Sefa Fersal kimdir? Hayatı, Eserleri

1960 yılında Elazığ’da dünyaya gelen Sefa Fersal, Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiştir. Çeşitli il ve ilçelerde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümündeki öğrenimini yarıda bırakmış,gazete ve dergilerde çalışmıştır.

Haber Merkezi / Şiirleri 1988’den itibaren çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Sunay Akın ile beraber Şiir Cumhuriyet’i dergisini çıkarmışlardır.

Murat Üstünbal Ücra dergisine yer alan ”Fersal’ın Şiirinde Varlığın Sınanışı” yazısında ,Safa Fersal’ın eserlerini ve üslubunu özellikle Sevgili Düş Saati adlı eserinden yola çıkarak,şiirlerini değerlendirdiğinde iyiliğin ve kötülüğün sıkça birbirine dönüştüğünü belirtmektedir. Safa Fersal edebiyatımıza şiirleriyle katkıda bulunmuş bir yazardır.

“Kaç Gün Aç Yattım”

nasıl bir savaştı komutansız, açbilaç
akajuların kovuklarında konaklamıştım

güzün kırağısını emmişti dudakların
ne kadar istesek tutamıyorduk baharı
ödünç vermiştik mutluluğumuzu kışa

günlerce karda kaldım güney cephende
alnımdan vurdu soğuğun askerleri gül vakti
bir dolu kısrağa yem oldum arpalıklarda
kırıldı toynakları hayallerimin

orandaki yanardağı sevdim, yoruldum
ateşinde ormanlar ve yabani büzülmeler
gözlerini kapayarak hercai kelimelerle
kelebekler doğurduk seviştikçe, iniltiler
aç kurtların mehtaba gölge olan dişleriyle

yorgun bir kedere özeniyorum, avcumda düş.

“Durmadan”

artık ben uzak şiirlerin simli dokucusuyum uzun boynunun yanında
-di!li geçmiş zamanların döküntülü hali…çiçeği buran elleri
çiy rivayetlerinin. kadranı 9-45 sevişmesiz saat
ondalıksız hesap uzaklık emrinde uzaklık eriminde
su dibi kerterizlerin.
aynalara bırakmak hayatın dingin görevini
ne varsa öylece
her yenilgiye basmak siyanürün o kırçıl mürekkebini
muzaffer gühanın seccadelerini yakmak aşk yollarında
eskimek seni, eksilmek, çoğalmak, üşenmek
terlemek ikindi vakitleri bir ölü gibi kokarak kusarak küfürleri

artık ben öte şiirlerin denli sorusuyum uzun boynunun yanında
plazaların modern rüküş odalarında safirlerle kaybolan
o çalan kimdi? neyi uda bir tütsüyle bulaştıran
sahi hava ne kadar sıcaksa o kadar yoksulduk, yoksulluğumuz
en uçarı dostumuzdu sanki yeşermemiş gibiydi aramızda aşk

artık ben ölü şairlerin dostuydum kısa kızıl saçlarının
alkolün sarnıcında uykusuzluk sancısı
bunun için kimseye ölüyüm diyemiyorum kimseye diriyim
ama ya aşk varsa hani günahlarımın şölen armağanı
bir karınca ne kadar kazırsa toprağı volkanın dibine doğru
o kadar magma o kadar ironi kaplanın yarasalı mağaralarında

melun can ağalarının suni soluk boruları, bir geçimlik laf
ne kadar burda olsam o kadar kendinde eden şiirlerimi
düşlerin toprağını tırmalayan gaf seni benden uzaklayan
yoksayan beklediklerimi gelmeyecekleri çektiğim fiillerde

kimseye ölüyüm diyemiyorum
durmadan bir safa yaratıyorlar bedenimden

“Dokunaklı Bir Günahtır Aşk”

mavinin topacıyım eğri kasnağın burcunda
hani hayat, hani alkol, hani sen
hani gökyüzünün bulut taşıyan hamalları
dünyanın inşa ettiği iki üç laf
çığlığın desenlediği o tatlı yenilgi

hani kaçamağı o kutlu sarsıntının
yalandan arafın döl fışkırmış sınırında
tamam
dokunaklı bir günahtır aşk
güneşin gölgelediği gölge

Paylaşın

Sadık Yaşar kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Aralık 1959 yılında Mersin’in Silifke İlçesi’nde dünyaya gelen Sadık Yaşar, İçel Eğitim Enstitüsü’nden mezun olan Sadık Yaşar, yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptı. İlk ürünü Damar dergisinde yayımlandı.

Haber Merkezi / Sadık Yaşar, şiirlerini Islık, Akatalpa, Dize, Varlık, E Edebiyat, Kum, Yom, Heves adlı dergilerde yayımladı. Maki (1996) ve Islık (1998) adlı dergilerin doğuşu ve gelişmesinde katkısı oldu. Güller Hattındayız adlı şiir dosyasıyla 2000 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülünü aldı.

Eserleri; Güller Hattındayız, Tarçın At, Ceylan Girmez Sokağı, Fotoğraf Arabası, Boyalı Çalgı, Aşk Her Şeyi Fetheder, Yola Bakan Pencere, İstanbul Hoyu

“Sen Misin Çektiğim”

iştah düşünceyi fırlatır
tesadüf harcını döker

balığı düşünüyorum uzatırım yemi
alır götürür öyle sessiz becerikli
dokunur oynar vazgeçilmez bir anlam
bulmak için uğraşan vahşi hayvan gibi

bazen yakalanıyorum ben de bir cümleye
hokka halinde dökülmez batırmaz önce
bir yanmaya başlar dilim girmesin
kızgın yağ gizli ah sen misin çektiğim
yüklenmiş götürüyorum ortasından
ekvator geçen sözlüğü

ya cevap için başımı sudan çıkaracağım
ya su alarak susup batacağım

yakalandım sayılacak ikisinde de

“Ölecek Oluyor Adam”

görmeye çalıştırıyor bir gözünü
meğer dilinin ucunda bir kıl
adamın ömrüne de
böyle yapışmış bu kadın

kuş uçuşlarından leke yapsam
sürsem yarama diyecek oluyor
ölünmeyecek bir günün içinde
ölecek gibi duruyor bu adam

fotoğrafı saklanacak bir rengi
yok bu babanın beyaz yok
doğruyla aramda gidip gelen
yalanları çağırsam diyecek oluyor
plastik hortumu damar sanan kan
halindeki babanın gülebildiği kadar kız

genişletiyor adamı karnından yeşilsu
uyku oynuyor ranzada kadın
demez olaydım keşke diyecek
otuz yedi horoz çırpınmada
kılcalımda kafası koparılmış
organlar eskidikçe
ölüm ikna ediyor iradeyi
diyecek oluyor iştah kenarda
otopsi yapıyor cüzdanına doktoru

durmadan sinekleri temizliyor havadan
adamın ağzındaki şah
lokmaya mat düşecek oluyor kırlangıç

“O Soğuk Soru”

doğmadan dudaklarına zakkum bir ölüm
sürülür bebeklerin uyanırsa ölecek gibi

birbirlerinin ellerine sığınır
sesini yutanlar ilk defa ıkınıp
beş defa gök avuçlayıp dökülür
orada yeşil bir nefes çıkarır korkutur

o soğuk soru

bildiklerin çıplak bırakır seni
ezberlenir odaların sahibi
yerinden kimsenin oynatamadığı zorluk

değil adalet değil ateşe dönüşen su
mezarlık toprağını bize paylaştıran kim
sıkıştırılmış zamanın patlaması bu

eski uğultu
bu uğultu aynı tohumdan

su alır kafalarda boş odalar
yalanını bıçak gibi kullanır hemen
unutacak kadar gelişmiş gerçek

kimi yandırsam o soğuk soru

her yerde ölüler birbirine benzer
bir çocuğu azarlayan bütün kelimeler gibi

Paylaşın

Sabri Esat Siyavuşgil kimdir? Hayatı, Eserleri

1907 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sabri Esat Siyavuşgil, 1968 yılında İstanbul’da hayatını kaybeti. İstanbul Darülfünun’u (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi’nde başladığı eğitimini Fransa’da Dijon ve Lyon üniversitelerinde felsefe bölümünde tamamladı.

Haber Merkezi / 1932’de Türkiye’ye dönüşünde Gazi Terbiye Enstitüsü’nde felsefe dersleri verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 1933’te Genel Psikoloji-Pedagoji doçenti, 1942’de profesör oldu. Öğretim üyeliği görevini yaşamının sonuna dek sürdürdü.

İlk şiirleri 1927’de “Güneş” ve “Hayat” dergilerinde yayınlandı. 1928’de altı şair arkadaşıyla birlikte “Yedi Meşaleciler” topluluğunu kurdu ve “Meşale” adlı dergiyi çıkardı. Bu dergi kapandıktan sonra şiirleri “Muhit” ve “Varlık” dergilerinde yayınlandı. Dışavurumcu bir ressam tutumuyla yeni ve canlı şiirler yazdı.

Ulus, Yeni Sabah, Haber gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Fransız şairlerin şiirlerini Türkçe’ye çevirdi. Edmond Rostand’ın ünlü oyunu “Cyrano de Bergerac”ın Türkçe çevirisiyle büyük ün yaptı.

Psikoloji, eğitim, folklor ve edebiyatla ilgili yazıları birçok dergi ve gazetede yer aldı. Ayrıca Sait Faik Abasıyanık’tan öyküleri Fransızca’ya çevirdi. Bu öyküler “Un Point Sur la Carte” (Haritada Bir Nokta) adıyla Hollanda’da yayınlandı.

Yedi Meşalecilerin önde gelen sanatçılarından olan Sabri Esat, şiirleriyle sanat yaşamına başlamış ancak yazarlığının şairliğinin önüne geçtiğini düşünerek şiir yazmayı bırakmıştır.

Canlılık, yenilik ilkelerini benimseyen Siyavuşgil, inceleme çalışmaları ve Fransız edebiyatından yaptığı çevirilerle ün kazanmıştır. Psikoloji, eğitim, folklor ve edebiyatla ilgili birçok yazısı yayımlanan Sabri Esat’ın yaptığı çevirilerin en çok ses getireni Cyrano de Bergerac’ın çevirisidir.

Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde günlük yaşamdaki her şeyi dışavurumcu bir kimlikle ve yer yer alaycı bir üslupla anlatan sanatçı, empresyonist ve ekspresyonist özellikler gösteren şiirlerinde fotoğraf gözlemciliği ile etrafındaki olayları şiire yansıtmaya gayret göstermiştir.

Eserleri;

Şiir; Odalar ve Sofalar

İnceleme; İstanbul’da Karagöz ve Karagözde İstanbul, Psikoloji ve Terbiye Bahisleri, Karagöz, Folklor ve Milli Hayat, Roman ve Okuyucu

Paylaşın

Sabri Altınel kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Nisan 1925 yılında Balıkesir’in Susurluk İlçesi’nde dünyaya gelen Sabri Altınel, 19 Ekim 1985 yılında akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Ortaokul ve liseyi Balıkesir’de okudu. 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Kısa bir süre gazetecilik yapan şair, 1959’da Fransa’ya gidip orada bir müddet kaldı.

Haber Merkezi / Yurda döndükten sonra Saint Joseph ve Saint Benoit liselerinde edebiyat öğretmenliği yapan Altınel, 1983’te emekli oldu. Şairin şiirleri; Yeditepe, Yelken, Yeni Ufuklar, Yücel, Ataç, Soyut, Somut, Kaynak, Sanat ve Edebiyat, Genç Nesil, Yeryüzü gibi süreli yayınlarda yayımlanmıştır.

Şiirleri, İnsanın Değeri, Kıraçlar, Zamanın Yüreği, Şiirler, Kentin Küçük Sokağı, Issız Çığlık adlı kitaplarda toplanan Altınel’in kendine has bir şiire vücut verdiği söylenebilir. İnsana değer veren şair, yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. Hayatta ne yaşarsa yaşasın yaşama sevincini ve umudunu yitirmeyen Altınel’in şiirlerinde emek, çaba, alın teri kavramları ön plana çıkar. Bütün bu kavramları ve izlekleri şiirlerinde harmanlarken hayatın zıtlıklarından ve çelişkilerinden yararlanır. “Kıraçlar” ve “Yaban Yazıları” adını verdiği şiirlerinde ise düzyazı-mensur şiirin imkânlarını yoklar. Yaşadığı dönemin insanına ve toplumuna duyarsız kalmadığı görülen şair, şiirlerinde toplumdaki umutsuzluğa, sessizliğe âdeta bir çığlık atar.

İnsanın Değeri kitabının girişinde yer alan “Şiir Deneyi” adlı yazısında şiirle ilgili görüşlerini açıklayan şair, bir şiirin hikâyesinin şairin hikâyesi olduğunu, şiirin bir hayat deneyini ve yaşama anlayışını belirttiğini ifade eder. Çağdaş Eleştiri dergisinin 1983’te çıkan Mart ayı sayısındaki “Şiirsel Eylem” adlı yazısında Altınel şiirin, insanın kendini ve doğayı aşabilmesi için ona yetkinlik kazandıran, insanı olgunlaştıran ve insan için gerekli bir eylem olduğuna dikkat çeker. Altınel için iyiyi, güzeli, erdemli olanı, emeği, onuru, dostluğu, kardeşliği ve sevginin önemini şiirlerinde kullandığı zengin imgelerle anlatmaya çalışan, toplumsal olguları ve insanımıza ait duyarlılıkları, erdemleri, kendine ait şiir dünyasında vermesini bilen bir şair tanımlaması yapılabilir.

Paylaşın

Sabit İnce kimdir? Hayatı, Eserleri

1954 yılında Nevşehir­’in Kozaklı İlçesine bağlı G­erce Köyü’nde dünyaya gelen Sabit İnce, ilkokulu köyünde, orta­okulu Kozaklı’da, lis­eyi Kayseri Ticaret L­isesinde okumuştur. 1976 ­yılında Marmara Üniversitesi İkti­sadi ve Ticari Bilimler Fakültesi İşletme-Ekonomi Bölümü’nden mezun­ olmuştur.

Haber Merkezi / Şair, bestekâr ve yazar olarak bilinmektedir. Evli ve üç çocuk babasıdır (İnce 2001: 49). Özel sektörde çeşitli­ görevlerde bulunan şair, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlüğünde, T­oprak Mahsulleri Ofis­i Kayseri Bölge Müdür­lüğü ve Urfa Bölge Mü­dürlüğünde uzman olar­ak çalışmış ve 1999’da emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra gazetecilik yapmaya devam etmiştir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Kayseri’de yaşamaktadır.

Önceleri Garip mahlası ile şiirler yazan, sonra ustası Zavallı Baba tarafından Âşık İnce mahlası verilen şair, sosyal mesajlar içeren akıcı şiirleriyle bilinmektedir. İlk şiiri ilkokul birinci sınıftayken yazdığı “Gülüm Seni Çok Özledim”dir. Annesi yaktığı ağıtlarıyla tanınır. İnce, rüya görmemiş, bade içmemiştir. Ustası Âşık Zavallı Baba’dan ders ve muhabbet almış, onunla televizyon ve radyo programlarına katılmıştır. Ayrıca Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Emrah, Ruhsatî, Ferrahî, Sefil Selimî, Âşık Reyhanî, Mahzunî de ustası olarak gördüğü âşıklar arasındadır .

Orta Anadolu ve Nevşehir yöresi tarzında ve kendisine özgü bir üslupla saz ve bağlama çalmaktadır. Bazı şiirleri Ozan Tekfurî (Beytullah Arabacı) tarafından bestelenmiştir. İrticalen şiir söyleyebilen İnce âşık meclislerine de katılmaktadır. Şiirlerini pek çok internet sitesinde de yayınlamaktadır. İnce’nin eserlerinde, sevgi, toplum, adalet, din ve tasavvuf gibi temalar öne çıkmaktadır. Şiirlerinden yola çıkarak anlatımının akıcı olduğu ve sözcüklerini titizlikle seçtiği söylenebilir. Serzenişini ve sitemini dile getirirken ayrı bir ustalık gösterdiği görülmektedir.

Bizim Anadolu, Tercüm­an, Hergün ve Türkiye­ gazetelerinde yazar,­ muhabir ve istihbarat ­şefi olarak çalışmıştır. ­Töre ve Devlet dergil­erinde yazılar yazmıştır.­ Ka­yseri’de yayımlanan Y­eni Kayseri, Kayseri ­Olay, Kayseri Anadolu­ Haber, Star Haber, K­ayseri Gündem ve Kays­eri Hâkimiyet Gazetes­i’nde “İnce Zımbalar” köşesinde; ayrıca Gü­lpınar, Yesevi, Ozan,­ Bizim Kuşak, Kayseri­ Çağdaş, Sevgi Yolu, ­Ana, Erciyes, Çemen, ­Simav Anadolu, Kumru,­ Yalaka gibi dergiler­de yazı ve şiirleri­ yayımlanmaktadır. Kayseri’de yayımlana­n Kayseri Şairler An­tolojisi ve Adana’da yayımlanan Ozanla­r Güldeste Şairler A­ntolojisi’nde yer almıştır.

Yine Kayseri’de yayın yapa­n Erciyes, Elif, Başa­k televizyonlarında, ­mahalli radyolarda şi­ir ve edebiyatla ilgili programlar düzenleyip söyleşiler yapmıştır. Bu kanallarda âşıklık konusunda “Bizim Âşıklarımız” ad­lı bir program yap­mıştır. Ozan ve Bi­zim Kuşak Dergisi’nden­ mansiyon ödülleri, makale dal­ında da üçüncülük ödülle­ri vardır. Sözlerini yaz­ıp bestelediği 40’tan­ fazla türküsü bulunmaktadır­.

Ayrıca Kayseri’de bulunan Anadolu İlim ve­ Edebiyat Eseri Sahip­leri Birliğini­ kurmuş ve genel başka­nlığını yapmıştır. T­BMM’de Fikir ve Sanat­ Eserleri Kanunu’nda m­eclis alt komisyonund­a ve Devlet Planlama ­Teşkilatınca hazırlan­an Fikri v­e Sınai Haklar Komisyonu’nda ü­ye olarak görev almıştır. Anasam Bülteni adlı­ bir yayın organı kurmuş ve bu çatı altında 80­ kitabın editörlüğünü­ yürütmüştür. Şairin Aşkın Ateşi, Ve Aynı Rüzgarla Savrulduk, Sırlı Söz Suskun Satırlar, Anadolu Hececileri 1-6, Anasam Şiir Antolojisi 1-2 ve Kapadokya Şiir Antolojisi adlı eserleri bulunmaktadır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Sabih Şendil kimdir? Hayatı, Eserleri

9 Şubat 1926 yılında Tekirdağ’da dünyaya gelen Sabih Şendil, 15 Şubat 2002 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Mehmet Sabih Şendil’dir. İstanbul Erkek Lisesi’ni 1945’te bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı ve çalışma hayatına atıldı.

Haber Merkezi / Bir müddet İmar Bankası’nda görev yaptı. Yapı Kredi Bankası Beyoğlu Şubesi Umumi Muhasebe Bölümü’nde idareci olarak çalıştı. Şiirle yakından ilgilendi. 1952 yılında Yeryüzü dergisinde yayımlanan “Değil” adlı şiirinden dolayı Ceza Kanunu’nun 142. Maddesine aykırılık gerekçesiyle yargılandı ve daha sonra beraat etti.

Sabih Şendil’in ilk şiirleri İstanbul ve Kaynak dergilerinde yayımlanmıştır. 1944-1964 yılları arasında; Varlık, Fikirler, Doğan Kardeş, Yeryüzü, Dost, Yeditepe, Çağdaş, Güney ve Hisar gibi dergilerde şiirlerini yayımlamayı sürdürmüştür. İlk şiir kitabı Bizim İskele adıyla 1948 yılında basılmış ve bunu Gelin Dünya (1951) ile Yaşamak Herkesin Hakkı (1953) takip etmiştir.

Bülent Ecevit, onun için “Yıllardır bizim şairlerimiz, içtimaî konularda manzum röportaj muharrirliği yapıyorlar. Şahsen tanımadığım Sabih Şendil’den özür dilerim. İçimi dökeceğim bir anda karşıma onun kitabı çıktı. Yoksa burada söylediklerimle yalnız Sabih Şendil’i değil, bazısı yakın dostlarım olan birçok şairlerimizi tenkid etmiş oluyorum. Aslında Gelin Dünya’yı değerli bir kitap bulmasaydım, böyle umumî bir tenkide vesile edinmezdim. Ve eğer Sabih Şendil’in iyi şair olduğuna aklım yatmasaydı onun da bu moda yola sapmasına üzülmezdim. Konu gene moda konulardan olsa bile, şiirlerini, manzum röportajcılıktan ayrı bir teknikle, bir sanatçı görüş ve zevkiyle işlediği zamanlar, Sabih Şendil’in kuvveti, sanatkârlığı iyice belli oluyor. Meselâ ‘Kıskançlık’, meselâ ‘Tohum’, meselâ ‘Soru’ şiirlerinde…” değerlendirmesini yapmıştır. Şendil, daha çok ülkenin gelecek güzel günlerine inanan, karamsarlıktan ve kederden uzak, umutlu ve bereket dolu yarınların özlemini duyan şiirleri ile tanınmıştır.

Çocuk masalları da kaleme alan Sabih Şendil; Köylü Prenses (1958), Altın Sakallı Dev (1958), Tanrı Misafiri (1961), Üç Kız Kardeş (1961), Bir Çatı Altında (1961), Beyaz At (1961), Saadet Anahtarı (1964), Şehzadenin Kısmeti (1964), Dilek ve İpek (1966) gibi masal türündeki çocuk kitaplarına imza atmıştır.

Paylaşın

Sabahattin Yalkın kimdir? Hayatı, Eserleri

11 Mart 1934 yılında Antakya’da dünyaya gelen Sabahattin Yalkın, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’ni bitirdi. 1960 ve 1976 yılları arasında Devlet Su İşleri, 1970-1993 arasında Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde çalıştı. Evli, bir çocuk babası olan şair, 1993’te emekli oldu.

Haber Merkezi / Çocuk Deliceleri isimli eseriyle 1994 yılında Çankaya Belediyesi ve Damar Dergisi Çocuk Şiirleri Dalında Birincilik Ödülü, “Beyaz Kan” adlı dosyasıyla 1994 Sabri Altınel Üçüncülük Ödülü kazandı. Edebiyatçılar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.

İlk şiiri “Fasa Fiso” adıyla 1954’te Antakya’da çıkan İleri Gençlik gazetesinde yayımlandı. Yalkın’ın diğer şiirleri Damar, Türk Dili, Güney Rüzgarı (Antakya), Ardıçkuşu (Adana), İmece gibi dergilerde yayımlanmıştır. 1990-94 arasında Ankara’da Yazıt adlı edebiyat dergisini çıkardı.

Antakya doğumlu şair, mesleği dolayısıyla Ankara, İstanbul’da yaşamış olmakla birlikte çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Antakya’ya son derece bağlıdır. Bu bağlılık şiirlerine de yansımıştır. Çok Dualı Kent isimli şiir kitabının tanıtımında ” Çok dualı kent dediğim Antakya, benim sonsuz okulum, adım, onurum, varlığımdır. Antakya’nın o kendine özgü hamurundan çıkmış bir kişinin şiirleridir bunlar” sözleriyle eserinin içeriğini açıklamaktadır.

Şair için önemli olan bir diğer kentin İstanbul olduğu görülür. Nitekim Vakit İstanbul-du adlı eserini İstanbul üzerine kaleme aldığı şiirlere ayırmıştır. 1953-2003 arasında elli yıllık bir dönemin şiirleridir. Yalkın’ın diğer şiir kitaplarında da Antakya coğrafyasına, Akdeniz’e olan sevgisine yönelik şiirleri bulunmaktadır.

“Anılar İçinden”

Tren Haydarpaşa’ya yaklaştıkça
Bütün İstanbul beni karşılıyacakmış sanki
Yüreğim ağzımda

Şimdi nerde çatık kaşlı Fikriye ?
Yamru yumru ara sokakların birinde
Aksaraydan yokuş yukarı Fatih’e çıkarken !
Laf attıkça nasıl da yumuşardı
Hele mahalleden uzaklaştıkça.

Ya Şehremini’li Zünnire
Az mı bekletmişti beni söz verip de
Bildik yüzlere dönen tramvay durağında.

Çok oldu Kasımpaşa’lı Turan’ı görmeyeli
Odun sobalı küçük evlerinde
Hep sabahlardık sınav geceleri.
………………………………………
………………………………………

Sağlığı nasıl acaba ?
Satın alabildi mi kira evini.
İki kızı olmuştu sevimli mi sevimli,
Ya sen nasılsın sigara tiryakisi Nimet yengesi ?

Haydarpaşa bekleme boş yere
Ne yer, ne gök
Geldiğim gibi gidiyorum işte…..

“Salyangoz”

-I-

Temmuzun neresinde şimdi
Nezahat’ın eski dudağı
Nerde unutuldu
deniz kabuklu sokak
Sonunda düşüyor toprağa
Salyangozun gümüşlediği yaprak

-II-

Yosun kokulu bir güneşi alıyorum
Göğün eteği altından
Kanımda
kanlıyorum
Güzelleşiyor soyundukça
Samatya’lı Gülşen’in bel altı
Ve akşamla çekiyor boynuzlarını
Salyangoz kabuğuna

-III-

Bende kalan ne varsa
Geri veriyorum doğaya
Cide’li Sermin’in
en dolgun memesini bile
Bütün günah sevmede
Salyangoz
Salyangoz
aldığını versene

Paylaşın

Sabahattin Kudret Aksal Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Nisan 1920 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sabahattin Kudret Aksal, 19 Nisan 1993 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1937’de Özel Işık Lisesi’nden mezun oldu. 1943’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

Haber Merkezi / 1943-1948 arasında İstanbul’da çeşitli liselerde felsefe dersleri verdi. 1940’da kısa bir süre iş müfettişliği yaptı. İstanbul Konservatuvarı Müdürlüğü, belediye yazı işleri müdürlüğü, belediye iktisat müfettişliği görevlerinde bulundu. 1961’de Şehir Tiyatrosu Müdürü oldu. Belediye Konservatuarı Estetik Ve Psikoloji öğretmenliğinden emekli oldu.

İlk şiiri 1938’de Varlık dergisinde, ilk öyküsü 1940’ta Küllük dergisinde çıktı. İlk oyunu Evin Üstündeki Bulut 1948’de oynandı. 1940’lardaki yeni edebiyat hareketi içinde yer aldı. Günlük yaşamın, küçük ayrıntıların avareliklerin şairi oldu.

Cahit Sıtkı Tarancı etkisiyle hece vezni ve uyak kullandığı ilk dönem şiirlerinden sonra Garip akımı ve Orhan Veli’ye yakınlaştı. 1976 sonrasında ise yalınlığı elden bırakmadan dilde derinlik arayışına başladı. Uyak tekrar şiirinin köşetaşı oldu. Bu dönemde Garip’ten de uzaklaşıp İkinci Yeni havasına girdi.

Kendisine özgü bir biçimde insan-doğa ilişkisine felsefe düzleminde yaklaştı. Şiirlerinde kent insanlarının gündelik ilişkilerini, saçmalıklarını, çatışmaya varan tartışmalarını ele aldı. Öykü ve oyunlarında ise psikolojik öğeleri ve biçim arayışlarını öne çıkardı. Çeviriler ve sanat üzerine yazılar da yayınladı.

Eserleri; 

Şiir; Şarkılı Kahve, Gün Işığı, Duru Gök, Bir Sabah Uyanmak, Elinle, Eşik, Çizgi, Zamanlar, Bir Zaman Düşü, Buluşma, Batık Kent

Öykü; Gazoz Ağacı, Yaralı Hayvan

Deneme; Geçmişle Gelecek

Oyun; Evin Üzerindeki Bulut, Şakacı, Bir Odada Üç Ayna, Tersine Dönen Şemsiye, Kahvede Şenlik Var, Kral Üşümesi, Önemli Adam, Bay Hiç, Bir Dalda Üç Ayna

Ödülleri; 1999 İstanbulu dinliyorum 1955 Sait Faik Faik Armağanı Gazoz Ağacı’yla (Haldun Taner ile haylaştı), 1957 Türk Dil Kurumu Ödülü Yaralı Hayvan ile 1965-1966 Ankara Sanatsevenler Derneği ödülü, Kahvede Şenlik Var ile, 1980 Yeditepe Şiir Ödülü Şiirler ile 1980 ve 1987 Avni Dilligil Tiyatro ödülleri, 1985 ENKA Öykü Ödülü “Vav’lar” ile, 1990 Sedat Simavi Ödülü 1990 Kültür Bakanlığı Tiyatro Onur Ödülü, 1992 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü

Paylaşın

Sabahattin Kömürcüoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Haziran 1924 yılında Gümüşhane’de dünyaya gelen Sabahattin Kömürcüoğlu, Eğitim hayatını Kelkit Cumhuriyet İlkokulu, Gümüşhane Ortaokulu, İstanbul Erkek Öğretmen Okulu (1944) ve İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü’nde (1959) tamamladı.

Haber Merkezi / 1940’ta çalışma hayatına başlayan Kömürcüoğlu; Gümüşhane, Batı Trakya, Sürmene ve İstanbul’daki çeşitli okullarda Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1976’da edebiyat öğretmeni olarak görev yaptığı Suadiye Lisesi’nden emekliye ayrıldı.

Kömürcüoğlu, 1944’te “Özleyiş” ve “Ağlama” adlı ilk şiirlerini İstanbul dergisinde, daha sonra kaleme aldığı yazı ve şiirlerini Türk Dili, Beşinci Mevsim, Ozanca, Kıyı, Güzel Yazılar dergileri ile Zafer, Cumhuriyet, Milliyet, Kuşakkaya, Kadıköy, Aktüalite gazetelerinde yayımladı. Bazı şiir ve yazıları ders kitaplarında da yer aldı. “Kömürcüoğlu’nun şiirlerinde, alaycı bir yaklaşımla, düzene karşı bir başkaldırı gözlenir; fikir ön planda, dil arı, anlatım sadedir. Özgün buluşlarıyla çarpıcı bir söyleyiş özelliğine kavuşturduğu şiirlerinde sevgiyi ve barışı vurgular.”

Sabahattin Kömürcüoğlu, Sana Doğru (1971), Kasım Çiçekleri (1986), Anılarda Memleket (1994), Sönmeyen Ateş (2003) adlı kitaplarıyla şiir türünde, Gün İstanbul Üstünde (1994), Kıyıdaki Adam (1997) adlı kitaplarıyla öykü türünde, Esintiler (2003) ile deneme türünde eserler vermiştir. Ayrıca yazarın Gümüşhaneli Ozanlar (1987), Gümüşhaneli Ozanlar II (1998) adlı antoloji türünde çalışmaları mevcuttur.

“Anılarda Memleket”

Dağlarda bayırlarda yaşamın hızı
Bahçelerde kuş çiçek
Kan dersen akar gülden kırmızı

Baktıkça yoksul ama erdemli
Bin acıyla oluşan bir yaşam
Damarlarında uğuldar sanki

Bir yol ayrımında akşam
Silkip atamam seni ey çocuk
Bin yıl yaşasam

Baktıkça hep böyle boynu bükülü
Yansır uzaklarda bir yaban gülü

Dağlar ateşlerle gönlümüzü!…

“Yitik Çocukluk”

Koynunda uzanıp yatınca
Bahçeler içaçıcı
Dağlarsa sarp dikenli
Düşlere girince güzeldi

Çiçekler göz kamaştırmak içindi
Kuş sesleri hüzünlü mü hüzünlü
Sular girip yıkanınca serindi

Tepeler yüceydi
Dereler derin
Sönüp gittiği
Dağbaşlarında özlemlerin

Şimdi
Yamaçlarda bir dertli ana
Ağlıyor çocukluğumu
Bana…

Paylaşın

Sabahattin Ali kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Şubat 1907 yılında Bulgaristan Gümülcine’de dünyaya gelen Sabahattin Ali, 1948’de MİT’le bağlantısı olan Ali Ertekin tarafından sınırda öldürüldü.  Subay olan babasının görevi nedeniyle ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’te tamamladı. Balıkesir Öğretmen Okulu’nda beş yıl okuduktan sonra İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.

Haber Merkezi / Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yaptı ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya gitti. İki yıllık eğitimden sonra Yurda döndü, Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yaptı. Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu gerekçesiyle Konya’da tutuklandı, bir yıla mahkum oldu. Konya ve Sinop cezaevlerinde yattı ve Cumhuriyetin onuncu yılında çıkarılan afla özgür kaldı. M. E. Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü’ne atandı ve Ankara II. Ortaokul’da öğretmenlik yapmtı. Aynı yıl Aliye Hanım ile evlendi. Bir yıl sonra askere alındı, askerliğini yedek subay olarak Eskişehir’de tamamladı. Askerlik dönüşü Musiki Muallim Mektebi’ne Türkçe öğretmeni olarak atandı ve 1940 yılında tekrar askere alındı.

İkinci kez yaptığı askerlik sonrası Ankara Devlet Konservatuarı’na Almanca öğretmeni olarak atandı. “İçimizdeki Şeytan” romanı ve yazdığı bir yazı nedeniyle faşistlerin hedefi oldu. Mahkemeyi kazanmasına rağmen bakanlıkça görevden alınDI, İstanbul’a giderek gazeteciliğe başladı. Çalıştığı gazeteler, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kaldı. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkardı.

Yazın dünyasına şiirle giriş yaptı. Halk şiiri izleri taşıyan şiirleri ‘Çağlayan’ dergisinde yayımlandı. Şiirleri sonraki yıllarda; Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde yayımlandı. Öyküye yönelen Sabahattin Ali’nin ilk öyküsü “Bir Orman Hikayesi” Nazım Hikmet’in ön yazısı ile Resimli Ay dergisinde yayımlandı. Varlık dergisinde yayımlanan “Kanal”, “Kırlangıçlar”, “Arap Hayri”, “Pazarcı”, “Kağnı” gibi öyküleriyle dikkat çekti. Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatır. İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başardı. Bestelenen bazı şiirleri; Hapishane Şarkısı, Leylim Ley, Hapishane Şarkısı I, Geçmiyor Günler, Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran, Kara Yazı, Melankoli, Eskisi Gibi, Dağlardır Dağlar.

Eserleri;

Şiir; Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler’le birlikte

Bestelenen Şiirleri; Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül), Leylim Ley, Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim), Hapishane Şarkısı III (Geçmiyor Günler), Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran, Kara Yazı, Melankoli, Eskisi Gibi (Ben Yine Sana Vurgunum), Dağlar (Dağlardır Dağlar)

Öykü; Değirmen, Kağnı, Ses, Kağnı – Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk

Roman; Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna

Çeviri; Tarihte Garip Vakalar (Max Memmerich), Antigone (Sofokles), Minna Von Barnhelm (Lessing), Üç Romantik Hikaye (H. Von Kleist – A.V. Chamisso – E.T.A. Hoffmann), Fontamara (Ignazio Silone), Gyges Ve Yüzüğü (Fr. Hebbel), Yüzbaşının Kızı (A.S. Puşkin)

Paylaşın