Mastoid kemik enfeksiyonu nedir? Tedavisi

İç kulağınızdaki en önemli yapılardan biri mastoid kemiktir. Kemik olarak adlandırılmasına rağmen, mastoid insan vücudundaki diğer kemiklerle ilişkili tipik yapıya sahip değildir. Hava keselerinden oluşmuştur ve çoğu kemik gibi katı ve sert olmaktan ziyade bir süngere benzer.

Mastoid , düzgün çalışması için östaki borusu dahil kulağın diğer kısımlarından hava almalıdır. Östaki borunuz orta kulağınızı boğazınızın arkasına bağlar. Orta kulağınızda bir enfeksiyon gelişir ve östaki borunuzu tıkarsa, daha sonra mastoid kemiğinizde enfeksiyona yol açabilir. Bu ciddi enfeksiyon, kafatasının mastoid kemik enfeksiyonu veya mastoidit olarak bilinir.

Mastoidite ne sebep olur?

Mastoiditin en yaygın nedeni, tedavi edilmeden bırakılan orta kulak enfeksiyonudur. Tedavi olmaksızın mastoid kemiğin keselerini istila ederek iç kulağınıza yayılabilir. Bu, mastoid kemiğin parçalanmaya başlamasına neden olabilir. Durum en çok çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülebilir.

Mastoiditin belirtileri nelerdir?

Mastoidit semptomları kulak enfeksiyonuna benzer.

  • Etkilenen kulaktan drenaj
  • Kulak ağrısı
  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Etkilenen kulakta işitme kaybı
  • Etkilenen kulağın arkasında kızarıklık, şişlik ve hassasiyet

Bazı durumlarda mastoidit, beyin apsesinin gelişmesine veya kafatasını ilgilendiren diğer komplikasyonlara neden olabilir. Bu koşulların belirtileri arasında şiddetli baş ağrıları ve gözlerin arkasında şişlik bulunur. Bu şişlik papilödem olarak bilinir

Mastoidit nasıl teşhis edilir?

Kulak enfeksiyonu belirtileriniz varsa, doktorunuz enfeksiyonun mastoid kemiğinize yayılıp yayılmadığını belirlemek için kulaklarınızı inceleyecektir.

Mastoid kemiği iç kulağınızda bulunur ve enfeksiyon nedeniyle görünmeyebilir. Doktorunuz teşhisi doğrulamak için başka testler yapabilir. Bunlar şunları içerir:

  • Enfeksiyonun varlığını doğrulamak için bir beyaz kan hücresi sayımı
  • Kulağınızın ve başın CT taraması
  • Kulağınızın ve başınızın MRI taraması
  • Kafatasının röntgeni

Testler mastoidit teşhisini doğrularsa, doktorunuz ayrıca bir lomber ponksiyon veya spinal tapa da yapabilir . Bu test, doktorunuzun omurga kolonunuzda enfeksiyon olup olmadığını belirlemesine izin verecektir .

Mastoidit nasıl tedavi edilir?

Mastoidit, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durumdur. Şiddetli bir enfeksiyon için ilk tedavi hastaneye yatmayı içerebilir. Hastanedeyken kolunuzdaki bir damardan veya intravenöz olarak antibiyotik ilacı alacaksınız. Hastaneden ayrıldıktan sonra birkaç gün evde oral antibiyotik almanız gerekecektir.

Antibiyotik tedavisinden sonra enfeksiyon geçmezse ameliyat gerekebilir. Ameliyat, enfeksiyonu boşaltmak için mastoid kemiğinizin bir kısmını çıkarmayı içerebilir. Doktorların ayrıca enfeksiyonu başarılı bir şekilde tedavi etmek için orta kulağınızdaki enfekte sıvıyı boşaltması gerekebilir.

Mastoidit ile ilişkili komplikasyonlar;

Mastoidit tedavisi zor olabilir çünkü mastoid kemiği kulağınızın derinliklerinde bulunur. Tedavi etkili olmazsa veya enfeksiyon mastoide zarar vermeden tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Bu sağlık sorunları şunları içerir:

  • Baş dönmesi veya baş dönmesi
  • Yüz felci
  • İşitme kaybı
  • Menenjit , beyninizi ve omuriliğinizi kaplayan zarların bakteriyel enfeksiyonu
  • Epidural apse , beyninizin ve omuriliğinizin dışında bir irin koleksiyonu
  • Sepsis , enfeksiyonun vücudunuza yayılması

Mastoidit nasıl önlenebilir?

Tüm kulak enfeksiyonlarını etkili bir şekilde tedavi ederek mastoiditi önleyebilirsiniz. Derhal tıbbi yardım isteyin ve kulak enfeksiyonu geliştirirseniz doktorunuzun tavsiyelerine uyun. Bu, 7 ila 10 gün boyunca oral antibiyotik almayı içerebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Meme kanseri ile başedebilme önerileri!

Birçok nedenden dolayı, insanlar aynı kanser türü için aynı tedavi görseler bile aynı etkileri yaşamazlar. Her kanser tedavisi bireyin vücudunda ve duygu dünyasında değişikliklere neden olabilir. Kanser teşhisi konulduktan sonra teşhis konulan kişi, üzüntü, kaygı veya öfke gibi zor duygularla başa çıkmayı, stres seviyesini yönetmeye çalışır.

Yaşam biçiminizde yapacağınız bazı değişiklikler, hastalığınızın tedavisi sürecinde size çok yardımcı olacaktır. Tedavinin yaratacağı sıkıntıları aşabilmeniz için vücudunuzun güçlü olması gerekir. Bu hastalığa karşı savaşınızda size yardımcı olacak bağışıklık sisteminizi güçlendirmelisiniz.

Tedavi sırasında bile yaşamın tadını çıkarmak ve duygusal olarak güçlü olmak için çaba harcamalısınız. Günlük yaşamınızda daha sağlıklı tercihler yaparak gelişebilecek diğer sağlık sorunlarını engellemelisiniz. Unutmamalısınız ki yandaş hastalıklar tedavinizi daha karmaşık hale getirecektir.

Genel Öneriler:

  • Mümkün olduğunca östrojenden uzak durun
  • Alkol tüketiminizi azaltın
  • Sigarayı bırakın
  • Enfeksiyon riskinizi azaltın
  • Nitelikli beslenin
  • Uygun düzeyde spor yapın
  • Kendinizi yorgun hissettiğinizde dinlenin
  • Kendinizi iyi hissetmeme koşulunda yardım alın.

Mümkün olduğunca östrojenden uzak durun;

Yüksek düzey östrojenin meme kanseri ile doğrudan ilişkisi vardır. Menopoz tedavisi başta olmak üzere herhangi bir nedenle kullanmakta olduğunuz östrojen tedavisi varsa mutlak gerekli olup olmadığını doktorunuz ile tartışmanız akılcı olacaktır. Ayrıca vücudunuzdaki östrojen düzeyini yükseltecek kilo alımı ve alkol tüketimi gibi unsurlardan da kaçınmalısınız. Düzenli spor yapmanın da östrojen düzeyinizi azaltacağını akılda bulundurun.

Alkol tüketiminizi azaltın;

Her gün düzenli olarak alkol tüketen kadınlarda meme kanseri riskinin %40 oranında yükseldiği bilinmektedir. Alkol vücuttaki östrojen metabolizmasını etkilemekte ve kan östrojen düzeyini yükseltmektedir.

Sigarayı bırakın;

Sigara birçok kanser için risk unsurudur. Meme kanseri tanısı almış olsanız bile sigarayı bırakmak için geç kalmış sayılmazsınız. Çünkü sigarayı bıraktığınız zaman vücudunuz güçlenecek, hastalığın ve tedavinin yarattığı stres ile daha kolay başa çıkabileceksiniz. Ayrıca sigaranın, tedavi sürecinde yaratabileceği komplikasyonları da azaltmış olacaksınız. Sigara içenlerin bağışıklık sistemlerinin içmeyenlerden daha zayıf olduğu için sigarayı bırakma koşulunda bağışıklık sisteminizi de güçlendirmiş olacaksınız.

Enfeksiyon riskinizi azaltın;

Enfeksiyon riskinizi azaltmak için bakterilerden ve virüslerden uzak durmalısınız. Grip ve zatüre için aşılanmayı doktorunuzla tartışmak uygun olacaktır. Özellikle de grip mevsiminde kalabalık yerlerden kaçınmak akılcı olacaktır. Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en kolay ve etkin yönteminin ellerinizi sık yıkamak olduğunu da akıldan çıkarmayın.

Nitelikli beslenin;

Nitelikli beslenmek sizi, kötü beslenmenin neden olabileceği birçok hastalık durumundan koruyacaktır. Ayrıca hastalığınız ve tedavi süreci kaçınılmaz olarak iştahınızı etkileyecektir. Bu sınırlı gıda alımı döneminizde, vücudunuzun gereksinimi olan besinleri alıp alamadığınızı diyetisyen ile tartışmanız faydalı olacaktır. Böylelikle hem kendi ağız tadınızla uyumlu hem de daha nitelikli beslenmeniz mümkün olabilecektir.

Uygun düzeyde spor yapın;

Düzenli spor yapmak fiziksel ve duygusal olarak sizi daha güçlü kılacaktır. Hastalığınıza ve tedavi sürecine dayanma gücünüzü arttıracaktır. Çünkü spor östrojen düzeyinizi ayarlamakta, genel iyilik hali yaratmakta, enerji düzeyinizi yükseltmekte, bağışıklık sisteminizi güçlendirmekte ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlamaktadır. Daha önce spor yapmak gibi bir geleneğiniz yoksa, profesyonel yardım alarak özel durumunuz ile uyumlu hedefler belirlemek ve güvenli bir egzersiz programı planlamak öncelikli işlerinizden olmalıdır.

Kendinizi yorgun hissettiğinizde dinlenin;

İçinde olduğunuz mücadelenin yanı sıra uygulanan tedaviler de sizin kendinizi yorgun hissetmenize neden olabilir. Aslında yorgunluk hali, tüm kanser ve kanser tedavilerinde en sık rastlanan durumdur. Bu yorgunluk hissi hangi boyutta olursa olsun insanın yaşam kalitesini etkilemektedir. Vücudunuza dinlenmek için zaman ayırmak önemlidir. Vücudunuzun kendisini onaracak gücü bulmasında, bu zaman diliminin çok büyük önemi vardır. Yorgunluğun iştah kaybı, azalmış yaşam kalitesi ve umudu kaybetmek gibi yan etkileri vardır.

Yapılan çalışmalar kanser ve kanser tedavilerinin komplikasyon oranlarıyla yorgunluk arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir. Yorgunluktan kaçınmak için ilk yapılması gereken, her şeye yetişmek kaygısından uzaklaşmaktır. Yapılması gerekenleri öncelik sırasına koymak ve en önemlileri üzerinde yoğunlaşmak uygun bir yöntemdir. Çevrenizdeki insanların da günlük işlerinize ve alışverişlerinize yardım etmelerine izin verin böylece günlük planınızda dinlenmeye zaman kalacaktır.

Memenin alınmış olması artık eksiklik değil;

Memenin herhangi bir şekilde alınmış olmasının psikolojinizi olumsuz etkilemesine izin vermeyin. Son zamanlardaki gelişmelerle alınan memenizin yerine yenisinin yapılabileceğini unutmayın. Hastalığın kendisi ile mücadele ederken, birde görüntüdeki eksikliklerin psikolojinizi etkilemesi sizi zayıflatacaktır.Bu yüzden bunu düzeltilebilecek bir deformite olarak algılayın. Gerekirse bir Plastik Cerraha danışarak bu konuda gerekli bilgiyi alın.

Kendinizi iyi hissetmeme koşulunda yardım alın;

Önemli bir hastalığın belirsizliğiyle yüz yüze gelmek, tedavi süresince neler yaşayacağınızı öngörememek, bu durumun kişisel planlarınız ve yakınlarınız üzerindeki etkilerini tahmin edememek ciddi buğranlar yaratabilmektedir. Tüm bu sorunları tek başına çözmeye çalışmak sizi çok yoracaktır. Bu nedenle kendinizi iyi hissetmediğiniz zaman, ailenizden ve arkadaşlarınızdan yardım alın, en azından yardım önerilerini geri çevirmeyin. Bu yardımın gerçekleşmemesi veya yeterli olmaması koşulunda da profesyonel destek almak uygun olacaktır. Bu konuda özelleşmiş psikologların ve psikiyatristlerin size ciddi katkıları olacaktır. Yardım alan insanların daha çabuk iyileştiğini ve duygusal olarak kendilerini daha iyi hissettiklerini biliyoruz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Mastitis nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Enfeksiyonlu veya enfeksiyonsuz ortaya çıkan Mastitis, meme rahatsızlığıdır. En sık emziren kadınlarda görülmekle birlikte emzirmeyen kadınlarda ve erkeklerde de görülebilir. Çoğunlukla tek memede görülen Mastitis, şiddetli ağrıya ve memede şişkinliğe neden olabilir. 

Enflamasyon enfeksiyon olmadan ortaya çıkarsa, genellikle süt stazından kaynaklanır. Süt stazı, emziren kadınların meme dokusunda süt birikmesidir. Bununla birlikte, süt stazının neden olduğu iltihaplanma tipik olarak enfeksiyonla birlikte iltihaplanmaya ilerler. Bunun nedeni, durgun sütün bakterilerin büyüyebileceği bir ortam sağlamasıdır. Bir enfeksiyonun neden olduğu mastitis en yaygın şeklidir. 

Nedenleri;

Bakteriyel enfeksiyon; Bakteriler normalde ciltte bulunur. Normalde zararsız olan bakteriler deriyi delep içeriri girebilirse enfeksiyona neden olabilirler. Bakteriler meme ucunun yakınında veya çevresinde ciltte oluşan bir kırılma nedeniyle meme dokusuna girerse mastite neden olabilirler.

Süt kanalının tıkanması; Süt kanalları, süt bezlerinden meme ucuna süt taşır. Bu kanallar tıkandığında, süt memede birikir ve iltihaplanmaya neden olarak enfeksiyona neden olabilir.

Belirtileri;

  • Şişme veya göğüs büyütme
  • Memede kızarıklık, şişme, hassasiyet veya sıcaklık hissi
  • Göğüs dokusu üzerinde kaşıntı
  • Kolunun altındaki hassasiyet
  • Meme ucunda veya memenin derisinde küçük bir kesik veya yara
  • Ateş

Mastitis için kimler risk altındadır?

  • Doğumdan sonraki ilk birkaç hafta emziren anneler
  • Ağrılı veya çatlamış meme uçlarına sahip olanlar
  • Emzirmek için sadece bir pozisyon kullananlar
  • Sıkı oturan bir sütyen giyenler

Mastit komplikasyonları nelerdir?

Mastit tedavisi aksatıldığında veya uygun tedavi uygulanmadığında memede püy birikimi olur. Memede apse meydana gelir. Oluşan absenin genellikle cerrahi olarak boşaltılması gerekir.

Tanısı;

Tanıda, hastanın hikayesi büyük önem taşır. Doktor, hastaya; şikayetinin ne olduğunu, şikayetin ne zamandan beri olduğu, şikayeti artıran ve azaltan faktörler gibi çeşitli sorular yöneltir. Fizik muayene ile memedeki değişimler tespit edilir. Emziren kadınlarda anne sütünden kültür yapılarak mastite sebep olan bakteri tespit edilmeye çalışılır.

Nadir görülen bir meme kanseri türü olan inflamatuar meme kanseri de memede şişmeye ve kızarıklığa yol açtığından doktor tarafından, ultrason ve mamografi ile kanser tanısı dışlanmak istenebilir. Mastit tedavisini tamamlamasına rağmen semptomları düzelmeyen hastalarda kanser şüphesini gidermek için biyopsi istenebilir.

Tedavisi;

Enfeksiyonu olan hastalara antibiyotik tedavisi verilir. Antibiyotiği reçete edilen gün tamamlanana kadar aksatmadan kullanmak tekrar mastite yakalanmamak açısından önemlidir.

Ağrı kesiciler, mastit tedavisinde ağrının azaltılması için kullanılabilir. Parasetemol ve ibuprofen grubu ağrı kesiciler tedavide kullanılabilecek seçenekler arasındadır.

Mastiti olan hastalar emzirmeye devam etmelidir. Bebeğin sütten kesilmesi, annedeki semptomların daha da kötüleşmesine neden olabilir. Süt akışının düzenli olarak devam etmesi enfeksiyonun temizlenmesine yardım eder.

Anne sütünün bebek için çok faydalı olduğu unutulmamalıdır. Anne sütüyle beslenen bebekler, virüs ve bakterilere karşı daha güçlü bağışıklık sistemine sahip olduğundan enfeksiyona yakalanma ihtimali mama ile beslenen bebeklere göre daha düşüktür. Bu bebekler daha sağlıklı kilo alırlar. İleride diyabete yakalanma riskleri daha azdır. Bebeklerin ihtiyaç duyduğu nütrientlerin oranı, büyüme sürecinde değişiklik gösterir. Anne sütü bu değişimi doğal yollarla karşılar. Bebeğin ihtiyacı değiştikçe anne sütü de bunu karşılayacak şekilde içeriğini değiştirir. Hazır mama ile beslenen bebeklerde bu değişim mamayı hazırlayan kişi tarafından yapılmalıdır.

Emziren kadınlar; doğum sonrası iyileşme sürecini daha hızlı atlatır, doğum kilolarını daha kolay verir. Emziren kadınlarda doğum sonrası depresyon riski azalmıştır. Emzirmenin meme ve yumurtalık kanseri açısından koruyucu olduğu bilinmektedir.

Anne sütüyle beslenmenin hem bebek hem de anne için pek çok olumlu yönleri vardır. Bu yüzden bebek en az 6 ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmelidir.

Emzirme tekniklerinde yapılacak bazı değişimler hem mastit tedavisinde hem de yeniden mastit oluşumunu engellemede olumlu etkiler gösterir:

  • Emzirme öncesi memenin sütle aşırı dolmasını önlenmelidir
  • Emzirme arası süreyi kısa tutarak sütün birikmesini engellenebilir
  • Emzirme esnasında bebeğin meme ucunu ağzına düzgün aldığından emin olmak, mastitte memede şişkinlik olacağından bebeğin meme başını bulması zor olabilir. Bu gibi durumlarda emzirme öncesi meme ucunun sıkılarak az miktarda sütün dışarı çıkmasını sağlamak fayda sağlayabilir
  • Memenin yukarısından meme ucuna doğru masaj yapılması, emzirme esnasında süt akışını kolaylaştıracağından mastit gelişimini önlemede olumlu etki gösterebilir
  • Emzirme sonrasında memenin tamamen boşalmış olduğundan emin olunmalıdır. Sütünü tamamen boşaltmakta zorlanan anneler, emzirme öncesi memeye hafif sıcak uygulayarak sütün akışını kolaylaştırabilir
  • Emzirme sırasında ilk olarak mastitli memeden emzirilmesi daha iyi olur. Bebek daha aç olacağından memeyi daha güçlü emer. Sütün boşaltılması daha kolay olur
  • Bebeği sürekli aynı pozisyonda emzirmek yerine değişik şekillerde emzirmek de önemlidir.

Mastiti olan kadınlar; evde dinlenmeli, emzirme aralarında memeye soğuk uygulamalı, destekleyici sütyen takmalıdır.

Önleme;

Aşağıdaki önlemler mastiti önlemeye yardımcı olabilir:

  • Meme ucunun tahrişini ve çatlamasını önlemeye özen göstermek
  • Sık emzirme
  • Göğüs pompası kullanma
  • Bebek tarafından iyi bir şekilde kavranmasına izin veren uygun bir emzirme tekniği kullanmak
  • Bebeği emzirmeyi aniden durdurmak yerine birkaç hafta süren bir işlemle sütten kesmek

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Marasmus nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Marasmus, ciddi bir yetersiz beslenme şeklidir. Ciddi beslenme yetersizliği olan herkeste ortaya çıkabilecek olan Marasmus, daha çok çocuklarda görülür. Marasmus, tedavi edilmese yaşamı tehdit edebilir. Genellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülür. 

Vücudun sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kalori, protein ve genel besin maddelerine ihtiyacı vardır. Yeterli beslenme olmadan kaslara enerji yeteri kadar gidemez, kemikler sağlamlığını koruyamayabilir, kırılgan hale gelir ve beyne yeteri kadar enerji gitmeyeceği için düşünme eylemi dahi gerçekleştirilemeyebilir. Marasmus, yetersiz beslenmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir hastalıktır.

Nedenleri;

Yetersiz beslenmeye bağlı gelişimsel problemler ve kilo verme marasmus hastalığı gelişmesinin temel sebebidir. Yani besine ulaşamayan gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerdeki çocuklar bu hastalığa yakalanabilir.

Yetersiz beslenme ve besin bulamama dışında bir besini çok fazla tüketirken bir başka besini hiç tüketmeyerek marasmus hastalığı oluşabilir. Bu sebeple yanlış beslenmeye bağlı olarak marasmus gelişme ihtimali düşünülmelidir.

Prematüre (doğması gereken zamandan daha erken doğmuş) doğmuş bebekler ve düşük doğum ağırlıkları ile doğan bebekler yetersiz beslenmeye yatkın olarak büyüyebilirler.

Emzirme döneminde olan bir bebek annesinin yetersiz beslenmesi sonucu marasmus hastalığına yakalanabilir. Bu yüzden bebeklerde risk altındadır.

Belirtileri;

Yetersiz beslendiği için marasmus beslenen çocuklarda ve yetişkinlerde yetersiz kalori alımı ve bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla aşağıdaki belirtiler görülebilir.

  • Marasmusun ana belirtisi gözle görülen ve ciddi derecede belirgin olan zayıflıktır. Marasmus gelişmiş kişinin kemikleri ve damarları belirginleşmiştir
  • Derileri çok incelmiştir ve kurudur
  • Saçları ve tırnakları sık sık kırılır
  • Son zamanlarda kas kütlesi ve yağ dokusu kaybetme
  • Kronik ishaller görülebilir
  • Zayıflamış bağışıklık sistemine bağlı olarak sıklıkla solunum yolu enfeksiyonları meydana gelir
  • Mutsuzluk ve azalmış hayat enerjisi
  • Çocuklarda huysuzluk ve sinirlilik

Risk faktörleri;

Gelişmekte olan bir ülkede büyümek, marasmus için bir risk faktörüdür. Kıtlık veya yüksek yoksulluk oranlarının olduğu bölgelerde, marasmuslu çocukların oranı daha yüksektir. Viral, bakteriyel ve parazitik enfeksiyonlar çocukların çok az besin almasına neden olabilir. Hastalık oranlarının yüksek olduğu ve tıbbi bakımın yetersiz olduğu bölgeler, insanların yeterli yiyeceğe sahip olma şansını azaltan başka faktörlere de sahip olabilir.

Teşhisi;

Doktor genellikle fizik muayene yoluyla marasmus için ön tanı koyabilir. Boy ve kilo gibi ölçümler, bir çocuğun marasmus olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir. Bu ölçümler, belirli bir yaştaki sağlıklı bir çocuğun alması gereken ölçümlerin çok altında olduğunda, bunun nedeni marasmus olabilir.

Yetersiz beslenen bir çocukta hareket eksikliği de marasmus teşhisinin doğrulanmasına yardımcı olabilir. Durumdaki çocuklar enerjiden yoksun olma eğilimindedir veya herhangi bir şey yapma isteği.

Marasmus’u kan testleri kullanarak teşhis etmek zordur. Bunun nedeni, marasmuslu birçok çocuğun kan testi sonuçlarını etkileyebilecek enfeksiyonlara sahip olmasıdır.

Tedavisi;

Marasmusun ilk tedavisi genellikle kaynamış su ile karıştırılmış kurutulmuş yağsız süt tozunu içerir. Daha sonra karışım, susam, kazein ve şeker gibi bir bitkisel yağ da içerebilir. Kazein süt proteinidir. Yağ, karışımın enerji içeriğini ve yoğunluğunu artırır.

Bir çocuk iyileşmeye başladığında, beslenme ihtiyaçlarını karşılayan daha dengeli bir diyete sahip olmalıdır. Dehidrasyon ishal nedeniyle bir sorunsa, rehidrasyon da bir öncelik olmalıdır. Bir çocuğun intravenöz olarak verilen sıvılara ihtiyacı olmayabilir. Ağızdan hidrasyon yeterli olabilir.

Marasmus hastası çocuklar arasında enfeksiyonlar yaygındır, bu nedenle antibiyotikler veya diğer ilaçlarla tedavi standarttır. Enfeksiyonları ve diğer sağlık sorunlarını tedavi etmek, onlara en iyi iyileşme şansını vermeye yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Manik depresif nedir? Belirtileri, Tedavisi

‘İki uçlu duygu durumu bozukluğu’ veya ‘iki uçlu mizaç bozukluğu’ olarak da bilinen ve iki farklı dönemden oluşan Manik Depresif, ruhsal bozukluk durumudur. Günümüzde bilim çevrelerinde kullanılan ismi ‘Bipolar Bozukluktur’. Hastalığın bir ucu mani, diğer ucu depresyondur. 

Manik Depresif’inde diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. İstisnalar olmakla birlikte genelde bahar ve yaz dönemlerinde mani atakları, kış ve sonbahar dönemlerinde depresyon atakları daha sıktır. Genelde ilk ataklar 20’li yaşlarda başlar. Kadın ve erkekler arasında görülme sıklığı eşittir. Ancak kadınlarda depresif atak sıklığının, erkeklerde ise manik atak sıklığının daha fazla olduğu iddia edilmektedir.

Kimlerde görülür?

  • Her dinden, her ırktan insanda görülebilir
  • Toplumda her 100 kişiden birinde bu hastalık vardır
  • Her 100 kişiden biri hayatında en az bir kere manik bir dönem geçirmiştir
  • Kadında ve erkekte eşit sıklıkta görülür
  • Hastalık genellikle 20’li yaşlarda başlar

Irsi midir?

Bazı ailelerde Manik Depresif sık görülür. Manik Depresif yüzde yüz ırsi bir hastalık değildir. Hastalığa yakalananların büyük bölümünün ailesinde daha önce benzer bir rahatsızlık görülmemiştir. Ancak akrabalar arasında Manik Depresif olan bir kişi varsa, diğer akrabaların bu hastalığa yakalanma riski artar.

Nedenleri;

Manik depresif bozukluk farklı sebeplerden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Manik depresif bozukluk kimi durumlarda genetik özellikler gösterir. Ailesinde manik depresif bozukluk hastalığı olanların bu hastalığı taşıma riski artmaktadır.

Mani dönemi;

Mani dönemi, kendini öncelikle enerji ve aktivite fazlalığı ile belli eder. Kişi çok az uyuduğu halde uykuya ihtiyaç göstermez. Manik kişi çok hareket eder ve çok konuşur. Bazen bu çok konuşma o kadar ileri boyuta varabilir ki, hastanın sesi kısılabilir, konudan konuya atladığı için, konuşma içeriği anlamsızlaşabilir.

Mani döneminde dikkat ileri derecede bozulur, dikkat çabuk çelinir, belirli bir konu üzerinde odaklanmak, örneğin iki saat oturup kitap okuyabilmek, bir film izlemek neredeyse imkansız hale gelir, hasta çok sabırsız ve sinirlenmeye yatkın olur. Aşırı para harcama isteği, mantıksız yatırım ve girişim yapma arzusu ortaya çıkar. Cinsel istekte artış olur, gelişigüzel ve riskli cinsel eylemler gözlenebilir.

Manik kişi aşırı bir neşe hali gösterse de, engellendiği veya istediğini yapamadığı zaman çok çabuk sinirlenir, öfke patlamaları olur. Mani ‘sıradan bir neşe’ hali değildir. Hastanın sosyal uyumu çok bozuktur. Manik kişi, okulunu, iş hayatını sürdüremez, maddi manevi ciddi sorunlar yaşar.

Manide özgüven artışı çok tipiktir. Kişi, eğitimi ve altyapısı uygun olmadığı halde kendini çok muktedir ve yeterli görebilir. İlkokul mezunu bir kişi, buluşlar yaptığını, ülkeyi yönetmesi gerektiğini iddia edebilir. Kendisine itiraz edildiği zaman ise sinirlenir, üstünlüğünü tartışmaktan hoşlanmaz. Aşırı cesaret ve sinirlilik, kavgaya veya suç teşkil eden eylemlere yöneltebilir, polisle başı derde girebilir.

Depresyon dönemi;

Manik depresif bozukluğun en tipik özelliği, iki farklı atak türüyle seyretmesidir. Başka bir deyişle mani gözlenen bir hastada sonradan depresyon dönemi ortaya çıkmasıdır. Ancak bunun tam tersi de mümkündür, arka arkaya depresyon geçiren bir kişide sonra ilerleyen zamanlarda bir mani atağı oluşabilir. Bu yüzden dikkatli psikiyatristler, sık sık depresyon geçiren kişilerde mani olasılığını devamlı göz önünde bulundurlar. Bir defa mani geçiren kişi ‘manik depresyon- bipolar bozukluk’ tanısı alır, ancak tekrar tekrar depresyon geçiren bir kişiye manik depresif diyebilmek için yine de bir mani atağının gözlenmiş olması şarttır.

Depresyon dönemi, manik dönemin tam tersi gibidir. Kişi içine kapanır, sosyal hayattan kopar. İştahı kesilir, kilo vermeye başlar. Devamlı, tarif edilemez derecede şiddetli bir iç sıkıntısı ve mutsuzluk hissi içindedir. Kendine güveni ileri derecede düşüktür. Bir işe yaramadığı, sevilmediği, değersiz olduğu yönünde sabitleşmiş fikirleri olabilir. Bu fikirleri ikna ederek değiştirmek zor, hatta imkansızdır

Yoğun bir boşluk ve anlamsızlık fikri gözlenir. Hayatın ve yaşamanın anlamı olmadığını düşünen hasta, ölümden korkmamaya hatta intihar planları yapmaya başlayabilir. Psikiyatristler, depresyon döneminde intihar fikirlerini çok önemserler, çünkü bu fikirler, tedaviyle ortadan kalkar ve kişi iyileştiği zaman intihar planlarını anlamsız bulur, neden öyle hissettiğini dahi unutabilir. Dolayısıyla depresyon döneminin en acil sorunu intihar düşüncesinin önüne geçilmesidir.

Manik depresyondaki depresyonun, diğer depresyonlardan bazı farkları vardır. Manik depresyonun depresyon döneminde, standart bir depresyona göre çok daha fazla enerjisizlik ve bitkinlik hali gözlenir. Kişi yataktan hiç çıkmak istemeyebilir, manik dönemin aksine günde 16-18 saat uyuyabilir. Hastalık herhangi bir tetikleyici olmadan ani ve hızlı bir şekilde başlayabilir. Öyle ki birkaç gün önce normal olan hasta, 3 gün sonra ağır bir depresyon haline girebilir.

Teşhisi;

Mani dönem ve depresyon dönemi belirtilerini gösteren bir bireyin manik depresif bozukluk hastalığını saptamak kolay olabilmektedir. Çünkü ruh halindeki aşırı dalgalanmaların olması manik depresif bozukluk tanısını koymakta yardımcıdır.

Tedavisi;

Manik depresif bozukluk tedavisinde ilk olarak hastalığın oluşum sebebi araştırılmalıdır. Ve aynı zamanda hastanın durumu da göz önünde olmalıdır. Bu iki durum belirlendikten sonra tedaviye başlanabilir. Manik depresif bozukluk tedavisinde psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır. Psikoterapinin yanı sıra ilaç tedavisi kullanımıyla da psikoterapi tedavisi desteklenmektedir. Bu tedavi yöntemleriyle manik depresif bozukluk belirtilerinin azaltılması ve geleceğe yönelik belirtilerin tekrar gözlenmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu tedavi biçimleri kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Hastanın bulunduğu duruma göre tedavi biçimi seçilip uygulanmaya başlanır.

Psikoterapinin manik depresif bozukluk tedavisinde çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Psikoterapide ailenin ve arkadaş çevresinin önemi de çok büyüktür. Psikoterapiye dahil edilmelidirler. Böylelikle hastanın tedavisinde destekleyici rol oynayabilirler.

Hastaneye yatmak gerekir mi?

Manik depresif bozukluğu olan hastalarda bazen hastaneye yatış gerekebilir. Hastanın bulunduğu durum yani hastalığın seviyesi yatış tedavisinde belirleyicidir. Hastanın manik depresif bozukluk belirtilerinin çok şiddetli olarak gözlemlendiği ve intihar düşüncesinin ya da girişimlerinin olduğu durumda hastaneye yatış gerekmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Malnütrüsyon nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kelime anlamı kötü ve yetersiz beslenme anlamındadır. Yetersiz beslenme, belirli besin maddelerinin çok az veya çok fazla alınması anlamına gelir. Bodur büyüme, göz sorunları, diyabet ve kalp hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kötü beslenme dünya çapında milyarlarca insanı etkiliyor.

Bu makale yetersiz beslenmenin türlerini, semptomlarını ve nedenlerini tartışmakta ve önleme ve tedavi hakkında bilgi sağlamaktadır.

Kötü, yetersiz beslenme nedir?

Yetersiz, kötü beslenme, besin eksikliği veya aşırı dengesiz beslenmeden kaynaklanan bir durumdur. Yetersiz beslenme türleri arasında;

  • Yetersiz beslenme; Bu tür yetersiz beslenme, yeterli protein, kalori veya mikro besin alamamaktan kaynaklanır. Boyuna göre düşük ağırlık (zayıflama), yaşa-göre-boy (bodurluk) ve yaşa-göre-ağırlık (zayıflık) yol açar
  • Aşırı beslenme; Protein, kalori veya yağ gibi belirli besin maddelerinin aşırı tüketimi de yetersiz beslenmeye neden olabilir. Bu genellikle aşırı kilo veya obezite ile sonuçlanır

Yetersiz beslenen kişilerde genellikle vitamin ve mineral eksikliği , özellikle demir, çinko, A vitamini ve iyot. Bununla birlikte, mikro besin eksiklikleri aşırı beslenme ile de ortaya çıkabilir.

Aşırı kalori tüketiminden aşırı kilolu veya obez olmak mümkündür ancak aynı anda yeterli vitamin ve mineral alamamakta mümkündür.

Bunun nedeni, kızarmış ve şekerli yiyecekler gibi aşırı beslenmeye katkıda bulunan yiyeceklerin kalori ve yağ bakımından yüksek, ancak diğer besin maddeleri bakımından düşük değerlere sahip olmasından kaynaklanır.

Kötü, yetersiz beslenmenin belirtileri;

Yetersiz beslenmenin belirti ve semptomları türüne bağlıdır. Yetersiz beslenmenin etkilerini fark edebilmek, insanlara ve sağlık hizmeti sağlayıcılarına yetersiz veya aşırı beslenmeyle ilgili sorunları belirlemelerine ve tedavi etmelerine yardımcı olabilir.

Yetersiz beslenmenin belirtileri;

  • Kilo kaybı
  • Yağ ve kas kütlesi kaybı
  • İçi boş yanaklar ve çökük gözler
  • Şişmiş mide
  • Kuru saç ve cilt
  • Gecikmiş yara iyileşmesi
  • Yorgunluk
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Sinirlilik
  • Depresyon ve kaygı

Yetersiz beslenmeye sahip kişilerde bu semptomlardan biri veya birkaçı olabilir. 

  • A Vitamini; Kuru gözler, gece körlüğü, enfeksiyon riskinde artış
  • Çinko; İştahsızlık, büyümenin durması, yaraların gecikmiş iyileşmesi, saç dökülmesi, ishal
  • Demir; Bozulmuş beyin fonksiyonu, vücut ısısını düzenlemeyle ilgili sorunlar, mide sorunları
  • İyot; Büyümüş tiroid bezleri (guatr), tiroid hormonu üretiminde azalma, büyüme ve gelişme sorunları

Yetersiz beslenme ciddi fiziksel sorunlara ve sağlık sorunlarına yol açtığı için ölüm riskinizi artırabilir.

Aşırı beslenmenin belirtileri;

Aşırı beslenmenin ana belirtileri aşırı kilo ve obezitedir. Ancak aynı zamanda besin eksikliklerine de yol açabilir.

Araştırmalar, aşırı kilolu veya obez kişilerin, normal kilodaki kişilere kıyasla yetersiz alım ve belirli vitamin ve mineralleri düşük kan seviyelerine sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Bunun nedeni muhtemelen aşırı kilo ve obezitenin, kalori ve yağ bakımından yüksek ancak diğer besinler bakımından düşük hızlı ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketiminden kaynaklanabilmesidir.

Kötü, yetersiz beslenmenin değerlendirilmesi;

Yetersiz beslenme semptomları, durumu taradıklarında sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından değerlendirilir. Yetersiz beslenmeyi belirlemek için kullanılan araçlar arasında kilo kaybı ve vücut kitle indeksi (BMI) çizelgeleri, mikro besin durumu için kan testleri ve fiziksel muayeneler.

Kilo kaybı geçmişiniz ve yetersiz beslenmeyle ilişkili diğer semptomlarınız varsa, doktorunuz mikro besin eksikliklerini belirlemek için ek testler isteyebilir. Öte yandan, aşırı beslenmeden kaynaklanan besin eksikliklerini belirlemek daha zor olabilir.

Aşırı kiloluysanız veya obezseniz ve çoğunlukla işlenmiş ve hızlı yiyecekler yiyorsanız, yeterince vitamin veya mineral alamayabilirsiniz. Besin eksikliğiniz olup olmadığını öğrenmek için, beslenme alışkanlıklarınızı doktorunuzla görüşmeyi düşünün.

Kötü, yetersiz beslenmenin uzun dönem etkileri;

Yetersiz beslenme, hastalıkların ve kronik sağlık sorunlarının gelişmesine neden olabilir. Yetersiz beslenmenin uzun vadeli etkileri, daha yüksek obezite, kalp hastalığı ve diyabet riskini içerir. Fazla beslenme de belirli sağlık sorunlarının gelişmesine katkıda bulunabilir. Spesifik olarak, aşırı kilolu veya obez çocukların kalp hastalığı ve tip 2 diyabet.

Yetersiz beslenmenin uzun vadeli etkileri bazı hastalıklara yakalanma riskinizi artırabileceğinden, yetersiz beslenmeyi önlemek ve tedavi etmek kronik sağlık durumlarının yaygınlığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Kötü ve yetersiz beslenmenin yaygın nedenleri;
  • Gıda güvensizliği veya yeterli ve uygun fiyatlı gıdaya erişim eksikliği; Çalışmalar, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerdeki gıda güvensizliğini kötü beslenmeye.
  • Sindirim sorunları ve besin emilimiyle ilgili sorunlar; Crohn hastalığı, çölyak hastalığı ve bağırsaklarda aşırı bakteri üremesi gibi emilim bozukluğuna neden olan durumlar yetersiz beslenmeye
  • Aşırı alkol tüketimi; Aşırı alkol kullanımı yetersiz protein, kalori ve mikro besin alımına yol açabilir
  • Ruh sağlığı bozuklukları: Depresyon ve diğer akıl sağlığı sorunları yetersiz beslenme riskini artırabilir. Bir çalışma, depresyonlu kişilerde sağlıklı bireylere kıyasla yetersiz beslenme prevalansının % 4 daha yüksek olduğunu bulmuştur
  • Yiyecekleri elde edememe ve hazırlayamama; Çalışmalar, zayıf beslenme için risk faktörleri olarak zayıf, zayıf hareketliliğe sahip ve kas gücünden yoksun olduğunu tespit etti. Bu sorunlar yiyecek hazırlama becerilerini
Risk altındaki bölgeler;
  • Gelişmekte olan ülkelerde veya gıdaya sınırlı erişimi olan bölgelerde yaşayan insanlar; Yetersiz beslenme ve mikro besin eksiklikleri özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da yaygındır
  • Özellikle çocuklar ve hamile veya emziren kadınlar başta olmak üzere besin ihtiyacı artan bireyler; Gelişmekte olan bazı ülkelerde hamile ve emziren annelerin % 24–31’i yetersiz beslenmektedir
  • Yoksulluk içinde yaşayan veya düşük gelire sahip insanlar; Düşük sosyoekonomik durum, yetersiz beslenme ile ilişkilidir
  • Daha yaşlı yetişkinler, özellikle yalnız yaşayanlar veya engelli olanlar; Araştırmalar, yaşlı yetişkinlerin% 22’sinin yetersiz beslendiğini ve% 45’ten fazlasının yetersiz beslenme riski altında olduğunu göstermektedir
  • Besin emilimini etkileyen sorunları olan kişiler; Crohn hastalığı veya ülseratif kolitli kişilerin yetersiz beslenme olasılığı, bu koşullara sahip olmayanlara göre dört kat daha fazla olabilir
Önleme ve tedavisi;

Yetersiz ve kötü beslenmeyi önlemek ve tedavi etmek, altta yatan nedenleri ele almayı içerir. Devlet kurumları, bağımsız kuruluşlar ve okullar yetersiz beslenmenin önlenmesinde rol oynayabilir.

Araştırmalar, yetersiz beslenmeyi önlemenin en etkili yollarından bazılarının, yetersiz beslenme riski altındaki popülasyonlara demir, çinko ve iyot hapları, gıda takviyeleri ve beslenme eğitimi sağlamak olduğunu göstermektedir.

Ek olarak, aşırı beslenme riski taşıyan çocuklar ve yetişkinler için sağlıklı yiyecek seçimlerini ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden müdahaleler , aşırı kilo ve obeziteyi önlemeye yardımcı olabilir.

Yeterli karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su içeren çeşitli yiyeceklerle beslenerek de yetersiz beslenmeyi önlemeye yardımcı olabilirsiniz.

Öte yandan yetersiz beslenmeyi tedavi etmek genellikle daha kişiselleştirilmiş yaklaşımları içerir. Kendinizin veya tanıdığınız birinin yetersiz beslendiğinden şüpheleniyorsanız, mümkün olan en kısa sürede bir doktorla konuşun.

Bir sağlık hizmeti sağlayıcısı, yetersiz beslenmenin belirtilerini ve semptomlarını değerlendirebilir ve takviyeleri içerebilecek bir beslenme programı geliştirmek için bir diyetisyenle çalışmak gibi müdahaleler önerebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lenfoma (lenf kanseri) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen genç erişkinlerde ortaya çıkan, çocukluk çağında karşılaşılan Lenf Kanserinin tıbbi adı Lenfomadır. Vücudun savunma hücreleri olan lenfositlerin kanserleşerek kontrolsüz büyümesi durumu olan Lenf Kanserinin en sık görüldüğü yerler; lenf bezleridir.

Lenf Bezi Kanseri tıbbi olarak Hodgin Lenfoma ve Nonhodgin Lenfoma olarak ikiye ayrılır. Nonhodgin Lenfoma daha sık görülmektedir. Her iki lenfoma çeşidinin alt tipleri bulunmaktadır. Bunlar hastalığın gidişatını ve tedaviyi belirler. Lenfoma hızlı ve yavaş ilerleyen olarak da gruplara ayrılmaktadır.

Risk faktörleri;

Hastalık genellikle nadirdir. Her yıl 100 bin kişilik bir nüfusta yeni 3-4 vaka ortaya çıkar.

  • Genç erişkin kişide kanıtlanmış infeksiyöz mononükleoz hastalık öyküsü, Hodgin lenfoma riskini genel popülasyona göre üç kat artırır
  • AIDS hastalığı Hodgin lenfoma geliştirme olasılığını artırır
  • Tonsillektomi ve appendektomi ameliyatları Hodgin olasılığını arttırır
  • Diğer tip kanserlerde görüldüğü gibi bazı vakalarda ailesel kümelenme saptanabilir. Hodgin lenfoması olan hastaların kardeşlerinde görülme sıklığı yüksektir

Belirtileri;

Hodgin lenfoma’da en sık görülen bulgu bir veya daha fazla büyük lenf düğümü varlığıdır. Bu düğümler genellikle ağrısızdır ve en sık boyun, göğsün üst kısmı, karın veya kasıklarda görülür.

  • Ağrısız bezeler; en sık görülen belirtidir. Lenf bezlerinde oluşan, ağrı vermeyen, genellikle çapı bir santimden fazla olan düğüm şeklinde şişliklerdir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan bezeler, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde çıkar. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmaz, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Lenf düğümlerinin şişmesinin çok sık görülen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar söz konusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi infeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle infeksiyon iyileştikten sonra küçülür
  • Sebebi bilinmeyen ateş; ortada hiçbir neden yokken vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması ve bunun sebebinin açıklanamaması durumudur
  • Gece terlemesi; hastanın gece yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetli gece terlemesi olduğunu belirtmesidir
  • Kilo kaybı; altı ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının verilmesidir
  • Sürekli yorgunluk; şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk hali
  • Öksürük ve nefes darlığı
  • Deride kaşınma

Tanısı;

Eğer büyüyen lenf nodu ve diğer belirtiler lenfomaya işaret ediyorsa, bireyin hastalık ve aile öyküsü alındıktan sonra detaylı bir fizik muayene yapılıyor. Boyun, koltuk altı, dirsek, kasık ve diz gerisindeki çukurluk büyümüş lenf nodu varlığı için muayene ediliyor. Aynı zamanda dalak ve karaciğerde de olası bir büyüme varlığı için muayene yapılabiliyor. Ardından, tanının kesinleştirilmesi ve kanserin yayılımın saptanması amacıyla yapılabilecek kimi testler aşağıdaki gibidir:

  • Kan testleri; Tam kan sayımı ve biyokimyasal incelemeler (LDH, ürik asit gibi)
  • Akciğer filmi; Olası lenf bezi büyüklüğü ve diğer problemler araştırılıyor
  • Biyopsi; Büyüyen lenf bezinin kısmi veya mümkünse tam olarak çıkarılması gerekiyor. İğne ile yapılan biyopsiler genellikle sağlıklı sonuç verme ihtimalinin düşük olması nedeniyle, lenfoma şüphesi var ise, mutlaka lenf bezinin tamamı, bu mümkün olmuyorsa bir kısmının bir patolog tarafından incelenmesi şart. Hastalığın yaygınlığının belirlenmesi için kemik iliği biyopsisi de yapılabiliyor
  • Bilgisayarlı tomografi; Boyun, akciğer ve tüm karın bilgisayarlı tomografi detaylı bir şekilde ile incelenebiliyor

Tedavisi;

Lenf kanserinin tedavisi hematoloji-onkoloji servislerinde onkologlar tarafından yapılır. Modern kemoterapi ile lenfoma hastaları %70-80 oranında tedavi edilebilmektedir. Hastalığın gidişatını etkileyen faktörler; hastalığın evresi, hastanın tedaviye yanıt verip vermemesi, lenfomanın tipi, lenfomanın tekrarlaması, beraberinde şeker hastalığı veya böbrek hastalığı olup olmamasıdır. Hastalara kemoterapi ile birlikte radyoterapi uygulanır. Kemoterapide kullanılan ilaçlar hastanın bağışıklık hücrelerini ve kan hücrelerini düşürebilir. Bu durumda hastaya kan nakli gibi destek tedavileri uygulamak da gerekebilir.

Lenfoma tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi dışında başvurulan bir diğer tedavi yöntemi immünoterapidir. İmmünoterapide laboratuvar ortamında üretilen ve damar yoluyla vücuda enjekte edilen antikorlar, kanserli hücrelerin yerini belirleyerek onları yok etmeyi ya da gelişimlerini engellemeyi amaçlar.

Lenfomanın tekrarlaması durumunda kemik iliği ve kök hücre nakline de sıklıkla başvurulur. Hastalığın nüksetmesi durumunda yüksek dozda kemoterapi uygulanması gerekir. Bu da kemik iliğine zarar vereceğinden kemoterapi öncesi hastanın kendisinden alınan kemik iliği, kemoretapi sonrası tekrar hastaya nakledilir. Kemik iliği tutulumu olan hastalarda  ise aile yakınlarından da kemik iliği nakli gerçekleştirilebilir.

Lenfoma tedavisinin yan etkileri var mıdır?

Lenfoma tedavisi esnasında ve sonrasında aşağıdaki bulgular ortaya çıkabilir.

  • Beyaz kan hücreleri (akyuvar, beyaz küre) düşüklüğü
  • Kırmızı kan hücreleri (alyuvar) düşüklüğü ve buna bağlı kansızlık
  • Ağızda yaralar
  • Bulantı, kusma, ishal
  • Kabızlık
  • İdrar kesesinde sorunlar
  • Kanlı işeme
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik
  • Ateş
  • Öksürük
  • Saç dökülmesi
  • Akciğer, kalp ve sinir sistemi problemleri

Lenf bezlerinde şişlik, uzun süren halsizlik ve belirtiler kısmında bahsettiğimiz diğer bulgulardan herhangi biri sizde veya yakınlarınızda varsa mutlaka bir uzman görüşü almalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Larenjit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında gırtlak ya da ses kutusu veya ses tellerinin aşırı kullanım, tahriş veya enfeksiyon nedeniyle iltihaplanması durumudur. Larenjit, üç haftadan kısa süren akut (kısa süreli) olabileceği gibi üç haftadan fazla süren kronik de (uzun süreli) olabilir.

Viral enfeksiyonlar, çevresel faktörler ve bakteriyel enfeksiyonların tümü larenjite neden olabilir. Hastalıkla ilgili en çok , “Larenjit ateş yapar mı? Larenjit bulaşıcı mıdır?” soruları soruluyor. Bütün bu soruların cevapları ve daha fazlası için haberimize bir göz atmanız yeterli…

Nedenleri;

  • Bakteriler, virüsler, mantarlar
  • Antihistaminikler
  • Boğaz reflüsü
  • Sesin kötü kullanılması
  • Alerji
  • Sigara dumanı
  • Tüberküloz

Belirtileri;

  • Yutkunma güçlüğü
  • Ağrı
  • Hırıltı
  • Kronik, balgamsız öksürük veya sürekli boğaz temizleme ihtiyacı hissi
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Öksürük
  • Gırtlakta yumru hissi

Tanısı;

Doktorunuz tıbbi öykünüzü dinleyip, fizik muayene yapacak ve elde ettiği bulgulara göre laranjit teşhisi koyacaktır. Bazı hastalarda kronik laranjitin altında yatan nedeni bulmak veya diğer ihtimalleri dışlamak amacıyla kimi tetkikler istenebilir:

  • Laringoskopi; İnce, optik bir endoskop kullanılarak ağız yoluyla gırtlağın ve ses tellerinin incelenmesidir. Bu incelemeler sırasında gırtlakta olabilecek polip, tümör gibi yapılar da görülebilir
  • Fiber optik laringoskopi; Laringoskopi işleminin esnek bir boru vasıtasıyla yapılmasıdır
  • Biyopsi; Doktorunuz endoskoptan geçen forseps (minik cımbız) kullanarak bir biyopsi (küçük doku numuneleri) yapabilir. Bir patolog, dokuların anormal olup olmadığını belirlemek için örneği inceleyecektir

Tedavisi;

Akut larenjit genellikle bir hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Sesinizi dinlendirmeniz, sıvı tüketmeniz ve havanızı nemlendirmeniz gibi kişisel bakım önlemleri de şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olur. Kronik larenjit tedavileri, sigara veya aşırı alkol kullanımı gibi altta yatan nedenleri tespit ederek tedavi etmeyi amaçlar.

Doktorunuz larenjit tedavisinde şu ilaçları kullanır;

  • Antibiyotikler: Neredeyse tüm larenjit vakalarında, sebep virüs olduğundan antibiyotikler işe yaramaz. Ancak bakteriyel bir enfeksiyonunuz varsa, doktorunuz bir antibiyotik önerir
  • Kortikosteroidler: Bunlar, vücudunuzun doğal olarak ürettiği kortizol gibi hormonları taklit eden insan yapımı ilaçtır. Kortikosteroidler ses teli iltihabını azaltmaya yardımcı olur ve şişliği giderir
  • Ağrı kesici ilaçlar: Ağrınız varsa, doktorunuz size uygun bir ağrı kesici önerir. İlaçlarınızın, ne sıklıkla ve ne kadar alınması gerektiğine ilişkin talimatları izlemelisiniz.

Diğer tedaviler;

  • Ses terapisi: Özellikle mesleki nedenlerden (öğretmen, ses sanatçısı vb.) ses kısıklığı yaşıyorsanız, bir dil terapisti, size sesinize nasıl özen göstereceğinizi ve onu zorlayan davranışları nasıl azaltacağınızı öğretir
  • Ses kutunuzda (gırtlakta) kitle, polip ya da başka hastalık olması durumlarında, tedavi için ameliyat olmanız gerekebilir.

Evde bakım;

  • Bol sıvı tüketin. Önceleri yutmak acı verici olabilir, ancak ne kadar çok sıvı alırsanız o kadar iyidir. Ayrıca alkol ve kafeinden uzak durun
  • Nemlendiriciler ve mentol inhalatörleri (ilaçları solumak için kullanılan aparat) kullanın. Nem, larenjit tedavisi sırasında sizin dostunuzdur ve mentol de yatıştırıcı etki gösterir
  • Ilık tuzlu suyla gargara yapın. Tuzluluk sadece bölgeyi yatıştırmakla kalmaz, aynı zamanda şişliği de azaltır
  • Ayrıca boğaz ağrısını iyileştirici etkisiyle bilinen, okaliptüs ve nane gibi otlar içeren boğaz pastillerini de emebilirsiniz
  • Kuru, dumanlı veya tozlu ortamlardan uzak durun
  • Fısıldamak gibi ses tellerinizi daha fazla yoran hareketlerden kaçının
  • Meyan kökü, hatmi ve kaygan karaağaç gibi bazı şifalı bitkiler, boğaz ağrısını kesiciler olarak bilinir, ancak bazı ilaçlarla etkileşime girerler

Larenjit nasıl önlenir?

Sesinizi sağlıklı tutmak ve larenjite neden olabilecek kuruluğu ve tahrişi önlemek için bu adımları izleyin.

  • Boğazınızı kurutan kahve, soda veya kafein içeren diğer ürünleri tüketmeyin
  • Gün boyunca bol su içerek susuz kalmayın
  • Sigara içmeyin ve ikinci el sigaradan uzak durun. Sigara içmek genel olarak sağlığınız için kötüdür ama aynı zamanda ses tellerini de zarar verir
  • Boğazınızı temizlemek gibi ses tellerinizin tahrişini ve şişmesini tetikleyen hareketlerden uzak durun
  • Özellikle son zamanlarda daha çok dikkat etmeniz gereken durum el hijyenidir. Viral bir enfeksiyondan korunmanız için ellerinizi temiz tutmalısınız. Ellerinizi sık sık ve uygun şekilde yıkayın

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laktoz intoleransı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Laktoz intoleransı, süt ürünlerindeki ana karbonhidrat olan laktozu sindirememekten kaynaklanan sindirim bozukluğudur. Laktoz anne sütünde de bulunur ve hemen hemen herkes onu sindirme yeteneği ile doğar. Beş yaşın altındaki çocuklarda laktoz intoleransı görülmesi çok nadirdir.

Laktoz doğada sadece sütte bulunan disakkarit formunda bir şekerdir. Süt şekeri olarak da isimlendirilebilir. Bağırsaklardan salgılanan laktaz isimli bir enzim tarafından parçalanır. Bağırsaklarda bu enzim yeteri kadar bulunmadığında ya da yetersiz çalıştığında laktoz intoleransı denilen bir hastalık tablosu oluşur. Laktoz intoleransına sahip hastalar süt ve süt ürünleri tükettiklerinde ciddi sindirim problemleriyle karşılaşırlar. Bu durum da hastaların yaşam kalitesini ileri düzeyde bozar.

Nedenleri;

Süt ve süt ürünleri içeren tüm gıdalar laktoz intoleransına sebep olur. Süt, yoğurt, peynir, tereyağ, dondurma, süt tozu, işlenmiş gıdalar, sucuk, sosis, patates cipsi, çikolata, pasta, krema, bisküvi, kurabiye gibi gıdaların hepsinde süt ve süt ürünleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tüm bu gıdalar tüketildiğinde laktoz intoleransı ortaya çıkabilir. Şiddetli intoleransı olan bireylerde yenilen yemeğin içerisine bir damla bile süt karışmış olsa ciddi semptomlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bu hastaların yemek açısından hayat kaliteleri oldukça düşüktür.

Ayrıca süt ve süt ürünleri Kalsium, B12, A ve D vitaminleri ve protein açısından da oldukça zengin gıdalardır. Bu ürünleri tüketememek bireylerde ciddi eksikliklere sebep olur. Bu hastaların muhakkak doktor kontrolünde, diğer protein kaynaklarından bol miktarda tüketmeleri ve eksik olan vitaminleri takviye şeklinde almaları gerekmektedir. Laktoz intoleransı olan hastalara bol miktarda meyve, tofu, soya fasulyesi, kale, brokoli tüketmeleri önerilmektedir.

Belirtileri;

  • Karın ağrısı ve kramplar
  • Şişkinlik
  • Gaz
  • İshal
  • Mide bulantısı
  • İştahsızlık

Bu belirtiler genellikle laktoz içeren gıdalar yedikten veya içtikten sonra 30 dakika ila 2 saat içinde görülmeye başlar. Çocuklarda laktoz sindiriminde sorun olup olmadığının kontrolü için, en az 2 hafta boyunca çocuğun beslenmesinde yer alan tüm süt ve süt ürünleri çıkarılarak belirtilerin olup olmadığının gözlemlenmesi önerilir.

Birçok süt ürünü olmayan hazır gıdalar da laktoz (ör: peynir altı suyu) içerdiğinden, çocukların beslenmesinde bu düzenlemeyi yapmak çoğu zaman zordur. Bu gibi durumlar için, yiyeceklerin etiketinde yer alan maddelerin içeriği okunmalı ve buna göre önlem alınmalıdır. Eğer bu şekilde değerlendirmenize güvenemiyor ama çocuğunuzun laktoz intoleransı olduğunu düşünüyorsanız, çocuk doktoru ile görüşmenizi tavsiye ederiz.

Tanısı;

Laktoz intoleransı için en yaygın test, laktoz nefes testi diğer bir adıyla “hidrojen nefes testi” dir. Bu testle kişiye belirli miktarda laktoz verilmesinden sonra, nefesteki hidrojen seviyeleri ölçümlenir. Laktoz sindirimi normal olan kişilerde hidrojen, kişinin nefesinde düşük seviyelerde bulunur.  Ancak, bağırsaklarda laktoz sindirim süreci bozuk olan kişilerde ise tam tersine nefeste hidrojen seviyeleri yükselir.

Tedavisi;

Test sonucuna bağlı olarak, doktorunuz sizi bir çocuk gastroenteroloji uzmanına sevk edebilir. Gastroenteroloji uzmanı, endoskopi ile alınan ince bağırsak örneğinden laktaz ve diğer enzimleri ölçebilir. Bu prosedürle dokudan örnekler alınarak, bağırsak içinin görüntülenmesi sağlanır.

Laktoz intoleransı olan çocuklar için diyet uygulamalarında birçok seçenek bulunuyor. Başlangıç olarak market alışverişleri ve diyet uygulamalarında aileler zorlanabilir. Ancak laktoz intoleransı bulunan çocuklu ailelerin hayatı, çocuk doktoru ve diyetisyen desteği ile kolaylaşır. Aileler günlük yaşamlarına kolaylıkla devam edebilir.

Dikkat edilmesi gerekenler;

  • Süt ürünlerini tamamen diyetinizden çıkarmak, önemli besin maddelerinde eksikliğe sebep olmaktadır. Tolerasyon durumuna göre tamamen kaçınmak gerekli olmayabilir
  • Laktoz içermeyen kalsiyumdan zengin besinler tüketebilirsiniz. (Soya sütü, badem sütü, laktozsuz süt )
  • Laktoz içeriği daha az olan yoğurt tolere edilebiliyorsa tercih edilebilir
  • Peynir ve çeşitleri rahatsız ediyorsa tüketimi azaltılmalıdır
  • Süt ile hazırlanan çorbalar ve tatlılar tolerasyon durumuna göre kısıtlanabilir
  • İçerisinde süt bulunan gıdalar etiket okunarak tespit edilmeli ve diyetten çıkarılmalıdır. Market alışverişlerinde süt alınacağı zaman laktozsuz olmasına dikkat edilmelidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Labial (sineşi) yapışıklık nedir? Tedavisi

Genital dudak yapışması anlamına gelen Labial (Sineşi) Yapışıklık; Genelde bebeğin bezli olduğu 1-2 ay dönemlerinde başlar, 5-6 ay dolaylarında en çok görülür. Bazen de bezden kurtulduğu oyun çağında bile görülebilir. Farklı bir tanımla; Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur.

Belirli bir teşhis konulmasa da labial (sineşi) yapışıklık bazı durumlarda meydana çıkar. Bu durumlar; mantar enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, östrojen eksikliği gibi durumlardan kaynaklı olarak labial (sineşi) yapışıklık görülme olasılığı da artar. Ailelerin kız çocuklarında ki bu durumu soğukkanlılıkla karşılamaları gerekmektedir. Belirli bir tedavisi vardır ve bu tedavinin dışına çıkılacak bir hareket yapılmamalıdır. Hijyen, labial (sineşi) yapışıklık için en önemli faktördür.

Bebeğin altını ıslak mendille iyice temizlenmesi çok önemlidir. Bebeğin her tuvaletini yaptıktan sonra banyoda su ve sabunla elle yıkanmalıdır. Ailelerin asla yapmayacakları durumlar da vardır. Bu yapılmayacak durumları yaparlarsa kız çocuğuna daha çok zarar vereceklerdir.

Östrojen kremleri ve kortizon içeren kremler kesinlikle kullanmayınız. Kız çocuğunuzun altını çok uzun süre kapalı bir şekilde bırakmayınız. Labial (sineşi) yapışıklık olan bölgeyi kendi elinizle dokunmayın ve o yapışıklığın kendiliğinden geçmesini bekleyin. Bu yapışıklık zaten çok kolay bir cerrahi operasyon ile açılmaktadır. Cerrahi operasyon olduktan sonra doktorunuzun verdiği kremleri kullanabilirsiniz.

Belirtileri;

Bebekler banyo yaptırılırken ya da alt bezi değiştirilirken farkedilebiliyor. Bazen de idrar yapma zorluğana veya işeme sonrası vajen içinde idrar kalmasına neden olarak idrar yolu enfeksiyonuna sebebiyet verebiliyor. İdrar yolu enfeksiyonunu araştırma sırasında fark edilebiliyor.

Labial (sineşi) yapışıklık sonucu hangi problemler ortaya çıkabilir?

  • Kapanma sebebiyle tam olarak dışarıya atılamayan idrar sonucu, idrar yolu enfeksiyonu görülebilir
  • Tekrarlayan mesane enfeksiyonları görülebilir
  • Tuvalet eğitimi konusu sorunlu olabilir
  • Labianın müdahale ile ayrılması (kremler ya da cerrahi yöntem) ağrılı olabilir ve tekrarlama riski olabilir

Tedavisi;

Tedavide ilk basamak ailenin endişesini gidermektir. Labial yapışıklık tedavisinde öncelikle tahriş ya da enfeksiyon durumunun ortadan kaldırılması gereklidir. Tedavi olarak hormon kremleri uygulayan vardır. Östrojen krem kullanma sıklığı ve süresi ile ilgili kesin bir fikir birliği olmamasına karşın çoğu çalışmada günde bir-iki kez birkaç hafta uygulandığı görülmüştür. Açılmayan veya tekrarlayan olgularda cerrahi olarak ayrılması gerekir.

Cerrahi işlem yapışıklığın mekanik (künt) olarak ayrılmasıdır. Cerrahiden sonra sık bölgesel bakım ve kontrol ile 2-3 haftalık yakın takip önemlidir. Bu işlem bebeklerde lokal anestetik kremlerle yapılırken, büyük çocuklarda ameliyathane şartlarında, sedasyon altında yapılması önerilir.

Önemli notlar;

  • Kız bebeklerin rutin kontrollerinde genital bölge incelemesinin yapıldığından emin olmak gerekir
  • Labial (sineşi) yapışıklık yaygındır ve genellikle başka semptomlara neden olmaz. Paniğe kapılmayın
  • Labial (sineşi) yapışıklık genellikle çocuğunuzun erken ergenliğinde doğal olarak ayrılır
  • Labial (sineşi) yapışıklık ile diğer tıbbi durumlar arasında bir ilişki yoktur
  • Labial (sineşi) yapışıklığın çocuğunuzun gelecekteki cinsel ilişkiye girme veya bebek sahibi olma yeteneği üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır
  • Eğer bir sağlık problemi oluşturmuyorsa, çocuğunuzun psikolojik yönden etkilenmemesi adına tedavi önerilmez

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın