Birleşmiş Milletler: Suriye Toplumunun Yüzde 70’i Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Operasyonlar Direktörü Ghada Eltahir Mudawi, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 70’inin insani yardıma muhtaç olduğunu söyledi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Suriye’deki durumu iyice kötüleştirdiğine dikkati çeken Mudawi, 330 bin kişinin yerinden edildiğini ve binlerce insanın temel hizmetlerden yoksun olduğunu aktardı.

Mudawi, BMGK’nin sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatmasının önemine işaret ederek, “Bu milyonlarca insan için ölüm kalım meselesi. BM, uzatma için uygun koşulları oluşturmak için çalışmalarına devam ediyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’ye sınır ötesi yardımın sürmesi için BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresinin uzatılmasının önemli olduğunu bildirdi.

Pedersen, BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), Suriye’deki insani durumun ele alındığı oturumda, üye ülkeleri bilgilendirdi.

Son görüşmelerinde temel odak noktalarından birinin, Suriyeli mülteciler ve yerinden edinmiş kişilerin geri dönüşünün olduğuna dikkati çeken Pedersen, “Mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerinin sağlanması ilkesini desteklemeye devam ediyoruz.” dedi.

“Suriyeli mülteciler ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor”

Pedersen, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecilerle geçen hafta yaptığı anketin sonucuna değinerek, “Suriyeli mültecilerin çoğu bir gün ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor. Büyük bir kısım da önümüzdeki 5 yılda dönmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Mültecilerin ülkelerine dönmelerine engel teşkil eden 2 temel hususu, geçim kaynağı eksikliği ve güvenlik sorunu olarak sıraladıklarını aktaran Pedersen, güven ortamının tekrar inşa edilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

Pedersen, “BM Genel Sekreteri’nin BMGK’nin Suriye’ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini 12 ay daha uzatma çağrısını sizlere hatırlatmak istiyorum.” diyerek, bu mekanizmanın yardım ulaştırmak için önem taşıdığını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Dört Ülke İçin Kıtlık Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Sudan, Haiti, Burkina Faso ve Mali için gıda kıtlığı uyarısında bulundu. Afganistan, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de gıda güvenliği alarm veren ülkeler arasında.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Gıda Programı’nın (WFO) yayınladığı rapora göre, Sudan, Haiti, Burkina Faso ve Mali kıtlık riskiyle karşı karşıya.

Rapora göre, Afganistan, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de gıda güvenliği konusunda yüksek alarm veren ülkeler arasında. En yüksek alarm seviyesindeki ülkeler açlık riskiyle karşı karşıya.

Raporda, bu dokuz ülkenin dışında, 22 ülkede daha gıda güvenliğinin risk altında olduğu belirtildi.

FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, gıda güvensizliğinin nedenlerine uzun vadeli çözümler üretmek için tarımda acil eyleme geçilmesi gerektiğini söyledi. 

WFP Direktörü Cindy McCain ise, değişen iklim koşullarına ve kıtlığı önlemesine yardımcı olacak somut eylem eksikliğinin feci sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.

Raporda ayrıca, yoksul ülkelerde ekonomik krizlerin daha da kötüleşeceğine dair endişelerde gündeme getirildi.

FAO ve WFP, iç çatışmaların devam etmesi durumunda bir milyondan fazla insanın Sudan’dan kaçabileceği konusunda uyardı.

Sudan’da 2,5 milyondan fazla insanın, güvenlik nedeniyle kapatılan ikmal yolları yüzünden önümüzdeki aylarda şiddetli açlıkla karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Türkiye’de 2,5 Milyon Çocuğun Yardıma İhtiyacı Var

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin üzerinden 100 gün geçerken, UNICEF’ten çocuklara ve ailelerine sürekli yardım sağlanması çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Türkiye’yi ve Suriye’yi vuran depremlerde, Türkiye’de 2,5 milyon, Suriye’de ise 3,7 milyon çocuğun kesintisiz yardıma ihtiyacı olduğunu açıkladı.

UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell, “Depremlerin ardından her iki ülkedeki çocuklar, hayal dahi edilemeyecek bir kayıp ve üzüntü yaşadı. Depremler, halihazırda savunmasız durumdaki birçok ailenin yaşadığı bölgeleri vurdu. Çocuklar, ailelerini ve sevdiklerini kaybettiler. Evleri yıkılan, okulları ve yaşadıkları çevre zarar gören çocukların tüm yaşamları altüst oldu. Toparlanma yolu uzun ve aileler, sürekli desteğimize ihtiyaç duyuyorlar” dedi.

“Yoksulluk oranı artıyor”

Depremlerin etkilediği bölgelerin halihazırda, yoksulluk oranlarının yüksek olduğu yerler olduğuna dikkat çeken UNICEF, “Bölgedeki hanelerin yaklaşık yüzde 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşarken, ülke genelinde bu oran yüzde 32 civarındaydı. Nakit yardımlar ve eğitim hizmetleri de dahil olmak üzere yerel ve uluslararası düzeyde kesintisiz destek sağlanmadığı takdirde, bu rakamın yüzde 50’nin üzerine çıkma ihtimali bulunuyor” ifadelerine yer verdi.

Bu bölgedeki çocukların şiddet, zorla evlendirme, okulu bırakma veya zorla çalışma gibi risklerle de karşı karşıya olduğuna dikkat çeken UNICEF, deprem dolayısıyla Türkiye’de 350 binden fazla mülteci ve göçmen çocuk da dahil olmak üzere okula kayıtlı yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitiminde kesintiler meydana geldiğini belirtti.

BM Çocuklara Yardım Fonu Suriye’de ise tahmini rakamlara göre 5 yaşın altındaki yaklaşık 51 bin çocuğun orta ve şiddetli derecede akut beslenme yetersizliği çektiğini belirterek, 76 bin hamile ve emziren kadının ise akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyacı olduğunu kaydetti.

Daha fazla maddi yardım çağrısı

UNICEF, Suriye’de depremden etkilenen yaklaşık 3 milyon çocuğun yardım ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, depreme yönelik Acil Müdahale Planını uygulamak için 172,7 milyon dolar yardım çağrısında bulundu.

Bugüne kadar, 78,1 milyon doların toplandığı, dolayısıyla beslenme, sağlık ve eğitim gibi önemli alanlarda halen ciddi bir fon yetersizliğinin söz konusu olduğu kaydedildi.

UNICEF daha önce Türkiye’de ise yardıma ihtiyaç duyan çocuklara gerekli hizmetleri sağlamak için 196 milyon dolarlık bir fon çağrısında bulunduğunu anımsatarak, “Şu an gerekli yardımlar için halen 85,4 milyon dolardan fazla fona ihtiyaç bulunmakta. Tüm alanlarda ihtiyaçlar olsa da, acil nakit yardım programı şu ana kadar en az finanse edilen alan olmaya devam ediyor” açıklaması yaptı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den İran’a ‘İdamları Durdurun’ Çağrısı

İran’ın dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülkelerden biri olduğunu belirten BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İran’da bu yıl en az 209 kişinin idam edildiği bilgisini verdi ve idamların durdurulması çağrısı yaptı.

Volker Türk, İran’ın geçen yıl da 580 kişiyi idam ettiğini hatırlatarak, “Bu, özellikle idam cezasının evrensel olarak kaldırılmasına yönelik artan fikir birliği göz önünde bulundurulduğunda menfur bir rekor” değerlendirmesinde bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İranlı yetkililere, diğer birçok ülkenin yaptığı gibi idam cezasını kaldırması ve tüm infazları durdurması çağrısında bulundu.

Türk, yaptığı yazılı açıklamada, İran’da bu yıl en az 209 kişinin idam edildiğini, bu kişilerin genellikle uyuşturucu suçlarından mahkum olanlar ve azınlık mensubu kişiler olduğunu kaydetti.

“Hükümetin şeffaf olmaması nedeniyle infazların kesin sayısı bilinmiyor ve bu rakamların daha yüksek olması muhtemel” diyen Türk, İran’ın dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülkelerden biri olduğunu belirtti.

Volker Türk, İran’ın geçen yıl da 580 kişiyi idam ettiğini hatırlatarak, “Bu, özellikle idam cezasının evrensel olarak kaldırılmasına yönelik artan fikir birliği göz önünde bulundurulduğunda menfur bir rekor” değerlendirmesinde bulundu.

“Sosyal medya paylaşımından”

İran’da dün “dini değerlere hakaret ettikleri” gerekçesiyle 2 kişi idam edildi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansına (ISNA) göre, yargı güçlerinden yapılan yazılı açıklamada, Sadrullah Fazıli Zari ve Yusuf Mihrdad hakkında verilen idam cezaları ve infazına ilişkin detaylar paylaşıldı.

Açıklamada, Zari ve Mihrdad’ın, Peygamber Muhammed’e ve kutsal değerlere hakaret ettikleri, bu konuda onlarca sosyal medya hesabı üzerinden faaliyet yürüttükleri belirtildi.

Ayrıca Zari’nin Kuran’ı yaktığına dair görüntüleri de sosyal medyadan paylaştığı ileri sürüldü.

Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu İran İnsan Hakları (IHR), geçen yıl yayınladığı bir raporda 2022 yılında 1 Ocak-30 Haziran tarihleri arasında İran’da 251 kişinin asıldığı belirtilerek, bu rakamın geçen yılın ilk yarısında 117 olduğu bildirilmişti.

Uluslararası Af Örgütü’nün ölüm cezasına ilişkin yıllık raporunda, İran’da 2021’de infaz sayısının yüzde 28 artarak 314’e yükseldiği aktarılmıştı.

Paylaşın

Gıda Yardımına Muhtaç Sayısı 258 Milyona Yükseldi

2022 yıl sonu itibarıyla dünya genelinde gıda yardımına muhtaç bir biçimde yaşayanların sayısı 258 milyona yükseldi. 2021 yılında, dünya çapında gıda yardımına muhtaç insan sayısını 193 milyon olarak açıklamıştı.

Gıda güvenliğinin en kötü durumda olduğu ülkeler ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Afganistan, Nijerya ve Yemen olarak sıralanarak, bu ülkelerdeki durumun “kabul edilemez seviyelerde” olduğu vurgulandı.

Gıda krizinin başlıca sebepleri, daha önceki yıllarda olduğu gibi çatışmalar ve kitlesel tehcirler. Diğer yandan korona krizinin ve Ukrayna Savaşı’nın etkileri, gelir dağılımındaki dengesizliğin artması, artan azgelişmişlik, iklim krizi ve doğal felaketler de olumsuz gidişatın sebepleri olarak gösteriliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünya genelinde, iklim değişikliği ve ekonomik krizler nedeniyle gıda yardımına muhtaç bir biçimde yaşayanların sayısı geçen yıl 258 milyona yükseldi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, söz konusu durumu değerlendirdiği açıklamasında, 258 milyon rakamının “İnsanlığın açlığı bitirme, gıda güvenliğini sağlama ve herkesin beslenmesini iyileştirme konusundaki beceriksizliğine karşı bir dava” olduğunu dile getirdi. BM, 2021 yılında, dünya çapında gıda yardımına muhtaç insan sayısını 193 milyon olarak açıklamıştı.

BM’nin açıkladığı veriler, küresel gıda güvensizliğinin üst üste dördüncü yılda arttığını ortaya koyuyor. Halihazırda gıda güvenliğinin en kötü durumda olduğu ülkeler ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Afganistan, Nijerya ve Yemen olarak sıralanarak, bu ülkelerdeki durumun “kabul edilemez seviyelerde” olduğu vurgulandı.

Dünyada açlık çeken insanların yüzde 40’ının bu beş ülkede yaşadığı bilgisinin yer aldığı ilgili raporda, geçen yıl doğrudan açlık nedeniyle ölüm tehlikesi altında yaşayan insan sayısının ise 376 bin olduğu aktarılıyor.

Kongo ve Etiyopya’da 50 milyondan fazla insan aç

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 26,4 milyon insanın, günlük asgari kalori ihtiyacını çok zor koşullar altında karşılayabildiği ya da aşırı yetersiz beslenmeden muzdarip olduğu, raporun sunduğu çarpıcı bilgilerden biri. Bir başka Afrika ülkesi olan Etiyopya’da bu rakamın 23,6 milyon olduğu belirtiliyor.

BM raporunda ayrıca, açlığın felaket seviyesinde olduğu ülkelerden Somali’de 214 bin, Güney Sudan’da 87 bin, Yemen’de 31 bin ve Afganistan’da 20 bin 300 kişinin açlık nedeniyle ölüm tehlikesi ile karşı karşıya olduğu aktarılıyor. Haiti, Nijerya ve Burkina Faso’da da binlerce kişinin benzer şartlar içinde hayatta kalmaya çalıştığı belirtiliyor.

Gıda krizinin başlıca sebepleri, daha önceki yıllarda olduğu gibi çatışmalar ve kitlesel tehcirler. Diğer yandan korona krizinin ve Ukrayna Savaşı’nın etkileri, gelir dağılımındaki dengesizliğin artması, artan azgelişmişlik, iklim krizi ve doğal felaketler de olumsuz gidişatın sebepleri olarak gösteriliyor.

BM’ye bağlı örgütler, bu yıl ki rapora, geçen yıla göre beş ülke daha ekleyerek 58 ülkeyi mercek altına aldı. Bu da gıda yardımına muhtaç insan sayısının artmasına neden olan bir başka etken oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Çocuk Evliliklerinin Ortadan Kalkması İçin 300 Yıl Daha Gerekiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), çocuk evliliklerini yeryüzünde tamamen ortadan kaldırmak için 300 yıl daha beklemek gerektiğine işaret etti.

UNICEF verilerine göre, dünyada 18 yaş altı evlenen kız ve kadınların sayısı 640 milyon. Hindistan ise çocuk evliliklerinin en fazla yaşandığı ülkeler arasında açık farkla ilk sırada geliyor.

Dünyada çocuk evliliklerini en yaygın yaşandığı bölge olarak Güney Asya gösterilirken, bugünün verilerine göre çocuk yaşta evlenen 640 milyon kadının yüzde 45’inin bu bölgede yaşadığı tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), dünyada çocuk evliliklerin sayısının azaldığını ancak bu düşüşün istenilen düzeyde olmadığı uyarısında bulundu.

UNICEF, çocuk evliliklerini yeryüzünde tamamen ortadan kaldırmak için 300 yıl daha beklemek gerektiğine işaret etti.

UNICEF’in konuyla ilgili raporunu kaleme alan Claudia Cappa AFP’ye yaptığı açıklamada, “Özellikle son 10 yılda çocuk yaşta evlilik uygulamasına son verilmesi konusunda kesinlikle ilerleme kaydettik. Maalesef bu ilerleme hala yeterli değil.” diyerek konuyla ilgili endişesini dile getirdi.

UNICEF verilerine göre, dünyada 18 yaş altı evlenen kız ve kadınların sayısı 640 milyon.

Buna göre her yıl 18 yaş altı 12 milyon genç kız gelin oluyor. Bununla birlikte yeni veriler son 25 yılda çocuk evliliklerin sayısının düştüğünü ortaya koyuyor.

1997’de 20-24 yaş arası genç kadınların yüzde 25’nin 18 yaşından önce evlendiğini ortaya koyan rapora göre, 2012’de bu oran yüzde 23’e, 2022’de ise yüzde 19’a düştü.

Raporda, bu eğilimin sürmesi halinde 2023 yılına gelindiğinde çocuk gelin sayısının 9 milyona düşeceği saptamasında bulunuldu.

Cappa, AFP’ye açıklamasında, bu evliliklerin çoğunun 12 ila 17 yaşlarındaki kızları içerdiğini belirterek, “Mevcut hızda, çocuk evliliklerini ortadan kaldırmak için 300 yıl beklememiz gerekebilir.” ifadesini kullandı.

Çocuk evliliklerinin ortadan kaldırılması konusunda göreceli ilerleme sağlandığını kaydeden UNICEF, bununla birlikte, Covid-19 salgınının, küresel çatışmaların ve iklim değişikliğinin artan etkilerinin bu alanda zor elde edilen kazanımları tersine çevirebileceği endişesini dile getirdi.

Rapora göre, sadece Codvid-19 salgının 2020 ila 2030 arasında ilave 10 milyona yakın çocuk evliliğine yol açması bekleniyor.

Dünyada çocuk evliliklerini en yaygın yaşandığı bölge olarak Güney Asya gösterilirken, bugünün verilerine göre çocuk yaşta evlenen 640 milyon kadının yüzde 45’inin bu bölgede yaşadığı tahmin ediliyor.

Hindistan ise çocuk evliliklerinin en fazla yaşandığı ülkeler arasında açık farkla ilk sırada geliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Afganistan’dan Çekilmeye Hazırlanıyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Afganistan’daki faaliyetlerini durdurmayı planladığı bildirildi. BM’nin kararı Taliban rejiminin kadınların ülkedeki BM ofislerinde çalışmasını yasaklamasının ardından geldi.

Haber Merkezi / BM’nin kadınların çalışmasına izin verilmesi için Taliban’la görüştüğü de duyuruldu. BM Kalkınma Programı Yöneticisi Achin Steiner, insan haklarının temel ilkelerinden sapmaların kabul edilemeyeceğini belirtti.

Ağustos 2021’de ABD’nin çekilmesinin ardından iktidara gelen Taliban, kadınlara yönelik birçok yasağı uygulamaya koymuştu.

Taliban son olarak, ülkenin güneyinde sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim merkezleri ve enstitüleri ani bir kararla kapattığı bildirmişti.

Sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim kurumlarında ağırlıklı olarak altıncı sınıftan sonra okula devam etmeleri yasak olan kız çocukları eğitim görüyordu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

40 Milyon Nüfuslu Afganistan’da 34 Milyon Açlık Sınırında Yaşıyor

40 milyon nüfusa sahip Taliban yönetimindeki Afganistan’da 34 milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı, açlık sınırında yaşayanların oranının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiği açıklandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve koalisyon ülkelerinin Afganistan’dan çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğu hatırlatıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), Taliban yönetiminden 34 milyon Afganın yoksulluk içinde yaşadığını duyurdu.

BM bünyesinde faaliyet gösteren Kalkınma Programı (UNDP), son yaptığı açıklamada, ABD ve müttefiklerinin Taliban’ın kontrolü ele almasının ardından güvenlik gerekçesiyle bu ülkeden geri çekilmesinin ardından insani yardımların hızla düştüğü uyarısında bulundu.

UNDP, Afganistan’ın nüfusu 40 milyon olduğu hesaplandığında, açlık sınırında yaşayanların sayısının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiğine dikkati çekti.

Yoksul sayısı iki yılda iki kattan fazla arttı

ABD ve koalisyon ülkelerinin bu ülkeden çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğunu hatırlatan UNDP açıklamasında, bu rakamın kısa bir sürede 34 milyona çıkmasının ciddi bir endişe kaynağı yarattığını bildirdi.

UNDP açıklamasında, son gelişmeleri ışığında “Afgan vatandaşlarının bazıları evlerini, arazilerini veya gelir getiren varlıklarını satmak zorunda kaldı. Diğerleri, çocuklarını küçük yaşta çalıştırmak veya çok üzücü bir uygulama olan yaşı küçük kızlarını evlendirme yoluna gitti.” denildi.

BM’nin açlık sıkıntısı çekilmemesi için 2023’te en az 4,6 milyar dolar yardım toplanması çağrısına atıfta bulunulan açıklamada bu miktarın şu ana kadar sadece yüzde 5’inin toplanabildiği şikayetinde bulunuldu.

Ülkelerin Taliban yönetimiyle temas kurmama eğiliminin de bu ülkeye yapılan gıda ve insani yardımların kesilmesinde önemli rol oynadığı aktarıldı.

Bu ülkede faaliyetlerini sürdüren sivil toplum örgütlerinin ise Taliban’ın kendileri için çalışan kadınlara getirdiği yasaktan büyük ölçüde mağdur oldukları belirtiliyor.

Taliban son olarak BM için çalışan Afgan kadınlarına getirdiği yasak özellikle gıda yardımlarının dağıtılmasını engellediği gerekçesiyle tepkiye yol açmıştı

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2023 Yılı Ortasında Hindistan’ın Nüfusu Çin’i Geçecek

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini barındıran Hindistan’ın Haziran ayı sonunda Çin’i geride bırakarak dünyanın en kalabalık ülkesi olması bekleniyor. Hindistan’ın nüfusu Avrupa, Afrika ya da Amerika kıtası ülkelerinin toplam nüfusundan daha fazla.

Nüfusunun yarısı 30 yaşın altında olan Hindistan, önümüzdeki yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmaya aday. Hindistan’da tarımla uğraşanların sayısı giderek azalıyor.

İşgücüne katılan milyonlarca insana istihdam yaratma ihtiyacı, hükümetin en önemli sorunlardan biri.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) “8 Milyar Yaşam, Sonsuz Olasılıklar: Haklar ve Tercihler Meselesi” başlıklı “2023 Dünya Nüfusu Durum Raporu” bugün yayımlandı.

UNFPA, Hindistan’ın bu yıl ortasında nüfusunun 1 milyar 428 milyon 600 bin, Çin’in nüfusunun ise 1 milyar 425 milyon 700 bin civarında olacağı tahmininde bulundu.

Dünyanın üçüncü kalabalık ülkesi ABD’nin nüfusunun ise şubat ayı verilerine göre 340 milyona ulaştığı bildirildi.

Çin’in nüfusu 2050’de 1 milyar 317 milyona gerilemesi bekleniyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu, ülke nüfusunun 62 yıl sonra ilk kez 2022’de 850 bin azaldığını açıklamıştı.

Çin’de 2022’de 1000 kişi başına düşen doğum sayısı 6,77’de kalarak, 1961’den bu yana en düşük düzeye geriledi. Bu sayı önceki yıl 7,52’ydi.

UNFPA tarafından 2023 raporu için yaptırılan bir kamuoyu araştırması, Hindistan’ın yanı sıra Brezilya, Mısır ve Nijerya gibi ülkelerde nüfusun “çok büyük ve doğurganlık oranlarının çok yüksek” olduğu yönünde yaygın bir görüşün olduğunu ortaya koydu.

Bu arada bugün yayımlanan UNFPA raporunda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Hindistan, Nijerya, Pakistan, Filipinler ve Tanzanya olmak üzere toplam 8 ülkenin 2050’ye kadar öngörülen küresel nüfus artışının yarısını oluşturacağı aktarıldı.

Paylaşın

FOA Duyurdu: Dünya Genelinde Gıda Fiyatlarındaki Düşüş Devam Ediyor

Merkezi İtalya’nın başkenti Roma’da olan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünya genelinde gıda fiyatlarındaki düşüşün devam ettiğini bildirdi. FOA, gelişmekte olan ülkelerde gıda güvenliği sorunun devam ettiğini açıkladı.

FAO, gıda fiyatlarındaki düşüşün başlıca sebeplerinin ürün bolluğu, ithal talebindeki azalma ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına taşınmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması olduğunu belirtiyor.

FAO, dünya genelinde şeker ve et fiyatlarında yaşanan artışın; tahıl, bitkisel yağlar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşle dengelendiğini duyurdu.

FAO küresel fiyat endeksi Mart ayında, üst üste 12’nci kez gerileyerek, Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla geçen yıl bir anda oluşan rekor seviyeye kıyasla yüzde 20,5 oranında azaldı.

Küresel bazda en çok tüketilen gıda ürünlerini kapsayan FAO endeksinin Mart ayında 126,9 olduğu duyuruldu. Daha önce söz konusu değerin Şubat ayında 129,7 olduğu bildirilmiş ve bunun 2021 yılının Temmuz ayından bu yana en düşük değer olduğu vurgulanmıştı.

FAO, gıda fiyatlarındaki düşüşün başlıca sebeplerinin ürün bolluğu, ithal talebindeki azalma ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına taşınmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması olduğunu belirtiyor. FAO, dünya genelinde şeker ve et fiyatlarında yaşanan artışın; tahıl, bitkisel yağlar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşle dengelendiğini duyurdu.

“Fiyatlar küresel çapta düşmesine rağmen hala yüksek bir seviyede bulunuyor ve özellikle yerel pazarlarda artmaya devam ediyor. Bu da gıda güvenliği açısından başa çıkılması gereken bir durum” diyen FAO’nun başekonomisti Maximo Torero, “Bu, özellikle para birimleri dolara ya da euroya karşı değer kaybeden ve borç yükü artan, gelişmekte olan ülkeler için geçerli” ifadelerini kullandı.

FAO endeksine göre buğdayın fiyatı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 7,1, mısırın yüzde 4,6, pirincin ise yüzde 3,2 azaldı. Bitkisel yağların fiyatı da ortalama olarak yüzde 3 düşerek, geçen yılın Mart ayına kıyasla yüzde 47,7 azalmış oldu.

Fiyatı artan ürünlerin başında ise yüzde 1,5’lik yükselişle şeker geliyor. Şekerin, 2016 senesinin Ekim ayından bu yana en pahalı seviyede olduğu belirtilirken, buna neden olarak Hindistan, Tayland ve Çin’deki şeker üretiminin azalması gösterildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın