşın

Zehra Betül Yazıcı Kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen Zehra Betül Yazıcı, 1989’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi.1997’de İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinden radyodiagnostik dalında uzman hekim olarak mezun oldu.

Haber Merkezi / Şiirleri ve yazıları Varlık, Hürriyet Gösteri, Yasakmeyve, Virgül, Papirüs, Koridor, Şiir Sanatı gibi dergilerde yayımlandı. 2003’ten bu yana şiir, özellikle de şiirde kadın üzerine yazılar yayımlamaktadır. Eskişehir’de özel bir hastanede doktorluk mesleğine devam etmektedir.

Zehra Betül’ün şiirlerine duyguların hâkim olduğu söylenebilir. Şiirlerine sanata ve hayata dahil olan her şey girer. Sürdürülen hayatın izleri takip edilebilir.

Şiirlerindeki en önemli temalardan biri “zaman”dır. Zaman kavramını sürekli irdeleyerek, çoğaltarak okura yeniden sunmak ister. Umut, direnç, güvensizlik, yalnızlık gibi temalar da zamana eşlik ederler. İnsan ile doğa arasındaki etkileşim de şairin duyarlılıkla yaklaştığı meselelerden biri olarak değerlendirilebilir.

“Beyoğlu”

duvarlarımız yıkıldı, tunçtan çanını giyinmiş,
zangoç yoktu,
süslü çantalarda unutulmuş
saki kadınlardık hepimiz

aç gözlü çocukluğumuza
uçan halısıyla kondu
şairin son virgülü,
sonlar birer kara delik

baharın soğuk gecesi çöktü üzerimize,
kendimden söz etmeyeceğim,
kör aynadaki asla kadar uzun
kahve çekirdeğindeki sır

mevlevisiz bir düşün ölümü düştü
şiirlerden şehrinize,
ben de
şehrinizdeydim galiba

“Bir varmış bir yokmuş”

acımsı çiçek adlarını aydınlatan
mor takım yıldızları geçiyor alacakaranlığımdan
büyüyüp duran arpacık soğanından anlıyorum
fazlası var eksiği yokmuş iki gözümün

şekerlemelerine konuk olmuşum
burnumun direğini sızlatan sevgililerin
yalnızlarmış ve bayramlar varmış
iki virgül arasına sıkışmış küçücük dileklerim
yüzünü duvarındaki çatıağa saklamış bir çocukken
kulağına küpe olmuşum genç bir kadının
bugün değilse de yarın olabilir
uçurtmalarln kuyruğuna eklenişim

bayramlar varmış ya da öyle bir şey
uyurmuşum amonsız bir sessizliğin içinde
o bir türlü dile gelmeyen gözlerinde sonsuzluğun
kuyruklarını kovalayon kırçıl kediler yurdunda
herkesin bir babası varmış
içlerine pembe ponterler saklanırmış

zar kadar ince bir şeymiş gecenin gündüze vedası
tam tutunacakken
kristal bir vaaza sarınıp gitmiş tanyeri
herkesin uykusu varmış
ve Araf’ta dinlenen rüyaları

“Şahmaran”

damarlarını gördüm senin
alnımın yanı başında senin
akan, sessiz, derin kanımızın uğultusunu
orada bildim
kendini bilmenin bir taşı avuçlarında tutmak
kayaların üstünde kavını bırakmak olduğunu

ellerini gördüm
süs kirazlarına parmaklarını aşılıyor diye değil
hiç nedensiz sevdim onları
parmaklarımı öpüşünü
sonra o öpüşü alnının ortasına taşıyan amennayı
kadınlarınla birlikte bana yükselmiş höyüklerinde
küçük bir demon olarak yaşamayı sevdim

yutağından geçerken bir elmanın çığlığında
bütün peygamberler meryem’den doğmaydı
hepsi meryem’in aşığı, duydum
asla’ya çıkan dört yol ağzıydı bütün çarmıhlar

dudaklarının tadını salome olarak aklıma yazdım
sürünerek derinine ulandım, tılsımına
çok sonra da senin olduğunu bilecek
kazınsa da çıkmayacak kadar derinime
kumruların ötüşlerini hiç nedensiz bıraktığı arka bahçeye
kaç kuşun
kaç kadının biriktiği dokunuşlarını
bir hiç olan yüzüme yazdım

sınırlarında ara sokakların
kim bilir ne zamandır bizi bekliyordu bu aşk

Paylaşın

Betül Tarıman Kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1962 Edirne’nin Keşan İlçesinde dünyaya gelen Betül Tarıman, Bingöl Yenişehir İlkokulunu (1974), Konya Atatürk Lisesini (1980) bitirdi. İlk ve orta öğrenimini farklı şehirlerde tamamladı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Betül Tarıman, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu (1986).

Haber Merkezi / İlk şiiri Ağustos 1992 tarihli Kıyı dergisinde çıktı. Şiirlerini Varlık, Şiir Odası, Yeni Biçem, Edebiyat ve Eleştiri, İnsan, Bahçe, Şiiri Özlüyorum başta olmak üzere çeşitli dergilerde yayımladı. Şiirlerle fotoğraf sergisi açtı. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) tarafından “Mahalleleri ve Muhtarlıkları Güçlendirme Projesi” kapsamında kurulan Kastamonu Mahalle Evinde gönüllü olarak sanat danışmanlığı yaptı.

Şair ve yazar Rıfat Ilgaz anısına 2001 yılından bu yana şiir dalında verilen Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü ile Oğuz Atay Öykü Ödülü ve Roman Ödülünün kurucusu olan Betül Tarıman, Cumhuriyet Kitap ekinde aralıklarla kitap tanıtımları yapmaktadır. Şair, 2004 yılında Necatigil Ödülünü kazandı. Betül Tarıman, Antalya’da yaşamaktadır.

Betül Tarıman, ağırlıklı olarak şiir türünde ürünler vermiştir. Şiir kitapları çocuklar ve yetişkinler için olmak üzere ikiye ayrılır. İlk şiir kitabı 1997 yılında Volkan Matbaacılık tarafından basıldı. Bunu Kardan Harfler, Güle Gece Yorumları, Yol İnsanları, Kar Merdiveni, Ağır Tören gibi şiir kitapları takip etti.

Betül Tarıman şiir dilinin günlük dilden farklı olduğuna inanır. Şair, Ağır Tören (2009) ve kendisine 2005 Behçet Necatigil Şiir Ödülünü kazandıran Kar Merdiveni (2007) adlı kitaplarında kadın sorununu da şiirlerinde işlemiştir. Tarıman’ın çocuklar için yazdığı hikâyelerinde ise yaratıcılık ve hayal gücünün ön planda olduğu, yalın bir dilin kullanıldığı görülmektedir.

“Dantel çorapları behiye teyzenin”

varsa yoksa düşleriniz
ve bir masumiyet rengi gözlerinizden akan
eteklerinizden çözülen ipi tutturun
o r d a kalın
sizde aitlik duygusu var
taşınmaz malları gibi evlerin
ağır bir esans kokusu
gelişigüzel sürülmüş
geceyle sütliman

sizde tıklım tıklım çarşılar
kandil simitleri kumaşlar
açsanız sandığı sandıkta
nüfus cüzdanı yeni yetmenin
doğum hanesinde nisan üşümüş
vişneyle yaz karıştırılmış sabahla

ihanet duygusu var sizde
üşüyen sorularla daha zor
evetlerle daha kolay
“bilinmedi bilinmesin” istediğiniz
söz ayrımı saçlarından akan
hiç çıkarmadığınız o çorap
dantel, gül işlemeli
eski bir rüzgâr belki esen
böyle durup dururken

“Duvar yazısı”

gitmekten başka
yalanı yoktur gidenin

sonsuz ve siyahtır
veda mektubu yazmak
durup durup çöl halini şeylerin
bunu hep yapıyoruz
aynı şeyi
adını güz koyuyoruz nesnelerin

buğuya sır diyoruz
cümle sır oluyor ağzımıza
aksın da erisin
batsın diye içimize
o diken tan

kötü kış olduk
yazılmaya çıktık duvara
yontulduk tenha parklar
karıştık şikayet
‘şiir yazıyorum”
zaman gül satıyor
şimdi zamana eklendik

sonrası korkaklığı şehrin
uzun bir itiraz sevişmelerde
dokunsam kiri çıkar göğün
açtığım pencerelerde
çatallanır çocuk kadar gece
gitmek geçer içimden
artık gitmek de kalmadı

yasaktır ömrün taşrasında rüyaya inmek

“Tehlikeye işarettir sınırda kalmak”

ağ örülüdür göğüm bakılınca
parantezim ol kalbime ak

gövdesinde üşüyen adam
kardeşliğin uzun yakınıma dur
bahçen geniş girebilirim
doruklarım derindir yolcuyken
zamanım bol ufkuma kan

zarafetin sızdırıp serinliği içime
ne bir sonum ne de başlangıç
kükreyiş ol tenimi şaşırtan

şaşırt korkunç sularımı
taylar içimi deli koşuyor
yarasalar koşuyor, kurbağalar
aşka karşı duruyor
evlilik resmi duvarda
gerginlik hissi ya da
gitme hakkımı kullanıyorum
itiraz çocukluğumdur
varlığını çelişkime sunan adam

içimden dışıma bir dağ boşalıyor!

Paylaşın

Betül Dünder Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Ağustos 1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Betül Dünder’in çocukluğu Üsküdar Çiçekçi-Selimiye hattında geçti, âdeta kütüphanede büyüdü. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde “Şairler Arası Kadın Olmak: 80 Sonrasında Şair Kadınlarda Kimlik ve Temsil Problemi” adlı tezi ile yüksek lisansını tamamladı. 1990-2003 yılları arasında tiyatro çalışmaları yapan, tiyatro toplulukları kuran, oynayan ve oyun yöneten şair Betül Dünder hâlen İstanbul’da 20 yıldır Felsefe Öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

Betül Dünder, 2000’li yılların Türk şiirinde öne çıkan isimlerden biridir. Bu dönem, onun şiir anlayışının oluştuğu, eğilimini, yönelimini netleştirip geliştirdiği ve şair kimliğinin ön plana çıktığı dönemdir. İlk şiiri 1990’da Çizgi Ötesi dergisinde yayımlanır. Daha sonra şiir, yazı ve söyleşileri Haliç Edebiyat, Varlık, Ütopiya , Öteki-siz, 3 Nokta Edebiyat, Kum, Kuzey Yıldızı, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Yaratım dergilerinde yer almıştır.

2002 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödüllerinde “Dikkate Değer” bulunur. 2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülünü ve 2004 Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödüllerinde, “Ayna Yorgunluğu” adlı dosyasıyla Jüri Özel Ödülü’nü alır. 2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülüne lâyık görülür. Betül Dünder’in şiirlerinde dikkat çeken en önemli özellik olan doğa ve sır temasını, abartısız ve lirik bir üslupla ele almasıdır. Ayna Yorgunluğu (2005) kitabındaki şiirler, şairin iç algılarını, iç çatışmalarını yansıtır. Unutmanın Kısa Tarihi (2018) kitabında; toplam yirmi şiiri yer alır. Bu kitabıyla, 2018 Ruhi Su Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.

“Aklını uyutan”

Unutmaya vermiştir aklımı
al dedim tamım nasıl biliyorsan öyle yap
madem affedilerek için birikiyor insan
kabuğum dökülür azalır bendeki kabahat
beni aşkla sulayan bu gürültülü kabuk
ne zaman ki açıklayacak
çıkacaktır ağzım yüzümde kadim bir harabe olmaktan
kesildiği yerde kalsaydı bu baş
daha kimi konuşturabilirdi yıldızlar
ve yıldızlar tevratan bir satır kadar kalabalıklar

saydım kemiklerimi – yedi mızrak olurmuşum ben-
­al dedim tamım ne kadar istersen o kadar kemik
beni nasıl biliyorsan öyle yap
kar yağdıkça hatırlamış yaprağını ağaç
inansam o kardan benim de adım
aklanacak
uçuşurdum ahalinin dilinde beyaz bir
entari olarak

söyle ben için mi şimdi bunca adem
öyleyse çalışır arplar bu kovukta da
oynatım ben
bir kara fısıltıyla büyüdüm ki mektebinde senin

katran benim
katran benim

-aklını uyutan gövdesini unutur
budur birinci kusur-

“Harfzeden”

Çalıları çıldırtan bordo bir yel
kalbimi de değiştiriyor bildiğin şekilden
eğer cezaysa aklımda biriken bu sesler…
göller üşümesin!
bağışlanmak için önümde durdu
karadan kara o kevser
bilmiyordum henüz bendeki saf acıymış o cevher

Ey kuleler!! göğe doğru açılan kapı…
bu bir karadüzen!
yaprakların sesi birikirken yüzüme
yalnız bırakılan bir yıldız gibi
tek gözümle gördüğüm
tarih: yoktur sevgilim!
sadakatle söylenen bir ağırlıktır cümlemiz
çekip almak isterdim seni elbet
ezberlediğin tenhadan ve sözlerden
bende biriken öğütülmez bir aşksın sen
karadüzen içinde oysa dönmekte değirmen

külün ateşten yana tavrı değişirken
beklerim ben de değişsin gölün rengi
ve değişsin karşılıklı iki kalbin yeri
sen acıyan
yerlerimde kalan susmanın bereketi
zaman kalmadı hata yapmak için
sırtımda çürürken taşıdığım nefesler
yüzümüz bir defter gibi birbirine açılırken
Aşk…yokluktan büyüyen kırmızı bir kitaptır
parçalanır elimizde sevgiden

“Kiraz bahçesi”

C.’ye dair…

kiraz bahçelerinden geliyordum
yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri
seni sevmekten geliyordum
bir çeşit yalansızından sevda cümleleri
tren yolculuklarında
kiraz bahçelerinin resmi geçitleri

o hınzır çocuklar yok şimdi
seni o denli sevmek yok
tren yolculukları yok

sek sek oynuyorum sanmıştım
önümde çizdiğin kareleri atlarken
geri döndüğümde
tüm eski yollarımı silmiştin

büyümek
kiraz bahçelerinden kaçmakmış
ya ben ne anlamıştım

Paylaşın

Berrin Taş Kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Berrin Taş, ilk ve ortaöğretimini Ceyhan Sarsar Kolejinde tamamladı. 1974 yılında Adana Kız Lisesinden mezun oldu. 1990 yılından itibaren İnsancıl Kültür Sanat dergisinin sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü yürütmektedir.

Haber Merkezi / Kasım 1990’da İnsancıl dergisinin ilk sayısında ‘’Ne Çok, Düşler Nerde, Kendine Uzak, Uyanmak’’ adlarını taşıyan dört şiiri yayımlanan Taş’ın ilk yazısı Mart 1991’de İnsancıl dergisinin beşinci sayısında “Kişiliksiz Kişilik” adıyla yayımlanmıştır.

Yazma amacını varoluşsal sorunlar, insanın kendisini arayışı olarak tanımlayan şair; şiirlerinin ve yazılarının bir arayışın simgesi olduğunu, bu dünyada olmayanı aradığını, bu dünyadan su gibi akıp gittiğini, bazen ayağının çakıl taşlarına takıldığını bazen de bahar baharın gelişinin esenliğini yaşadığını dile getirmiş; yaratıcılığın güzelliğinde kendisini ve insanı bulduğunu, her durumda sevgiyle yaşamayı seçtiğini ve sevginin yazılarına ve şiirlerine yansıdığını ifade etmiştir.

2016 yılında, “Ankara” ve “Ellerim Sevgilim” adlı şiirleri Azad Karadereli tarafından Azericeye çevrilmiş, yazı dergisinde yayımlanmıştır.

Eserleri;

İnsana Gecikmeden (1992)
İnsanın Ayak Sesleri (1994)
Bir Kenti Ağlıyorum (1996)
Işığa Doğrulum (1996)
Aşk: Yeni İnsanın Dili (1997)
Karanfil Alevleri (2003)
Cehennem Şiirleri (2005)
Bir Çift Martı Görmüştü Çocuk (2007)
Peluşko (2007)
Gelecek Ağacı (2008)
Zamanın Hırçın Soluğu (2010)
Fırtına (2010)
Değerler Kitabı: Güzele Şarkı (2011)

“Sevmeyi yaşamak”

Sizi ölesiye sevmek
yaşamın en ağır yüküydü
taşıdım ağrıyan soluğunuzu
anlamayı geceler boyu sesinizde
oynaşan titreşim ulaştı en ince sancılarla bana
kapalıydı duyumlarınız-işitmediniz
Sizi ölesiye sevmek yaşamın en ağır bedeliydi
ödedim.

“Anlam”

Çektim iyiliklerden örülmüş bir yük olan ellerimi
yaşamınızdan
bıraktım sizi kendi boşluğunuzda
yaşam sandığınız o sığlıkta
şimdi anladınız güzellikleri yaşamanın
ağır olduğunu
aramaya başladınız
boşluğunuzu dolduracak anlamı

“Sevmek güzel olacak”

Bir bulutun yere inişini gözlerinde izlemeliyim
Öfkelerini bilmeliyim fırtınadan önce
Sevinçlerine dokunmalıyım bahar gelmeden
Kızgınlık…. neye…. kime…. sezmeliyim
Seni anlamalıyım gideceğin yönü
işaret etmeden önce
Sevmeliyim.

Paylaşın

Berna Olgaç Kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Mart 1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Berna Olgaç. ilk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Yükseköğrenimini ilk önce Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Dekoratif Resim ve sonra da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde tamamladı.

Haber Merkezi / Çalışma hayatına özel bir şirkette devam eden Berna Olgaç Mühür Kitaplığı Yayınları’nın ve ayrıca Mühür Şiir ve Edebiyat dergisinin sahibidir. Olgaç, yazar Mustafa Fırat’la evli ve bir kız çocuğu annesidir. Yaşamını İstanbul’da sürdürmektedir.

Yazı ve şiirle ilgisinin küçük yaşlarda babasının “görgüsü”ne bağlayan şair, dergilerin dünyasına da böylece girdiğini dile getirmiştir. Çok beğendiği Edip Cansever’i fark etmesi ve okumaya başlaması da dergiler sayesinde gerçekleşmiştir. İlk şiirlerinin yer aldığı Ben-siz ve Öteki adlı kitabı 2006’da yayımlanan Olgaç’ın yazıları, şiirleri ve söyleşileri Ada, Akatalpa, Alaz, Andız, Bahçe, Budala, Cumhuriyet Kitap, Deller Teknesi, Dize, Eliz Edebiyat, Eski, Hayâl, Hürriyet Gösteri, Kurşun Kalem, Mor Taka, Mühür, Öteki-siz, Papirüs, Patika, Şiir Ülkesi, Şiiri Özlüyorum, Şiirli Çıkın, Temren, Yolcu, Zaman gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Ben-siz ve Öteki (2006), Hiç ve Her Şey (2009), Duman (2012) adlı şiir kitapları bulunan Olgaç, şiirlerinin üçer yıl düzenli aralıklarla yayımlanmasını, belli bir istikrarın göstergesi olarak değerlendirmemiş, bu süreyi “yıllardan ziyade içeriğindeki istikrar önemlidir benim için. Güçlü bir zincirin halkaları olarak görmek istiyorum kitaplarımı çünkü. İç dünyamın, dış dünya ile olan çatışması neticesinde kendimi ifade etmek gibi yazmayı dert edindiğim bir yönüm oluştu yıllar içerisinde” sözleriyle açıklamıştır.

Berna Olgaç, şiir dünyasının bileşenlerini ve şiir anlayışlarını şu sözlerle dile getirmiştir: “Günün saatlerinde doğan her şey, gerçekliğe varan her yol dikkatlice incelenen nesneler, eskimiş yüzeylere dokunan eller, ayak izleri, insanın teriyle, dumanıyla, dokusuyla yaşattığı varlığını ispata koyulduğu tüm saflığı ile, düşleriyle, vuruşuyla, uyanışıyla yaşattığı aşkla, nefretle bağlandığı hayatın kesitlerinde saklı olan şiiri; hiçbir zaman ölçülememiş derinliklere dalış ve özgün bütünlük içinde bir görkemlilik olarak algılıyorum”.

Karmaşık yapılarla örülü bir şiir anlayışına uzak duran şair, ne anlatmaktan çok nasıl anlatabildiğinin ve kendisine en yakışan söylemle üslup oluşturmanın gayretindedir. Şiir anlayışını açımlayan esas sorunun ise “herkesin baktığı; fakat göremediği noktalara temas etmek (ne de olsa şairler bakan değil görenlerdir) kolay gibi görünen oysa belli bir birikim, yoğunluk ve gözlem gerektiren bu zorlu anlatım yolunu en iyi şekilde ifade etme gayretinde saklı” olduğunu ifade etmiştir.

Yazarken yeni tat ve dokunuşlarla küçük farklılıklar yaratmayı seven Olgaç, ilk kitabı Ben-siz ve Öteki de dokuz bölümlük anne çocuk diyalogları arasında nesneleri konuşturarak ‘Cenin Şiirleri’ni yazmış, Hiç ve Her Şey’de ise hiçin her şey, her şeyin de bir hiçten ibaret olduğunu vurgularken noktalama işaretlerinden yararlanarak imlemeye çalışmıştır. Duman, adlı son şiir kitabında çocukluğu, babasını ve babasızlığını şiire taşımıştır.

Şair, Duman’daki şiirlerini, “Bir iç hesaplaşmadır. Zihnimde yarattığım her kavramı kâğıda dökerkenki süreçte başkalaştırdığım her şeyin iç içe geçip alabora olduğu bir hesaplaşmadır hem de. Bu yüzden de kendi sınırlarım dâhilinde değerlendirebildiklerimle içsel yaşamımdan yükselerek beslenen hisli şiirlerin asıl renginin açığa çıkması için zorlamadan uzak bir titizlikle ele almaya gayret ettim” sözleriyle açıklamıştır. Gültekin Emre, Olgaç’ın ilk şiirleri için süssüz ve yalın bir anlatım sahip olduğu ve “kadınla erkek arasındaki duyguların anakarasını çıkardığı” değerlendirmesini yapmıştır.

İlk çocuk kitabı Bay küçük Ressam 2014 yılında yayımlandı ve bunu sırasıyla Krem Şanti ile Bayan Marmelat, Sütlü Çikolata Fındıklı Kurabiye, Beni Duyan Yok Mu?, Canavarlar Hayâlde Yaşar, Düş Koleksiyonu, Garaj Kedisi Sıdıka ve Eyvah Yine Mi Terlik kitapları takip etti. Yazın yaşamını çocuk kitapları yazmakla sürdüren Berna Olgaç, bu türe önem vermesinin nedenlerini meramın en saf haliyle anlatılabildiği bir alan olmasının yanı sıra yetişkinlerin çekişmeli dünyasından sıyrılmanın huzur ve mutluluğu içinde olma halinin verdiği haz ile açıklar. Çocuk kitaplarında genellikle bir sanat dalını öne çıkararak çocukların kendi içlerindeki yeteneklerini keşfetmelerini sağlayan başarı öyküleri ortaya koymaya çalışmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Berin Taşan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Amasya’nın Merzifon İlçesinde dünyaya gelen Berin Taşan, 17 Haziran 2018 tarihinde hayata veda etti. Cenazesi İzmir’de defnedilen Berin Taşan’ın adı Karşıyaka’da bir sokağa verildi.

Haber Merkezi / Babası “Merzifon Tarihi” yazarı Aziz Taşan’dır. Ortaöğrenimini Samsun Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. İlk görevi İzmir Savcı yardımcılığı (1954), “İmece” dergisinde çıkan bir şiirinden Türkiye İşçi Parti’sinin yayın organında alıntı yapılması üzerine Sinop’a gönderildi. Şiran (Gümüşhane), Karaburun ve tekrar Izmir’de (1960-1965) savcılık yaptı.

Otuz üç yıl cumhuriyet savcılığı yaptıktan sonra, 1985 yılında İzmir Karşıyaka Başsavcısı olarak emekli oldu. On üç yıl avukatlık yaptı. “Hukukçu, Şair, Yazar” kimliği nedeniyle Karşıyaka Adliyesine bitişik sokağa Karşıyaka Belediyesi tarafından adı verildi. Yetmiş yaşında Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından onur plaketiyle ödüllendirildi.

İlk şiiri Varlık dergisinde yayımlandı, daha çok; Varlık, Yeni Ufuklar, Dost dergilerinde şiirlerini yayımladı. Toplumcu ve bireysel izlekleri inançlı ve kendine özgü bir ses rengiyle, akışkan ve doğal bir coşkuyla duru şiirler yazdı. Şiirin yanı sıra edebiyatla ilgili araştırmalar, incelemeler yaptı, “İçerdeki Adam” adında bir oyun ve Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rumi (15. yy.) üzerine bir incelemesi yazdı.

Bekir Yurdakul şair hakkında “Tam kırk çeşidini bilse de sarmaşık gülün, kırk düşünür, kırk tartar, bir söyler; alçak gönüllü bir dil dervişidir O” demiştir. Bu tanımlamanın eksiği belki vardır, ama fazlası asla…

Attilâ İlhan, üstat için “Bizim Kuşaktan hukukçu kimliğini sonuna kadar koruyan bir o kaldı ” demiştir.

Tarık Dursun K ise; “Eski ustalar ile yeniler arasına sıkışıp kalmış iki şair var: Berin Taşan biri, öteki de Hilmi Yavuz. Bakın yayınladıkları kitaplarına: Hem, Yüzünün Bir Yanında –hem de- Bakış kuşu- nda şiirin dikâlâsını bulacaksınız. Ama yine de adları çevresinde bir gürültü halesi yoktur. Neden? Belki de herhangi bir dergici bayın kanadı altına girmeyi kabullenememelerinden, özgür kalmayı yeğlemelerinden, sofra desteklerinden uzak durmalarından” demiştir.

Eserleri;

Ellerim,  Gözlerim, Yüreğim (1960)
Yüzünün Bir Yanında (1969)
Önce (1986)
Şahdamarından (seçilmiş şiirler, 200
İçerdeki Adam
Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rumi (15. yy.) İnceleme

Paylaşın

Bekir Sıtkı Erdoğan Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Aralık 1926 yılında Karaman’da dünyaya gelen Bekir Sıtkı Erdoğan, 24 Ağustos 2014 yılında İstanbul‘da tedavi gördüğü GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde hayatını kaybetti. Kuleli Askeri Lisesinde mezun oldu. Sonra Harp Okulunu 1948 yılında bitirdi.

Haber Merkezi / Askeri birliklerde 10 yıl görevini yaparken bir yandan da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde eğitime devam ederek oradan da mezun oldu. Ardından Heybeliada Deniz Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı.

Daha sonra ise İstanbul Alman Lisesinde ve Marmara Koleji’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Şiirleriyle tanındı. Kıdemli albaylıktan emekli oldu. Bunlardan divan ve halk şiirimizin sadeleşmiş şekline benzer yazdığı ilk 22 şiirini bir kitap halinde 1949‘da çıkardı. Çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde şiirleri yayınlandı.

Aruz, hece ve serbest vezinle şiirler yazdı. Şiirlerinden bazıları bestelendi. 1963 yılında yaptığı “Kara Gözlüm Efkarlanma Gül Gayri” adlı eseri pek meşhurdur. En çok tanınan şiiri, Hancı adıyla meşhur olan Binbirinci Gece adlı manzumesidir. Şiirleri his ve hasret yüklüdür. Aruzla yazdıklarında bir varlık gösterememiştir.

1977 yılında yazdığı “Gurbetten Gelmişim Yorgunum Hancı” adlı şiiri de bestelendi. Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı Şuraya, bir yatak ser yavaş yavaş… Aman karanlığı görmesin gözüm! Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş.

Eserleri;

Bir Yağmur Başladı (1949-1957)
Dostlar Başına (1965)
Kışlada Bahar (1970)
Binbirinci Gece

Ödülleri;

Cumhuriyet’in 50. Yılı Şiir Yarışmasını Ellinci Yıl Marşı ile kazandı (1973).

“Acı salkım”

Vakit yaklaşıyor toparlan ahbap
Yarın bir gün bu meydanda talan var
Nasıl olsa görülecek şu hesap,
Sanma bu dünyada baki kalan var!

Nic’oldu ticaret, hani karımız?
Yağmaya gidiyor bütün varımız
Görmesek, şahittir kulaklarımız
Duymasak da kapımızı çalan var

Haramdan bir eksik tartıp helalı
Dengeye getirdik zehirle balı
Has diye yutturduk en sahte malı
Sanki kendimizden başka alan var.

Ne haklı iş tuttuk ne doğru sanat
Ayağa baş dedik, kuyruğa kanat
Komaz yakamızı şol meşhur inat
Ağızda gem, arkamızda palan var.

Bir kuru mantıkla kalmışız yayan
Menzile varır mı yerinde sayan
Bu dünyada ab-ı hayat tatmayan
Beklesin, ahrette kevser falan var.

Bekir Sıtkı’m kalem banıp özüne
Uykuları haram ettin gözüne…
Oysa kim aldanır şair sözüne
Sende dokuz köyden dönmüş yalan var!…

“Ayak sesleri”

Her akşam işte böyle gam gelir bana,
Benden kederli bir adam gelir bana!

Dostum değil gelen, benim garipliğim,
Dostum mu var ki bir selam gelir bana?

Zehr oldu yar elinden içtiğim kadeh
Zemzem de sunsalar, haram gelir bana!

Ağlar gönül o yemyeşil baharlara,
Meltemlerin hayali sam gelir bana!

Hüzzam olup giden o gizli yankılar,
Hala döner, makam makam gelir bana…

Toprak bu ızdırabı örtmez yarın,
Taş yağsa kubbe kubbe tam gelir bana!..

Dinler elif adım adım bu sesleri,
Her akşam işte böyle gam gelir bana

Paylaşın

Bekir Karadeniz Kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında Artvin’de dünyaya gelen Bekir Karadeniz, aşıklık geleneğinin yaygın olduğu bir çevrede büyümüş ve buna bağlı olarak edebiyat ve müzikle küçük yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. İlk ve orta öğrenimini Artvin’de, yükseköğrenimini Ankara’da tamamlamıştır.

Haber Merkezi / 1980’e kadar Türkiye’de yaşamış, 80’li yıllardan sonra yurt dışında hayatına devam etmiştir. Sazla sözden çok daha erken yaşlarda tanışan Karadeniz, 14 yaşında bağlama çalmayı öğrenmiştir. İlk şiirlerini ise 80’li yıllarda kaleme almıştır. Serbest tarzda yazdığı bu şiirleri 1996 yılında Yedi Yılın Şiirleri adındaki kitabında toplamıştır. Deniz mahlasını kullanmıştır. Geleneksel bir usta çırak ilişkisi içerisinde yetişmemiştir.

Bir ustası yoktur; ancak geleneğin tümünü usta olarak kabul etmektedir. Klasik manada bir çırağı da yoktur; ama arşivine ulaşan hemen her ozanı eksikleri konusunda yönlendirmiştir. Öykü, şiir, çeviri ve yazıları değişik ülkelerde yayınlanan Karadeniz, şiir anlamında şu an bulunduğu yere araştırmaları sonucunda gelmiş ve pek çok şiir yarışmasında birincilik, mansiyon gibi çeşitli ödüller almıştır. Deniz’in şiirlerinde tasavvuf ve sevda konuları önemli yer tutmuş, bu şiirlerde imgeli bir anlatımı benimsemiştir.

Gelenekle ilgili araştırmalarından dolayı, âşık makamlarını çok iyi bilen Karadeniz, Orhan Bahçıvan’la birlikte hazırladığı iki ciltlik Doğulu Halk Ozanları isimli eserinde bu konuyu ayrıntılı olarak işlemiştir. Karadeniz’in doğrudan şiir tarzını etkileyen ve belirleyen biri olmamış; çağdaşlarından hemen hemen herkesi tanımış; özellikle Zevraki ve Osman Kaya’nın şiirlerini beğendiğini ve önemsediğini dile getirmiştir. Katıldığı âşık atışmaları ve âşık meclislerinde ozan kimliği ile değil araştırmacı kimliği ile bulunmuştur.

Geleneğin temsilcisi olmasının yanı sıra bu gelenekte araştırmacı kimliğiyle de var olan Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu’dan başlayarak tüm yöreleri incelemiş, araştırmaları sırasında yazılı, sözlü ve görsel boyutlu çok büyük bir arşiv oluşturmuştur. Geleneksel türküler üzerine ayrıntılı araştırmalar gerçekleştiren Karadeniz, önceleri yalnızca yazmasına karşın, giderek kendi yazdığı ya da başka âşıkların şiirlerini de bestelemeye yönelmiştir.

Bugünün âşıklık geleneği hakkında usta-çırak ilişkisinin çözülmesi ve hızlı toplumsal dönüşümlerin, geleneği olumsuz yönde etkilediğini dile getirmiştir. Akıllı ve yetenekli ozanların geçmişi iyi öğrenerek ve değerlendirerek yeni kavramlar oluşturmakla beraber günün koşullarına ve bilgi çağına uygun düzeyler tutturmaya çalışmakta olduklarını, bu noktada sınırlı ama güzel örneklerin var olduğunu belirtmiştir.

Eserleri;

Şiir;

Yedi Yılın Şiirleri (1996)
Uzayda Bir Işık (1999)
Gecikmiş Şiirler (1999)
Kervan Oldum (2000)
Gitmeli Şiirler (2000)
Gün Döndü (2001)
Zamansız Şiirler (2007)

Araştırma;

Ela Gözlüm-Türküler (1997)
Kömür Gözlüm-Türküler (1999)
Gül Yüzlüm-Türküler (2000)
Hodlu Noksani-Yaşamı ve Şiirleri (2000)
Artvinli Halk Şairleri (2002)
1900’den 2000’e Halk Şiiri (2007)

Çeviri; (Ulla Karadeniz’le birlikte)

Erich Fried / Seçmeler (1994)
Erich Fried / Vatansız 100 Şiir (1998)
Hans Magnus Enzensberger / Seçme Şiirler (1998)
Erich Fried / Sevgi Şiirleri (2000)

Paylaşın

Bejan Matur Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Eylül 1968 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Maksutuşağı Köyü’nde dünyaya gelen Bejan Matur, ilkokulu Maksutuşağı köyünde, ortaokulu ve liseyi Gaziantep’te okudu. 1994’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi fakat bu alanda çalışmadı.

Haber Merkezi / Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanan Matur, sivil toplum çalışmalarında bulunarak Türkiye’de uluslararası bir “sanatçı-kadınlar kongresi” düzenlenmesine öncülük etti. Şiirleri İngilizceden Çinceye 24 dile çevrildi. Aralarında Grand Street Magazine (New York) gibi saygın dergilerin ve Language For a New Century (Norton yayınları) gibi önemli seçkilerin bulunduğu antoloji ve dergilerde yer aldı.

Şiirlerinden yapılan bir derleme 2004’de İngiltere’de ARC yayınları tarafından In The Temple of a Patient God adıyla yayımlandı. İngilizcedeki ikinci kitabı 2012’de How Abraham Abandoned Me adıyla okura sunuldu. Bir başka şiir seçkisi 2006’da Lüksemburg’da PHI yayınevi tarafından Winddurchwehte Herrenhauser adıyla; 2012 yılında da şiirlerinden yapılan bir derleme Barselona’da Katalanca yayımlandı.

2008 yılında kurulan Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu başkanlığını yapan olan Bejan Matur, 1996’da yayımlanan ilk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar ile 1997 Orhon Murat Arıburnu ve Halil Kocagöz Şiir ödüllerini aldı. Yaşamını İstanbul’da sürdüren şair, hâlen Erbil merkezli Rudaw gazetesinde periyodik yazılar yazmaktadır. Ayrıca çatışma çözümleri konusunda karşılaştırmalı çalışmalar yapan DPI (Demokratic Progress Institute)’in uzmanlar kurulu üyesidir (http://www.bejanmatur.com: 2018).

Bejan Matur’un “Gözleri Yanlış Hatırlanan Çingene” başlıklı ilk şiiri 1991 yılında Ankara’da çıkan Yazıt dergisinde yayımlanır. Şiirlerini Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten gibi dergilerde yayımlamayı sürdürür. İlk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar çıktığında gerek işlediği gerçeklikler, gerekse Anadolu-Ortadoğu şiir birikimini özümseyip ondan yeni bir duyarlılık ve şiir bireşimi ortaya koyması ilgiyle karşılanır.

“İdeolojiden değil, bir yer duygusundan, coğrafyadan hareket ediyorum.” diyen Matur’un şiirlerinde temel izlekler doğayla bütünleşme, dinî göndermeler ve çocuklukla kurulan bağdır. Şair kendini mistik olarak tanımlamasa da doğayla kurduğu ilişkiyi ritüelleştirir. Bu bağlamda ağaçların, nehirlerin, toprağın ruhu olduğuna inanır. Matur şiir serüvenini anlattığı söyleşilerinden birinde, “Önceki kitaplarda, doğmadan sorular soran biri vardı sanki. İlk kitaplardan itibaren peşinde olduğum o kutsal konuşmayı sürdürdüğümü gördüm. Ama o önceki konuşmada, sezen ama belirsiz bir şüphe de taşıyan bir ses vardı. Daha içe dönük bir yaklaşım, daha çaresiz ve çocuksu bir sesti. Şimdi bulunduğu yerin farkında bir sesle konuşuyor şiir. Daha sesli bir okumayı talep eden bir şiir bu. Sese yaslanan, daha görünen bir şiir”.

Feridun Andaç da Bejan Matur için “Matur’un şiirinde Doğu’nun hüznü, acının bendinden geçmenin sızısı var. Bir dil yangını üzerine kuruyor sözünü. Kardeşi oluyor saklısında taşıdığı sözcüklerin. O yoğun imgelemindeki damıtılmışlık bundan biraz da. Şiirin hayatın içinden ağıp gelen bir deyileniş olduğunun bilinciyle yazıyor. (…) Günümüz şiirine getirdiği sesi önemsiyorum. Yapaylıktan, sığlıktan, söz yığınından arınmış bir şiirin muştusunu veriyor şair. Tenin altındaki rengi gösterirken o derin sızının labirentlerine döndürüyor, hayatın içinden gelenin nasıl şiirsel söz olabileceğini de ustalıkla işliyor.” değerlendirmesini yapar. 2009 yılında fotoğraflı bir kent kitabı olarak basılan Doğunun Kapısı Diyarbakır, prestij bir eser olarak tasarlanmış, eserde Diyarbakır’ın tarihî, kültürel, mimari birikimi fotoğraf ve şiir eşliğinde anlatılmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın