Trafikte Birbirlerine Ateş Açan İki Baba Kızlarını Vurdu

ABD’nin Florida eyaletinde trafikte tartışan iki baba birbirlerine ateş açtı. Açılan ateş sonucu babalarının yanında bulunan iki kız yaralandı. Hastaneye kaldırılan yaralı kızların hayati tehlikesi olmadığı bildirilirken iki sürücü tutuklandı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Florida eyaletinde trafikte birbirine ateş eden iki adam hakkında cinayete teşebbüsten dava açıldı.

Nassau Şerif Ofisi’nden yapılan açıklamada, 35 ve 43 yaşlarındaki iki sürücü kilometrelerce süren yol kavgasından sonra gözaltına alındığı belirtildi.

Şerif Bill Leeper’ın açıklamalarına göre, iki sürücü arasında atışmalarla başlayan kavga araçları birbirlerinin üzerine sürerek devam etti. Bu arada araçlarda bulunan diğer kişiler de sözlü tartışmaya başladı ve açık camlardan birbirlerine su şişeleri attı.

İki araç yan yana geldiğinde sürücülerden biri silahını çıkararak diğer araca doğru ateş etti ve hızlanarak devam etti. Silahtan çıkan kurşunun 5 yaşındaki kızını bacağından yaraladığını fark eden diğer sürücü kaçan aracı yakalayarak 7-8 el ateş etti. Kurşunlardan 3’ü arabaya isabet ederken araçta bulunan 14 yaşındaki kızı sırtından yaraladı.

Görgü şahitlerinin polise ihbarından sonra kenara çekilen iki aracın sürücüleri polisin yanında da tartışmaya devam etti. Hastaneye kaldırılan yaralı kızların hayati tehlikesi olmadığı bildirilirken iki sürücü tutuklandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya ‘Nükleer Silah’ Uyarısı

ABD ile Rusya arasında ‘nükleer silah’ gerilimi tırmanıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’nın Ukrayna’ya karşı herhangi bir şekilde nükleer silaha başvurması halinde  kararlı bir karşılık vereceğini bildirdi ve Moskova’yı “felakete varan sonuçlarla” karşı karşıya kalacağı konusunda uyardı.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan NBC televizyonunda yaptığı açıklamada “Eğer Rusya çizgiyi aşarsa, bunun Rusya için felakete varan sonuçları olur” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i seferberlik ilan ettiği televizyon konuşmasında üstü kapalı bir biçimde ‘nükleer tehditte’ bulunmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Sullivan, “ABD’nin bunun tam olarak ne anlama geldiğini özel olarak Moskova’ya ilettiğini” belirtti.

Sullivan ayrıca ABD’nin Rusya ile sık sık ve doğrudan iletişim içinde olduğunu, bunun son günlerde Ukrayna’daki durum ve Putin’in eylem ve tehditlerine yönelik tartışmaları da kapsadığını sözlerine ekledi.

Putin’in “Ukrayna halkını haritadan silme niyetinin hala sürdüğünü” belirten Sullivan “Bu nedenle o buna devam ettikçe biz de silahlar, cephanelik, istihbarat ve sunabildiğimiz her türlü desteğe devam etmek zorundayız” diye konuştu.

Ukrayna nükleer güce sahip ülkelerden seslerini yükseltmesini istemişti

Ukrayna’da işgal ettiği topraklarda referandum düzenleyerek Rusya’ya katılımını sağlamayı amaçlayan Moskova, bu topraklara yönelik saldırıları Rusya’ya saldırı olarak göreceğini açıklamış, böyle bir durumun da nükleer silah kullanımı da dahil Rusya’nın kendini savunma gerekçesi olacağını duyurmuştu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa seferberlik ilan eden Putin, “Rusya’ya karşı saldırgan söylemler kullananlara hatırlatmak isterim ki, bu ülkenin çeşitli silahları var, bazıları NATO ülkelerinin sahip olduğundan daha modern. Toprak bütünlüğümüz tehdit edilirse Rusya mevcut tüm yolları kullanacak, bu bir blöf değil” ifadelerini kullanmıştı.”

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dymitro Kuleba bu tehditleri “sorumsuzca ve kesinlikle kabul edilemez” ifadeleriyle tanımlamış ve “Ukrayna teslim olmayacak. Bütün nükleer güçlere seslerini yükseltmelerini ve Rusya’ya böyle bir söylemin dünyayı tehlikeye atacağını ve hoş görülmeyeceğini açıkça söylemeli” ekliden sosyal medya hesabından paylaşımda bulunmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Fed, Piyasaların Merakla Beklediği Faiz Kararını Açıkladı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası (Fed), politika faizini 75 baz puan artırarak yüzde 3-3,25 aralığına yükseltti. Faiz artırma kararı oybirliği ile alındı. Fed, bundan önceki iki toplantısında da faiz artışına gitmişti.

Haber Merkezi / Piyasalarda, Fed’in enflasyonun 1980’lerden bu yana en yüksek düzeye çıktığı ülkede fiyat artışlarını dizginleyebilmek amacıyla faizleri bu yıl beşinci kez artıracağı ve bu artışın yüzde 0,75 olacağı tahminleri yaygındı.

Karar metninde önümüzdeki toplantılarda faiz artışlarının devam etmesinin uygun olacağı yönündeki yönlendirme yeniden kullanıldı.

Enflasyon hedefinin yüzde 2 olduğu tekrar edildi. Ağustos ayında ise enflasyon yıllık yüzde 8,3 olarak kaydedilmişti.

Banka faizlerin artmasıyla birlikte tüketimin azalmasını ve talebin düşmesiyle de fiyatların aşağı çekilmesini umuyor. Ancak ekonomide faizlerdeki değişikliklerin etkilerini göstermesi zaman alıyor.

Bir yandan da Fed faiz artışlarında fazla ileri giderse, bu kez de tam tersine ekonomik büyümeyi boğması ve işsizliği daha da artırarak, resesyon kaygılarını körüklemesi riski dile getiriliyor.

Fed, son faiz artışıyla enflasyonu aşağı çekme konusunda kararlı olduğunu gösterdi. Fed yönetim kurulu üyesi Christopher Waller geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada bunu “Enflasyonu indiremezsek sıkıntıya gireriz. O nedenle birinci önceliğimiz enflasyon olacak” sözleriyle anlatmıştı.

Waller işsizlik oranı yüzde 5’in altında kaldığı sürece faizler konusunda agresif olabileceklerini yüzde 5’i aştığı durumda bazı tavizlerin gündeme gelebileceğini vurgulamıştı.

Fakat Fed, borçlanma maliyetlerini bu kadar hızlı artırmasına rağmen fiyatlardaki artışı dizginleme konusunda henüz başarılı olabilmiş gibi görünmüyor.

Ağustos ayındaki yıllık enflasyon yüzde 8,3 ile bir önceki aydan biraz daha az gelse de beklentilerin üzerinde kalmıştı.

Petrol fiyatlarındaki gerilemeyle ikinci el otomobil ve uçak bileti gibi doğrudan etkilenen ürün ve hizmetlerin fiyatları düşerken gıda, kira ve elektrik faturaları gibi diğer temel harcama kalemlerindeki artış sürdü.

Paylaşın

Suriye’deki Aşiret Casusları IŞİD’e Karşı ABD’ye Yardımcı Oluyor

Suriye’deki aşiret mensupları ve Batılı istihbarat sorumluları, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı mücadelesinde aşiret casuslarının “kilit” rol oynadığını söyledi.

ABD ordusu Temmuz ayında Suriye’nin kuzeyinde silahlı bir insansız hava aracıyla IŞİD’in “en önemli beş sorumlusundan” biri olan Mahir el-Agal’ı öldürmeyi başardı. Operasyonun  başarısız olma ihtimali neredeyse imkansızdı ve bunun başlıca sebebi ise bölgede varolan “intikam hırsı” idi.

İntikamın kaynağında ise IŞİD’in Suriye ve Irak’ın büyük bölümüne hükmettiği dönemde aşiretlere uyguladığı vahşet ve katliama kadar gittiği belirtilen toplu ölümler gösteriliyor.

Bu da saldırılardan kurtulmayı başaran aşiret mensuplarının öç alma isteklerini adeta kamçılıyor.

Örneğin Agal’ın izini süren Suriye’deki Şitaat aşireti mensuplarından biri, IŞİD liderinin öldürüldüğü sırada motosikletine takip cihazını yerleştirdiklerini söylüyor. Bu aşiret üyesinin söylediklerini doğrulayan bölgedeki Batılı bir istihbarat görevlisi, aşiret üyelerinin IŞİD sorumlusunun ailesiyle temas halinde olduğunu ve kendisini aylardır Suriye’nin kuzeyinde gizlice takip ettiklerini ifade etti.

Güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen bu kişi Reuters’a Suriye’den telefonla yaptığı açıklamada, “IŞİD’in çarmıha gerdiği, infaz ettiği ve acımadan kafalarını kestiği aşiretimin intikamını kanla aldım” dedi ve ekledi:  “Kalplerimizdeki acıyı iyileştirdi”.

“İntikam almak isteyen” aşiret mensuplarının oluşturduğu “geniş bir ağ”

IŞİD, en kanlı saldırılarından birini 2014’te Suriye’nin doğusundaki Deyr ez Zor bölgesinde ayaklanan Şitaat aşiretinin 900’den fazla üyesini öldürerek gerçekleştirdi. Aynı yıl halifelik ilan eden örgüt Suriye ve Irak’ın üçte birine hükmetmişti. Şu anda ise gücü çok azalmış da olsa yine de yüzlerce milis ABD liderliğindeki koalisyonun ya da Rusya ve İran destekli milislerin desteğini alan Suriye ordusunun tam kontrol sağlayamadığı bölgelerde kamp kurmuş durumda.

Bu grupların sonlandırılması ve örgütün daha da zayıflatılması için mücadele eden Amerikan ordusuna en büyük destek “intikam peşinde koşan” Arap aşiret mensuplarından geliyor.

Üç Batılı istihbarat kaynağı ve altı aşiret mensubu, ABD’nin IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadelede aşiret casusları ağının büyüdüğünü ve operasyonlarda çok önemli rol oynadığını işaret ediyor.

Aynı aşiretten muhbirlerin IŞİD’deki yakınları hakkında bilgi verdiğini belirten Deyr ez Zor bölgesindeki Gharanij kasabasından bir aşiret reisi Yasser al Kassab, “Bu muhbir ağları, onları her yere yerleştiren Amerikalılarla birlikte çalışıyor” diyor.

Bu açıklamaları onaylayan ABD’li yetkililer, Agal’a yönelik operasyonda hedeflemenin neredeyse tamamının Suriye’deki aşiret muhbirlerinin istihbaratına dayandığını kaydediyor. Bunun yapılabilmesi için ise “derin bir ağ” oluşturmanın gerekli olduğunu belirten isminin açıklanmasını istemeyen yetkililer, Agal’ın saldırıdan önce aşiret mensupları tarafından uzun süre izlendiğini ve ABD liderliğindeki koalisyonun isyanla mücadele faaliyetlerine aşiret desteği alındığını onaylıyor.

Beş aşiret kaynağı, ABD tarafından finanse edilen aşiret ağlarının İslam Devleti’nin uyuyan hücrelerine sızdığını ve bazı durumlarda aşiret üyelerini de içeren yeni katılımlar hakkında veri topladığını söyledi. Üç Batılı istihbarat görevlisi ve bölgesel bir güvenlik yetkilisi de bu bilgileri doğruladı.

Casusların çoğu, IŞİD’i Suriye’nin kuzeydoğusundan kovmak için ABD destekli güçlerle birlikte savaşan ve 2017’de uzun bir savaşın ardından Rakka kentini ele geçiren Suriye’nin en büyük aşireti Akaidat’ın bir kolu olan Şitaat aşiretinden geliyor.

Cihatçı gruplar uzmanı Samer al Ahmad “İntikam almak istiyorlar, bu yüzden bilgi sızdırmak ve IŞİD liderlerinin yerlerini vermek için akrabalarıyla iş birliği yapıyorlar. Aşiret bağlantılarını kullanıyorlar” diyor.

“İletişim araçları kullanılmıyor”

Batılı istihbarat yetkililerinden biri, cep telefonu gibi cihazlardan toplanan bilgilerin aksine insan istihbaratının artık daha önemli olduğunu çünkü militanların gözetlenmeye açık iletişim araçlarından giderek daha fazla kaçındığını söyledi.

Gizli çabaların bir kısmına aşina olan subay, “Yeni ajanların çoğu cep telefonu ya da yabancı cihatçıların geçmişteki büyük vuruşlarının arkasındaki araçları kullanmıyor” dedi.

“Çoğu zaman insan istihbaratı diğer istihbarat yollarını tamamlar. Buradaysa, istihbarat toplamada insan faktörü öncü rol oynadı” diyen bir ABD’li askeri yetkili, bu tür insan istihbaratının yılbaşından bu yana Suriye’deki Agal gibi üst düzey militanların öldürülmesi ve gözaltına alınmasında “kritik” bir rol oynadığının altını çiziyor.

Şubat ayında örgütün lideri Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi, ABD özel kuvvetlerinin Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği bir baskın sırasında ölmüş, Haziran ayında ise ABD güçleri bir başka üst düzey lider olan Ahmed el Kurdi’yi ele geçirmişti.

Agal, Kurdi ve hedef alınan diğer militanlar, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgelerden uzakta, Türkiye sınırı boyunca yoğun nüfuslu bir bölgede yaşayanların arasına karışarak normal hayata geri dönmüşlerdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Vegan Anneye Oğlunun Yetersiz Beslenmeden Ölümü Nedeniyle Hapis Cezası

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Florida eyaletinde, küçük yaştaki oğlunun yetersiz beslenmeden kaynaklı ölümü nedeniyle “cinayetten” hüküm giyen vegan bir kadın, çıkarıldığı mahkemece ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Ailesi gibi katı bir vegan diyeti uygulayan 38 yaşındaki Sheila O’Leary isimli kadın, haziran ayında altı suçtan hüküm giymişti.

Ezra O’Leary’nin ölümüyle ilgili olarak yöneltilen suçlar birinci derecede cinayet, ağırlaştırılmış çocuk istismarı, ağırlaştırılmış adam öldürme, çocuk istismarı ve iki kez çocuk ihmali suçlarıydı.

Florida’daki Lee Bölge Mahkemesi’nde görülen davada annenin cezası daha önce dört kez ertelenmişti.

Eşi Ryan Patrick O’Leary de hapiste tutuluyor ve aynı suçlamalardan yargılanmayı bekliyor.

Müfettişler, ailenin sadece çiğ meyve ve sebze yediğini, ancak çiftin yürümeye başlayan çocuğun anne sütüyle beslendiğini söylediğini belirtti.

Polis raporunda ise 18 aylık erkek çocuğun 8 kilo ağırlığında ve hayatını kaybettiği Eylül 2019’da da 7 aylık bir bebek büyüklüğünde olduğu yer aldı.

Soruşturma heyeti Cape Coral kasabasında yaşatan vegan çiftin 3 ve 5 yaşlarında iki çocuğunun daha olduğunu ve onların da yetersiz beslendiğinin belirlendiğini bildirdi.

Mahkeme kayıtlarına göre Virginia’da daha önce yaşanan benzer bir yetersiz beslenme vakasında bir başka çocuk biyolojik babasına teslim edilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Nükleer Bir Savaş Sonrası 5 Milyar İnsan Açlıktan Ölebilir

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Rutgers Üniversitesi’nden iklim bilimciler, olası bir nükleer savaşın ani ölümler haricindeki etkilerine ilişkin senaryoları değerlendirdi. Nükleer süper güç Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası nükleer savaş ihtimali yönündeki endişeler artmaya başladı.

Rutgers Üniversitesi’nden bir grup iklim bilimci tarafından Nature Food bilim dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, nükleer savaşın iklim sistemini tamamen bozarak büyük bir küresel kıtlık kaynaklı ölümlere neden olabileceğini öne sürüyor.

Nükleer savaş deyince akla ilk olarak doğrudan patlamalar nedeniyle aniden yok olan şehirler ve insanlar geliyor ancak bilim insanlarına göre, nükleer silahların radyasyon ve çevre kirliliği nedeniyle onlarca yıl süren kalıcı etkileri de var. Hatta nükleer savaşı takip eden yıllarda yaşananların nükleer savaşın ani etkisini gölgede bırakacağı düşünülüyor.

Rutgers Üniversitesi’nden araştırmacılar, olası bir nükleer savaş sonrası için en kötü senaryoyu modelledi. Buna göre, ABD ve Rusya arasındaki gerçek bir nükleer savaş, iki yıl sonra en az 5 milyar insanın açlıktan ölmesine neden olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki küçük ölçekli bir nükleer çatışma bile küresel kıtlığa yol açabilir.

“Patlama etkisiyle oluşan kurumlar iklimi mahvedecek”

Araştırmacılar, nükleer bir savaşta şehirleri hedef alan nükleer bombaların şiddetli yangın fırtınaları başlatacağını söylüyor.

Yangınlardan çıkan devasa miktarlardaki kurumların atmosfere ulaşacağını belirten araştırmacılar, bu kurumların daha sonra küresel olarak yayılacağını ve gezegeni hızlıca soğutacağını tahmin ediyor. Böylelikle dünya ikliminin bozulacağı ve gıda üretim sistemlerinin de bundan büyük ölçüde etkileneceği düşünülüyor.

Büyük mahsullerin verimliliğini ülke bazında bir iklim tahmini aracı kullanarak öngören araştırmacılar, 6 olası nükleer savaş senaryosunda neler olabileceğini inceledi. Buna göre, boyutlarına göre atmosfere farklı miktarda kurum gönderecek nükleer savaşlar nedeniyle dünyanın 1 ila 16 santigrat derece soğuyabileceği ifade edildi.

Hindistan ve Pakistan arasındaki nispeten küçük ölçekli bir nükleer savaştan sonra bile mahsul üretiminin 5 yıl içinde yüzde 7 oranında düşebileceği kaydedildi.

‘Mahsul üretimi yüzde 90’a kadar düşebilir’

Dünyada var olduğu bilinen nükleer silahların yüzde 90’ını elinde bulunduran iki ülke Rusya ve ABD arasındaki olası bir nükleer savaştan sonra ise 3 ila 4 yıl içinde üretimin yüzde 90 oranında düşebileceği öngörüldü.

Makalenin yazarlarından iklim bilimci Profesör Alan Robock araştırmaya ilişkin şöyle konuştu: “Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de ve dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözüm”.

Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın 66 ülke tarafından onaylandığını hatırlatan Robock, “Ancak 9 nükleer ülkeden hiçbiri bu anlaşmayı onaylamadı. Çalışmamız, bu 9 devletin bilimi dinleme ve bu anlaşmayı imzalama zamanının geldiğini açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Araç Kalabalığa Daldı: 1 Ölü, 17 Yaralı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Pennsylvania eyaletinde bir kişi, yerel saatle cumartesi (13 Ağustos) akşamı aracını kalabalığın üzerine sürerek bir kişinin ölümüne, 17 kişinin yaralanmasına sebep oldu.

CNN International’ın aktardığında göre, olayın ardından bölgeye yakın başka bir kasabada yaşayan annesini öldüren şüpheli gözaltına alındı.

Olay, Columbia’nın Berwick kasabasında 5 Ağustos’ta 10 kişinin ölümüne sebep olan bir yangında ölen ve yaralananlar ile aileleri için düzenlenen bağış toplama etkinliği sırasında gerçekleşti.

Pennsylvania Eyalet Polisi, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, olay yerine giden Berwick ve eyalet polisinin bir kişinin hayatını kaybettiğini ve pek çok kişinin yaralandığını gördüğünü kaydetti.

Yaralılar, olayın ardından bölgeye yakın hastanelere kaldırılırken Geisinger Tıp Merkezi, olayla ilgili 15 hastayı tedavi ettiklerini duyurdu.

CNN’e konuşan tıp merkezi sözcüsü Natalie Buyny, yaralıların dördünün durumunun ağır olduğunu kaydetti.

Kefalet talebi reddedildi

Şüphelinin aracını kalabalığın üzerine sürmesinin ardından bir açıklama daha yapan Pennsylvania Polisi, olay yerine yakın Luzerne bölgesindeki Nescopeck kasabasından erkek bir şüphelinin bir kadını darp ettiğine ilişkin bir ihbar aldıklarını ve olay yerine gittiklerinde kadının ölmüş olduğunu tespit ettiklerini duyurdu. Şüpheli, ilçe polisi tarafından gözaltına alındı.

Yetkililer 56 yaşındaki Rosa Reyes’in ölümüne sebep olan şüpheli ile aracını kalabalığın üzerine süren şüphelinin aynı kişi olduğunu tespit ederken bağış toplama etkinliğinde ölen kişinin adını açıklamadı.

The Guardian’ın aktardığına göre, eyalet polisi Anthony Petroski III, şüphelinin aracı kasıtlı olarak mı kalabalığın üzerine sürdüğünün henüz netlik kazanmadığını aktardı: “Bu konudaki soruşturma sürüyor. Tamamlamamız gereken görüşmeler ve bakmamız gereken video kayıtları var.”

Rosa Reyes’in ölümüne ilişkin suç duyurusunda paylaşılan bilgilere göre, her iki olayın da faili Rosa Reyes’in 24 yaşındaki oğlu Adrian Oswaldo Reyes’di. Reyes, dün sabah saatlerinde “cinayet” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Kefalet talebi reddedilen şüpheli, Columbia County Islahevinde tutuluyor.

Paylaşın

El Kaide Lideri El-Zevahiri Öldürüldü

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin ABD’nin hava operasyonuyla öldürüldüğünü duyurdu. Biden, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak “Benim onayımla Birleşik Devletler, Kabil, Afganistan’da başarılı bir hava saldırısı düzenleyerek El Kaide emiri Eymen el-Zevahiri’yi öldürdü” dedi.

“Adalet yerini buldu” cümlesiyle mesajını noktalayan Biden, ayrıca Beyaz Saray’ın bahçesinde kameraların karşısına geçerek Zevahiri’nin Kabil’de ailesi ile saklandığının tespit edildiğini ve kendisinin onayı ile 31 Temmuz’da insansız hava aracı ile operasyon düzenlendiğini belirtti:

“Başkan [George] Bush, [Barack] Obama ve [Donald] Trump dönemlerinde bıkıp usanmadan Zevahiri’yi aradıktan sonra, istihbarat ekibimiz bu yılın başlarında Zevahiri’nin yerini tespit etti. Aile üyeleriyle yeniden bir araya gelmek için Kabil’in merkezine taşınmıştı.”

Biden, Beyaz Saray’daki konuşmasında “Zevahiri gitti ve bir daha asla Afganistan’ın teröristlerin güvenli bir sığınağı olmasına neden olmayacak ve biz bundan emin olacağız. Bu terörist lider artık yok” dedi.

Başkan Biden, “11 Eylül 2001 saldırılarında hayatını kaybedenlerin ailelerine de rahatlama sağlandığını” ifade etti.

11 Eylül’ün “beyni” olmakla suçlanıyordu

2011’de ABD güçlerinin Usame bin Ladin’i öldürmesinin ardından El Kaide’nin başına Zevahiri geçmişti. Zevahiri, yaklaşık 3 bin sivili öldüren 11 Eylül 2001 saldırılarının “beyni” olmakla suçlanıyordu.

Zevahiri, 2001’de ABD hükümetinin açıkladığı ve 22 kişinin yer aldığı “en çok aranan terörist” listesinde de yer almıştı. Bin Ladin’in ardından ikinci sırada bulunan el-Zevahiri’nin başına 25 milyon dolar ödül konmuştu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, uluslararası haber ajanslarına konuşan üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, el-Zevahiri’nin Kabil’de bir evin balkonundayken insansız hava aracı saldırısında öldürüldüğünü söyledi.

Sahada ABD askerinin olmadığını söyleyen yetkiliye göre, Zevahiri’nin Afganistan’daki varlığı, Taliban’ın 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da ABD ile imzaladığı ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin yolunu açan anlaşmanın “açık bir ihlâli” anlamına geliyordu.

Taliban’dan saldırıya tepki

Öte yandan, Taliban geçici hükümeti, El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin başkent Kabil’de öldürüldüğü saldırıyı kınayan bir açıklama yaptı.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, saldırıyla ilgili kişisel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, pazar sabahı Kabil’in merkezinde bulunan Şerpur Mahallesi’nde bir eve düzenlenen saldırının ABD’ye ait İHA tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Saldırıyı kınayan Mücahid, bunun “uluslararası ilkelerin ve yabancı güçlerin Afganistan’dan ayrılması konusunda ABD ile Taliban arasında 2020’de varılan Doha anlaşmasının ihlali olduğunu” kaydetti. Mücahid, Zevahiri’nin ölümü hakkında yorumda bulunmadı.

Kabil’in 3 farklı noktasında patlama sesleri

Pazar günü (31 Temmuz) yerel saatle sabah 06.00 sularında Kabil’in 3 farklı noktasında şiddetli patlama sesleri duyulmuştu.

Taliban yönetiminin İçişleri Bakanlığından konuya ilişkin yapılan açıklamada, Şerpur Mahallesi’nde boş bir eve roketli saldırı yapıldığı ancak can kaybının yaşanmadığı belirtilmişti. Açıklamada, saldırının İHA’larca yapıldığı yönündeki iddialar reddedilmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Üç Kıtada Aşırı Yağış Ve Sel: Yüzlerce Can Kaybı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kentucky eyaletindeki selde ölü sayısı 37’ye yükseldi. İran’daki selde ölü sayısı 76 olurken Pakistan’da Haziran’dan bu yana 457 kişi öldü. Uganda’da da sel sonucu 24 kişi hayatını kaybetti.

ABD güneydoğusundaki Kentucky eyaletinin valisi Andy Beshear, 29 Temmuz’dan bu yana etkili olan aşırı yağış ve sellerde ölü sayısının 37’ye yükseldiğini açıkladı.

Konuyla ilgili dün akşam bir açıklama yapan Vali Beshear, arama ve kurtarma ekiplerinin kayıp yüzlerce kişiyi bulmak için çalışmalarına devam ettiğini, yıkılan köprüler ve sular altında kalan bölgeler sebebiyle bazı alanlara erişimin sağlanamadığını söyledi.

Sosyal medyadan paylaştığı mesajında, “Günü, Doğu Kentucky’den daha fazla yürek burkan haberlerle bitiriyoruz” diyen Andy Beshear, “Ölü sayısının 37’ye yükseldiğini doğrulayabiliyoruz; çok daha fazla sayıda kişi ise halen kayıp” açıklamasında bulundu.

Beshear, gün içinde yaptığı başla bir basın açıklamasında da en az “yüzlerce insandan haber alınamadığını” söylemişti.

Ülkenin batısında orman yangınları

ABD’nin batı kıyılarındaki California eyaleti ise 29 Temmuz’dan bu yana söndürülemeyen orman yangınları ile karşı karşıya.

CNN International’ın aktardığına göre, Kuzey California’daki “McKinney Yangını”nda şimdiye kadar iki kişi yaşamını yitirdi.

Siskiyou County Şerif Ofisi’nden yapılan açıklamada, yangının güzergahı üzerinde bulunan bir araçta iki kişinin ölü bulunduğu belirtildi.

California Orman ve Yangın Koruma Kurumu’ndan bir gün önce yapılan açıklamaya göre, yerel saatle 28 Temmuz akşamı California-Oregon eyalet sınırına yakın Klamath Ulusal Ormanı’nda başlayan McKinney yangını, eyaletin bu sene gördüğü en büyük yangın olma özelliği taşıyor.

Dört gündür devam eden “McKinney Yangını” sebebiyle yaklaşık 21 bin hektar ormanlık alan zarar görürken 2 bin kişi bölgeden tahliye edildi.

Pakistan’da Haziran’dan bu yana 457 ölü

Öte yandan, muson yağmurlarının etkili olduğu Güney Asya ülkesi Pakistan’da da son bir gün içinde 22 kişi hayatını kaybetti.

Anadolu Ajansı’nın (AA) ulusal basından aktardığına göre, Azad Cammu Keşmir bölgesinde bir evin çatısının çökmesi sonucu 10 kişi öldü.

Hayber Pahtunhva eyaletinin çeşitli bölgelerinde şiddetli yağışların yol açtığı kazalarda da 12 kişi hayatını kaybetti.

Şiddetli yağışlardan en çok etkilenen yer Belucistan eyaleti olurken eyalet genelinde 10 bin 129 ev hasar gördü, 3 bin 406 ev tamamen yıkıldı.

Yağışlar sebebiyle 16 köprü ve 640 kilometre karayolu zarar gördü, 20 binin üzerinde çiftlik hayvanı hayatını kaybetti.

Ülkede Haziran 2022’den bu yana etkili olan yağışlarda hayatını kaybedenlerin sayısı, 1 Ağustos itibariyle 457’ye yükseldi.

İran’da ölü sayısı 76’ya yükseldi

Aşırı yağış ve sellerin bir haftayı aşkın süredir devam ettiği İran’da da hayatını kaybedenlerin sayısı artıyor.

İran Kriz Yönetimi Teşkilatı Başkanı Muhammed Hüseyin Nami, İran’ın resmi ajansı İRNA’ya yaptığı açıklamada, kayıp olan yedi kişinin daha cesedinin bulunduğunu, son bir haftada yaşanan sellerde hayatını kaybedenlerin sayısının 76’ya yükseldiğini söyledi. 16 kişi ise halen kayıp.

Uganda’da 24 kişi yaşamını yitirdi

Afrika’nın doğusundaki Uganda’da da sağanak yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yaşamını yitirenlerin sayısı 24’e yükseldi.

Uganda’da Kızılhaç’tan yapılan açıklamada, ülkenin doğusundaki iki bölgede 14 kişinin daha cesedine ulaşıldığı açıklandı.

Açıklamaya göre, “Mbale ilçesindeki Nabiyonga nehrinden 11 ceset ve Kapchorwa ilçesinde üç ceset daha bulundu.” 14 kişinin daha cesedine ulaşılmasıyla hayatını kaybedenlerin sayısı 24’e ulaştı.

Paylaşın

Xi Jinping’den Joe Biden’a: Ateşle Oynayan Kendisini Yakar

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, dün (28 Temmuz) bir telefon görüşmesi yaptı. İki liderin görüşmesi, ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisinin başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Tayvan’a yapacağı olası ziyaretin tartışmaları sürerken gerçekleşti.

Jinping, Çin’in bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’ın “bağımsızlığına yönelik hareketlere ve her ne şekilde olursa olsun her türlü dış müdahaleye karşı çıkacağını” söyledi:

“Çin hükümeti ve halkının Tayvan konusundaki tavrı tutarlıdır; ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak, 1,4 milyardan fazla Çinlinin ortak iradesidir. Halkın iradesi çiğnenemez. Ateşle oynayan kendisini yakar. ABD’nin bu konuda doğru ve yerinde davranacağı umuluyor.”

Çin Devlet Başkanı, ABD’ye “tek Çin” ilkesine ve ABD-Çin diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri’deki taahhütlerine, hem sözde hem de eylemde bağlı kalma çağrısında bulundu.

“ABD’nin politikası değişmedi”

The Guardian’a göre, bu telefon görüşmesi Çin Devlet Başkanı Xinping’in ABD Başkanı Biden’a karşı “ilk defa böyle bir dil kullanışı değil.” Aksine, Xinping Biden’ı Kasım 2021’deki bir video konferans sırasında da “eğer Tayvan Pekin’in kırmızı çizgilerini aşarak bağımsızlık yönünde bir eylemde bulunursa Çin’in kararlı adımlar atmaya hazır olduğu” konusunda uyarmıştı.

Beyaz Saray’dan dünkü görüşme ile ilgili yapılan yazılı açıklamada ise “Biden’ın Washington’ın politikasını tekrar dile getirdiği ve söz konusu politikanın değişmediğini söylediği” kaydedildi. Açıklamaya göre, Biden “ABD, mevcut durumu değiştirecek ve Tayvan boğazında barış ve istikrara zarar verecek tek taraflı çabalara şiddetle karşı çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Pelosi’nin olası Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Nisan 2022’de Tayvan’ı ziyaret etmesi planlanıyordu. Fakat Pelosi’nin COVID-19’a yakalanması sebebiyle ziyaret iptal edildi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, o günlerde Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretinin “tek Çin” ilkesinin tanımladığı “kırmızı çizginin aşılması” anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu.

Nisan’daki ziyaretin iptal edilmesinin ardından Pelosi’nin Ağustos 2022’de adayı ziyaret edebileceği konuşuluyor.

Financial Times gazetesinin konuya ilişkin haberinde, Beyaz Saray güvenlik yetkililerinin, olası riskler nedeniyle ziyarete karşı olduğu, ABD ordusunun Çin savaş uçaklarının Pelosi’nin uçağına müdahale ederek Tayvan’a inmesini engellemeye çalışabileceğinden endişe ettiği belirtilmişti.

Başkan Joe Biden da Pelosi’nin ziyaretiyle ilgili “Ordu, iyi bir fikir olduğunu düşünmüyor” ifadesini kullanmıştı.

Ziyaretin gerçekleşmesi halinde Pelosi, 25 yıl aradan sonra adayı ziyaret eden ilk ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olacak. Daha önce, 1997’de Newt Gingrich, bu görevi yürütürken Tayvan’ı ziyaret etmişti.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Paylaşın