Oftalmopleji nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Oftalmopleji, göz hareketini kontrol eden bir veya daha fazla kasın felç olması veya zayıflaması durumudur. Bu duruma nörolojik bozukluklardan herhangi biri neden olabilir. Miyopatik olabilir, yani göz hareketini kontrol eden kaslar doğrudan etkilenmesi veya nörojenik olabilir, yani göz kaslarını kontrol eden sinir yollarının etkilenmesi.

İki tür oftalmopleji vardır: kronik progresif dış oftalmopleji ve dahili oftalmopleji.

  • Kronik ilerleyici dış oftalmopleji; Kronik ilerleyen dış oftalmopleji genel olarak 18 ila 40 yaş arasındaki yetişkinlerde görülür. Tipik olarak göz kapaklarının sarkması ve gözleri koordine eden kasları kontrol etmede güçlükle başlar.
  • İnternükleer oftalmpleji; İnternulcear oftalmopleji, yanal göz hareketini koordine eden sinir liflerindeki sinir hasarından kaynaklanır. Bu çift görmeye yol açar. Bu durum diğer bazı bozukluklarla ilişkilidir.

Oftalmoplejinin semptomları nelerdir?

Oftalmoplejiden etkilenen kişilerde çift veya bulanık görme olabilir. Ayrıca gözleri senkronize bir şekilde konumlandırma yetersizliği yaşayabilirler. Bazıları ayrıca her iki gözü de her yöne hareket ettirmekte zorlanabilir ve birçoğunun göz kapaklarında sarkma olur. Oftalmopleji sistemik bir bozuklukla ilişkiliyse, diğer semptomlar arasında yutma güçlüğü ve genel kas güçsüzlüğü de sayılabilir.

Oftalmoplejiye ne sebep olur?

Bu durum doğuştan (doğumda mevcut) olabilir veya daha sonra yaşamda gelişebilir. Genellikle beyinden göze gönderilen mesajların aksamasından kaynaklanır. İnternükleer oftalmoplejiye genellikle multipl skleroz, travma veya enfarktüs neden olur.

Dış oftalmoplejiye genellikle kas bozuklukları veya Graves hastalığı veya Kearns-Sayre sendromu gibi mitokondriyal hastalıklar neden olur.

Diğer yaygın nedenler ise şunlardır;

  • Migren
  • Tiroid hastalığı
  • İnme
  • Beyin hasarı
  • Beyin tümörü
  • Enfeksiyon

Oftalmopleji risk faktörleri;

Oftalmopleji, diyabetli kişilerde biraz daha olasıdır. 45 yaşın üzerinde ve 10 yıldan uzun süre tip 2 diyabet hastası olan diyabetli erkekler. Multipl skleroz veya Graves hastalığı gibi kas kontrolünü etkileyen durumu olan insanlar, diğerlerinden daha fazla risk altındadır. Dengeli bir yaşam tarzı sürdürerek sağlıklı bir damar sistemini korumak, felç ve buna bağlı görme sorunları riskinizi azaltacaktır.

Oftalmopleji nasıl teşhis edilir?

Oftalmopleji, göz hareketlerini kontrol etmek için fizik muayene ile teşhis edilebilir. Ardından, gözü daha yakından incelemek için bir MRI veya BT taraması kullanılabilir. Tiroid hastalığı gibi başka bir durumdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemek için kan testleri gerekli olabilir. Bu testler için bir göz uzmanına veya nöroloğa sevk edilebilirsiniz.

Oftalmopleji nasıl tedavi edilir?

Oftalmopleji tedavisi, türe, semptomlara ve altta yatan nedene bağlı olacaktır. Bu durumla doğan çocuklar genellikle telafi etmeyi öğrenirler ve görme problemlerinin farkında olmayabilirler. Yetişkinlere özel gözlük takılabilir veya çift görmeyi hafifletmek ve normal görmeye yardımcı olmak için bir göz bandı takılabilir. Bazı durumlarda, migren tedavisi, oftalmoplejili insanlar için daha iyi sonuçlara yol açabilir.

Oftalmoplejinin komplikasyonları;

Size oftalmopleji teşhisi konduysa, muhtemelen kas güçsüzlüğünde herhangi bir değişiklik veya bir genetik sendromun gelişmesi açısından gözlem altındasınızdır. Sahip olduğunuz kas kontrolünün derecesinin zamanla azalması mümkündür. Bulanık görme, çift görme, görüşünüzde “uçuşan cisimler”, ani artan baş ağrısı veya baş dönmesi yaşarsanız, doktorunuzla iletişime geçin.

Oftalmoplejinin önlenmesi;

Oftalmopleji, çoğunlukla başka bir sendrom veya hastalığın semptomudur. Ancak göz doktoruna düzenli ziyaretler erken teşhise yardımcı olabilir. Göz sorununuz olmasa dahi iki yılda bir bir göz doktoruna gitmelisiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Oidipus kompleksi nedir? Detaylar

Oidipus Kompleksi, Sigmund Freud tarafından gelişim teorisinin psikoseksüel aşamalarında kullanılan bir terimdir. İlk olarak 1899’da Freud tarafından önerilen ve 1910’a kadar resmi olarak kullanılmayan kavram, erkek çocuğun karşı cinsten (anne) ebeveynine çekiciliğini ve aynı cinsten (baba) ebeveyninin kıskançlığını ifade eder.

Daha kısa tanımla, çocuklar aynı cinsiyetten ebeveyni rakip olarak görüyor. Özellikle, erkek çocuk annesinin ilgisini çekmek için babasıyla rekabet etme ihtiyacı hisseder ya da kız babasının dikkati çekmek için annesiyle rekabet eder. Oidipus Kompleksi, Freud öğrencisi ve iş arkadaşı olan Carl Jung tarafından “Electra Kompleksi” olarak adlandırmıştır.

Oidipus Kompleksi, bir çocuğun ebeveyne karşı cinsel duyguları olduğu teorisine odaklanıyor. Freud, bu duyguların veya arzuların bastırılmış veya bilinçsiz olmasına rağmen, yine de bir çocuğun gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğuna inanıyordu.

Oedipus kompleksinin kökenleri;

Oedipus kompleksi, Sophocles’in trajik oyunundaki bir karakter olan Oedipus Rex’in adını almıştır. Hikayede, Oedipus Rex bilmeden babasını öldürür ve annesiyle evlenir.

Freud’un teorisine göre, çocukluktaki psikoseksüel gelişim aşamalar halinde gerçekleşir. Her aşama, libidonun vücudun farklı bir yerine sabitlenmesini temsil eder. Freud, fiziksel olarak büyüdükçe, vücudunuzun belirli bölümlerinin zevk, hayal kırıklığı veya her ikisinin kaynağı haline geldiğine inanıyordu. Günümüzde bu vücut parçaları, cinsel zevkten bahsederken genellikle erojen bölgeler olarak anılmaktadır.

Freud’a göre, psikoseksüel gelişimin aşamaları şunları içerir:

  • Ağızdan; Bu aşama bebeklik ile 18 ay arasında gerçekleşir. Ağızda sabitlenmeyi ve emme, yalama, çiğneme ve ısırma zevkini içerir
  • Anal; Bu aşama 18 ay ile 3 yaş arasında gerçekleşir. Bağırsak atma zevkine ve sağlıklı tuvalet eğitimi alışkanlıklarının geliştirilmesine odaklanır
  • Fallik; Bu aşama 3 ila 5 yaşları arasındadır. Erkek ve kız çocuklarının karşı cinsten ebeveyne olan çekiciliği için sağlıklı ikameler geliştirdikleri psikoseksüel gelişimin en önemli aşaması olduğuna inanılmaktadır
  • Gecikme; Bu aşama 5 ila 12 yaşları arasında veya ergenlik döneminde ortaya çıkar ve bu süre zarfında bir çocuk karşı cins için sağlıklı uyku hali duyguları geliştirir
  • Genital; Bu aşama, 12 yaşından veya ergenlikten yetişkinliğe kadar devam eder. Sağlıklı cinsel ilginin olgunlaşması bu süre zarfında gerçekleşir çünkü diğer tüm aşamalar zihne entegre edilir. Bu, sağlıklı cinsel duygu ve davranışlara izin verir

Freud’a göre yaşamın ilk beş yılı yetişkin kişiliklerimizin oluşması ve gelişmesi için önemlidir. Bu süre zarfında, cinsel arzularımızı kontrol etme ve sosyal olarak kabul edilebilir davranışlara yönlendirme yeteneğimizi geliştirdiğimize inanıyordu.

Teorisine dayanarak, Oedipus kompleksi, yaklaşık 3 ila 6 yaş arasında meydana gelen fallik aşamada önemli bir rol oynar. Bu aşamada çocuğun libidosu cinsel organa odaklanır.

Oidipus kompleksi semptomları;

Oidipus kompleksinin semptomları ve belirtileri, bu tartışmalı teoriye dayanarak hayal edebileceğiniz gibi, açık bir şekilde cinsel değildir. Oidipus kompleksinin belirtileri çok ince olabilir ve bir ebeveynin iki kez düşünmesine neden olmayacak davranışlar içerebilir. Aşağıdakiler, kompleksin bir işareti olabilecek bazı örneklerdir:

  • Annesine sahip çıkıp babasına ona dokunmamasını söyleyen bir çocuk
  • Ebeveynleri arasında uyumakta ısrar eden bir çocuk
  • Büyüdüğünde babasıyla evlenmek istediğini beyan eden bir kız
  • Karşı cinsten ebeveynin onların yerini alabilmek için şehir dışına çıkmasını uman bir çocuk

Oedipus ve Electra kompleksi;

Electra kompleksi, Oedipus kompleksinin dişi karşılığı olarak anılır. Hem erkek hem de kadınlara atıfta bulunan Oidipus kompleksinin aksine, bu psikanalitik terim yalnızca kadınları ifade eder. Bir kızın babasına ve annesine kıskançlıkla hayranlığını içerir. 

Electra kompleksi, psikanalizin öncülerinden ve Freud’un öğrencisi ve iş arkadaşı olan Carl Jung tarafından tanımlanmıştır. Adını yunan mitolojisindeki Electra’dan almıştır.

Son tahlil;

Freud’a göre, bir çocuğun sağlıklı cinsel istek ve davranışlar geliştirebilmesi için cinsel evrelerin her birinde çatışmaların üstesinden gelmesi gerekir. Fallik aşamada Oidipus kompleksi başarılı bir şekilde çözülmediğinde, sağlıksız bir fiksasyon gelişebilir ve kalabilir. Bu, erkek çocuklarının annelerine ve kızlarına saplantılı hale gelmelerine yol açarak, yetişkin olarak karşı cinsten ebeveynlerine benzeyen romantik eşler seçmelerine neden olur.

Oedipus kompleksi, psikolojide en çok tartışılan ve eleştirilen konulardan biridir. Uzmanlar, kompleks hakkında ve var olup olmadığı ve ne ölçüde varolduğu konusunda farklı görüşlere ve fikirlere sahiptir ve muhtemelen sahip olmaya devam edeceklerdir. Çocuğunuzun davranışından endişe ediyorsanız, çocuğunuzun çocuk doktoru veya bir akıl sağlığı uzmanıyla konuşun.

Paylaşın

Obsesif aşk bozukluğu nedir? Detaylar

Obsesif aşk bozukluğu, aşık olduğunuzu düşündüğünüz kişiye takıntılı hale geldiğiniz bir durumu ifade eder. Sevdiğinizi takıntılı bir şekilde koruma ihtiyacı hissedebilir veya hatta meta gibi onları kontrol etmeye başlayabilirsiniz.

Obsesif aşk bozukluğu için ayrı bir tıbbi veya psikolojik sınıflandırma bulunmamakla birlikte, genellikle diğer akıl sağlığı hastalıkları türlerine eşlik edebilir.

Belirtileri;

  • Bir kişiye karşı ezici çekim duygusu
  • Kişi hakkında takıntılı düşünceler
  • Aşık olduğunuz kişiyi “koruma” ihtiyacını hissetmek
  • İyelik düşünceleri ve eylemleri
  • Aşırı kıskançlık
  • Kendine güvensizlik

Bazı durumlarda, bir ilişkinin sonunda veya diğer kişi sizi reddederse semptomlar kötüleşebilir. Bu bozukluğun başka belirtileri de var, örneğin:

  • İlgilendikleri kişiye tekrarlanan metinler, e-postalar ve telefon görüşmeleri
  • Sürekli bir güvence ihtiyacı
  • Bir kişi üzerindeki takıntı nedeniyle arkadaşlık kurmada veya aile üyeleriyle iletişim kurmada zorluk
  • Diğer kişinin eylemlerini izlemek
  • Diğer kişinin nereye gittiğini ve yaptıkları faaliyetleri kontrol etmek

Obsesif aşk bozukluğu geliştirmesine ne sebep olur?

Obsesif aşk bozukluğunun tek bir nedeni yoktur. Bunun yerine, aşağıdakiler gibi diğer zihinsel sağlık durumlarıyla bağlantılı olabilir:

  • Bağlanma bozuklukları; Bu bozukluk grubu, empati eksikliği veya başka bir kişiye takıntı gibi duygusal bağlanma sorunları olan insanları ifade eder. Bağlanma bozuklukları türleri arasında, disinhibe sosyal katılım bozukluğu (DSED) ve reaktif bağlanma bozukluğu (RAD) yer alır ve her ikisi de çocukluk döneminde ebeveynler veya diğer yetişkin bakıcılarla olumsuz deneyimlerden gelişir. DSED’de aşırı arkadaşça davranabilir ve yabancılara karşı önlem almayabilirsiniz. RAD ile kendinizi stresli hissedebilir ve başkalarıyla anlaşmada sorun yaşayabilirsiniz
  • Sınır kişilik bozukluğu; Bu akıl sağlığı bozukluğu, şiddetli ruh hali değişimleri ile birlikte kendi imajının bozulmasıyla karakterizedir. Bu kişilik bozukluğu dakikalar veya saatler içinde aşırı derecede mutlu olmanıza neden olabilir Endişeli ve depresif dönemler de meydana gelir. Takıntılı aşk bozukluğu düşünüldüğünde kişilik bozuklukları, bir kişinin aşırı sevgisinin aşırı küçümsemeye dönüşmesine neden olabilir
  • Sanrılı kıskançlık; Sanrılara (doğru olduğuna inandığınız olaylar veya gerçekler) dayanarak zaten yanlış olduğu kanıtlanmış şeylerin ısrarı. Takıntılı aşk söz konusu olduğunda, sanrısal kıskançlık, diğer kişinin sizin için duygularına karşılık verdiğine inanmanıza neden olabilir, bunun gerçekten doğru olmadığını açıkça belirtmiş olsalar bile
  • Erotomani; Bu bozukluk, sanrısal ve takıntılı aşk bozuklukları arasında bir kesişimdir. Erotomani ile ünlü veya sosyal statüsü daha yüksek birinin size aşık olduğuna inanıyorsunuz
  • Obsesif kompulsif bozukluk (OKB); Obsesif düşünceler ve kompulsif ritüellerin bir kombinasyonudur. Bunlar günlük yaşamınıza müdahale edecek kadar ciddidir. OKB ayrıca, ilişkilerinizi etkileyebilecek sürekli güvenceye ihtiyaç duymanıza da neden olabilir. Bazı kişilerin, obsesyonların ve zorlamaların ilişkinin etrafında toplandığı OKB ilişkisi olduğu söylenir. Ancak, bu resmi olarak tanınan bir OKB alt türü değildir
  • Takıntılı kıskançlık; Sanrısal kıskançlığın aksine, saplantılı kıskançlık, eşin aldattığı algılanan sevgisiz bir meşguliyettir. Bu meşguliyet, sadakatsizlik endişelerine yanıt olarak tekrarlayan ve zorlayıcı davranışlara yol açabilir. Bu davranışlar sanrılı kıskançlıktan çok OKB’ye benziyor. Bu, önemli sıkıntılara neden olabilir veya günlük işleyişi bozabilir

Obsesif aşk bozukluğu nasıl teşhis edilir?

Obsesif aşk bozukluğu, bir psikiyatrist veya başka bir akıl sağlığı uzmanının kapsamlı bir değerlendirmesi ile teşhis edilir. İlk olarak, semptomlarınız ve ilişkileriniz hakkında sorular soracaktır. Ayrıca size aileniz ve bilinen herhangi bir akıl sağlığı hastalığı olup olmadığını soracaklar. Diğer nedenleri ekarte etmek için tıbbi bir teşhis de gerekebilir.

Obsesif aşk bozukluğu nasıl tedavi edilir?

Bu bozukluğun kesin tedavi planı, altta yatan nedenlere bağlıdır. Tedavide genellikle ilaç ve psikoterapi kombinasyonu birlikte uygulanır.

İlaç tedavisinde doktorunuz aşağıdakilerden birini önerebilir:

  • Valium ve Xanax gibi anti-anksiyete ilaçları
  • Prozac, Paxil veya Zoloft gibi antidepresanlar
  • Antipsikotikler
  • Ruh hali dengeleyiciler

İlacınızın etki etmesi birkaç hafta sürebilir. Sizin için en uygun olanı bulana kadar farklı türleri denemeniz de gerekebilir. Aşağıdakiler gibi olası yan etkiler hakkında doktorunuzla konuşun:

  • İştah değişiklikleri
  • Kuru ağız
  • Yorgunluk
  • Baş ağrısı
  • Uykusuzluk hastalığı
  • Libido kaybı
  • Mide bulantısı
  • Kilo almak
  • Kötüleşen semptomlar

Obsesif aşk bozukluğu çocukluk dönemindeki sorunlardan kaynaklanıyorsa, ailelerin terapi seanslarına dahil olması yararlıdır. Hastalığın şiddetine ve kişisel tercihlerinize bağlı olarak, bireysel veya grup terapisine girebilirsiniz. Bazen bir akıl sağlığı uzmanı her iki türü de önerebilir. Terapi seçenekleri şunları içerir:

  • Bilişsel davranışçı terapi
  • Diyalektik davranışçı terapi
  • Oyun terapisi (çocuklar için)
  • Konuşma terapisi

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Obsesif Kompulsif Bozukluk hakkında bilmek istediğiniz her şey

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), tekrarlayan, istenmeyen düşünceler (obsesyonlar) ve belirli eylemleri (kompulsiyonlar) yapmaya yönelik irrasyonel, aşırı dürtülerle karakterize durum. OKB’si olan insanlar düşüncelerinin ve davranışlarının mantıklı olmadığını bilseler de, genellikle onları durduramaz ve tekrarlar.

Obsesif kompulsif bozukluk, takıntılı düşüncelerin günlük hayatı, hatta yaşamsal aktiviteleri etkileyecek düzeye gelmesi sonucu ortaya çıkan ruhsal bir hastalıktır. Takıntılı düşünce ve dürtüler anlamına gelen obsesyon ile yineleyici zihinsel eylemler ve davranışlar anlamına gelen kompulsiyon davranışları bir araya gelerek hastalığı oluşturur.

Obsesyon, yani kişinin zihninde uzaklaştıramadığı fikir, düşünce ve dürtüler, kişinin isteği dışında gelişir. Kişi bunları mantık dışı olarak değerlendirse de düşünmekten kendini alamadığı için yoğun sıkıntı yaşayarak huzursuzluğa ve dolayısıyla anksiyeteye sahip olur. Obsesyonların yarattığı huzursuzluğu ve sıkıntıyı ortadan kaldırmak amacıyla da yineleyici davranış ve zihinsel eylemler geliştirir.

Son yıllarda toplum içinde görülme oranı artış gösteren obsesif kompulsif bozukluk hastalığı her 100 kişiden iki ya da üçünde rastlanabilir. Genel olarak ergenlik dönemini ve 2-0-30’lu yaşları kapsayan hastalık çocukluk dönemi de dâhil her yaşta görülebilir. Kadınlarda daha sık olarak görülen obsesif bozukluk erkeklerde genellikle erken yaşlarda oluşur.

Nedenleri;

Obsesif kompulsif bozukluğun (OKB) nedeni tam olarak anlaşılmamasına rağmen, biyolojik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir.

Biyolojik faktörler;

Vücudun normal işleyişinde devam edebilmesi için beyindeki milyarlarca nöronun (sinir hücresinin) birbirleriyle iletişim kurması gereklidir ve nöronlar elektriksel sinyallerle haberleşir. Nörotransmiterler adı verilen özel kimyasallar, bu elektriksel mesajların nörondan nöronlara taşınmasına yardımcı olur.

Obsesif kompulsif bozukluk durumunda, beynin belirli bölümlerinde aşırı aktivite bulunmaktadır. Hasta obsesif kompulsif bozukluk (OKB) semptomlarını yaşadığında ise beyin daha da aktif hale gelir.

Çevresel faktörler;

Obsesif kompulsif bozukluğu (OKB) olan bazı kişiler ise çevresel stres faktörlerinden etkilenmektedir. Kişinin yaşadığı bazı çevresel faktörler ve ciddi hayat değişiklikleri semptomların kötüleşmesine neden olabilir. Bu faktörler şunları içerir:

  • Taciz
  • Yaşam durumundaki değişiklikler
  • Hastalık
  • Sevilen birinin kaybı
  • İş veya okulla ilgili değişiklikler veya sorunlar
  • İlişki kaygıları

Belirtileri;

  • Kir veya mikrop bulaşmasından korkma; kapı kollarına, çöp tenekesine dokunamama (Elleri defalarca yıkama davranışı)
  • Giysilerine pis bir madde bulaşmış olabileceği kaygısından dolayı bunları sık sık değiştirme
  • Hata yapmaktan korkma
  • Abartılı biçimde düzen merakı, simetri takıntısı, kusursuzluk ihtiyacı, mükemmeliyetçilik
  • Başkasına isteyerek veya yanlışlıkla zarar vermekten korkma
  • Sosyal çevrede uygunsuz şekilde davranmaktan korkma
  • Cinsel veya dinsel konuları düşünmekten korkma
  • Tekrar tekrar bir şeyleri kontrol etme isteği (Ocak, kapı, prizler, şofben)
  • Rutin işleri sırasında yüksek sesli veya içinden sürekli sayı sayma
  • İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı
  • Eşyaları nesneleri sürekli bir biçimde düzenleme
  • Akıldan çıkmayan görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma
  • Belirli kelimeleri cümleleri tekrarlama
  • Sıkıntıların, problemlerin artacağından endişe edilen durumlardan ve yerlerden kaçınma

Başkalarınca gereksiz görülen eşyaların ‘bir gün lazım olur’ düşüncesiyle biriktirildiği ve atılmadığı biçiminde bir davranış bozukluğu olarak nitelendirilen ‘istifleme hastalığı’ ayrı bir bozukluk olarak tanımlansa da obsesif kompulsif bozukluk ile bağlantısı vardır. ‘İstifleme hastalığı’ obsesif kompulsif bozukluğun bir görünümü olduğu gibi, OKB depresyon ve kaygı bozukluğu ile bir arada da görülebilir.

Teşhisi;

OKB için laboratuvar ortamında gerçekleştirilebilen bir test yoktur. Teşhis, hastanın semptomları ve hastanın genel davranışları üzerine uzman bir doktor tarafından konulabilir.

Psikiyatrist tarafından gerçekleştirilen psikolojik değerlendirme esnasında düşünceler, duygular, semptomlar ve davranış kalıpları incelenir.

OKB teşhis etmek bazen zordur, çünkü semptomlar obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu, anksiyete bozuklukları, depresyon, şizofreni veya diğer mental sağlık bozukluklarına benzer olabilir.

Kişiler hem OKB hem de diğer mental bozukluklara sahip olabilir. Bu sebeple hastayı değerlendirecek olan psikiyatrın tüm etkenleri düşünmesi gereklidir.

Tedavisi;

Tedavinin başarısında erken teşhis son derece önemlidir. İlaç tedavisi ve bilişsel davranış terapisi birlikte uygulanır.

  • Bilişsel davranış terapisi; Terapi tedavisinin amacı hastaların ritüellerini gerçekleştirmesini önleyerek korkularıyla yüzleşmelerini sağlamak ve anksiyetelerini azaltmaktır. Obsesif kompülsif bozukluğu olan hastaların abartılmış felaket içeren düşüncelerini azaltmaya odaklanan bilişsel davranış terapisi ile hastanın gerçek gibi algıladığı düşüncelerden uzaklaştırılması sağlanır
  • İlaç tedavisi; Antidepresan ilaçlar ve beyindeki seratonin düzeyini dengelemeyi sağlayan ilaçlar hastalığın tedavisinde yaygın olarak kullanılır. İlaç ve bilişsel davranış tedavisine cevap vermeyen hastalarda beyin cerrahisi ya da elektrokonvulsif terapi uygulanır. Elektrokonvulsif terapi hastanın başına takılan elektrotlar yardımıyla nöbete sebep olan elektrik şoku verilir. Oluşturulan nöbetler sayesinde beyinde nörotransmitterlerin salınımı artar. Düzenli yapılan tedaviler ile hasta normal yaşantısına dönebilir
Paylaşın

Havale nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hava, beyindeki yanlış biyoelektrik sinyallerin ani yayılması sonucu bilinç kaybı ve vücudun çeşitli şekillerde tutulması durumudur. Daha çok çocuklarda görülen havale, her yaş grubunda görülebilmektedir. Havale, aileleri çok korkutan ve yanlış olarak ateşle karıştırılan bir kavramdır. Bunun sebebi, çocuklardaki havalelerin genellikle “ateşli havale” denilen bir rahatsızlığa bağlı olmasıdır. Sara ve başka bazı hastalıklarda da havaleler görülür.

Paylaşın

Nausea (mide bulantısı) nedir? Detaylar

Nausea (mide bulantısı), mide rahatsızlığı sonucu kusmayı isteme hissidir. Başka bir tanımla, midenin içindekilerini dışarı çıkarma hissi. Nauseanın birçok nedeni vardır ve bu nedenler çoğu zaman önlenebilir.

Nausea (mide bulantısı), çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Bazı insanlar, belirli yiyeceklere, ilaçlara veya belirli tıbbi durumların etkilerine karşı oldukça hassastır. Bu ve buna benzer nedenler Nauseanın kaynağı olabilir.

Nedenleri;

  • Mide ekşimesi veya gastroözofageal reflü hastalığı (GERD); Mide ekşimesi veya gastroözofageal reflü hastalığı (GERD), mide içeriğinin yemek borusundan yukarı hareket etmesine neden olabilir. Buda mide bulantısına neden olan yanma hissi oluşturur
  • Enfeksiyon veya virüs; Bakteriler veya virüsler mideyi etkileyebilir ve mide bulantısına neden olabilir. Gıda kaynaklı bakterilerin yol açtığı gıda zehirlenmesi ile virüs kaynaklı viral enfeksiyonlar
  • İlaçlar; Bazı ilaçları almak. Örneğin, kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi mideyi etkileyebilir
  • Hareket hastalığı ve deniz tutması; Hareket hastalığı veya deniz tutması, bir araçla engebeli bir yolculuktan kaynaklanabilir. Bu hareket, beyne iletilen mesajların duyularla senkronize olmamasına neden olarak mide bulantısı, baş dönmesi veya kusmaya neden olabilir

  • Diyet; Baharatlı veya yüksek yağlı yiyecekler gibi belirli yiyecekler mide bulantısına neden olabilir. Alerjiniz olan yiyecekleri yemek de mide bulantısına yapabilir
  • Ağrı; Yoğun ağrı, bulantı semptomlarına katkıda bulunabilir. Bu, pankreatit, safra kesesi taşları ve / veya böbrek taşları gibi ağrılı durumlar için geçerlidir
  • Ülser; Mide veya ince bağırsağın iç yüzeyindeki ülserler veya yaralar mide bulantısı yapabilir

Mide bulantısı ayrıca aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok tıbbi durumun belirtisidir:

  • İyi huylu paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV)
  • Kulak enfeksiyonu
  • Kalp krizi
  • Bağırsak tıkanması
  • Karaciğer yetmezliği veya karaciğer kanseri
  • Menenjit
  • Migren

Ne zaman tıbbi yardım alınmalı?

Mide bulantınıza kalp krizi semptomları eşlik ediyorsa derhal tıbbi yardım alın. Kalp krizi belirtileri arasında ezici göğüs ağrısı, yoğun baş ağrısı, çene ağrısı , terleme veya sol kolunuzda ağrı.

Şiddetli baş ağrısı, boyun tutulması, nefes almada güçlük veya kafa karışıklığı ile birlikte mide bulantısı yaşıyorsanız da acil yardım almalısınız.

Zehirli bir madde yediğinizden şüpheleniyorsanız veya susuz kaldıysanız tıbbi yardım almak için harekete geçin. Mide bulantısı nedeniyle sizi 12 saatten fazla bir süre yiyip içemediyseniz doktorunuza mutlaka görünün.

Mide bulantısı nasıl tedavi edilir?

Bulantının tedavisi, nedene bağlıdır. Örneğin arabanın ön koltuğunda oturmak hareket hastalığını hafifletebilir. Hareket hastalığına bu ilaçlarla da yardımcı olunabilir: Dimenhidrinat (Dramamin), bir Antihistamin veya uygulayarak deniz tutmasını hafifletmek için Skopolamin.

Mide bulantısının altında yatan nedenini almak içinde ilaç alınabilir. Örneğin: GERD için mide asidi düşürücüler veya yoğun baş ağrıları için ağrı giderici ilaçlar.

Su, mide bulantınız geçtikten sonra dehidrasyonu en aza indirmeye yardımcı olabilir. Bu, su veya elektrolit içeren içeceklerden küçük ve sık yudum almak.

Mide bulantısı nasıl önlenir?

  • Mide bulantısı tetikleyicilerinden kaçınmak
  • Titreyen ışıklar migren ataklarını tetikleyebilir
  • Isı ve nem
  • Deniz yolculukları
  • Parfüm ve yemek kokuları gibi güçlü kokular

Yolculuktan önce bulantı önleyici bir ilaç (skopolamin) almak da hareket hastalığını önleyebilir. Küçük, sık öğün yemek gibi yeme alışkanlıklarınızdaki değişiklikler mide bulantısı semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.

Yemeklerden sonra yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak da mide bulantısını en aza indirebilir. Baharatlı, yüksek yağlı veya yağlı yiyeceklerden kaçınmak da yardımcı olabilir. Mide bulantısına neden olma olasılığı daha düşük olan yiyeceklerin örnekleri arasında tahıl, kraker, kızarmış ekmek, jelatin ve et suyu.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Karaciğer yağlanması nedir? Detaylar

Vücudun en büyük ikinci organı olan Karaciğer, yiyecek ve içeceklerden besinlerin işlenmesine yardımcı olur ve kanınızdaki zararlı maddeleri filtreler. Karaciğerinizde çok fazla yağ olması karaciğer iltihabına neden olabilir, bu da karaciğerinize zarar verebilir ve yara izi oluşturabilir. Ağır vakalarda bu yara izi karaciğer yetmezliğine neden olabilir.

Karaciğer yağlanması, sebebine göre iki genel türe ayrılır. Çok fazla alkol tüketen bir kişide karaciğer yağlanması geliştiğinde, alkole bağlı karaciğer yağlanması hastalığı (AFLD) olarak bilinir. Alkol kullanmayan ya da çok az alkol kullanan bireylerde gelişen karaciğer yağlanması ise alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD) olarak bilinir.

Daha ağır karaciğer yağlanması geçiren bazı bireylerde, karaciğer iltihabı nedeniyle ileri derecede yara dokusu oluşabilir, yani karaciğer skarlaşması gerçekleşebilir. Karaciğer skarlaşması, aynı zamanda karaciğer fibrozu olarak isimlendirilir. Şiddetli karaciğer fibrozu gelişirse bu da siroz gibi hayati tehdit oluşturan hastalıklara yol açabilmektedir. Siroz sonucunda karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyen olumsuz bir durum oluşur.

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasından muzdarip kişilerde de agresif bir karaciğer yağlanması hastalığı türü olan alkolsüz steatohepatit (NASH) geliştirebilir. Bu türde karaciğer dokusu üzerinde görülen hasar, ağır alkol kullanımından kaynaklanan hasara benzerlik gösterir ve yine karaciğer yetmezliğine neden olabilir.

Karaciğer yağlanmasının iltihap ile birlikte seyretmesi NASH olarak tanımlanıyor. NASH çoğu kez, yüksek şekerli ve yağlı beslenmenin ve hareketsiz bir yaşam tarzının sonucu olarak ortaya çıkıyor, şişmanlık, tip 2 diyabet ve insülin direnci ile yakından ilişkili.

Nedenleri;

  • Obezite
  • Yüksek kan şekeri
  • İnsülin direnci
  • Kanınızdaki yüksek yağ seviyeleri, özellikle trigliseritler

Daha az yaygın olan nedenler;

  • Gebelik
  • Hızlı kilo kaybı
  • Hepatit C gibi bazı enfeksiyon türler
  • Metotreksat (Trexall), tamoksifen ( Nolvadex ), amiodoron (Pacerone) ve valproik asit (Depakote) gibi bazı ilaç
  • Türlerinin yan etkileri
  • Belirli toksinlere maruz kalma

Belirtileri;

Çoğu durumda, yağlı karaciğer belirgin semptomlara neden olmaz. Ancak karnınızın sağ üst tarafında yorgunluk hissedebilir, rahatsızlık veya ağrı duyabilirsiniz.

Yağlı karaciğer hastalığı olan bazı kişilerde, karaciğerde yara izi de dahil olmak üzere komplikasyonlar gelişir. Karaciğer yarası, karaciğer fibrozu olarak bilinir. Şiddetli karaciğer fibrozu geliştirirseniz buna siroz denir .

Sirozun belirtileri;

  • İştah kaybı
  • Kilo kaybı
  • Zayıflık
  • Yorgunluk
  • Burun kanaması
  • Kaşınan cilt
  • Sarı ten ve gözler
  • Cildinizin altındaki ağ benzeri kan damarı kümeleri
  • Karın ağrısı
  • Karın şişmesi
  • Bacaklarının şişmesi
  • Erkeklerde göğüs büyütme
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon

Tanısı;

Genel sağlık kontrolü veya bir hastalık sebebiyle yapılan biyokimyasal tetkikler sırasında, karaciğer testlerinin (sıklıkla ALT ve GGT) yüksek bulunması veya üst karın ultrasonografisinde karaciğerde yağlanma saptanması tanıya giden ilk adımdır. Bazen bahsedilen risk faktörlerine sahip olmayan kişilerde de karaciğer yağlanması olabilir. Genetik faktörlerin rolü söz konusudur. Alkol alan ama bunu gizleyen hastalar da tanı güçlüğü yaşanabilir.

Yani bu hastalar sık doktora giden kişilerdir. Genellikle üst karın ultrasonografisinde karaciğerde yağlanma ve büyüme tanısı konur. Bazen de rutin yapılan testler olan ALT, AST ve GGT gibi karaciğer testleri yüksek çıkınca araştırılan hastada yağlı karaciğer hastalığı tesbit edilir.

Tabi ki ADYKH tanısı konulmadan önce belirlenen sınırın üzerinde alkol alınmasına bağlı alkolik karaciğer hastalığı, viral hepatitler (hepatit B ve hepatit C), ilaç toksisitesi (kortikosteroidler, tamoksifen, amiadarone, methotrexate, lomitapide ve mipomersen gibi),  Wilson hastalığı (karaciğerde bakır birikmesi ile karakterli), hemokromatozis, alfa-1 antitripsin eksikliği ve otimmun hepatitler gibi hastalıklar ekarte edilmelidir. Ayrıca açlık, süratli zayıflama, parenteral (damar yolu ile) beslenme, Abetalipoproteinemi ve Lipodistrofi makroveziküler karaciğer yağlanması yapan ve konumuz dışında kalan hastalıklardır.

Sadece karaciğer yağlanması olan hastalarda seyir iyi huyludur ve siroza ilerleme riski düşüktür.  Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı olanlarda hastalığın gidişatı ile ilgili en önemli bulgu karaciğerde iltihabi aktivite ile birlikte fibrozisin yani bağ dokusu birikmesinin olması ve fibrozisin derecesidir.  Gerek siroza ilerleme ve gerekse hepatoselüler karsinoma (HSK)  ve diğer komplikasyonların gelişmesi hususunda  yol göstericidir.

Fibrozisin tesbiti ve derecesini belirlemede ideal olmayan altın standart karaciğer biyopsisidir. Ancak gerek biyokimyasal testlerle yapılan değerlendirmeler, gerekse karaciğerin doku sertliğini, ya da elastikiyetini ölçen Elastografiler (Fibroscan, US ile elastografi ölçümü, MR Elastografi)  son derece yararlı bilgiler sağlar. Gerekirse bunlardan sonra da biyopsi yapılabilir.

Teavisi;

Karaciğer yağlanmasının tedavisinde ilk adım hastanın kilo vermesidir. Yapılan araştırmalara göre bir hasta kilosunun yüzde 10’unu verirse karaciğer hastalıkları gerilemektedir. Kilonun yüzde 5’i verildiğinde olumlu iyileşme başlamaktadır. Eşzamanlı olarak diyabet varsa onun da regüle edilmesi, şeker düzeyinin belirli sınırlarda tutulması, diyet artı ilaçlarla şekerin düzenlenmesi. Kolesterol varsa yine diyet ve ilaçlarla hastanın karaciğer yağlanması sorunu azaltılabilir, karaciğerin eskiye dönüşü sağlanabilir.

Bu hastaların çoğunda kolesterol ve trigliserid yüksekliği görülmektedir. Yapılan araştırmalarda yağlanmadan dolayı karaciğer testleri yüksek hastalarda kolesterol ve trigliserid yüksekse kolesterol düşürücü ilaçların kullanılmasının karaciğere yararlı olduğu görülmüştür. Unutulmaması gereken kural, her kim olursa olsun kolesterol ilaçları başlandığında üçüncü- dördüncü aylarda kontrol amaçlı karaciğer testlerine bakmak yararlıdır. Kilo vermenin yöntemi diyet ve egzersizdir. Akdeniz mutfağı son derecede yararlıdır.

Kilo vermek için etkili bir beslenme türüdür. Ayrıca haftanın üç ya da dört günü mutlaka yürüyüş, yüzme veya spor salonunda yapılan aktiviteler olmalıdır. Böylece hastanın karaciğeri düzelebilir. Eğer hastalık ilerlerse son çare karaciğer nakli olabilir. Karaciğer yağlanması olan hastalar nakilde de özel bir grubu oluştururlar çünkü kilolu hastalar karaciğer nakli de görece zor olmaktadır. Bu hastaların zayıflaması önceliklidir. Hastalık ilerlemeden kilo vererek, egzersizle önceki hedef olmalıdır.

Yağlı karaciğer hastaları için beslenme;

Yağlı karaciğer hastalığınız varsa, doktorunuz durumu tedavi etmeye ve komplikasyon riskinizi azaltmaya yardımcı olmak için beslenmenizi ayarlamanız için sizi teşvik edebilir. Örneğin, aşağıdakileri yapmanızı isteyebilir:

  • Meyveler, sebzeler, baklagiller ve tam tahıllar dahil olmak üzere bitki bazlı yiyecekler açısından zengin beslenme
  • Tatlılar, beyaz pirinç, beyaz ekmek ve diğer rafine tahıl ürünleri gibi rafine karbonhidrat tüketiminin sınırlanması
  • Kırmızı ette ve diğer birçok hayvansal üründe bulunan doymuş yağ tüketiminin sınırlanması
  • Birçok işlenmiş atıştırmalık gıdada bulunan trans yağlardan kaçınma
  • Alkolün bırakılması

Karaciğer yağlanmasını önlemek için ne yapabilirim?

Karaciğer yağlanmasını ve olası komplikasyonlarını önlemek için sağlıklı bir yaşam tarzı takip etmek önemlidir.

  • Alkolü sınırlayın veya bırakın
  • Sağlıklı kilonuzu koruyun
  • Doymuş yağlar, trans yağlar ve rafine karbonhidratlar bakımından düşük, besin açısından zengin bir beslenme modeli benimseyin
  • Kan şekerinizi, trigliserit düzeylerinizi ve kolesterol düzeylerinizi kontrol etmek için adımlar atın
  • Varsa, doktorunuzun diyabet için önerdiği tedavi planını izleyin
  • Haftanın çoğu günü en az 30 dakika egzersiz yapmayı hedefleyin

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Nötropeni nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Nötropeni, vücudunuzu enfeksiyonlardan koruyan beyaz kan hücreleri olan düşük nötrofil seviyeleri ile karakterize bir kan hastalığıdır. Yeterli nötrofil olmadığında vücudumuz bakterilerle savaşamaz. Nötropeniye rahtsızlığı birçok enfeksiyon türü riskini artırır.

Daha kısa bir tanımla, Nötropeni kandaki nötrofil sayısının azalmasıdır. Ayrıca nötrofil sayısındaki azalma miktarına bağlı olarak nötropeni derecelendirilir. Bunun dışında nötropeninin çeşitleri bulunmaktadır.

Nötropeni çeşitleri;

  • İrsi nötropeni; Doğuştan nötropeni hastalığı, çok nadir rastlanan bir durumdur. Yine de bazı durumlarda görülebilen bu rahatsızlık, ilerlediği takdirde ciddi seviyelere ulaşabilmektedir
  • İdyopatik (nedeni bilinmeyen) nötropeni; Bu tür nötropeni, genellikle başka hastalıkların sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum hastanın şikayetlerinin başka bir hastalıkla ya da durumla ilişkilendirilemediğinde kullanılır
  • Döngüsel nötropeni; Döngüsel nötropeni hastalığında her üç haftada bir 3-6 arası nötrfik eksikliği görülmektedir. Hastalar, 3 ve 4. haftada enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelirler
  • Otoimmün nötropeni; Otoimmün nötropenide, antikorlar nötrofil hücreleri reddeder ve yok eder. Bu tür nötropeni genellikle yaşlılar ve bebeklerde görülmektedir.
  • İlaç kaynaklı nötropeni; Bu tür nötropeni, kişinin ilaç alması sonucu ilacın beyaz kan hücrelerine engel olması ve nötrofil hücre sayısını azaltması ile meydana gelir

Belirtileri;

  • Ateş
  • Akciğer iltihaplanması
  • Sinüs enfeksiyonları
  • Orta kulak iltihabı veya kulak enfeksiyonu
  • Diş eti iltihabı
  • Omfalit veya göbek enfeksiyonu
  • Cilt apseleri

Nedenleri;

  • Kemoterapi
  • Radyasyon tedavisi
  • Belirli ilaçların kullanımı

Diğer nedenler şunları içerir:

  • Shwachman-Diamond sendromu, vücudun birçok organını etkileyen kalıtsal bir durumdur ve sıklıkla kemik iliği ve pankreas yetmezliği ile karakterize edilir
  • Kan şekeri seviyelerini etkileyen nadir bir kalıtsal bozukluk olan glikojen depolama hastalığı tip 1b
    lösemi
  • Viral hastalıklar
  • Şiddetli aplastik anemi
  • Fanconi anemisi
  • Kemik iliğini etkileyen durumlar

Kimler risk altında?

  • Kanser
  • Lösemi
  • Zayıflamış bir bağışıklık sistemi

Nötropeni teşhisi;

  • Tam kan sayımı (CBC) nötrofil sayımlarını ölçer
  • Aralıklı CBC testleri, doktorunuzun nötrofil sayısındaki değişiklikleri altı hafta boyunca haftada üç kez kontrol etmesine yardımcı olabilir
  • Bir antikor kan testi, otoimmün nötropeniyi kontrol eder
  • Doktorunuz kemik iliği hücrelerini test etmek için kemik iliği aspiratı kullanabilir
  • Kemik iliği trefin biyopsisi, kemik iliğinin kemikli kısmının bir parçasını test eder
  • Sitogenetik ve moleküler testler, hücrelerin yapılarını inceler

Tedavisi;

Kemoterapi sonrası beyaz küreler 5-7 gün sonra düşmeye başlar. Yaklaşık 3 hafta sonra normale dönmeye başlayan beyaz küreler, eğer normale dönmez ise doktor tarafından kemoterapinin dozu azaltılır ya da o kür bir süre ertelenebilmektedir. Nötropeninin durumuna göre doktor tarafından antibiyotik de verilebilmektedir.

Kemoterapiye bağlı nötropeniye ateş eşlik ediyorsa, doktorunuz Koloni Uyarıcı Faktör (Colony-Stimulating Factors (CSFs, beyaz kan hücresi büyüme faktörü)  adını verdiğimiz ilacı önerebilir. Bu ilaç vücudun beyaz kan hücresi ve diğer lökosit tiplerine yapmasına yardımcı olmaktadır. Ancak tüm kemoterapi alan hastalar CSF kullanmak zorunda değildir.

Diğer tedavi yöntemleri;

  • Antibiyotikler
  • Böbrek üstü bezi korteksinin ürettiği steroid hormonu
  • İltihap sökücü ilaçlar
  • Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar
  • Sitokinler (bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini yönlendiren küçük proteinler)
  • Glükokortikoidler (adrenal bezlerden günlük ritimde veya stres durumunda salgılanan steroid hormonlar)
  • Beyaz kan hücresi nakli
  • Vitaminler

Enfeksiyon riskimizi azaltmak için neler yapabiliriz?

  • Ellerimizi su ve sabun kullanarak yıkamalıyız. Çevremizdeki insanlarında ellerini yıkaması bizi enfeksiyon gelişiminden koruyacaktır
  • El dezenfektanı kullanmak istediğinizde doktorunuza sorunuz
  • Temizlik kurallarına dikkat ediniz
  • Mikroplardan uzak kalmaya çalışınız
  • Suçiçeği, çocuk felci ve kızamık aşısı yeni yapılmış kişilerden uzak durmaya çalışınız
  • Evcil hayvanınız varsa bakımını başkasına yaptırınız
  • Bir yerinizi kesmemeye özen gösteriniz
  • Ustura yerine elektrikli tıraş makinası kullanınız
  • Sivilcelerinizi sıkmayınız

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Narsistik kişilik bozukluğu nedir? Detaylar

Narsistik kişilik bozukluğu (NPD), insanların kendileri hakkında abartılmış fikirlere sahip olduğu bir kişilik bozukluğudur. Narsistik kişilik bozukluğuna sahip insanlar, başkalarının hayranlığına ve ilgisine de yoğun ihtiyaç duyarlar.

NPD’li insanlar, hak ettiklerini düşündüğü övgü veya özel ilgi verilmediğinde genellikle mutsuz ve hayal kırıklığına uğrarlar. Bu bireylerin çevresindeki insanlar onları züppe ve kendini beğenmiş olarak görebilir ve çevrelerinde olmaktan hoşlanmayabilirler.

NPD, aşağıdakiler dahil yaşamın birçok alanında sorunlara neden olabilir:

  • İş
  • Okul
  • İlişkiler

Narsistik kişilik bozukluğu özelliklerini belirleme;

  • Kibirli
  • Bencil
  • Talepkar

Genellikle yüksek özgüvene sahiptirler ve diğer insanlara kıyasla üstün veya özel olduklarına inanırlar. Bununla birlikte, aşırı övgü ve hayranlığa ihtiyaç duyarlar. Eleştiriye kötü tepki verebilirler.

Narsistler ayrıca kendi yeteneklerini ve başarılarını abartma eğilimindeyken, başkalarının becerilerini küçümseme eğilimindedirler. Genellikle güç, başarı ve güzellikle meşguldürler. Hatta riskli seks ve kumar gibi dürtüsel davranışlarda bulunabilirler.

NPD’nin bazı özellikleri güvene benzer görünebilir. Bununla birlikte, sağlıklı güven ve NPD aynı şey değildir. Sağlıklı bir özgüvene sahip insanlar genellikle alçakgönüllüdür, NPD’li insanlar ise neredeyse hiçbir zaman değildir. Kendilerini bir kaide üzerine koyma ve kendilerini herkesten daha iyi görme eğilimindedirler.

Narsistik kişilik bozukluğunun nedenleri;

NPD’nin nedenleri tam olarak anlaşılmamıştır. Bununla birlikte, kalıtsal genetik kusurların birçok NPD vakasından sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu duruma katkıda bulunan çevresel faktörler şunlardır:

  • Çocukluk istismarı veya ihmali
  • Aşırı ebeveyn şımartması
  • Ebeveynlerden gerçekçi olmayan beklentiler
  • Cinsel karışıklık (genellikle narsisizme eşlik eder)
  • Kültürel etkiler

Narsistik kişilik bozukluğunun belirtileri;

NPD genellikle erken yetişkinlikte ortaya çıkar. Bozukluğu olan kişiler, kendi imajlarına aykırı olduğu için bir problemleri olduğunu fark etmeyebilirler. Belirtileri;

  • Başkalarının senden uzak durmasına neden olan iddialı ve övünen biri olarak karşılaşıyorsun
  • İlişkilerin tatmin edici değil
  • İşler yolunda gitmediğinde mutsuz, kızgın ve kafan karışmış olur

NPD için DSM-5 tanı kriterleri aşağıdaki özellikleri içerir:

  • Şişirilmiş bir öz önem ve hak sahibi olma duygusuna sahip olmak
  • Sürekli hayranlık ve övgüye ihtiyaç duymak
  • Algılanan üstünlük nedeniyle özel muamele beklemek
  • Abartılı başarılar ve yetenekler
  • Eleştiriye olumsuz tepki vermek
  • Güç, başarı ve güzellik hakkındaki fantezilerle meşgul olmak
  • Başkalarından yararlanmak
  • Diğer insanların ihtiyaçlarını ve duygularını tanımada yetersizlik veya isteksizliğe sahip olmak
    kibirli davranmak

Narsistik kişilik bozukluğunun tedavisi;

NPD tedavisi, öncelikle psikoterapi olarak da bilinen konuşma terapisinden oluşur. NPD semptomları, depresyon veya başka bir akıl sağlığı durumunun yanında ortaya çıkarsa, diğer bozukluğu tedavi etmek için uygun ilaçlar kullanılabilir. Bununla birlikte, NPD’yi tedavi edecek herhangi bir ilaç yoktur.

Konuşma terapisi, başkalarıyla nasıl daha iyi ilişki kuracağınızı öğrenmenize yardımcı olabilir, böylece ilişkileriniz daha keyifli, samimi ve ödüllendirici hale gelebilir. Diğer insanlarla olumlu etkileşimler geliştirmek, hayatınızın çeşitli alanlarını büyük ölçüde iyileştirebilir. Konuşma terapisi ayrıca size şunları nasıl yapacağınızı gösterebilir:

  • İş arkadaşlarınız ve meslektaşlarınızla işbirliğinizi geliştirmeyi
  • Kişisel ilişkilerinizi korumayı
  • Güçlü yönlerinizi ve potansiyelinizi tanımayı, böylece eleştirilere veya başarısızlıklara tahammül edebilirsiniz
  • Duygularınızı anlamayı ve yönetmeyi
  • Herhangi bir özgüven sorunu ile başa çıkmayı
  • Kendinize gerçekçi hedefler koymayı

Kişilik özelliklerinin değiştirilmesi zor olabileceğinden, bir iyileşme görmeniz birkaç yıl sürebilir. Bu süre zarfında, terapiyi bir zaman kaybı olarak görmeye başlayabilir ve bırakma isteği duyabilirsiniz. Ancak tedaviye bağlı kalmak önemlidir.

Tüm terapi seanslarınıza katılın ve belirtilen ilaçları zamanında alın. Zamanla kendinizde ve başkalarıyla ilişkilerinizde bir fark görmeye başlayacaksınız. Aşağıdaki yaşam tarzı değişiklikleri, terapiden geçerken size yardımcı olacaktır;

  • Olumsuz davranışları tetikleyen alkol, uyuşturucu ve diğer maddelerden kaçının
  • Ruh halinizi yükseltmek için haftada en az üç kez egzersiz yapın
  • Stresi ve kaygıyı azaltmak için yoga ve meditasyon gibi rahatlama tekniklerine katılın
  • Narsistik kişilik bozukluğundan kurtulmak zaman alır. Hedefleriniz için motive olun.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Narkolepsi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Sinir sistemini etkileyen bir durum olan Narkolepsi, bireyin yaşam kalitesini etkileyebilecek kadar anormal uykuya neden olur. Nadir görülen kronik bir durum olan Narkolepsinin semptomları genellikle 10 ila 25 yaşları arasında başlar, ancak durum genellikle hemen tanınmaz ve sıklıkla yanlış teşhis edilir.

Narkolepsi, gündüz önemli uyuşukluğa ve “uyku ataklarına” veya aşırı derecede uykuya dalma dürtüsüne ve geceleri zayıf parçalanmış uykuya neden olur. Vakaların çoğunda, katapleksi olarak bilinen beklenmedik ve geçici kas kontrol kaybına da neden olur. Bu, özellikle çocuklarda nöbet aktivitesi ile karıştırılabilir.

Narkolepsi kendi başına ölümcül bir hastalık değildir, ancak uyku bölümleri kazalara, yaralanmalara veya yaşamı tehdit eden durumlara yol açabilir. Ayrıca narkolepsi hastaları, gündüz aşırı uykululuk atakları nedeniyle işlerini sürdürmekte, okulda başarılı olmakta ve ilişkilerini sürdürmekte zorluk çekebilirler. Durumu yönetmeye yardımcı olacak tedaviler mevcuttur.

Narkolepsiye ne sebep olur?

Narkolepsinin kesin nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte, tip 1 (katapleksi ile narkolepsi) hastalarının çoğunda hipokretin adı verilen bir beyin proteini miktarı azalmıştır. Hipokretinin işlevlerinden biri uyku-uyanma döngülerinizi düzenlemektir.

Bilim insanları, birçok faktörün düşük hipokretin seviyelerine neden olabileceğini düşünüyor. Düşük hipokretin seviyelerine neden olan bir gen mutasyonu tanımlanmıştır. Stres, toksinlere maruz kalma ve enfeksiyon gibi diğer faktörler de rol oynayabilir.

Narkolepsi için risk faktörleri;

  • Aile öyküsü; Narkolepsili bir aile üyeniz varsa, hastalığa yakalanma olasılığınız daha fazladır
  • Yaş; 10 ila 30 yaş arasındaki kişilerin narkolepsi tanısı alma olasılığı daha yüksektir. Bununla birlikte, narkolepsi genellikle yetersiz teşhis edilir veya yanlış teşhis edilir

Narkolepsinin komplikasyonları;

  • Narkolepsili kişilerde sıklıkla depresyon ve anksiyete vardır, ancak bunların narkolepsi semptomları mı yoksa yaşam kalitelerini etkileyen semptomları mı olduğu net değildir
  • Aşırı uykululuk ve katapleksi nedeniyle sosyal yaşamınız etkilenebilir. Örneğin, sosyal toplantılar sırasında uyanık kalmakta güçlük çekebilirsiniz veya gülerken kas kontrolünüzü kaybedebilirsiniz
  • Belki düşük aktivite seviyeleri veya daha yavaş bir metabolizma nedeniyle, narkolepsili birçok insan aşırı kiloludur
  • Araştırmalar, narkolepsi hastalarının intihar eylimi daha yüksektir

Narkolepsi türleri;

  • Tip 1 en yaygın olanıdır. Katapleksi adı verilen bir semptom veya ani kas tonusu kaybı içerir. Bu tipteki insanlar, hipokretin adı verilen bir proteinin düşük seviyelerine bağlı olarak gündüzleri aşırı uykululuk ve katapleksi atakları yaşarlar. (Hipokretin bazen oreksin olarak adlandırılır)
  • Tip 2 , katapleksi olmayan narkolepsidir. Tip 2 narkolepsili kişilerde genellikle normal hipokretin seviyeleri vardır

Belirtileri;

Narkolepsi dediğimiz nörolojik bozukluk herkesi farklı şekilde etkilemektedir. İşte o belirtilerden bazıları:

  • Gündüz aşırı uyku hali
  • Karabasan
  • Uykuya dalarken görülen halüsinasyonlardaki gerçeklik
  • Horlama
  • Rahatsız bacak sendromu
  • Zihinde buğulanma, zayıf hafıza, konsantrasyon bozukluğu
  • Fiziksel enerji yoksunluğu
  • Uyku kalitesinde bozukluk ve uykusuzluk
  • Kasların ani zayıflığı

Çocuklarda bu belirtilere ek olarak:

  • Sinirlilik hali
  • Hiperaktivite
  • Dilin dışarı çıkması
  • Yarı kapalı gözler
  • Dengesiz yürüme görülebilir

Tanısı;

Doktorlar normal şartlar altında bireyin gündüz vakti aşırı uykulu olmasına veya varsa ani kas tonusu kaybına yani katapleksi durumuna bağlı olarak narkolepsi ön tanısını koyabilirler. Doktor, bu ön tanıdan sonra daha iyi ve kesin bir değerlendirme için bireyi bir uyku uzmanına yönlendirecektir.

Narkolepsinin kesin tanısının konulması ise uyku uzmanları tarafından derinlemesine bir uyku analizi gerçekleştirilmesi için bir uyku merkezinde bir gece kalmayı gerektirir. Bu narkolepsi testi sayesinde varsa narkolepsi teşhisi konulabilir ve şiddeti belirlenebilir.

Bu süreçte doktor öncelikle bireyden uyku geçmişini ayrıntılı bir şekilde öğrenmek isteyecektir. Bunun için bir kaç kısa sorudan meydana gelen Epworth Uykululuk Ölçeği doldurulacaktır. Bu ölçekteki sorular arasında bireyin örneğin öğle yemeğinden sonrası gibi belirli durumlarda uyuma oranı ve sıklığının ne kadar olduğu bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra doktor bireyden bir veya iki hafta boyunca uyku düzeninin ayrıntılı bir programını tutmasını isteyebilir, ve bu sayede aradaki  ilişkiyi belirlemek üzere uyku düzeni ile uyanıklık dönemini karşılaştırabilir.

Buna ek olarak doktor bireyden bir aktigraf kullanmasını isteyebilir. Bir kol saatine benzeyen bu cihaz, hem bireyin hareket etme ve dinlenme dönemlerini ölçer hem de ne zaman ve nasıl  uyuduğunu dolaylı olarak ölçer.

Uyku merkezinde polisomnografi testi gerçekleştirilebilir. Polisomnografi testi, bireyin kafa derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla çeşitli sinyalleri uyku sırasında ölçer. Bu test, bireyin elektroensefalogram yani beynin elektriksel aktivite değerlerini, elektrokardiyogram yani kalbin elektriksel aktivite değerlerini, elektromiyogram yani kasların elektriksel aktivite değerlerini ve elektrookülogram yani gözlerin hareket değerlerini ölçer. Bireyin solunum değerleri de ölçülür.

Narkolepsi teşhisinde kullanılan bir başka test olan çoklu uyku gecikme testi ise, bireyin gün boyunca uykuya dalmasının ne kadar sürdüğünü ölçer. Bireyin her biri iki saat arayla dört veya beş defa şekerleme yapması istenir. Uzmanlar bu süreçte bireyin uyku düzenini gözlemler. Narkolepsisi olan bireyler uykuya kolaylıkla dalar ve doğrudan REM uykusuna  girerler.

Bu testler sayesinde bireyin belirti ve semptomlarının kronik uyku yoksunluğu, yatıştırıcı ilaçların kullanımı ve uyku apnesi gibi gündüz aşırı uykuya neden olabilen diğer olası nedenlerini dışlamasına yardımcı olabilir.

Tedavisi;

Narkolepsi tam olarak tedavi edilemese de semptomlar iyileştirilebilir ve kontrol altına alınabilir. Tedavi aşaması şu şekilde oluşur:

İlaç tedavisi; Reçetesiz satılan kafeinli ilaçlar narkolepside pek yararlı olmaz. Ancak reçeteyle satılan amfetamin grubu ilaçlar narkolepsinin uykululuk, katapleksi, halüsinasyonlar ve uyku bölünmeleri gibi şikayetlerde yararlı olabilmektedir. Bu ilaçlar uzman bir hekimin önerileriyle birlikte kullanılmalıdır.

Davranış tedavavisi; Narkolepsi tedavisinde kişilerin yaşamlarında bazı değişiklikler yapması gerekebilir.

  • Düzenli bir uyku/uyanıklık programı yapılarak, uygun saatlerde yatıp uygun saatlerde kalkılmalıdır
  • Narkolepsili kişiler vardiya değişiklikleri yapmamalıdır veya haddinden fazla çalışmamalıdır
  • Düzenli olarak kısa süreli kestirmeler faydalıdır
  • Tehlike yaratabilecek durumlarda mesela araba kullanmadan önce kısa süreli kestirmenin yararı olacaktır
  • İlaçlar, hekimin önerdiği şekilde kulanılmalı, olası değişiklikler mutlaka doktora bildirilmelidir
  • Aile üyeleri hastalık hakkında bilgilendirilmelidir
  • İş arkadaşları narkolepsi hakkında bilgilendirilmelidir
  • İşinizi engelleyen faktörleri göz önünde bulundurun
  • Çocuğunuzda narkolepsi varsa öğretmeni ve arkadaşları bu konuda eğitilmelidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın