Çin, İlk Laboratuvar Modülü Wentian’ı Uzaya Gönderdi

Çin, Dünya yörüngesinde kurduğu uzay istasyonunun parçasını oluşturacak ilk laboratuvar modülü Wentian’ı uzaya gönderdi. 17,9 metre uzunluğunda ve 23 ton ağırlığındaki modül, Çin’in bugüne dek uzaya yolladığı en büyük araç oldu.

İnsanlı Uzay Programı Ajansından (CMSA) yapılan açıklamaya göre, “Wentian” modülü, “Long March-5B Y3” taşıyıcı roketiyle, Haynan Adası’ndaki Wenchang Uzay Aracı Fırlatma Merkezi’nden fırlatıldı.

Fırlatıştan 8 dakika sonra, uzay istasyonunun bulunduğu, yerden 400 kilometre irtifadaki Alçak Yer Yörüngesi’ne ulaşan modülün, istasyona kenetleneceği bildirildi.

Adı, Çince’de “gökleri aramak” anlamına gelen “Wentian” modülünün, istasyonun ana parçası “Tianhe” (göksel uyum) çekirdek modülüne eklenmesi planlanıyor.

Wentian’ın, çekirdek modülün yedeği olarak da kullanılabilecek bir deney platformu olması hedefleniyor.

Çin, ABD’nin uzay araştırmaları alanında iş birliğini yasaklaması ve Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) programına katılımını engellemesi nedeniyle kendi uzay istasyonunu kurmak için çalışmalar yürütüyor.

Bir çekirdek modül, iki laboratuvar modülü ve bir uzay teleskobundan oluşması planlanan Tiangong (gök sarayı) istasyonu tamamlandığında, Rusya’nın artık faal olmayan Mir Uzay İstasyonu ile yaklaşık aynı boyutlarda olacak.

İstasyonun ana parçası olan “Tianhe” (göksel uyum) adı verilen çekirdek modül, 29 Nisan 2021’de uzaya fırlatılmıştı.

Ana iskeletin tamamlanması için çekirdek modüle iki laboratuvar modülünün eklenmesi öngörülüyor. “Mengtian” (gökleri düşlemek) adı verilen ikinci laboratuvar modülünün de ekimde uzaya gönderilmesi planlanıyor.

Ana iskelet kurulduktan sonra “Shuntian” (gökleri dolaşmak) adı verilen uzay teleskobu, ayrı bir modül olarak istasyona eklenecek. 2022 sonunda tamamlanması hedeflenen istasyonda üç kişilik taykonot ekibi görev yapıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çinli Elektrikli Araba Üreticisi BYD, Tesla’yı Tahtından İndirdi

Warren Buffett destekli BYD, Elon Musk’ın onları rakip olarak görmediğini söylemesinden 10 yıl sonra 2022’de elektrikli araç satışlarında yüzde 300 artış gördü. Çinli BYD’nin küresel satış listesinde zirveye çıkmasıyla Tesla, artık dünyanın en popüler elektrikli araba şirketi değil.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway yatırım grubu tarafından desteklenen Shenzhen merkezli araba üreticisi, 2022’nin ilk yarısında 641 bin elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç sattı.

Çin’de Kovid kısıtlamalarından kaynaklı tedarik zinciri ve üretim sorunlarıyla mücadele eden Tesla, aynı dönemde 564 bin elektrikli araba sattı.

BYD’nin satışları 2021’in ilk 6 ayına kıyasla yüzde 300’lük artış gösterdi. Bu, Çin’in önde gelen elektrikli araç üreticisi olarak yükselişiyle aynı döneme denk geliyor.

Asya ülkesi 2021’de, 2020’deki rakamın iki katına ulaşarak yarım milyondan fazla elektrikli araç ihraç etti. Bu sayılar giderek artan şekilde Çinli markalardan veya Volvo ve MG Motor gibi Çin sermayeli Avrupa markalarından oluşuyor.

BYD’nin yükseliş sürecinde, hisse fiyatlarında yıl başından bu yana yüzde 24’ten fazla, son 5 yıldaysa yüzde 500’den fazla artış görüldü.

Bu hafta yayımlanan şirket dökümanları, fosil yakıtla çalışan araç üretiminin Haziran 2022’de sıfıra indiğini de ortaya koydu. Bu sayı geçen yılın aynı ayında 17 binden fazlaydı.

Firma ayrıca, sadece Contemporary Amperex Technology’nin (CATL) arkasında kalarak Güney Koreli LG’yi geride bırakıp dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç bataryası üreticisi oldu.

Tesla’nın patronu Elon Musk daha önce BYD’nin elektrikli araç hedeflerini ciddiye almamış, 2011’de Bloomberg’e verdiği röportajda gülmüş ve onları rakip olarak görmediğini söylemişti:

Arabalarını gördünüz mü? 

Harika bir ürünlerinin olduğunu düşünmüyorum. Özellikle çekici olduğunu sanmıyorum, teknoloji çok güçlü değil… Bence haklı olarak odaklandıkları nokta, Çin pazarında hayatta kaldıklarından emin olmak.

Paylaşın

Buzullarda Hapsolmuş 1000’e Yakın Yeni Mikrop Bulundu

Bilim insanları ‘potansiyel olarak tehlikeli bakterilerin’ serbest kalmasının Çin ve Hindistan’ı etkileyebileceğini söylüyor. Tibet buzullarından alınan kar ve buz örneklerinde yaklaşık 1000 yeni bakteri türünün bulunduğunu belirten bilim insanları, küresel ısınma yüzünden buzulların erimesiyle hastalıkların yayılacağı endişelerine yol açtı.

Independent Türkçe’nin Nature Biotechnology adlı bilimsel dergiden aktardığı yeni çalışmaya göre, araştırmacılar Tibet buzullarında hapsolmuş bakteri türlerinin kar ve buz eridikçe diğer bölgelere ulaşıp ulaşamayacağını değerlendirdi.

Çin Bilimler Akademisi mensuplarının da aralarında bulunduğu araştırmacılar, 2010 ila 2016’da Tibet’teki 21 buzuldan numuneler topladı ve buz örneklerini eriterek geriye ne kaldığını analiz etti.

Bilim için yüzde 98’i yeni olan 968 benzersiz bakteri türü buldular.

Yeni bulgular, bilim insanlarının Tibet platosunda bazıları 15 bin yıldan yaşlı olan, buzula sıkışmış antik virüsleri bulmasından yaklaşık bir yıl sonra geldi.

Buz örtüleri ve buzullar Dünya’nın yüzey örtüsünün neredeyse onda birini oluşturuyor ve gün geçtikçe sayısı artan araştırmalar iklim krizi nedeniyle eridiklerini gösteriyor.

Bilim insanları hapsolmuş bu bakterilerden bazılarının, özellikle bu eski mikroplara karşı bağışıklığı olmayan modern bitkiler, hayvanlar ve insanlar için bulaşıcılığından şüpheleniyor.

Araştırmada bilim insanları, “Bu mikroorganizmalar bitkileri, hayvanları ve insanları savunmasız hale getiren yeni virülans faktörlerine sahip olabilir” diye yazdı.

Araştırmacılar, buzullarda hapsolmuş bu tür antik ve modern patojenik mikropların ‘yerel salgınlara ve hatta pandemiye yol açabileceği’ konusunda uyarıyor.

Mevcut çalışmadaki yeni keşfedilen bakteriler de dünyanın özel öneme sahip bir bölgesinden geliyor: Burada eriyen kar ve buz, Çin ve Hindistan genelinde yoğun nüfuslu bölgelere akan birkaç nehri besliyor.

Araştırmacılar, “Asya’nın su kulesi olarak bilinen Tibet Platosu, Yangtze, Sarı Irmak, Ganj Nehri ve Yarlung Tsangpo Nehri (Brahmaputra Nehri) de dahil olmak üzere dünyanın en büyük nehirlerinden birkaçının kaynağıdır” diye yazdı:

“Potansiyel olarak tehlikeli bakterilerin serbest kalması dünyanın en kalabalık iki ülkesi Çin ve Hindistan’ı etkileyebilir.”

Gelecekte yapılacak çalışmalarda bilim insanları, buzulların erimesiyle açığa çıkan mikropların dünyanın dört bir yanındaki nehirlere karışmasının, nehir yatağı boyunca yaşayan bitkiler ve hayvanlar için bir tehdit oluşturup oluşturmadığını değerlendirmeyi umuyor.

Paylaşın

Uzaydan Dünya’ya Güneş Enerjisi Aktarımı: Çin’den Başarılı Test

Çin’de araştırmacılar, iklim ve enerji krizine çözüm olabilecek uzay tabanlı güneş enerjisi sistemine yönelik başarılı bir test yaptı. Çin’in Xidian Üniversitesi’nden bilim insanlarına göre, Çin’de uzay tabanlı güneş enerjisi kullanımının yolunu açabilecek yeni bir kule üzerinde çalışmalar tamamlandı. 

Üniversiteden yapılan açıklamada, 5 Haziran’da “dünyanın ilk tam bağlantılı ve tam sistemli güneş enerjisi santrali” üzerinde başarılı bir test yapıldığı belirtildi.

Uzay tabanlı güneş enerjisinin gelişimini desteklemek için tasarlanmış beş farklı sistemle donatılan ve çelikten üretilen 75 metre yüksekliğindeki yapı, üniversitenin kampüsüne yerleştirildi.

Uzaydan güneş enerjisi elde edilmesine ilişkin çalışmalar yalnızca Çin’in gündeminde değil. Mart ayında İngiltere’nin uzayda güneş enerjisi santrali kurmak için 18,72 milyar euroluk bir teklifi değerlendirdiği bildirilmişti. Amerika Birleşik Devletleri, kendi uzay tabanlı güneş enerjisi sistemine gelişmiş teknoloji sağlamak için 100 milyon dolarlık ortaklık anlaşması yaptı.

Bilim kurgu mu gerçeklik mi?

Uzay tabanlı güneş enerjisi sisteminde, uyduların enerjiyi güneşten sürekli olarak fotonlar toplayarak enerjiyi fotovoltaik hücrelere dönüştürmesi ve bu elektriği kablosuz olarak ışınla ve mikrodalgalar halinde Dünya’daki alıcılara göndermesi hedefleniyor.

Portsmouth Üniversitesi Makine ve Tasarım Mühendislik Okulu Başkanı Jovana Radulovic, bu bilim kurgu romanından çıkma gibi görünen fikrin yeni olmadığını söylüyor.

Raduloviç, mühendislerin ve bilim insanlarının bu teoriyi geçtiğimiz yüzyılda gündeme getirdiğini belirtiyor.

Teori, ilk kez 1960’larda bilim insanı ve uzay mühendisi olan Peter Glaser tarafından önerildi. Ona göre, uzay tabanlı bir güneş enerjisi santrali, 24 saat güneş ışığı görmesi ve sürekli elektrik üretimine izin vermesi nedeniyle Dünya’ya yerleştirilen bir santrale göre daha verimli olabilirdi.

Küresel enerji tüketiminin 2050 yılına kadar yüzde 50 oranında artmasının beklendiği bir dönemde, bu metodun artan enerji ihtiyacını karşılamada ve iklim krizine çözüm üretmede yardımcı olabileceği belirtiliyor.

Uzay tabanlı güneş enerjisinin önündeki engeller neler?

Teknoloji ilk bakışta umut vadeden bir görüntü sergilese de birçok zorluğu da beraberinde getiriyor. Uzay tabanlı güneş enerjisinin uygulanmasını zorlaştıran ana etken yüksek maliyeti.

Sistemin büyük ölçüde modüler olduğu biliniyor. Buna göre, Güneş modülleri yörüngede robotlar tarafından monte edilmeli. Bu montajın yapılabilmesi için tüm unsurların uzaya taşınması gerekir ki bu da zor ve maliyetli bir işlem olduğu anlamına gelir. Üstelik bu tür bir faaliyet çevre için de zararlı olabilir.

Öte yandan üretilen enerji ve elektriğin Dünya’ya mikrodalgalar halinde gönderilmesi öngörülüyor. Radulovic’e göre bu denli uzaktan gelen bu dalgalar için devasa alıcılara ihtiyaç duyulacak.

İletilen mikrodalgaların yoğunluğunu artırarak daha küçük antenler de kullanmak düşünülebilir. Böylelikle maliyet de düşürülebilir. Ne var ki bu senaryoda yoğun sinyallere maruz kalan canlılar için felaket söz konusu olabilir.

Enerjinin dönüştürülme süreçlerinde yüzde 10 oranında kayıp yaşanabileceği dikkate alındığında sistemin verimlilik açısından çok da avantajlı olmayacağı görülebilir.

Diğer bir zorluk da güneş panellerinin uzayda uzun süre ayakta kalabilmesini sağlamak. Uzay şartlarına karşı sürekli bakıma ihtiyaç duyacak olan bu panellerin radyasyona karşı sağlamlaştırılmaları gerekir.

Gelecek için değerli bir yatırım mı?

Tüm bu zorluklar projelerin maliyetini önemli ölçüde artırırken sistemin buna değip değmeyeceği soru işareti olarak kalmaya devam ediyor.

Radulovic, bu nedenle Elon Musk’ın şirketi Space X’in çalışmalarını yakından izlediklerini söylüyor ve “Aynı roketi kullanarak malzemeleri uzaya göndermek ve bunu tekrar tekrar yapmak maliyet açısından avantajlı gözüküyor. Ancak uzaya güneş enerjisi santrali kurmak için bütün unsurların maliyeti düşürülmedikçe bu düşündüğümüz kadar hızlı olamayacak. Üzerine yoğunlaşmamız gereken bir şey bu.” şeklinde konuşuyor.

Yine de bu bilim kurgu romanlarını andıran yöntem gelecekte önemli bir yatırım haline gelebilir. Radulovic, teknolojinin er ya da geç daha uygun maliyetle üretilebileceğini çünkü üzerinde daha fazla araştırma yapılacağını söylüyor.

Enerji ve iklim kriziyle mücadele etmek ve gelecek nesilleri korumak için sert önlemlerin alınması gerektiği aşikar. Uzay tabanlı Güneş enerjisinin kısa vadede önünde engeller olsa da uzun vadede faydaları umut verici.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

G7’den ‘Çin’in İpek Yolu’na Alternatif Proje

ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7’nin liderleri, gelişmekte olan ülkelerde altyapının finansmanı için 600 milyar dolar fon sağlama kararı aldı.

G7’nin planı, “Çin’in İpek Yolu” olarak nitelendirilen “Kuşak ve Yol” Projesi’ne alternatif bir girişim. Çin’in trilyonlarca dolarlık altyapı inisiyatifi, ülkeleri çok fazla borçlandırdığı gerekçesiyle eleştiriliyordu.

G7’nin Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı geçen yıl İngiltere’de yapılan G7 görüşmelerinde gündeme gelen bir progam.

ABD Başkanı Joe Biden, planın herkes için kazançlı olacağını söyledi. Biden, G7’nin planı için “Net olmak istiyorum. Bu yardım ya da hayır girişimi değil. Herkese kazanç sağlayacak bir yatırım. Ülkelerin demokrasilerle ortaklık yapmanın somut yararlarını görmesine yardımcı olacak” dedi.

Plan kapsamında ABD; hibeler, federal fonlar ve özel yatırımlardan 200 milyar dolarlık bir bütçe vadetti. Avrupa Birliği de 300 milyar euroluk kaynak sözü verdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, projenin amacının “kalkınmakta olan ülkelerdeki ortaklarımıza bir seçenekleri olduğunu göstermek için olumlu bir yatırım duygusu sunmak” olduğunu söyledi.

Altyapı programı ilk olarak 2021’de İngiltere’de yapılan G7 toplantısında gündeme gelmişti. O dönem “Daha iyi bir dünya inşa et” adını taşıyan ABD öncülüğündeki planda gelişme kaydedilememesi üzerine adı Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı olarak değiştirilmiş ve 2022 G7 zirvesinin gündemine alınmıştı.

G7 ülkeleri yeni planlarıyla iklim değişikliğiyle mücadeleyi, küresel sağlığı iyileştirmeyi, cinsiyet eşitliğini ve dijital bir altyapı geliştirmeyi hedefliyor. Büyük projeleri arasında, Angola’da güneş enerjisiyle çalışan bir tesis, Senegal’de bir aşı fabrikası ve Mısır ve Afrika Boynuzu üzerinden Singapur’u Fransa ile bağlayacak 1609 kilometre uzunluğunda bir su altı telekomünikasyon kablosu da sayılıyor.

G7’nin planı, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı gündeme gelmişti.

Çin, lideri Şi Cinping’in 2013’te duyurduğu proje ile gelişmekte olan ülkelere liman, yol ve köprü gibi altyapı projelerinde finansman sağlıyor.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ticari ilişkileri geliştiriyor. Ancak inisiyatif, aynı zamanda zaten borç yükü altında ezilen ülkelere yüksek faizli krediler sağladığı ve bu ülkeler borçlarını ödeyemedikleri takdirde önemli varlıklarına el koyma aracı olarak kullanıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Pasifik’te Çin’e Karşı ABD Öncülüğünde Yeni Beşli Grup

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve İngiltere, Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri güçlendirmek amacıyla gayri resmi bir grup kurdu.

Euonews Türkçe’den Mustafa Bag’in haberine göre, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Başkan Joe Biden yönetiminin, Hint-Pasifik bölgesine daha fazla kaynak aktarma sözü verdiği bildirildi.

5’li grubun kurulması, Çin’in, yabancı yatırıma ihtiyaç duyan Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik, askeri ve polisiye alanlarda ilişkilerini güçlendirmeye çalıştığı bir sürece denk geliyor.

PBP (Partners in the Blue Pacific) olarak adlandırılan grup, Pasifik bölgeselciliğini kuvvetlendirmeye ve Pasifik’te yer alan adalarla dünyanın geri kalanı arasındaki ekonomik bağları güçlendirmeye odaklanacak.

“Pasifik toplumlarının yararına olan bu bölgeyi destekleme konusundaki ortak kararlılıkta birleşiyoruz” ifadesine yer verilen Beyaz Saray’ın açıklamasında, “Ayrıca bu vizyonu Pasifik bölgeselciliği, egemenlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve en önemlisi Pasifik Adaları tarafından yönetilen ve idare edilen ilkelere göre nasıl gerçekleştireceğimiz konusunda da bir araya geliyoruz” denildi.

Beyaz Saray Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell yaptığı açıklamada, Washington’ın, stratejik öneme sahip bölgede Çin’e karşı koymak için angajmanını artırdığı bir ortamda daha fazla üst düzey ABD’li yetkilinin Pasifik ada ülkelerini ziyaret etmesini beklediğini söyledi.

PBP, Hint-Pasifik bölgesinde ‘Çin’i dengelemeye’ yönelik bir ittifak olarak değerlendirilen ve ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’nın katılımıyla kurulan Quad İttifakı’ndan farklı olarak daha ziyade (yine Pekin’e karşı) bölge ada ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor.

Paylaşın

Türkiye, Rusya Konusunda Daha Fazla ‘Tarafsız’ Kalamaz

Bloomberg, Türkiye’nin Ukrayna-Rusya savaşında takınmaya çalıştığı ‘tarafsız’ konumun sürdürülemez olduğunu yazdı. Rusya, 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale girişti. Batılı ülkeler Rusya’ya karşı yaptırımlara başlarken, Türkiye sadece Birleşmiş Milletler kararlarına uyacağını açıkladı.

Türkiye, Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçlarını satmaya devam ederken diğer yandan Rus sermayesinin ülkeye gelmesine de sıcak bakılıyor. Yaptırımlardan kaçan bazı Rus zenginler süper yatları Türkiye’ye demirledi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da Rusya’nın işgaline karşı eleştirilerinin hafif olduğu görülüyor. Belarus’tan sonrası Türkiye’ye taşınan Rusya-Ukrayna görüşmelerinde iktidar ‘tarafsızlık’ imajını parlatmaya çalışsa da bu sanıldığı kadar uzun sürmeyebilir.

Diken’in Bloomberg’den aktardığı analize göre savaşın devam etmesi Türkiye’nin bu pozisyonunu zora sokuyor. Erdoğan’ın savaşın başındaki hesabı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le dostluğunu Batı’yla bir koz olarak kullanması üzerineydi. Erdoğan bu yolla ‘iletişim’ için aracı olabilir belki de ABD’yle S-400 gibi sorunlu meseleleri de çözebilirdi.

İktidar ayrıca Ukrayna’da Ruslara karşı Türk askeri insansız hava araçlarının kullanılmasının, ‘işgalci’ Rusların yanında yer aldığı imajını kırabileceğini düşündü ve NATO’ya silah ambargosunu sona erdirmesi çağrısında bulundu. ABD ve ittifakın diğer üyeleri bu konuda sessiz kaldılar çünkü Türkiye, Batı’nın uzlaşısına katılmış değil.

Analize göre Almanya’nın Rusya’ya karşı ‘pasifist’ duruşunu terk ettiği, İsviçre’nin bile yaptırımlara katıldığı bir ortamda Türkiye’nin Rus zenginlere kapısını açması Ankara için iyi bir görüntü değil. Diğer yandan analizde Rusya’nın Türkiye’deki nükleer santral projesinin de yaptırımlar nedeniyle zora girdiğine yer verildi.

Paylaşın

Pekin Kış Olimpiyatları Tamamlandı: Norveç Zirvede

Çin’de düzenlenen Pekin Kış Olimpiyatları tamamlanırken Norveç, 16’sı altın toplam 37 madalya ile oyunları zirvede bitirdi. Almanya’nın 27 madalya ile ikinci olduğu sıralamada, ABD’yi bir madalya ile geçen Çin’de sonuç sevinçle karşılandı.

Pekin 2022 Kış Olimpiyatları son oyunlarla tamamlanırken madalya sıralaması da belli oldu. Norveç olimpiyatları 16 altın, 8 gümüş ve 13 bronz toplam 37 madalya zirvede bitirdi. İkinci sıradaki Almanya 12 altın,10 gümüş ve 5 bronz toplam 27 madalya topladı.

Ev sahibi Çin ise 9 altın, 4 gümüş ve 2 bronz toplam 15 madalya ile üçüncü olarak, 8 altın, 10 gümüş ve 7 bronz toplam 25 madalya kazanan ABD’yi geride bıraktı.

Oyunları ABD’nin bir basamak önünde tamamlayan Çin’de sonuç sevinçle karşılandı. Yaz olimpiyatlarında ABD’den bir altın madalya daha az kazanan Çin’in kış olimpiyatlarında 1 altın daha fazla kazanması ülke sosyal medyasında ana gündem oldu.

Madalya kazanan sporcular Çin devlet medyası tarafından ulusal kahraman olarak nitelenirken, sosyal medyada da çok sayıda vatanperver mesajlar paylaşıldı.

27 ülkenin madalya kazandığı kış olimpiyatlarında Ukrayna, İspanya, Estonya, Letonya ve Polonya elde ettikleri birer bronz madalya ile sıralamanın sonlarında yer aldı.

Pekin 2022 Kış Olimpiyatlar’ında Uygur Türklerine yönelik uygulamalar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle bazı Batılı ülkeler tarafından diplomatik boykot uygulandı.

Paylaşın

‘Mükemmel Şekilde Korunmuş’ Dinozor Embriyosu Bulundu

Bilim insanları tıpkı tavuk gibi yumurtasından çıkmaya hazırlanan bir dinozorun mükemmel bir şekilde korunmuş embriyosunu bulduklarını duyurdu. Çin’in güneyindeki Ganzhou bölgesinde keşfedilen embriyonun 66 milyon yaşında olduğu tahmin ediliyor.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Baby Yingliang adı verilen dinozorun dişsiz bir Teropod dinozoru veya Oviraptorosaur olduğu düşünülüyor. İki ayağı üzerinde yürüyen Teropodlar kısa ön bacaklı ve uzun arka bacaklı dinozorlar olarak tasvir ediliyor.

Yumurta hırsızı kertenkeleler anlamına gelen Oviraptorosaurs, günümüzden 66 ila 100 milyon yıl öncesinde Kretase döneminin sonlarında, bugün Asya ve Kuzey Amerika kıtaları olarak bilinen bölgelerde yaşayan tüylü dinozorlardı.

Araştırmacı Dr. Fion Waisum Ma, bunun bugüne kadar bulunmuş “en iyi dinozor embriyosu” olduğunu söyledi.

Keşif, dinozorlar ve modern kuşlar arasındaki bağlantının daha iyi anlaşılmasını da sağlıyor. Fosilde embriyonun kıvrılmış bir pozisyonda olduğu görünüyor. Bu pozisyon, kuşların yumurtasından çıkmadan hemen önceki duruşuyla aynı.

AFP haber ajansına konuşan Dr. Ma, ”Modern kuşlardaki bu davranış ilk olarak dinozor atalarından kaynaklanıyor ve kuşların onlardan evrildiğine işaret ediyor.” dedi.

Araştırma ekibinden Paleontolojist Prof. Dr. Steve Brusatte, Twitter’da, “bunun hayatı boyunca gördüğü en etkileyici dinozor fosili olduğunu ve embriyonun, yumurtasından çıkmak üzere olan bir dinozora ait olduğunu” belirten bir paylaşım yaptı.

Baby Yingliang, başından kuyruğuna 27 cm uzunluğunda ve 17 cm uzunluğundaki bir yumurtanın içinde kıvrılmış pozisyonda yatıyor. Yumurta Çin’deki Yingliang Stone Doğal Tarih Müzesi’ne getirildi.

İlk olarak 2000 yılında keşfedilen yumurta on yıl boyunca saklandı.

Müzede inşa çalışmalarının başlamasıyla eski fosillerin yeniden sınıflandırılması gerekti. Araştırmacılar ancak o zaman yumurtayı tekrar ele alıp, içinde bir embriyo olabileceğinden şüphelendiler.

Dinozorun vücudunun bir bölümü hâlâ kaya ile kaplı ve araştırmacılar ileri tarama teknikleriyle iskeletinin tam görüntüsünü elde etmeye çalışıyor.

Paylaşın

Türkiye’nin İthalatta Çin Ve Rusya’ya Bağımlılığı Artıyor

Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı 2021 yılının ilk 10 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 60; Çin’den ithalatı ise yüzde 42 arttı. Türkiye’nin ithalat pastasında 2021 yılında iki ülkenin payı yüzde 22,6’ya kadar yükseldi.

Son verilere göre Türkiye’nin yurt dışından aldığı 4 üründen 1’i Çin ve Rusya’dan geliyor. İki ülkenin ithalattaki payı 2020’nin aynı döneminde yüzde 18 civarında bulunuyordu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret istatistikleri Türkiye’nin ithalatta Rusya ve Çin’e bağımlılığının son 10 yılda artış eğiliminde olduğunu gösteriyor.

2021’de Ocak-Ekim ayını kapsayan yılın ilk 10 ayında Türkiye’nin toplam ithalatı 215,53 milyar Amerikan doları oldu. Çin’den ithalat 26,06 milyar doları olurken Rusya’dan ithalat ise 22,61 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Covid-19 salgının hakim olduğu 2020 yılının aynı döneminde Çin’den ithalat 18,32 milyar dolar; Rusya’dan ise 14,14 milyar dolar olmuştu. Buna göre dolar bazında ithalat son bir senede Çin’den yüzde 42, Rusya’dan ise yüzde 60 artış gösterdi. 2021 senesi pandemi öncesi yıllarla karşılaştırıldığında da bu iki ülkeden ithalatın artış eğiliminde olduğu görülüyor.

İthalat 2018’in ilk 10 ayında Çin’den 18,04 milyar dolar; Rusya’dan ise 18,45 milyar dolar olmuştu. Bu veriler 2019 döneminde Çin’den 14,94 milyar dolar; Rusya’dan 18,31 milyar dolar seviyesindeydi. Türkiye’nin toplam ithalatında Rusya ve Çin’in aldığı pay 2021 yılında son 10 senenin en yüksek seviyesine erişti.

Ocak-Ekim dönemlerine bakıldığında 2021’de Çin’in payı yüzde 12,1; Rusya’nın payı ise yüzde 10,5 oldu. İki ülkenin toplam payı ise yüzde 22,6’ye karşılık geliyor. Bu oranlar 2020 yılının aynı döneminde Çin için yüzde 10,4 ve Rusya için yüzde 8 idi. İki ülkenin ithalattaki toplam payı ise Ocak-Ekim 2020’de yüzde 18,4 olmuştu. Buna göre son 1 yılda iki ülkenin toplam içindeki payı yüzde 23 artmış oldu.

2011 yılının Ocak-Ekim periyodunda Rusya ve Çin’in ithalattaki toplam payı yüzde 18,5 iken bu oran 2017 ve 2020 senelerinde yüzde 18,4’a kadar düştü. Pandemiden hemen önce bu oran yüzde 19,9, 2018’de ise yüzde 19,2 olmuştu.

Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler

2021’in ilk 10 ayında Çin ve Rusya aynı zamanda Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı iki ülke. Üçüncü sırada yüzde 8,3 pay ile Almanya gelirken bu ülkeyi yüzde 4,9 ile ABD ve yüzde 4,3 ile İtalya takip ediyor. Diğer ülkelerin payı ise sırayla şöyle: Hindistan ve Fransa yüzde 3, Güney Kore yüzde 2,9; İspanya ve Belçika yüzde 2,3 ve İngiltere yüzde 2,1.

Ocak-Ekim 2021 döneminde Türkiye’nin ihracatı ise 181,67 milyar dolar oldu. Türkiye’nin ihracatında Rusya sadece yüzde 2,5 paya sahipken Çin ilk 20 ülke arasında yer almıyor. Zirvede yüzde 8,7 ile Almanya; yüzde 6,5 ile ABD ve yüzde 6 ile İngiltere bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın