Çin’den Birleşmiş Milletler’in Sincan Raporuna Tepki

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (BMİHYK) Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki hak ihlallerine işaret eden raporuna dair açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Cao Licien, Pekin’deki günlük basın toplantısında, “raporun ABD ve bazı Batılı güçlerce planlandığını ve üretildiğini” söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, Licien, “BMİHYK’nın Çin karşıtı güçlerin siyasi planlarına göre değerlendirme yaptığını” ileri sürdü. Raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını savunan Cao, “Bu, ABD ve bazı Batılı güçlerin Çin’i stratejik olarak çevrelemek üzere Sincan’ı siyasi araç olarak kullanma amacına hizmet eden bir dezenformasyon yığınıdır” dedi.

Cao, raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını öne sürerek, “BMİHYK, bir kez daha, ABD ve bazı Batılı güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kendi hizasına sokma çabasının suç ortağı olmuştur” diye konuştu.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin açıkladığı raporun içeriğini değerlendireceğini, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerini bir kez daha kınadığını bildirdi.

AB Komisyonu sözcülerinden Nabila Massrali, dünkü günlük basın toplantısında, AB’nin, BM Ofisinin söz konusu insan haklarının ihlaliyle ilgili endişelerini yayınlanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi:

“Şu anda raporun içeriğini değerlendiriyoruz ve zamanı geldiğinde tepkimizi yayınlayacağız. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi AB, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki insan hakları ihlallerini, özellikle Uygurlara ve ulusal, dini ve etnik azınlıklara yönelik zulmü şiddetle kınamaktadır.”

Massrali, AB’nin Sincan sorununu Çinli yetkililerle yıllardır görüştüğünü, bu yılın başlarındaki AB-Çin zirvesi ve en yüksek düzeydeki ikili görüşmeler de dahil olmak üzere belirli forumlarda gündeme getirdiğini vurguladı.

Raporda ne var?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), uzun süredir beklenen Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu önceki gün yayınladı.

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri işlendiği” ve bu ihlallerin “insanlık suçu teşkil edebileceği” değerlendirmesine yer verildi.

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu. Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki görmüştü.

48 sayfalık rapor için Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldı. Konuşulan isimlerden 26’sı, 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığını anlattı.

Raporda, “Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır” dendi.

Bölgedeki yeniden eğitim kamplarında tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtilen raporda, Komiserliğin eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceği fakat “yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğu” kaydedildi.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği belirtilen rapora göre, “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Paylaşın

BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Gıda Krizi Sürerken Tahıl Şirketleri Rekor Gelir Elde Etti

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve kuraklık yüzünden dünyanın dört bir yanında gıda krizi yaşanırken, önde gelen tahıl şirketlerinin gelirlerini katlayarak artırması “vurgun ve spekülasyon” tartışmalarına yol açıyor.

Dünyanın dört bir yanında fakir ülkelerde gıda güvenliği konusunda riskler her geçen gün artarken, gelirlerini katlayan önde gelen tahıl şirketlerine olağanüstü vergiler dayatılması da tartışılan öneriler arasında.

İngiliz The Guardian gazetesinin araştırmasına göre, dünya tahıl piyasasını yıllardır kontrol eden 4 büyük şirket, gelirlerinde son dönemde rekor artış sağladı.

En az 2024 yılına kadar talebin arzı geçmesini öngören bu şirketler, önümüzdeki iki yıl içinde daha da yüksek satışlara ve gelirler elde etmeyi planlıyor.

BM’nin Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), bu yıl içinde gıda fiyatlarında yüzde 20 artış öngörürken, Dünya Gıda Programına göre dünyada 345 milyon kişi gıda güvenliğinden yoksun yaşıyor.

Dünya Gıda Programı, Covid-19 salgını öncesi bu rakamı 135 milyon kişi olarak açıklamıştı.

Uluslararası Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uzmanlar Paneli Eş-Başkanı ve aynı zamanda BM yoksullukla mücadele özel raportörü olan Olivier De Schutter, küresel tahıl şirketlerine yönelik sert eleştirilerini şu şekilde dile getirdi: “Açlığın bu kadar arttığı bir dönemde küresel emtia devlerinin rekor karlar elde etmesi açıkça adaletsiz bir durum. Bu gıda sistemlerimizin korkunç bir suçu. Daha da kötüsü, bu şirketler ilk etapta açlık krizini önlemek için daha fazlasını yapabilirdi.”

Küresel tahıl piyasasını kim elinde tutuyor?

The Archer-Daniels, Midland Company, Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus isimli şirketler küresel tahıl ticaretinin yüzde 70 ila 90’ını kontrol ediyor.

Bu şirketleri suçlamayı sürdüren De Schutter, “Küresel tahıl piyasaları, enerji piyasalarından bile daha yoğun ve daha az şeffaf. Bu nedenle sektörde büyük bir vurgunculuk riski bulunuyor.” ifadesini kullandı.

Bu yılki gıda fiyatlarındaki artışın, küresel tahıl rezervlerinin bol olduğu tahmin edilmesine rağmen gerçekleştiğini, ancak şirketlerin ne kadar tahıl bulundurduklarını göstermek için yeterli şeffaflık olmadığını, bu şirketleri zamanında stoklarını boşaltmaya zorlamanın hiçbir yolu bulunmadığına dikkat çeken De Schutter, “Tahıl devlerinin ne yaptığına bakmalıyız. Krizi önlemek için ne yaptıklarını ve şimdi ne yapabilecekleri konusunda onları sorgulamalıyız.” dedi.

Küresel tahıl şirketleri krizde ne kazandı?

Cargill, 31 Mayıs’ta sona eren yıl için gelirlerinde yüzde 23 artırarak, 165 milyar dolara çıkardı. Archer-Daniels-Midland şirketi, yılın ikinci çeyreğinde tarihinin en yüksek karına ulaştı. Sales, Bunge şirketi, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın ikinci çeyreğine oranla gelirlerini yüzde 17 artırdı. Louis Dreyfus ise 2021 yılında bir önceki yıla oranla karını yüzde 80 artırdığını açıkladı.

Derecelendirme kuruluşu Moody’s şirketinde analizci olarak çalışan John Rogers, arz kısıtlamalarının ve talebin yeniden canlanmasının gıda fiyatlarını artırmasının ve daha yüksek karlara yol açmasının şaşırtıcı olmadığını belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Aşırı büyüklükteki karlar için bu şirketlerin gizlice anlaştıklarını düşünmüyorum. Çok daha fazla şirket küresel tahıl pazarlarından artan oranda bir pay alıyor. Ben bu şirketlerin ahlaksız davrandıkları inancında değilim. Onlar kasıtlı olarak fiyatları artırmıyor.”

Tahıl şirketlerinin karlarının genel olarak arttığını, ancak marjlarının yüzde olarak belirgin bir şekilde artmadığını kaydeden Rogers, “Bu nispeten verimli bir pazar, bu insanların fiyatları artırabileceğini düşünmüyorum.” dedi.

Bununla birlikte yayınlanmamış Sivil Toplum Kuruluşu (STK) raporlarına atıfta bulunan The Guardian, bu şirketlerin kar marjlarını da artırdığını yazdı.

Bu raporlara göre, Archers,Daniels, Midland şirketleri yılın ilk çeyreğinde kar marjlarını, geçen yılın ilik çeyreğine oranla yüzde 3,36’dan yüzde 4,46’ya çıkardı. Cargill ise kar marjını yüzde 2,5’tan yüzde 3,2’ye yükseltti.

Tahıl şirketlerine küresel vergi uygulanmalı mı?

Uluslararası hayır kuruluşu Bond’un politika müdürü Sandra Martinsone, fakirlere daha iyi yardım edebilmek ve gıda pazarındaki dengesizliği giderebilmek için küresel tahıl şirketlerine vergi konulmasını gerektiğini bildirdi.

Sandra Martinsone, ”Büyük tarımsal gıda şirketleri, emtia ticaretinde, azalan arz ve artan talepten açıkça yararlanıyor. Arz, talepten önemli ölçüde düşük olduğunda, fiyat artışı için alan imkan sağlıyor. Buğday ve diğer emtialar borsalarda işlem gördüğü ve bu nedenle fiyatlar dalgalandığından spekülatif borsalarda bu durum daha da kötüleşiyor.” diyerek endişelerini dile getirdi.

Uluslararası hayır kuruluşu Oxfam; yine tahıl şirketlerine kazandıkları yüksek karlar yüzünden vergi kesilmesini isteyen kurumlar arasında yer alıyor.

Oxfam danışmanı Alex Maitland, “Spekülasyonun gıda fiyatlarındaki artışlarda bir itici güç olabileceğine dair endişeler var. Bence açlığa ve açlığa neden olan her şey ahlak dışı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Aşırı kazanç elde ettiği düşünülen şirketlere vergi koyulmasını destekleyen İngiltere’deki Yeşil Parti temsilcisi Natalie Bennett, “Kısa vadeli bir önlem olarak, gıda tekelini elinde bulunduranlara bu vergiyi koymak için ortada güçlü gerekçeler var.” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı: En Az 972 Çocuk Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell, 24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşta hayatını kaybeden çocuklara ilişkin bir açıklama yaptı.

Russell, dün (22 Ağustos) yayınlanan yazılı açıklamasında, yaklaşık 6 aydır devam eden savaşta bine yakın çocuğun öldürüldüğünü ya da yaralandığını kaydetti. Russell, “barışa olan acil ihtiyacı” vurguladı.

“Tüm savaşlarda olduğu gibi, yetişkinlerin pervasız kararları bir kez daha çocukları büyük bir riske atıyor” diyen Russell, “Çocukların zarar görmesi ile sonuçlanmayan bu türde hiçbir silahlı operasyon yoktur” dedi.

Savaşın başından bu yana hayatını kaybeden çocuklar ile ilgili verilere de değinen UNICEF İcra Direktörü, bu süreçte en az 972 çocuğun öldürüldüğü ya da yaralandığını kaydetti. Bu, günde beşten fazla çocuğun savaş kaynaklı şiddet sebebiyle ölmesi ya da yaralanması demek.

Öte yandan, Russell’ın da altını çizdiği üzere, gerçek sayısının doğrulanmış bu sayıdan “çok daha yüksek olduğuna inanılıyor.”

“Her 10 okuldan biri zarar gördü”

Russell ayrıca hayatını kaybeden veya yaralanan çocukların çoğunun patlayıcı silah kullanımı sebebiyle zarar gördüğünü kaydetti.

UNICEF, bunların yanı sıra Ukrayna’daki hemen her çocuğun “derinden acı verici olaylara maruz kaldığını” belirtti:

“Şiddetten kaçanlar, ailelerinin dağılması, istismar, cinsel sömürü, diğer saldırılar ve insan kaçakçılığı riski ile karşı karşıya.”

Ukrayna’da tırmanan şiddet ve çatışmaların eğitim sistemine de büyük zarar verdiğini kaydeden UNICEF, ülkedeki her 10 okuldan birinin zarar gördüğünü veya tamamen yok olduğunu açıkladı: “Okullar çatışmanın taraflarınca hedef alındı ve kullanıldı; bu da ailelerin çocuklarını okula göderme konusunda güvende hissetmedikleri anlamına geliyor.”

6 ayda 5 binin üzerinde sivil ölümü

Öte yandan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) verilerine göre, 21 Ağustos itibariyle Rusya-Ukrayna savaşında 5 bin 587 sivil hayatını kaybetti, 7 bin 890 sivil yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Rusya, Zaporijya Nükleer Santrali’nin Denetlenmesine İzin Verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine Zaporijya nükleer santralini ziyaret etme ve denetleme izni verileceğini açıkladı. Kremlin açıklamayı, Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki telefon görüşmesinin ardından yaptı.

Bu haber, tesisin yakınında çatışmaların devam ettiği ve Rus bombardımanı sonucu dört sivilin yaralandığı iddialarının ardından geldi.

Öte yandan, ABD Cuma günü Ukrayna’ya daha fazla silah ve mühimmat gönderme sözü verdi.

Fransız ve Rus liderler arasındaki telefon görüşmesinin ardından yapılan açıklamada Kremlin, Putin’in BM denetçilerine Zaporijya nükleer santraline erişmek için “gerekli yardımı” sağlamayı kabul ettiğini kaydetti.

Tesis, Mart ayının başından beri Rus işgali altında bulunuyor, ancak tesisi Ukraynalı teknisyenler Rus yönetimi altında işletiyor.

Kremlin’in açıklamasında, “her iki liderin de” sahadaki durumun değerlendirilmesi için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) uzmanlarının tesise gönderilmesinin önemini vurguladığı belirtildi.

BM’ye bağlı IAEA direktörü, Putin’in açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve santrali bizzat ziyaret etmeyi istediğini söyledi.

Rafael Grossi, “Bu son derece değişken ve kırılgan durumda, dünyanın en büyük nükleer santrallerinden birinin güvenliğini daha fazla tehlikeye atabilecek yeni bir adım atılmaması hayati önem taşımaktadır” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, günlük konuşmasında teftiş olasılığını memnuniyetle karşıladı, ancak detayların üzerinde hâlâ çalışıldığını söyledi.

Zelenskiy, “Rusya’nın radyasyonla şantajı devam ederse çeşitli Avrupa ülkelerinin tarihine bu yaz, tüm zamanların en trajik yazlarından biri olarak geçebilir” dedi.

Kiev, Rusya’nın tesisi bir askeri üsse dönüştürdüğünü ve tesise askeri teçhizat, silah ve tesisi Dinyeper Nehri kıyısındaki kasabalara saldırmak için kalkan olarak kullanan yaklaşık 500 asker yerleştirdiğini savunuyor.

Son haftalarda, Kiev ve Moskova saldırılardan birbirlerini sorumlu tutarken, tesisin etrafındaki alan ağır topçu ateşi altında kaldı.

Ukraynalı yetkililer, Rusya’nın santrali çevreleyen alana yönelik bombardımanının Cuma günü de devam ettiğini iddia etti ve Moskova güçlerini tesisle arasından nehir geçen Marhanets kentinde dört sivili yaralamakla suçladı.

Bölge valisi Valentin Rezniçenko Telegram’daki açıklamasında, bölgede beş evin de hasar gördüğünü iddia etti.

Rusya: Ukrayna tesiste küçük bir kazaya yol açmak istiyor

Denetçilere erişim izni verme konusunda bir miktar isteklilik göstermelerine rağmen, Rus yetkililer siteyi askerden arındırma yönündeki uluslararası talepleri açıkça reddetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın basın bürosu müdür yardımcısı Ivan Neçayev Cuma günü yaptığı açıklamada, böyle bir adımın tesisi “daha da savunmasız” bırakacağını savundu.

Bu arada Rusya, Ukrayna’nın Zaporijya nükleer santraline yönelik “provokasyonlarını” detaylandıran bir mektubu BM Güvenlik Konseyi’ne sundu.

Moskova Ukraynalıların, Rusya’yı “nükleer terörizm” ile suçlayabilmek için, radyasyon sızıntısını da içeren “küçük bir kaza” olacağına inandıkları bir duruma yol açmak istediklerini iddia etti.

Mektup, Rus birliklerinin bölgede silah depoladığı iddiasını yalanladı, Ukraynalıların tesisi bombaladığı iddiasını yineledi.

ABD’den Ukrayna’ya ek yardım

Öte yandan Washington, Ukrayna için yeni bir 775 milyon dolarlık savunma ekipmanı paketi açıkladı.

Finansman, Himars roketatar sistemi, topçu mühimmatı, insansız hava araçları ve tanksavar füzeleri için harcanacak.

Reuters’ın haberine göre üst düzey bir ABD savunma yetkilisi, pakette ilk kez mayına dayanıklı araçların da bulunacağını aktardı.

Ukrayna Rus işgaline karşı savaşında büyük ölçüde Batılı müttefiklerinden silah tedarikine ihtiyaç duyuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Batı’nın Ukrayna’yı İşgal Eden Rusya’ya Karşı Eylemleri Zayıflıyor Mu?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden 4 ay sonra, Afrika, Orta Doğu, Güney Amerika ve Asya ülkelerinden onlarca Birleşmiş Milletler büyükelçisi haziran ayında Rusya’nın Bağımsızlık Günü’nü kutlamak için Rusya’nın New York’taki BM ofisinde verilen resepsiyona katıldı. 

Bu ülkelerin büyükelçileri, Batılı diplomatların Rusya’yı uluslararası alanda yalnız bırakmak için gösterdiği çaba karşısında zorluklar yaşıyor.

Bazı ülkeler, BM’nin 6 aydır dünyanın ana gündem maddesi olan Ukrayna’daki savaşı bitirmek için yetersiz kaldığını düşünürken Batılı diplomatlar Rusya’yı daha fazla hedef alabilecek eylemlerin sınırlı olduğunu kabul ediyor.

“Rusya’ya karşı durmak akıllıca mı?”

Reuters için değerlendirme yapan Uluslararası Kriz Grubu BM Direktörü Richard Gowan, “Savaş uzadıkça Rusya’yı cezalandırmanın anlamlı yollarını bulmak daha da zorlaştı” şeklinde konuşuyor.

Diplomatlar, BM içerisinde çekimser oyların artmasıyla Rusya’ya karşı yetersiz destek bulmaktan korkan Batılı ülkeler bazı önlemleri oylamaya dahi sunmuyor.

Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın Cenevre Ofisi Direktörü Olaf Wientzek, “Ülkeler ‘Rusya’ya karşı duranlar arasında olmak gerçekten akıllıca mı?’ diye soruyor” değerlendirmesini yapıyor.

Rusya’nın BM Cenevre ofisi, “Batılı ülkelerin hepsi küresel bir güç olan Rusya’yı izole etmenin imkansız olduğunu çok iyi biliyor” diyor.

Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olarak kendisine karşı yaptırımları veto etme gücüne sahip.

BM Genel Kurulu nisan ayında Rusya’nın İnsan Hakları Konseyi’nden çıkarılmasına yönelik oylama yaptı. Rusya bu oylama öncesinde “evet” oyu kullananların ya da çekimser kalanların bu davranışının “düşmanca” görüleceğini söyleyerek Rusya ile ilişkileri açısından sonuçları olacağı uyarısında bulundu. Yine de oylama sonucunda 93 “evet” oyuyla İnsan Hakları Konseyinden çıkarıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Rusya’nın gıda krizinden Batı’nın yaptırımlarını sorumlu tuttuğu “yanlış anlatıların” karşılık bulduğunu ancak bunun Rusya’ya karşı desteği artırmadığını belirtiyor.

Kırmızı çizgi nükleer silahların kullanılması olabilir

Rus işgalinin başladığı 24 Şubat haftasında BM Genel Kurul üyelerinin dörtte üçü Rusya’yı kınama ve birliklerini çekmesini talep etme yönünde oy kullandı. İşgalin 3. haftasındaysa Rusya ezici bir çoğunlukla “korkunç” bir insani durum yaratmakla suçlandı.

Asyalı bir diplomat mart ayında yapılan eylemlerin en üst nokta olduğunu ve bundan sonra Batı kanadına desteğin azalacağına inanıyor ve ekliyor: “Kırmızı çizgi aşılmadığı sürece daha fazla eylem için istek olmayacaktır”.

Bazı diplomatlara göre bu kırmızı çizgiler kimyasal ya da nükleer bir saldırı, sivil ölümlerinin büyük boyutlara ulaşması veya Ukrayna’nın ilhakı olabilir.

Afrikalı bir diplomat, “Bizi en çok şaşırtan Batı’nın Ukrayna’ya silah sağlayarak ve çatışmayı bitirmek için  gerçek barışçıl görüşmeler yapmayarak böyle bir çatışmayı süresiz olarak devam ettirmeyi teşvik ettiği fikri” şeklinde konuşuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Zaho’daki Saldırıya Kınama

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcülüğü ofisinin BM’nin internet sayfasında yer alan açıklamasında, “Genel Sekreter, dün Irak Kürdistan Bölgesi’nin Duhok Valiliğinin Zaho ilçesinde 8 sivilin öldüğü ve 23 kişinin de yaralandığı ölümcül topçu ateşini kınadı” ifadesi yer aldı.

Haber Merkezi / Yazılı açıklamanın devamında, şunlar kaydedildi: Genel Sekreter, saldırıyı çevreleyen koşulları belirlemek ve hesap verebilirliği sağlamak için olayla ilgili hızlı ve kapsamlı bir soruşturma yapılması çağrısında bulunuyor. Guterres’in, saldırıda hayatını kaybeden kurbanların ailelerine “en derin taziyelerini” ilettiği ve yaralılara acil şifalar dilediği belirtildi.

Avrupa Birliği

Öte yandan saldırıyı kınayan bir açıklamada Avrupa Birliği’nden (AB) geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ofisinden yapılan açıklamada, sivillerin hedef alınmasının, uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilerek, olayın soruşturulması çağrısında bulunuldu. Açıklamada ayrıca AB’nin, Irak halkıyla dayanışma içinde olduğu belirtildi.

