CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan Tefecilere Hizmet Ediyor

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “AK Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri fakirin değil soyguncuların yanında yer almıştır. Hem hak, hukuk diyecekler 84 milyon insan soyuluyor kim soydu bunları deyince hayır diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Siz o soyguncuların ortağı mısınız? Erdoğan tefecilere hizmet ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomiye ilişkin eleştirilerini sıralayan Kılıçdaroğlu, “Şu anda devlet yönetilmiyor. Hükümet çoklu organ yetmezliği yaşıyor. Adalet, devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetim istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım” diye konuştu.

“Yargının en tepesindeki başkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı da adaletsizliği söylüyor” diyen Kılıçdaroğlu, Zühtü Arslan’ın sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu, “Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlamazsınız devleti yönetemezsiniz, güveni sağlayamazsınız, bir araya gelemezsiniz, toplumsal bilinciniz gelişmez. Devletin dini adaletse bunların yaptığı ne? Her yerde adaletsizlik var” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, “20 Aralık gecesi dolarda ciddi düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 13 liradan dolar aldı. Milyarlarca lira para kazandı birileri. Bunu Meclis’te araştıralım dedik. AK Parti ve MHP milletvekilleri ‘Bunu araştırmayın’ dedi. Milletime şikayet ediyorum. Hem hak, hukuk diyecekler; bu milleti kim soydu? Siz ortak mısınız onlara?” ifadelerini kullandı.

Son dönemde gelen zamları eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir yılda akaryakıta gelen zam 46 kez. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Dolar yükselince zam yapıyorsun ama dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler. Elektriğe yüzde 127 zam. Bir de dükkan kirası var, bir de eleman masrafı var… Nasıl geçinecek bu işletme? Bir avuç insana milyarları kazandırdılar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Elbette ki hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Güzel Türkiye’mizde, güzel coğrafyada huzur içinde yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. O kadar güzel hasleti var ki bu toplumun, komşu komşunun külüne muhtaçtır denir. Komşuluk ilişkilerimiz vardı, dostluklarımız vardı… Neredeyse herkes birbirine düşman olmaya başladı ama Türkiye’yi bu atmosferden çekip çıkaracağız, o eski güzel günlerine, anlayışlı günlerine yeniden kavuşturacağız. Bunun sözünü 84 milyon vatandaşıma veriyorum. 84 milyon vatandaşım umutsuzluğa kapılmasın.

“Barış Akademisyenleri”nin kanun hükmünde kararname ile atılmalarının, görevlerinden atılmalarının altıncı yılı; unutmadık onları, unutmayacağız. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılabilmeli, üniversiteyi üniversitede yapan budur. Eğer üniversitede siz düşünceyi sınırlarsanız üniversite, üniversite olmaktan çıkar, orası bildiğimiz normal ilkokul, ortaokul, lise gibi bir kuruma dönüşmüş olur. O nedenle üniversitenin önemini ve değerini bilmemiz gerekiyor.
Bursa Orhaneli’nde 4 itfaiyeci can kurtarmaya giderken hayatlarını kaybettiler, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Konyaspor’da sevilen, sayılan milli futbolcumuz Ahmet Çalık hayatını kaybetti. Konyaspor’a, Konyalılara, spor camiasına da başsağlıklarımı diliyorum.

Efendim dün 10 Ocak’tı, Dünya Çalışan Gazeteciler Günüydü. Basın özgürlüğü raporu çıktı bu konuda Basın Konseyi’nin. Sadece raporun bir bölümünü okuyacağım. Kapanan gazeteler ve 2021 tablosuyla ilgili şunu söylüyor: “Kapanan gazeteler ve televizyonlar çok sayıda işsiz kalan 12 bini aşkın basın emekçisi; gözaltına alınan, yargılanan, mahkûm edilen gazeteciler; saldırıya uğrayan, sokak eşkıyalarınca öldüresiye dövülen gazeteciler; gazetecileri hedef alan polis şiddeti; habere erişimin kamu gücüyle engellenmesi, ifade ve bazı basın özgürlüğünün hiç olmadığı kadar kısıtlanması, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkından mahrum bırakılması demokrasilerde kabul edilemez” diyor.

Evet, aslında siyasetçiler için basın özgürlüğü kadar değerli bir şey yoktur. Çünkü biz siyasetçiler Türkiye genelinde, hatta dünyada nelerin olup bittiğini belki yeteri kadar öğrenemeyebiliriz belli bir zaman dilimi içinde. Ama medya, hele bugünkü medya, sosyal medya da dahil olmak üzere medya bize bütün doğruları araştırır ve önümüze koyar, haberi önümüze koyar ve bizler de gerçekleri öğreniriz. Bir yerde bir hata mı yapıldı? Bir yerde bir haksızlık mı yapıldı? Bir yerde birisine hakkı mı yenildi? Siyasi otorite hemen müdahale edip o haksızlığı gidermek ister. Ama siz tek sesli bir basın yaratırsınız, o zaman haksızlığı veremezsiniz. Tam tersine sizi öven, sizi alkışlayan gazeteciler… Oysa siyasetçinin alkışa değil, siyasetçinin sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı var. O zaman siz devleti adaletle yönetmiş olursunuz.

Ama buradan basın dünyasına da bir şeyler söylemek isterim: Hiç meraklanmayın, az kaldı zaten. Göreceksiniz önümüzdeki süreçte kim olursa olsun, hangi kalem olursa olsun, ahlaklı davrandığı sürece basın özgürlüğünü görecekler. İstediklerini yazabilecekler, istedikleri gibi siyasetçiyi eleştirecekler, biz de o eleştirilerden ders almasını bileceğiz. Bunun altını özellikle çizmek isterim.

Efendim Adıyamanlılar, Adıyaman tütün üreticileri “illa bizim derdimiz mutlaka dile getirin” diye söylediler, onların dertlerini dile getireceğiz. Sadece Adıyaman’da değil, Adıyaman başta olmak üzere Malatya, Çanakkale, Artvin, Bitlis, Düzce, Mardin, Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Hakkari ve Hatay illerinde kıymalık tütün üretiliyor, kıyılıyor ve bu piyasada satılıyor. 3 yılla 6 yıl arasında hapis cezası “belli kurallara uymasınız” diyor. Kuralların temelinde de bir kooperatif kurun. Kooperatifler bugüne kadar kurulmadı. Şimdi 3 yılla 6 yıl arasında insanlar hapse atılacak. Ya hapishaneler dolu kardeşim ya, dolu kardeşim. Bu insanların ekmeğini niye ellerinden alıyorsunuz? Bu insanları neden hapisle tehdit ediyorsunuz? Tütün üreticileri de meraklanmasınlar, onların da sorunlarını çözmek benim boynumun borcu olacaktır. Herkes bunu bilsin.

Efendim; mağdur olan ya da hak arayan ama hakkını yeteri kadar alamayan bir grubumuz var: Engeliler. Engellilerle ilgili Anayasa’da özel bir düzenleme var. “Devlet, sakatların korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır” diyor. Alabilir değil, “alır” diyor, “alacak” diyor. “Sakatları koruyacaksın, toplum hayatını, hayatına intibaklarını, uyumunu da sağlayacaksın” diyor. Bunu Anayasa iktidarların, yapması gereken temel bir kural olarak önüne koymuş vaziyette. Toplum hayatına uyumunu sağlamak iktidarların görevidir, engelliler için bunlar yapılacak. Tabii şöyle bir şey: Parlamento, zaman zaman gelen yasa teklifleriyle ilgili görüşlerini beyan ediyor. Örneğin engellilerin istihdamı için özel sektörde yüzde 3, kamu sektöründe de yüzde 4 kontenjan var. Bütün engelli kardeşlerim de biliyor ki, binlerce engelli kadrosu şu anda boş. Dışarıda pek çok engelli var işsiz ama bunlar istihdam edilmiyorlar. O kadroları da Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda göreceksiniz bütün engellilere hakkaniyetli, adalet ölçüsü içinde kadrolarını teslim edeceğiz. Onlar da çalışacak, onlar da üretecek, onlar da alın teri dökecek, onlar da evlerine helal ekmek götürecek. Ne zaman? Bizim iktidarımızda, milletin iktidarında.

Tabii engellinin eğitilmesi lazım, eğitim kurumları lazım. Bununla ilgili kamunun eğitim kurumları var. Özel sektörün de engellileri eğitmesiyle ilgili özel bir yasa çıkmış vaziyete, 5580 sayılı yasa. Bu yasaya göre özel sektör de engelliler için özel eğitim kurumları açıyor ve bu özel eğitim kurumlarında engellileri eğitiyor. Özel eğitim kurumları, özel eğitim olduğu için burada görev yapan öğretmenlerin bazı özelliklerinin olması lazım. Örneğin işitme engeliyle ilgili nasıl ders verecek, görme engelli ile ilgili nasıl ders verecek gibi özel niteliklerinin olması lazım ve özel programlarının olması lazım. Bunların okuyup çalışıp, sınavlara girip, mezun olmaları lazım. Bu konuda özel eğitim kurumları da ellerinden gelen çabaları gösteriyorlar. Özel eğitim kurumlarında çalışan sayısı 47 bin. Ortalama 47 bin kişi özel eğitim kurumlarında şu anda çalışıyor; kimisi öğretmen olarak, kimisi yönetici olarak, kimisi engellilere yardımcı olmak açısından çalışıyor. 425 bin engelli özel eğitim kurumlarında eğitiliyor. Engelli çocukların servis hizmetlerini bu kurumlar ücretsiz kendileri sağlıyorlar. Ailelerden de hiçbir ücret alınmıyor; her bir birey için devlet belli bir para ödüyor bunlara, özel eğitim kurumları engelleri eğitsin diye.

2006 yılında her bir engelliyi için Milli Eğitim Bakanlığı, asgari ücret kadar özel eğitim kurumlarına bir para ödüyordu. Ama bugün bu rakam asgari ücretin yüzde 20’sine kadar indi. Dün bir tebliğ yayınlandı, yüzde 35 zam yapmışlar bu ücretlere. Ya arkadaş, asgari ücret yüzde 50 arttı, elektrik fiyatları yüzde 127 arttı, mazot fiyatları yüzde 50 arttı. Peki bu insanlar nasıl yapacaklar bu eğitimi? Engellinin eğitimine bile yeteri kadar kaynak ayıramayan bir iktidar var. Bütün engelli anne babalara sesleniyorum: Bizim iktidarımızda göreceksiniz, bütün engelliler okullarında rahat huzur içinde eğitim alacaklar. Devlet her türlü desteği yapacak onlara ve o çocuklar mezun olduklarında da inşallah işleri de hazır olacak ve çalışacaklar.

Efendim, 10 Ocak zirai eğitimin başlangıcının 176’ıncı yılı. 176 yıl önce, 10 Ocak 1846’da İstanbul’da Mektebi Zirai Şahane kuruldu ve eğitime başladı. 176 yıldır bu topraklarda çiftçiye yardımcı olmak açısından ziraat mektepleri, şimdi ziraat fakülteleri görevi yapıyor. Daha önce atama bekleyen öğretmenlerle çok sohbet ettik. Çok geldiler; sadece bize değil bildiğim kadarıyla bütün siyasi partilere gidiyorlar, haklarını arıyorlar. “Okullardan mezun olduk ama bize iş lazım.” Dolayısıyla atama bekleyen öğretmenler vardı, atama bekleyen sağlık çalışanları vardı, şimdi atama bekleyen ziraat mühendisleri var. Onlar da bana geldiler, “siz dillendirin” dediler. “Siz dillendirirseniz beyefendi duyabilir” dediler. “O sesi dikkatle dinliyor” dediler. Dikkatle dinleyecek tabi, çünkü doğruları sadece ben ona söylüyorum. Başka kimse doğruları söylemiyor ona.

2 yılda bir KPSS sınavı var ziraatçılar için; 9 Eylül 2020’de yapılmış, 6 ay sonra bitecek ama bir türlü açılmıyor, ziraat mühendisleri yerleştirilmiyor. Onlar da diyorlar ki, “ya 2 yıl geçti, 6 ay kaldı 2 yılın dolmasına; yüksek puanlar aldık, atama bekliyoruz, atama niye yapılmıyor?” diye. Tabii Tarım Bakanı’na bakmak lazım. Tarım Bakanı’nın bunları atama kapasitesi var mı, bilgisi var mı, becerisi var mı, gücü var mı? Bunların hiçbirisi yok. Büyük bir ihtimalle Tarım Bakanı şunu söyleyecektir: “Gidin pazarda limon satın yahu. Siz bir de mühendissiniz, ziraat fakültesini bitirdiniz. Limon satın, tarım işiyle uğraşın.” Belki bunu söyleyecektir. Söylediği başka bir şey daha var: “Devlette çalışmak bir kızıl elmadır” diyor. Yani ayrıcalıklı bir iştir. Doğru, ayrıcalıklı bir işi olabilir. Sınava girdi, KPSS’ye girdi. Sınavı yapan devlet; başarılı olan öğrenci var, daha doğrusu mezun ziraat mühendisi var. Bunları istihdam et. “Hayır ben istihdam etmeyeceğim” diyor. Tarım Bakanı: “Yine benim onlara tavsiyem, bir yerde mutlaka toprağı eşelesinler.” Beyefendi eşelemekten çok memnunsan, git sen eşele. O kişi fakülteyi bitirdi, ziraat fakültesini bitirdi, toprakla da uğraşır, ağaçla da uğraşır, bitkiyle de uğraşır, hayatın her alanıyla da uğraşır. Senin görevin ona istihdam olanağını sağlamaktır, onunla dalga geçmek değildir. Ama buradan da atama bekleyen öğretmenler gibi, atama bekleyen sağlık çalışanları gibi, atama bekleyen ziraat mühendislerine ve teknisyenlerinin de seslenmek isterim: Allah’ın izniyle iktidarımızda kırsalın bulunduğu her yerde mutlaka bir ziraat teknisyeni veya ziraat mühendisi olacaktır. Besiciliğin yapıldığı herhangi bir yerde, nerede olursa olsun Türkiye coğrafyasında orada da bir veteriner görev yapacaktır. Çiftçiye her türlü destek verilecektir. Bunlar yapamadı, yapmak istemiyorlar; bunların derdi başka, bizim derdimiz başka. Bunları her türlü imkanı sağlayacağız, bunu da bilmelerini isterim.

Gelelim ekonomiye: Daha önce ifade etmiştim; bu iktidar, yani tek kişilik hükümet çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyadır. Şu anda devlet yönetilmiyor. Güçler aslında siyasi otoriteye yön veriyor. Bu güçlerin bazıları uyuşturucu baronları, bazıları dolar baronları, bazıları tefeci baronları ve bunlar yön veriyorlar. Şimdi size rakamları da açıklayacağım, bilgeleri de vereceğim. Benim ne kadar doğruları söylediğimi bütün milletimin bilmesini isterim.

Adalet… Devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetmek istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım. Gencecik evlatlarımız evleniyor, anneler-babalar büyük bir umutla düğünlerini yapıyorlar, borçlanıyorlar. Anne babalardan ayrı olarak ev açılıyor, evler tutuluyor. İkisi de işsiz, ne yapıyorlar biliyor musunuz? Evi bırakıp, anne ve babanın yanına geliyorlar. Kimi düşüneceksiniz. Anne babayı mı düşüneceksiniz? Yeni evli çiftleri mi düşüneceksiniz? “Ekonomik olarak geçinemiyoruz, geçinme imkanımız yok. Mecburen baba evine sığınıyoruz, bari hiç değilse orada geçinelim” diye. Ekonomiyi bu hale getirdiler, insanları da bu hale getirdiler.

Değerli arkadaşlarım; SODEV’in bir anketi var. Soruyorlar: “Türkiye iyiye gidiyor mu, kötüye gidiyor mu?” diye. Nereye gidiyor Türkiye ekonomik olarak? “İyi gidiyor” diyenlerin oranı yüzde 10,8. Demek ki bu toplumun yüzde 90’ı “ekonomi kötüye gidiyor” diyor. Gerçek öyle mi? Evet, gerçek öyle. Gerçeği her birimiz tek tek görüyor muyuz? Evet, tek tek görüyoruz. Görmenin ötesinde yaşıyor muyuz? Evet, tek tek bu zamları da, fakirliği de, birilerinin zenginliğini de tek tek görüyoruz. Mülakat dolayısıyla haksızlığa uğrayanlar vardı. Onlarla toplantılar yaptım, onların hakkını hukukunu savunmak istedim. Cahide diye bir kardeşimiz bir mesaj göndermiş. Ordu milletvekilimize gönderiyor:

“Size KPSS mülakat mağduru yüzlerce gençten biri olarak Ordu’dan yazıyorum. Ben iki branşta öğretmenlik bitirmiş, iki yüksek lisansı olan KPSS’den de kendi branşında 96 puan alan birisiyim” diyor. “Mülakatım da çok iyi geçmesine rağmen elendiğimi öğrendim. Elenme nedenlerini hiçbirimiz bilmiyoruz. O puanlar hiç kolay alınmıyor sayın vekilim” diyor. “Örneğin ben her gün Ordu’dan Giresun’a gidip geldim okul için, ki bunun 7 ayını da hamile olarak geçirdim. Bir yandan okul dersleri, bir yandan ev işleriyle, bir yandan küçük çocuğumla gecemizi gündüzümüze katarak aldım o puanı. Birkaç dakikalık bir mülakatın bunca emeği hiçe sayması çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık. Bu konuda sesimizi ilk kurak veren de yine adalet ve hakkaniyet noktasında hassasiyetiyle Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu oldu. Ben bu konuda sesimize ses olmanızı, hakkımızın iadesi noktasında bizi yalnız bırakmamanızı arzu ve rica ediyorum. Sayın vekilim, hürmet ve selamlarımı iletir, iyi mesailer dilerim” diyor.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan Cahide’ye ve bütün Cahidelere selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz ve diyoruz: Asla umutsuzluğa kapılmayın, adalet mutlaka gelecektir bu ülkeye ve mutlaka adaleti geri getireceğiz. Adaletsizlik o kadar yüksek boyutlara ulaştı ki, kişinin elinden ekmeğini almaya başladılar, onu açlığa mahkum etmeye başladılar. Cahide bunlardan birisidir işte.

Adaletsizlik var mı? Var… Adalet Yürüyüşü yaptık, Adalet Kurultayları yaptık ama şu da bir gerçek: Sadece biz mi söylüyoruz bunu? Hayır, yargının en tepesindeki başkan da söylüyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı da söylüyor adaletsizliği. Şöyle diyor: 2021’de 66 bin 121 başvuru yapıldı, bireysel başvuru. Bunların yüzde 73’ünden fazlası adil yargılanma hakkı için. Bu sayı ve oranlar bize aslında vahim bir durumu işaret ediyor.” Evet, vahim bir durumu işaret ediyor. “Adil yargılanma hakkıyla ilgili bir meselemiz var” diyor. Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlayamazsınız devleti yönetemezsiniz, adaleti sağlamazsanız güveni yaratamazsınız, adaleti sağlamazsanız bir araya gelemezsiniz, adaleti sağlamazsanız toplumsal bilincimiz gelişmez. Adaleti sağlamazsanız dostluk kuramazsınız, düşmanlık yaratırsınız. E devletin dini adaletse, bunların yaptığı ne? Bunun sorgulanması lazım. Yargıda adalet yok, ekonomide adalet yok, istihdamda adalet yok, eğitimde adalet yok. Her yerde adaletsizlik var. Toplum bunun farkında ve bunu biliyor.

Bakın 20 Aralık gecesi malum dolarda ciddi bir düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 2 gün sonra gitti, 13 liradan dolar satın aldı. Milyarlarca lira para kazandılar; milyon demiyorum bakın, milyarlarca lira para kazandı bazıları. Dedik ki, bunu araştıralım Meclis’te; kim parayı kazandı, kim kaybetti? Ak Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri “hayır, bunu araştırmayın” dediler. Buradan açıkça milletime şikayet ediyorum: Ak Parti’nin milletvekilleri, MHP’nin milletvekilleri fakirin fukaranın yanında değil, soyguncuların yanında yer almıştır.

Hem hak diyecekler, hukuk diyecekler; 84 milyon insan soyuluyor. Ya kim soydu bunu, bu devleti kim soydu? Araştıralım, “hayır araştırmayın, dokunmayın buna” diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Bu soruyu sormak benim hakkım, size o soyguncuların ortağı mısınız? Niye izin vermiyorsunuz? Yine SODEV araştırma yapıyor, diyor ki: “Bu önergenin kabulü ve reddi konusundaki görüşünüz nedir?” diye. Ankete katılanların yüzde 80,9’u, yani yüzde 81’i “kesinlikle bu önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. Soygunu bu milletin bilmesi lazımdı. Kim malı götürdü bilmesi lazımdı. Ak Parti seçmeninin yüzde 66,2’si “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. MHP seçmeninin yüzde 74,5’i “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor.

Şimdi ben haklı olarak geçmişte AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren bütün kardeşlerime sesleniyorum: Soygunun arkasında duran, soyguncuları destekleyen, onları koruyan AK Parti’nin ve MHP’nin sizi sürüklediği çıkmaz yoldan bu kardeşiniz kurtaracaktır. Hiç endişe etmeyin. Herkesin hakkını hukukunu savunacağız. Öyle AK Partili ayrım yapmayacağız, MHP’li ayrımı yapmayacağız. Kim devleti soyuyorsa, araştırıp bulacağız kardeşim. Devlet soyulan bir organ değil ya da soyulacak organ değil devlet. Devlet vatandaşa hizmet eder. Bunun yapılması lazım.
Efendim fakirlik, yoksulluk artıyor; evet, doğru artıyor. Bir milletvekili arkadaşımız bir önerge vermiş, “kaç kişi doğalgaz faturalarını ödeyemedi diye?” Ankara’da. 2019 yılında 74 bin 61 kişi doğalgaz faturasını ödemediği için kapatılmış. 2020 yılında 74 binden, 87 bin 626’ya çıkıyor. 2021 ilk 8 ayında, ağustos ayına kadar, ocak-ağustos arasında 87 binden, 107 bin 679 da çıkıyor. Şimdi saray ve şürekası ona sormak zorundayız: Beyefendi sen orada rahat oturuyorsun. Bir elin yağda, bir elin balda. Ev kirası vermiyorsun, doğalgaz parası vermiyorsun, ulaşım parası vermiyorsun, su parası vermiyorsun, elektrik parası vermiyorsun. Bu adamcağızın ve doğalgaz faturasını ödeyemediği için 107 bin 679 kişinin doğalgaz saati kapatılıyor. Kim soracak bunu? Kim bunun hesabını soracak? Kim doğalgazı kapatılan fakirden, fukaradan yana olacak? Saray mı olacak? Saray görmüyor ki bunları… Biz olacağız, beraber olacağız, halkın partisi olarak onların yanında olacağız.

Akıl alacak şey değil, 1 yılda akaryakıta gelen zam tam 46 kez, bir yılda ya… Cumhuriyet tarihinde hiç böyle bir şey yaşamadık. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Sormak lazım Ak Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçmişte oy veren kardeşlerimize, sormak lazım. Hadi dolar yükselince zam yapıyorsun biz bunu anladık, dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Hazine tam takır oradan mı? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler, öyle anlaşılıyor.

Elektriğe yüzde 127 zam. İnsaf ya, yüzde 127 zam! Şimdi bir kasabı düşünün veya dondurucusu olan bir esnafı düşünün; yüzde 127 zam geldiği zaman bu adam ne yapacak? Ya eti kaçtan satacak bu adam? Bir de dükkanın kirası var, bir de yanında birisi çalışıyorsa onun masrafı var. Nasıl geçinecek bu esnaf? Küçük fason iş yapan aile işletmeleri var. Denizli Babadağ Kelleci Mahallesi’nde çok sayıda kişi fason iş yapıyor. Elektriğe gelen yüzde 127 zamdan sonra yüzde 90 fason işletmeler kapatıldı. Kimse belki farkında bile değil. Belki bunların tamamı AK Parti’ye oy verdiler.

Değerli arkadaşlarım; Denizli Babadağ yine Kelleci Mahallesi’nden İbrahim Karakaya şöyle diyor: “Yaklaşık 14 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bu zamana kadar hiç böyle bir darboğazla karşılaşmamıştık. Benim altı tane makinem var. Eşimle beraber işletiyoruz, kapattık makineleri, yapılır gibi değil. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, yüzde 127 zam… Hadi yüzde 100’ünü gördük de, yüzde 127’sini görmedik, kapattık” diyorlar.

Şahin Çetin: “Kelleci Köyünde oturuyorum, yaklaşık 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. İşlerimiz iyi bir şekilde gidiyordu. Bu elektrik faturası, elektrik fiyatının artması, dükkanı kapatmak zorunda kaldık” diyor.

Yine Babadağ Molla Ahmetler Mahallesi’nden 63 yaşında bir kadın, Zeliha Karakaya diyor ki: “Ben Zeliha Karakaya, 63 yaşındayım. Bu tezgahlar oğlumun. Elektrik çalıştığımızı kurtaramadığı için çalışmayı bıraktık. Bıktık artık… Daha önce çiftçilik yapıyorduk. Gübreye, her şeye zam geldi, bıraktık; şimdide tekstil bitti. Bunun neresi iyi bilemedim. Kim iyi yapacaksa, o gelsin artık” diyor. Zeliha; kardeşim hiç meraklanma geliyor gelmekte olan ve düzelteceğiz.

Bir şeyi daha bütün milletvekili arkadaşlarımın unutmamasını isterim: Ne diyorlardı? Bütün bu döviz dalgalanmalarıyla cumhuriyet tarihin en büyük soygununu gerçekleştirdiler. Bir avuç insana milyarları kazandırdılar. Ne dediler? “Faizi düşürüyoruz” dediler. Öyle değil mi? Herkes dedi ki: “Erdoğan faizi düşürecekse, her türlü desteği verelim” diye. Kasım başında devletin 5 yıllık borçlanması faiz oranı yüzde 19,44. Kasım ayının başında devlet 5 yıllık tahvili veriyor, borç alıyor vatandaştan. Aralık başında 19,44 olan faiz 22,70’e çıkıyor. Ocak başında -yeni dün galiba açıklandı- devletin 5 yıllık borçlanma faizi 22,70’ten 26,34’e çıktı. Hani faizler düşüyordu? Peki bu faizleri kim ödeyecek? 84 milyonu ödeyecek. Faiz artıyor, dolar da yükseliyor. Yani bu vatandaş iki ayrı yerden negatif olarak etkileniyor ve geliri eriyor ve fakirleşiyor. Bilinmesini isterim: Tefecilere hizmet eden kişinin adı Erdoğan’dır, hiç kimse unutmasın. Öyle “faize karşıyım, faiz olmaz” bunların hepsi hikaye. Çıksın şunu söylesin: “Ey Kılıçdaroğlu” desin. Ya da onun ifadesiyle diyeyim: “Bay Kemal; sen faiz yükseldi diyorsun, devletin borçlanma faizi senin dediğin rakamlar değil, tam tersine düştü” desin. Desin, “sen doğruları söylemiyorsun” desin. Diyebilir mi? Diyemez. Duyabilir mi? Duyamaz. Haksızlık olduğunu biliyor mu? Biliyor. Kime hizmet ediyor? Açık ve net söylüyorum: Tefecilere hizmet ediyor, 84 milyona değil. Dolar baronlarına hizmet ediyor, vatandaşa değil. Bakın tam bir çöküş yaşanıyor ekonomide. Dedim ya çoklu organ yetmezliği, tam bir çöküş yaşanıyor. 3 ayrı yerden çöküşü paylaşacağım sizlerle:

Birincisi yüksek mevduatı olanlara verilen rüşvet. Kur garantili mevduat var ya… 1 milyar liran var, 1 milyon liran var, 10 milyon liran var ama “döviz kuru artınca ben tamamlayacağım” diyor. Fakirin mi bu, fukaranın mı bu? Hayır. Garibin mi bu? Hayır kimin? Bir avuç zenginin bankada biriktirdiği mevduata “ben sana para vereceğim, sen yeter ki paranı orada tut” diyor. Bu nedir? Fakir fukaradan aldığını zengine aktarmaktır. Yani ona rüşvet vermektir. Vatandaşın sırtından rüşvet veriyor.

İkincisi, baktılar yine maya tutmuyor, bu dolar yukarıya doğru gidiyor, o zaman dediler ki ihracatçılara: “Kardeşim ihracat mı yapıyorsun? Alkışlıyorum seni ama ihracat bedelinin yüzde 25’ini getireceksin, Merkez Bankası’na yatıracaksın.” İhracatçının sırtına çöktüler şimdi. Ya ihracatçı kardeşim; parasını ödeyecek, geliri olacak, gideri olacak, borcunu ödeyecek, dolara ihtiyacı olacak… “Yüzde 25’ini getireceksin, yatıracaksın” diyor.

