Yaşlandıkça Kilo Vermek Neden Zorlaşır?

Fazla ve rahatsız edici kilolardan kurtulmaya çalışan herkes, vücutta gerçekleşen biyolojik ve hormonal süreçler nedeniyle, yaşlandıkça kilo vermenin daha zor hale geldiğini bilir.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça kilo vermenin zorlaşmasının birkaç temel nedeni vardır. İşte o nedenler:

Metabolizma yavaşlaması: Yaş ilerledikçe bazal metabolizma hızı (BMR) azalır. Vücut, dinlenme halinde daha az kalori yakar çünkü kas kütlesi azalır ve yağ oranı artar. Kaslar daha fazla enerji tükettiği için bu kayıp metabolizmayı yavaşlatır.

Kas kütlesi kaybı (Sarkopeni): 30’lu yaşlardan itibaren her on yılda yaklaşık yüzde 3-5 kas kütlesi kaybı yaşanabilir. Bu, daha az kalori yakılmasına ve kilo vermenin zorlaşmasına neden olur.

Hormonal değişiklikler: Yaşla birlikte östrojen (kadınlarda), testosteron (erkeklerde) ve büyüme hormonu gibi metabolizmayı düzenleyen hormon düzeyleri azalır. Bu, yağ depolanmasını artırabilir ve kilo kaybını zorlaştırabilir.

Fiziksel aktivite azalması: Yaşlandıkça hareket etme eğilimi azalabilir. Eklem ağrıları, düşük enerji veya yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle egzersiz yapmak zorlaşabilir, bu da kalori yakımını azaltır.

İnsülin direnci ve şeker metabolizması: Yaşla birlikte insülin direnci artabilir, bu da vücudun şekeri enerjiye dönüştürme yeteneğini azaltır ve yağ depolanmasını kolaylaştırır.

Beslenme alışkanlıkları: Yaş ilerledikçe iştah düzenlemesi değişebilir ve kalorisi yüksek gıdalara yönelim artabilir. Ayrıca, duygusal yeme gibi alışkanlıklar kilo kontrolünü zorlaştırabilir.

Uyku ve stres: Yaşlandıkça uyku kalitesi düşebilir ve stres hormonları (kortizol) artabilir. Bu, iştahı artırarak ve yağ depolamayı teşvik ederek kilo vermeyi zorlaştırır.

Paylaşın

Bu Besinleri Tüketerek Diyabetin Önüne Geçebilirsiniz

Diyabet söz konusu olduğunda, çoğu kişinin aklına insülin, periyodik testler ve ilaçlar gelir. Ancak diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin rolü de göz ardı edilemez.

Haber Merkezi / Sağlıklı besinler, özellikle düşük glisemik indekse sahip olanlar, kan şekeri seviyelerini optimum aralıkta tutabilir. Ayrıca, bu besinlerde bulunan bazı doğal bileşikler insülin fonksiyonunu artırmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

İşte diyabet yönetiminde etkili olabilecek bazı besinler:

Tam tahıllar: Yulaf, kinoa, esmer pirinç gibi kompleks karbonhidratlar, düşük glisemik indeksleriyle kan şekerini yavaş yükseltir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, kale gibi sebzeler düşük kalorili, yüksek lifli ve antioksidan açısından zengindir.

Meyveler (Düşük Glisemik İndeksli): Elma, armut, çilek, yaban mersini gibi meyveler lif ve antioksidan içerir, ancak porsiyon kontrolü önemlidir.

Kurubaklagiller: Mercimek, nohut, fasulye gibi besinler yüksek lif ve protein içeriğiyle kan şekerini dengelemeye yardımcı olur.

Yağlı balıklar: Somon, sardalya, uskumru gibi omega-3 açısından zengin balıklar, insülin direncini azaltabilir.

Kuruyemişler ve tohumlar: Badem, ceviz, chia tohumu, keten tohumu gibi besinler sağlıklı yağlar ve lif sağlar.

Baharatlar: Tarçın, Zencefil ve Zerdaçal’in iltihap giderici ve kan şekerini düzenleyici özellikleri vardır.

Az yağlı ve fermente süt ürünleri: Yoğurt, kefir ve az yağlı ayran, protein ve kalsiyumun yanı sıra probiyotik de içeren süt ürünleri arasındadır. Bu yararlı bakteriler bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve kan şekerini daha iyi kontrol etmeye yardımcı olur.

Yeşil çay: Şekerli içeceklere sağlıklı bir alternatif arıyorsanız, yeşil çay harika bir seçenektir. Yeşil çaydaki antioksidanlar, özellikle EGCG, hücrelerin insüline duyarlılığını artırabilir ve kan şekerinin yükselmesini önleyebilir.

Su: Basit görünebilir, ancak susuzluk yüksek kan şekerine yol açabilir. Gün boyunca yeterli su içmek vücudun insülinle daha iyi çalışmasına ve atık ürünleri ortadan kaldırmasına yardımcı olur.

Diyabet önleyici beslenme için bazı ipuçları:

İşlenmiş gıdalardan ve ilave şekerlerden uzak durun.
Öğünlerinizi daha az ve düzenli hale getirin.
Zeytinyağı ve susam gibi sağlıklı yağlar kullanın.
Egzersizi ve fiziksel aktiviteyi sağlıklı bir beslenmeyle birleştirin.

Paylaşın

Yeterince Su Tüketmediğinizi Gösteren Yedi İşaret

Su, insan vücudunun temel bir parçasıdır ve insan kütlesinin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturur. Su, vücut sıcaklığını düzenlemekten sindirime yardımcı olmaya ve toksinleri atmaya kadar çeşitli biyolojik süreçlerde kritik bir rol oynar.

Haber Merkezi / Ancak birçok insan günlük olarak yeterli su tüketmez ve bu da çeşitli sağlık sorunlarına yol açar. İşte yeterli su tüketmediğinizi gösteren yedi işaret:

Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği: Görünürde hiçbir sebep yokken kendinizi bitkin hissediyorsanız, bu susuz kalmış olduğunuzun bir işareti olabilir. Susuzluk, kan hacminde azalmaya neden olarak kalbinizin hücrelerinize oksijen ve besin pompalamasını zorlaştırır. Sonuç olarak, vücudunuz yorgun ve enerjisiz hissedebilir.

Kuru cilt ve elastikiyet eksikliği: Cildiniz kuru, çatlamış veya parlaklığını kaybetmiş görünüyorsa, bu susuzluğun bir işareti olabilir. Su eksikliği cilt elastikiyetini azaltır ve kırışıklıklara ve tahrişe daha yatkın hale getirir.

Baş ağrısı ve baş dönmesi: Su, normal beyin fonksiyonunun sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı baş ağrısına ve baş dönmesine yol açabilir. Beyin, susuzluğa karşı aşırı hassastır ve bu da konsantrasyon ve bilişsel fonksiyonda azalmaya yol açabilir.

Koyu renkli idrar ve idrara çıkmada azalma: Yeterli su tüketmediğinizi anlamanın en kolay yollarından biri idrarınızın rengini izlemektir. Açık sarı veya berrak idrar iyi hidrasyonun bir işaretidir, koyu renkli idrar ise susuzluğun bir göstergesi olabilir. Ayrıca, normalden daha az sıklıkta idrara çıkmak da susuzluğun bir işareti olabilir.

Ağız kuruluğu ve kötü nefes: Tükürük, ağız hijyeninin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı ağız kuruluğuna yol açabilir, bu da kötü nefese ve diş eti enfeksiyonları ve çürük riskinin artmasına neden olabilir.

Kabızlık ve sindirim sorunları: Su, sindirim sisteminin düzgün çalışması için önemli bir bileşendir. Yeterli su tüketmemek kabızlığa yol açabilir, çünkü su yiyeceklerin bağırsaklarda hareket etmesine yardımcı olur ve atıkların vücuttan atılma sürecini kolaylaştırır.

Açlık ve aşırı kilo hissi: Bazen vücudunuz susuzluğu açlıkla karıştırabilir. Eğer sık ​​sık açlık hissediyorsanız, hatta yedikten sonra bile, bu susuz kaldığınızın bir işareti olabilir. Yeterli su tüketmek iştahınızı kontrol etmenize ve gereksiz kilo alımını önlemenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Karaciğer Kanseri Riskini Artıran Beslenme Alışkanlıkları

Küflü yiyecekler, alkol ve kızarmış yağları tekrar kullanımı gibi beslenme alışkanlıkları, karaciğerin detoksifikasyon sürecine gereksiz stres yükleyerek zamanla karaciğer kanseri riskini artırabilir.

Haber Merkezi / İşte karaciğer kanseri riskini artırabilecek beslenme alışkanlıkları:

Aşırı alkol tüketimi: Kronik ve fazla alkol tüketimi, karaciğerde yağlanma, siroz ve nihayetinde kanser riskini artırır.

Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi: Şekerli içecekler, tatlılar ve işlenmiş karbonhidratlar (beyaz ekmek, makarna) karaciğerde yağ birikimine (NAFLD) yol açabilir, bu da kanser riskini artırır.

İşlenmiş ve kızartılmış gıdalar: Trans yağlar, fast food ve kızartmalar karaciğerde iltihaplanmaya neden olabilir ve uzun vadede kanser riskini yükseltebilir.

Küflü gıdalar ve aflatoksin: Küflü kuruyemişler, tahıllar veya baharatlarda bulunan aflatoksin adlı toksin, karaciğer kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Özellikle uygun olmayan koşullarda saklanan gıdalarda bulunur.

Yetersiz sebze ve meyve tüketimi: Antioksidan ve lif açısından zengin sebze-meyve tüketiminin az olması, karaciğer sağlığını koruyucu etkilerden yoksun bırakır.

Aşırı kırmızı ve işlenmiş et tüketimi: Sucuk, sosis gibi işlenmiş etler ve fazla kırmızı et tüketimi, karaciğerdeki yükü artırabilir ve kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir.

Karaciğer kanseri riskini azaltmak için Akdeniz tipi diyet (bol sebze, meyve, tam tahıl, zeytinyağı, balık), alkolü sınırlamak, aflatoksine maruz kalmamak için gıdaları uygun koşullarda saklamak ve düzenli sağlık kontrolleri önemlidir.

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Çocuktan Biri Derin Yoksulluk İçinde

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, öğrencilerin beslenme sorununda gelinen noktaya da işaret ederek, “2024 yılı itibarıyla Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Her 5 çocuktan 1’i derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır” dedi.

Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde yaptığı eylemde eğitimin her alanındaki çöküşe dikkat çekerek, bakanlığın karnesini verdi. Evrensel’in aktardığına göre; Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, her sene yaptıkları karne verme eylemini bir dahaki sene gerçekleştirmeyeceklerini söyledi.

“Eğitim düşmanı bakan istifa” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Irmak, okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemlerin bu yıl da sürdüğüne dikkat çekti. Irmak, ayrıca çocukların dini cemaat ve vakıfların kontrolündeki yurtlara, kreşlere yönlendirilmesi ve bu yapılarda ortaya çıkan istismar vakalarının süreklilik kazanmasına da tepki gösterdi. Irmak eğitim kurumları ile bu tür yapılar arasında imzalanan protokollerin, kamu eliyle eğitimin laiklik ilkesinden uzaklaştırılmasına yol açtığını vurguladı.

İktidarın bütçeden eğitime ayırdığı payı da eleştiren Irmak, “Türkiye’de ilköğretimden yükseköğretime kadar öğrenci başına yapılan ortalama yıllık harcama 5 bin 425 dolardır. Bu miktar OECD ortalaması olan 14 bin 209 dolardan oldukça düşüktür. Devlet ve özel okul ayrımı, eğitimde nitelik uçurumunu derinleştirmektedir. Aynı devlet okulu içinde bile, başarı düzeyine veya ekonomik duruma göre farklı sınıflar oluşturulması gibi uygulamalar, eğitimi sınıfsal ayrışma mekanizmasına dönüştürmektedir.

Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) devam eden örgün öğrenci sayısı 421 bin 520 olduğunu kaydeden Irmak, meslek liselerinin çoğunun eğitim kurumu olmaktan çok fabrika gibi işlediğini söyledi. Irmak, “Çocuk ve gençler ‘çırak’ ya da ‘stajyer’ kimliğiyle işçi gibi çalıştırılıp emek sömürüsünün sınırları zorlanmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) bünyesinde çalışırken resmi verilere göre en az 12 çocuk hayatını kaybetmiştir. Yasal olarak tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocukların çalıştırılması yasak olmasına rağmen, MESEM bünyesinde çalıştırılan çocuklar/gençler iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. İSİG verilerine göre 2013-2025 yılları arasında 766 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir” dedi.

Öğretmen açığı sorununun bu yıl da giderilmediğini belirten Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. KPSS’de yüksek puan alan on binlerce öğretmen, atama beklemeye devam etmektedir” dedi.

Beş çocuktan biri derin yoksullukta

Öğrencilerin beslenme sorununda gelinen noktaya da işaret eden Irmak, “Türkiye’de çocukların önemli bir bölümü okula kahvaltı yapmadan gitmekte ya da okulda hiçbir şey yemeden günü tamamlamaktadır. Giderek derinleşen ekonomik kriz ve hızla artan gıda fiyatları, özellikle dar gelirli aileleri çocuklarının günlük beslenme ihtiyacını karşılayamaz hale getirmiştir. Süt, yumurta, peynir, zeytin gibi temel gıda ürünlerinin fiyatı son bir yılda 3 ila 4 kat artmıştır. 2024 yılı itibarıyla Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Her 5 çocuktan 1’i derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır” diye konuştu.

Türkiye’de eğitimin bilimsel ve laik bir içeriğe sahip olmadığına dikkat çeken Irmak, bilimin siyasal ve ideolojik amaçlarla kuşatılarak kamuya sunulmasının laik eğitimin gerçekleşmesi önünde de ciddi bir engel teşkil ettiğini belirtti. Bu durumun Türkiye’nin taraf olduğu Uluslarası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hareket etmek olduğunu belirten Irmak, zorunlu din dersi uygulamasından derhal vazgeçilmesinini talep etti.

Eğitimde piyasalaşma ve enflasyonun kamusal eğitim hakkını tehdit ettiğini belirten Irmak, eğitimde eşitsizliğin derinleştiğini söyledi. Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamanın devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğuna dikkat çeken Irmak, eğitim hakkına tüm erişimlerin kaldırılmasını istedi.

Irmak “Okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştığı, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koştuğu, öğretmenlerin düşük ücretle, esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın zirve yaptığı, farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin sağlıklı nesiller yetiştirmesi mümkün değildir” dedi.

Bakanlık önündeki açıklamada Irmak, taleplerini şu şekilde sıraladı;

Eğitim hakkı vazgeçilemez, devredilemez bir kamu hakkıdır.
Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır.
Yoksul ailelerin çocuklarına yönelik sosyo-ekonomik destek programları yaygınlaştırılmalı (burs, ulaşım, ücretsiz yemek, kırtasiye vb.)
Anadilinde eğitim hakkı tanınmalı, çokdilli eğitim modelleri hayata geçirilmelidir.
Kız çocuklarının eğitime katılımı için yerel düzeyde özel programlar oluşturulmalı, çocuk yaşta evlilikler kesinlikle yasaklanmalıdır.
Mülteci ve engelli çocuklara yönelik özel destek birimleri kurulmalı, öğretmenler bu alanlarda eğitilmelidir.
Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.

Paylaşın

Sağlıklı Şekilde Kilo Vermenin 10 “Altın Kuralı”

Sürdürülebilir kilo kaybı bir gecede gerçekleşmez. Kilo vermek istiyorsanız, kilo vermenizi ve verdiğiniz kiloyu kalıcı olarak korumanızı sağlayacak sağlıklı bir yaşam tarzını öğrenmeniz gerekir.

Haber Merkezi / Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin 10 altın kuralı, sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmaya ve genel sağlığı iyileştirmeye odaklanır. İşte sağlıklı şekilde kilo vermenin 10 “altın kuralı”:

Kalori açığı: Günlük kalori alımını, harcadığından 500 – 750 kalori az tutun. Bu, haftada 0.5-1 kg sağlıklı kilo kaybı sağlar. Kalori takibi için bir uygulama kullanın.

Dengeli beslenme: Her öğünde protein (tavuk, balık, yumurta, baklagiller), lifli gıdalar (sebzeler, tam tahıllar) ve sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı) tüketin. Rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

Protein alımı: Günde vücut ağırlığı kg başına 1.6 – 2.2 g protein alın (ör. 70 kg biri için 112-154 g). Protein, kas kütlesini korur ve tokluğu artırır.

Bol su: Günde 2-3 litre su tüketin. Su, metabolizmayı destekler ve açlık hissini azaltır. Şekerli içecekleri tamamen kesin.

Düzenli egzersiz: Haftada 150 – 300 dakika kardiyo (yürüyüş, koşu, bisiklet) ve 2-3 gün kuvvet antrenmanı (ağırlık kaldırma, plank) yapın. Kardiyo yağ yakar, kuvvet çalışması metabolizmayı hızlandırır.

Yeterli uyku: Günde 7 – 9 saat uyumaya özen gösterin. Yetersiz uyku, açlık hormonlarını (ghrelin) artırır ve kilo vermeyi zorlaştırır.

Stresi yönetimi: Kronik stres kortizolü yükselterek yağ depolanmasını artırır. Meditasyon, yoga veya nefes egzersizleriyle stresinizi azaltın.

Porsiyon kontrolü: Yemekleri yavaş ye, küçük tabaklar kullan ve porsiyonları ölçün. Bu, gereksiz kalori alımını önler.

Planlı beslenme: Haftalık yemek planı yap, sağlıklı atıştırmalıklar (fındık, yoğurt, meyve) hazır tutun. Ani açlık krizlerinde sağlıksız seçimlerden kaçının.

Tutarlılık: Hızlı kilo kaybı yerine sürdürülebilir değişimlere odaklanın. Haftada 0.5 – 1 kg kayıp sağlıklıdır. İlerlemeyi mezura veya vücut yağ oranıyla takip edin.

Paylaşın

Yeni Fitness Trendi: 30 Dakikalık Japon Yürüyüşü

“Japon yürüyüşü” veya “aralıklı yürüyüş” (Interval Walking Training – IWT), Japonya’da geliştirilen ve son dönemde sosyal medyada hızla popülerleşen bir fitness trendidir.

Haber Merkezi / 2007 yılında Shinshu Üniversitesi’nden Dr. Hiroshi Nose ve ekibinin araştırmalarına dayanan bu yöntem, 30 dakikalık bir egzersizle geleneksel yürüyüşten çok daha fazla fayda sağlıyor. Günde 10 bin adım hedefini zaman açısından zor bulanlar için etkili bir alternatif sunuyor.

Japon yürüyüşü nedir?

Japon yürüyüşü, 3 dakikalık yavaş tempolu yürüyüşü, 3 dakikalık hızlı tempolu yürüyüşle dönüşümlü olarak birleştiren bir aralıklı egzersiz modelidir. Toplam 30 dakika süren bu döngü, 5 kez tekrarlanır:

3 dakika yavaş yürüyüş: Rahat konuşabileceğiniz, normal bir hız (saatte ~3-4 km).
3 dakika hızlı yürüyüş: Nefes nefese kalacak kadar yoğun, ancak konuşmayı sürdürebileceğiniz bir tempo (saatte ~5.5-6 km, dakikada ~100 adım).

Egzersizi tamamlamak için son birkaç dakika hafif yürüyüşle soğuma yapılır. Haftada 4 – 5 gün bu rutini uygulamak, maksimum fayda için yeterlidir.

Faydaları nelerdir?

Japonya’da yapılan araştırmalar, bu yöntemin sağlık üzerinde çarpıcı etkileri olduğunu gösteriyor:

Aerobik kapasite: Geleneksel yürüyüşe kıyasla 29 kat daha fazla artış.
Bacak gücü: Yüzde 20-40 oranında kas gücü artışı; yaşa bağlı fiziksel gerilemeyi yavaşlatıyor.
Kalp sağlığı: Kolesterol, tansiyon ve kan şekeri düzeylerinde iyileşme; koroner arter hastalığı riskini yüzde 50’ye yakın azaltıyor.
Kilo kontrolü: Daha fazla kalori yakımı (30 dakikada ~200-300 kalori, kiloya ve tempoya bağlı) ve metabolizma hızlanması.
Diyabet yönetimi: Kan şekeri kontrolünü iyileştiriyor, özellikle yaşlı bireylerde denge ve yürüme yeteneğini artırıyor.
Zihinsel sağlık: Stresi azaltıyor, ruh halini iyileştiriyor ve uyku kalitesini artırıyor.

Neden bu kadar etkili?

Japon yürüyüşü, yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT) prensiplerine dayanır. Hızlı yürüyüş sırasında kalp atış hızı artar, kaslar daha fazla çalışır ve glikojen depoları kullanılır.

Yavaş tempo ise vücudun toparlanmasını sağlayarak egzersizi sürdürülebilir kılar. Bu “nefes al-ver” ritmi, metabolizmayı harekete geçirir ve oksijen talebini artırarak daha fazla kalori yakımı sağlar.

Nasıl uygulanır?

Ekipman: Özel bir ekipmana gerek yoktur; sadece rahat, yastıklı bir spor ayakkabı yeterlidir.
Başlangıç: Hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa, ilk hafta 15-20 dakikayla başlayın ve süreyi kademeli olarak artırın.
Zaman ve yer: Sabah veya akşam, kendiniz için en uygun zamanı seçin. Önceden belirlenmiş bir rota, alışkanlık kazanmanı kolaylaştırır.

Kimler için uygundur?

Japon yürüyüşü, her yaştan ve fitness seviyesinden birey için uygundur. Egzersize yeni başlayanlar, kilo vermek isteyenler, yaşlı bireyler veya yoğun tempolu sporlara vakti olmayanlar için idealdir. Koşuya kıyasla eklemlere daha az yük bindirir ve sakatlanma riski düşüktür.

Dikkat edilmesi gerekenler

Gerçekçi beklentiler: Japon yürüyüşü etkili olsa da, “mucize” bir çözüm değildir. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizle desteklenmelidir
Bireysel farklılıklar: Kalori yakımı ve faydalar, yaş, kilo ve fitness seviyesine göre değişir.
Sürdürülebilirlik: Uzun süreli sonuçlar için haftada 3-4 gün tutarlılık önemlidir.

Dikkat Edilmesi: Kalp hastalığı veya eklem sorunları gibi sağlık problemin varsa, başlamadan önce doktora danış.

Paylaşın

Çok Fazla Şeker Tükettiğinizi Gösteren 10 İşaret

Aşırı şeker tüketimi modern çağın en yaygın sağlık sorunlarından biridir. Şeker içeren tatlılar anlık hazlar verse de, sınır aşıldığında vücut sessiz kalmıyor ve uyarı işaretleri veriyor.

Haber Merkezi / İşte vücudun fazla şeker tükettiğine dair uyarı işaretleri:

Sürekli yorgunluk: Şeker, hızlı enerji artışı sağlar ancak ardından kan şekeri düşüşü (crash) yorgunluğa neden olabilir.

Aşırı susuzluk ve sık idrara çıkma: Yüksek şeker alımı, kan şekeri seviyelerini artırarak susuzluğa ve sık idrara çıkmaya yol açabilir.

Kilo artışı: Fazla şeker, özellikle fruktoz içeren içecekler ve işlenmiş gıdalar, kilo alımı ve yağ birikimine neden olabilir.

Diş problemleri: Şeker, ağızdaki bakterileri besleyerek çürük ve diş eti hastalıklarını artırabilir.

Cilt sorunları: Aşırı şeker, akne veya ciltteki iltihaplanmayı tetikleyebilir.

Ruh hali dalgalanmaları: Şeker, kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak sinirlilik veya anksiyeteye yol açabilir.

Tatlı isteği: Daha fazla şeker tüketme isteği, şeker bağımlılığına işaret edebilir.

Bağışıklık zayıflığı: Yüksek şeker, bağışıklık sistemini zayıflatıp enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir.

Konsantrasyon zorluğu: Şeker pikleri ve düşüşleri, odaklanma sorunlarına neden olabilir.

Eklem ve kas ağrıları: Şekerin yol açtığı iltihap, eklem ve kas ağrılarını artırabilir.

Not: Bu belirtiler, özellikle uzun süre devam ederse, bir sağlık uzmanına danışmayı gerektirebilir. Şeker tüketimini azaltmak için işlenmiş gıdalardan kaçınmak, etiketleri okumak ve doğal gıdalara yönelmek faydalı olabilir.

Paylaşın

Çok Fazla Probiyotik Alındığında Ne Olur?

Probiyotikler, sadece sindirime yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda bağışıklığı güçlendiren ve cilt sağlığını iyileştiren bağırsak sağlığı süper kahramanları olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Probiyotikler sağlığa birçok yönden fayda sağlayabilen canlı bakteriler ve mayalardır. İyi ve kötü bakterilerin bir karışımından oluşan geniş bağırsak mikrobiyotasında, probiyotik takviyeleri mevcut yararlı mikrop stokunu tamamlar. Ayrıca “kötü” bakterilerle savaşır ve enfeksiyonlara karşı bağışıklığı güçlendirir.

Peki çok fazla probiyotik alındığında ne olur?

Çok fazla probiyotik almak genellikle ciddi sağlık sorunlarına yol açmaz, ancak bazı yan etkiler görülebilir:

Sindirim sorunları: Aşırı probiyotik tüketimi ishal, şişkinlik, gaz veya karın kramplarına neden olabilir. Bağırsak florası ani değişikliklere tepki verebilir.

Bağışıklık sistemi tepkisi: Nadiren, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde (örneğin, kemoterapi hastaları veya immün yetmezlik durumları) probiyotik bakteriler enfeksiyona yol açabilir.

Metabolik yük: Aşırı probiyotik, bağırsaklarda fermantasyon artışı yaratabilir, bu da kısa zincirli yağ asitlerinin fazla üretimine ve rahatsızlığa sebep olabilir.

Denge bozulması: Bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin bozulması, faydalı bakterilerin aşırı çoğalmasına ve bazı yararlı türlerin baskılanmasına neden olabilir.

Paylaşın

Kiloyu Etkileyen Dokuz Hormon

Vücutta önemli etkilere sahip olan hormonlar, kan yoluyla organlara, kaslara ve diğer dokulara sinyaller taşıyarak farklı işlevleri koordine etmeye yardımcı olan kimyasal habercilerdir. 

Haber Merkezi / Hormon seviyelerinin, vücudun süreçlerinin dengeli bir şekilde işlemesine izin vermek için belirli bir aralıkta tutulması gerekir.

Sağlıklı besleniyor, egzersiz yapıyor ve hala inatçı kilolarla mı uğraşıyorsunuz ? Nedeni hormonal dengesizlik ve kilo alımı olabilir.

Kilo üzerinde etkili olan 9 ana hormon:

İnsülin: Pankreastan salgılanır, kan şekerini düzenler. Yüksek insülin seviyeleri yağ depolanmasını teşvik edebilir, özellikle karbonhidrat ağırlıklı diyetlerde.

Leptin: Yağ hücreleri tarafından üretilir, tokluk hissini beyne iletir. Leptin direnci obezitede sık görülür ve iştah kontrolünü zorlaştırır.

Grelin: Mide tarafından salgılanır, açlık hissini artırır. Yemek öncesi seviyeleri yükselir, yemek sonrası düşer.

Kortizol: Stres hormonu olarak bilinir, böbreküstü bezlerinden salgılanır. Kronik stresle artan kortizol, karın bölgesinde yağ birikimini teşvik edebilir.

Tiroid Hormonları (T3 ve T4): Tiroid bezinden salgılanır, metabolizma hızını düzenler. Hipotiroidizm (düşük tiroid hormonu) kilo alımına neden olabilir.

Adrenalin: Böbreküstü bezlerinden salgılanır, enerji harcamasını artırır ve yağ yakımını teşvik edebilir, ancak kısa süreli etkilidir.

Östrojen: Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanır. Östrojen dengesizlikleri (yüksek veya düşük) yağ dağılımını ve kilo alımını etkileyebilir.

Testosteron: Erkeklerde testislerden, kadınlarda az miktarda yumurtalıklardan salgılanır. Düşük testosteron kas kütlesini azaltarak metabolizmayı yavaşlatabilir.

Glukagon: Pankreastan salgılanır, kan şekerini yükseltir ve yağ yakımını teşvik eder. İnsülinle ters çalışır.

Paylaşın