Sekülerizm ve Güvenlik Denklemi: Azerbaycan’da Başörtüsü Tartışmasının Arka Planı

Azerbaycan’da başörtüsü meselesi, ilk bakışta eğitim kurumlarında uygulanan kıyafet kurallarıyla sınırlı bir tartışma gibi görünse de, ülkenin tarihsel mirası, devletin sekülerlik anlayışı ve bölgesel güvenlik kaygılarıyla doğrudan bağlantılı daha geniş bir siyasi çerçeveye sahip.

Haber Merkezi / Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanırken din ile devlet arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak zorunda kaldı. Ancak bu süreç, dinin kamusal alandaki görünürlüğünün serbestçe genişlediği bir dönüşümden ziyade, devletin dini alan üzerindeki denetimini büyük ölçüde koruduğu bir modelin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.

Bu modelin kökleri Sovyet dönemine uzanıyor. Sovyet yönetimi boyunca dini kurumlar ve dini faaliyetler çeşitli kısıtlamalara tabi tutulurken, dinin toplumsal hayattaki etkisi de devlet politikaları doğrultusunda sınırlandırılmaya çalışıldı. Bağımsızlık sonrasında Azerbaycan, anayasal düzeyde seküler bir devlet yapısını benimsedi. Anayasa’nın 7. maddesi devleti laik olarak tanımlarken, 18. maddesi dinin devletten ayrı olduğunu ve eğitim sisteminin seküler niteliğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, Sovyet döneminden devralınan merkeziyetçi yönetim geleneği, dinin kamusal alandaki görünürlüğünün nasıl şekilleneceği konusunda belirleyici olmaya devam etti.

Dolayısıyla Azerbaycan’daki sekülerlik anlayışını yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak değerlendirmek yeterli değil. Bu anlayış, aynı zamanda dini faaliyetlerin ve sembollerin kamusal alandaki sınırlarını devletin belirlediği bir yönetim yaklaşımını da içeriyor. Başörtüsü tartışması, tam da bu noktada, bireysel inanç özgürlüğü ile devletin eğitim ve kamu düzeni üzerindeki yetkisi arasındaki gerilimin somut bir örneğine dönüşüyor.

Okullardaki Başörtüsü Tartışması ve 2010 Kırılması

Azerbaycan’da başörtüsü meselesinin geniş çaplı tartışmalara konu olması, 2010 yılında ortaöğretim kurumlarında standart okul üniforması uygulamasının gündeme gelmesiyle yeni bir boyut kazandı. Eğitim Bakanlığı tarafından desteklenen üniforma düzenlemesi, resmi söylemde eğitim kurumlarında ortak bir görünüm oluşturmak ve seküler eğitim anlayışını korumak çerçevesinde savunuldu. Ancak uygulama, başörtüsü kullanan kız öğrencilerin okullara erişimi bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

Düzenlemeye karşı çıkanlar, standart üniforma politikasının dini inançlarını kıyafetleriyle ifade etmek isteyen öğrencileri fiilen eğitim sisteminin dışına itebileceğini savundu. Tartışmaların ardından Bakü başta olmak üzere çeşitli bölgelerde protestolar düzenlendi; dini özgürlükler ve eğitim hakkı, kamuoyunun gündeminde daha görünür hale geldi. Dönemin olaylarına ilişkin uluslararası değerlendirmelerde, dini kimliğin kamusal alanda ifade edilmesi üzerindeki kısıtlamaların muhafazakâr ailelerin eğitim tercihlerini etkileyebileceğine dikkat çekildi.

Buradaki temel sorun, okul üniforması uygulamasının varlığından çok, bu uygulamanın dini sembollerle ilişkili sonuçlarında ortaya çıkıyor. Bir yandan eğitim kurumlarında ortak kıyafet standartlarının uygulanması savunulurken diğer yandan başörtüsü kullanan öğrencilerin eğitimden uzaklaşma riski gündeme geliyor. Bu nedenle tartışma, yalnızca kıyafet yönetmeliğinin kapsamıyla değil, devletin eğitim hakkını güvence altına alma yükümlülüğüyle de yakından ilişkili.

Eğitim Hakkı ile Dini Özgürlük Arasındaki Gerilim

Uluslararası insan hakları kuruluşlarının Azerbaycan’a yönelik değerlendirmelerinde, dini özgürlüklerin sınırları ve devletin dini faaliyetler üzerindeki denetimi önemli bir yer tutuyor. Human Rights Watch, Uluslararası Af Örgütü ve ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu (USCIRF) gibi kuruluşların raporlarında farklı dönemlerde dini özgürlükler, dini toplulukların faaliyetleri ve devletin bu alan üzerindeki düzenleyici yaklaşımı ele alındı.

Başörtüsü tartışmasının insan hakları boyutunda iki temel mesele öne çıkıyor. Bunlardan ilki, bireyin dinini veya inancını dışa vurma hakkı. İkincisi ise özellikle çocukların ve gençlerin eğitim hakkının korunması. Bir öğrencinin başörtüsü nedeniyle eğitim kurumuna kabul edilmemesi veya eğitimini sürdürmekte güçlük yaşaması, dini özgürlüklerin yanı sıra eğitim hakkı ve ayrımcılık yasağı bakımından da değerlendirilmesi gereken bir durum oluşturuyor.

Uluslararası standartlar açısından devletlerin eğitim kurumlarında belirli kurallar koyması bütünüyle yasaklanmış değil. Ancak dini özgürlüklerin sınırlandırılması söz konusu olduğunda, uygulamanın hukuki dayanağı, amacı, gerekliliği ve ölçülülüğü önem taşıyor. Bu nedenle seküler eğitim ilkesinin varlığı, tek başına her türlü dini kıyafet kısıtlamasını haklı kılan bir gerekçe olarak değerlendirilemiyor. Asıl mesele, kamusal düzeni koruma amacıyla bireysel haklar arasında nasıl bir denge kurulduğu.

Bununla birlikte, uluslararası kuruluşların değerlendirmeleri birbirinden farklı alanlara odaklanabiliyor. Dini toplulukların örgütlenme özgürlüğü, ibadet faaliyetleri veya dini sembollerin kullanımı hakkındaki genel eleştirileri, doğrudan belirli bir okul yönetmeliği hakkında verilmiş hukuki kararlarla aynı şey değil. Bu ayrım, Azerbaycan’daki başörtüsü uygulamalarını uluslararası literatür üzerinden değerlendirirken göz önünde bulundurulmalı.

İran Faktörü ve Güvenlik Merkezli Sekülerlik

Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmasının bir diğer boyutu, ülkenin bölgesel jeopolitiğiyle bağlantılı. İran ile paylaşılan sınır, tarihsel ve toplumsal bağlar, Azerbaycan nüfusunun önemli bir bölümünün Şii İslam geleneğine mensup olması ve iki ülke arasındaki dönemsel siyasi gerilimler, din meselesini yalnızca toplumsal bir konu olmaktan çıkararak ulusal güvenlik tartışmalarının da parçası haline getiriyor.

Azerbaycan yönetiminin İran’ın ülkedeki dini ve siyasi etkisine ilişkin kaygıları, devletin dini alana yaklaşımını anlamak açısından önemli bir arka plan oluşturuyor. Bu çerçevede siyasal İslamın yayılması, dış aktörlerin dini ağlar üzerinden nüfuz kazanması ve dini kimliğin siyasi mobilizasyon aracı olarak kullanılması gibi konular güvenlik politikalarının gündeminde yer alabiliyor.

Ancak başörtüsünü doğrudan İran etkisinin veya radikalleşmenin göstergesi olarak değerlendirmek, toplumsal gerçekliği açıklamakta yetersiz kalır. Başörtüsü kullanan bireylerin motivasyonları dini inançtan aile geleneğine, kişisel tercihlerden kültürel aidiyete kadar farklılık gösterebilir. Bu nedenle dini sembollerin görünürlüğü ile güvenlik tehdidi arasında otomatik bir bağ kurmak, bireysel inanç ile siyasi faaliyet arasındaki ayrımı belirsizleştirebilir.

Yine de güvenlik kaygılarının devletin sekülerlik anlayışını etkilediği söylenebilir. Azerbaycan örneğinde sekülerlik, yalnızca devletin din karşısındaki tarafsızlığını ifade eden bir ilke olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi alanın kontrol altında tutulmasına yönelik bir yönetim yaklaşımıyla birlikte ele alınabiliyor. Bu yaklaşım, dini görünürlüğün arttığı dönemlerde devletin daha ihtiyatlı veya kısıtlayıcı politikalar geliştirmesine zemin hazırlayabiliyor. Bununla birlikte, belirli bir başörtüsü kısıtlamasının doğrudan İran kaynaklı bir güvenlik tehdidinden kaynaklandığını ileri sürmek için, ilgili kararın gerekçelerini ve dönemin resmi açıklamalarını ayrıca incelemek gerekiyor.

Türkiye ile Azerbaycan Arasındaki Farklar

Türkiye ile Azerbaycan’ın başörtüsü politikaları, iki ülkenin sekülerlik anlayışları arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyuyor. Her iki ülkede de laiklik, tarihsel olarak devletin modernleşme projesi ve kamu kurumlarının niteliğiyle ilişkilendirildi. Bununla birlikte, başörtüsü meselesinin siyasi ve toplumsal bağlamı iki ülkede aynı şekilde gelişmedi.

Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü kullanımı, devletin laiklik anlayışı, siyasi temsil ve bireysel özgürlükler arasındaki tartışmaların merkezinde yer aldı. Bu dönemde başörtüsü yasağı, geniş bir toplumsal kesimin siyasi talepleriyle ilişkilendi ve uzun yıllar süren hukuki ve siyasi mücadelelere konu oldu. Daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen düzenlemelerle kamu kurumlarındaki ve eğitim alanındaki uygulamalar önemli ölçüde değişti.

Azerbaycan’da ise tartışmanın öne çıkan alanlarından biri, ortaöğretim kurumlarında standart üniforma uygulamasının başörtüsü kullanan öğrenciler üzerindeki etkisi oldu. Ülkenin Sovyet geçmişi, devletin din üzerindeki denetimi ve İran ile ilişkilerinden kaynaklanan güvenlik kaygıları, meselenin siyasi çerçevesini şekillendiren unsurlar arasında yer aldı. Buna karşılık Türkiye’de başörtüsü, daha geniş bir toplumsal tabanın kamusal alanda temsil edilmesi ve dini özgürlüklerin tanınması talepleriyle güçlü biçimde bağlantılı hale geldi.

Bu farklılıklar, iki ülkenin sekülerlik anlayışlarını yalnızca hukuki düzenlemeler üzerinden karşılaştırmanın yeterli olmadığını gösteriyor. Toplumsal taleplerin kapsamı, siyasal rekabetin niteliği, devlet kurumlarının tarihsel gelişimi ve bölgesel güvenlik koşulları da uygulamaların biçimlenmesinde etkili oluyor.

Sekülerlik mi, Güvenlik mi?

Azerbaycan’da başörtüsü tartışması, seküler devlet yapısının korunması ile bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Sovyet döneminden devralınan merkeziyetçi yönetim geleneği, devletin dini alan üzerindeki denetimi ve İran ile ilişkilerden kaynaklanan jeopolitik kaygılar, bu tartışmanın tarihsel ve siyasi arka planını oluşturuyor.

Devlet açısından standart okul üniforması ve seküler eğitim ilkesi, eğitim kurumlarının ortak kurallar çerçevesinde işlemesiyle ilişkilendiriliyor. Eleştiriler açısından ise bu uygulamaların başörtüsü kullanan öğrencilerin eğitim hakkını ve dini inançlarını ifade etme özgürlüğünü sınırlandırma ihtimali öne çıkıyor. İki yaklaşım arasındaki temel ayrım, sekülerliğin nasıl yorumlandığı ve bu ilkenin bireysel haklarla hangi ölçütler çerçevesinde dengelendiği noktasında ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak Azerbaycan örneği, sekülerliğin her ülkede aynı kurumsal ve toplumsal anlamı taşımadığını gösteriyor. Bir ülkede laiklik daha çok devletin dini kurumlar karşısındaki tarafsızlığıyla ilişkilendirilirken, başka bir ülkede dini görünürlüğün kamusal alandaki sınırlarını belirleyen bir yönetim anlayışıyla iç içe geçebiliyor.

Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmasının uluslararası önemini de bu ayrım oluşturuyor: Mesele yalnızca bir kıyafet düzenlemesi değil, devletin güvenlik anlayışı, dini özgürlükler ve eğitim hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulduğudur.

Paylaşın

İran, Tepkiler Üzerine Yeni Başörtüsü Yasasını Erteledi

İran İslam Cumhuriyeti, kamuoyu ve uluslararası toplumdan gelen büyük tepkiler üzerine, örtünme zorunluluğunu ihlal edenlere ağır cezalar getiren başörtüsü yasasının yürürlüğe girmesini resmen erteledi.

Haber Merkezi / İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi, parlamentoya gönderdiği mektupta, hükümet tarafından parlamentoya değişiklik içeren bir yasa tasarısı sunulabilmesi için “Başörtüsü ve İffet Yasası”nın uygulanma sürecinin durdurulmasını talep etti.

Ertelenen yasa, örtünme gerekliliklerine uymayan kadınlara fahiş para cezaları, hapis cezaları, kırbaçlama ve hatta ölüm cezası gibi ağır cezalar getiriyor.

Uluslararası Af Örgütü yeni yasayı kınayarak, yasanın kadınlara yönelik baskıyı artırdığını ve kurallara karşı çıkan aktivistleri ölüm cezasıyla karşı karşıya bıraktığını söyledi.

Af Örgütü açıklamasında, “İran yetkilileri, kadınların insan haklarını daha da ortadan kaldıran, zorunlu örtünmeye karşı devam eden direnişi ezmek için ölüm cezası, kırbaçlama, hapis cezası ve diğer ağır cezalar getiren yeni ve zalim bir yasa kabul etti” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Mahsa Amini’nin Eylül 2022’de gözaltında ölümüyle başlayan “Kadın Yaşam Özgürlüğü” ayaklanmasından bir yıldan kısa bir süre sonra, Mayıs 2023’te hazırlanan yasanın, kadınların zorunlu örtünmeye karşı yaygın bir şekilde meydan okumasına yanıt olarak çıkarıldığını söyledi.

Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Müdür Yardımcısı Diana Eltahawy, “Bu utanç verici yasa, ‘Kadın Yaşam Özgürlüğü’ ayaklanmasının ardından hakları için ayağa kalkma cesaretini gösteren kadınlara yönelik zulmü yoğunlaştırıyor” dedi.

Ayrıntıları geçtiğimiz haftalarda kamuoyuna yansıyan yasaya, halk ve aktivistlerin yanı sıra reformist kanattan da tepkiler geldi.

2013-2021 yılları arasında İran’ın yedinci cumhurbaşkanı olarak görev yapan Hasan Ruhani kabinesinde Yol ve Şehircilik Bakanı olan Abbas Ahundi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a hitaben yazdığı mektubunda, söz konusu kanunla Pezeşkiyan ile halkın karşı karşıya geleceğini savunarak, yasayı veto etmesi talebinde bulundu.

Paylaşın

Avrupa Adalet Divanı’ndan Dikkat Çeken ‘Başörtüsü’ Kararı: Yasaklanabilir

Kamu kurumlarının çalışanlarına iş yerinde başörtüsü takmayı belirli koşullar altında yasaklayabileceğine hükmeden Avrupa Adalet Divanı, dini sembollere yönelik bu tür yasakların genel ve ayrım gözetmeksizin tüm idari personele uygulandığı ve “gerekli olanla sınırlı olduğu sürece” ayrımcılık olmadığını belirtti.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), kararı uyarınca kamu hizmetlerinin tarafsızlığını sağlama amacıyla gerekli görmeleri halinde işyerlerinde dini semboller taşınmasını yasaklayabilecek. Yasak başörtüsü takılmasını da kapsayabilecek.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), kamu kurumlarının çalışanlarına iş yerinde başörtüsü takmayı belirli koşullar altında yasaklayabileceğine hükmetti. AB’nin en yüksek mahkemesi konumundaki ABAD yargıçları, dini sembollere yönelik bu tür yasakların genel ve ayrım gözetmeksizin tüm idari personele uygulandığı ve “gerekli olanla sınırlı olduğu sürece” ayrımcılık olmadığını belirttiler.

Dava süreci, Belçika’da Ans kenti belediyesinin çalışma yönetmeliğini değiştirerek, tarafsızlık ilkesini daha katı şekilde uygulama kararı alması üzerine başladı. Alınan karara göre, halkla teması olmayanlar da dahil olmak üzere tüm belediye çalışanlarının ideolojik veya dini aidiyetlerini gösteren işaretler takması yasaklandı.

Belediye bu bağlamda, daire müdürü olarak çalışan bir personeline işyerinde başörtüsü takmasını yasakladı. Bunun üzerine inanç özgürlüğünün ihlal edildiğini öne süren belediye çalışanı durumu yargıya taşıdı. Bundan böyle AB üyesi ülkeler ABAD kararı uyarınca kamu hizmetlerinin tarafsızlığını sağlama amacıyla gerekli görmeleri halinde işyerlerinde dini semboller taşınmasını yasaklayabilecek. Yasak başörtüsü takılmasını da kapsayabilecek.

Ancak mahkeme, söz konusu tedbirlerin “kesinlikle gerekli olanlarla” sınırlı olması gerektiğine vurgu yaptı. Gereklilik konusunda ise ulusal mahkemelerin kararlarının esas alınabileceğine hükmedildi. ABAD, son yıllarda özel şirketlerin çalışanlarına başörtüsü yasağı getirebileceklerine ilişkin kararlar almıştı.

Paylaşın

Fransa’da Bir İlk: Tesettür Okullarda Yasaklanıyor

Fransa Eğitim Bakanı Gabriel Attal, devlet okullarında bazı Müslüman öğrencilerin giydiği abaya adı verilen kıyafetin yasaklanacağını söyledi. Attal, abaya giyilmesinin yasaklanmasını “gerekli ve adil” bir karar olarak değerlendirdi.

Eğitim Bakanı Attal, yeni kılık kıyafet yönetmeliğinin okulların açılacağı 4 Eylül öncesinde okul yönetimlerine gönderileceğini söyledi. Attal, “Bir sınıfa adım attığınızda, bir bakışta öğrencilerin hangi dine mensup olduğunu anlayamamalısınız” dedi.

Sağ siyasetçiler çoğunlukla yasağı savunurken, siyasi yelpazenin solunda yer alan bazı politikacılar Müslümanlar kadın ve kızların haklarının çiğnendiği konusunda endişelerini dile getirdi.

Muhalefette yer alan Boyun Eğmeyen Fransa partisinden Clementine Autain, “kıyafet polisliği” yapıldığı eleştirisini yapıyor ve yasağın “anayasaya aykırı” olduğunu savunuyor.

Fransa’daki Müslümanların çatı kuruluşu Fransa Müslüman Konseyi (CFCM) de kıyafetlerin tek başlarına dini semboller olmadığı şeklinde bir açıklama yaptı.

Abaya daha çok Kuzey Afrika, Arap Yarımadası, İran, Mısır gibi ülkelerde giyilen, omuzlardan ayak bileklerine kadar vücudu örten kadın giysilerine deniliyor.

Din ve devlet işlerinin katı bir şekilde ayrıldığı laik bir ülke olan Fransa’da son zamanlarda söz konusu giysilerin dini nitelik taşıdıkları bu yüzden de okullarda yasaklanması gerektiği yönünde tartışmalar yapılıyor.

Fransa’da 1994 yılında kabul edilen bir yasa çerçevesinde okullarda dini sembollerin dikkat çekmeyecek şekilde yer almasına izin verildi. Bundan 10 yıl sonra ise başörtüsü okullarda tamamen yasaklandı. Ancak kipa ve haç yasak kapsamına alınmadı.

2010 yılında da Fransa’da kamuya açık alanlarda yüzün peçe ile kapatılmasına yasak getirildi. 67 milyon nüfuslu Fransa’da tahminlere göre 3,5 ila 6 milyon Müslüman yaşıyor.

Milli Eğitim Personeli Sendikaları Snpden ve Snalc, öğrencilerin çarşafla okula girmesini kabul veya reddetme sorumluluğunun artık öğretmenlere ve okul yönetimi personeline bağlı olmamasının önemli bir gelişme olduğunu ve kararı desteklediklerini açıkladı.

Snpden, X hesabından (eski Twitter), üniversite giriş sınavlarını yeniden Haziran ayına alan ve çarşafla okullara girişi yasaklayan kararlarının “netlik ve cesaret niteliği taşıdığı” mesajını paylaştı.

Devlet okulları, ilk, ortaokul ve liselerde örgütlü Snes-FSU Sendikası Genel Sekreteri Sophie Venetitay da “bu gelişmeyi memnuniyetle karşıladıklarını” ancak çarşafla gelen öğrencilerle diyaloğun ve okul yönetimlerine destek verilmesinin önemine dikkat çekti.

Venetitay, “Eğer bu karar iyi bir akılla, diyalog içinde, gerginlik ve dışlanma durumlarına yol açmadan yapılırsa, bana kalırsa alınan en iyi karardır” diye konuştu.

Fransız medyasında geçen hafta “eğitim ve istihbarat kurumlarının okullarda laikliğe yönelik saldırılarda patlama yaşandığını ortaya koyan” raporlar yayınlanmıştı.

Raporlarda, 2021-2022 öğretim yılında okullarda laikliğe karşı 2 bin 167 vaka tespit edilirken, 2022-2023 öğretim yılında bu rakamın 4 bin 710’a yükseldiğine dikkat çekilmişti.

Raporda, bu vakalar arasında özellikle kıyafet yasağıyla ilgili ciddi bir artış yaşandığı belirtilmiş; Eylül-Kasım 2021 tarihleri arasında bakanlığa “dini kıyafet ve işaretlerin taşınması” ile ilgili 91 vaka rapor edilirken, Nisan- Temmuz 2023’te bu rakamın 923’e yükseldiği, bunun da “laikliğe yönelik saldırıların yüzde 49’una denk geldiği” bilgisine yer verilmişti.

Yasak nasıl savunuluyor?

Yasağı savunan Bakan Attal, laiklik tanımına ilişkin de konuştu ve “Laiklik kişinin kendisini okul aracılığıyla kurtarma özgürlüğüdür” dedi.

Attal sözlerinin devamında, abaya için “laikliğin sığınağı olması gereken okullar üzerinde cumhuriyetin direnişini test eden bir dini dışavurum” ifadesini kullandı.

Devlet okullarında başörtü yanında, Hristiyan semboller ve kipa takılması da yasak.

Ülkede Samuel Paty adlı öğretmen 2020 yılında ifade özgürlüğü ile ilgili bir ders sırasında, Muhammed Peygamber’in karikatürlerini öğrencilerine göstermesinin ardından başı kesilerek öldürülmüştü.

Fransa’da bu cinayet büyük tepki doğurmuş ve ifade özgürlüğünü desteklemek için ülke genelinde yapılan yürüyüşlere on binlerce kişi katılmıştı.

Paylaşın

İran’da Başörtüsü Düzenlemesi: 15 Yıla Kadar Hapis Cezası

İran’da 2022 sonbaharında başörtüsü zorunluluğuna karşı düzenlenen protesto gösterilerinin ardından hazırlan yeni başörtüsü düzenlemesi ile başörtüsü takmayanlara 15 yıla kadar hapis cezası verilmesinin önü açılıyor.

İran’da geçen yıl Mahsa Amini adlı genç kadının kurallara uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınıp hastanede yaşamını yitirmesinin ardından ülke genelinde eylemler düzenlenmişti.

İran parlamentosunda, başörtüsü kurallarını ihlal eden kadınların daha ağır şekilde cezalandırılmalarını öngören yasa değişikliği konusunda bir adım daha atıldı. Parlamentoda oluşturulan ilgili komisyon aylardır tartışmalara konu olan yasa tasarısını onayladı.

Son hali verilen tasarı, İslami kıyafet kurallarına uyulmaması halinde sert cezalar öngörüyor. Buna göre yasağın birden fazla ihlal edilmesi durumunda para cezaları verilebilecek. İhlalin tekrarlanması ve istisnai durumlarda ise 15 yıla kadar hapis ve en az 5 bin euro para cezası kararı alınabilecek.

Tasarıya göre yasaları ihlal edenler toplumun geniş kesimleri tarafından bilinen, ünlüler olursa cezaları daha da ağırlaştırılacak. Geçen yılın sonbahar aylarında ülke genelinde düzenlenen başörtüsü karşıtı eylemlerde, kadın hareketiyle dayanışma göstererek yasakları protesto eden çok sayıda film yapımcısı gözaltına alınmıştı.

Kadınlar iş yerinde başörtüsü takmazlarsa resmi yardımlardan da mahrum bırakılabilecek. Taslak ayrıca 15 yıla kadar meslekten men cezası da öngörüyor. Yargı, kişilerin suçlu bulunması halinde mal varlıklarının onda birine el konulmasına karar verebilecek.

Yabancı kadınlar yasalara uymadıkları takdirde ülkeden sınır dışı edilebilecek. Başörtüsüz fotoğrafların internette yayınlanması da cezalandırılacak. Başörtüsü yasaklarını ihlal eden kadınların ülke dışına çıkmalarının yasaklanması da tasarıda yer alan diğer bir madde.

Kırbaç cezası

Ayrıca kadınların başörtüsüz girişlerine izin veren alışveriş merkezleri, restoranlar veya benzer işletmeler yargı kararı ile kapatılacak. Peçeli kadınlara hakaret edenler ise altı ay hapis ve 74 kırbaç cezasıyla cezalandırılacak.

Yasa tasarında ayrıca kadınlar için “kötü” bulunan giysiler de sıralandı. Bunun örnekleri olarak, kısa kollu gömlekler veya yırtık kot pantolonlar gösterildi. Tasarıda erkekler için ise kısa paçalı pantolonlar veya atletler “kötü” giysiler olarak sınıflandırıldı.

Yasa tasarında, İslami kıyafet kurallarını uygulamakla görevli bakanlıklar ve güvenlik birimleri ayrıntılı talimatlarla yükümlü kılınıyor. Vatandaşlar ve polislerin ihlalleri kolaylıkla ihbar edip raporlaştırmalarının da önü açılıyor.

Yasa tasarısı, İran’da 2022 sonbaharında başörtüsü zorunluluğuna karşı düzenlenen protesto gösterilerinin ardından hazırlanmıştı. İran’da geçen yıl Mahsa Amini adlı genç kadının kurallara uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınıp hastanede yaşamını yitirmesinin ardından ülke genelinde eylemler düzenlenmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran’da Başörtüsü Takmayanlara Yönelik Yeni Uygulama

Başörtüsü takmayanlara yönelik yeni uygulamaların yürürlüğe gireceğini duyuran İran Polis Teşkilatı Sözcüsü Seyid Muntazer Mehdi, “Başörtüsü kuralını ısrarla ihlal edenlere karşı ülke genelinde arabalı ve yaya devriyeler kurulacak” dedi ve ekledi:

“Polis tarafından bu kişiler uyarılacak. Uyarıların dikkate alınmaması durumunda söz konusu kişiler adli makamlara sevk edilecek.”

İran’da geçen yıl eylül ayında, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından gözaltına almasının ardından hayatını kaybetmesiyle ülke genelinde gösteriler başlamıştı. Protestolar sırasında 1979’dan bu yana uygulanan başörtü yasasının esnetilmesi talepleri yeniden gündeme gelmişti.

İran’da geçtiğimiz aralık ayında feshedildiği söylenen ahlak polisi uygulaması geri geliyor.

İranlı yetkililer kadınları kamusal alanlarda başörtüsü takmaya zorlamak için yeni bir kampanya başlatırken Polis Teşkilatı Sözcüsü Seyid Muntazer Mehdi, ahlak polisinin kadınları önce uyarmaya sonra da gözaltına almaya başlayacağını duyurdu.

Tahran sokaklarında da erkek ve kadın ahlak polisi ekiplerinin işaretli araçlarla devriye gezdiği görüldü.

Geçen yıl eylül ayında 22 yaşındaki Mahsa Emini ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmişti. Ardından ülke çapında geniş çaplı protestolar patlak vermişti.

Bu süreçte ahlak polisi büyük oranda devriyelerini sonlandırmış, aralık ayında da tamamen feshedildiği açıklanmıştı.

Sert bir şekilde bastırılan protestolar, bu yıl başından itibaren kademeli olarak azalmıştı. Polisin müdahalesi sırasında 500’den fazla protestocu hayatını kaybetmiş 20 bin kişi de gözaltına alınmıştı.

İran’ın dini liderleri, başörtüsünü İslami devrimin en önemli ayaklarından biri olarak görüyor. Farklı kıyafetleri ise ‘Batının bozguncu etkisi’ olduğunu savunuyor.

Başörtüsü takmama, geçen yıl başlayan ve kadınların ön plana çıktığı protestolarda sembol haline gelmişti. Başörtüsü karşıtı gösteriler kısa sürede rejim karşıtlığına dönüşmüş, yöneticiler de protestoları dış güçlerin provokasyonu olarak tanımlamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran, Kamusal Alanlarda Kadınları Kameralarla İzleyecek

İran’da kadınların başörtüsü takıp takmadığını kamusal alanlara ve caddelere konacak kameralarla takip edilecek. İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi’nin ardından uygulanan Şeriat yönetimi uyarınca ülkede kadınlar saçlarını örtmek ve vücut hatlarını belli etmeyen bol kıyafetler giymek zorunda. Bu kurallara uymayan kadınlar para cezasına ve hatta tutuklanmaya maruz kalabiliyor.

İran’da devlet, kıyafeti İslami kurallara uygun olmayan kadınlara yönelik tavrını daha da sertleştiriyor. Polisin kamuya ait medya organları ile adalet sisteminin internet sayfası olan Mizan üzerinden duyurduğuna göre bundan böyle kadınların, kamuya açık alanlarla caddelere yerleştirilen kameralar vasıtasıyla başörtüsü takıp takmadıkları izlenecek.

Kıyafet yönetmeliğine uymadığı tespit edilen kadınların telefonlarına, önce alabilecekleri cezalar ile ilgili bilgileri içeren bir uyarı mesajı gönderileceğini duyuran İran polisi, dükkan sahiplerinden de, “toplumsal normlara” uyulmasına dikkat etmelerini talep etti.

İran’da uzun süreli protesto gösterilerinin devlet tarafından şiddetle bastırılmasının ardından, hükümeti protesto etmek için kamusal alanda başörtüsü takmayan kadınların sayısı son dönemde giderek artıyor. Söz konusu kitlesel protestolar, geçen yıl Eylül ayında, başörtüsünü gerektiği gibi takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin polis gözetiminde iken hayatını kaybetmesinin ardından başlamıştı.

İran İçişleri Bakanlığı, Mart ayında yaptığı bir açıklamada, başörtüsünün “İran ulusunun uygarlık temellerinden biri” olduğunu ifade etmiş ve bundan geri adım atılmayacağını duyurmuştu. Bakanlık ayrıca halka çağrıda bulunarak, başörtüsüz kadınlardan hesap sorulmasını istemişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

İYİ Parti’nin “Başörtüsü” Teklifi Netleşiyor

İYİ Parti’nin başörtüsü konusunda hazırladığı teklifin detaylarını bugünkü köşe yazısına taşıyan Halk TV yazarı İsmail Saymaz, yazısında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in dünkü grup toplantısında başörtüsü teklifi konusunda yaptığı açıklamaları hatırlattı.

“Akşener, meydan okurken, elinin altında alternatif teklif vardı” diyen Saymaz, teklifin gelişim süreci konusunda şunları yazdı:

Teklifi Akşener’in hukukçu kurmayları Tolga Akalın, Uğur Poyraz, Bahadır Erdem ve Ünzile Yüksel hazırladı. Teklif CHP’ye gönderildi. CHP’nin hukukçu kurmayları Bülent Tezcan, Muharrem Erkek ve Gökçe Gökçen, teklif üzerine çalışarak, partilerinin görüşünü yansıtan cümleler ve fıkralar ekledi. CHP kurmayları düzeltilmiş metni dün Kılıçdaroğlu’na teslim etti. O da İyi Partililere yolladı.

Saymaz yazısına şöyle devam etti:

İki parti, iktidar tarafından Anayasa’nın 24 ve 41. maddelerine getirilen değişiklikleri reddetmiyor, sadece elden geçiriyor.

Örneğin…

İktidarın teklifinde 24. maddenin ikinci cümlesi şöyle:

“Hiçbir kadın; dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı eğitim ve öğrenim, çalışma, seçme, seçilme, siyasi faaliyette bulunma, kamu hizmetlerine girme ile diğer herhangi bir temel hak ve hürriyeti kullanmaktan ya da kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanmaktan hiçbir surette yoksun bırakılamaz.”

Maddenin son cümlesi ise şu şekilde:

“Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda devlet, ancak dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alabilir.”

İyi Parti’nin teklifinde “Dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı” bölümü çıkarılıyor.

Yerine şu öneriliyor:

“Hiçbir kadın, başını örtmesi de dahil olmak üzere tercih ettiği kıyafetinden…”

Son cümledeki “Dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek…” ifadesi burkaya kapı aralayacağı terk ediliyor.

Şu ifade ekleniyor:

“Devlet, kadının başını örtmesini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır.”

Cemevleri ve din dersi

CHP, 24. maddede AK Parti’nin getirdiği teklifin dışında kalan iki paragrafa iki cümle ekliyor.

İnanç özgürlüğüne dair üçüncü paragrafa “Devlet dini inançlar arasında ayrımcılık yapamaz, tüm inançlara eşit hizmet vermekle yükümlüdür” ifadesinin eklenmesini istiyor. Elbette bu, cemevlerine yasal statüyü akla getiriyor.

Din derslerine dair dördüncü maddeye, “Bu öğretim belirli din veya mezhebin dayatılması şeklinde verilemez” ifadesini öneriyor. Bu da AİHM’in Alevilere yönelik zorunlu din dersi verilmesini cezalandıran kararlarını hatırlatıyor.

İki cümlenin İyi Parti tarafından komisyona sunulacak metinde olup olmayacağı şimdilik bilinmiyor.

Komisyonda göreceğiz.

Tek eşlilik vurgusu

İktidarın 41. maddeye ilişkin teklifi “Evlilik birliği ancak kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulabilir” cümlesini içeriyor.

İyi Parti ise bu maddenin “Evlilik birliği ancak bir kadın ve bir erkeğin evlenmesiyle kurulabilir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” diye yazılmasını istiyor. Böylece çok eşliliğin önlenmesi amaçlanıyor. CHP ise “reşit” ifadesi eklenerek, çocuk yaşta evliliklere set çekilmesini savunuyor.

Tarikat ve cemaat yurtlarına önlem

İyi Parti, “Devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” şeklindeki ikinci ek fıkranın genişletilmesini istiyor.

Önerisi şöyle:

“Her çocuk şiddet, kötü muamele, sömürü, baskı, istismar ve ayrımcılığa karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet çocukların kişisel gelişim, eğitim, sağlık, beslenme ve barınma haklarını sağlamakla ve kadınlar ile çocuklara yönelik her türlü istismara ve şiddete karşı koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.”

CHP, teklife bir cümle daha ekliyor.

Cümle şu şekilde:

“Barınma haklarını sağlama yükümlülüğü, ancak merkezi idare ve mahalli idareler eliyle yerine getirilir. Başka kurum ve kuruluşlara devredilemez, kısmen de olsa onlar eliyle yürütülemez.”

CHP, tarikat ve cemaatlere ait yurtlarda ve Kuran kurslarındaki istismar ve şiddet olaylarının önüne geçmeyi amaçlıyor.

İstanbul Sözleşmesi

CHP, 41. maddeye iki ek fıkra daha öneriyor.

İlki şöyle:

“Devlet çocukların korunmasında ve kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetle mücadelede asgari olarak Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi müktesebatındaki güvenceleri sağlamakla yükümlüdür.”

Diğeri de:

“Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak, her türlü ayrımcılığı önlemek, kadına yönelik şiddete karşı önleyici, koruyucu, caydırıcı tedbirleri almak ve kadını güçlendiren bütüncül politikaları hayata geçirmekle yükümlüdür.”

Sonuncu fıkrada CHP, adını anmadan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını istiyor. AK Parti’nin “Toplumsal cinsiyet eşitliği” vurgusundan ötürü İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini hatırlarsak, teklifi reddetmeleri sürpriz olmayacak.

Zaten CHP’liler bu teklif reddedilsin, İyi Parti de “hayır” desin istiyor. AK Parti’nin geri çevireceğini bildikleri için 24. maddeye, cemevlerini ve zorunlu din dersini, 41. maddeye tarikat ve cemaat yurtlarını ve İstanbul Sözleşmesi’ni eklediklerini sanıyorum.

Fakat İyi Parti, başörtüsü karşıtı ve LGBT yanlısı suçlamasına maruz kalmamak için, CHP’yi ikna ederek, teklifin 400’ün üzerinde bir oyla TBMM’den geçmesini istiyor.

Muhalefet için zor bir hafta olacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti’den Ortak Başörtüsü Teklifi Hazırlığı

AK Parti’nin başörtüsü ve aile yapısına ilişkin Anayasa değişikliği teklifi görüşülmesi öncesinde İYİ Parti ve CHP çalışmalarını tamamlamayı planlıyor. Teklif komisyonda gündeme getirilecek. İki partinin ortak düzenlemesinin CHP’nin verdiği yasa teklifine benzerlik gösterdiği öğrenildi.

CHP’nin meclise sunduğu yasa teklifinde “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz” ifadeleri yer almıştı.

AK Parti’nin başörtüsü düzenlemesi ve ailenin korunmasına ilişkin Anayasa değişikliği teklifi TBMM Anayasa Komisyonu’nda gündeme gelecek. AK Parti teklife destek için muhalefet partilerinden randevu istemi ama muhalefet randevu vermemişti. Muhalefetin bu konuda ne adım atacağı merak konusu olmuştu.

AK Parti’nin teklifine karşı muhalefet ortak bir teklif verme konusunda anlaşarak çalışmalara başladı. İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu başkanlığındaki heyet, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre, bu toplantıda İYİ Parti’nin hazırladığı kıyafet serbestesine ilişkin düzenleme CHP’ye sunuldu. CHP’ de kendi teklifini İYİ Parti heyetine verdi. İki partinin hukukçU kurmayları bir araya gelerek iki teklifin tek bir metin haline getirilmesi için mesai harcayacak.

AK Parti’nin teklifinin görüşülmesi öncesinde muhalefet çalışmalarını tamamlamayı planlıyor. Teklif komisyonda gündeme getirilecek. İki partinin ortak düzenlemesinin CHP’nin verdiği yasa teklifine benzerlik gösterdiği öğrenildi.

CHP’nin başörtüsü teklifi

CHP’nin meclise sunduğu yasa teklifinde “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Hayatını Kaybedenlerin Sayısı 524’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda şu ana kadar en az 524 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haber Merkezi / Tahran merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), Mahsa Amini protestoları sırasında hayatını kaybeden ve gözaltına alınıp tutuklanan kişilerle ilgili güncel verileri paylaştı.

Buna göre, protestoların başladığı 17 Eylül 2022’den bu yana İran’da toplam bin 255 protesto gösterisi düzenlendi. Protestolar sırasında toplam 524 kişi hayatını kaybederken, bu kişilerin 71’i çocuktu.

HRANA verileri, protestolar sırasında 68 “rejim kuvveti” mensubunun da hayatını kaybettiğini ortaya koydu.

HRANA’ya göre, 15 Ocak itibariyle protestolarla bağlantılı olarak toplam 19 bin 401 kişi gözaltına alındı ve/veya tutuklandı. Bu kişilerin 713’ü öğrenciydi.

Protestolarla bağlantılı olarak 724 kişinin mahkemelerce mahkum edildiğini ve toplam 11 bin 721 ay hapis cezası verildiğini kaydeden HRANA, şimdiye kadar dört protestocunun idam edildiğini hatırlattı.

Buna göre, 107 protestocu da idam cezası alma riskiyle karşı karşıya.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın