BM: İnsanlık, Nükleer Yok Oluştan Bir Yanlış Anlama Uzakta

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, ABD’nin New York şehrindeki BM Genel Kurulu’nda düzenlenen Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın gözden geçirilmesine yönelik 10. konferansın açılışında konuştu.

Guterres, insanlığın “nükleer yok oluştan yalnızca bir yanlış anlama, bir yanlış hesaplama uzakta olduğunu” söyledi.

Nükleer silahların yayılma tehlikesinin arttığına ve gerilimi azaltmanın önündeki engellerin zayıfladığına dikkat çeken Guterres, bunun Orta Doğu ve Kore Yarımadası’ndan Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline kadar nükleer nitelikteki krizlerin şiddetlendiği bir zamanda olduğuna işaret etti.

Guterres, “Ülkeler, gezegenimizde yeri olmaması gereken kıyamet günü silahlarını stoklamak ve bu silahlara yüz milyarlarca dolar harcamak için sahte güvenlik ararken, şu anda dünya çapında askeri cephaneliklerde yaklaşık 13 bin nükleer silah bulunuyor” dedi.

2. Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombalarını da hatırlatan António Guterres, “İnsanlık, Hiroşima ve Nagazaki’nin korkunç yangınlarından öğrenilen dersleri unutma tehlikesiyle karşı karşıya” dedi.

BM Genel Sekreteri Guterres, nükleer savaş risklerini azaltacak ve silahsızlanmayı hızlandıracak pratik önlemler bulunması, nükleer teknolojinin sadece barışçıl kullanımının teşvik edilerek bunun için de çok taraflı anlaşmaların canlandırılması gerektiğin de sözlerine ekledi.

“İsrail’i de nükleer anlaşmalara dahil edin”

Öte yandan, Arap Grubu olarak da bilinen BM üyesi Arap ülkeleri, BM Genel Kurulu’ndaki konferansta İsrail’in de Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na dahil edilmesi çağrısında bulundu.

Grup adına konuşan Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, anlaşmaya taraf devletlerin, “anlaşmanın evrenselliğini sağlamak için çaba göstermesi ve anlaşmaya taraf olmayan devletlere nükleer teknolojinin transferini yasaklaması gerektiğini” söyledi:

“Başta İsrail olmak üzere bu anlaşmaya taraf olmayan devletlerle her türlü teknik işbirliği, nükleer olmayan bir devlet olarak katılana ve tüm nükleer tesisleri kapsamlı güvenlik sistemine tabi olana kadar durdurulmalıdır.”

İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı imzalamadığını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetçilerinin nükleer tesislerinde bulunmasına izin vermediğini vurgulayan Ürdün Dışişleri Bakanı Safadi, Orta Doğu’nun nükleer silahlardan arınmış bir bölge olması için uluslararası kuralların katı bir şekilde uygulanması gerektiğini kaydetti.

Blinken: İran, anlaşmaya dönmeli

ABD Dışişleri Bakanı antony Blinken da dün konferansa katılmak üzere bulunduğu BM Genel Merkezi’nde basına açıklamalarda bulundu.

Blinken, İran’ ile Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (JCPOA) dönüşün, “en iyi yol” olduğuna inandıklarını söyledi: “İran ile nükleer anlaşmaya karşılıklı dönüşün, ilerlemenin ve her türlü krizden kaçınmanın en iyi yolu olduğuna inanmaya devam ediyoruz.”

“Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi alanında İran’ın, Kuzey Kore’nin ve şimdi de Rusya’nın farklı şekillerde ortaya koyduğu zorluklarla karşı karşıya kalındığına” işaret eden Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşa da değinerek özetle şöyle konuştu:

“Bu, dünyanın dört bir yanında nükleer silahlara sahip olma ya da olmama konusunda karar verecek ülkelere korkunç bir mesaj gönderiyor.

“AB, aylarca süren tartışmalara, görüşmelere ve müzakerelere dayanarak en iyi önerileri yaptı. ABD, üzerinde anlaşmaya varılanlar temelinde ilerlemeye hazır, ancak İran’ın buna hazır olup olmadığı belli değil.”

ABD yönetimi, Başkan Donald Trump döneminde Mayıs 2018’de İran ile Rusya, İngiltere, Çin, ABD, Fransa ve Almanya’yı içeren P5+1 grubu arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilerek Tahran’a ekonomik yaptırımlar uygulama yoluna gitmişti.

Putin: Nükleer bir savaşın kazananı olmaz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de konferansın katılımcıları için yazdığı mektupta nükleer savaş konusundaki düşüncelerini paylaştı.

Putin, “Nükleer bir savaşın kazananı olmayacağı ve asla başvurulmaması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz ve dünya topluluğunun tüm üyeleri için eşit ve bölünmez bir güvenliği savunuyoruz” dedi.

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması (NPT), 1968 yılında imzaya açıldı, 1970 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye bu antlaşmaya 1979 yılında taraf oldu.

NPT, genel hatlarıyla üç sütun üzerinde inşa edildi: silahsızlanma, yayılmanın önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı.

Antlaşma’nın uygulanmasını denetlemek üzere her beş yılda bir Gözden Geçirme Konferansları (GGK) düzenlenir. 2020 yılında New York’ta gerçekleştirilmesi öngörülen GGK COVID-19 salgını nedeniyle 2022 yılına ertelenmişti.

NATO’nun paylaştığı bilgilere göre, “Sadece üç ülke daha başından itibaren Antlaşma’ya katılmamayı seçmiştir: 1974’te ‘barışçıl amaçlı’ bir nükleer deneme yapan Hindistan; 1998’de Hindistan ile peş peşe nükleer denemeler yapan Pakistan; ve nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğrulayan ne de inkar eden İsrail.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Zaho’daki Saldırıya Kınama

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcülüğü ofisinin BM’nin internet sayfasında yer alan açıklamasında, “Genel Sekreter, dün Irak Kürdistan Bölgesi’nin Duhok Valiliğinin Zaho ilçesinde 8 sivilin öldüğü ve 23 kişinin de yaralandığı ölümcül topçu ateşini kınadı” ifadesi yer aldı.

Haber Merkezi / Yazılı açıklamanın devamında, şunlar kaydedildi: Genel Sekreter, saldırıyı çevreleyen koşulları belirlemek ve hesap verebilirliği sağlamak için olayla ilgili hızlı ve kapsamlı bir soruşturma yapılması çağrısında bulunuyor. Guterres’in, saldırıda hayatını kaybeden kurbanların ailelerine “en derin taziyelerini” ilettiği ve yaralılara acil şifalar dilediği belirtildi.

Avrupa Birliği

Öte yandan saldırıyı kınayan bir açıklamada Avrupa Birliği’nden (AB) geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ofisinden yapılan açıklamada, sivillerin hedef alınmasının, uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilerek, olayın soruşturulması çağrısında bulunuldu. Açıklamada ayrıca AB’nin, Irak halkıyla dayanışma içinde olduğu belirtildi.

Arap Birliği

Arap Birliği’de saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı. 22 devletin üye olduğu Arap Birliği’nin saldırıyı kınayan açıklamasında saldırıdan Türkiye sorumlu tutuldu. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, sözcüsü Cemal Rüşdi aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Arap Birliği, Türk saldırılarını reddetmek ve kınamak konusunda Irak’ı destekliyor ve Arap ülkelerinin herhangi birinin egemenliğinin ihlal edilmesini kınıyor” dedi.

Arap Birliği açıklamasında ayrıca, “Ankara’nın bölge ülkeleriyle ilişkilerini yeniden hesaplaması, iyi komşuluk ilkesini koruması ve herhangi bir bahaneyle Arap ülkelerinin topraklarında askeri operasyon düzenlemekten geri durması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Irak Dışişleri Bakanlığı Zaho’da sivillerin öldüğü saldırı sonrasında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Ali Rıza Güney’i çağırarak nota verdi.

Irak Dışişleri Bakanlığı notanın “Kışkırtıcı eylem ve ihlallerin durdurulması” çağrısını içerdiğini açıkladı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Güney’e Irak’ın bu tür bombardımanlara karşı artık sessiz kalmayacağını söylediklerini bildirdi.

Bakanlık, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı göstermeye çağırdı. Türkiye’nin Irak topraklarından çekilmesini istediklerini bildiren Bakanlık “Bu suça karşı her türlü tedbiri almaya hakkımız var” dedi.

Bakanlık açıklamasında, “Bakanlığımız, Türk büyükelçisine Irak’ın Türk kuvvetleri tarafından işlenen bu menfur saldırıyı kınadığı bir protesto notası vermiştir. Bu saldırı Irak’ın egemenliğine, topraklarının bütünlüğüne yapılan kışkırtıcı bir saldırıdır. Buna sessiz kalınması mümkün değildir. Dışişleri Bakanlığı olarak, Irak’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşların güvenliğini kapsayan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğumuzu vurguluyoruz.” dedi.

Paylaşın

BM Afganistan’daki Hak İhlallerini Açıkladı, Taliban İnkar Etti

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA), “Afganistan’da İnsan Hakları” başlıklı raporunda Taliban yönetiminin insan hakları ihlallerinde bulunduğunu açıkladı.

UNAMA’nın, Taliban yönetiminin Afganistan yönetimini devralmasından bu yana geçen 10 aylık süreçte ülkedeki insan haklarının durumuyla ilgili bulgularını paylaştığı raporu, 15 Ağustos 2021-15 Haziran 2022 arası verileri kapsıyor.

Raporda, Afganistanéın mevcut yöneticilerinin “yargısız infaz, işkence, keyfi tutuklama, gözaltı ve kötü muamelede bulunduğu” ifade edildi.

Kadın haklarında ciddi gerileme

Ayrıca raporda, Afganistan’da ifade özgürlüğü ve kadın haklarında ciddi gerilemelerin olduğu belirtildi.

Verilere göre, söz konusu süreç içerisinde IŞİD’in Afganistan kolu IŞİD-H’ye atfedilen bombalı saldırılarda 700 kişi hayatını kaybederken, 1406 kişi yaralandı.

160 infaz, 178 gözaltı ve tutuklama

Rapora göre Taliban, önceki hükümet görevlileri ve güvenlik güçlerine yönelik 160 yargısız infaz, 178 keyfi gözaltı ve tutuklama, 23 hücre hapsi, 56 kez işkence ve kötü muamelede bulundu.

Taliban yönetimi 217 kişiye “insanlık dışı ceza” verdi ve 118 defa aşırı güç kullandı.