Üçüncüsü -bu Bahçeliye kapak olsun- vatandaşlığı satmak. Konut alana vatandaşlık veriliyordu. Baktılar bu çok fazla tutmadı, “bankaya 500 bin dolar para yatırsan, sana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vereceğim” diyor. 500 bin dolara vatandaşlığı satıyorsun ya. Uyuşturucu baronları niye bunları satın alıyorlar? İnsan ticareti yapanlar, vergi cennetlerinde milyar dolarları olanlar, kendilerini aklamak için “500 bin dolar yatırsan, ben sana vatandaşlığı veriyorum” diyor. Hani siz milliyetçiydiniz? Hani siz ülkücüydünüz? Hani siz vatanseverdiniz? Ya biz insanımızın tırnağına zarar gelmesin diye mücadele ederken, sen dolar baronlarına getir parayı, uyuşturuculara getir parayı, tefecilere “getir parayı, koy 500 bin doları ben sana vatandaşlık vereceğim” diyor. Bunların tamamını düzelteceğim ve o beylerin burnundan fitil fitil getireceğim; hiç kimse endişe duymasın.

Türkiye’yi öyle bir itibarsızlaştırdılar ki, içim acıyor gerçekten. Şimdi bir Merkez Bankası Kanunu teklifi getirdiler, Merkez Bankası Kanunu’nda bir değişiklik getirdiler. Bir maddelik bir değişiklik, gerekçeyi okuyorum: “Bu maddeyle merkez bankaları arasında kurulan ilişkilerin işin gerektirdiği diplomatik hassasiyet ve ekonomik güven temelinde yürütülmesini teminen diğer merkez bankalarının banka nezdinde para, alacak, mal, hak ve varlıklarının haczedilmemesi amaçlanmaktadır.” Yani Katar Merkez Bankası bizim Merkez Bankası’na para gönderdiği zaman bizden herhangi birisi gidip o parayı haczedemeyecek, kanun getiriyorlar. Gerekçesi ne? Diyor ki, “güven temelinde yürütülmesini teminen.” Demek ki hiç kimse sana borç para vermeye güvenmiyor. Türkiye’yi en güvensiz, en itibarsız devlet haline getirdiler. Bir daha ifade edeyim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dünyadaki bütün merkez bankaları nezdinde en itibarsız, en güvensiz ülke haline getirdiler ve diyorlar ki: “Sen haczedilmeme garantisini verirsen, ben ancak getiririm oraya.” Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yoktu, Merkez Bankası Kanunu’nda da böyle bir şey yoktu. Yurtdışından paralar gelirdi, paraları öderdik. Şimdi öyle bir noktaya geldi ki, parayı vereceğim; ya ödemezse? Tabii soru şu: Gelen bu paralar kimin parası? Kimin parası? Niye o ülkeler size güvenmiyorlar? Başka bir ülkenin parasını biz niye haczedelim? Bu sorunun cevabı hala açıkta. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek. Şimdi ben yine bütün ülkücüler adına, bütün milliyetçiler adına Sayın Bahçeli’ye soruyorum: Bu maddeye hangi gerekçeyle siz evet diyeceksiniz? Hadi Ak Partilileri saymıyorum, onları saymıyorum.

Çünkü sultanın sofrasına oturan alimin bilgisine itibar edilmez. Onlar sultanın sofrasına oturdular. Ben MHP milletvekillerinin sultanın sofrasına oturduğunu düşünmüyorum ama onların vicdanına sesleniyorum: Bu memleket sadece benim memleketim değil, hepimizin memleketi. O zaman başka bir ülkenin Merkez Bankası, bizim Merkez Bankası’na para yatırdığında biz bunu haczetmeyeceğiz garantisi veriyorsunuz. Kimden korkuyor bu devletler? Niye korkuyorlar? Neden Türkiye’ye güven duymuyorlar? Neden Türkiye’nin itibarı bu kadar ayaklar altında? E sorun kardeşim, bir sorun bakalım. Soracaklar mı? El kaldırıp indirecekler. Sormayacaklar, sormazlar… Zaten Türkiye’nin sorunu da o. Ne dedik? Adalet ve ahlak, adalet ve ahlak… Hem adaleti kaybediyorsunuz; adaleti kaybettiğinizde zaten ahlak olmaz. Ahlakı kaybettiğinizde itibarı olmaz, itibarı kaybettiğinizi dünya size farklı bir gözle bakar. O nedenle kimse umutsuzluğa kapılmasın, sözlerimi öyle bitireyim.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, bütün bunların tamamını düzelteceğiz. 6 ay içinde Allah’ın izniyle göreceksiniz; Türkiye’nin bütün çarkları “adalet” diye dönecek. Türkiye’nin bütün çarkları üretim diye dönecek, Türkiye’nin bütün çarkları Türkiye’nin itibarı için dönecek. Bunları yapacağız.

Paylaşın

CHP, Katarla İlişkiler İçin Araştırma Komisyonu İstedi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye ile Katar arasında geliştirilen ilişkilerin, “Türkiye’nin çıkarlarını zedelediği” gerekçesiyle Meclis tarafından incelenmesi için Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; CHP Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç tarafından hazırlanan araştırma önergesi TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesi istenecek önergede, Türkiye-Katar ilişkisinde iktidarın attığı adımların, Katar’ın Türkiye’deki çıkarlarını korumaya yönelik olduğu vurgulandı.

Önergede,“İktidarın yıllardır uygulamaya koyduğu kimi siyasi ve ekonomik karar ve tercihlerin, Katar’ın Türkiye’deki çıkarlarını korumaya yönelik olduğu açıkça görülmektedir” denildi.

Önergede araştırılması istenen bazı iddialar şöyle ifade edildi:

  • Türkiye’nin ulusal tank projesinin, tank üretimi konusunda hiçbir birikimi olmayan Katar Ordusunun ortak olduğu bir şirkete teslim edilmesi ve bu projeyle ilgili olarak Tank Palet Fabrikasının ihalesiz ve bedelsiz olarak devredilmesi,
  • Katarlıların da işletmecisi olduğu limanların işletme hakkı sürelerinin 49 yıla uzatılması,
  • Hiçbir geçerli gerekçesi ve ihtiyacı olmadığı halde Katarlıların arsa topladığı Kanal İstanbul Projesiyle ilgili anlamsız ısrarlar,
  • Katar’ın Exxon Mobil-Katar Petrolleri Ortaklığı aracılığıyla, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminden, bir bölümü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı içinde kalan bir bölgede ve Ada’nın ortak sahibi Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal ederek doğalgaz arama izni almasına sessiz kalınması,
  • Türkiye’de de maç yayınlarını alan Katar merkezli medya kuruluşunun, spor kulüplerine yapması gereken 300 milyon liralık ödemenin Devlet tarafından yapılması,
  • Bir rekabet ortamı oluşturulmadan Borsa İstanbul’un yüzde 10 hissesinin Katara satılması.
Paylaşın

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de Gelecek Partisi Çatlağı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin yürüttükleri çalışma kapsamında hedeflenen son redaksiyon toplantısı iki haftadır yapılamayınca, kulislerde imza krizi yaşandığı iddia edildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; 6 muhalefet partisinin genel başkan yardımcıları, ortak metin için 21 Aralık’ta TBMM’de bir araya gelirken, toplantı sonrasında yapılan açıklamalarda tüm başlıklarda uzlaşıldığı belirtilmişti. Parti temsilcilerinin 28 Aralık’ta son olarak redaksiyon için toplanacakları ve sonrasında ortak metnin genel başkanlara sunulacağı açıklanmıştı.

Ancak o günden bu yana TBMM’de bir toplantı yapılmaması Ankara kulislerini de hareketlendirdi. Muhalefet bloku içerisinde yer alan bazı partilerin üst düzey yöneticilerinden alınan bilgiye göre, Gelecek Partisi, “Ortak metin çalışması, ittifak görüntüsüne neden oluyor” endişesini dile getirdi. İddiaya göre Gelecek Partisi yetkilileri, bu gerekçeyle “Son toplantıyı ve ortak metne imza atılmasını bir süre askıya alalım” talebinde bulundu.

İkna çabası sürüyor

Buna karşın başta CHP, Demokrat Parti ve bazı İYİ Partili yetkililerin ortak metni imzalaması için Gelecek Partisi’ne yönelik ikna çabası içerisinde oldukları belirtildi. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 6’lı toplantılarda çok güzel bir ürün ortaya çıktığını ifade etti. Üstün, “Bu ürünün, çıkan bu ortak metnin, heba olmasını hiç kimse istemez, Gelecek Partisi hiç istemez” dedi.

“Akamete uğrayacağını tahmin etmiyorum”

Ortak metinle ilgili parti başkanlık kuruluna kapsamlı bir sunum yaptığını ve genel başkanın da bazı notlar aldığını ifade eden Üstün, “Metin üzerinde ciddi bir çalışma yürüttük. Varsa değişiklik önerileri, liderler toplantısında sunulabilir. Biz bu metnin ilk yazarıyız, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemini ete kemiğe büründüren parti, Gelecek Partisi’dir” ifadelerini kullandı. Üstün, “Redaksiyon toplantısı henüz neden yapılamadı?” sorusunu ise şu sözlerle yanıtladı: “Redaksiyon toplantısı her zaman yapılabilir. Metin kamuoyuna tam sunulacak noktaya geldiğinde yapılabilir. Bizim 6 partinin temsilcileri açısından son aşamaya geldi. Yapılacak işlem neredeyse kalmadı gibi.”

Üstün, “Gelecek Partisi, ortak metne imza atmak istemiyor mu?” sorusu üzerine de, çalışmaya son şeklinin genel başkanlar tarafından verileceğini belirterek, şunları söyledi: “Parti liderleri, imza atılıp atılmayacağını, çalışmanın kamuoyuna ne şekilde sunulacağını kendi aralarında belirleyecektir. Süreci şu ana kadar sağlıklı yürüttük. Zaman zaman yavaşlar, zaman zaman hızlanır. Sadece bizim karar vereceğimiz konular değil. Partilerin kendi iç programları var. Böylesi önemli bir çalışmanın akamete uğrayacağını tahmin etmiyorum.”

Üstün: “İttifak görüntüsü” endişemiz yok

Üstün, “Gelecek Partisi, ittifak görüntüsü içerisinde yer almaktan endişe duyuyor mu?” sorusu üzerine de şunları söyledi: “Biz bu meselenin bir siyasi ittifakla alakalı olmadığını söylüyoruz. Bir siyasi ittifak arayışı başka bir şeydir, böylesi bir konuda iş birliği yapmak da başka bir durumdur. Bu aslında siyasi partiler arasında iş birliğidir. İş birliği ile siyasi ittifakları ayırmak lazım. Bu anlamda bir endişemiz yok. İttifak süreçleri olacaksa bunlar ayrı zeminde yürür.”

Uzlaşılan ilkeler ortak metne işlendi

6 muhalefet partisinin, seçim sonrasında parlamenter sisteme dönüşe ilişkin yol haritası ve ilkelerin belirlenmesi amacıyla ilkini Eylül ayında başlattığı toplantılara CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya ve Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp katılıyordu. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerisi doğrultusunda yasama, yürütme ve yargı alanlarında kapsamlı düzenlemelere gidilmiş, bu alanlarda önemli olan ve üzerinde uzlaşılan ilkeler öngörülerek ortak metne işlenmişti.

Paylaşın

Doğalgazda Kademeli Tarife Kurnazlığı

Doğalgazda konut abonelerine yönelik uygulanması planlanan kademeli tarifeyle ilgili yazılı açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, “Kademeli tarifeyi elektrikte kademeli zamma dönüştüren AK Parti iktidarı; doğalgazda da benzer bir zam hazırlığı yapmaktadır” dedi.

Haber Merkezi / Doğalgazda kademeli tarife uygulanmasına ilişkin TBMM’ye sunulan yasa teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildiğini belirten CHP’li Akın, açıklamasın devamında şu ifadeleri kullandı;

“Yasa teklifine göre BOTAŞ’a bölgesel ve iklimsel koşullar dikkate alınarak il veya bölge bazında kademeli doğalgaz satış fiyatı uygulama yetkisi verilmektedir. İktidar sözcülerinin yarattığı “az tüketen az ödeyecek” algısının elektrikteki kademeli zam kurnazlığıyla gerçeği yansıtmadığı ortadadır. İktidar elektrikte asgari tüketimin altında bir kademe belirlemiş, üstelik ilk kademeye yüzde 52 oranda zam yapmış, ikinci kademedeki zam oranı ise yüzde 127 olarak ayarlanmıştır. İktidarın önce algı yaratarak sonra kademeli tarifeyi sosyal tarife yerine kademeli zamma dönüştürmesi bütün mesken abonelerine istisnasız zam olarak yansımıştır. Elektrikteki kademeli zam uygulamasının bir benzerinin doğalgaz tarifesinde de yapılmak istendiği yasa teklifinin etki analizden anlaşılmaktadır.

Doğalgazda kademeli tarife için BOTAŞ’a yetki veren yasa teklifi için gerçekleştirilen etki analizine göre doğalgazdaki kademeli tarife uygulamasıyla konut abonelerinin doğalgaz tüketiminde tasarrufa yönelecekleri ve konutlarda doğalgaz tüketiminde bir düşüş yaşanacağının öngörüldüğü belirtilmektedir. Etki analizinde meteorolojik koşullara bağlı olmakla beraber doğalgaz sarfiyatında yüzde 15 düzeyinde tasarruf neticesinde 2,5 milyar metreküp düşüşün beklendiği belirtilmektedir. Yasa teklifinin etki analizine göre konut abonelerinin yüzde 15 düzeyinde daha az doğalgaz tüketmelerinin amaçlanması temel bir ihtiyaç olan ısınmadan tasarruf anlamına gelecektir. Vatandaşlarımız zaten ısınma ihtiyaçlarını yüksek faturalar nedeniyle tam karşılayamazken, yüzde 15 tasarruf hedefi ısınmanın artık temel bir ihtiyaç olmaktan çıkıp, lüks bir hizmete dönmesi anlamına gelecektir.

“Kademeli tarife zam kurnazlığına dönüştürülmemeli”

Doğalgaz konut tarifesine henüz bu ayın başında gelen yüzde 25 oranındaki zammın ardından vatandaşların tüketimlerini daha da azaltılmasının hedeflenmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yüksek faturalar karşısında vatandaşa kombiyi kısmaları yönünde verdiği önerinin yanı sıra doğalgaza yeni bir zammın yapılması nedeniyle vatandaşlarımız artık kombiyi kapatmak zorunda kalacaktır. Isınma temel bir ihtiyaçtır. Isınma amaçlı kullanılan doğalgaz her ilde farklı iklim koşulları nedeniyle değişiklik gösterebilir. Ancak insanın sağlığı ve rahatlığı için ideal kış aylarında ideal ev sıcaklığının 23 ya da 24 derece olması gerekmektedir. İktidarın bu insani koşulları ve bilimsel verileri dikkate alarak kademeli tarifeyi zam kurnazlığına dönüştürmemesi gerekmektedir.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Millet İttifakı’nın Adayını Tarif Etti

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu kişinin toplumun tanıdığı bir isim olacağını belirten ana muhalefet partisi lideri, “Devleti çok iyi bilmesi lazım, devlet aklını bilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Gerçek Gündem’de yer alan habere göre; Seçimler normal zamanında yapılırsa Türkiye, 2023 yazında sandık başına gidecek. Ancak muhalefet ekonomideki krizi de kaldıraç olarak kullanarak sandığın bu yıl bitmeden halkın önüne konmasını istiyor.

İlginçtir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Karaman’da yaptığı konuşmada seçimin yine bir buçuk yıl sonra zamanında yapılacağını söylerken açılışa katılan AKP’lilerden daha şimdiden kapı kapı gezmelerini isteyerek bir erken seçim ihtimalini de aklında tuttuğunu ortaya koydu.

Peki o seçimde kimler yarışacak? Cumhur İttifakı’nın adayının mevcut cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sık sık hatırlatıyor. Erdoğan’ın da buna itirazı olmadığı en azından şimdilik açık. O halde Millet İttifakı’nın adayı kim olacak? Muhalefetteki ittifakın ortaklarından Meral Akşener, hedefini başbakanlık olarak belirleyince gözler Cumhuriyet Halk Partisi’ne çevrildi. CHP’de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ile birlikte ağırlıklı olarak konuşulan üç isim den genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, dün Habertürk’te Fatih Altaylı’nın programı Teke Tek’te bu soruya muhatap oldu.

CHP Genel Başkanı, ‘‘Cumhurbaşkanı adayını ben değil, Millet İttifakı belirleyecek. Millet İttifakı’nın belirleyeceği bir aday hakkında ‘Beyler bizim adayımız budur’, ‘ben adayım ya da öbürü adaydır’ diye açıklama yapmam doğru olur mu? Olmaz. Bizim ittifak anlayışımızda büyüklük küçüklük yoktur. Eşitler arasında ilişki vardır. Bizim oyumuzun fazla olması, mecliste grubumuz olması yeni katılan partilerinin mecliste grubu olmamasının önemi yok. Beraber oturur konuşuruz’’ dedi.

CHP lideri, adayı bugünden açıklanması talebinin tuzak olduğunu düşünüyor ve ittifakın ortak kararının adayı şekillendireceğinin altını çiziyor:

‘‘Herkes bir şey yazıyor bir şey söylüyor. İşin doğrusu şu. İki konuyu gündeme almamız lazım. Bir, cumhurbaşkanı adayı nasıl olmalı? İki, cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğiz? Nasıl belirleyeceğimiz gayet basit. İttifakı oluşturan bileşenler bir araya geleceğiz, üzerinde tartışacağız; ‘Ali mi olsun veli mi olsun.’ Baştan beri öngördüğümüz ve sağlıklı bir şekilde götürdüğümüz olayı tuzla buz edelim isteniyor Biz neden bu tuzağa düşelim? Bir araya geleceğiz hep beraber oturacağız bir aday üzerinde karar kılacağız.’’

“Olay cumhurbaşkanı olayı değil, olay sistem olayı”

Tam da bu noktada Kılıçdaroğlu’nun sözünü kesen Fatih Altaylı, ‘‘Herkesin kafasında bir aday olacak?’’ diye sorarak bu tartışmanın nasıl yapılacağını sormak istedi ancak CHP lideri, ‘‘Nereden biliyorsunuz herkesin kafasında bir aday olduğunu ya herkesin kafasında bir aday varsa’’ yanıtını verdi. Altaylı, ‘‘Kim o aday?’’ diye sorarak yeniden o ismi almak için hamle yaptı. CHP Genel Başkanı, ‘‘Ben bilmiyorum. Fatih Bey. Ben diğer liderler adına konuşursam en büyük haksızlığı yapmış’’ diyerek asıl mesajını gündeme getirdi. Kılıçdaroğlu ısrarla isimden çok adayın niteliğini tartışmak ve o nitelikleri temsil edecek adayın Millet İttifakı’nın adayı olmak hususunu vurguluyor.

CHP lideri, ‘‘Adayın nitelikleri ne olmalı? Devleti çok iyi bilmesi lazım, devlet aklını bilmesi lazım.  Örnek olması lazım, verdiği sözün arkasında lazım. Yetkiyi verdik, cumhurbaşkanı seçildi. ‘Nereden çıktı bu güçlendirilmiş parlamenter sistem?’, dememesi lazım. Devleti tanımak şu açıdan önemlidir. Devletin ilişkileri karmaşıktır. Sizin neyi nasıl yapacağınız, öncelikleriniz ne olduğu bilinmeli. Biz gittik oturduk oraya. Bugünden ne yapacağımızın temel normlarını belirlememiz lazım. Olay cumhurbaşkanı olayı değil, olay sistem olayı. Biz bu sisteme devam edecek miyiz etmeyecek miyiz? Sisteme edecekseniz Erdoğan var zaten, etmeyecekseniz onun karşısında oturan kişi var. Onun karşısındaki kişi devletin sigortası olacak.  Şu anda devletin sigortası yok. Olayı isme indirgerseniz en büyük hatayı yapmış olursunuz. Bizi isim mi kurtaracak sistem mi kurtaracak? Sistem kurtaracak. Kim olursa kazanır. Sen bu sistemi istiyorsan ona oy ver, istemiyorsan onu göster. Biz kimi gösterirsek kazanır’’ diye konuştu. Kılıçdaroğlu, Sonrasında da Millet İttifakı’nın adayının toplumun tanıdığı bir isim olacağını ifade etti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Beraber Mücadele Etmek Zorundayız

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Roman Buluşması’nda yaptığı konuşmada, “Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti. * Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasında, “Eğer biz yüz yıl içerisinde Roman kardeşlerimizin sorununu çözememişse hepimizin oturup düşünmesi lazım. Kendi haklarımıza sahip çıkmanız lazım. Hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım. Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya duyuracak. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek.  Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların ötekileştirildiğini görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınızı dinlemedik. Bu roman kardeşlerim ile beş ya da altıncı buluşmam. Benim kadar Romanlar ile beraber olan ikinci bir siyasi lider yoktur” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Romanlar ile bir araya geldi. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen programa CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Ertan Aksoy da katıldı.

Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı;

“Eğer biz, bir yüzyıl içinde Roman kardeşlerimizin sorunlarını çözememişsek ve çözülmemişse ve bunun bir numaralı sorumlusu da siyaset kurumuysa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Ben de düşüneceğim, siz de düşüneceksiniz. Kendi haklarınıza sahip çıkmanız lazım. Anayasanın, hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım.

Yeteri kadar seslendiremiyorsunuz, biliyorum. Seslendirseniz duyuramıyorsunuz, bunu da biliyorum. Ama bir şeyden emin olmanızı isterim: Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil, gerekirse bütün dünyaya duyuracak. Bu konuda emin olmanızı isterim.

“Romanların haklarının verilmediği görüyoruz”

Cumhuriyeti kurarken, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ demişiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüze koyduğu hedef bu. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek. Ama rakamlar bize farklı bir şey söylüyor. Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların haklarının verilmediği görüyoruz. Ötekileştirildiğini görüyoruz.

Dikkate alınmadıklarını görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz. O zaman bu sorunun çözülmesi lazım. Hepinizin şunu çok iyi bilmesini isterim: Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti.

Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız. Eğer bu mücadeleyi birlikte yapabilirsek, parlamentoda, parlamento dışında da sizin sorunlarınızı dillendiririz.

Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, okula giden bütün Roman çocuklara burs vereceğiz. Ama tek şartımız var: Okula devam ettiği sürece burs hiç kesilmeyecek, okulu bırakırsa kesilecek.

Onun bütün eğitim masraflarını karşılayacağız. Böylece aile çocuğunun sürekli okula gitmesini isteyecek. Göreceksiniz, nasıl diğer ailelerin çocukları okuyorsa sizinkiler de okuyacak. Özellikle müzik konusundaki üstün yeteneklerinden faydalanacağız.

Hiçbir ailenin, Türkiye coğrafyasının neresinde yaşarsa yaşasın, asgari ücretin altında gelirinin olmasını istemiyoruz. Bunun güvencesini Aile Destekleri Sigortası’nı vererek düzelteceğiz. Her birimizin, toplumda huzur içinde yaşamamız için en azından ortalama bir gelire sahip olmamız, yaşadığımız kentin sokaklarında özgürce, huzur içinde dolaşmamız gerekir. Her evde mutlaka bir sigortalı olacak.

Bunu sadece söylemde bırakmamak gerekiyor. İster belediye, ister merkezi hükümet eleman alırken önce sigortası olmayan hanelerden bir kişiyi sigortalı olarak alacak. O zaman evlerde huzur, bereket olacak. Bu ödemeyi yaparken kadının banka hesabına para yüklenecek. Kişinin onurunu koruyacağız, yoksulluğunu teşhir etmeyeceğiz. Bunu yapmak kanunlara aykırı mı? Lütuf mu?

“Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım”

Sosyal devlet dediğimiz bir kavram var. Sosyal devlet vatandaşı ezmeyen devlet demektir. Devlet size bu yardımı yapmak zorundadır, sizler de bunu isteme hakkına sahipsiniz. Bu hak anayasal bir hak. Toplumun değişik kesimlerinde gördüğüm bir farklı tabloyu sizin aranızda da görüyorum. Ayrışıyorsunuz. Kamplara bölünüyorsunuz. Birleşmeniz lazım. Beraber olmanız lazım.

Birlikten kuvvet doğar. Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım. Birlik olursanız gücünüz daha yüksek olur, sesiniz daha yüksek çıkar ve Ankara’daki beyler de duymuş olur. Duymuyorlar, görmüyorlar. ‘Ne olacak, verdik 2 kilo makarna, mesele bitti. Gel bize oy ver’ diyorlar.

Bu iş 2 kilo makarna işi değildir. Bu iş, devletin sizi sürekli koruma altına alması işidir. Ta ki size sigortalı bir iş buluncaya kadar. O zaman olur bu iş. Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınıza eğilmedik. Yeteri kadar sorunlarınızı dillendirmedik.

Ama bu benim Roman kardeşlerimle 5’inci veya 6’ncı buluşmam. Dolayısıyla CHP’nin genel başkanı kadar Romanlarla beraber olan ikinci bir siyasi lider de yoktur. Eğer bir hakkı teslim edeceksek herkesin hakkını teslim etmeliyiz. Ötekileştirme var. Bunu da kırmamız lazım. Ne demek ötekileştirme? Yeri geliyor, ‘Hepimiz Adem ve Havva’dan doğduk’ diyoruz. Yeri geliyor, ‘Sen Romansın, senin çocuğun benim okuluma gelmesin’ diyoruz. Olmaz. Bunları da kırıp atacağız.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Devletin Sahibi 84 Milyondur

İstanbul Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği 14 tesisten oluşan temel atma töreninde konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Şunu ifade etmek isterim: Devletin sahibi, 84 milyondur. Kimse çıkıp da ‘Devletin sahibi benim’ diyemez. 84 milyon, devletine sahip çıkmak için, yeri geldiği zaman şehit olur. Yeri geldiği zaman alın teri döker” dedi.

Haber Merkezi / “Biz toplumu kaynaştırmak istiyoruz. Toplumu barıştırmak istiyoruz” diyen Kılıçdaroğlu, “Siyasiler elbet birbirlerini eleştirir. Bu işin doğasında var zaten. Ama biz, kalkıp devletimizi eleştirmeyiz. Devlet, bizim devletimiz. Bayrak, bizim bayrağımız.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, “İnşallah bu ayrımcılıklarım tamamını ortadan kaldıracağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği kreşten lojistik merkezine, polis merkezinden Kuran kursuna kadar 14 tesisten oluşan temel atma törenine katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, törende yaptığı konuşma şöyle:

“Efendim çok teşekkür ederim. Sayın Genel Başkanım, değerli dostlarım, ben uzun uzun protokol saymayayım zaten Belediye Başkanımız bu konudaki görevi yerine getirdi. Ama iki değerli partinin yöneticilerini burada görmek, vatandaşlarımızı burada görmek hepimizi mutlu ediyor.

Bizi mutlu etmeyen ise devlete teslim edilen bir kamu kuruluşu olan belediyenin yaptığı ve kendi devletine teslim etmek istediği binaları teslim alacak kişilerin burada olmaması. Sayın Genel Başkanımız bu konuda son derece güzel bir çerçeve çizdi. Şunu ifade etmek isterim, devletin sahibi 84 milyondur. Kimse çıkıp da devletin sahibi benim diyemez. 84 milyon; devletine sahip çıkmak için yeri geldiği zaman şehit olur, yeri geldiği zaman alın teri döker ve sadece kendi coğrafyamızda değil dünyanın hangi coğrafyasında olursak olalım kendi ülkemizin geleceği için, bayrağımız için her türlü özveride bulunur.

Hizmet yapıyorsunuz, hizmet almak istemiyorlar. Teslim etmek istiyorsunuz, teslim almaktan korkuyorlar. Eğer bir yönetim, bir kamu kuruluşunun kendileri için yaptığı bir binayı teslim almaktan korkuyorsa o ülkeyi sağlıklı ve tutarlı yönetemez. Yönetme gücünü kaybetmiştir. Biz toplumu kaynaştırmak istiyoruz, toplumu barıştırmak istiyoruz. Sayın Genel Başkanımız da gayet güzel ifade etti, siyasiler elbet birbirlerini eleştirirler bu işin doğasında var zaten. Ama biz kalkıp devletimizi eleştirmeyiz. Devlet bizim devletimiz, bayrak bizim bayrağımız, polis bizim polisimiz, Belediye Başkanları bizim Belediye Başkanlarımız. Gücü nereden alıyorlar? Halktan alıyorlar, milletten alıyorlar. Siz milletten güç alan kişiyi devre dışı bırakmak istiyorsunuz, ayrımcılık yapmak istiyorsunuz. Sayın Genel Başkanım, inşallah bu ayrımcılıkların tamamını ortadan kaldıracağız, 84 milyonu barıştıracağız.

Polis bizim polisimiz bunu en iyi geçmişte İçişleri Bakanlığı da yapan Sayın Genel Başkanımız bilir. Büyük bir özveriyle görev yaparlar polisler. Biz evimizde rahat uyuyorsak polislerin bizim güvenliğimizi sağlamalarındandır. Her gittiğim yerde, her yaptığım toplantıda polislerin olayını gündeme getirirken onlara 3 bin 600 ek gösterge verilmesini her yerde, her ortamda savunurum. Bir polis arkadaşımız şunu söylemişti, “Polisler şehit olmaktan korkmaz, vatanları için yeri geldiğinde şehit olurlar zaten. Ama emekli olmaktan korkuyorlar” demişti. Çünkü çalışırken aldığı aylığın, emekli olduğu zaman yüzde 50’sini kaybediyor. Bu insan, hayatını koyuyor ortaya. Bu insan hayatını koyuyorsa bu devletin o polise sahip çıkması lazım. Sadece görevini yaparken değil, emekliyken de yaşam standardında büyük bir düşüşün olmaması lazım, böyle bakmak gerekiyor.

