Sefa Kaplan kimdir? Hayatı, Eserleri

1956 yılında Çorum’da dünyaya gelen Sefa Kaplan, nüfus kaydını İstanbul’a getirerek hayli geç sayılabilecek bir yaşta İstanbullu oldu. İlk ve orta öğrenimini Samsun, Urfa, Konya ve Ankara’da tamamladı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.

Haber Merkezi / Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hocalık yaptığı kürsüde asistan olabilmek amacıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi. Arkasından hem Edebiyat Fakültesi’ni hem öğretmenliği bırakarak gazeteciliğe başladı.

Aktüel dergisinde yazdığı bir yazı dolayısıyla mahkûm olduğu için 1995-2000 yılları arasında Londra’da yaşadı. Şiirler ve hikâyeler yazdı, araştırmalar yaptı. İlk şiirleri Türk Edebiyatı dergisinde (1978) çıkmıştı. İnsan Bir Yalnızlıktır adlı eseriyle 1990 Behçet Necatigil Şiir Ödülünü kazandı.

Eserleri;

Şiir; Sürgün Sevdaları, İnsan Bir Yalnızlıktır, Seferberlik Şiirleri, “Disconnectus Erectus” (2+1) (ilk iki kitap birarada bir şiir eklenmiş olarak), Londra Şiirleri

Deneme-İnceleme; Tarih Tereddütten İbarettir, Terörün Soldurduğu, Kemal Derviş – Bir Kurtarıcı Öyküsü, Derviş’in Siyaseti Siyasetin Dervişi, 1915’te Ne Oldu?

Öykü; Öyküler Seni Söyler

Derleme; Yahya Kemâl Beyatlı-Seçmeler (şiir ve nesirlerinden seçmeler)

“Ankebut”

kafdağı’nı aşan bulut anan baban sağ mıdır
beynindeki görklü tırpan bir uluca dağ mıdır

cinnet mülkü devşiren kan kayseri ankebut
rahimde bir şehzade gönüllerde yağ mıdır

gülü üç kez görmeden öpmeye kıyamazdım
çakır mızrak dikeni ektikleri bağ mıdır

bizi böyle ölümlü bir dünyaya ram eden
sen söyle kalbim şimdi devran mıdır çağ mıdır

sefa’mız ne olmakta deyüben gelir bir gün
can dostum kan kardaşım yunus emre sağ mıdır

“Cinnetten Cennete”

cesetlerinden cinnetler devşirdiğim bu kent
-ben ölürüm ah gülüm- cennete döner bir gün

ömrümün hikayesi buğulu bir intihar
bu titrek aydınlığım apansız söner bir gün

dünya değirmeninde kavrulmuş bir türküyüm
yarı açık perdeler yüzüme iner bir gün

canlı geldi bedenim cesur bir cinayete
tabutum toparlanır acılar diner bir gün

koy kıblene kalbini secde vur tabut üzre
ömrümüz musallada bu hüznü yener bir gün

zaten neyimiz kaldı bu yorgun bedenimiz
körpecik omuzlara usulca biner bir gün

babam kimin katili ben kimin maktulutüm
şol böcek aşireti belki de siner bir gün

eziyyeti banadır gözü kanlı gecenin
ben ölürüm bu dünya cennete döner bir gün
‘İnsan Bir Yalnızlıktır’

Paylaşın

Sedat Umran kimdir? Hayatı, Eserleri

1925 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sedat Umran, 7 Ağustos 2013’te, Kayışdağı Huzurevi’nde hayatını kaybetti. İlkokulu Erenköy 38. İlkokulu’nda; ortaokulu Kadıköy 1. Ortaokulu’nda; liseyiyse Haydarpaşa Lisesi’nde 1942’de tamamladı. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1948’de mezun oldu.

Haber Merkezi / 1951-56 yılları arasında Merkez Bankası İstanbul Şubesi’nde ve Maliye Enstitüsü’nde memurluk yaptı. 1956’da İzmir’e taşındı ve çeşitli şirket ve fabrikalarda çevirmen olarak çalıştı. 1974’te emekli oldu. İlk şiiri 1943’te Yedigün dergisinde yayımlanan Umran, ilk şiir kitabı Meşaleler’i 1949’da kendisi yayımladı. Wilhelm Weischedel’in düşünce kitabı Felsefenin Arka Penceresi çevirisiyle, 1993 Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü’nü aldı. 1970’te yayımlanan Leke isimli ikinci şiir kitabı, üzerine en çok konuşulup yazılan eseri oldu. On iki şiir kitabı, on altı çeviri, dört antoloji ve bir deneme kitabı yayımladı.

Henüz 17 yaşındayken Yedigün dergisinde çıkan ilk şiiriyle edebiyat çevrelerine giren Sedat Umran, 1970’te yayımlanan Leke isimli şiir kitabında bir tür eşya sembolizmi geliştirmiş, metafizik unsurlarla modern içerikleri bir araya getirerek farklı bir şiir dili oluşturmuştur. Hasan Akay, Umran’ın şiir dilini şöyle betimler: “Umran, dili yaratıcı biçimde kullanmayı tecrübe ediyor, daha önce denenmemiş, yoğrulmamış, ham bir dil kullanıyor, adeta umrânî bir dil.”. Şiirinde Ahmet Haşim ve Necip Fazıl etkisi görülür; öyle ki kendisi bu durumu, Şiirde Metafizik Gerçek adlı deneme kitabında “Necip Fazıl olmasaydı, ben de olmazdım.” diyerek belirtmiştir. Edebiyat çevrelerinde “Yedigün Şairleri” arasında anılmasının yanı sıra “Leke’nin şairi” ya da “eşyanın şairi” olarak da tanındı.

Kendisiyle beraber Şaheserler Antolojisi’ni hazırladığı Hasan Akay, onu “son modern şair” olarak tanımlarken Mustafa Nuri Şirin’e göre Umran, sembolist şiirin belki de son örneğiydi. Osman Serhat Erkekli, Necip Fazıl’la Ahmet Haşim’in bir bileşkesi olarak tanımladığı Sedat Umran şiirlerinin “(…) onların el atmadığı konulara el atarak Türk şiirini birkaç adım ileriye götür[düğünü]” belirtmiştir. Her ne kadar Ahmet Haşim ve Necip Fazıl etkisinde olduğu bilinse de Umran, kendine has şiir diliyle bütün edebiyat çevrelerince değeri bilinmiş bir şairdir.

Örneğin İlhan Berk, Leke için şunları söylemiştir: “Yeni bir duyarlığı deniyor Leke, bu da yetmeli. Ham bir dili kullanıyor Sedat Umran, bu dil şiirin yapısına da uzanıyor, şiire karşı bir şiir deneyine giriyor bile denebilir. Başkalarını bilmem, bu beni korkunç ilgilendiriyor.” (1970). 87 yaşında vefat eden şair, Türk şiirine ve düşünce dünyasına sayısız katkıları dolayısıyla pek çok makalenin ve yazının konusu olmuştur. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Sami Baydar kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Eylül 1962 yılında Amasya’nın Merzifon İlçesi’nde dünyaya gelen Sami Baydar, ilkokulu, ortaokulu ve Merzifon Lisesini bitirdikten sonra, 1979’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne, 1981’de Neset Günal atölyesine girdi. 1983 yılında Devrim Erbil Atölyesine geçen Baydar, üç yıl sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nin Devrim Erbil Atölyesini bitirdi.

Haber Merkezi / Yüksek lisansını da aynı bölümde tamamladı.1984’te Gösteri Dergisi Resim Yarışması’nda Başarı Ödülünü kazandı. İlk kişisel resim sergisini Garanti Bankası Yonca Sanat Galerisi’nde açtı. Sami Baydar, resim çalışmalarını ve çeşitli dergilerdeki yazı etkinliğini memleketi Mrzifon’da sürdürmekte iken, 29 Ekim 2012 tarihinde, genç sayılabilecek yaşta Merzifon’da vefat etti.

Sami Baydar’ın şiir ve hikâyeleri; Beyaz, Hürriyet Gösteri, Deter, Sombahar, Ludingirra, Kaşgar, eskiZ, Göçebe, Kitap-şık, Geceyazısı gibi dergilerde yayımlandı. Şiirde kendine has bir üslup oluşturan Sami Bayar, serbest ölçüyle yazdığı şiirleriyle okuyanlarına kendine yeterli ve kendini tamamlamış bir imajlar dünyası sunar. İlk şiir kitabı Dünya Efendileri’dir. 1990 yılında ise, ilk hikâye kitabı Dünyadan Çıkış Yolları yayımladı.

Ertesi yıl ikinci şiir kitabı Yeşil Alev (1991) ve ikinci hikâye kitabı Dünya’da Anılara Bakıyorum 1991 yılında yayımlandı. Çiçek Dünyalar adlı şiir kitabında; daha derinlikli ve oylumlu bakışlar, irdelemeler dikkati çeker. Dünya İnancı-Toplu Şiirler (2012) adlı kitabında; Yeşil Alev, Dünya Bana Aynısını Anlatacak, Çiçek Dünyalar, Varla Yok Arasında, Nicholas’ın Portresi kitaplarının yanı sıra yeni kitabı Vücut Her Zaman Savaşır ile Sami Baydar’ın otuz yılı bulan şiir serüveni gözler önüne serilir.

Paylaşın

Salih Mercanoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Ocak 1959 Ankara’da dünyaya gelen Salih Mercanoğlu, ilk ve ortaöğrenimini Kırıkkale’de yaptı. Kırşehir Eğitim Enstitüsündeki öğrenimini yarıda bıraktı. 1982 yılından sonra Akdeniz Kitabevi ve Yayınevinin sanat danışmanığını yaptı. Bir müddet İnsan degisinin yayın kurulu üyeliğinde bulundu.

Haber Merkezi / Şiirle yakından ilgilendi ve Yağmurun Elleri (1994) adlı kitabı ile 1995 yılında Ordu Sanat Evi (ORSEV) Vedat Güler Şiir Ödülü’nü aldı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Şair olarak bilinen Salih Mercanoğlu’nun “Sevgi ve Semah” adlı ilk şiiri Yarın dergisinde yayımlanmıştır. Şiir ve yazıları Yarın, Varlık, İnsan, Kırkmerdiven Portakal, Sanat Edebiyat 81 ve Yeni Biçem gibi dergilerde yer almıştır. Şiirlerini; Sevgi ile Semah (1991), Yağmurun Elleri (1994), Ara İstasyon (2004) ve Bahçeye Çıkmak (2006) adlı kitaplarda toplamıştır. Şiirleri ayrıca Adam şiir Yıllıkları’nda (1992-1996) da yer almıştır.

Can Çocuk Dizisi’nde yayımlanan Güzel Günler Kitabı (2007) “Çocuklar kendileri için bir gün seçecek olsalardı, Nato Günü, Meteoroloji Günü, Avrupa Günü, Birleşmiş Milletler Günü gibi günleri seçerler miydi?” sorusundan hareketle yazılmıştır. Güzel Günler Kitabı, belirli gün ve haftalar adı altında yayımlanmış kitaplara ve ders kitaplarına henüz girmemiş çocuk günlerinin kitabıdır. Yaşamı çocukların bakışı ve değerleriyle zenginleştirmeye davet eden, bu yönde düşündüren bir eserdir. Mercanoğlu’nun Asuman (1994) adlı bir hikâye kitabı da bulunmaktadır.

“Sardunya”

üç
derler ya
karşılığı varmış dünyada çocuk işte
üç saksı koydu zemin kata.

ikisi sardunya
aylar sonra çiçeklendi
üçüncüsü nergis
ne bir sap ne tomurcuk
sadece
üç beş yaprak kederlendi.

çocuk işte
sardunyalardan sakız alanını
kendine seçti
az çiçeklisini kardeşine
nergis mi?
o benmişim -öyle söyledi-

üç
derler ya
beni boşver!
çocuk belki, hayat kesindi.

“Kısa Mesafe”

zor
hayata dahil olmak taşrada
eve dahil oldum ben de

yok
ne odayım ne mutfak
sadece uzun bir antre

kim
o bile diyemem kapı çalsa
bana değil dışarıda bekleyen bahçe

belki
kollarımı kesmeden önce
yıllar önce, hani sokaktayken ateş
hani aşık paşa’da
parmakları sigortasız mustafa
horozlu cep aynasından
henüz çıkarmamışken yüzünü
hani kar yağarken kırlaşan şehre

yok
ne gencim ne ihtiyar
sadece kısa bir mesafe

Paylaşın

Salih Bolat kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Temmuz 1956 yılında Adana’da dünyaya gelen Salih Bolat, ilk ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sosyal Politika Bölümü’nden mezun oldu. Hacetepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Halen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğretim üyeliği yapmaktadır.

Haber Merkezi / İlk şiir kitabı Yaşanan’ı 1983’te yayınladı. Bu kitapla 1984 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü kazandı. Şiirlerini, yazı ve çevirileri; Petek, Oluşum, Türkiye Yazıları, Süreç, Hürriyet Gösteri, Yeni Düşün, Adam Sanat, Adam Öykü,Varlık, E, Edebiyat ve Eleştiri, Kum , Günümüzde Kitaplar, Cumhuriyet, Demokrat, Siyah Beyaz gibi dergi ve gazetelerde yayımladı. Arkadaşlarıyla birlikte Koza Dergisini yayımladı. Yapıt ve Yarın dergilerinin yayın kurullarında bulundu. Radyo C ve Radyo Altı Nokta’da programlar yaptı.

Eserleri; Yaşanan, Bir Afişin Önünde, Sınır ve Sonsuz, Karşılaşma, Uzak ve Eski, Gece Tanıklığı, Deniz Feneri Behçet Aysan Kitabı (Eren Aysan ile birlikte), Öykü Yazma Teknikleri Yaratıcı Yazma Dersleri, Açılmış Kanat, Duygusal Düşünceler

Ödülleri; Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü (1984), Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü (1986), Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1992)

“Gülün İlkesi”

Dağa çizilmiş resimdir
Bir çocuğun babası olmak
Yakından balınca anlaşılmaz
Uzaktan belli eder kendini.

Taşrada yalnız yaşamaktır
Bir çocuğun babası olmak
Atlarla çarşıya girince köylüler
Upuzun bir turna katarı
Sonbaharın altını çizer.

Radyoda uygun bir istasyon aramak
Aynanın önünde yılların tortusunu taramak
Hep aynı dalda açmaktan yorulmak
Başka nedir, bir çocugun babası olmak?

Gülün ilkesidir vaktinde solmak.

“Gravür”

bu dağlar o çok öldüğüm dağlar değil
eğri büğrü gülen bu çocuk
bu yamyassı rüzgar
kapının önünde uluyan bu gece
ufukta uyanan bu masmavi kadın cesedi deniz
bu yeni doğmuş tayın ıssız adımları
sığ sularda boğulan bu balık
o değil

bu umutsuzluğun gravürü
umutsuzluk: tabutuma çakılacak son çivi

Paylaşın

Salih Aydemir kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Ocak 1967 yılında Amasya’da dünyaya gelen Salih Aydemir, Perihan Hanım ve öğretmen Sefer Aydemir’in oğlu olan şair; İlk, orta ve liseyi Ulukışla’da okudu. Dokuz Eylül Üniversitesi Muğla İşletme Fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / 1997’den itibaren İstanbul’da öğretmenlik yaptı. 2002’de Öteki-siz Yayınlarını kurdu, Öteki-siz dergisi ve yayınlarını yönetti. Edebiyatçılar Derneği üyesidir, evlidir ve hâlen İstanbul’da yaşamaktadır.

İlk olarak 1991 yılında Demokrat Dergisi’nde bir röportajı yayımlandı. Daha sonra şiir ve denemeleri; Öteki-siz, Üç Nokta, Kuzey Yıldızı, Islık, Kül, Ağır Ol Bay Düzyazı, Sanatta Yaratım dergilerinde yer aldı. İlk hikâyesi “Gündelik Hayatın Gözleri Şaşıdır” Mozaik Şiir-Sanatı İnadı dergisinde 1997 yılında yayımlandı. Fayton, Sevi, Mum, İskenderiye, Kütüphanesi, Budala dergilerinde yer aldı.

Şiirlerini yedi ayrı kitapta toplayan Aydemir’in şiirlerinde ilk dikkat çeken bütünlük arayışı olmuştur. Meriç Hanım’daki şiirleri; şiir-yaşam, şiir-geçmiş, şiir-şimdi bağlamlarında okunabilecek bir nitelikte okur karşısına çıkar.

“Saklı Şiir”

aklın en orta yerinde büyüdüm
yol kesen her dil içinde
huy ve gurur taşıdı beden
suya bakan göz çekti gözünü
el çekti virgül noktasından

kaçtım suların ses ve yüzünden
oruç tuttum sözcüklere ve yas
günah üstüne günah yattım
sustum meşhur uykulara
saklı rakılara sahte müziklere
suça ve yasa ve geceye kaldım

hala büyüyor bir harfin hecede susması
bari sözcükler üşümeseydi şairlerin dizelerinde
oysa dili susan kadınlar
şehir üstüne şehir düşürselerdi pazarları

aklı başında kalan şair nokta olur hayata
soylu dikenlerin intiharından habersiz
uzun ve geçmiş bir dile akar gözyaşı
akşamın gözü kalır camlarda

ıslak kentler içinde toz bir masa
korku sabahların ustası olur büyür kir
aklın en uzak yerine kasılır rüzgâr

gül olur da buz kesmez mi dil

“Çocuksun Çünkü”

murat önder’e

içimde yaşıyorsun, sen beni öldüremezsin
mumlar üç kez yandı
üç kez söndü sabaha kadar dilimde
sen akıyordun içime doğru; saatler durdu
bir intihar olasılığı içinde tekrarlanıyor hayat
bir çift gözyaşı akıyor gecenin damarlarından
sus, ağlatma sabahları bu aşk için
mumlar çocuklar için yanar sonra kendine

gözlerini üzen yollarda bıraktım devrim tarihimi
önce öpüştük kokladık saçlarımızı
sonra bir daha koştuk ayrılıklarımıza
toz kıvılcım içinde demir yığını bir kalp bıraktın
ağlama, üzüldüğün gibi değil aslında aşk
aslında öyle, bu uzaklık hiçbir kayıta geçmedi
ateşi yak son sigarımız bu, son başlangıcımızdı bizim

yokluk kazanılmış bir zaferin hatırası
tenindeki kırgınlık doğduğumuz yer
yanıldık işte bu sevişmede, yanıldım ilk gecemde
sana hayatı anlatamam çocuk, anlatamam yangınları
anlatamam ayrılışları, sana sessiz gelişlerimi
sustukça eksilen korkularımı hiç ama hiç anlatamam

aşk yenilir her yalnızlıkta; öfkenin kazandığı yerde biz aşktık
takvimi aç ve yırt beş mayıs günceni
sen sıfırdan başladın içimdeki sıfıra
asyalı bir sabırla işgal ettin arzuyu; beyazdın
yüzüne vuran ışık kadar sarıydın pazarları
kanlı pazarlar için yağıyordu kar
git ya da kal ama ölme; bu aynada iki ayrı boşluğuz

sen işlenmiş bir günahın provasında çocuktun
çünkü sesimi duyurmadım dudaklarındaki iklime
her soğukta içime sarhoş bir yağmur yağıyordu
aklımdaydın

kimi zaman iğfal ediyorum gözlerimdeki korkuyu
acının aynalarda kırıldığını unutuyorum çocuktun çünkü

Paylaşın

Salah Birsel kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Kasım 1919 yılında Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde dünyaya gelen Salah Birsel, 10 Mart 1999 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini İzmir’de Saint Joseph Fransız Okulu ve İzmir Erkek Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. 2 yıl sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne geçti, 1948’de mezun oldu.

Haber Merkezi / 1943-1949 arasında İstanbul Nişantaşı Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği, 1953-1956 arasında iş müfettişliği, 1956-1960 arasında Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlüğü, 1960-1973 arasında Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yaptı.

İlk şiirleri 1937’de “Gündüz” dergisinde yayınlandı. 1940-1950 arasında “İnkılapçı Gençlik”, “Sokak”, “İnsan”, “Seçilmiş Hikayeler” gibi dergiler şiirlerine yer verdi. “Yenilik”, “İnsan”, “Sokak” ve “Nokta” dergilerinin yayını çalışmalarına katıldı. Şiirleri öncelikle zekaya, ince alaya dayanan yergi ağırlıklı şiirler. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak uzaktan izledi.

Şiirlerinde halk şiirine yaklaşan bir söyleyiş yöntemine ulaştı. Yalın üslubu, hoşgörülü konu seçimleri ve ince alaylı yaklaşımıyla, kendine özgü farklı bir yerde bulundu.

Asıl ününü 1970’lerde peş peşe yayınlanan “denemelerle” kazandı. Günlük konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden başka, kendi yarattığı ilginç deyişleri de sıkça kullandığı ve anlatımına egemen kıldığı alaycı tavrıyla bu denemelerde özgün bir üslup yarattı.

“Salâh Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve “İstanbul-Paris” kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi’nin sanat çevrelerini anlattı.

1990’larda büyük bir coşkuyla tekrar şiire döndü. İroni ve humor özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi tema ve dil bakımından demokratlaştırdı, geliştirdi.

Eserleri;

Şiir; Dünya İşleri, Hacivatın Karısı, Ases, Kikirikhane, Haydar Haydar, Köçekçeler, Bütün Şiirleri, Varduman, Sevdim Seni Ey İnsan, Baş Ve Ayak, Seçme Şiirler, Rumba Da Rumba

Roman; Dört Köşeli Üçgen

İnceleme / Araştırma; Şiirin İlkeleri, Rüştü Onur, Sen Beni Sev, Fransız Resminde İzlenimcilik, Goethe, Seyirci Sahneye Çıkıyor

Deneme; Kendimle Konuşmalar, Seyirci Sahneye Çıkıyor, Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Paf ve Puf, Halley Kimi Kurtarır, Amerikalı Tolstoy, Bir Zavallı Sarı At, Yapıştırma Bıyık, Şişedeki Zenci, Asansör, Kediler, Hafiyeler Önde Gider, Nezleli Karga, Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu, Tarih / Salâh Bey Tarihi: Kahveler Kitabı, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Boğaziçi Şıngır Mıngır, Sergüzeşt-i Nono Bey, İstanbul – Paris, Günlük, Kuşlar Örtünmek, Hacivat Günlüğü, Yaşlılık Günlüğü, Aynalar Günlüğü, Bay Sessizlik, Gece Yarısı Mektupları

Çeviri; Birsel’in J. Janet (Hizmetçiler), M. Jacob (Genç Bir Şaire Öğütler), M. Duras (Bütün Gün Ağaçlarda)

Ödülleri; 1970 TRT Deneme Başarı Ödülü /”Keçi Çobanı Kuzu Çobanı” ile, 1976 Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri-Gezi Ödülü / “Şiir ve Cinayet” ile, 1982 İş Bankası-Deneme-Eleştiri Büyük Ödülü / “Paf ve Puf ” ile, 1986 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü / “Yaşlılık Günlüğü” ile, 1994 Behçet Necatigil Şiir Ödülü / “Varduman” ile

Paylaşın

Sait Maden kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Mayıs 1931 yılında Çorum’da dünyaya gelen Sait Maden, 19 Haziran 2013’te hayatını kaybetti. İlk ve ortaöğrenimini Çorum’da tamamladı. On üç yaşındayken şiir yazmaya başlayan Maden, on sekiz yaşında Fransızcadan çeviriler yaptı. Şiire ve resme olan tutkusundan dolayı İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim Bölümünde yüksek öğrenimine devam ederek Bedri Rahmi Atölyesinden mezun oldu (1949-1954).

Haber Merkezi / Resim sanatının yanı sıra 1950’li yıllardan grafik sanatıyla yakından ilgilendi. 1955-1960 arasında tiyatro dekorları ve sinema afişleri tasarladı ve çizdi. 1960’tan sonra ilgisini tamamen grafik sanatına yoğunlaştırdı. Sekiz bin kitap ve dergi kapağı çizerek bu alanda bir rekora imza attı. Kitaplarda kullandığı fontların bir kısmı kendi tasarımıdır. 500 kadar da logo, broşür, ambalaj ve etiket tasarımı yapan Maden, siyasi partiler için seçim afişleri de tasarlamıştır. 1958-1963 arasında gazetelerde ressamlık yaparak geçimini sağladı. 1964’te kendi grafik atölyesini kurdu ve profesyonel grafiker olarak çalışmalarını sürdürdü. 1968’de faaliyete geçen “Grafik Sanatçıları Derneği”nin kurucularından biri olan Sait Maden, bir süre derneğin başkanlığını da üstlendi.

1979’da başladığı ve Türkiye adına bir ilk olan “Başlangıcından Bugüne Türk Grafik Sanatı” adlı kapsamlı projesini zaman ayıramadığı ve sponsor bulamadığı için tamamlayamadı. Ancak kitabın birinci bölümünü Çevre dergisinde yayımlatmayı başardı. Projenin 1830 sonrasına ait bölümünü ise özet olarak kaleme aldı ve Grafik Sanatı dergisinde yayımlandı. Sait Maden, logo tasarımlarını 1990’da Simgeler adını verdiği kitapta topladı. Şiir ve çeviri kitaplarını yayınlayabilmek için 1996’da Çekirdek Yayınları’nı kurdu. Eşi Ayten Maden de çocuk kitapları yazar ve çizeridir. Maden, Varlık Dergisi 1950 Çeviri Şiir Yarışması Birincilik Ödülü (Baudelaire’den “Moesta et Errabunda” ile) ve Türk Dil Kurumu 1976 Çeviri Ödülü’nü (Aragon’dan “Elsa’ya Şiirler” ile) almıştır.

Edebiyatla ilgisi on üç yaşından itibaren yazmaya başladığı ve on sekiz yaşında da çeviri yoluyla ilgilendiği şiir sahasında geçekleşir. Küçük yaşlardan itibaren Anadolu’nun bütün sesleriyle kulağının dolduğunu, on iki yaşına kadar ninniler, ilahiler dinlediğini dile getiren şair, on üç yaşında divan şiirini okumaya başladığını ve Leyla ile Mecnun’u ezberlediğini söyler. Aynı yıllarda “bir oturuşta yüz dize aruzla şiir yazdığının” altını çizer ve Dıranas’ın Baudelaire çevirisini okuduktan sonra dikkatini çeviri işine yönelttiğini belirtir.

Maden, akademi yıllarında ilk olarak Eminönü Halkevi’nin sanat etkinliklerine katılmaya başlar ve ilk yazılarını Beş Sanat adlıyla Halkevi’nin çıkardığı dergide yayımlar. Bu süreçte edebiyatla ilişkisini, “Beş altı şair arkadaşımla birlikte bir şiir sergisi açtım orada; kaligrafim çok iyiydi, şiirleri kendi elimle yazdım. Dergiye bir kapak çizdim. İlk profesyonel işim buydu” şeklinde dile getirir. Bundan sonra şiirleri, şiir yazıları ve çevirileri İstanbul, Yeditepe, Türkçe, Yansıma, Türk Dili, Yazko Edebiyat, Somut, Gösteri ve özellikle sürekli biçimde Soyut dergisinde yayımlanır. Dilin yenileşme olanaklarını sonuna kadar kullanarak kendine özgü bir şiir dili kurmaya çalışır.

Şiire aktif olarak başladığı süreçte Türk şiirinde kullanılmayan veya çok az kullanılan ölçüler dener. Sözgelimi dokuz heceli şiire yeni duraklar bulur, on altı hecenin ötesine pek geçmeyen dizeleri yirmi dört heceye kadar yükselten örnekler kaleme alır. Değişik duraklardaki biçimleri kullanarak zengin sesler elde etme yoluna gider. Şiirin geçmişe özgü temel değerlerinin yok olduğu düşüncesiyle ahenk unsurlarını ve ölçüyü önemseyen Maden’e göre, “Nasıl anatomi ve fizyoloji bilmeyen bir hekim, statik bilmeyen bir mühendis, armoni (ses matematiği) bilmeyen bir müzikçi, desen (çizgi matematiği) bilmeyen bir ressam düşünülemezse, şiirin anatomisiyle fizyolojisi, statiği, armonisi, deseni demek olan ölçü, uyak gibi halk ve divan şiirinden gelme sıkı düzenleri, bu sözel matematiklerin uzun deneyimini sindire sindire yaşamamış bir ozan, dolayısıyla bir çevirmen de düşünülemez”. Sait Maden’in bütün şiirlerinde gelenekle bağını koparmadan yeni biçimsel denemeler yaptığını söylemek mümkündür.

Maden’in sanatçı kimliği birbirini tamamlayan iki ana damardan ilerler: Grafik ve edebiyat. Onun yazın yaşamını şekillendiren grafik ve edebiyat ilişkisini kendisi şu sözlerle dile getirir: “Benim grafiğimi biçimlendiren, alttan alta etkileyen ve destekleyen, besleyen tek kaynak benim şiir tarafımdır. Edebiyatım, benim resmimi çok besledi”. Şiirini görsel sanatıyla bir araya getiren Maden, resimle şiir birlikteliğini oldukça önemsemiştir. “Bende şiirle resim birbirini törpüleyerek gelişti; bir alandan ötekine sürekli bilgi, görgü, deneyim aktardım. Bu yüzden şiirim genelde imge ağırlığına dayalı bir nitelik kazandı. Söylediğim her şeyin yalnız zihinsel değil, görsel olarak da algılanmasına çalıştım”.

Bir yandan şiir yazan Maden, diğer yandan şiir çevirileri yapmaya devam eder. Çeviri onun sanatçı kimliğinin önemli bir bileşeni olarak küçük yaşlarda başlayıp ömrü boyunca sürdürdüğü, kendisine ödüller kazandıran en önemli alan olur. İspanyol Lorca’nın şiirlerini Türkçeye çevirebilmek için İspanyolca öğrenir. Dünyanın ünlü şairlerinden başta Baudelaire olmak üzere Mayakovski, Aragon, Lorca, Neruda, Paz, Eluard ve Perse ile pek çok yabancı şairin şiirlerini Türkçeye çevirerek Türkiye’de tanınmalarını sağlar. Çeviri konusunda dünyanın en büyük gezginlerinden biri olduğunu düşünen Maden, “Dünyanın bütün dillerini dolaştım.

Çeviri yapmadığım ülke, ulus, toplum çağ kalmadı.” söylemini ve kendisini çeviriye iten sebepleri de Feridun Andaç ile yaptığı söyleşide şu sözlerle dile getirir: “Yalnızca bir merak değildi bu. Kendi şiirimin kaynaklarını arıyordum. Türk şiiri besin olarak yetmiyordu. Dünyanın en aç insanıyım ben. Bir yandan Lorca’yı Fransızcadan çevirmeye başladım, diğer yandan da İspanyolca öğrendim. Hem yanlışlardan kaçmak, hem de ürünün doğuşunu anlamak için bu çabaya girdim. Aynı şey Mayakovski’de oldu”. Sait Maden bir dönem Hayyam gibi birtakım İranlı şairleri çevirmek için Farsça da öğrenmeye çalışır.

Sait Maden’in Türk edebiyatında özellikle 1950’de Varlık Yayınevi tarafından düzenlenen çeviri yarışmasında aldığı birincilik ödülünden sonra tanınırlığı artmıştır. Şiirde biçim-içerik ilişkisine son derece önem vermiş, şiir dünyasını resim ve grafik alanlarındaki yetkinliğiyle harmanlayarak oluşturmuştur. Şiirlerinde belli bir anlayış, akım ya da şairin etkisinde kalmak istemediğini ifade eden Maden, “etkilenmeyeyim diye bütün şairleri okudum” diyerek özgünlüğünü korumak istediğinin altını çizer. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Sait Faik Abasıyanık kimdir? Hayatı, Eserleri

1906 yılında Adapazarı’nda dünyaya gelen Sait Faik Abasıyanık, 1954 yılında hayatını kaybetmiştir. Asıl adı Mehmet Sait’tir. İlk öğrenimini Adapazarı’nda, orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesinde yapmıştır.

Haber Merkezi /İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okurken, ekonomi öğrenimi için İsviçre’ye gitmiş, oradan da Fransa’ya geçmiştir. Burada üç yıl kalarak sanatçı kişiliğini geliştirmiştir.

Yurda döndükten sonra bir süre öğretmenlik ve gazetecilik yapmıştır. Daha sonra babasının ölümü üzerine yalnızca yazarlıkla ilgilenmiştir. Burgaz Adası’na yerleşerek başıboş bir yaşama düzenine girmiştir. Sait Faik, yazı hayatına şiirle başlamıştır. Aynı zamanda kendine has bir anlatımı vardır. Çocukluk, gençlik izlenimlerini ve günlük hayatını şiirli bir dille anlatır.

Ancak konuya fazla önem vermez. Genellikle öykülerinde yoksullar, balıkçılar, avareler, serseriler, tanıdığı selamlaştığı ve gördüğü insanlar yer almıştır. Ayrıca öykülerini kolayca anlaşılan, oldukça sade bir dille yazmıştır. Sait Faik, şiir, röportaj, öykü ve roman türlerinde eserler vermiştir. Toplam on üç kitapta yayınlanan 171 öyküsü vardır. İlk öyküsü İpek Mendil’dir ve 1926 yılında yazmıştır.

Eserleri:

Öykü; Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Kumpanya, Havuz Başı, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Az Şekerli (ölümünden sonra), Tüneldeki Çocuk

Roman; Medar-ı Maişet Motoru, Havada Bulut, Kayıp Aranıyor

Şiir; Şimdi Sevişme Vakti

Çeviri; Yaşamak Hırsı, Georges Simenon

Röportaj; Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları)

Diğer; Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (derleyen Muzaffer Uyguner), Açık Hava Oteli (Konuşmalar-mektuplar derleyen Muzaffer Uyguner), Müthiş Bir Tren (derleyen Muzaffer Uyguner)

Paylaşın

Saffet Soyöz kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında Kırklareli’nde dünyaya gelen Saffet Soyöz, 13 Ocak 2004’te hayata gözlerini yumdu. Lise öğrenimini Bursa’da 1974’te tamamladı. 1976’da Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan ayrıldı. 1977’de teknik ressam olarak çalışmaya başladı.

Haber Merkezi / Emekliye ayrıldıktan sonra kendisini tümüyle edebiyata ve özellikle şiire verdi. Yazı ve şiirleri Cumhuriyet Dergi, Milliyet Sanat, Edebiyat 81, Yarın, Gökyüzü, Türkiye Yazıları, Yazko Edebiyat, Sanat Olayı, Sanat Rehberi, Yaba, Ekin, Somut, Dönem, Gerçek Sanat, Temmuz, Zeytin Ülkesinde Sanat, Yeni Biçem, Akatalpa ve E dergilerinde yayımlandı. Çeşitli ödüller kazandı. Şiirlerini Yangın Bela Kül (1995) kitabında topladı.

“Üşürdük, Cehennemlerde”

hiçbir öykümüz yoktu, unutmuştuk ölümü ve şiirleri de
doğa gibi de değildik oysa, uysal ve cömert
aşktı, bilirdik, fakat sevinçten çok tanımıştık matemi
hayat kendi tavafındaydı, bir kara melanet

aşktı, bilirdik
hasır, kirazlı şapkasıydı çocukluğumuzun
kırmızı penalı mandolindi, kırık ezgilerde
bin kez aldatılsa da masallarda
yine de hemen uçmaya hazır
o saf,
çocuk yüzümüzdü…

hayat, kendi tarafındaydı
aşk, kendi tarafında
(sırlı, harlı tarafında)

kesiştiğinde yolları, çılgınlık derlerdi bu nedenle hep

gözlerimiz
oysa
zakkum kuyusuydu
bir derin
yalnızlık
yeşil zebercet

aşktı bilirdik, unutmuştuk ölümü, öyküleri ve şiirleri de
aşktı, bilirdik, üşürdük oysa hep cehennemlerde…

“Yokoluş Vadisi”

yokoluş vadisindeyim
dağlardan, nehirlerden, kentlerden öte

kıyılarımda oynaşan çocuklar vardı bir zaman
yangınlar çıkardılar ormanlarımda
yanarak geçtim onları, gümüş renkli
bir im / bir telek vardı ellerimde

ve çerçevelerinden taşan her şey

çocuktular, savaşıp yeldeğirmenleriyle
sevdiler masal ülkelerini
kadırgalarda köle avlarına çıktılar

dağlar yakılmıştı yüreğimde, denizler kurutulmuştu
nasıl anlatsaydım
hep yabancı olmaktan çıkmışlardı gözleri, elleri
gizleri yüreklerimde / dervişler yıkılmıştı

yıllar geçtim aç, susuz
yollar geçtim uykusuz
eyerlemedim atımı yine de hiçbir sebilde
şimşekler çaktı ve fırtına ve tufan da çıktı
inanmadım hiçbir Nuh’a ve yaktım gemileri

yokoluş vadisindeyim
renklerden, seslerden, şekillerden öte

Paylaşın