6 gazeteci öldürüldü

nsan hakları ihlallerinden 173 gazeteci etkilendi, 5’i IŞİD-H, biri de kimliği tespit edilemeyen bir kişi tarafından olmak üzere 6 gazeteci öldürüldü.

Gazetecilere yönelik 122 keyfi gözaltı ve tutuklama, 58 kötü muamele, 33 tehdit, 12 hücre hapsi uygulandı. Bu uygulamalardan 65 insan hakları aktivisti de olumsuz etkilendi, bu kişilere yönelik 47 tutuklama, 17 kez hücre hapsi uygulandı.

Taliban raporu reddetti

Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid raporla ilgili kişisel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu verilerin doğruları yansıtmadığını belirtti:

“Ülkede keyfi öldürme ya da tutuklama yoktur. Eğer biri keyfi olarak öldürür ya da tutuklarsa, suçlu sayılır ve şer-i yasalarla yargılanır. Bu konudaki UNAMA raporu doğru değildir ve propagandadan başka bir şey değildir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İnsanlık İklim Krizi Nedeniyle ‘Toplu İntiharla’ Karşı Karşıya

Son günlerde Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası ve orman yangınları sürüyor. Sıcaklıklar Portekiz’de 47 dereceyi bulurken, İspanya’da 40 dereceyi aştı. Fransa’da süren orman yangınlarıyla 1700 itfaiyeci mücadele ediyor.

Bugün Berlin’de başlayan ve iki gün sürecek Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı’na katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Dünyanın yarısı sel, kuraklık, aşırı fırtınalar ve orman yangınlarının yaşanabileceği tehlike bölgelerinde bulunuyor. Hiçbir ülkenin bağışıklığı yok ama buna rağmen fosil yakıt bağımlılığımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre konferansa katılan 40’dan fazla çevre ve iklim değişikliği bakanına hitap eden Guterres, “Ya toplu olarak harekete geçeceğiz ya da toplu olarak intihar edeceğiz. Bu bizim elimizde” diye konuştu.

Kalkınma bakanlarına eleştiri

BM Genel Sekreteri konuşmasında, aralarında Dünya Bankası’nın da bulunduğu, yoksul ülkelere yardım amacıyla, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin fonladığı “çok taraflı kalkınma bankalarına” sert eleştiriler yöneltti.

Guterres, bankaların organizasyonunun iklim kriziyle başa çıkmak için gereken fonları sağlamak anlamında yetersiz olduğunu belirtti. Guterres “Çok taraflı kalkınma bankalarının hissedarları olarak kalkınmış ülkelerin, derhal yenilenebilir enerji ve yenilenibilir enerji miktarını artırmak için yapılan yatırımlardan sonuç talep etmesi gerek. Bu bankaların amaca uygun olmalarını talep etmeleri gerek. Eskimiş iş yapma şablonlarını ve politikalarını değiştirip, daha çok risk almalarını talep etmeleri lazım. Kalkınmakta olan ülkelere, ortaklarına güvenebileceklerini gösterelim” dedi.

COP27’ye hazırlık süreci

Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı, geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen ve iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin kararlaştırıldığı COP26’nın ardından ve Kasım’da Mısır’da yapılacak COP27 İklim Zirvesi’ne hazırlık olarak gerçekleştiriliyor.

İki günlük konferans için Berlin’de buluşan bakanlar, aşırı hava olaylarını, yükselen gıda va yakıt fiyatlarını ele alacak. Alman hükümeti tarafından 13 yıldır yapılan konferans, Cop27 öncesinde, başlıca ülkelerin bir uzlaşmaya varabilmesi için son fırsatlardan biri.

Cop27’de uzlaşma şansı, Covid-19 salgınından çıkış ve Ukrayna’nın işgaliyle gıda ve yakıt fiyatlarının hükümetleri enflasyon tehdidi ve geçim kriziyle karşı karşıya bıraktığı son aylarda çok azaldı.

COP26 İklim Değişikliği Konferansı’nda dünya liderleri küresel ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 derecede tutma konusunda uzlaşmıştı. Ancak uzmanlar bu hedefe yönelik verilen taahhütlerin hala yetersiz olduğunu söylüyor.

Tüm katılımcı ülkelerin bu yıl sera gazı salımlarını azaltmak ve “net sıfır emisyona” yönelik yol haritalarını çizecek planlarını açıklaması bekleniyordu.

Ancak Guardian’a konuşan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Bu yönde ülkelerden herhangi yeni bir plan göremiyoruz” dedi. Timmermans, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadeleden sorumlu en üst düzey yetkilisi.

Uzmanlar Kasım’da COP27’ye ev sahipliği yapacak Mısır’ın kendi planlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Son aylarda dünyanın birçok bölgesinde hava sıcaklıkları rekor kırıyor. Mart’ta Hindistan’da 122 yıllık hava sıcaklığı rekoru kırıldı. Aynı dönemde Antarktika bölgesindeki sıcaklık normalin 40 derece üstünde kaydedilirken Kuzey Kutbu’nda sıcaklık da ortalamanın 30 derece üstüne çıktı. İngiltere de bugün sıcaklığın gün içinde 41 dereceyi bulması bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Neden En Çok Buğday İthal Eden 3. Ülke?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Haziran ayında yayımladığı iki ayrı gıda görünümü raporunda Türkiye en çok buğday ithal eden ülkeler arasında sıralanıyor. Ancak aynı zamanda en çok buğday üreten ülkelerden biri.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin buğday ithalatı, ihracata yönelik üretimde hammadde olarak kullanılıyor. Bu nedenle iç piyasada kendine yeterliliği artırması gerekiyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl Haziran ayı başında yayımladığı BM Gıda Görünümü raporunu ay sonunda, FAO ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı Gıda Görünümü 2022-2031 raporu izledi.

BM Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. 2022’de Türkiye’deki buğday üretim miktarı 19 milyon ton olarak öngörülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye’de buğday üretiminin 2020’de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor.

BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’un sorularını yanıtlayan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Türkiye son 5 yılda FAO verilerine göre ortalama 19,7 milyon ton yıllık buğday üretimi ile dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkeleri (Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Ukrayna, Pakistan, Avustralya ve Arjantin ile birlikte) arasında. Türkiye bu üretim seviyesi ile dünya buğday ticaretinin de, ithalat ve ihracat bakımından, önemli aktörleri arasındadır” diyor.

Ancak Türkiye önemli üreticiler arasında olmakla beraber en çok buğday tüketen ülkelerden biri aynı zamanda.

Gıda Görünümü raporunda, Türkiye’nin buğday kullanımı 2021/22 döneminde 24,2 milyon ton olarak belirtiliyor. Bunun 2022/23’te 24,4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Türkiye bu konuda Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi ülkelerin ardından ilk sıralarda yer alıyor.

Fakat Türkiye’deki buğday üretimi ve iç tüketim neredeyse başa baş giderken nasıl oluyor da en çok buğday ihraç eden ülkeler arasında ilk 10’da ve en çok buğday ithal edenler arasında üçüncü sırada yer alıyor?

“Buğday ithalatı, buğdaya dayalı gıda endüstrisini karşılamaya yönelik”

Gıda Görünümü 2022-2031 raporuna göre, 2019-2021 yıllarının ortalamasında Türkiye 9,5 milyon ton ile Mısır ve Endonezya’nın ardından en çok buğday ithal eden üçüncü ülke oldu ve bu rakamın 2022/23’te de aynı kalması bekleniyor.

Aynı dönem buğday ihracatı ise 4 milyon ton olarak ölçülmüş ve önümüzdeki dönemde bu şekilde kalması öngörülüyor.

Selışık, Türkiye’nin iç piyasa tüketiminden çok buğdaya dayalı gıda endüstrisinde kullanmak için ithalat yaptığını, bu ürünleri de ihraç ettiğini belirtiyor.

Türkiye’nin “toplam buğday kullanım düzeyi, üretim düzeyinden fazla. Bunun temel nedeni Türkiye’nin buğdaya dayalı gıda endüstrilerindeki üretim potansiyeli ve avantajıdır” diyen Selışık şunları ekliyor:

“Buğday ithalatı, bu endüstrilerdeki buğdaya dayalı mamul madde ihracatını (un ve diğer unlu mamuller, makarna, bisküvi, bulgur gibi) karşılamaya yöneliktir. Örnegin, Türkiye un ihracatında dünyada ilk sırada, makarna ihracatında ise İtalya’nın ardından ikinci sırada bulunmaktadır.

“Türkiye’nin buğday ithalatı, dahilde işleme rejimi çerçevesinde (ithal edilen ham maddenin ihracat için işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi), iç tüketimden ziyade buğdaya dayalı gıda sanayi ürünlerinde çoğunlukla ihracat için üretim girdisi ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaktadır”.

Özellikle Covid-19 salgını nedeniyle küresel ölçekte dayanıklı kuru gıda ürünlerine olan yüksek talebin, buğday ve buğday ürünlerine olan tüketim talebini tetiklediğini; haliyle dünya buğday dış ticaretini artırdığını vurgulayan Selışık, “Bu konjonktürel sebebin yanı sıra, ülkedeki buğday ekim alanlarındaki daralma ve aşırı hava olaylarından kaynaklanan verim kayıpları da buğdayın ithalat miktarını etkilemektedir” diyor.

Buğday fiyatları küresel olarak arttı

FAO Fiyat Endeksi’ne göre küresel gıda fiyatları halihazırda savaş öncesine göre yükseldi.

Ukrayna’da devam eden savaş ve bölgedeki tahılın ülke dışına çıkarılması sorununun yanı sıra güçlü bir gıda ve hayvan yemi talebi, ana tedarikçilerde kötü hava koşullarının yaşanması, bazı büyük ihracatçıların politikalarındaki belirsizlikler, ihracatçı ülkelerdeki enerji ve gübre başta olmak üzere yüksek nakliye ve üretim maliyetleri ile COVID-19 nedeniyle tedarik zincirlerindeki kesintiler bu artışın başlıca sebepleri.

Buğday fiyatları da savaş başladığından beri rekor seviyede arttı.

BM Gıda Görünümü raporunda, Ukrayna ve Rusya’nın buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu başta olmak üzere dünyanın en önemli ekilebilir bitki üreticileri ve ihracatçıları arasında olduğu belirtiliyor.

Son beş sezonun ortalamasına göre Rusya ve Ukrayna’nın, dünya buğday üretiminin sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 3’ünü; küresel ihracatın sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10’unu oluşturduğu; Rusya’nın birinci ve Ukrayna’nın beşinci en büyük buğday ihracatçısı olduğu vurgulanıyor.

Savaşın başından bu yana Türkiye’nin buğday ithalatının neredeyse tamamının Rusya ve Ukrayna’dan yapıldığı (2021’de yüzde 70’e yakını Rusya olmak üzere toplam yüzde 87’si) tekrar tekrar vurgulanmış, savaş dolayısıyla buğday ve ürünlerinde fiyat artışı ya da kıtlık görülüp görülmeyeceği tartışılmıştı.

Tarım ve gıda sektörüne yönelik çalışan gazeteci İrfan Donat BBC Türkçe’ye, Türkiye’nin Haziran 2022’de Rusya’dan buğday tedarikiyle ilgili bir problem yaşamadığını, yine de savaşın yarattığı ek maliyetler olduğunu söylemişti. Bu nedenle Türkiye’nin iç piyasada kendine yeterliliği artırıp arz fazlasıyla ihraç edeceği hammaddeyi kendisinin imal etmesi için üretimini 24-26 tonlara çıkması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın

Suriye’de 10 Yılda 306 Bin 887 Sivil Çatışmalarda Yaşamını Yitirdi

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, Suriye’deki çatışmalarda sivillerin durumuna ilişkin BM İnsan Hakları Konseyi’nin son raporunu Salı günü açıkladı. Rapora göre, 1 Mart 2011 ile 31 Mart 2021 tarihleri arasında ülkede 306 bin 887 sivil çatışmalar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre BM İnsan Hakları Konseyi, çeşitli kaynaklara dayanarak oluşturduğu sivil ölümlere ilişkin raporunda adları, ölüm tarih ve yerleri belgelenen 143 bin 350 sivil ölüm gerçekleştiğini, ancak haklarında detaylı bilgi olmayan noktaların ilişkilendirme ve çeşitli çoklu sistem tahminleri kullanılarak birleştirilmesiyle en az 163 bin 537 sivil ölümünün daha meydana geldiğinin çıkarsandığını belirtiyor. Buna göre, toplam sivil ölüm sayısının en az 306 bin 887 civarında olduğu tahmin ediliyor.

Raporu açıklayan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, bu ölümlerin yalnızca istatistikler sayılardan ibaret olmadığını haytalarını kaybetmiş insanları gösterdiğini vurguladı. Bachelet, 306 bin 887 sivilin her birinin ölümünün, ait oldukları aile ve topluluk üzerinde derin ve yankılanan bir etkisi olduğunu ve olmaya devam edeceğini dile getirdi.

Tablo çatışmanın ciddiyetini anlatıyor

Sivil toplum kuruluşlarının ve BM’nin çatışmalara bağlı ölümleri izleme ve belgeleme çalışmalarının, bu ailelerin ve toplulukların gerçeği ortaya koymasına, hesap sormasına ve etkili çareler aramasına yardımcı olmasının anahtarı olduğunu belirten Bachelet, raporun ortaya koyduğu tablonun aynı zamanda çatışmanın ciddiyeti ve ölçeği hakkında daha net bir fikir vereceğini sözlerine ekledi.

Her gün 83 sivil can veriyor

Bu sayının doğrudan askeri operasyon ve çatışmaların sonucu olarak öldürülen insanları kapsadığını kaydeden Bachelet, “Bu sayıya sağlık hizmetlerine, gıdaya, temiz suya erişemedikleri ve diğer temel insan hakları ihlalleri sonucu ölen çok daha fazla sivili içermiyor” dedi.

Son on yılda günlük ortalama 83 sivilin çatışmalarda yaşamını yitirdiğini belirten Bachelet, bu sayının Suriye’nin toplam nüfusunun yüzde 1,5’ini temsil ettiğini ifade etti. Bachelet, tüm tarafları sivillerin korunmasına ilişkin uluslararası insancıl hukuk normlarına saygı göstermeye çağırdı.

Bilgiler 10 ayrı kurumdan

BM’nin yaşanan sivil ölümlere ilişkin yaptığı bu istatistiksel çalışma için 10 yıl boyunca farklı dönemlere ilişkin sekiz bilgi kaynağı kullandı. Bunlar arasında Şam İnsan Hakları Araştırmaları Merkezi, Suriye Merkezi İstatistik ve Araştırma Merkezi, Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, İhlaller Dokümantasyon Merkezi, Suriye Şüheda kayıtları, Suriye Devlet kayıtları ve BM İnsan Hakları Ofisi’nin kendi kayıtları bulunuyor.

Paylaşın

BM: Gıda Krizi 2023’te Felakete Dönüşebilir

Birleşmiş Milletler (BM)Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyanın şimdiye kadar eşi görülmemiş bir küresel açlık kriziyle karşı karşıya olduğunu belirterek, gelecek yıl durumun bir felakete dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Berlin’de gıda güvenliği konulu uluslararası bir konferansa videolu mesaj gönderen Guterres, Ukrayna’daki savaşın, yıllardır ortaya çıkan sorunları daha da karmaşık hale getirdiğini, iklimin değişikliği ve COVID-19 salgınının küresel açlığı ve gıda krizini tetiklediğini ifade etti. BM Genel Sekreteri, ülke liderlerine yaptığı çağrıda, “Şimdi harekete geçmezsek felaketi önleme konusunda çok geç kalmış oluruz” dedi.

Guterres, geçen ay Afrika’nın Sahel bölgesini ziyareti sırasında liderlerin bu konuda kendisini uyardığını belirterek, “Afrika Boynuzu da son yılların en büyük kuraklığını yaşıyor. Dünya Gıda Programı’na göre, son iki yılda, dünya genelinde güvenli gıdaya ulaşamayanların sayısı iki kattan fazla artarak 276 milyon kişiye çıktı. 2023 daha da kötü olabilir” dedi.

“Gelecek yıl durum küresel gıda kıtlığına dönüşebilir”

Çiftçilerin ana maliyetinin gübre ve enerji olduğunu belirten BM Genel Sekreteri, gübre fiyatlarının geçen yıl yarıdan fazla, enerji fiyatlarının ise üçte iki oranından fazla arttığını belirterek, bu artışın Asya, Afrika ve Amerika’da pirinç ve mısır da dahil tüm hasatları etkileyebileceğini söyledi. Guterres, “Bu yıl yaşadığımız gıdaya erişim sorunları, gelecek yılın küresel gıda kıtlığı haline dönüşebilir. Hiçbir ülke böyle bir felaketin sosyal ve ekonomik etkilerinden kurtulamaz” dedi.

“Türkiye, ABD, AB ve diğer ülkelerle sorunu çözmeye çalışıyoruz”

Guterres, gıdaya erişimde yaşanan krizin çözümü için destek sağlandığını ancak bu desteğin sorunun tamamını çözmek için yeterli olmadığını belirterek, “Ukrayna’nın gıda üretiminin yanısıra Rusya’nın ürettiği gıda ve gübreyi savaşa rağmen dünya pazarlarına yeniden sunmadan küresel gıda krizine etkili bir çözüm bulamayız. Bu konuda Ukrayna, Rusya, Türkiye, ABD, AB ve diğer ülkelerle yoğun temas halindeyim. BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı Genel Sekreteri (UNITAD) Rebeca Grynspan ve BM İnsani Yardımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Ukrayna’nın sadece kara yoluyla değil, Karadeniz üzerinden de gıda ihraç etmesini sağlayacak bir paket anlaşmaya varmayı amaçlayan görüşmelere devam ediyor. Rus gıda ve gübresini kısıtlama olmaksızın dünya pazarlarına getirecek bir anlaşma sağlamaya çalışıyoruz. Bu konuda detaylara girmek istemiyorum çünkü kamuoyuna yapılacak açıklamalar şimdiye kadar görüşmelerde sağladığımız başarıya engel olabilir” ifadelerini kullandı.

“Küresel finans krizi yoksulluk sınırında yaşayan kişileri ezdi”

Guterres, gıda krizini çözmek için dünyada yaşanan finans krizinin de çözülmesi gerektiğini, yoksulluk sınırındaki yüz milyonlarca kişinin finansal kriz nedeniyle ezildiğini belirterek, krizin çözümü için gelişmiş ülkelere çağrıda bulundu.

Antonio Guterres, “Gelişmiş ülkeler ve uluslararası finans kuruluşları, hükümetlerin halklarını desteklemesine ve yatırım yapmasına yardımcı olmak için kaynakları kullanılabilir hale getirmeli. Borç temerrüdüyle karşı karşıya kalan gelişmekte olan ülkelerin, ekonomilerini ve insanlarını ayakta tutmasının sağlanması için mutlaka borçları ertelenmelidir. Finans kurumları, kaynakları en çok ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırmak için gereken esnekliği sağlamalı. Bugünkü tartışmalar, küresel gıda piyasalarını istikrara kavuşturmak ve emtia fiyatlarındaki oynaklıkla mücadele etmek için somut adımlar atmada bir fırsattır. Birlik içinde ve çok taraflı bir yanıt için siyaset dünyası ve özel sektörün güçlü liderliğine ihtiyacımız var. 21. yüzyılda kitlesel açlığı ve açlığı kabul edemeyiz” dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, önceki gün yaptığı açıklamada, ülkesinin Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra tedarik zinciri kısıtlamaları ve yüksek enflasyon nedeniyle şiddetlenen gıda krizini çözmek için BM’ye 250 milyon Kanada doları (193 milyon dolar) vereceğini söyledi.

Paylaşın

BM Genel Sekreteri Guterres: Suriye Halkından Vazgeçemeyiz

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye’deki insani durumla ilgili düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında, Suriye’nin kuzeybatısındaki milyonlarca insana Türkiye üzerinden gönderilen yardımların önemine vurgu yaptı.

Bu bölgedeki insanlara yardım ulaştırılmasını sağlayan BM programının bir yıl daha uzatılması için Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunan Guterres, “Suriye halkından vazgeçemeyiz” ifadesini kullandı.

Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki kuzeybatı bölgesine Türkiye sınırındaki Babül Hava Sınır Kapısı üzerinden yardım gönderilmesine imkân tanıyan BM programı 10 Temmuz’da sona eriyor.

Esad rejiminin müttefiki Rusya, söz konusu yardım programının Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini savunuyor. Moskova bu gerekçeyle yardımların Suriye içinden gönderilmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak muhalifler bu durumda gıda ve diğer insani yardımların hükümet kontrolüne geçmesinden endişe ediyor.

“Ahlaki bir zorunluluk”

BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan Guterres, “Sınır ötesi operasyonlara izin verilmesi konusundaki konsensüsü sürdürmeleri için konsey üyelerine güçlü bir şekilde çağrıda bulunuyorum” dedi. BM Genel Sekreteri, “bölgede yardıma ve korumaya ihtiyaç duyan 4,1 milyon insanın çektiği ızdırap ve savunmasızlığı dikkate almanın ahlaki bir zorunluluk olduğunu” sözlerine ekledi.

Guterres, Suriye’nin kuzeybatısındaki ihtiyaç sahiplerinin yüzde 80’inin kadın ve çocuk olduğunu belirtti.

Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu ise toplantıda yaptığı konuşmada, “İnsan hayatına ve BM Antlaşması’na saygı gösteren biri böyle hayati bir sistemi aksatmaya nasıl vesile olabilir?” ifadesini kullandı.

Ayda 800 kamyon yardım

Guterres’in bir yıl daha uzatılmasını talep ettiği BM operasyonlarında Türkiye’den Suriye’ye ayda yaklaşık 800 kamyon yardım ulaştırılıyor. Yardım programının uzatılması için BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’den hiçbirinin veto etmemesi koşuluyla en az dokuz üyenin onayı gerekiyor.

BM Güvenlik Konseyi 2014 yılında Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelere Irak ve Ürdün’ün yanı sıra Türkiye’deki iki sınır kapısından insani yardım geçisine izin vermişti. Ancak daha sonra Rusya ve Çin’in itirazları üzerine geçiş noktaları Türkiye’deki Babül Hava Sınır Kapısı’yla sınırlandırıldı.

Paylaşın

Karadeniz’deki Mayınlar Tahıl Ticaretini Engelliyor

Birleşmiş Milletler (BM) Ukrayna’dan tahıl tedariği yolunu açarak küresel gıda krizi kaygılarını gidermeye çalışırken, Karadeniz’e yerleştirilen yüzlerce mayın, herhangi bir anlaşmaya varılmasından sonra bile çözümü aylar sürecek bir kabus anlamına geliyor.

Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’nın kıyılarının bulunduğu Karadeniz, tahıl, petrol ve petrol ürünleri nakliyatında kritik öneme sahip.

Ukrayna hükümeti yetkilileri, Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı işgal öncesinde dünyanın dördüncü büyük tahıl ihracatçısı olan Ukrayna’nın elinde bulunan 20 milyon ton tahılın ihraç edilemediğini bildiriyor.

Ukrayna ve Batılı liderler, Moskova’yı, Ukrayna limanlarını işlevsiz hale getirmek ve bunun sonucunda gıda ürünlerini bir silah olarak kullanmakla suçluyor. Rusya ise tahıl ihracatının akışının yeniden sağlanması için Batılı ülkelerin yaptırımları kaldırmasını talep ediyor.

Ancak herhangi bir anlaşmaya varılsa ve Ukrayna limanları yeniden açılsa da Ukrayna ve Rusya’nın denize yerleştirdiği mayınlar, denizcilik yetkililerine göre aylar boyunca gemi nakliyeciliğini sekteye uğratmaya devam edecek.

Tahıl ürünlerinin denizlerden geçişini sağlamak için çaba gösteren kurumlardan biri olan BM’ye bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden bir sözcü, “Deniz mayınları liman girişlerine döşendi ve bazı çıkışlar batırılmış mavna ve vinçlerle bloke edildi. Limanlardaki deniz mayınlarının tamamını temizlemek birkaç ay sürer” dedi.

Gıda fiyatları

Uluslararası Tahıl Konseyi, küresel tahıl üretiminin 2022-2023 sezonunda talebin gerisinde kalacağını tahmin ediyor.

Ukrayna tahılına erişimin kesilmesi, mevcut arzı daha da daraltacak ve küresel açlığın daha önce hiç olmadığı seviyelere tırmanmasıyla ekmek, makarna gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarını arttıracak, gıda enflasyonunu körükleyecek.

Batılı deniz taşımacılığı yetkilileri, Ukrayna’da limanların civarına ne tür mayınlar döşendiğinin netlik kazanmadığını söyledi.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Mart ayında Reuters haber ajansına, Rusya’nın döşediği 372 deniz mayınının “R-421-75” tipi olduğunu, bunların Ukrayna donanmasında kayıtlı olmadığını ve Ukrayna donanması tarafından kullanılmadığını bildirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Mart’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın Odesa, Oçakov, Çoromonsk, Yujni limanlarının girişine 400 mayın döşediğini bildirmişti.

Rus istihbarat dairesi FSB de yine Mart’ta, Ukrayna’nın limanları yakınında bağlı oldukları kablolardan kopan mayınların Karadeniz’e sürüklendiğini kaydetmiş, Ukrayna ise FSB’nin uyarısının yanlış olduğunu, denize sürüklenen mayınlar hakkında bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, bazı mayınları Ukrayna’nın döşediğini söyledi ve ”BM anlaşmasının 51’inci maddesiyle garanti altına alınan meşru müdafaa hakkımız kapsamında denize mayın döşedik” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı 26 Mayıs’ta Mariupol limanının mayınlardan temizlendiğini bildirdi ve yabancı hükümetleri, “Mariupol’daki gemi sahiplerine gemilerini daimi olarak demirledikleri yerlere çekmeye teşvik etmeye” çağırdı.

Ukrayna’daki limanlarda 84 yabancı gemi mahsur kalmış bulunuyor. Bu gemilerinin birçoğu tahıl taşıyor.

Mayın tehlikesi uyarı işaretleri bulunan Odesa’daki plajlarsa kapalı. Bazı mayınlar Türkiye ve Romanya’ya kadar ulaştı.

Deniz taşımacılığı kanallarını açmak için çalışan bir başka örgüt olan Uluslararası Nakliyecilik Odası’nın Genel Sekreteri Guy Platten, “Şu anda gemilerin limanlara giriş ve çıkış yapmaları güvenli değil. Mayınlar temizlenene kadar durum değişmeyecek” dedi.

Ukrayna kıyıları yakınlarında şimdiye kadar yedi gemi mayına çarptı, bunlardan ikisi battı. İki denizciyse yaşamını yitirdi. Londra’daki sigorta şirketleriyse tüm bölgeyi yüksek risk kategorisine aldı.

Mayın temizleme

Ukrayna kıyılarındaki mayınları temizlemek için başlatılacak girişim, 1980’li yıllarda İran-Irak savaşından bu yana mayın temizleme konusunda atılacak en büyük adım olacak.

İngiltere Kraliyet Donanması’ndan emekli Gerry Northwood, döşenen mayın türleri ve bunların nereye döşendiği konusundaki istihbarata daha işin en başında ihtiyaç olduğunu söyledi.

Denizcilik güvenliği firması MAST’ta danışmanlık yapan Northwood, “Mayın temizleyicilerin mayınların yerini tespit etmesi ve imha işlemi için uzaktan kumandalı sualtı araçlarına ihtiyacı olacak” dedi.

İngiliz Kraliyet Donanması’ndan emekli Koramiral Duncan Potts, Karadeniz genellikle gel-gitin ve da güçlü akıntıların çok olmadığı bir deniz olsa da yüzeydeki mayınların zaman içinde uzak mesafeler kat edebileceğini söyledi.

Batılı hükümetlere danışmanlık yapan Potts, “Deniz yüzeyinde bir yere bağlı olmadan serbest dolaşan mayınlar, düşmanınıza olduğu kadar size de yönelik bir tehdittir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, üst düzey BM yetkililerinin son 10 gündür tahıl ürünlerinin güvenli geçişini sağlamak amacıyla Ankara, Brüksel, Kiev, Moskova ve Washington’da temaslarda bulunduğunu söyledi.

Bir Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, mayın temizliği için birliğin yapabilecekleri hakkında konuşmanın tamamen varsayıma dayalı olduğunu, döşediği mayınları Rusya’nın temizlemeye başlaması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan yetkili, “Bu sağlanana kadar deniz koridorları olmayacak. Ukrayna’ya savunmadan vazgeçmeleri için baskı yapmayacağız. Varılacak her türlü anlaşma Ukrayna tarafından kabul edilebilir olarak tanımlanmalı” dedi.

Denizcilik kaynakları, hangi ülkelerin donanmalarının mayın temizliğine katılacağına ilişkin bir anlaşma gerekeceğini, Rusya’nın çabalarına duyulan güvensizlik nedeniyle ticari firmalar ve sigorta şirketleri için bu anlaşmanın kabul edilebilir olmasının şart olduğunu bildirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de 14,8 Milyon Kişi Yeterli Beslenemiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın (WFP) gerçek zamanlı veri paylaştığı “Açlık Haritası”na göre, bugün (6 Haziran) itibariyle 92 ülkede toplam 866 milyon kişi yeterli gıda tüketmiyor.

WFP verileri, 36 ülkede 333 milyon kişinin halihazırda yetersiz beslendiğini, 56 ülkede 533 milyon kişinin ise yetersiz beslendiğinin tahmin edildiğini gösteriyor. Buna göre, toplam nüfusa oranla yetersiz gıda tüketimi oranın en yüksek olduğu 10 ülke şu şekilde:

  • Afganistan (40,4 milyonluk nüfusun 37,4 milyonu)
  • Somali (12,3 milyonluk nüfusun 11,3 milyonu)
  • Nijer (22,4 milyonluk nüfusun 16,4 milyonu)
  • Mali (19,1 milyonluk nüfusun 11,5 milyonu)
  • Güney Sudan (11 milyonluk nüfusun 6,3 milyonu)
  • Moritanya (4,4 milyonluk nüfusun 2,5 milyonu)
  • Timor-Leste (1,3 milyonun 700 bini)
  • Burkina Faso (19,8 milyonun 10,9 milyonu)
  • Suriye (18 milyonun 9,3 milyonu)
  • Yemen (15,1 milyonun 15,1 milyonu)
  • Kongo (105,9 milyonun 48,8 milyonu)
  • Lesotho (2,1 milyonun 1 milyonu)

Türkiye verileri ne söylüyor?

WFP’nin Türkiye ile ilgili verilerine göre, 82,3 milyon nüfuslu ülkenin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor.

Bu, üç ay öncesi ile karşılaştırıldığında 410 bin kişinin daha yetersiz beslenme yaşadığını, bir ay öncesi ile karşılaştırıldığında ise 50 bin kişinin yeterli gıda tüketememeye başladığı anlamına geliyor.

Aynı veriler, 5 yaş altı çocukların yüzde 1,7’sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6’sının ise kronik yetersiz beslenme yaşadığını ortaya koyuyor. Yetersiz beslenme oranının en yüksek olduğu il ilse yüzde 20,25 ile Şırnak.

Paylaşın