Avrupa’nın İç Çekişmeleri: Birlik Mi, Bölünme Mi?

Avrupa Birliği (AB), tarihinin en karmaşık ve belirleyici dönemlerinden birini yaşıyor. Hem iç dinamikler hem de küresel güç dengelerindeki hızlı dönüşüm, AB’yi yeniden tanımlayan stratejik bir kavşağa taşıyor.

Haber Merkezi / AB’nin dış politika gündemini şekillendiren en kritik unsur, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrası ortaya çıkan güvenlik ihtiyacı oldu. Artan jeopolitik riskler AB’yi savunma ve güvenlik stratejilerini güçlendirmeye itiyor; bu yönde adımlar savunma işbirliklerini ve ortak askeri kapasite projelerini (örneğin Readiness 2030) gündeme taşıdı. Ayrıca ABD’nin dış politika tutumlarıyla yaşanan gerilimler, Avrupa’da “stratejik özerklik” tartışmasını güçlendiriyor ve Birlik’in NATO’ya olan bağlılığıyla kendi savunma kabiliyetlerini dengeleme ihtiyacını ortaya koyuyor.

Avrupa liderleri, küresel güç rekabeti içinde Çin ve Rusya gibi aktörlerle karşı karşıya gelirken aynı zamanda ABD ile ticari ve güvenlik ilişkilerini yeniden tarif etmeye çalışıyorlar. Bu bağlamda Avrupa’nın dış politikada daha bağımsız bir aktör olma eğilimi güçleniyor, fakat bu süreç içeride siyasi uzlaşı gerektiriyor.

Almanya ve İtalya gibi büyük AB ekonomileri, Birlik’in küresel rekabet gücünü artırmak için acil reformlar çağrısında bulunuyorlar. Bu talepler, bürokrasinin azaltılması, tek pazarın derinleştirilmesi ve dijital/enerji sektörlerinde inovasyonun hızlandırılmasını içeriyor. Rekabetçilik risklerine dair uyarılar, AB’nin ekonomik modelini yeniden şekillendirmesi gerektiğini gösteriyor.

2026 için Avrupa Komisyonu’nun çalışma programı, “Avrupa’nın bağımsızlık anı” olarak adlandırılıyor ve sürdürülebilir büyümeyi, inovasyonu, demokrasiyi ve güvenliği merkezine alan bir gündem ortaya koyuyor. Bu program, ekonomik dayanıklılığı artırmak için çeşitli yapısal reformları da kapsıyor.

AB’nin iç politik gündemi, göç politikaları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi konular etrafında odaklanıyor. Avrupa içindeki siyasi kutuplaşma, özellikle aşırı sağ ve popülist hareketlerin bazı ülkelerde güç kazanmasıyla birlikte Avrupa bütünlüğü açısından sınamalar yaratıyor. Buna rağmen kamuoyu yoklamaları, birçok Avrupa vatandaşının güçlü bir AB’ye halen destek verdiğini gösteriyor — yani toplum içinde Avrupa idealine ilişkin karmaşık ancak canlı bir tartışma sürüyor.

AB, geleneksel genişleme stratejisini tartışırken Ukrayna gibi aday ülkelerle ilgili kritik görüşmeler devam ediyor. Ukrayna, 2027’ye kadar Birliğe katılma hedefini aktif şekilde savunuyor; bu süreç Birlik’in genişleme politikasının hem stratejik bir araç hem de önemli bir sınav olduğunu gösteriyor.

Buna ek olarak, Avrupa’nın dış politik etkisini genişletmek amacıyla yeni bölgesel işbirlikleri de sürüyor. Örneğin, AB–Ermenistan zirvesi gibi girişimler bölgesel entegrasyonu güçlendirmeye yönelik adımlar olarak değerlendiriliyor.

Yeniden Tanımlanan Bir Avrupa

AB, küresel ticaret beklentilerinde de dönüşüm sürecinde. ABD ile ticaret ve stratejik ilişkiler, özellikle yeni ABD tarifeleri ve ticaret politikaları yüzünden belirsizliklerle dolu. Ayrıca, Mercosur gibi bloklarla ilişkilerde ticaret anlaşmalarının hayata geçirilmesi çabaları sürüyor. Bu durum, Avrupa’nın küresel ekonomik ağlar içinde konumunu yeniden düşünmesini gerektiriyor.