Aynı zamanda karakol yapılıyor, teslim alan yok. Neyse belki teslim edilmiştir. Güzel bir müftülük binası da yapılmış, güzel bir kuran kursu da yapılmış, güzel bir taziye evi de yapılmış. Kim istemez çocuklar daha güzel bir ortamda, daha şık bir ortamda, daha aydınlık bir ortamda kendi dinlerini öğrenebilsinler diye. Hepimizin ortak arzusudur bu. Neden teslim almıyorsunuz, neden korkuyorsunuz? Ki Müslümanlık, inancımız, insana değer veren, bilime değer veren, kadına değer veren bir inançtır. Bu inancın sahibi olanlar ayrımcılık yapmazlar. Bu inancın sahibi olanlar kul hakkı yemezler. Bu inancın sahibi olanlar fakirin fukaranın yanında dururlar. Bu inancın sahibi olanlar bilimin, bilginin peşinde koşarlar. Bu inancın sahibi olanlar bilerler ki, cennet kadınların ayakları altındadır. Bu inancın sahibi olanlar bilirler ki, eğer Dicle’nin kıyısında iki koyun kaybolmuşsa onun sorumlusunun devlettir. Bu inancın sahibi olanlar bilirler ki, devletin dini adalettir. Peki biz bunu nasıl anlatacağız? Hiçbir din adamı ayrımcılık yapamaz, yapmamalıdır.

Belediye Başkanı arkadaşlarıma şunu söyledim Sayın Genel Başkanım: “Seçildiğiniz andan itibaren hiçbir ayrımcılık yapmayacaksınız. Efendim bu mahalleden bize oy çıkmadı biz oraya hizmet götürmeyelim. Hayır hizmeti götüreceksiniz. Sadece bir pozitif ayrımcılık yapacaksınız fakir mahallelere yapacaksınız. Oralara kreş açacaksınız, yolunu, köprüsünü, her türlü ihtiyacını karşılayacaksınız.” Yine bir şey daha söyledim: “Bütün ibadet yerlerini tertemiz yapacaksınız. Kilisesidir, havrasıdır, cemevidir, camisidir bütün bunları tertemiz. Allah’a ibadet etmek istiyorsa tertemiz bir mekanda gitsin ibadetini yapsın diye.” Bizim felsefemiz, bizim dünyaya bakışımız böyle. Onlar ayrıştırıyorlar, onlar bölüyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar şafağa az kaldı. Bunların tamamını çözeceğiz, az kaldı.

Efendim hepinize çok teşekkür ederim. Bu güzel binaları Türkiye’ye kazandıran, bu ülkeye kazandıran, polisimize kazandıran, diyanetimize bu güzel binaları kazandıran iki Belediye Başkanımıza da, burada hizmet veren Beylikdüzü Belediye Başkanımız ve Büyükşehir Belediye Başkanımız burada ve diğer Belediye Başkanlarımız da burada. Bütün Belediye Başkanlarımız aynı inançla, aynı gururla, aynı özveriyle halka hesap vererek görev yapmaya çalışıyorlar. Herkese de sizin huzurunuzda Sayın Genel Başkanım teşekkür etmek isterim. İnşallah yolumuza böyle devam edeceğiz. Yolumuz aydınlık hiç kimse endişe etmesin. Sağ olun, var olun efendim.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, daha sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte Bağcılar’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi 30 Kreşin Toplu Temel Atma Töreni’ne katıldı. Kılıçdaroğlu, burda yaptığı konuşmada ise özetle şunları söyledi;

“Sayın Genel Başkanım, bir anne olarak çocuğun eğitimini ve kreşin önemini çok güzel anlattınız. Benim yapacağım katkı şu; bir toplumu, bir aileyi, bir kitleyi, bir grubu yücelten temel faktör eğitim, bir toplum eğitimli olduğu süre içinde başarılı olur, büyük başarılara imza atar. Sadece okuma yazma açısından değil, kültürel hayattan tutun, sosyolojik hayatın bütün aşamalarında başarılı olur.

Eğitimin başarısının öznesi öğretmen, o nedenle öğretmenle öğrenciyi buluşturmak aslında bir anlamda Ferhat ile Şirin’i buluşturmaya benzer.

Çocuklar kreşe başlayacaklar. Burada okumayı yazmayı olmasa bile harfleri öğrenecekler, burada beraber şarkı söylemeyi öğrenecekler, burada masal anlatmayı öğrenecekler, burada beraber uyumayı öğrenecekler, beraber yaramazlık yapmayı öğrenecekler, parkta oturacaklar, konuşacaklar ve şakalaşacaklar. Burada şiirler, şarkılar öğrenecekler. Çocuk akşam eve gittiği zaman annesine ve babasına o şarkıyı ve şiiri söyleyecek. Hatta komşuları geldiği zaman annesi çocuğuna, “oğlum, kızım kalk şu şiiri bir oku bakayım, şu şarkıyı söyle” diyecektir.

Dolayısıyla eğitim, hayatımızın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Ama eğitim konusunda biz iyi bir sınav verdik mi? Biz derken iktidar iyi bir sınav verdi mi? Hayır iyi bir sınav vermedik. 4+4+4 sistemi geldi Sayın Genel Başkanım; kalkınma planlarında yok, milli eğitim şuralarında görüşülmemiş, bakanlar kurulunda görüşülmemiş, Milli Eğitim Bakanlığının haberi yok, 5 milletvekili kanun teklifi veriyor hiçbirisi eğitimci değil. Ve biz milyonlarca çocuğumuzu denek olarak kullandık, sonra hatalı olduğunu fark ettik onu dönüştürmeye, eksikliklerini gidermeye çalıştık ama bir kuşağı yok ettik.

Ve başka temel bir sorunumuz daha var. Bizim evlatlarımız, bu ülkenin evlatları, gencecik pırıl pırıl evlatlarımız acaba yurtdışına gidersem daha iyi yaşar mıyım diye bir arayış içinde. İktidar sahiplerinin bunu düşünmesi lazım. Neden bu evlatlarımız kendi ülkelerinde çalışıp, alın teri döküp kazanarak, istedikleri gibi tweet atarak özgürlük içinde Türkiye’de yaşamıyorlar da veya yaşatamıyoruz da neden yurtdışına gitmeyi istiyorlar? Bunun üzerinde de iktidar sahiplerinin durduğunu düşünmüyorum.

Ama şundan eminim, Sayın Genel Başkanım da ifade etti. 13. Cumhurbaşkanını Millet İttifakı seçtikten ve o koltuğa oturduktan sonra 6 ay içinde Türkiye’nin bütün çarkları dönecek, 6 ay içinde bu ülkeye özgürlük gelecek, 6 ay içinde bu ülkeye huzur gelecek. 6 ay sonra bu ülkede hep beraber şöyle düşüneceğiz, “Ya bir kabustan mı uyandık” diyeceğiz. Evet bir kabustan uyanacak Türkiye. Birbirimize farklı gözlerle bakmayacağız. Hiç kimsenin kimliğini, hiç kimsenin yaşam tarzını, hiç kimsenin inancını sorgulamayacağız. Bakacağız onun çocuğu kreşe gidiyor mu, gitmiyor mu? Böyle bir imkanı var mı yok mu? Yoksa onu yapacağız.

Büyükşehir Belediye Başkanımız hatırlattı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir tek kreşi bile yokmuş. 16 milyonluk bir kenti yönetiyorsunuz bir kreşiniz bile yok. Ama hedef koydu Sayın Başkanımız, kreş sayısını 150’ye çıkaracağız. Bugün 30’unun temelini atıyoruz. Katkıda bulunan iş dünyasından çok sayıda saygıdeğer insanlar var, onlara da buradan gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. Bu, bir duvarı yapmak için tuğlayı tuğla üstüne koymaya benzer. Dolayısıyla ne kadar çok kreşimiz olursa fırsat eşitliğini o kadar iyi yakalayabiliriz. Ne kadar çok kreşimiz olursa anne huzur içinde çocuğunu getirip kreşe teslim edecektir, beslenmesi olacaktır, öğretmeni olacaktır, şarkısı olacaktır, türküsü olacaktır, anne huzur içinde sokağa çıkabilecektir, taziyeye gidebilecektir, düğüne gidebilecektir, komşuya gezmeye gidecektir ve asla acaba çocuğum rahat mı diye düşünmeyecektir. O da bilecek ki, çocuğumu kreşe bıraktığım andan itibaren ben çok rahatım, çocuğumun karnı doyuyor, öğretmenler öğle saatlerinde uyutuyor, uyandıktan sonra arkadaşlarıyla oturuyor, konuşuyor, geziyor, eğleniyor diye. Böyle bir avantajı sağlayacaksınız. Bu avantajı sağlayan bütün Belediye Başkanı arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim.

Bir şey söyledim Sayın Genel Başkanım, “Pozitif ayrımcılığa düşük gelirli olan bölgelerden başlayacaksınız” diye. Bu temel atma töreninin, özellikle Bağcılar’da olması benim açımdan da, sanıyorum Sayın Genel Başkanımız açısından da son derece değerlidir. Burada kişi başına gelirin düşük olduğunu biliyoruz, yeşil alanın çok az olduğunu biliyoruz ama burada kreş açmak, buradaki anneleri en azından rahatlatmak bir aşamada rahatlatmak çok ama çok değerli. O açıdan yürekten kutluyorum. Efendim hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum efendim.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ekonomide Daha Kışımız Başlamadı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Türkiye’de daha büyük sorunlarla karşılaşacağız. Şu anda ekonomik olarak baharı yaşıyoruz. Daha kışımız başlamadı. Üretici enflasyonu çok yüksek ve bu daha fiyatlara tam yansımadı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kocaeli Sanayici İş Adamları Derneği’nin (KOSİAD) daveti üzerine bugün Kocaeli’ye geldi. KOSİAD geçtiğimiz ay Ankara’ya giderek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti.

KOSİAD Başkanı Atalay Kaya ve yönetiminin Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ettiği günlerde dolar kuru sürekli artıyordu ve bu ziyaret “KOSİAD’ın iktidarı Kılıçdaroğlu’na şikayet etmesi” olarak yorumlanmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu ise bugün iade-i ziyaret yapmak için Kocaeli’nin Başiskele ilçesinde bulunan Wellborn Otel’de iş insanları ile bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, burada bir konuşma yaptı.

Duvar’dan Cansu Albayrak’ın haberine göre, siyasetin sürekli insanların hayatında olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Otobüse binerken bile siyasetle biniyorsunuz. Otobüs zamlarını siyaset belirliyor. Bir iş yeri açtığınız zaman harçlar vergiler hepsi siyaset. Siyaset hepimizin hayatında oldukça önemli” diye konuştu.

Kocaeli’nin vergi ödemede önemli bir şehir olduğunun altını çizen Kemal Kılıçdaroğlu, “Verginin ödenmesi kadar vergiyi kullananın da size hesap vermesi gerekiyor. ‘Benim vergim nereye harcandı?’ diye sormazsak ülkede demokrasi gelişmez. Demokrasinin çıkış kaynağı bu cümlede yatar” ifadelerini kullandı.

Ülkede ekonomik ve siyasal sorunların olduğunu, gün geçtikçe bu sorunların daha çok büyüdüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu, “Ülke olarak önümüze daha büyük sorunlar çıkacak. Ürünlere daha çok zam gelecek mi? Evet gelecek. Vatandaş daha çok sorunla karşılaşacak mı? Evet karşılaşacak” dedi.

Zamların devam edeceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de daha büyük sorunlarla karşılaşacağız. Kış gibi görünse bile bahar aylarındayız. Şu anda ekonomik olarak baharı yaşıyoruz. Daha kışımız başlamadı. Üretici enflasyonu çok yüksek ve bu daha fiyatlara tam yansımadı. Önümüzdeki süreçte kaçınılmaz olarak daha çok zam gelecek” ifadelerini kullandı.

Üretici ve tüketici fiyatları arasında çok büyük bir açık olduğunu dile getiren Kemal Kılıçdaroğlu, “Ülkede izlenmesi gereken bir strateji var. Can ve mal güvenliği bir ülkede yoksa, bağımsız değilseniz, yargı savcılar bağımsız değilse o ülke büyümez” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Mülakatta Elenenlere Başvuru Çağrısı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KPSS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından sosyal medya hesabından sözlü mülakat nedeniyle mağduriyet yaşayan gençler için paylaşımda bulundu.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, KPSS’de yüksek puan alıp, sözlü mülakatta elenen gençleri hukuksal destek almaları için ‘torpileson.com’ isimli siteye üye olmaya çağırdı.

Kılıçdaroğlu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bu torpil işinin peşini bırakmayacağımı söylemiştim. KPSS’de yüksek puan alıp, sözlüde elenen gençlerimizi, bizden hukuksal destek almak üzere, bu siteye başvurmaya davet ediyorum”

‘torpileson.com’ isimli siteye giriş yaptığınıza şu ifadelerle karşılanırsınız;

“Geleceğini Çalanlara Sessiz Kalma!”

Yıllardır hazırladıkları torpil listeleriyle, haksız mülakatlar ile geleceğini çaldılar. Sen okul sıralarında dirsek çürütürken, onlar senin emeklerini yok saydılar.

Senin ve binlerce arkadaşının mağduriyetine son vermek, yaşanan bu adaletsizlik ve haksızlık karşısında sana destek olmak için biz buradayız!

Hakkını yiyenlerden yargı önünde hesap soracak; torpile, kayırmacılığa son vereceğiz. Kamuya şeffaflığı getireceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, bu düzen bitecek!

‘torpileson.com’a erişmek için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP, Elektrik Zammını Yargıya Taşıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından kademeli fiyat uygulaması kararı ile birlikte yılbaşında yapılan zamların yürürlüğünün durdurulması istemiyle Danıştay’a başvurdu.

Haber Merkezi / CHP’li Akın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun yılbaşında aldığı fahiş zamla ilgili Danıştay’da açtığı dava konusunda CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. CHP’li Akın, şunları dile getirdi:

“AK Parti iktidarının elektrik faturalarındaki zam kurnazlığını yargıya taşıdık. Cumhuriyet tarihinin en büyük elektrik zammına dönüşen, EPDK kararının iptal edilmesi ve yürütmesinin hemen durdurulması talebiyle Danıştay’da dava açtık. Yeni yılın ilk gününde, bütün vatandaşlarımızı mağdur eden, hayat pahalılığı karşısında yalnız bırakan, büyük oranda elektriğe yapılan hukuksuz zamlara, Türk yargısının hukuksal zeminde izin vermeyeceğine inanıyorum”

Elektrikten doğalgaza, akaryakıttan köprü geçiş ücretlerine, harçlardan vergilere kadar, her şeye zam yapıldığını kaydeden CHP’li Akın; “Hayat pahalılığı ile vatandaşımız yoksullaştırılıyor, mağdur ediliyor ve ezdiriliyor. Vatandaşın, pazar fileleri boş. Tencereleri boş. Cüzdanları boş! Kaybeden vatandaşımız. Kazanan, saray ve eşrafıdır! İktidar vatandaşımızın bu sıkıntılarına rağmen ne yapıyor? Zam yapıyor! Vatandaşın mali yükünün azaltılması gerekçesiyle Meclis’ten geçirilen kanunla, ‘kademeli tarife’ adı altında elektrikte tarihin en büyük zammını yaptılar” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu yasa teklifinin TBMM’de görüşülürken halkın kürsüsünde defalarca uyarıda bulunduklarını söyleyen CHP’li Akın; şöyle devam etti:

“Kademeli tarife, sosyal tarife olmalı dedik. ‘Elektrik insan hakkıdır, ulaşılabilir ve insani yaşam koşullarında ödenebilir bir ücreti olmalıdır’ diye uyardık! Kanun çıktı. Peki EPDK ne yaptı? Yılın son kurul toplantısında karar alarak kademeli tarifeyi “kademeli zamma” hatta “kademeli zulme” dönüştürdü. AK Parti iktidarının, yanlış ekonomik politikaları ve yanlış enerji politikaları yüzünden her geçen gün artan hayat pahalılığı, EPDK kurul kararıyla elektrik faturalarına yeni bir yük olarak vatandaşımızın sırtına yüklendi.”

“Eskiden elektrik çarpardı, şimdi AK Parti bu zamlarla vatandaşı çarpıyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, elektrik faturalarına yüzde 127’ye kadar varan fahiş zammın asla kabul edilemez olduğunu dile getirdi. CHP’li Akın; şunları dile getirdi:

“Bu zam; vicdani değildir, insani değildir, hukuki değildir. Kademeli zam olarak hayata geçirilen tarifede dört kişilik bir ailenin asgari tüketimi olan 230 kilovatsaat yerine 150 kilovatsaatin ilk kademe olarak belirlenmesi de ne bilimseldir ne de insanidir. EPDK kademeli tarifeyi getirmiş ve ilk kademeye de yüzde 52 oranında zam yapmıştır. Bu yetmemiş ikinci kademeye yani 150 kilovatsaatin üstündeki tüketime de yüzde 127 zam yapmıştır.Yani AK Parti iktidarı elektrik faturalarıyla vatandaşımızı adeta çarpmıştır. Eskiden elektrik çarpardı, şimdi AK Parti bu zamlarla vatandaşı çarpıyor.”

Aralık ayında asgari tüketim olan 230 kilovatsaatin faturası 210 lirayken, şimdi kademeli zamla 370 liraya çıktığına dikkat çeken CHP’li Akın, şunları söyledi:

“Enerji Bakanı Fatih Bey, ‘Az tüketen az bedel ödeyecek’ dedi. Bu bir aldatmacadır. İktidar doğruyu söylemiyor. İktidarın doğruyu söylemediğini bundan iki hafta sonra yüksek faturalarla çarpılan vatandaşlarımız da görecek. Enerji Bakanı’nın dile getirdiği ‘az tüket az öde’ söylemi tam bir aldatmacadır. Asgari tüketim olan 230 kilovatsaatin 75 kilovatsaat düşürülmesi durumunda bile aboneler daha fazla fatura ödeyecekler. Tüketiciler bu fahiş zamdan kaçamayacaklar. Vatandaşı rahatlatması gereken kademeli tarife, zam aracına dönüştürülmüş ve amacından tamamen saptırılmıştır. İşte biz bu haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği yargıya taşıdık. Ticarethane ve sanayi elektrik tarifelerine yapılan fahiş zamlar da hayat pahalılığı olarak vatandaşlarımıza çarşıda, pazarda, markette alışveriş yaparken geri dönecek. Yani AK Parti vatandaşlarımıza katmerli bir hayat pahalılığını reva görüyor.”

“AK Parti iktidarı asla doğru söylemiyor”

Zamların derhal geri çekilmesi ve enerji faturalarında indirim yapılması gerektiğini söyleyen CHP’li Akın, “Elektrikte kademeli tarife en az 230 kilovatsaatten başlatılmalı, sosyal tarife olmalıdır. Ayrıca doğalgazda da planladıkları kademeli tarife mevzuatı bir sosyal tarife olmalı, zam aracı olarak kullanılmamalıdır. Elektrik ve doğalgazdaki yüzde 18 KDV oranı yüzde 1’e indirilmelidir. Doğalgazdan alınan ÖTV kaldırılmalıdır. Fedakârlık yaptığını iddia eden AK Parti iktidarı asla doğru söylemiyor. Fedakârlığı yapan bu fahiş zamları göğüslemek zorunda bırakılan vatandaşımızın ta kendisidir” diye konuştu.

Paylaşın