Diploma Soruşturması: İptal Edilirse Hukuki Süreç Nasıl İşleyecek?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, diploma soruşturması hakkında bilinmesi gerekenlere ilişkin bir bilgi notu hazırladı.

BirGün’ün aktardığına göre; Mehmet Pehlivan’ın hazırladığı bilgi notundan öne çıkan bölümler şöyle:

Diploma hakkında iptal kararını kim verebilir?

“Diploma hakkında karar verebilecek tek mercii, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Yönetim Kuruludur. Savcılığın, YÖK’ün, Rektörlüğün bu konuda bir karar verme yetkisi yoktur. Fakülte Yönetim Kurulu, 7 üyeden oluşmaktadır.

İptal kararı sonrası hukuki süreç nasıl işleyecek?

Diplomanın iptali, idari işlemin geri alınması şeklinde yeni bir idari işlemdir. Bu nedenle idari işleme karşı, İstanbul İdare Mahkemelerinde dava açılacaktır. Davanın aleyhe sonuçlanması halinde, istinaf yoluyla Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurulacaktır. İstinaf incelemesi neticesinde Danıştay 8. Dairesi’ne temyiz incelemesine gidecektir. Dava sürecinde bir yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi halinde yükseköğrenim mezuniyeti bulunmayacaktır.

Bu soruşturmanın yetki saptırması olduğu, dolayısıyla “yargı tacizi” olarak kategori konumlandırılması nedeniyle de AİHS’in 18. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de çift şeritli başvuru yapılacaktır.”

İmamoğlu’nun avukatı ayrıca, “Bu sürecin Sn. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemeye yönelik bir hamle olması nedeniyle bu hukuksuzluğa iştirak ederek demokratik seçim sürecine müdahale eden herkes hakkında görevi kötüye kullanma suçunun yanı sıra “Anayasayı Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” suçundan da suç duyurularında bulunulacaktır” açıklamasını yaptı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “resmi belgede sahtecilik” suçundan açılan soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği ikinci yazıda işlemlerin hızlandırılmasını talep etmişti. Ayrıca Soruşturma kapsamında 5 Mart’ta İmamoğlu’nun ifadesi alınmıştı.

İmamoğlu hakkındaki diğer davalar neler?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili sözleri nedeniyle de soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında kabul edilen iddianamede İmamoğlu “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermekle” suçlanıyor ve 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması ve siyasi yasak talep ediliyor. Davanın ilk duruşması 11 Nisan’da görülecek.

İmamoğlu hakkında, CHP davalarında yer aldığını söylediği bilirkişi hakkındaki sözleri nedeniyle açılan başka bir soruşturmada da “yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla da 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak istendi.

Ayrıca kamuoyunda “ahmak davası” olarak bilinen ve 2019’a kadar uzanan davanın yanı sıra, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı (2014-2019) dönemindeki bir ihale nedeniyle açılan bir dava ve Kasım 2024’te İBB’nin bazı etkinliklerde usulsüz harcama yapılarak kamu zararına yol açıldığı iddialarına ilişkin başlatılan bir soruşturma da var.

Paylaşın

İmamoğlu İle Yavaş Görüştü: Kimse Kimsenin Yedeği Değil

ABB Başkanı Mansur Yavaş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşme sonrası, eski basın danışmanı Volkan Gültekin’in iddialarına ilişkin, “Kimse kimsenin yedeği falan olmaz. Böyle adlandırılmak, böyle düşünmek Ekrem Başkan’a karşı da bana karşı da terbiyesizliktir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ile görüşmek üzere Ankara’ya geldi. Mansur Yavaş’ın davetiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan görüşme yaklaşık 30 dakikanın ardından sona erdi. Görüşmenin ardından İmamoğlu ve Yavaş, gazetecilere açıklama yaptı.

BirGün’ün aktardığına göre; Yavaş şunları kaydetti: “Malum eğilim yoklaması var. Bu konuda ufak bir görüş ayrılığımız vardı. Bunlar basına yansımıştı. Dolayısıyla ben kişisel olarak katılmayacağımın uygun olacağını düşündüm. Ama bu her konuda ağzımızı açtığımızda arada bir problem var gibi adlandırıldığı için böyle bir görüntü vermek istedik. Bizler yol arkadaşıyız. Ben kendisine ziyareti için teşekkür ediyorum hem de eğilim yoklamasında kendisine başarılar diliyorum.”

Ardından konuşan İmamoğlu ise şunları kaydetti: “Ankara’ya ayak bastığımızda kendisini genelde ararım. Dönem dönem de ziyaret ederim. Bugün de keyifli bir buluşma anını yaşayacağız Ankara’da. Ön seçim öncesi bütün örgütlerin toplandığı buluşmalar yapıyoruz. Burada da dört-beş ili kapsayan bir toplantı yapacağız. Öncesinde Mansur Başkanımıza ‘merhaba’ dedik. Buluştuk, biraz sohbet ettik. Bize başarı dileklerini iletti. Sonuçta biz birlikteyiz yol arkadaşıyız. Hedefimiz tek, memleketimiz bu ceberrut süreçten kurtarmaktır. Başka bir hedefimiz yoktur.”

Bir gazetecinin “Sayın İmamoğlu’nun bugünkü Ankara buluşması için Ankara’da salon verilmediği iddiaları gündeme geldi. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Yavaş şu yanıtı verdi: ”Biz artık troll iddialara cevap vermek istemiyoruz ama dün bir TV’den aradılar ‘böyle bir iddia var, siz de cevap vermediniz dediler. ‘Vallahi, her iddiaya cevap verirsek bunun sonu alınmaz ama kendisini ikna etmek için yazıyı da gönderdik.

Bizden 4 Şubat’ta Milkli Eğitim Bakanlığı Salonu’nun tahsisini istedi. Benim önerim şu, 500 metre ileride geçerken salonun içerisine bakın. Kimler var, kaç gündür oradalar ve ne zaman sonlandırılıyor oradaki çalışmalar bir baksınlar. Böyle bir şey olamaz. Aramızı bozmak için mümkün olan bütün gayreti gösteriyorlar ama başarılı olamayacaklar. Hepimizin bir derdi var. Derin yoksulluk yaşanan dönemde bu iktidarın değişmesi lazım. Ortak hedefimiz bu.”

“Kimse kimsenin yedeği değil”

Yavaş, eski basın danışmanı Volkan Gültekin’in iddialarına ilişkin bir soru üzerine de şunları kaydetti: ”Kimse kimsenin yedeği olmaz ama TV’lerde yapılan yorumlarda genellikle yapılan yorumlarda ki biz bunlardan şöyle şikayetçiyiz. 2023 seçimleri öncesinde tam 5 yıl aday kim olacak diye başladılar şimdi de 31 Mart’tan sonra sadece konu aday kim olacak. Dolayısıyla gerçek gündemi, ekonomik sıkıntıları unutturmak istiyorlar. Biz mümkün olduğu kadar bunların dışında kalmak istiyoruz. Ancak durum dayanılmaz bir hal aldı.

Şöyle ki ‘Ekrem Başkan’ın başına bir iş gelirse onun yerine şu olur, o olmazsa onun yerine o olur…’ Bunlar gerçekten adlandırmakta ve söylemekte çok zorlandığım şekilde ben bu değerlendirmeleri kötü buluyorum. Kimse kimsenin yedeği falan olmaz. Böyle adlandırılmak, böyle düşünmek Ekrem Başkan’a karşı da bana karşı da terbiyesizliktir. Biz medeni insanlarız, bir yol mutlaka bulunacak. Siyasi yol haritamızda da biliyorsunuz, üçlü toplantıdan sonra zaten açıkladık. O günden bugüne farklı söylediğim hiçbir şey yok, yol haritası odur”

İmamoğlu, bir gazetecinin ”Diplomasının iptali halinde yol haritasının ne olacağına” ilişkin soruya, ”Senin bile diplomanı iptal edebilirler, bu iptal edilirse” yanıtını verdi.

Yavaş, “Bir siyasiye bu şekilde kumpas kurmak, bir şekilde yolunun kesilmesi için aparatlar bulmak son derece çirkin. Aslında sayın Cumhurbaşkanı’nın müdahale etmesi lazım. Çünkü bu konularda en büyük tecrübe sahibi kendisi. Her seçime girerken mutlaka karalama iftira kampanyasıyla yol alınmak isteniyor. Ankara’nın kirli siyasetini temizledik. Sıra Türkiye’nin kirli siyasetini temizlemeye geldi inşallah o da olacak.”

Mansur Yavaş da aynı konuda şunları söyledi: ”Bir siyasiye bu şekilde kumpas kurmak. Bir şekilde yolunun kesilmesi için bir takım aparatları kullanmak…Bu hukuk olur, idare olur…Son derece çirkin buluyorum. Aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın müdahale etmesi lazım buna. Bu konularda en büyük tecrübe sahibi kendisi. Yolu kesilmek istendi, kesilemedi. Artık demokrasimiz normal hale gelsin. Ben Ankara’ya 2009’da geldim. Her seçime girerken mutlaka bir karalama, iftira kampanyası ile yol almak istiyor. Biz Ankara’nın kirli siyasetini temizledik. Sıra Türkiye’nin kirli siyasetini temizlemeye geldi. O da olacak.”

Ekrem İmamoğlu, bir soru üzerine, Yavaş ile aralarında bir diyalog sorunu olmadığını vurgulayarak, ”Partimizin bir yol haritası var. Partimizin alacağı her karara ve sürece saygı duyduğumuzu ve duyacağımızı belirtiyoruz. Süreç yürüyor, fikirler, düşünceler ayrışabilir. Mesele bir yolun yolcusu olmak. Biz aynı yolun yol arkadaşlarıyız. Eninde sonunda memleket güzel günlere kavuşsun mücadelesi bunun adı” diye konuştu.

Öte yandan İmamoğlu, partisinin Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için 23 Mart’ta gerçekleştirilecek ön seçime geri sayım sürerken halk buluşmalarına devam ediyor. Yavaş, görüşmenin ardından, Mamak Belediyesi Hidayet Türkoğlu Spor Salonu’nda saat 12.00’de partililere hitap edecek olan İmamoğlu’nu uğurladı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a “Sandık” Çağrısı: Gel, Mertçe Hesaplaşalım

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, isim vermeden Erdoğan’ı işaret ederek, “Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz” dedi ve ekledi:

“Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım. Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sancaktepe Belediyesi Koru Parkı’nın açılış törenine katıldı. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı:

“Ekrem’e çelme takacaklar, Ekrem’i engelleyecekler, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar… Şu saçımın teli bile titremiyor. Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz. Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım.

Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar. Bayrama 23 Mart’tan sonra muhteşem bir bayram havasıyla gireceğiz. Sizler çok güzel günleri hep birlikte yaşayacaksınız.

Ben, partileri ayırmam. Belediye başkanlarının her birisi, milletin oyu ile seçildi. Başka partinin adayı da milletin oyuyla seçildi. Ayırt etmem. Bunu ayırt eden kişileri ayırıp, ona göre yargıyı ya da birtakım uygulamaları farklı bir şekilde yönlendiren insanların aklına diyorum ki: Sizin o kötü aklınız, biz göreve geldiğimiz günden itibaren, bu ülkeyi terk edecek.

Bu ülkenin üzerindeki kara bulutları, hep beraber yok edeceğiz. Bu vesileyle, haksızlığa uğrayan Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i, Beşiktaş belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ı ve Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Onların özgürlükleri için de mücadele edeceğimi, buradan tekrar beyan ediyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Soruşturmalar” Tepkisi: Savcı O

Bursa’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çekerek, “FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o” dedi ve ekledi:

“Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı aday adayı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim çalışmaları kapsamında Bursa’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere verilen bayram ikramiyesine ilişkin “3 bindi 4 oldu daha ne olacak” sözlerine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Halkına fırça atarak söylüyor. 3.000′ liraydı 4.000 oldu. Daha ne olacak diyor? Daha ne olacak diyor? Bu bakış açısı ne biliyor musunuz? Bizdeki terbiye, bizdeki terbiye, anlayış ki zaten öyle. Bizdeki anlayış milletin parasını millete dağıtmak anlayışı. Burada saygıdeğer başta Bursa ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlarımız ve diğer belediye başkanlarımız, bütün her bir arkadaşımız prensibimiz, ilkemiz milletin ihtiyaçları için milletin parasını millete adil olarak dağıtma prensibidir. O ahlaktan asla vazgeçmeyiz.

Sevgili dostlar, bunlar ise emekliye bile verilen maaşı kendi parası gibi verdiğini düşünerek o emekliye hakaret etmeyi normal görüyor. Bu var ya dünyada, yeryüzünde görülmüş bir şey değil. Bu edebin, edebin ayaklar altına alınması demektir. Utanç duyulacak bir durumdur.

Emekçiler ve iş insanları ekonomik, siyasi, hukuki ortama güvenmedikleri için, önlerini göremedikleri için zor durumdalar. Ve bu ülkede düşünsenize üreten insanı, sanayiciyi, istihdam sağlayan, bu ülkenin üreten insanlarını bile korkutmayı, baskı altına almayı kendine siyasi strateji gören bir akılla karşı karşıyayız. Ama bunların umurunda değil. Bunların umurunda olan tek şey ne biliyor musunuz?”

Ekrem İmamoğlu, kendisini hedef alan Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: “Kendine ait zannettiği koltuğunu korumak, saraydan çıkmamak. Millet seni evine yollayacak, evine yollayacak. Millet adaletsizliğin pençesinde, can derdinde. Sevgili hemşehrilerim, gelir dağılımında adalet yok, eğitimde adalet yok, sağlıkta adalet yok. Devlet kurumlarının uygulamalarında, işe alımlarda adalet yok. Yahu seçimden bu yana neredeyse 2 sene geçiyor, öyle değil mi? Genel seçimlerde zorda kalınca mülakatı kaldıracağım demedi mi?

Ya devletin başındaki insan sözünü tutmaz mı ya? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, sevgili gençlerin ve hanımefendilerin, beyefendilerin haykırışından sonra bunu söylemek ayıp ama mahkemelerde adalet yok. Mahkemelerde adalet yok. Bu iktidarın elini kolunu soktuğu hiçbir yerde adalet yok. Bunların içinde adalet duygusu kalmadığı gibi amacı adaleti sağlamak olan yüce Türk yargısının saygıdeğer, namuslu hakimlerini, savcılarını bile zor durumda bırakıyorlar.

Hedef alınan kent lokantalarını da işaret eden İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti sağlamak için uğraşan her kişiye düşman oluyorlar. Sevgili dostlarım, insanlarımız zor şartlarda kendi paralarıyla, onurlarıyla bir öğün karınlarını doldurabilsinler diye biliyorsunuz, gurur da duyuyorum, kent lokantaları açtık, kent lokantaları. Burada ve bulunmayan Türkiye’nin her yerindeki yerel yönetici arkadaşlarım kent lokantası markasıyla her yerde kent lokantalarını açtılar.

100 metre ve iktidarın, hükümetin düştüğü acizliğe bak. Bütün güçleriyle nereye saldırıyorlar? En büyüğü 100 metrekare olan kent lokantasına saldırıyorlar. Demediklerini, yapmadıklarını bırakmadılar. Hâlâ da uğraşıyorlar. Hâlâ da orada gitti yemek yedi diye bir insana soruşturma açıyorlar. Yahu utanılacak bir durumdalar, utanılacak.

Memleketimizi sıkıntıya sokuyorlar. Biz neyle uğraşıyoruz, onlar neyle uğraşıyorlar? Biz, işte bütün belediye başkanlarımız dar gelirli ailelerin çocukları okul öncesi eğitim alabilsin, anneleri iş bulup çalışabilsin diye kreşler açtık, açmaya devam ediyoruz. Onlar ne yapıyor? Kapatmak için uğraşıyorlar. Kapatmak için genelge yazıyor belediye başkanlarına. Sonra yaptıkları hatayı, milletin tepkisini görüyorlar.

Kendileri bunları geri nasıl çeviririz diye kıvır kıvır kıvırıyorlar. Yahu bir memleket, ülkenin yöneticileri bir ülkenin yöneticileri. İmamoğlu geliyor. Tarihi gençler yazacak, gençler. Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri yazacak.

Bu ülkede hiçbir zaman, burada çok saygıdeğer geçmiş dönemlerde bakanlık yapmış büyüklerimiz var, hiçbir dönemde hiçbir siyasi anlayış bir başka siyasi anlazyışın hizmetine, değer gören hizmetine, savaş açar mı? Topla tüfekle saldırır mı? Kreşe saldırıyorlar. Kent lokantasına saldırıyorlar. Niye biliyor musunuz? Onların dev proje, mega proje dedikleri, milletin cebindeki parayı boşaltan projeleri, kent lokantası, 100 metrekarelik kent lokantası, bir küçücük kreş onların mega projelerini tuş etti diye, yendi diye, saldırılar ondan.”

‘İktidar’ vurgusu yapan Ekrem İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biraz sıcak, bir de bu güzel insanların sıcaklığı, eğer bunalan varsa kolları sıvasın, ceketini çıkarsın. Zaten 23 Mart’ta da hep beraber çıkaracağız. Bir örnek daha vereceğim sevgili hemşehrilerim. Hani hizmete olan saldırıdan bahsettik ya, küçük çocuğu olan, küçük çocuğu olan annelere ulaşımı ücretsiz yapacağım dedim. Kıymetli Bursalı hemşehrilerim, İstanbul zor bir şehir. Birçok şehirden çok daha yüksek seviyede geçim sıkıntısı olan bir şehir aslında.

Hatırlayın, 2023 seçiminde, 2019 seçiminde İstanbul’da Cumhurbaşkanı her seçimde gelip onlarca miting yaptı ve bu mitinglerde bana hitaben dedi ki: “Kimin parasını kime veriyorsun?” Ben ne dedim? “Milletin parasını millete veriyorum kardeşim! Millete veriyorum! Sana mı soracağım?” dedim. Bunlar milletin hakkına girmeyi, milletin hakkının kendi yetkisinde olduğunu düşünmeye o kadar alışmışlar ki milletin parasını millete vermemizi akılları almıyor.

Onlardaki kriter ne biliyor musunuz? Milletin parasını kendi yakını olan bir avuç insana vermek. Onların derdi bu. Biz, biz bu yola milletin hakkını millete vermek için çıktık. Bu büyük ve aziz milletin, benim kıymetli dostlarım, geçim derdi çekmeden, gelecek endişesi duymadan yaşama hakkına kavuşsunlar diye yola çıktık. Hakkı var, öyle değil mi? Hakkı var. Ne yapacağız?

İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Milletin hakkını millete vereceğiz. Bu milletin en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca ulaşmaya, afetlere karşı güçlü bir şekilde karşı koymaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte iktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin mahkemelere gözü kapalı güvenmeye hakkı yok mu?

Elbette var. İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin kökeni, inancı, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin kendini güvende hissettiği, huzurlu bir ortamda yaşamaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte ne olacak sevgili gençler? İktidar olacağız, iktidar. Millet hakkını alacak. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak. Milletin hakkı milletin olacak.”

“Savcı aramayın, savcı o”

Kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çeken İmamoğlu, şöyle konuştu: “Olan şeyleri anlatamıyorum çünkü hem dedikoduya girebilir, bir dedikodu olmadığından eminim. Yani öyle davalar var ki, öyle saldırılar var ki utanç verici. Ha, bildiğim bir şey var. Bu davaların kağıt üzerinde takip eden bir savcısı var ama davaların gerçek savcısını herkes biliyor.

FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o. Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne boyun eğdirirsek, millete de boyun eğdiririz diye düşünüyorlar. Ama ne biz boyun eğeriz, ne de bu aziz millete boyun eğdirecek, bırak kişiyi, ne devlet, ne başka bir unsur, anasının karnından doğmadı, doğmayacak. Bu aziz millet büyüktür. Bizler bizler zalimin değil, bizler bizler yalnızca milletin iradesi karşısında boyun eğeriz.

Bakın, ben 2019’dan bu yana her Allah’ın günü bir soruşturmayla, bir davayla karşı karşıyayım. Sevgili başkanlarımız, deneyimli politikacı büyüklerimiz, devletin farklı aşamalarında görev yapmış dostlarımız, abilerimiz, ablalarımız, belediyemiz son 6 yılda 1.200 teftiş, inceleme, soruşturma geçirdi. Hepsinden elleri boş döndüler, hepsinden.

Ama içlerini öyle bir korku bürümüş ki bana dava açmadan duramıyorlar. Şimdilik şimdilik 25 yıl hapis, 5 kez de siyaset yasağı isteniyor hakkımda. Belli ki belli ki belli ki Ekrem’den böyle kurtulursak önümüzdeki 5 seçimi garanti alırız diye düşünüyorlar. Herhalde matematiğini böyle hesap ettiler. Yahu sizin Ekrem İmamoğlu ile hesabınız olsa, olmasa ne olur?

Üniversite diploması ile ilgili başlatılan soruşturma ve yürütülen tartışmaları da hatırlatan Ekrem İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Gözlerime bakın. Milletin sizinle hesabı var, milletin! Bu büyük milletin sizinle hesabı var! O hesabı görecek. Öyle sabırsızlar ki öyle sabırsızlar ki Beni izliyordur diye kameraya baktım ha yanlış anlamayın. Beni izliyor onun için kameraya baktım. Ya da izleyen arkadaşları görsün. 35 yıl sonra benim diplomamı iptal ettirmeye çalışıyorlar. Öyle aceleri var ki, öyle aceleri var ki; savcılık 2. kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır.

Savcılık ikinci kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır, acele et. Halbuki üniversite bu konuda zaten 5 yıl önce karar almış. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili hiçbir usulsüzlük yoktur demiş 5 yıl önce. Ama davanın asıl savcısı var ya Ankara’da, malum şahsın acelesi var. 23 Mart’tan önce diplomayı iptal edilsin diyor. Ekrem karşıma rakip çıkmasın. O günü bugünden kesmek istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını da kendi belirleyecek aklı sıra. Cumhuriyet Halk Partisi’nden senin karşına bu Ekrem’in önünü kesersen, bu partide milyonlarca Ekrem var, milyonlarca Ekrem var. Bunu bilmiyor. Ama ama meselenin, bakın burayı iyi dinleyin. Anneler, babalar, hanımefendiler, hayatını bu ülkeye feda etmiş, görevler yapmış beyefendiler, meselenin beni aşan önemli yönleri var. Fakültenin verdiği, üniversiteden, üniversitesinden Yükseköğretim Kurumu’na, Milli Savunma Bakanlığından Yüksek Seçim Kurulu’na, pek çok devlet kurumunun geçerli kabul ederek işlem yaptığı bir diploma bu.

Böyle bir resmi belge, 35 yıl sonra bir kişinin siyasi amaçları, siyasi ihtirası, siyasi çıkarlarıyla iptal edilirse artık bu ülkede hiç kimse elindeki resmi evraka güvenemez. Benim 35 yıllık diplomamı iptal ettirmeye çalışanlar başarılı olursa yarın da sizin 40 yıllık, 50 yıllık, 60 yıllık zeytin tarlalarınıza, aileden kalma tarım alanlarınıza, bağınıza, bahçenize, bankadaki paranıza çöker bunlar, çöker bunlar.

İktidarın kendisi değil, devlette, yargıda etkisi olan, adamını bulan her şahıs bir kumpas kurar, elinizdeki 40 yıllık, 50 yıllık tapuyu, mahkeme kararını iptal ettirir. Devletin verdiği evraklar siyasi amaçlarla, kişisel hırslarla, ihtiraslarla böyle kolayca geçersiz ilan edilirse bu milletin devletine güveni kalır mı? Kalmaz. Beni, Ekrem’i seçim yarışı dışına itmek için Türkiye Cumhuriyeti, hepimizin canını vermeye hazır olduğu, bu memleket için kendini feda etmeye hazır olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu hale düşürmeye razı bunlar.

Aynı zamanda 572 yıllık İstanbul Üniversitesi’ni rezil etmeye bile hazırlar. Oradaki bilim insanlarını, oradaki dekanları, rektörleri, oradaki akademisyenleri rezil etmeye hazırlar. Onları itibarsız etmeye hazırlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Allah sizi ıslah etsin. Allah sizi bir an önce bu memleketin başından uzaklaştırmamıza yardım etsin. Yüce Allah’a güveniyorum. Yüce Allah’a sığınıyorum. Milletimize güveniyoruz.”

Erdoğan’a Bursa’dan “Çık karşıma mertçe yarış” sözleriyle seslenen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “23 Mart’ta gerçekleştireceğimiz ön seçim, sevgili hemşehrilerim onun için çok önemli. İktidar için de işte onun için önemli. 23 Mart’ı onun için takip ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partililerin güçlü iradesi ortaya çıkmasın diye, millet bizim iktidar kararlılığımızı görmesin diye her şeyi yapıyorlar. Onların kirli planları varsa, bu milletin, bu canım milletin tertemiz yüreği var, tertemiz. Onların kendi savcısı, kendi yargısı varsa…

Onların kendi savcısı veya kendi yargısı olduğunu düşünüyorlarsa bilinmelidir ki yüce Türk yargısının çok güvenilir hakimleri, savcıları bu durumdan rahatsızdır. Onlar günü gelecek bu ülkenin adil yargı sisteminin neferleri olacaklar. Ama söyleyeyim, aynı zamanda bu milletin de vicdanı var. Ne yaparsan yap, millet sandıkta hükmünü verecek. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. Bu davaların öz savcısı, ey bu davaların öz savcısı Erdoğan! Yargının, kurumların arkasına saklanma. Bursa’dan söylüyorum, çık karşıma mertçe yarış! Bırak benim diplomamı, mertçe yarış.

Bizim milletimiz… Bizim milletimiz… bakın bizim milletimiz yarışta kaybedeni de sever, kazananı da sever. Yeter ki mertçe yarış. Ama kazanmak için her yolu mübah gören, mertlikten ayrılanın bu milletin gönlünde yeri olmaz. Bakın, her yolu mübah görmenin, her yolu mübah görmenin aslında bu memleketin vicdanında, geçmişinde açtığı yaraları çok iyi biliyor bu insanlar. Bizde güzel bir söz vardır. Güzel bir söz vardır, halkımız bunu çok kullanır. Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme. Bu…”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken Gönderme: Mertçe Yarışacak Cesareti Yok

Kastamonu’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, isim vermeden Erdoğan’ı işaret ederek, “İmamoğlu’ndan korkuyor. O kadar korkuyor ki, bu korku açıkçası her daim onu tedirgin ediyor. Benimle çağrılarıma rağmen Türk milletinin huzuruna çıkıp mertçe yarışacak cesareti de yok” dedi ve ekledi:

“Onun için tuzaklar hazırlıyor, bana çelme takmaya çalışıyor, bana yaptıkları sık davetlerle adeta ikinci Saraçhane’ye çevirmeye çalıştığı savcılık, bugün alelacele, bir kez daha İstanbul Üniversitesi’ne yazı yollayarak diplomamla ilgili baskı yapma sürecine, üniversiteyi baskılama sürecine devam etmiş. Buraya gelirken öğrendim. Çok aceleleri var.”

Ekrem İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Savcıya talimat verme hakkı olmamasına rağmen talimat üzerine ‘bir yazı daha yazarak okulu zorlayın’ diyerek acelelerini ortaya koyuyorlar. Muhtemelen ‘Bu işi 23 Mart’tan önce halledin’ demişlerdir. Haksız, hukuksuz bir şekilde savcılık devreye giriyor” ifadelerini kullandı.

CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim yurt gezileri kapsamında gideceği Kastamonu’da “salon” engeliyle karşılaşmıştı. Ekrem İmamoğlu, yurt gezileri kapsamında Kastamonu’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu’nun konuşmalarından satır başları şu şekilde:

“Aklında kötülük olanların, hak hukuk tanımayanların derdi başka olur. Onlar Ramazan ayı dinlemez. İnsanların hak ve hukukuna bakmaz. Onlar zulümlerini, zalimliklerini büyütmenin derdinde olurlar. İktidarın birini zengin edip bunun yükünü milyonlarca dar gelirli vatandaşın üstüne bindirmesi zulmün daniskasıdır. Zulmedenler millet elindekiyle yetinsin isterler.

Hatta onlar sabretsin, şükretsin… Açmış, evinde aş pişmiyormuş buna bakmazlar. Çünkü millet hakkını talep etmeye başlarsa, isyan ederse zulmedenler koltuklarında oturamazlar. Buradan söylüyorum; o devir kapandı. Milletimiz hakkını almaya geliyor. Zulmedenlerin koltukları zangır zangır sallanıyor.

Ön seçimle birlikte tek adamlığın, masa başı siyasetçilerin devrini kapatacaksınız. Ön seçimde ortaya koyacağınız irade seçim kazanma yolundaki kararlılığımızın ifadesi olacak. Kararlıyız, iktidar olacağız. Ama bir şeyin altını çizelim; biz ülkeyi tek başına yönetmenin hayalini kurmuyoruz. Bizim hayalimiz bir daha bu ülkenin asla tek adamlığın, tek partinin, ülkenin kurum ve kuruluşlarını partizanlığa esir etmişliğin, tek fikrin hakimiyeti altına girmemesi yolculuğudur.

Biz çoğulcu, özgürlükçü, parlamenter demokrasiye yürekten inanıyoruz. Bu inancı paylaştığımız bütün siyasi partiler, toplum kesimleriyle sonuna kadar demokrasi adına, çağdaş gelecek adına birlikte yürümeye kararlıyız. Ama geçmişte yapılan bir kısım yanlışlardan da uzak duracağız. Bu son şansı asla heba etmeyeceğiz.

“Sandık da seni evine gönderecek”

İktidar yolculuğudur bu yolculuk. Sarayın salonlarında keyif çatanlar, milleti unutanlar gider. Sokaklara, çarşılara, pazarlara çıkamayanlar gider. Kim gelir? Bizler geliriz. Biz kimiz? İşte buradaki insanlar. Yasaklara rağmen coşkuyla bir araya gelen cesur insanlar. Milletin evlatları. Siz geliyorsunuz değerli dava arkadaşlarım.

23 Mart’tan çok korkuyorlar. Zangır zangır titriyorlar. Eminim her gece rüyasına giriyorum. Rüyasında kendine ait zannettiği koltuğu millet altından çekince gece uykusundan uyanıyor. Korksunlar çünkü o sandık senin değil milletin. Millet o koltuğu almaya geliyor. Sandık da seni evine gönderecek.

İmamoğlu’ndan korkuyor. O kadar korkuyor ki, bu korku açıkçası her daim onu tedirgin ediyor. Benimle çağrılarıma rağmen Türk milletinin huzuruna çıkıp mertçe yarışacak cesareti de yok. Onun için tuzaklar hazırlıyor, bana çelme takmaya çalışıyor, bana yaptıkları sık davetlerle adeta ikinci Saraçhane’ye çevirmeye çalıştığı savcılık, bugün alelacele, bir kez daha İstanbul Üniversitesi’ne yazı yollayarak diplomamla ilgili baskı yapma sürecine, üniversiteyi baskılama sürecine devam etmiş. Buraya gelirken öğrendim. Çok aceleleri var.

Savcıya talimat verme hakkı olmamasına rağmen talimat üzerine ‘bir yazı daha yazarak okulu zorlayın’ diyerek acelelerini ortaya koyuyorlar. Muhtemelen ‘Bu işi 23 Mart’tan önce halledin’ demişlerdir. Haksız, hukuksuz bir şekilde savcılık devreye giriyor.

Bu süreçte daha önce, 2020 yılında diplomamı sorgulayan CİMER’e fakültem tarafından İmamoğlu’nun yatay geçişi her yönüyle uygundur raporu verilmişti. Bu raporu biz bile yeni öğrendik. 2020’de sormuş, fakülte cevap vermiş. Altında dekan olan profesörün de imzası var. 2020’de bu raporu veren dekan Prof. Dr. Kamil Ahmet Köse’ye öyle baskı yaptılar, öyle canından bezdirdiler ki… Yılların bilim insanı istifa etmek zorunda kaldı.

Dertleri ne? Ekrem’in diplomasını iptal ettirecekler. Bu kötülük, bu kötü akıl, bu Cumhurbaşkanı’nın ürettiği korku iklimi düzgün, namuslu insanlara yüklediği yükün karşılığıdır. Yılların bilim insanına bile bunu yaptırdılar. Allah sizi ıslah etsin.”

Paylaşın

Sahte Diploma Soruşturması: Savcılıktan Yeni Hamle

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğuna ilişkin iddialar üzerine başlatılan soruşturma sürüyor.

Haber Merkezi / Başsavcılık son olarak, soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ikinci kez yazı göndererek, üniversiteden söz konusu işlemlerin hızlandırılmasını istedi.

Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu yönündeki ihbarlar ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) hazırladığı raporda yer alan tespitler nedeniyle “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

İmamoğlu, soruşturma kapsamında Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade vermişti. İfadesine ne ile suçlandığının dahi belli olmadığını söyleyerek başlayan İmamoğlu’nun ifadesinde, “Bugünün kanunlarının 35 yıl önceye işletilmeye çalışıldığı bir rapor hazırlanmış ve bu rapor esas alınarak hakkımda suçlama yöneltilmiştir. Oysa bugün burada ifade vermesi gerekenler, o raporu hazırlayanlardır” demişti.

Basına sızan sorgulama tutanağına göre İmamoğlu ifadesinde Kıbrıs’taki öğrenim sürecini şu şekilde anlatmıştı: “Kıbrıs’ta öğrenim hayatıma öncelikle Doğu Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümüne girmek niyetiyle kayıt olmaya gittim. Sonrasında Doğu Akdeniz ve Girne Amerikan Üniversitelerinin seviye tespit sınavlarına girdim. İnşaat mühendisliği okumak istememem sebebiyle 1988 yılında Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümü’ne kayıt yaptırdım.”

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde inşaat mühendisliğine kayıt yaptırmadığını söyleyen İmamoğlu, bu bölümde kaydı olduğuna dair basında yer alan iddiaların asılsız olduğunu ifade etmişti.

İmamoğlu Kıbrıs’ta işletme okurken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine yaptığı yatay geçiş için ise, “Geçiş sürecim ile alakalı 1989 yılında Girne Amerikan Üniversitesinden İstanbul Üniversitesine geçiş yapanları duymuştum. Ben de 1990 yılında geçiş ilanlarını takip ederek başvurumu yaptım. Başkaca söylemek istediğim bir husus yoktur” demişti.

İBB Başkanı ifadesinde, lisans mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü Personel Yönetimi Yüksek Lisans sınavını kazandığını ancak iş yoğunluğu nedeniyle programa devam edemediğini, ancak “2010’lu yıllarda çıkan aftan yararlanarak” yüksek lisanstan mezun olduğunu da anlatmıştı.

İfade sırasında İmamoğlu’nun yanında bulunan avukatları Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz, müvekkillerine yönelik suçlamanın dayanağı olarak gösterilen Yükseköğretim Denetleme Kurulu Araştırma Raporu’nun hukuka aykırı olduğunu dile getirmişti.

Avukatlar, 1990 yılında yürürlükte olan yatay geçiş yönetmeliğinin tüm şartlarının sağlandığını ancak 2010 yılında yürürlüğe giren bir mevzuatın geriye dönük olarak uygulanmaya çalışıldığının altını çizmişti.

YÖK raporu

YÖK raporunda, İmamoğlu’nun 5. maddede yer alan şartları taşıdığı ancak üniversitenin o tarihte geçiş yapılabilecek üniversitelerden olmadığı belirtiliyor ve şu ifadeler yer alıyor:

“İlgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College of Northem Cyprus’ın YÖK tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı, ilgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yükseköğretim Yürütme Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında UCNC’nin yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı anlaşılmıştır.”

“İmamoğlu’nun diploması ile ilgili kendisinin sunduğu tüm resmi belgelerin gerçek olduğu ortaya çıktı” diyen avukat Mehmet Pehlivan ise “YÖK raporunda Ekrem İmamoğlu’nun yatay geçiş kriterlerini yerine getirdiği ve üniversiteye sunduğu tüm belgelerin doğru ve geçerli olduğu belirtilmektedir. Devlet kayıtları da bunu doğruluyor. Artık ne kamu ne de kamuoyunun bu konuda bir soru işareti yok” diye konuştu.

YÖK raporuna imza atan yetkililer hakkında yapılan suç duyurusu ise adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, görevi kötüye kullanma, halkı yanıltıcı bilgi yayma, resmi belgeyi gizleme, yalan beyan ve iftira suçlamaları üzerine yapıldı.

Ne olmuştu?

İmamoğlu hakkında, “lisans diplomasının sahte olduğu” yönündeki ihbarlar ve YÖK tarafından hazırlanan raporlar doğrultusunda 22 Şubat’ta soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan daha önce yapılan açıklamada, İmamoğlu’nun “lisans diplomasının sahteliği hususunda yapılan ihbarlar kapsamında” ve Yüksek Öğrenim Kurulu’nca hazırlanan rapor ile “diplomanın sahteliğine ilişkin tespitlerin yer aldığı rapor üzerine” soruşturmanın başlatıldığı belirtilmişti.

1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olan İmamoğlu’nun buraya Girne Amerikan Üniversitesi’nden yatay geçişiyle ilgili usulsüzlükler olduğuna dair iddialar dile getirilmişti. Bunun üzerine İBB Tekzip hesabı, İmamoğlu’nun üniversite diplomasının görselini paylaşmıştı.

Soruşturmanın ardından İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Üniversitesi’nden İmamoğlu’nun diplomasının iptalini istediği iddiasını 26 Şubat’taki sosyal medya paylaşımı ile yalanlamıştı.

Murat Ongun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Savcılık üniversiteden konuyla ilgili belgeleri talep etmiştir” ifadelerini kullanmıştı. Ongun, başka bir paylaşımda iddianın Hürriyet yazarı Nedim Şener tarafından ortaya atıldığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Başsavcılığın da yalanladığı bu şahısla ve benzerleriyle ilgili olarak, kamuoyunu alenen yanıltmaya dönük yazılar ve yargıya müdahaleye dönük faaliyetler nedeniyle hukuki hakkımızı kullanacağımızı kamuoyuna duyururuz.”

Nedim Şener, 26 Şubat’ta Hürriyet’te yayımlanan köşe yazısında “Savcılık soruşturmayı genişletirken hem YÖK hem de İstanbul Üniversitesi’ne, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali için yazı yollamış” ifadelerini kullanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da basına yansıyan açıklamalarında iptal talebinde bulunmadıklarını, üniversiteden soruşturmayla ilgili belgeleri talep ettiklerini söylemişti. İstanbul Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, “Üniversitemiz bünyesinde gerekli inceleme ve işlemler tesis edilerek neticesinden ilgili kurumlara ve kamuoyuna bilgi verilecektir” denilmişti.

İmamoğlu’nun avukatları 26 Şubat’ta Saraçhane’de bir basın toplantısı düzenlemişti. Toplantıda konuşan İmamoğlu’nun avukatlarından Adem Sözüer, yatay geçişiyle ilgili “hileli veya hukuka aykırı bir davranışı” olmadığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“İlan olmuş başvurmuş. Daha sonra fakülteye başlamış, derslere devam etmiş, sınavları başarıyla geçmiş. Diplomasını almış, yüksek lisansını almış. O zaman bu nasıl oluyor da Ekrem İmamoğlu bakımından bir ceza, savcılık soruşturması haline geliyor?”

Sözüer, İmamoğlu’na yönelik soruşturmanın temelinde olan YÖK raporunu incelediğini ve raporda İmamoğlu’nun koşulları sağladığının belirtildiğine dikkat çekmişti: “O halde Ekrem İmamoğlu’nun soruşturulacak, ceza hukuku meselesi yapacak, ceza hukuku sorumluluğu doğuracak hiçbir durum yok ki bu savcılık meselesi yapılıyor.”

İmamoğlu’nun avukatlarından Mehmet Pehlivan da İmamoğlu’nun diplomasına yönelik iddiaların ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra ortaya atıldığını hatırlattı ve şunları kaydetmişti: “Bugün yeni bir tartışma gibi ısıtılıp kamuoyu gündemine sokulan bu konu, siyasi saiklerle YÖK’ün devreye sokulduğunu düşündüğümüz bir duruma evrilmiştir.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde geçerli olan kriterlerin İstanbul Üniversitesi tarafından 1982’de Resmi Gazete’de yayınlanan ilgili yönetmelik baz alınarak uygulandığına dikkat çekti ve şunları eklemişti: “Bu kriterler tüm üniversitelere geçişte aynı. Üniversite bu kriterleri tutturamayanlara torpil yapamaz yani.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun ÖSYM puanı yetmediği halde yatay geçiş yaptığı iddiasıyla ilgili de konuşmuştu. İmamoğlunun avukatı, yatay geçiş başvuru şartlarında puan kriteri bulunmadığını söylemişti.

Pehlivan ayrıca İmamoğlu’nun dönemin İstanbul Üniversitesi rektörüyle görüştüğü iddialarını da yalanladı ve “birbirini hiç tanımayan iki kişinin gece yarısı buluştuğu iddia edildi, hukuki haklarımızı kullanacağız” diye konuşmuştu.

Prof. Dr. Adem Sözüer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmaya dair belgesinde İmamoğlu’nun neden ifadeye davet edildiğinin yazılmadığını belirtmişti:

“Normalde böyle bir davet olduğunda kanuna göre neyle suçlandığınız yazılıyor. Burada ‘yürütülmekte olan bir soruşturma, şüpheli olarak gelin’ [deniyor]… Burada bir fiilin söylenmesi lazım ama bir suç tespit edilemediği için olacak anlaşılan, ‘yine de çağıralım’ demişler.”

Paylaşın

İmamoğlu: Bunların Yaptıkları, Şeytanın Aklına Gelmez

Antalya’da CHP’lilere konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor” dedi ve ekledi:

“Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış. Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait.”

İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın” ifadelerini kullandı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirleyeceği ön seçim için aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık çalışmaları kapsamında ziyaretlerini sürdürüyor.

Dün İzmir ve Kayseri’deki programlara katılan İmamoğlu, bugün de Adana’ya geldi. İmamoğlu, ASKİ Atatürk Kapalı Spor Salonu’ndaki programa katıldı. İmamoğlu’na Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de eşlik etti.

İmamoğlu konuşmasını yapmadan önce kürsüye Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar çıktı. “Suriye’deki katliamı lanetliyoruz.” diyerek söze başlayan Karalar, “Lahey, Avrupa, dünya neredesiniz?” diye sordu.

Karalar, “Adanalı kardeşlerim Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek ve katılımını en yüksek verecek illerimizin başında gelecek. 11 büyükşehir belediyesini aldığımızda ‘Bahar gelecek.’ demiştik. Şimdi de yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin bütün dağlarında çiçekler açtıracağız. Ekrem Başkan, kendinizi en iyi hissedeceğiniz yerde, Adana’dasınız. Ekrem Cumhurbaşkanı olacak, halk kazanacak. Yolunuz, yolumuz açık olsun.” dedi.

Karalar’ın ardından Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı kürsüye çıktı. Seçer, “Cumhurbaşkanlığı yolunda hepimizin desteğiyle emin adımlarla yürüyen İmamoğlu’nu bölgemizde konuk etmekten mutluluk duyuyoruz. Görev süremizce Cumhuriyet tarihimizin en bunalımlı dönemlerinden geçiyoruz. Yoksulluk her eve girdi. Yara büyük, dikiş tutmuyor. Bu ekonomik buhranı bu iktidarın, devlet kurumlarının çivisini çıkaran iktidarın yönetmesi mümkün değil. O nedenle bizden korkuyor. Belediye başkanları halkın gönlüne girerse iktidar kaçınılmaz şekilde değişir.” ifadelerini kullandı.

Belediye başkanlarına dikkatli olma çağrısı yapan Seçer, “Belediyeler iyi çalışsın. İktidarın ceberrut bakışı belediyelerin üstünde. Hiç olmadık gerekçelerle insanlar cezaevine gönderiliyor, kayyumlar atanıyor. Hepimize görev düşüyor. İlk genel seçimlerde partimiz iktidar olacak, adayımız Cumhurbaşkanı olacak.” şeklinde konuştu.

“Suriye’de esen rüzgar bizi de etkile.” diyen Seçer, “Suriye’nin batısında hiç arzu etmediğimiz gelişmeler oluyor. Lazkiye’de, Tartus’ta yaşayan Suriyelilerin burada akrabaları var. Mezhepsel ve etnik saldırıları lanetliyoruz. Hükümete çağrıda bulunmak istiyoruz. Olaya müdahale edin. Oradaki gelişmeler bölgemizi etkilemesin. Uluslararası toplum, katliama sessiz kalmayın.” çağrısını yaptı.

Seçer’in ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, adım adım yok olmaya giderken biz partisinin emanetini gururla göğsünde taşıyan neferler olarak bu gidişata dur demek zorundayız. İşte ben bu yolculuğa sırtımı verebileceğim partime ve benimle her koşulda mücadele edebilecek yol arkadaşlarıma güvenmenin gönül rahatlığıyla yola çıkıyorum ve bu yoldan asla vazgeçmeyeceğim. İşimiz kolay değil. Birleşmiş ve bütünleşmiş CHP’nin önünde kimse durabilir mi? CHP’nin bu ülkeyi kurucu değerlerine döndürme kararlılığını kimse durdurabilir mi?

Sen hiç korkmuyor musun? diye soruyorlar. Ekrem İmamoğlu yaradandan başka kimseden korkar mı, korkmaz! Biz milletimize sırtımızı verip doğru yolda vatan ve millet uğruna yola koyuluruz. O bir avuç insana milletin zalimliğe teslim olmadığını göstereceğiz. Bu bozuk düzeni yıkıp geçeceğiz. Önce hep beraber bizler, CHP’liler birlik ve beraberliğimizi göstereceğiz. İnsanlar bize baktıklarında kararlı, örgütlü, vatandaşının derdini dinleyen halini görecek. Sonra demokrasi, refah isteyen herkesle bütünleşeceğiz. Güçler ayrılığını savunan, daha güçle parlamento diyen herkesle buluşacağız.

Yanıbaşımızda Suriye’de yaşananlara biz göz yummayız, yumamayız, Bu yürütülen süreç hem bölgemizi, Suriyeyi hem ülkemizi derinden etkiliyor. Tabi ki tarihi bağlarımız var ama biz milletçe mazlumların yanındayız. Bugün Lazkiye ve Tartus’ta yaşananlar Aralık ayından bu yana yaşanan çatışmalar zirve noktasına ulaşmıştır. Özellikle Suriye’de yaşayan Alevilere yönelen şiddet, azınlıklara yönelik katliam ihtimali bizde çok büyük endişe kaynağı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyet Devleti, Suriye’de güçlü, demokratik, oradaki halkların eşitliğinin ilkesinin korunduğu ve özellikle inanç ayrımı, etnik köken ayrımı olmaksızın insanların birlikte yaşatmasına yönelik bir devletin kurulmasına biz öncelik edebiliriz. Türkiye’nin bunu yapması için masada olması gerekir dedik. Endişe duyuyoruz, Türkiye masa kuran ülke olması gerekirken çoğu masalarda sandalye bulamaz durumdadır. Bu endişe vericidir.

Adana’dan söylüyorum. Bu yürüdüğüm yolda önce yaradana sonra da milletime güveniyorum. Fitneyle fesatla kurdukları oyunları size söz veriyorum başlarına yıkacağım.  Ey ilgili şahıs o kendisi çok iyi bilir bak ben senin dediğin gibi şantaj montaj demiyorum. Benim arkadaşlarım eğer en ufak haksızlığa karışmışsa gelin bütün bilgileri paylaşın, milletimiz görsün. Elinizde ne varsa dökün ortaya diyorum, hodri meydan. Geçmişteki FETÖ terör örgütü gibi hareket etmeyin, mertçe hakka hukuka uygun olarak yapın.

Adamın biri de korkuyor gelip biri koltuğuna oturacak diye. O koltuk senin değil, milletin. Bu millete yanlış yapan benden korksun kardeşim. Bu millete çok yanlış yapmışsan benden kork. Ben suçumu biliyorum, 2014’ten beri tek suçum var sandıkta yenilmemek. Sana yenilmeyeceğiz. O sandık gelecek seni evine gönderecek.

“Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez”

Ekrem İmamoğlu, Adana programının ardından beraberindeki heyet ile Antalya’ya geçti. Muratpaşa Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen buluşmada CHP’lilere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ay, paylaşmanın ayıdır. Bu ay, bedenen ve ruhen arınmanın ve manevi temizliğin ayıdır. Bu günler; yardımlaşmanın, iyi ahlaklı olmanın ve hep öyle kalmanın günleridir. Ancak bir yandan da öyle kötü günlerde yaşıyoruz ki, bütün bu güzel meziyetleri unutmuş bir iktidar var ülkede. Ahlakı, dürüstlüğü, helal lokma yemeyi bir kenara bırakmışlar. ‘Halka hizmet demek, hakka hizmet demektir’ düsturunu unutmuşlar.

Kendileri mevzubahis oldu mu ‘itibardan tasarruf olmaz’ deyip, har vurup harman savuruyorlar; vatandaşa gelince musluklar kısılıyor, vatandaşın payına sadece sabretmek düşüyor. Emekli, asgari ücretli, memur, çiftçi ve her meslekten emekçi açlığa ve yoksulluğa mahkum ediliyor. ‘Ekonomi uzmanıyım’ diye geçinenler, izledikleri yanlış politikalarla, milletin ocağına incir ağacı dikti… Tarımı, üretimi sanayiyi bitme noktasına getirdi

Her şeyi en iyi ben bilirim diyen akıl, milletimizin birikimlerini heba etti. Bu ülkeyi yönetenler, sadece Antalya ve Batı Akdeniz bölgemize bunları yapmakla kalmadılar, daha da büyük kötülüklere imza attılar. Önce 250 bin dolara sonra da 400 bin dolara ev alan yabancıları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaptılar. Ülkemizin vatandaşlığını, ticari bir ürün haline getirdiler. O zaman Antalya’dan bu evleri alanlar, bunları 3 sene sonra daha yüksek fiyata sattı ve hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu hem de para kazandı.

İşte ben, buna karşıyım. Kendi vatandaşım kirasını ödeyemezken, çoluğunun çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamazken, başka ülke vatandaşının Türkiye vatandaşlığı üzerinden para kazanmasını kabullenemiyorum. Eskiden Antalya’ya tayini çıkan devlet memurunun, bir refah bölgesine gelmenin sevincini yaşarken, şimdi ‘Ben o kadar kirayı nasıl öderim, hayat pahalılığıyla nasıl mücadele ederim’ demesine üzülüyorum

Bu ülkeyi pek çok alanda çökerten, milletin yoksulluşmasına, devletin dağılmasına neden olan bir iktidar var karşımızda; bizim derdimiz bununla. Bizim, mutlaka yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Bizim, mutlaka yeni bir büyüme ve kalkınma hamlesine ihtiyacımız var. Neden? Çünkü ülke olarak, şehir şehir, sektör sektör patinaj yapıyoruz.

Hem Antalya’yı hem de Göller Bölgesi’ni bizim ‘tarım, teknoloji, turizm’ için geliştirdiğimiz ‘3T modeli’ ile kalkındıracağız. Tarım diyorum; çünkü yüzyıllardır hiçbir gelişmiş ülkenin vazgeçmediği, tam tersine yatırımları arttırdığı en stratejik sektör. Toprağını koruyamayan, ülkesini de koruyamaz kardeşim. Bu kadar net. Toprağını işleyemeyen suç işler. Bu akşam gittiğimiz çiftçinin evinde, bir kızımız Çocuk Gelişimi okuyor, bir kızımız bu bölgenin doğal güzellikleri üzerine, ormanları üzerine eğitim almak istiyor. 13-14-15 yaşındaki kız çocuklarımızın hayallerine baktığınızda, aslında önümüzde dizilen fırsatların haddi hesabı yok.

Ben, bu ülkenin, bu bölgenin çok daha güzel günler göreceğine canı gönülden inanıyorum. Neden inanıyorum biliyor musunuz sevgili dostlar? Sesim kısılsa da ayağıma taş bağlasalar da beni engellemeye çalışsalar da bize sıkıntılar vermeye çalışsalar da size güveniyorum. Çünkü siz varsınız yanımda. Siz benimle berabersiniz. Köy evindeki kızlarımıza güveniyorum. Oğullarımıza güveniyorum. Bu ülkenin, milletimizin evlatlarına güveniyorum. Bu bölgenin gençlerine, girişimcilerine, yatırımcılarına, iş dünyasına güveniyorum.

Bu yola, kendime güvendiğim kadar, size güvendiğim için çıkıyorum. Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Üstüme düşeni, bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, girdiğim bu yolda dalga dalga büyüyeceğiz. Hayalleri yerle bir edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı saflarımıza katarak büyüyeceğiz” şeklinde konuştu. “Aday belirleme kararımızdan telaşlananlar, önseçim yapacağımızı duyunca, daha da paniğe kapıldı” diyen İmamoğlu, “Çünkü, demokrasiye alışık değiller. Kendi teşkilatları da ‘bizim de sözümüz kararlara ortak olsun’ der, diye telaşlandılar.

Partimizin önseçim kararı, Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Bu ülkede ilk defa, parti içi demokrasi bu çapta gerçekleşiyor… Ve bu durum, bazıları için kabul edilebilir değil. Onlar, yani Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet, önseçimden çok korktu. Zira, özgürlük ve demokrasi bulaşıcıdır. Biz bu memlekete, özgürlüğü ve demokrasiyi herkese yayılsın diye, her yerine dağılsın diye, bulaşıcı yapmak adına yola çıktık. Milletimize bunu bulaştıracağız. Onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kursalar da biz, onlara bu fırsatı vermeyeceğiz

Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. ‘Halksız siyaset’ heveslerini kursaklarında bırakacağız. 23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir CHP olarak, iktidar yoluna çıkıyoruz. Bu parti, Cumhuriyetimizin kurucu gücüdür. Bu ülkede tiranlık rejimi kurmak isteyenlere, ısrarla ve gururla hatırlatacağız: 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak, tüm ezilen halklara ilham veren CHP’dir. Millet iradesine ve vatandaşlık esasına dayalı bir devletin inşa edilmesinde CHP’nin imzası vardır. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak, ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini, yine biz gösterdik.

Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza, güç ve kararlılık gösteren devletimizin yönetiminde yine CHP vardı. 1980’den sonra, ne yazık ki aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. O uzun yıllar boyunca, başımızdakiler yüzünden, bu devletin ekonomisi tepetaklak oldu. Köklü kurumları zayıfladı, meclisi işlevsizleşti, adalet sistemi çöktü. Çocuğa mikrofon tutuyorsunuz; adalet istiyor. İşçiye… Adalet istiyor. İş insanına… Adalet istiyor. Bürokrat adalet istiyor. Kadınlar adalet istiyor. Bu ülkede herkes adalet istiyor. Ve şimdi, yeniden iktidar olmak için kollarımızı sıvıyoruz. Yine aynı aşkla ama yenilenen bakışımızla, hep birlikte ayağa kalkıyoruz.

Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor. Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış.

Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait. Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın.

Artık biliyorsunuz; aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım bir grup insanın mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Yeni bir kumpas dalgasıyla, bana ve arkadaşlarıma itibar suikastı yapmaya çalışıyorlar. Malum şahıs, haftalar önce ne demişti hatırlayın; ‘Turpun büyüğü heybede.’ Şunlara bak şunlara; hükümeti, yargısı kolluğu işi gücü bırakmış, benimle ilgili tertipler peşinde. Tek dertleri var; Ekrem İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu kadar taş düşsün başına senin.

Akıllarınca beni korkutup, yıldıracaklar. Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Bu gayrı meşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptırmayacak. Sesim kısık diye korkacağımı zannediyorsunuz değil mi? Bunlardan var ya şu saçımın telini yerinden kıpırdatacak kadar korkan, onlar gibi olsun.

Gayrimeşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptıramayacak. Ben, yürüdüğüm bu yolda, önce Yüce Allah’a, sonra da milletime güveniyorum. Kumpaslarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunları başlarına yıkacağız. Millet benimle, millet. Bu millet, haklıyı haksızı ayırt etmeyi iyi bilir. Bu millet, günü geldiğinde ‘Yeter artık’ demesini iyi bilir. Çünkü, temel haklarından vazgeçenlerin ne özgürlüğü ne güvenliği ne de refahı hak etmediğini, en iyi bu millet bilir. O yüzden bu millet büyüktür.

Çok net bir şey söylüyorum: Eğer benim arkadaşlarım, en ufak bir haksızlığa veya hukuksuzluğa karışmışsa, gelin bütün dosyaları açın, bütün belgeleri bilgileri açıkça kamuoyu ile paylaşın. ‘Hodri meydan’ diyorum. Elinizde ne varsa, dökün ortaya. Ama öyle içi boş dosyalarla, uydurma gizli tanık beyanları ile değil; mertçe, hakka ve hukuka uygun olarak dökün. Bir derdiniz varsa, ben buradayım; bana gelin. Milletimle beraber, tam karşındayım. Bırak yan yollara sapmayı, bırak milletin banka hesaplarını bloke edip, mağdur etmeyi. Gel, millete gidelim. Amacınızı biliyorum: İstanbul’a, Türkiye’ye hizmet edemeyelim istiyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu olmadan seçime girmek istiyorsunuz. Haksız, hukuksuz, gayrı meşru yollarla Ekrem İmamoğlu’nu yarış dışına atarsan, senin gireceğin yarış meşru olur mu? Bu millet, sana o yarışı yaptırmaz. Sen öyle bir yarışa sokturmaz. Sadece bu ülke değil, tüm dünya görüyor kirli tertiplerinizi. Bu kurmaca siyaset yöntemleri ve bu yargısal tacizlerle yapılacak seçim ne özgür seçim olur ne de adil seçim.

Kardeşlerim; alenen gördüğünüz gibi her gün, her hafta bize yeni bir sözde suç icat ediyorlar. Oysa ki, 2019’dan beri tek bir suçumuz var: Sandıkta yenilmemek, hep kazanmak. Tek suçumuz bu. Bu suçu işlemeye, seni yenmeye devam edeceğiz. 4 kere yenmiştim, 5’inci kere de yeneceğim. Ne yapsanız nafile. O sandık gelecek, millet seni sandığa gömecek. Sandık gelecek, bu millet seni tıpış tıpış evine yollayacak. Yıkılmayız, korkmayız, yorulmayız. Belki sesimiz kısılır ama bizim sesimiz kısıldığında başka Ekrem İmamoğulları konuşur. Milyonlarca Ekrem İmamoğlu var. Cesaretiniz varsa, karşımıza çıkın. Cesaretiniz varsa, milletin iradesi kararını versin. Hodri meydan.

Bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Bu ülkede ya adalet olacak ya sefalet. Başka bir seçenek yok. Bizim mücadelemiz ve tercihimiz net: Biz, bu ülkede adalet olsun, bereket olsun ve birlik olsun istiyoruz. Biz, yalnızca bu büyük davaya, bu büyük sevdaya değil, aynı zamanda ülkemizi müreffeh hale getirecek stratejilere ve bu stratejileri hayat geçirebilecek güçlü kadrolara sahibiz. Çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, sorun yaratarak değil, çözüm üreterek, milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkıyoruz. Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız.

Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle hep beraber başaracağız. 23 Mart’ta, hiçbir kayıp vermeden, bir demokrasi şöleni düzenleyeceğiz. Önseçimde kullanacağınız her oy, demokrasinin, milli iradenin değerini gösterecek ve sandıktan kaçanların uykularını kaçıracak. Önseçimde, CHP’nin zalimlere karşı nasıl tek yürek, tek bilek olduğunu göstereceğiz.

Partimizin bütün üyeleri, bütün yöneticileri, yapacağımız önseçimin ülkenin bugünkü koşulları altında taşıdığı önemi tüm boyutlarıyla anlamak ve hissetmek zorundadır. Benim bu konuda hiçbir kuşkum yok. Söz konusu vatan olduğunda, CHP’liler, bütün teferruatları bir yana bırakır, el ele, kol kola partisine, ülkesine sahip çıkar. 23 Mart’ta, Türkiye’nin gözü kulağı Cumhuriyet Halk Partisi’nde olacak. Bizim kararlılığımızı gören milyonlar, iktidarın artık değişeceğini anlayacak ve rahat bir nefes alacaklar. Vatandaşın ‘hemen seçim’ çağrıları, dalga dalga büyüyecek. Yükü omuzlamanın vakti gelmiştir.

Omuz omuza, sırt sırta, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Milletimiz umuda muhtaç; ‘yeniden büyük Türkiye’ hayaline açken; bu büyük milletin gençleri, girişimcileri, sanatkarları ve her yaştan fertleri ‘konuşan Türkiye’ özlemiyle yanıp tutuşurken; aklın, bilimin ve devletimizin asırlara dayanan tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan; çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, mazeret değil, marifet üreterek; sorun değil, çözüm üreterek; Allah’ın verdiği aklı, milletin geleceği için kullanarak; milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın vakti gelmiştir.

Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız ve Türkiye’yi içine düşürüldüğü dertlerden kurtaracağız. İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik krizden; yaşanan derin yoksulluktan; her gün kriz yaratan siyasetten; giderek artan toplumsal çürümeden; adalet, eğitim ve sağlıktaki çöküşten; her yere üşüşmüş mafya ve çetelerden; iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden, Türkiye’yi kurtaracağız. Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle, hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz. 23 Mart, bu yolculuğun ilk kitlesel adımı olacak.

O gün biz ne kadar güçlü bir irade ortaya koyarsak, iktidar yolculuğumuz o kadar kısalacak. Benim hiç kuşkum yok, başaracağız. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletçe hak ettiğimiz bir geleceğe bir adım daha yaklaşacağız. Tam bir birlik ve dayanışma içinde, çok ve büyük işler başaracağız. Onun için diyorum ki: Kurtuluş yok tek başına, haydi herkes, 23 Mart’ta sandık başına.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Yenilgiyi Tadacak Evine Gideceksin

Erdoğan’a seslenen İmamoğlu, “Ben, meydan okumama verecek yanıtın varsa bekliyorum. Yoksa yine sarayın odalarına saklanarak mı konuşacaksın?… Kusura bakma Erdoğan, atı alan Üsküdar’ı geçti geçti. Senin dönemin bitti. Öyle de bitti böyle de bitti senin dönemin” dedi.

Erdoğan’a millete gitme çağrısında bulunan Ekrem İmamoğlu, “Bırak yan yollara sapmayı. Ne istiyorsun belediyelerimizden, belediye şirketlerimizden, yakınlarımızdan ne istiyorsun? Neymiş ahmak davası. Millet gülüyor. Bunu İngilizceye çevirip dış dünyaya anlatamıyoruz bile. Savcıya tehdit davası, bilirkişi davası, bir de üstüne kendinde olmayan diploma davası” ifadelerini kullandı.

Kendisi hakkında çeşitli suçlar icat edildiğini savunan İmamoğlu, tek suçunun seçimlerde yenilmemek olduğunu vurgulayarak, “Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadıp evine gideceksin. Çok korkuyorlar. Bir sandık daha gelir diye. O sandıkta karşısında olurum diye çok korkuyorlar. Beni bertaraf etmeye çalışıyor. Ne yapsan nafile. O sandık gelecek, millet seni evine gönderecek” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İzmir’in Karşıyaka ilçesinde cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışmalarını başlattı. İzmir Mustafa Kemal Atatürk Karşıyaka Spor Salonu’nda CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ardından partililere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, milletine hizmet eder. Milletine şefkat elini uzatır. Milletini korur. Milletine güler yüzünü gösterir. Vatan, vatan ve millet hepimiz için kutsaldır. Devleti yöneten yöneticilerin yüzü asık olmaz, vatandaşını korkutmaz, vatandaşına parmak sallamaz, vatandaşını ürkütmez. Dolayısıyla yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini bilmelidir. 23 Mart’ta işte bu inancı, bu özgüveni tüm ülkeye yayacağız. Yapacağımız ön seçimde iktidara en korktuğu şeyi, iktidar neden korkuyor biliyor musunuz sevgili dostlarım? Sandıktan korkuyor, sandıktan. Ne yapacağız? İktidarın en korktuğu şeyi, sandığı onlara göstereceğiz 23 Mart’ta.

Milletçe iktidarın giderek dozunu artırdığı bir zulüm ve baskı ile karşı karşıyayız. Kazandığı parayla geçinemeyen, borçlanmadan yaşayamayan milyonlarca yoksul ve dar gelirli, kendilerini işe sayan bu iktidarın zulmü altındadır. Sevgili dostlarım, eğitim, sağlık, adalet gibi devletin temel hizmetlerinden eşit olarak yararlanamayan milyonlarca vatandaşımız zulüm altındadır. Gençler, en kararlı şekilde yürümeye hazır mıyız? Bu gençlik marşını bu cennet vatanın her köşesinde söylemeye hazır mıyız?

Milyonlarca güneşi var bu ülkenin, milyonlarca. Her birimiz güneş olmaya hazır mıyız? Değerli dostlar, ülkeyi yönetenler işlerini doğru dürüst yapamadığı için depremlerde, yangınlarda, afetlerde, ne yazık ki denetlenemeyen hastanelerde, güvenliği sağlanamayan ortamlarda canlarını, sevdiklerini yitiren bu millet zulüm altındadır. Gerçekleri dile getiren, iktidarı uyarıp eleştiren herkes zulüm altındadır.

Sevgili dostlarım, Halkçılık vaadediyorum çünkü çok iyi biliyorum nasıl yapılır. Sosyal adaleti sağlamak, kamu yararını koruyup geliştirmek, vatandaşları piyasanın acımasız şartlarına mahkum bırakmamak için yaptıklarımız saymakla bitmez. Bütün belediye başkanlarımızla yaptık. Onun için halkçılık vaat ediyoruz. Şeffaflık vaat ediyoruz. İstanbul’da, İstanbul’da işe alımlarda, İstanbul’da meclis toplantılarımızda, her yıl bütçe değerlendirmelerimizde hep şeffaflığı gözettik. Attığımız her adımın hesabını çıkıp İstanbullulara yürek açıklığıyla verdik, tüm açıkla, dersimiz bu, görevimiz bu.

“Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum”

Artık Türkiye’de kapalı kapılar ardında işleyen mülakatlar yapmadık. Asla hesap vermeyen olmadık. Hesap sorulmayan yöneticilerinin devrini bitirme vakti gelmiştir. Partizanlıktan, ayrımcılıktan tamamen arındırılmış adil bir yönetim vaat ediyoruz. Böyle bir anlayış hayata nasıl geçirilir iyi biliyoruz. Partisi, inancı, yaşam tarzı dolayısıyla dışlanmak, ayrımcılığa uğramak, tek bir kişi ya da kurum bunu yaşamayacak. Sevgili dostlar, bugün benim için çok özel bir gün. Ben önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum.

Elbette, elbette odalarını bile sayamayacağımız, sayamayacağımız, söylemeye bile utanacağımız bir sarayda oturup ülkeyi yönetmek gibi bir hayalimiz yok. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim ve hayalim bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı sizlerle birlikte inşa etmek.

İktidar zalimliğine yeni bir sayfa ekledi. Dün öğrendim ki aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım insanların mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Dedim ya, aralarında tanımadıklarım da var. Herhâlde selam verdim diye ya da bana geçerken dokundu diye onları da yaktılar. Her geçen gün, her saat, günde 20 saat çalışıyorum. Her geçen gün bana ve arkadaşlarıma yeni bir saldırı uyduruyorlar.

Son günlerde sizlerin karşısına çıkarak defalarca söylediğim bir şey var: Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların, bu iş bilmezlerin, bu makam ve mevkiye esir olmuşların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum. Korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Sevgili dostlarım, benim yürüdüğüm bu yolda ben önce yüce Allah’a, sonra milletime güveniyorum. Kumpaslarla, kirli tezgahlarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunu sizlere söz veriyorum başlarına yıkacağız, başlarına. Başlarına yıkacağız! Sanıyorlar ki bu insanların, sanıyorlar ki malına, mülküne, parasına çökerlerse korkarız, kaçarız. Sanıyorlar ki onların zulmünden yılarız, milletimizi yarı yolda bırakırız.

Sanıyorlar ki ben yalnız kalacağım. Yahu, yahu siz 10-15 kişinin malına, mülküne el koyarak beni yalnız bırakacağınızı mı düşünüyorsunuz? Millet benimle, millet! Millet benimle. Millet benimle! Bunlar körleşmiş. Bunlar körleşmiş. Varsa yoksa varsa yoksa koltuk. O koltuk senin mi? O koltuk milletin. O koltuk Türkiye Cumhuriyeti’nin. O koltuk bir saltanatın değil ha. O koltuk, o koltuk bir ailenin değil, milletin evlatlarının, sizin, sizin! Hanımefendiler, beyefendiler, hepinizin! Ey ilgili şahıs, o biliyor kendini, seni gidi seni.

Türkiye’ye 5 senede 1.200 soruşturma, teftiş duydunuz mu? 1.200! Yahu, 2.200 yapsan ne olur? Dönelim geriye. 11 senede bulup buluşturduğunuz biri ahmak, biri bilmem ne davası, demek de istemiyorum isimlerini. Açık bir şey söyleyeyim mi? 2014’ten beri benim suçum var. Tek bir suçum var: Sandıkta yenilmeyen Ekrem İmamoğlu olmak. Bize buldukları, esas suç bu. Bak, bu cümleleri aklına kazı.

Bize, ben buradan söylüyorum Ekrem İmamoğlu olarak, size de söz veriyorum, namus sözü veriyorum, bize yenilgiyi öğretemeyeceksin! Bize yenilgiyi öğretemeyeceksin. Dört kere yaşattığım gibi, bak, bu işareti biliyorsun. Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadacak, evine gideceksin. Evine gideceksin. Çok korkuyorlar bir sandık daha gelir diye. Çok korkuyorlar o sandıkta karşısında olur muyum diye. Ödleri patlıyor.”

“Uykularını kaçıracağız”

İmamoğlu, İzmir’den sonra Kayseri’ye geçti. Erciyes Kültür Merkezi’nde CHP’lilere hitap eden İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: “Millete hizmet etme hevesini kaybettikleri için özellikle adaletten ayrıldıkları için memleketin bereketini kaçırıyorlar. Çözüm nedir, tek bir çözüm var. Memleketin bereketini kaçıranları önümüzdeki seçimde evine göndereceğiz!

Hedefimiz belli sadece seçimi kazanmanın değil, birliğin peşindeyiz. Yerinde sayanlar değil, ayağa kalkıp hedefe ilerleyenler kazanır… CHP, Türkiye’yi birleştiren güç. TBMM grubumuzun desteğiyle bu yola çıktım. AKP seçmeni de bizi takdir etti. Bu ülkenin meseleleri azalmadı daha da büyüdü. İktidarın koltuğu altından kayıyor. Vatandaşımızın memnuniyeti ile iktidar baskısı da artıyor.

İktidar siyasi operasyon yapıyor. Milletimiz iktidarı bize teslim etmek için gün saymakta. İktidarın koltuğu altından kayıyor. 23 Mart’ta iktidara en korktuğu şeyi sandığı göstereceğiz. Sandıktan kaçanları zangır zangır titreteceğiz. Bir avuç zalimin uykularını kaçıracağız.

Bütün küskünleri unutup el ele verirsek kazanırız. Tek adamlık ve partizanlık bitecek. Tek adamlığın gölgesi bile değmeyecek bu memlekete. Saraya değil mücadeleye adayım. İktidarın yerle bir ettiği her şeyi yeniden inşa edeceğiz… Benim TRT’de yüzümü bile göstermediler 6 senedir. Çünkü onlar sadece iktidara yüzünü dönen bir yayına döndüler. Hem de sizin paralarınızla. Yolsuzluğun daniskası orada yapılıyor.”

Paylaşın

İmamoğlu, Adaylık Kampanyasını Başlattı: Milletin Hakkı Milletin Olacak

Sosyal medya hesabından cumhurbaşkanlığı adaylığını duyuran İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek” dedi ve ekledi:

“Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP önseçimi ve cumhurbaşkanı adaylığı için kampanyasına start verdi.

İmamoğlu, partisinin 23 Mart’ta yapacağı ve tek aday olarak gireceği ön seçimle ilgili sosyal medya hesabından bir video paylaştı.

Paylaşımına “Önce aday, sonra Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ortak akıl ve uzlaşmayla Türkiye yeniden ayağa kalkacak, milletçe birliğimizi ve kardeşliğimizi yeniden kazanacağız” notunu düşen Ekrem İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, sevgili vatandaşlarım. Önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim, tek hayalim, bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek.

Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek. Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.

“Milletin hakkı milletin olacak”

Partimizin gerçekleştireceği ön seçim, ortak aklın, uzlaşma ve dayanışmanın ilk adımıdır. Ön seçimde ortaya koyacağımız irade bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese uzatılmış onurlu güçlü bir dost ile olacak.

Ön seçimde partimiz bir kurtarıcı belirlemeyecek, biz 23 Mart’ta partimizin iradesini ortaya koyacağız ve bu ülkenin tüm cumhuriyetçilerine, demokratlarına, yurtseverlerine dönüp ‘Kurtuluş yok tek başına haydi hep birlikte görev başına’ diyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletin hakkı milletin olacak.”

Paylaşın

İmamoğlu, Sandığı İşaret Etti: Halk Bunlara Hak Ettiği Dersi Verecek

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı?” dedi ve ekledi:

“Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Nefes gazetesinden Özlem Güvemli‘nin haberine göre, gazeteyi ziyaret eden İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanı’nı halkla birlikte iftar için İstanbul’da ramazan çadırına davet etmeyi düşünür müsünüz?” sorusunu Ekrem İmamoğlu, şöyle yanıtladı:

“Ben o kadar yere davet ettim ki… Hem ülkenin bu acı sorunlarını konuşmak hem bu şehrin acı travmalarını konuşmak, bu yapılan sıkıntıları, hukuksuz uygulamaları konuşmak için Cumhurbaşkanı dese ki; ‘Ekrem İmamoğlu’nu Ankara’ya davet ediyorum’ gitmeyecek miyim? Tabii ki giderim. Sonuçta ülkenin cumhurbaşkanı. Her hususu kendisi ile paylaşırım.

Kendisiyle tanışmak ve İBB Başkanlığı yapmış birisinin İstanbul’a dair düşüncelerini tabii ki Cumhurbaşkanı olarak da almak için randevu istedim. 2019 seçiminden önce ziyaretine gitmiştim. Ondan sonra yüz yüze kendisine birkaç konuyla ilgili görüşmek istediğimi ilettim. Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu randevu için aracı oldu.

Talebimizi yenilememizi iletti, yeniledik. Çıt yok. Görüşmek istemeyen kendisi. Manşet yapacaksanız söyleyeyim; davet ediyorum kendisini. Gelsin İstanbul’un en güzel meydanında bir Ramazan çadırında halkla oturalım, iftarımızı edelim. İftardan sonra da istediği yere gidelim, çayımızı, kahvemizi içelim. Memleketin trajik sorunlarını konuşalım. Davet ediyorum.”

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İmamoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı? Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Sahte diploma iddiasıyla yapılan soruşturmaya ilişkin de konuşan İmamoğlu şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı ile birlikte başlayan diploma tartışmasının benzeri bir tartışma değil benim yaşadığım. Benim diploma sürecimle ilgili gölgeli bir taraf yok. Benim eğitim hayatımla ilgili her şey ayan beyan ortada. Tümüyle yine iktidarın hedefi doğrultusunda rakibini bertaraf etme, rakibini yarışın dışında bırakma konusunda kendi kurguladıkları bir iddiayı yine kendi etkisi altında bulunan yargı üzerinden işi ifade vermeye kadar taşıdılar.

İfademde ‘Bu diplomanın sahteliğini bana niye soruyorsunuz’ dedim. Üniversiteye sorun. Zaten 4-5 sene önce sormuşlar, üniversite kanuni olduğunu söylemiş. Benim sorulduğundan haberim yok. Şimdi onu bile görmezden gelip YÖK üzerinden uydurma raporla eğitim yaşamımıza dair suç isnadı yapılıyor. Geçmişimi anlatmamı istedi savcı. İlkokuldan başlayarak anlattım.

Orada unuttum anlatmayı burada söyleyeyim; okuldan önce 2 yıl Kuran kursuna gitmiştim. Bakarsın buna da ‘laikliğe aykırı’ diye soruşturma açarlar. Trajikomik bir gün yaşadım. 3-4 kişi olarak avukatlarımla ifadeye geleceğimi bildirdim. Binlerce çevik kuvvet farklı yollarda güzergahlardaydı.

Bütün koridorları yine yüzlerce çevik kuvvet kalkanlarıyla kesmişler. Benden ifade alan savcıya da yazık ediyorlar. Binlerce polisi orada meşgul edenlere Allah akıl versin. Nasıl bir iddianame çıkacak merak ediyorum. Buradan çıkacak sonuçla zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim kavgam çok büyük. Benim önümde bir dava var: Bu iktidar gidecek, dertler bitecek kardeşim.”

Seçim çalışmaları

Ekrem İmamoğlu, 23 Mart’a kadar sürecek olan programını da anlattı ve “Hafta sonları 8-9 ilde buluşmalar yapacağız. Cumartesi İzmir ve Kayseri’de olacağım. Pazar günü Adana ve Diyarbakır’dayım” dedi.

Bu hafta sonu 30-40 ilin yöneticileriyle, temsilcileriyle buluşacağını söyleyen İmamoğlu “. Ben diyeceğim ki onlara; ‘her üyeyi sandığa getirin kardeşim.’ Her üyenin 1 yolu bize artı 1 oy yazacak. Benim ’23 Mart’ı göremeyeceğimi’ yazanların 23 Mart ile ilgili garantisi mi var? Onu Allah bilir. Ben inançlı bir insanım. O sandığın kurulmasını kimse engelleyemez” diye konuştu.

Paylaşın