Arap Birliği

Arap Birliği’de saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı. 22 devletin üye olduğu Arap Birliği’nin saldırıyı kınayan açıklamasında saldırıdan Türkiye sorumlu tutuldu. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, sözcüsü Cemal Rüşdi aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Arap Birliği, Türk saldırılarını reddetmek ve kınamak konusunda Irak’ı destekliyor ve Arap ülkelerinin herhangi birinin egemenliğinin ihlal edilmesini kınıyor” dedi.

Arap Birliği açıklamasında ayrıca, “Ankara’nın bölge ülkeleriyle ilişkilerini yeniden hesaplaması, iyi komşuluk ilkesini koruması ve herhangi bir bahaneyle Arap ülkelerinin topraklarında askeri operasyon düzenlemekten geri durması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Irak Dışişleri Bakanlığı Zaho’da sivillerin öldüğü saldırı sonrasında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Ali Rıza Güney’i çağırarak nota verdi.

Irak Dışişleri Bakanlığı notanın “Kışkırtıcı eylem ve ihlallerin durdurulması” çağrısını içerdiğini açıkladı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Güney’e Irak’ın bu tür bombardımanlara karşı artık sessiz kalmayacağını söylediklerini bildirdi.

Bakanlık, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı göstermeye çağırdı. Türkiye’nin Irak topraklarından çekilmesini istediklerini bildiren Bakanlık “Bu suça karşı her türlü tedbiri almaya hakkımız var” dedi.

Bakanlık açıklamasında, “Bakanlığımız, Türk büyükelçisine Irak’ın Türk kuvvetleri tarafından işlenen bu menfur saldırıyı kınadığı bir protesto notası vermiştir. Bu saldırı Irak’ın egemenliğine, topraklarının bütünlüğüne yapılan kışkırtıcı bir saldırıdır. Buna sessiz kalınması mümkün değildir. Dışişleri Bakanlığı olarak, Irak’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşların güvenliğini kapsayan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğumuzu vurguluyoruz.” dedi.

Paylaşın

İnsanlık İklim Krizi Nedeniyle ‘Toplu İntiharla’ Karşı Karşıya

Son günlerde Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası ve orman yangınları sürüyor. Sıcaklıklar Portekiz’de 47 dereceyi bulurken, İspanya’da 40 dereceyi aştı. Fransa’da süren orman yangınlarıyla 1700 itfaiyeci mücadele ediyor.

Bugün Berlin’de başlayan ve iki gün sürecek Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı’na katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Dünyanın yarısı sel, kuraklık, aşırı fırtınalar ve orman yangınlarının yaşanabileceği tehlike bölgelerinde bulunuyor. Hiçbir ülkenin bağışıklığı yok ama buna rağmen fosil yakıt bağımlılığımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre konferansa katılan 40’dan fazla çevre ve iklim değişikliği bakanına hitap eden Guterres, “Ya toplu olarak harekete geçeceğiz ya da toplu olarak intihar edeceğiz. Bu bizim elimizde” diye konuştu.

Kalkınma bakanlarına eleştiri

BM Genel Sekreteri konuşmasında, aralarında Dünya Bankası’nın da bulunduğu, yoksul ülkelere yardım amacıyla, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin fonladığı “çok taraflı kalkınma bankalarına” sert eleştiriler yöneltti.

Guterres, bankaların organizasyonunun iklim kriziyle başa çıkmak için gereken fonları sağlamak anlamında yetersiz olduğunu belirtti. Guterres “Çok taraflı kalkınma bankalarının hissedarları olarak kalkınmış ülkelerin, derhal yenilenebilir enerji ve yenilenibilir enerji miktarını artırmak için yapılan yatırımlardan sonuç talep etmesi gerek. Bu bankaların amaca uygun olmalarını talep etmeleri gerek. Eskimiş iş yapma şablonlarını ve politikalarını değiştirip, daha çok risk almalarını talep etmeleri lazım. Kalkınmakta olan ülkelere, ortaklarına güvenebileceklerini gösterelim” dedi.

COP27’ye hazırlık süreci

Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı, geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen ve iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin kararlaştırıldığı COP26’nın ardından ve Kasım’da Mısır’da yapılacak COP27 İklim Zirvesi’ne hazırlık olarak gerçekleştiriliyor.

İki günlük konferans için Berlin’de buluşan bakanlar, aşırı hava olaylarını, yükselen gıda va yakıt fiyatlarını ele alacak. Alman hükümeti tarafından 13 yıldır yapılan konferans, Cop27 öncesinde, başlıca ülkelerin bir uzlaşmaya varabilmesi için son fırsatlardan biri.

Cop27’de uzlaşma şansı, Covid-19 salgınından çıkış ve Ukrayna’nın işgaliyle gıda ve yakıt fiyatlarının hükümetleri enflasyon tehdidi ve geçim kriziyle karşı karşıya bıraktığı son aylarda çok azaldı.

COP26 İklim Değişikliği Konferansı’nda dünya liderleri küresel ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 derecede tutma konusunda uzlaşmıştı. Ancak uzmanlar bu hedefe yönelik verilen taahhütlerin hala yetersiz olduğunu söylüyor.

Tüm katılımcı ülkelerin bu yıl sera gazı salımlarını azaltmak ve “net sıfır emisyona” yönelik yol haritalarını çizecek planlarını açıklaması bekleniyordu.

Ancak Guardian’a konuşan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Bu yönde ülkelerden herhangi yeni bir plan göremiyoruz” dedi. Timmermans, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadeleden sorumlu en üst düzey yetkilisi.

Uzmanlar Kasım’da COP27’ye ev sahipliği yapacak Mısır’ın kendi planlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Son aylarda dünyanın birçok bölgesinde hava sıcaklıkları rekor kırıyor. Mart’ta Hindistan’da 122 yıllık hava sıcaklığı rekoru kırıldı. Aynı dönemde Antarktika bölgesindeki sıcaklık normalin 40 derece üstünde kaydedilirken Kuzey Kutbu’nda sıcaklık da ortalamanın 30 derece üstüne çıktı. İngiltere de bugün sıcaklığın gün içinde 41 dereceyi bulması bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Neden En Çok Buğday İthal Eden 3. Ülke?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Haziran ayında yayımladığı iki ayrı gıda görünümü raporunda Türkiye en çok buğday ithal eden ülkeler arasında sıralanıyor. Ancak aynı zamanda en çok buğday üreten ülkelerden biri.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin buğday ithalatı, ihracata yönelik üretimde hammadde olarak kullanılıyor. Bu nedenle iç piyasada kendine yeterliliği artırması gerekiyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl Haziran ayı başında yayımladığı BM Gıda Görünümü raporunu ay sonunda, FAO ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı Gıda Görünümü 2022-2031 raporu izledi.

BM Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. 2022’de Türkiye’deki buğday üretim miktarı 19 milyon ton olarak öngörülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye’de buğday üretiminin 2020’de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor.

BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’un sorularını yanıtlayan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Türkiye son 5 yılda FAO verilerine göre ortalama 19,7 milyon ton yıllık buğday üretimi ile dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkeleri (Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Ukrayna, Pakistan, Avustralya ve Arjantin ile birlikte) arasında. Türkiye bu üretim seviyesi ile dünya buğday ticaretinin de, ithalat ve ihracat bakımından, önemli aktörleri arasındadır” diyor.

Ancak Türkiye önemli üreticiler arasında olmakla beraber en çok buğday tüketen ülkelerden biri aynı zamanda.

Gıda Görünümü raporunda, Türkiye’nin buğday kullanımı 2021/22 döneminde 24,2 milyon ton olarak belirtiliyor. Bunun 2022/23’te 24,4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Türkiye bu konuda Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi ülkelerin ardından ilk sıralarda yer alıyor.

Fakat Türkiye’deki buğday üretimi ve iç tüketim neredeyse başa baş giderken nasıl oluyor da en çok buğday ihraç eden ülkeler arasında ilk 10’da ve en çok buğday ithal edenler arasında üçüncü sırada yer alıyor?

“Buğday ithalatı, buğdaya dayalı gıda endüstrisini karşılamaya yönelik”

Gıda Görünümü 2022-2031 raporuna göre, 2019-2021 yıllarının ortalamasında Türkiye 9,5 milyon ton ile Mısır ve Endonezya’nın ardından en çok buğday ithal eden üçüncü ülke oldu ve bu rakamın 2022/23’te de aynı kalması bekleniyor.

Aynı dönem buğday ihracatı ise 4 milyon ton olarak ölçülmüş ve önümüzdeki dönemde bu şekilde kalması öngörülüyor.

Selışık, Türkiye’nin iç piyasa tüketiminden çok buğdaya dayalı gıda endüstrisinde kullanmak için ithalat yaptığını, bu ürünleri de ihraç ettiğini belirtiyor.

Türkiye’nin “toplam buğday kullanım düzeyi, üretim düzeyinden fazla. Bunun temel nedeni Türkiye’nin buğdaya dayalı gıda endüstrilerindeki üretim potansiyeli ve avantajıdır” diyen Selışık şunları ekliyor:

“Buğday ithalatı, bu endüstrilerdeki buğdaya dayalı mamul madde ihracatını (un ve diğer unlu mamuller, makarna, bisküvi, bulgur gibi) karşılamaya yöneliktir. Örnegin, Türkiye un ihracatında dünyada ilk sırada, makarna ihracatında ise İtalya’nın ardından ikinci sırada bulunmaktadır.

“Türkiye’nin buğday ithalatı, dahilde işleme rejimi çerçevesinde (ithal edilen ham maddenin ihracat için işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi), iç tüketimden ziyade buğdaya dayalı gıda sanayi ürünlerinde çoğunlukla ihracat için üretim girdisi ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaktadır”.

Özellikle Covid-19 salgını nedeniyle küresel ölçekte dayanıklı kuru gıda ürünlerine olan yüksek talebin, buğday ve buğday ürünlerine olan tüketim talebini tetiklediğini; haliyle dünya buğday dış ticaretini artırdığını vurgulayan Selışık, “Bu konjonktürel sebebin yanı sıra, ülkedeki buğday ekim alanlarındaki daralma ve aşırı hava olaylarından kaynaklanan verim kayıpları da buğdayın ithalat miktarını etkilemektedir” diyor.

Buğday fiyatları küresel olarak arttı

FAO Fiyat Endeksi’ne göre küresel gıda fiyatları halihazırda savaş öncesine göre yükseldi.

Ukrayna’da devam eden savaş ve bölgedeki tahılın ülke dışına çıkarılması sorununun yanı sıra güçlü bir gıda ve hayvan yemi talebi, ana tedarikçilerde kötü hava koşullarının yaşanması, bazı büyük ihracatçıların politikalarındaki belirsizlikler, ihracatçı ülkelerdeki enerji ve gübre başta olmak üzere yüksek nakliye ve üretim maliyetleri ile COVID-19 nedeniyle tedarik zincirlerindeki kesintiler bu artışın başlıca sebepleri.

Buğday fiyatları da savaş başladığından beri rekor seviyede arttı.

BM Gıda Görünümü raporunda, Ukrayna ve Rusya’nın buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu başta olmak üzere dünyanın en önemli ekilebilir bitki üreticileri ve ihracatçıları arasında olduğu belirtiliyor.

Son beş sezonun ortalamasına göre Rusya ve Ukrayna’nın, dünya buğday üretiminin sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 3’ünü; küresel ihracatın sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10’unu oluşturduğu; Rusya’nın birinci ve Ukrayna’nın beşinci en büyük buğday ihracatçısı olduğu vurgulanıyor.

Savaşın başından bu yana Türkiye’nin buğday ithalatının neredeyse tamamının Rusya ve Ukrayna’dan yapıldığı (2021’de yüzde 70’e yakını Rusya olmak üzere toplam yüzde 87’si) tekrar tekrar vurgulanmış, savaş dolayısıyla buğday ve ürünlerinde fiyat artışı ya da kıtlık görülüp görülmeyeceği tartışılmıştı.

Tarım ve gıda sektörüne yönelik çalışan gazeteci İrfan Donat BBC Türkçe’ye, Türkiye’nin Haziran 2022’de Rusya’dan buğday tedarikiyle ilgili bir problem yaşamadığını, yine de savaşın yarattığı ek maliyetler olduğunu söylemişti. Bu nedenle Türkiye’nin iç piyasada kendine yeterliliği artırıp arz fazlasıyla ihraç edeceği hammaddeyi kendisinin imal etmesi için üretimini 24-26 tonlara çıkması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın