Bebeklerde Diyabetin Genetik Nedenleri Belirlendi

Henüz yaşamın ilk haftalarında bir bebeğin diyabet tanısı alması kulağa sıra dışı gelebilir. Ancak “neonatal diyabet” olarak bilinen bu nadir hastalık, doğumdan sonraki ilk altı ay içinde ortaya çıkabiliyor.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre bu tablo, yaygın diyabet türlerinden farklı olarak beslenme ya da yaşam tarzıyla değil, doğrudan genetik değişimlerle bağlantılı.

Son araştırmalar, bu gizemli hastalığın kökenine ışık tutarak hem erken teşhis hem de yeni tedavi yöntemleri açısından önemli bir kapı araladı.

University of Exeter öncülüğünde yürütülen uluslararası bir çalışma, şimdiye kadar göz ardı edilen “protein kodlamayan” gen bölgelerinin neonatal diyabette kritik rol oynadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, 19 çocuk üzerinde yaptıkları genom analizlerinde RNU4ATAC ve RNU6ATAC adlı iki gendeki DNA değişimlerinin hastalıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirledi. Bu genler, protein üretmek yerine hücre içinde düzenleyici görevler üstlenen RNA moleküllerini oluşturuyor.

Bilim insanlarına göre bu bulgu, insan genetiğinde uzun süredir “arka planda” kaldığı düşünülen kodlamayan DNA bölgelerinin aslında hastalık oluşumunda ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor.

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, bu genlerdeki tek bir mutasyonun yaklaşık 800 genin işleyişini bozabilmesi oldu. Özellikle bağışıklık sistemiyle ilişkili genlerin etkilenmesi, hastalığın neden otoimmün özellikler taşıdığını açıklıyor.

Uzmanlar bu durumu “domino etkisi” olarak tanımlıyor: Küçük bir genetik değişiklik, hücre içindeki karmaşık dengeyi bozarak geniş çaplı sonuçlar doğurabiliyor.

Çalışmanın başyazarlarından Elisa De Franco, elde edilen bulguların önemine dikkat çekerek, kodlamayan genlerin hastalık teşhisinde yeni bir dönemi başlatabileceğini vurguladı. Araştırmalara göre nadir hastalıkların yaklaşık yarısı hâlâ genetik olarak açıklanamıyor.

Bu yeni yaklaşım sayesinde, özellikle nedeni bilinmeyen vakalarda daha doğru teşhisler konulabileceği düşünülüyor.

Araştırma ekibinden Matthew Johnson ise bulguların yalnızca nadir görülen neonatal diyabetle sınırlı kalmayabileceğini belirtiyor. Johnson’a göre, bu mekanizmanın anlaşılması daha yaygın bir hastalık olan Tip 1 Diyabet için de yeni tedavi hedeflerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Geleceğe Açılan Kapı

Uzmanlar, genetik araştırmalardaki bu gelişmenin sadece bir başlangıç olduğuna dikkat çekiyor. DNA’nın “kodlamayan” bölgelerinin daha detaylı incelenmesi, yalnızca diyabet değil birçok nadir ve karmaşık hastalığın çözülmesine yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, yenidoğan diyabetine dair bu keşif; küçük bir genetik değişimin büyük etkiler yaratabileceğini bir kez daha ortaya koyarken, tıbbın geleceğinde kişiselleştirilmiş tedavilerin önemini de gözler önüne seriyor.

Paylaşın

Çocuklarda Kronik Kabus Döngüsü Nasıl Kırılır?

Yeni yayınlanan bir araştırma, çocukların neden bu kabus döngüsüne hapsolduğunu ve terapinin bu süreci nasıl durdurabileceğini açıklayan yeni bir model öneriyor.

Haber Merkezi / Her çocuk kabus görür. Genellikle bu kötü rüyalar sadece geçici bir rahatsızlık verse de, bazen kalıcı hale gelerek gelişimin kritik bir döneminde uyku düzenini ciddi şekilde bozabilir. Tedavi edilmediği takdirde kronik kabuslar, hızla daha karmaşık sorunlara yol açabilir.

Frontiers in Sleep dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, çocukların neden bu kabus döngüsüne hapsolduğunu ve terapinin bu süreci nasıl durdurabileceğini açıklayan yeni bir model öneriyor.

Tulsa Üniversitesi’nden araştırmacı Lisa Cromer, durumu şöyle özetliyor: “Kabus, uyanmanıza neden olan kötü bir rüyadır. Eğer uyanmazsanız, beyniniz rüyadaki korkuyu çözme görevini yerine getiriyor demektir. Ancak çocuk uyanırsa, aslında kabustan kaçmaya çalışıyordur. Çocuk uyandığında kabusu zihninde çözümleyemez; bu da sorunu daha da kötüleştirir. Bu yüzden kabusların tedavi edilmesi hayati önem taşır.”

DARC-NESS Modeli Nedir?

“DARC-NESS” (Karanlık) olarak kısaltılan bu model, çocukların kabus döngüsünde sıkışıp kalmasına neden olan çeşitli faktörleri tanımlar. Çerçevenin merkezinde “kabus öz yeterliliği” yer alır; yani çocuğun kabuslarla başa çıkma, onları kontrol etme veya azaltma yeteneğine olan inancı.

Döngüyü devam ettiren ve kabus öz yeterliliğini düşük tutan diğer faktörler şunlardır:

Rüya içeriği ve rüyanın nasıl değerlendirildiği.
Duygu düzenleme kaynakları.
Koşullu uyarılma.
Uyku hijyeni, uyku miktarı ve kalitesi.

Döngüyü Kırmak: Terapötik Müdahale

Bu faktörler sadece kabusları şiddetlendirmekle kalmaz, aynı zamanda döngüyü durdurmak için birer terapötik araç olarak da kullanılabilirler. Örneğin; bir çocuk başlangıçta kabusu, kendi iyiliğini tehdit eden ve kontrol edilemez bir olay olarak görebilir (değerlendirme). Ancak kabusu “fiziksel olarak zararsız bir görüntü” olarak yeniden çerçeveleyebilirse, bu durum sarmal üzerindeki kontrolü yeniden kazanması için bir giriş noktası sağlar.

Lisa Cromer, “DARC-NESS modeli, kabusları sürdüren mekanizmaların yanı sıra bu döngüyü kırabilecek yöntemleri de inceliyor,” diyor. “Çocuğun kabusa verdiği tepki, kronikleşmeye neden oluyor. Eğer kabuslara farklı tepki vermeyi öğrenirsek, bu döngüyü kırabiliriz. Rüyalarımızı kontrol altına alabileceğimizi anlamak, çocuk için güçlendirici bir adımdır.”

Araştırmacılar, DARC-NESS modelinin çocukların kontrol edebilecekleri unsurlara odaklanarak onlara müdahale etme özgüveni kazandırdığını belirtiyor. Model, çocukları sistemdeki “en zayıf noktayı” belirleyip o çarkı kırmaya teşvik eden hedefli bir terapi sunuyor.

Kabuslar büyümenin bir parçası olabilir, ancak yaşamın bu kadar büyük ve yıkıcı bir parçası haline gelmemelidir.

Paylaşın

Çocuklarda Oyun Bağımlılığı: Nedenleri Ve Çözümleri

Çocuklarda oyun bağımlılığı, çocukların oyunlara aşırı derecede bağlılık geliştirmesi ve bu durumun günlük yaşamlarını, sosyal ilişkilerini, akademik başarılarını, fiziksel ve zihinsel sağlıklarını olumsuz yönde etkilemesi durumudur.

Haber Merkezi / Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2018’de “Oyun Oynama Bozukluğu” (Gaming Disorder) olarak bu durumu Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’na (ICD-11) eklemiş ve bir sağlık sorunu olarak tanımıştır.

Çocuklarda Oyun Bağımlılığının Nedenleri:

Dijital Oyunların Tasarımı:

Bağımlılık Yaratıcı Mekanikler: Çoğu video oyunu, ödül sistemleri (örneğin, puanlar, seviyeler, nadir eşyalar), sürekli yenilenen içerik ve sosyal etkileşim unsurlarıyla bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanır. Bu, çocukların oyuna daha fazla zaman ayırmasına neden olur.

Erişim Kolaylığı: Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar sayesinde çocuklar oyunlara her an, her yerde ulaşabilir.

Psikolojik ve Duygusal Faktörler:

Kaçış Mekanizması: Çocuklar, stres, kaygı, aile içi sorunlar veya okul baskısı gibi gerçek dünya problemlerinden kaçmak için oyunlara yönelebilir. Oyunlar, sanal bir dünyada başarı ve kontrol hissi sağlar.

Düşük Özdenetim: Çocukların prefrontal korteksi (özdenetim ve karar verme merkezi) henüz tam gelişmemiştir, bu da oyun süresini sınırlamalarını zorlaştırır.

Duygusal Boşluk: Yetersiz sosyal bağlar veya yalnızlık hissi, çocukları oyunların sunduğu sanal topluluklara yöneltebilir.

Aile ve Çevre Faktörleri:

Ebeveyn Denetiminin Eksikliği: Ebeveynlerin oyun sürelerini sınırlamaması veya oyun içeriklerini denetlemeden serbest bırakması bağımlılığı tetikleyebilir.

Rol Model Etkisi: Ebeveynlerin veya büyük kardeşlerin aşırı ekran kullanımı, çocuklarda benzer davranışları normalleştirebilir.

Sosyal İzolasyon: Arkadaş çevresi eksikliği veya pandemi gibi durumlar, çocukların oyunlara daha fazla yönelmesine neden olabilir.

Toplumsal ve Kültürel Faktörler:

Teknoloji Odaklı Kültür: Toplumda teknolojinin yüceltilmesi ve oyunların popüler kültürün bir parçası haline gelmesi, çocukların oyunlara ilgisini artırır.

Reklam ve Medya: Oyun şirketlerinin agresif pazarlama stratejileri, çocukları hedef alarak oyunları cazip hale getirir.

Biyolojik Faktörler:

Dopamin Salınımı: Oyunlar, beyinde dopamin salgısını tetikleyerek haz ve ödül hissi yaratır. Bu, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda bağımlılık riskini artırır.

Oyun Bağımlılığının Belirtileri:

Oyun oynamaya aşırı zaman harcama ve diğer aktiviteleri ihmal etme.
Oyun oynama düşüncesiyle sürekli meşgul olma.
Oyun süresi kısıtlandığında öfke, huzursuzluk veya kaygı gibi yoksunluk belirtileri.
Akademik başarıda düşüş, sosyal ilişkilerde zayıflama.
Fiziksel sorunlar (örneğin, göz yorgunluğu, uyku bozuklukları, hareketsizlik).

Çözüm Önerileri

Ebeveyn Denetimi ve Rehberliği:

Süre Sınırlamaları: Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Pediatri Akademisi, 2-5 yaş için günde 1 saat, 6-12 yaş için ise 2-3 saat ekran süresi önerir. Ebeveynler, bu sınırları net bir şekilde belirlemeli ve uygulamalıdır.

Oyun İçeriği Kontrolü: Oyunların yaşa uygun olup olmadığını kontrol etmek için ESRB veya PEGI gibi derecelendirme sistemlerini kullanın.

Açık İletişim: Çocukla oyunların neden sınırlandırıldığı hakkında konuşun ve onların ilgi alanlarını anlamaya çalışın.

Alternatif Aktiviteler Sunma:

Fiziksel Aktiviteler: Spor, dans veya açık hava oyunları gibi fiziksel aktiviteler teşvik edilmelidir. Bu, hem dopamin salgısını doğal yollarla sağlar hem de hareketsizliği azaltır.

Sosyal Etkileşim: Çocukların akranlarıyla yüz yüze vakit geçirebileceği kulüpler, hobi grupları veya aile aktiviteleri düzenlenmelidir.

Yaratıcı Faaliyetler: Resim, müzik veya el sanatları gibi yaratıcı uğraşlar, çocukların ilgisini oyunlardan uzaklaştırabilir.

Psikolojik ve Eğitimsel Destek:

Psikolojik Danışmanlık: Bağımlılık ciddi bir boyuttaysa, bir çocuk psikoloğu veya terapistten destek alınabilir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bağımlılıkla başa çıkmada etkilidir.

Zaman Yönetimi Eğitimi: Çocuklara zaman yönetimi becerileri öğretilerek oyun sürelerini kontrol etmeleri sağlanabilir.

Okul Desteği: Okul danışmanlarıyla iş birliği yaparak çocuğun akademik ve sosyal sorunları ele alınabilir.

Teknolojik Araçların Kullanımı:

Ebeveyn Kontrol Uygulamaları: Qustodio, Net Nanny veya Google Family Link gibi uygulamalar, ekran süresini izlemek ve sınırlamak için kullanılabilir.

Oyun İçi Sınırlar: Bazı oyunlarda yerleşik süre sınırlama veya ödül kısıtlama özellikleri bulunur; bunları aktive edin.

Aile İçi Bağların Güçlendirilmesi:

Birlikte Zaman Geçirme: Ailece oyun geceleri, geziler veya ortak hobiler, çocuğun yalnızlık hissini azaltır ve oyunlara olan bağımlılığı kırabilir.

Pozitif Rol Model: Ebeveynler kendi ekran kullanımlarını sınırlandırarak çocuklara örnek olmalıdır.

Eğitim ve Farkındalık:

Medya Okuryazarlığı: Çocuklara, oyunların bağımlılık yaratıcı mekaniklerini anlamaları için medya okuryazarlığı eğitimi verilebilir.

Okul Programları: Okullarda oyun bağımlılığına karşı farkındalık seminerleri düzenlenmelidir.

Paylaşın

Çocuklar Kaç Yaşında Konuşmaya Başlarlar?

Konuşmayı öğrenme süreci doğumdan itibaren başlar. Çocuklar dili önce duyarak algılar ve zamanla kelimelerle ifade etmeyi öğrenirler. Bu süreç her çocuk için farklı bir hızda ilerler.

Haber Merkezi / Tıbbi ve psikolojik araştırmalar, çocuklarda konuşma gelişiminin aşamalarını net bir şekilde tanımlamıştır.

Doğumdan sonra çocuklar, çevresindeki seslere tepki vermeye başlar. 2 – 3 aylarda çeşitli sesler çıkarmaya başlarlar; bu aşamaya “gulama” denir. 6 – 7 aylarda konuşma yetenekleri gelişmeye başlar; “baba”, “anne” gibi basit kelimeleri tekrarlarlar. Bu noktada çocuklar duyduğu kelimeleri ezberler, ancak bunları henüz bilinçli bir şekilde kullanamazlar.

Bir ila iki yıl arası: Çoğu çocuk ilk kelimelerini 12 aylıkken söyler. Bunlar genellikle “anne”, “baba” veya “bu” gibi basit ve sık kullanılan kelimelerdir. 18 aylık olduğunda, çocukların kelime dağarcığı genellikle 10 – 20 kelimeden oluşur. Çocuklar, belirli kelimeleri yalnızca belirli durumlarda kullanabilir ve isteklerini konuşarak ifade etmeye çalışabilirler.

İki ila üç yaş arası: Bu aşamada konuşma yeteneği önemli ölçüde gelişir. İki yaşına gelindiğinde kelime dağarcığı 50 – 100 kelimeye, üç yaşına gelindiğinde ise 250 – 500 kelimeye ulaşabilir. Çocuklar, “baba işte” veya “su burada” gibi kelimeleri birleştirerek basit iki veya üç kelimelik cümleler kurmaya başlarlar.

Üç yıl sonra: Üç yaşından sonra çocuklar kelimeler kullanarak tam cümleler kurmaya başlarlar. Zıt anlamlıları anlar ve soru sorabilirler. Dört yaşına gelindiğinde ise çocuk kendini özgürce ifade edebilir. Beş yaşına gelindiğinde ise çoğu çocuğun konuşması anlaşılır, çoğunlukla doğru ve mantıklıdır; yetişkinlerin akıcılığına yakındır.

Konuşma gecikmesine ne sebep olabilir?

Çocuk 18 – 24 aylıkken hiçbir kelime söyleyemiyorsa veya iki yaşına geldiğinde iki kelimelik cümleler kuramıyorsa, bu bir konuşma gecikmesine işaret ediyor olabilir. Olası nedenler şunlardır:

İşitme sorunları;
Nörolojik gelişimsel gecikmeler;
Konuşma organlarında (ses telleri, dil, ağız) doğuştan gelen sorunlar;
Yetersiz dil ortamı.

Bu gibi durumlarda konuşma terapisti, çocuk doktoru veya odyolog gibi uzmanlara başvurulması önerilir.

Paylaşın

Ruh Sağlığı Bozuklukları Ve Çocuklar

Çocuklarda tıpkı yetişkinler gibi zihinsel hastalıklar gelişebilir, ancak semptomları yakalamak zor olabilir. Bu, birçok durumda gereksiz tedavi gecikmelerine neden olur. Zihinsel bir bozukluğun belirtileri genellikle tamamen normal olan üzgün bir çocuğun davranışını taklit eder. 

Haber Merkezi / Ebeveynler davranışın genel olarak kabul edilemez olduğunu düşündükleri için bu, tanınmasını engelleyebilir, ancak çoğu çocuk bir noktada bu tür davranışları sergiler. Üstelik çocuklar, duygularını ve zorluklarını yetişkinler kadar net bir şekilde analiz edip seslendirecek donanıma sahip değillerdir.

Çocuklarda akıl hastalığının sıklıkla geç teşhis edilmesinin diğer nedenleri arasında, teşhisin utancı algısı, çocukları psikotrop ilaçlarla (ruh halini değiştiren veya antidepresan ilaçlar gibi) tedavi etme korkusu ve gerekli masrafları ödemenin zorluğu sayılabilir.

Çocuklarda ruhsal bozukluk türleri

Çocuklardaki akıl hastalıkları yetişkinlerdekiyle aynı genel kalıpları takip eder, ancak belirtiler ve belirtiler değişebilir. Örneğin, sinirlilik, depresif yetişkinlerde görülen üzüntüden ziyade depresif çocuklarda daha sık görülür.

Anksiyete bozuklukları

Çocuklarda anksiyete bozuklukları arasında travma sonrası stres bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB), sosyal fobi ve yaygın anksiyete bozukluğu yer alır ve bunların tümü, çocuğun normal günlük aktivitelere katılmasını engelleyen kalıcı ve anormal anksiyete üretir. Bunlar duygu ve düşünceleri içerdikleri için içselleştirme bozukluklarıdır.

Çocuklarda belirli durumlarla yüzleşmek zorunda kalma endişesi normaldir ve yaşamın belirli dönemlerini karakterize edebilir. Örneğin, küçük çocuklar ebeveynlerinden ayrıldıklarında üzülürler. Bununla birlikte, bir anksiyete bozukluğu olmadığı sürece normal işlevsellik tipik olarak etkilenmez. Üzüntü ve korku, çoğu çocukta da gereğinden fazla uzun süre devam etmez.

  • Ayrılık kaygısı, sevdiklerinden ayrılma korkusudur.
  • Fobiler, belirli şeyler veya durumlar hakkında yoğun korkulardır.
  • Genelleştirilmiş kaygı, gelecekte talihsizliklerin ortaya çıkmasıyla ilgili endişedir.
  • Panik ataklar, kalp çarpıntısı, terleme, titreme ve nefes almada zorluk gibi fiziksel semptomlarla birlikte ani yoğun korku nöbetleridir.

Travmatik stres bozukluğu sonrası

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) genellikle strese maruz kalmış ve normal şekilde iyileşmek için kaynakları olmayan çocukları etkiler. Bu, tekrarlayan kabuslar veya geri dönüşler, yoğun korku, gerginlik, endişe veya olayın herhangi bir hatırlatıcısıyla başa çıkamama gibi semptomlar şeklinde uzun süreli sıkıntıya yol açar. Bu, çocukların normal şekilde çalışamamasına neden olur.

Obsesif kompulsif bozukluk

OKB tanısı, çocukların istenmeyen düşüncelerden (obsesyonlar) rahatsız olmaları ve bu tür düşüncelerden kurtulmak için alışkanlık olarak bir şeyler yapmaları (zorlantılar), eylemlerinin aslında araya giren düşünceyle ilgili olmamasına rağmen veya varsa bile aşırı yapılmasıyla teşhis edilir. .

Örnekler, aynı eylemi çok sayıda tekrarlamayı veya önemli bir şeyin yapıldığını defalarca kontrol etmeyi veya yanlış yerleştirilmişlerse kontrolü kaybetme noktasına kadar belirli bir düzenlemede şeylere sahip olma konusunda titiz olmayı içerir.

Depresyon

Çocuklar, bazı durumlar veya hayatları hakkında sebepli veya sebepsiz olarak umutsuzluk veya çaresizlik duyguları geliştirebilirler. Buna depresyon teşhisi konulabilir.

Bu tür çocuklar ayrıca uyku ve iştah bozuklukları, yorgunluk, gerginlik ve dikkatsizlik veya konsantrasyon eksikliği ile ilgili davranışların yanı sıra düşük öz-değer veya umutsuzluk duyguları da gösterebilirler.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukların dikkatlerini birkaç dakikadan fazla bir şey üzerinde tutmakta zorlandıkları, hiperaktif oldukları ve dürtü üzerinde çalışmaya eğilimli oldukları başka bir durumdur.

Tüm bu özelliklerin aynı hastada bulunması gerekmez, yani çocuk baskın hiperaktivite ve dürtüsellik, baskın dikkatsizlik veya her ikisinin de eşit oranlarını gösterebilir.

Bu tür çocuklar, diğer semptomların yanı sıra aşırı hayal kurabilir, bir şeyleri kaybedebilir veya unutabilir, çok dikkatsiz olabilir veya çok fazla kıpırdayabilir.

Otizm spektrum bozukluğu

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), iletişim ve etkileşim becerilerinin ciddi şekilde bozulması nedeniyle çocuğu sosyal olarak etkileyen ciddi bir gelişim bozukluğudur. Genellikle üç yaşından önce teşhis edilir.

Turette sendromu

Tourette sendromu (TS), tiklere, göz kırpma veya homurdanma gibi sıklıkla tekrarlanan ani kontrol edilemeyen hareketlere neden olan sinirleri etkileyen bir durumdur.

Tikler, motor veya vokal ve basit (vücudun sadece bir kısmı dahil) veya karmaşık (vücudun farklı kısımları dahil) olabilir. 5 ila 10 yaşları arasında başlar ve stres veya heyecanla kötüleşir, ancak çocuk bir şeyle meşgul olduğunda veya sakin olduğunda kaybolabilir.

Genellikle yetişkin yaşamına devam ederler. Etkilenen çocukların %90’ında tikler diğer zihinsel durumlarla birlikte bulunur.

Yeme bozuklukları

Anoreksiya ve bulimia gibi yeme bozuklukları aşırı stresli veya zayıf vücut imajı olan çocuklarda ortaya çıkabilir ve yaşamı tehlikeye atacak kadar şiddetli olabilir.

Bu tür çocuklar yiyeceklerden ve ağırlıklarından o kadar rahatsız olurlar ki, diğer anlamlı aktivitelere katılamazlar.

Duygudurum bozuklukları ve psikozlar

Duygudurum bozuklukları bipolar bozukluk ve depresyonu içerir ve çocukların sürekli olarak üzgün hissetmelerine veya normal işleyişi etkileyen öngörülemeyen ve görünüşte inatçı ruh hali değişimlerine neden olabilir.

Şizofreni, çocuğun gerçeklikten kopmasıyla sonuçlanan ve genellikle ergenliğin sonlarında ortaya çıktığı görülen bir ruhsal bozukluktur.

Muhalif meydan okuyan bozukluk

Muhalif meydan okuma bozukluğu (ODD), çocukların okulda veya evde tanıdıkları kişilere (genellikle otorite figürleri) ısrarlı bir meydan okuma göstermeleri durumunda teşhis edilir. Çoğu çocukta sekiz yaşından önce ortaya çıkar ve nadiren on iki yaşından sonra ortaya çıkar.

Bu tür çocuklar genellikle çok kötü huyludur. Kurallara veya isteklere karşı savaşır veya itaat etmezler, huysuz olmayı alışkanlık haline getirirler ve suistimalleri için başkalarını suçlarlar.

Paylaşın