Birlik içindeki bu dönüşüm, Avrupa’nın uluslararası alanda daha bağımsız, rekabetçi ve dayanıklı bir aktör olma vizyonuyla birlikte hem fırsatlar hem de önemli riskler barındırıyor. Neticede 2026, AB için sadece mevcut krizlere yanıt verme yılı değil, aynı zamanda önümüzdeki on yıllarda Avrupa’nın şekillenmesinde belirleyici bir dönem olma potansiyeline sahip.

Sonuç olarak, Avrupa Birliği’nin geleceği, bugün yaşanan çok boyutlu çalkantıların yönetilmesine ve Birlik içindeki siyasal iradenin reform gündemiyle buluşmasına bağlı. Bu süreç, Avrupa’nın hem iç dayanıklılığını artırmak hem de küresel aktörler arasında daha etkin bir pozisyon almak için kritik önem taşıyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’nın “Çöp Merkezi”

Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, AB – 27 ülkelerinden toplam 12,3 milyon ton atık ithal ederek, “Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke” ünvanını korudu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden ithal ettiği atık miktarına, geri dönüşüm kapasitesine ve çevresel etkilerine ilişkin soru önergesine verdiği yanıtta sayısal veri paylaşmadı.

CHP’li Kış, “Türkiye, Avrupa Birliği’nin ‘çöp alan ülkesi’ olma konumunu sürdürürken, bu karanlık tabloya dair kamuoyunun en temel soruları dahi cevapsız kalıyor. Bakan Murat Kurum’dan gelen yanıt ise kamuoyunun bilgi hakkına yönelik bir perdeyi daha araladı: Veri yok, şeffaflık yok.” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, AB-27 ülkelerinden toplam 12,3 milyon ton atık ithal ederek, “Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke” ünvanını korudu. Bu atıkların büyük kısmı hurda metal (10,7 milyon ton) ve plastik atıklardan (425 bin ton) oluşuyor.

CHP’li Gülcan Kış, bu tabloyu 21 Mayıs 2025 tarihinde Meclis gündemine taşıdı. Soru önergesinde şu sorulara yer verdi:

2024 yılında toplam kaç ton atık ithal edildi? Hangi türlerden oluşuyor?
Türkiye’nin geri dönüşüm kapasitesi bu yükü kaldırabiliyor mu?
Yakılan ya da doğaya bırakılan atıklar ne kadar? Emisyonlar ölçülüyor mu?
AB’nin 2026 ve 2027’de yürürlüğe koyacağı yeni kurallara Türkiye hazır mı?

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın soru önergesine verilen 28 Temmuz 2025 tarihli yanıt, Bakan Murat Kurum imzasıyla TBMM’ye iletildi. Ancak Kış’ın yönelttiği soruların hiçbirine sayısal veriyle karşılık verilmedi. Yanıtta yalnızca genel mevzuat açıklamaları yer aldı.

Geri dönüşüm süreçlerine dair şu genel bilgiler paylaşıldı:

2020’den bu yana ithalata kota uygulandığı,
Geri dönüşüm tesislerinin kapasitesinin yüzde 50’sini aşan ithalata izin verilmediği,
Yakma ve bertaraf amaçlı ithalatın yasak olduğu,
2020-2025 yılları arasında 31.976 denetim yapıldığı,
2 bin 129 tesis hakkında işlem uygulandığı, 1 milyar 152 milyon TL para cezası kesildiği,
256 tesisin faaliyetinin durdurulduğu…

Ancak bu veriler, ithalatın çevresel ve toplumsal etkilerine dair herhangi bir tablo ortaya koymazken, CHP’li Kış’ın “Kaç ton atık geri dönüştürüldü, ne kadarı yakıldı, kaç kişi etkilendi?” soruları yanıtsız bırakıldı.

CHP’li Gülcan Kış, Bakan Murat Kurum’un yanıtına şu sözlerle tepki gösterdi: “Sayın Bakan’ın gönderdiği yazıda sayı yok, şeffaflık yok, hesap yok. 12,3 milyon tonluk bir atık yükünden söz ediyoruz. Bu çöpün ne kadarı plastik, ne kadarı yakılıyor, hangi şehirlerde bertaraf ediliyor bilmiyoruz. Çünkü Bakanlık bu verileri halktan gizliyor. Bu sadece çevre kirliliği değil, bilgi karartmasıdır.”

Kış, özellikle Mersin gibi liman kentlerinin Avrupa’dan gelen plastik ve endüstriyel atıklarla dolduğunu, bu durumun hem çevreye hem yerli atık toplayıcılara zarar verdiğini belirterek, “Geri dönüşüm adı altında plastik çöpleri yakıyoruz, doğaya bırakıyoruz. Bunun adı dönüşüm değil, zehir yaymaktır” dedi.

“Türkiye artık Avrupa’nın çöp konteyneri olmaktan çıkarılmalı. Bu konuda şeffaflıkla hareket eden, halk sağlığını ve çevreyi önceleyen bir sisteme ihtiyaç var” diyen CHP’li Kış, sürecin TBMM’de, kamuoyunda ve uluslararası platformlarda takipçisi olacaklarını vurguladı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Avrupa Parlamentosu’ndan “İmamoğlu” Açıklaması: Katılım Sürecini Olumsuz Etkiledi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin konuşan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor, İmamoğlu’nun tutukluluğunun Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) katılım sürecini sekteye uğrattığını söyledi.

Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmadan önce tutuklandığına dikkat çeken Amor, Türkiye’ye yönelik “AB üyesi olmak istiyorsunuz ama muhalefetin önde gelen kişilerinden birini tutukluyorsunuz” eleştirisinde bulundu. Avrupa’nın Türkiye’nin özellikle güvenlik alanında çok önemli bir ortak olduğunun bilincinde olduğunu belirten Amor, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le de görüştüklerini ve bu temasları “olumlu değerlendirdiklerini” söyledi.

Enerji, ticaret, göç konularının ele alınacağı ortamın da yaratıldığını ifade eden Amor, “Ancak ele alacağımız bir başka konu hukuki güvenlik. Şimşek, yabancılardan yatırım talep ediyor doğal olarak. Ancak bağımsız yargınız yoksa yatırımcılar çekinir. İş adamlarını gözaltına almak doğru değil, rahatsızlık yaratan bir durum” diye konuştu.

AP Türkiye Daimi Raportörü, gelecekte AB’ye katılım sürecinin canlandırılması için terör konusunda atılan adımları ise “destekleyici” olarak nitelendirdi. Amor, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak İmamoğlu’nun tutuklanması şu an bu süreci sekteye uğratan en önemli şey. Bu bir süreç, iyileşme ve gelişmenin hemen olmasını beklemiyoruz. İnfaz paketinden söz edersek, bu adımın bir haftada ülkeyi değiştirmesini bekleyemeyiz.”

İspanyol raportör, “Umut var diye düşünüyorum. Eksik de olsa yapılanlar, atılan adımlar var. Bu sürecin başlamış olması mükemmel bir haber. Barışçıl bir toplum olması ve şiddetin ortadan kalkması, siyasi idare ve istikrar, demokrasi alanına da etki edecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Amor, İmamoğlu’yla görüşme isteğini de dile getirerek, “İmamoğlu’nu ziyaret etmek, görüşmek isterim ama kendisiyle belediyede görüşmek isterim” diye konuştu.

AB’ye katılım sürecinin yeniden başlaması için bazı adımların atılmasının elzem olduğuna dikkat çeken Amor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını talep ettiklerini hatırlattı. Sanchez, “Savcıların siyasi bir gündem için kullanılmamasını görmek istiyoruz ama korkarım ki son gelişmeler buna hizmet etmiyor. Avrupa’nın bunu gördüğünü anlamıyor musunuz? İmamoğlu’nun evine bu kadar polis göndererek o kişinin imajını değiştirmek istiyorsunuz. O kadar polisin gecenin bir yarısı silahlarla orada olması normal değil. Belki de siz bunun içinde olduğunuz için normalleştiriyorsunuz. Dışardan bakınca bunlar çılgınca şeyler” diye konuştu.

Amor “14 yaşındaki bir kız çocuğunun terörizmden yargılanması çok anlaşılmaz. Bu da katılım sürecinin başlaması ve devam etmesini engelliyor. Bu süreç ölmedi ama ilerleme de olmuyor” ifadelerini kullanarak, son aylarda özgürlük ve haklar konusunda “ortamın daha da kötüleştiğine” dikkat çekti.

“Sizde rektörler bile Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Bizim ülkemizde iktidardaki isimler dahi yargılanabiliyor” diyen Amor, İmamoğlu’nun aynı gün terörizm ve yolsuzlukla suçlandığını hatırlattı. Raportör, “Ona olanların adaletle bir ilgisi yok. Gözaltı süreci de kabul edilebilir değildi. 15 yıl önce çok daha kapsayıcı bir ülkeydiniz. Katılım sürecine dönmek için tekrar bunun olması gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’nin Suriye politikasına övgü

Amor, diğer yandan Türkiye’nin Suriye ve göç konusundaki tutumundan övgüyle söz etti. AB Raportörü, “Ülkeniz Suriye ile ilgili mükemmel bir iş çıkardı. Tüm uluslararası ortakların rol oynaması önemli ancak sizin hükümetiniz iyi iş çıkardı” diye konuştu. Suriyeli yetkililere bir fırsat verilmesi gerektiğini belirten Amor, “AB ile Türkiye bu konuda iş birliği yapıyor. Sadece yaptırımları kaldırmak yetmez. Yeni iktidara bir şans vermek gerekiyor. Orada gerçek bir düzen, yeniden inşa gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’den gelen göç ile ilgili duruşu insani ve etik değerlerle uyumlu oldu” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği, 150 Milyar Euroluk Savunma Fonunu Onayladı

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, AB’nin Rusya’ya karşı yeniden silahlanmasına ve ABD’nin güvenilirliğine ilişkin endişelere karşı 150 milyar avroluk yeni bir kredi programını onayladı.

Onay, Avrupa ülkelerine ortak savunma projeleri için kredi verilmesini öngören Avrupa Güvenlik Eylem Planı’nın (SAFE) kurulması yolunda atılan son yasal adım oldu. SAFE, Avrupa Birliği (AB) Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, savunma sanayisini güçlendirmek üzere ortak üretim ve tedarikte kullanılacak 150 milyar euroluk fonu onayladı.

Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) adı verilen yeni mali araçla, savunma sanayisi üretimindeki öncelikli alanlarda yatırım yapmak isteyen üye ülkelere destek verilecek ve Avrupa Savunması Teknoloji ve Sanayi Üssü (EDTIB) projesi kapsamında acil ve geniş kapsamlı yatırımların finansmanı sağlanacak.

SAFE ile ihtiyaç durumlarında savunma teçhizatının erişilebilir olması, mevcut kapasite açıklarının giderilmesi ve AB’nin savunmaya hazırlık kabiliyetinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi’nin bugün onayladığı plan, öncelikle Rusya’dan gelebilecek tehditlere karşı AB ülkelerini hazır hale getirmeyi amaçlıyor. Batılı istihbarat teşkilatları, Rusya’nın en geç 2030 yılında Avrupa’da yeni bir savaş başlatabilecek askerî kapasiteye kavuşacağını öngörüyor.

SAFE projesi kapsamında kaynaklar, üye ülkelerin talebi üzerine ve ulusal savunma planları temelinde uzun vadeli kredi olarak aktarılacak. Kredi garantileri AB bütçesi üzerinden verilecek. AB desteği olmadan da uluslararası piyasalarda uygun koşullara kredi alma imkânı bulunan Almanya’nın SAFE’den yararlanması beklenmiyor. Ancak Alman şirketleri, ortak tedarik programları üzerinden büyük siparişler kazanmayı umut ediyor.

Üye ülkelerin savunma projeleri arasındaki uyumu artırmak üzere kredi alabilmek için en az iki üyenin ortak başvuru yapması teşvik ediliyor. Mevcut jeopolitik durum ve savunma alanında dev yatırımlara duyulan acil ihtiyaç nedeniyle bir üye ülkenin tek başına tedarik için başvurması da mümkün kılınıyor ancak bu tedarik programının süresi kısıtlı tutuluyor.

Üçüncü ülkeler ve Türkiye

SAFE projesi, üçüncü ülkelerle savunma alanında iş birliği açısından da yeni bir sayfa açıyor. Proje kapsamında Ukrayna ile Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri de AB’ye üye ülke muamelesi görecek. Bu bağlamda Ukrayna’nın yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre de ortak tedarik programlarına katılabilecek ve AB bu ülkelerin sanayilerinden alım yapabilecek.

SAFE projesi kapsamında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu katılım süreci içindeki ülkeler, üye adayı ülkeler ve potansiyel adaylar ile Birleşik Krallık gibi AB ile Güvenlik ve Savunma Ortaklık anlaşması bulunan ülkeler de ortak tedarik projelerine katılabilecek.

AB, SAFE kapsamında savunma ürünlerini iki kategoriye ayırıyor. Birinci kategoride cephane ve füzeler, derin hassas vuruş yetenekleri de dahil olmak üzere topçu sistemleri; kara muharebe ekipmanları ve destekleyici sistemler, kritik altyapı koruması, siber güvenlik; karşı hareket kabiliyeti dahil askeri hareket kabiliyeti yer alıyor.

İkinci kategoride ise hava ve füze savunma sistemleri, deniz yüzey ve su altı kabiliyetleri, dronlar ve anti-dron sistemleri, stratejik hava taşımacılığı, havadan havaya yakıt ikmali ve C4ISTAR sistemleri gibi, ancak bunlarla sınırlı olmayan stratejik sağlayıcılar ile uzay varlıkları ve hizmetleri, uzay varlıklarının korunması, yapay zeka ve elektronik harp bulunuyor.

İkinci kategorideki savunma ürünleri, SAFE çerçevesinde daha sıkı koşullara tabi olacak. Ayrıca yüklenicilerin tedarik edilen savunma ürününün tasarımının tanımlanması, uyarlanması ve gelişimi üzerinde karar verebilme imkânına sahip olması gerekecek.

Her iki kategoride de tedarik sözleşmelerinde “yerlilik oranı” şartı getiriliyor. Buna göre tedarikte AB’ye üye ülkeler, Ukrayna, İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre dışından parçaların maliyeti, nihai ürünün tahmini maliyetinin yüzde 35’ini geçemeyecek. SAFE projesi, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği, Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Kaldırdı

ABD’nin ardından Avrupa Birliği de (AB), Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başlayan Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldı.

Geçen hafta ABD’de Donald Trump yönetiminin Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklaması ve Trump’ın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya gelmesi, AB’nin de yaptırımları kaldıracağı beklentisini doğurmuştu.

Kararı sosyal medya hesabından duyuran AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Suriye halkının yeni, kapsayıcı ve barışçıl bir Suriye’yi yeniden inşa etmesine yardımcı olmak istiyoruz” dedi. Kallas, AB’nin son 14 yıl boyunca Suriyelilerin yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini söyledi.

AB’nin kararı sonrasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ekonomik yaptırımların kaldırılmasının, “Şam yönetimine destek konusunda uluslararası iradeyi yansıttığını” söyledi.

“Bugün Suriye halkı ülkesinin yeniden inşasında çok önemli ve tarihî bir fırsat yakalamıştır” diyen Şeybani, “Gün, yaptırımların kaldırılmasından yararlanma günüdür. Suriye’de yatırım yapmak isteyen, Suriye ile iş birliği yapmak isteyen herkese kapılarımız açık. Artık yaptırımlar yok” dedi.

AB diplomatik kaynakları, Suriye’de Alevi azınlığa yönelik geçen aylarda yaşanan şiddet olaylarına atıfla etnik gerilimin tırmandırılmasından sorumlu kişilere yönelik bireysel yaptırımlar uygulanacağı sinyali verdi. Diplomatik kaynaklara göre Esad rejimini hedef alan yaptırımlarla sivillere baskı için kullanılacak türden silah ve teçhizata yönelik yaptırımlar ise yürürlükte kalacak.

AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları, Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başladı. Yaptırımlar, Beşar Esad yönetimi ile bağlantılı, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulan kişilere yönelik seyahat yasakları, mal varlıklarının dondurulması gibi bireysel kısıtlayıcı tedbirleri içeriyordu.

Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğinde Esad yönetimi Aralık 2024’te devrildikten sonra AB şubat ayında Suriye’ye yönelik bankacılık, enerji ve ulaşım gibi sektörleri hedef alan yaptırımları “askıya almaya” karar verdiğini duyurmuştu.

AB ülkeleri mart ayında diğer uluslararası paydaşlarıyla birlikte Suriye’ye 5,8 milyar euro yardım taahhüdünde bulunmuştu. 17 Mart’ta dokuzuncusu düzenlenen AB’nin yıllık Suriye konferansında alınan kararı açıklayan Kallas, yardımın Suriye’ye kritik bir geçiş döneminde destek olacağını ve sahadaki acil ihtiyaçlara yanıt vereceğini belirtmişti.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye İle İş Birliğini Gözden Geçirme Kararı

Avrupa Birliği (AB) sözcüsü Markus Lammert, “Son dönemde yaşanan endişe verici gelişmeler nedeniyle, Türkiye ile olan ilişkilerimizi dikkatli bir şekilde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, seçilmiş belediye başkanlarının yaygın bir şekilde görevden alınmasını da içeren “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ardından Türkiye’ye bir inceleme heyeti göndermeye hazırlanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 23 Mart’ta tutuklanmasının ardından Türkiye’deki durum uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti.

Avrupa Birliği (AB) sözcüsü Markus Lammert, “Son dönemde yaşanan endişe verici gelişmeler nedeniyle, Türkiye ile olan ilişkilerimizi dikkatli bir şekilde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı. Ancak Lammert, Türkiye’nin stratejik açıdan önemli bir ortak olmaya devam ettiğini de vurguladı.

AB yetkilisi Lammert, “Türkiye’yi Avrupa değerlerine bağlı görmek istiyoruz” dedi ve “Hukukun üstünlüğü ile ilgili endişelerimizi dile getirmeye devam edeceğiz” diye ekledi.

Öte yandan Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, seçilmiş belediye başkanlarının yaygın bir şekilde görevden alınmasını da içeren “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ardından Türkiye’ye bir inceleme heyeti göndermeye hazırlanıyor.

Avrupa Konseyi, 2016’dan bu yana görevden alınan ve yerlerine genellikle hükümet tarafından belirlenen kayyumların atandığı, çoğu muhalefet partilerinden 150’ye yakın seçilmiş belediye başkanıyla ilgili olarak geçen hafta acil bir oturum düzenledi.

Kongre Başkanı Marc Cools, İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin olarak, “Adaletle hiçbir ilgisi yok, her şey siyasetle ilgili,” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı Türkiye genelinde yüzbinlerce kişi haftalardır protesto gösterileri düzenlerken, AB, Ankara ile ilişkilerinde dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Bir yandan Avrupa devletleri Türkiye’den demokratik değerlere uyum sağlamasını talep ederken, diğer yandan ekonomik bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor.

Perşembe günü, 6 yıl aradan sonra Brüksel ve Ankara arasında üst düzey ekonomi görüşmeleri gerçekleştirilecek. Bu toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de katılması bekleniyor.

Ancak bu görüşmeler, Türkiye’deki son gelişmelerin gölgesinde gerçekleşecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye Görüşmeler Tehlikeye Girebilir Uyarısı

Avrupa Birliği Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına atıfta bulunarak, Türkiye ile planlanan üst düzey görüşmelerin gerçekleşmesine artık kesin gözüyle bakılamayacağını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Brüksel’de Türkiye ile yakınlaşma sürecinin sorgulanmasına yol açtı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa Birliği Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, Türkiye ile iş birliğini geliştirmek amacıyla planlanan üst düzey görüşmelerin gerçekleşmesine artık kesin gözüyle bakılamayacağını belirtti. Guillaume Mercier, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in İmamoğlu’nun tutuklanmasını “son derece endişe verici” diye nitelendirdiği açıklamasına işaret etti.

AB Komisyonu Başkanı, İmamoğlu’nun tutuklanmasından birkaç gün önce yaptığı açıklamada, AB devlet ve hükümet başkanlarının 17-18 Nisan 2024’teki zirvede aldıkları karara atıfla Türkiye ile ekonomi, göç ve güvenlik konularında görüşmeler planlandığını duyurmuştu.

AB liderler zirvesinde 2024 yılında alınan kararda, Doğu Akdeniz’de istikrar ve güvenliğin önemine vurgu yapılarak Türkiye ile ilişkilerin ve iş birliğinin her iki tarafın yararına olacak şekilde “aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir” şekilde ilerletilmesi yer almıştı.

Ekrem İmamoğlu neden tutuklandı?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı, “terör” soruşturmasında ise serbest bırakıldı.

İmamoğlu’na yönelik ilk soruşturma “Kent uzlaşısı” adı verilen yapılanma ile ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu’nun yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ve Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan hakkında gözaltı karar verildi. Bu soruşturmada, sanıklara, “İBB iştiraki İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ bünyesinde terör örgütü mensupları/ sempatizanlarının işe alındığı” suçlaması yöneltildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen açıklamada şu suçlamalar yer alıyor: Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı temelinde terör örgütünün Halkların Demokratik Kongresi (HDK) çatı yapılanmasıyla ittifak yapıldığına dair tespitlerin terör örgütüne müzahir medya tarafından duyuruldu.

İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Polat, Şişli Belediye Başkanı Şahan, Reform Enstitüsü Başkanı Çalışkan, PKK/KCK terör örgütünün ideolojik alan yapılanmasında faaliyet gösterdiği tespit edilen firari şüpheli A.B. ve A.B.’nin sahibi olduğu Spectrum House çalışanı H.A. ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Özdemir iştirak halinde “Kent Uzlaşısı” faaliyetinin içerisinde yer aldı.

İmamoğlu, diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde, belediye meclis üyesi listelerinin kendisinin onayıyla belirlenmesi de nazara alındığında terör örgütünün yönetimince de ifade edilen metropollerde etkinliğinin arttırılması amacını taşıyan kent uzlaşısı faaliyetine bilerek iştirak etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledi.

İmamoğlu ve ekibine yönelik ikinci suçlamalar ise yolsuzluk iddialarıyla ilgili. Başsavcılığın açıklamasında söz konusu başlıkta şu suçlamalara yer veriliyor: İmamoğlu olmak üzere birçok kişi hakkında, iş adamlarını para vermeye zorladıkları bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağladıkları piyon kişiler üzerinden alım satımlar yaparak suçtan elde ettikleri, İmamoğlu’nun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde beraber çalıştığı kişileri, İBB’ye yerleştirdiği,

Büyükşehir Belediyesi iştirakleri olan Meyda A.ş Kültür A.ş.’nin hizmet alımı nitelikli işlerine yüksek fiyatlı teklifler vererek sonuç fiyatı kendilerinin belirlemesi suretiyle ederlerinin çok üzerinde işler aldıkları, hali hazırda faal olan bir çok iş yerinden rüşvet talep edildiği, kabul etmeyen mağdurlar hakkında Belediye Encümenlerinden aldırılan kararla zorla para alınmaya çalışıldığı, MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarından ihale alan örgüt üyelerinin belediyeden aldıkları ilk avans ödemeleri ile ya örgüt lideri İmamoğlu’na ait inşaatlara para aktardıkları iddia edildi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Avrupa Birliği’ne: Güvenlik Adımları Türkiye’yle Planlanmalı

Avrupa Birliği’nin düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”nda konuşan Erdoğan, “Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye ile birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin (AB) düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”na Vahdettin Köşkü’nden canlı bağlantı ile katıldı. Erdoğan, konuşmasında, Türkiye olarak ilk günden itibaren Rusya-Ukrayna savaşının diyalog yoluyla sonlandırılması için çok yoğun ve samimi çaba harcadıklarını belirtti.

Adil bir barışın kaybedeninin olmayacağını her fırsatta açıkça ifade ettiklerini kaydeden Erdoğan, “Bunu yaparken stratejik ortağımız olan Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına da güçlü destek verdik. Bugün de adil, kalıcı ve onurlu bir barış için savaşan iki tarafın da masada olacakları sağlam bir diplomatik zeminin önemine dikkat çekiyoruz. Bir an önce ateşkes sağlanması ve taraflar arasında güven artırıcı önlem olarak havada ve denizde saldırıların durdurulması fikrini destekliyoruz” diye konuştu.

Erdoğan, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetini garanti edecek bir mutabakata varılmasına yönelik çabaların da bu yaklaşımla örtüştüğünü dile getirerek, “Tabii burada şunu da ifade etmek durumundayım. Gerek savunma sanayimizin Ukrayna’ya desteği gerek savaş şartlarına rağmen ülkeyi terk etmeyen özel sektörümüzün katkıları ortadayken AB’nin savunma ürünleri tedariki ve yeniden imar programlarının dışında tutulmamızın izahının olmadığına inanıyoruz. AB’nin bu tutumunu tadil etmesi ortak çıkarlarımızın bir gereğidir. Unutmayalım ki Avrupa güvenliği sadece birliğe üye ülkelerin meselesi değildir. Avrupalı müttefiklerin tümünü ilgilendiren bir konudur” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık’ın ev sahipliğinde 2 Mart’ta düzenlenen Liderler Zirvesi gibi bugünkü toplantıyı da Avrupa’nın güvenliğine gerçekçi ve kapsamlı bir yaklaşımın tezahürü olarak görmek istediklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye’yle birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz. Tüm bu gayretlerde transatlantik bağın azami ölçüde korunması ve müttefikimiz Amerika’nın güçlü desteğinin alınması da şüphesiz önemlidir. İleri teknolojiye sahip savunma sanayimiz güçlendirilmeye çalışılan savunma alanına katkı sunmaya hazırdır. Birlik bünyesindeki Avrupa savunma sanayi programının tüm Avrupalı müttefiklere açık olmasının gerektiğini düşünüyorum. Ukrayna’nın yeniden inşası ve ayağa kaldırılmasını amaçlayan Avrupa barış aracı gibi mekanizmalara da dahil olmamız mühimdir.”

Erdoğan, karşı karşıya bulundukları sınamaların, Avrupa’nın ekonomik güvenliği ve savunmasında, Türkiye ile AB arasındaki münasebetlerin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

“Üyelik müzakerelerimizin canlandırılmasını bekliyoruz”

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinde uzun vadeli, stratejik bir bakış açısıyla hareket etmek her iki tarafın da menfaatinedir” diyen Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz tam üyelik hedefimizi çok güçlü biçimde muhafaza ediyoruz. Birliğin de artık stratejik ve vizyoner bir tutum benimsemesini, dolayısıyla üyelik müzakerelerimizin bir an önce canlandırılmasını bekliyoruz.

Ümit ediyorum ki tüm yüksek düzeyli toplantıları da en kısa zamanda birlikte gerçekleştiririz. Sözlerime son verirken Ukrayna’da adil, kalıcı ve onurlu bir barışın tesisi için müzakere sürecine ev sahipliği de yapmak dahil, her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzun altını çiziyorum. Bu düşüncelerle toplantımızın barış ve istikrar yolunda hayırlı neticeler getirmesini temenni ediyorum.”

Toplantıda, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, İzlanda Başbakanı Kristrun Mjoll Frostadottir, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas yer aldı.

Paylaşın

Özel’den Avrupa Birliği’ne Göçmen Politikaları Üzerinden Eleştiri

CHP Lideri Özgür Özel, “Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalistler ve Demokratlar Grubu Toplantısı’na katıldı. Türkiye’de Avrupa Birliği’ne (AB), katılım talebinin yüksek olduğunu ifade eden Özel, AB’yi göçmen politikaları üzerinden eleştirdi.

Türkiye’nin demokrasi kültürünün birçok yeni AB üyesi ülkeden ileride olduğunu söyleyen Özel, şöyle devam etti: “Özellikle genç kesim arasında Avrupa Birliği’ne üyelik talebi yüzde 72 noktasına kadar. Ancak o Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden, Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır.”

Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle: ” Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır. Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.

Mücadelemiz, Avrupa Birliği ile örtüşmektedir. Demokrasiye, hukuka, istikrara inanan bir partiyiz. Hukuk ayakta tutan temel unsur demokrasi kültürüdür. Türkiye’nin demokrasi kültürü birçok yeni AB üyesi ülkeden daha ileridir. Ülkemizde yaşanan yargı tacizlerini, hukuksuzluklarını yakından takip ediyorsunuz. Biz bu sürece itiraz ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Mayıs 2025 tarihinde 1 milyon 700 bin üyemizin doğrudan sandık başına gideceği bir ön seçim süreciyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı unvanını resmen kazanacaktır. Ön seçim sürecinin tamamlanmasıyla birlikte yapılacak ilk genel seçimlerde yarışacak isimlerin belirginleşeceği inancı içindeyiz. Seçimlere ilişkin tek belirsizlik seçim tarihidir.

Parti demokratik, barışçıl, laik, İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir Türkiye arzuluyor. Biz böyle bir Türkiye’nin hayallerini kuruyor, böyle bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Avrupalı siyasetçiler nasıl bir Avrupa hayal ediyorlar? Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkinin bu sıradan bağımsız olarak düşünülmeyeceği kanaatindeyim.”

Özel, Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor’la da görüştü. Görüşme parlamento binasında, basına kapalı olarak gerçekleşti.

Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Dışişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başan Yardımcısı İlhan Uzgel, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, eski Genel Sekreter Yardımcısı Şule Erten Bucak ile eski Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç eşlik etti.

Paylaşın