Almanya’da Aşırı Sağın Yükselişi: Merkez Partiler Alarma Geçti

Almanya’da kamu yayıncısı ARD için yapılan DeutschlandTrend anketine göre, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisine olan destek rekor düzeye ulaştı. AfD’nin önümüzdeki yıl Almanya’nın doğusundaki üç eyalet seçiminde birinci parti çıkma şansı yüksek görülüyor.

Haber Merkezi / AfD, DeutschlandTrend anketinde en son Eylül 2018’de, dönemin Başbakanı Angela Merkel’in koalisyon hükümeti için zorlu bir dönemde yüzde 18’e ulaşmıştı. AfD’yi destekleyenlerin yaklaşık üçte ikisi, bunu aşırı sağın politikalarından ikna oldukları için değil, ana akım partilerden duydukları hayal kırıklığı nedeniyle yaptıklarını ifade etti.

“DeutschlandTrend”in araştırma sonuçlarını Funke Medya Grubu gazetelerine değerlendiren AfD Eş Genel Başkanı Tino Chrupalla, partinin izlediği yolun doğruluğunun ve özellikle Yeşiller’in siyaseti ile aralarına koydukları mesafenin, halkın verdiği destek ile onaylanmış olduğunu belirterek, “Vatandaşlar, Yeşillerin değer odaklı politikasının bizi ekonomi savaşlarına, pahalılığa ve sanayisizleşmeye götürdüğünü görüyor” ifadelerini kullandı

AfD ve diğer kurumlar, aşırılık yanlılarıyla olan bağları nedeniyle ülkenin iç istihbarat teşkilatı BfV tarafından mercek altına alındı. Kurumun başkanı, Nazi diktatörlüğüyle doruğa ulaşan siyasi aşırılık ve otoriterliğin yükseldiği 1920’ler ve 1930’lar ile günümüz arasında “şaşırtıcı paralellikler” olduğu uyarısında bulundu.

Infratest dimap şirketi tarafından yapılan anket, aynı dönemde bir puan kaybeden Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) yüzde 29 ile birinci sırada olduğunu ortaya koyuyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD) de bir puanlık kayıpla, AfD gibi yüzde 18 oy oranına sahip.

Koalisyon hükümeti ortaklarından Yeşillerin oyu da bir puanlık kayıpla yüzde 15’e gerilemiş durumda. Bu oran, 2021 yılının Eylül ayından bu yana partinin en düşük seviyeye gerilediğini gösteriyor. Koalisyonun küçük ortağı, liberal Hür Demokrat Parti (FDP) de bir puanlık kayıpla yüzde 7’ye geriledi.

Bir puan yitiren bir başka parti olan Sol Parti ise, şu anda seçim olması halinde, yüzde 4’lük oy oranı ile, yüzde 5’lik seçim barajının altında kalarak Federal Meclise giremeyecek.

“Bu durum tüm demokratları alarma geçirmeli”

Araştırmada açık ara birinci parti çıkan CDU’nun önde gelen isimlerinden, dış politika uzmanı Norbert Röttgen, ortaya çıkan sonuçların kendi partisi tarafından da eleştirel bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Elde edilen verileri bir “alarm sinyali” olarak nitelendiren Röttgen, Twitter mesajında, koalisyon hükümetine duyulan memnuniyetsizlikten, neden Birlik partilerinin (CDU/CSU) daha fazla faydalanamadığının sorgulanması gerektiğini vurguladı.

CDU Federal Yönetim Kurulu Üyesi Serap Güler de, kendi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, araştırma sonuçlarını, “Bu durum tüm demokratları alarma geçirmeli. Herkesi. Bunun (sonuçların) acilen değişmesi sorumluluğunu hepimiz taşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Almanya Ekonomisi Resesyona Girdi

Avrupa Birliği’nin (AB) lokomotifi olarak tanımlanan Almanya resesyona girdi. Resesyon ya da durgunluk, makroekonomide geleneksel olarak reel gayrisafi yurt içi hasılanın iki veya daha fazla çeyrek yıllık periyotta arka arkaya negatif büyüme göstermesi durumu.

VOA Türkçe’den Cem Dalaman’ın aktardığına göre, tahminlerin tersine ılık geçen ve bu nedenle enerji tüketiminin korkulduğu kadar yüksek olmadığı 2023’ün ilk çeyreğine ilişkin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerine göre, ekonomik büyüme negatife dönüşerek yüzde 0,3 daraldı.

Bundan kısa bir süre önce, hem hükümet çevreleri hem de ekonomi uzmanları Ukrayna savaşının etkilerinin beklenenden daha hafif atlatılması nedeniyle “ekonominin resesyondan kıl payı kurtulacağı” görüşünü açıklamıştı.

AB Komisyonu’nun “Avrupa Ekonomik Tahminleri 2023 Kış” raporu da, Alman ekonomisin yüzde 0,2 büyüyeceğini öngörüyordu. AB Komisyonu’nun bir önceki sonbahar raporunda ise, Alman ekonomisinin kış aylarını resesyona girmeden atlatacağı tahmin edilmişti.

Sürpriz resesyon verisinde kamu yatırımlarının azalmasının ve enflasyonun tüketicileri olumsuz etkilemesi sonucu hane halkı harcamalarında yaşanan gerilemenin etkili olduğu tahmin ediliyor.

Ekonomi Bakanlığı, geçen yılın sonunda bu yıla ilişkin tahmininde Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından yükselen enerji maliyetleriyle ilgili endişeler nedeniyle, Almanya’nın 2023 yılında yüzde 0,4’lük bir daralmaya hazır olması gerektiğini bildirmişti.

Analistler Avrupa’nın en büyük ekonomisinin düzlüğe çıkmasının uzun zaman alacağı yorumunda bulunuyor. Almanya’da nüfusun yaşlanması, iş gücünün azalması, doğalgaz, kömür ve petrole veda edilmesi, ayrıca enerji fiyatlarının artması gibi farklı faktörlerin Alman ekonomisini olumsuz etkilemeyi sürdüreceği tahmin ediliyor.

Alman şirketlerine ilişkin anket

Nitekim Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK), ülke ekonomisinin görünümü hakkında 21 bin Alman şirketinin katıldığı bir anketin sonuçlarını yayınladı.

Ankete göre, katılan Alman şirketlerin yüzde 34’ü iş durumlarını iyi, yüzde 51’i tatmin edici olarak değerlendirdi. Şirketlerin yüzde 15’i ise iş durumlarını kötü olarak nitelendirdi. Katılan şirketlerin neredeyse dörtte biri önümüzdeki 12 ayda iş durumlarının kötüleşeceğini beklediklerini belirtti.

Enerji ve ham madde fiyatları, ankete katılan şirketlerin yüzde 65’i tarafından en büyük iş riski olarak görüldü. Bu oran, yılın başında yüzde 72 seviyesindeydi. İkinci büyük risk ise nitelikli işçi kıtlığı ve yüksek enflasyon nedeniyle iş gücü maliyetleri oldu. Şirketlerin yüzde 53’ü iş gücü maliyetlerini iş riski olarak gösterdi.

Fiyatlardaki artış sürüyor

Bu yıl için tüketici fiyatlarındaki artışın devam edeceği tahmin ediliyor.

Almanya, geçen yılı yüzde 8’e yaklaşan enflasyon oranıyla kapatmıştı. Veriler, geçen Nisan ayında tüketici fiyatlarının bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 7,2 arttığını ortaya koydu. Böylece tüketici fiyatları bir önceki aya kıyasla ise yüzde 0,4 arttı.

Gıda fiyatları Nisan’da yıllık bazda yüzde 17,2 yükseldi. Enerji fiyatları ise yüzde 6,8 artarken, hizmet fiyatları geçen ay yıllık bazda yüzde 4,7 yükseldi. Ev kiralarındaki artış ise yüzde 2 olarak kaydedildi.

Almanya’da geçen yıl Ekim ayında enflasyon yüzde 10,4 ile son 50 yılın rekorunu kırmıştı. Enflasyonda o dönemde de yine enerji ve gıda fiyatlarındaki güçlü artış etkili olmuştu.

Paylaşın

Çin, Tüm Dünyadan Daha Fazla Çelik Üretiyor

Gelişmişliğin bir göstergesi olan, ekonomik ve endüstriyel açıdan önemli kabul edilen çelik, dünya genelinde, köprü, bina ve diğer altyapı inşasında kullanılan önemli bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çelik, aynı zamanda araç imalatı, gemi yapımı, makine imalatı, gübre imalatı gibi çeşitli sektörlerde de kullanılmaktadır.

Dünyanın en büyük çelik üreticisinin hangi ülke olduğunu biliyor musunuz? 

İlginç bir şekilde, dünyanın en büyük çelik üreticisi olan ülke, tek başına o kadar çok çelik üretiyor ki, tüm dünya bu kadarını üretemiyor.

World of Statistics, sosyal medya platformu Twitter’da maksimum çelik üretilen ülkelerin bir listesini yayınladı.

Bu liste Çin, Hindistan, Japonya, Amerika, Rusya, Güney Kore, Almanya, Türkiye, Brezilya ve İran gibi ülkeleri içeriyor.

Yayınlanan listeye göre Çin, çelik üretiminde ilk sırada yer alıyor. Çin, dünyadaki toplam çelik üretiminin yüzde 53,9’unu oluşturuyor.

Hindistan, listede ikinci sırada yer alıyor. Hindistan, çelik üretiminin yüzde 6,6’sı oluşturuyor.

ABD dördüncü sırada

Japonya yüzde 4,8 çelik üretimiyle üçüncü sırada yer alırken Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yüzde 4.3 çelik üretimiyle listede dördüncü sırada kendisine yer buluyor.

Rusya, dünyanın toplam çelik üretiminin yüzde 3,8’inin yapıldığı beşinci sırada yer alıyor.

Çelik nedir ve özellikleri?

Çeliğin en önemli özellikleri; şekillendirilebilirlik ve dayanıklılık, iyi bir akma ve çekme dayanımına sahip olması ve iyi bir ısıl iletkenliğinin olmasıdır.

Bu önemli özellikler kadar, paslanmaz çeliğin yüksek korozyon dayanımı, en önemli karakteristik özelliğidir.

Çelik Nasıl Yapılır?

En basit haliyle çelik, karbon ve demirin çok yüksek sıcaklıklarda (2600 ° F’nin üzerinde) karıştırılmasıyla yapılır. Birincil çelik üretimi , “pik demir” adı verilen bir üründen çelik oluşturur.

Pik demir, çelik için doğru olandan daha fazla karbon içeren cevherden elde edilen eritilmiş demirdir.

Çelik nasıl bir metaldir?

Çelik, demir elementi ile genellikle yüzde 0,02 ila yüzde 2,1 oranlarında değişen karbon miktarının bileşiminden meydana gelen bir alaşımdır. Çelik alaşımındaki karbon miktarları çeliğin sınıflandırılmasında etkin rol oynar.

Paylaşın

G7’den Ukrayna’ya Tam Destek; Rusya’ya Yeni Yaptırımlar

Japonya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G7’nin liderleri Japonya’nın Hiroşima kentinde yapılan zirvede, küresel siyasi meseleleri ele aldılar.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin de davet edildiği zirvenin gündem maddeleri arasında Ukrayna Savaşı, Moskova’ya yönelik yaklaşımlar, Çin’in nüfuz iddialarına Batı’nın vereceği tepki ve küresel ekonomik konular oldu.

G7 Zirvesi’nde liderler Ukrayna’ya “gerektiği sürece tam destek” vereceklerini belirtirken, ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya ABD yapımı F-16 savaş uçağı tedarik etme onayı verdi. G7 liderleriyle görüşen Biden’ın, Ukraynalı pilotlara yönelik ortak eğitim programlarına ABD’nin de destek verdiğini söylediği açıklandı.

Rusya’nın “savaş makinesine” darbe

G7 liderleri, Rusya’ya ve Rusya’nın saldırı savaşına destek verenlere yönelik yaptırımları artırma konusunda mutabakata varırken, Moskova’ya yönelik mevcut yaptırımlardaki boşlukların kapatılmasına da karar verildi.

Zirvede, Rusya’yı “savaşı destekleyecek teknoloji, endüstriyel ekipman ve hizmetlerden” mahrum bırakmak istendiği belirtildi. G7 liderleri Rusya’nın milyar dolarlık ham elmas ticaretine de kısıtlamalar getirilmesi yönünde irade beyan etti.

Elmas ticareti, elmas üretiminde dünyada ilk sırada bulunan Rusya’nın önemli gelir kaynaklarından. Devlete ait elmas madenciliği şirketi Alrosa’nın 2021 yılında elde ettiği gelirin yaklaşık 4 milyar euro civarında olduğu biliniyor.

Çin risklerini en aza indirmek

Zirveyi takip eden uzmanlar, ABD ile Avrupa ülkelerinin küresel ticaretteki farklı çıkarları sebebiyle Çin konusunda ortak bir duruş sergilemelerinin zor olduğunu belirtiyor.

Liderler, ekonomik bir “ayrışma” olmaması, ancak tedarik zincirleri çeşitlendirilerek dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin’e bağımlılık risklerinin azaltılması konusunda anlaştı.

G7 ülkeleri, hızla silahlanan Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki “askerileştirme faaliyetlerine” karşı uyarıda bulunurken, Pekin’den de Rusya’ya askerlerini Ukrayna’dan bir an önce çekmesi için baskı yapmasını talep etti.

Nükleer silahsızlanmaya yönelik ilk açıklama

G7, 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırısıyla yerle bir olan Hiroşima’da ilk kez nükleer silahsızlanmaya ilişkin kendi deklarasyonunu yayınladı. Bildiride Çin’in hızla büyüyen nükleer cephaneliğinden duyulan endişe dile getirildi.

Ayrıca Moskova’nın Ukrayna savaşında nükleer silah kullanma tehdidini ve Belarus’ta konuşlandırılacağı duyurulan nükleer silahları “tehlikeli ve kabul edilemez” olduğu ifade edildi. G7 liderleri Kuzey Kore’ye de nükleer silahlardan tamamen vazgeçmesi çağrısında bulundu.

İklim politikaları

G7 ülkeleri, küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılması amacıyla, yeni araç kayıtlarında elektrikli araçların payının 2035 yılına kadar yüzde 100’e çıkarılmasını hedeflediklerini belirtti.

Ayrıca gaz sektöründe devlet destekli yatırımlara belirli koşullar altında ve Rus kaynaklarına bağımlılığı sona erdirmek için “geçici bir önlem olarak” izin verilebileceği belirtildi. Ancak G7’nin iklim politikasındaki genel hedefin “en geç 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak” olarak kaldığı vurgulandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7 Zirvesi Öncesi ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırım Sinyali

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Sullivan, Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi.

Japonya’nın Hiroşima kentinde Cuma ile Pazar günleri arasında yapılacak G7 zirvesi öncesinde ABD hükümeti Rusya’ya yeni bir yaptırım paketi açıklayacağının sinyalini verdi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby geçen günlerde yaptığı açıklamada Rusya ile İran arasındaki silah ticaretlerine dahil olanlara yeni yaptırımlar getireceklerini söylemişti. ABD İran’ın Moskova’nın askeri destekçileri arasında olduğuna ve Rusya’ya geniş bir kapsamda SİHA sağladığına inanıyor.

G7 zirvesinde başlıca gündem maddeleri arasında Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş geliyor. Sullivan Hiroşima’daki görüşmelerde Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi. Sullivan Rusya’ya genel bir ithalat yasağının getirilmesinin ise düşünülmediğini belirtti.

Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşan G7’nin zirvesine Avrupa Birliği temsilcileri de katılım gösteriyor. Japonya’nın ev sahipliğinde düzenlenen zirveye katılmak için liderler bugün Hiroşima’ya gidiyor.

Üç gün süren zirvede Rusya’ya yönelik yaptırımların yanı sıra Çin’in “ekonomik baskısına” karşı önlemler de ele alınacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin de G7 ülkelerinin liderlerine videokonferans yöntemiyle hitap etmesi bekleniyor.

Paylaşın

Almanya Basını: Kemal Kılıçdaroğlu’nun Mucizeye İhtiyacı Var

28 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi için değerlendirmede bulunan Berliner Morgenpost, Erdoğan’ın ikinci tura çok daha avantajlı girdiği değerlendirmesinde bulundu:

“Erdoğan yüzde 50’ye ulaşamamasına ve seçimlerin ikinci tura kalmasına rağmen rakibi Kılıçdaroğlu’nun dinamiğini bozmayı başardı.”Erdoğan’ın ikinci tura belirgin avantajlarla gitmesini sağlayacak açık nedenler var. Ultramilliyetçi Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın oyu yüzde 5’i buldu.

Seçmenlerinin büyük bölümü ikinci turda Erdoğan’a oy verebilir. Bunun dışında Erdoğan’ın hükümet koalisyonu meclis seçimlerinde mutlak çoğunluğu sağladı. Tüm bunlar Kılıçdaroğlu açısından dezavantaj. Kılıçdaroğlu’nun 28 Mayıs’ta zafer kazanması için küçük bir mucizeye ihtiyacı var.”

Türkiye’de Pazar günü gerçekleştirilen ve ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri Alman basınında geniş yer almayı sürdürüyor. Alman gazeteleri, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur seçime Erdoğan’ın çok daha avantajlı bir şekilde girdiği konusunda hemfikir. Dikkatler, Ata İttifakı adayı Sinan Oğan’ın kimi destekleyeceği ve Kılıçdaroğlu’nun başarı şansı olup olmadığına odaklanıyor.

Handelsblatt gazetesi, küçük ittifak partilerine sandalye dağıtarak mecliste de güç kaybeden CHP’nin, seçimin en büyük kaybedeni olduğu yorumunda bulunuyor:

“Altı partiden oluşan muhalefet ittifakının HDP’den destek alması, oyları artıracağı için başlangıçta pek çok siyasi gözlemci tarafından akıllıca bir hamle olarak yorumlandı. Gerçekte ise pek çok milliyetçinin muhalefete oy vermemesine neden oldu… Seçimler öncesinde Kürtlerin ve seçimlerde ilk kez oy kullanacak beş milyon genç seçmenin belirleyici olacağı söyleniyordu. Şimdi ise belirleyici güç, ultra milliyetçi Sinan Oğan. Şurası açık: Muhalefetin en önemli seçim vaadi olan, Erdoğan’ın başkanlık sisteminin kaldırılması vaadi suya düştü.

Muhalefet, bunun için gerekli beşte üçlük meclis çoğunluğunun çok uzağında. Seçimin en büyük kaybedeni, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si oldu. Beklenenden ve muhalefete yakın anket şirketlerinin tahmin ettiğinden çok daha kötü bir sonuç aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destek karşılığı ittifakta yer alan küçük partilere vaat ettiği sandalyeler nedeniyle meclisteki sandalyelerinin beşte birini de kaybetmiş oldu. Bu küçük partilerin oyları yüzde 2’yi bile bulmamasına rağmen.”

Ulm kentinde yayımlanan Südwest Presse gazetesinin yorumu ise şöyle:

“Ekonomideki kötü gidişatın devam etmesi durumunda Türkiye şimdiye kadar görülmemiş boyutta gerilimlerle karşı karşıya kalabilir. Batı ise yaklaşan felaketi şaşkın ama çaresiz bir şekilde izleyecektir. Türkiye’nin NATO üyesi olması Ankara için hep bir şantaj potansiyeli oluşturmuştur. Türkiye coğrafi ve askerî açıdan son derece önemli bir ülke.

Bu nedenle Brüksel ve Washington tam bir ihtilaf riskine giremez. Erdoğan’ın Putin muamelesi görmekten korkmaması için bir neden de Suriyeli sığınmacılar. Bu sayede Kürtlere karşı savaş yürütmek için komşu ülkelere asker de gönderebiliyor. Şunu açıkça söylemek lazım: Erdoğan’ın bu kadar uzun süre iktidarda kalabilmesinde AB ve NATO ülkelerinin de sorumluluk payı var.”

Berliner Morgenpost gazetesi ise Erdoğan’ın ikinci tura çok daha avantajlı girdiği değerlendirmesinde bulunuyor:

“Erdoğan yüzde 50’ye ulaşamamasına ve seçimlerin ikinci tura kalmasına rağmen rakibi Kılıçdaroğlu’nun dinamiğini bozmayı başardı. Erdoğan’ın ikinci tura belirgin avantajlarla gitmesini sağlayacak açık nedenler var. Ultramilliyetçi Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın oyu yüzde 5’i buldu.

Seçmenlerinin büyük bölümü ikinci turda Erdoğan’a oy verebilir. Bunun dışında Erdoğan’ın hükümet koalisyonu meclis seçimlerinde mutlak çoğunluğu sağladı. Tüm bunlar Kılıçdaroğlu açısından dezavantaj. Kılıçdaroğlu’nun 28 Mayıs’ta zafer kazanması için küçük bir mucizeye ihtiyacı var.”

Augsburger Allgemeine gazetesi ise Kılıçdaroğlu’nun Oğan’ın desteğini almak için HDP’den vazgeçmesinin mümkün olmadığı değerlendirmesinde bulunuyor.

“Seçim sonucunda muhalefetin de suçu var. Zaferden o kadar eminlerdi ki, sağ seçmenden vazgeçebileceklerini düşündüler. Pazar günü bunun intikamı alındı. Erdoğan’a eleştirel bakan milliyetçi Sinan Oğan oyların yüzde 5’ini aldı ve ikinci turda Erdoğan’dan da Kılıçdaroğlu’ndan da tüm Kürt partilerin devre dışı bırakılmasını ve 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının ülkelerine gönderilmesini talep edecek. Bu, Kılıçdaroğlu için imkansız, çünkü Kürtlerin oyu olmadan kazanamaz.”

Paylaşın

Almanya’dan Ukrayna’ya 2,7 Milyar Euro Değerinde Silah Ve Mühimmat Yardımı

Almanya’dan Ukrayna’ya 30 Leopard tankı, 20 zırhlı personel taşıyıcı, 100’den fazla savaş aracı, 18 kundağı motorlu obüs, 200 arama dronu ve hava savunma aracından oluşan askeri yardımda bulunma kararı aldı.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, söz konusu askeri yardım paketinin, “Almanya’nın Ukrayna desteğinde ciddi olduğunu gösterdiğini” açıkladı. Pistorius, “Almanya sağlayabileceği bütün desteği, (savaş) ne kadar uzun sürerse sürsün sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

Almanya, Ukrayna’ya 2,7 milyar euro hacminde askeri yardım paketi açıkladı. Alman hükümeti tarafından yapılan açıklamada söz konusu yardım paketinin tank, zırhlı araç ve uçaksavar sistemleri gibi askeri teçhizatı kapsayacağı belirtildi.

Detayları ilk olarak Alman Der Spiegel gazetesinde açıklanan paketin, 30 Leopard tankı, 20 zırhlı personel taşıyıcı, 100’den fazla savaş aracı, 18 kundağı motorlu obüs, 200 arama dronu ve hava savunma aracı içerdiği belirtildi.

Söz konusu askeri yardım paketinin, “Almanya’nın Ukrayna desteğinde ciddi olduğunu gösterdiğini” açıklayan Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Almanya sağlayabileceği bütün desteği, (savaş) ne kadar uzun sürerse sürsün sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy Almanya’ya geliyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana ilk kez Pazar günü Almanya’ya ziyaret gerçekleştirecek. Zelenskiy’nin, 14 Mayıs’ta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmier ile görüştükten sonra helikopterle Aachen kentine geçerek burada Uluslararası Şarlman Ödülü’nü alması planlanıyor.

Ukrayna, Almanya’nın Rus gazına olan bağımlılığı ve Rus gazını Baltık Denizi üzerinden Avrupa’ya taşımak amacıyla döşenen Kuzey Akım boru hatları planları nedeniyle Almanya’ya karşı tepkiliydi.

Bunun yanı sıra Almanya, Rusya’nın işgali ardından Ukrayna’ya askeri yardım sağlamada geç kalmakla suçlanmıştı, ancak Almanya savaşın başından bu yana Ukrayna’ya en çok askeri destek sağlayan ülkelerden biri konumunda.

Almanya, Ukrayna’ya bugüne kadar 18 Leopard-2 tankı, 40 Marder tipi zırhlı muharebe aracı, 34 Gepard uçaksavar tankı, 2 zırhlı kurtarma aracı, 2 Wisent mayın temizleme tankı, 2 İris hava savunma sistemi ve Patriot hava savunma sistemi göndermişti.

Bunların dışında ayrıca 18 tekerlekli obüs, topçu mühimmatı, hava savunma sistemleri için güdümlü füzeler, hava savunma için 4 İris ateş ünitesi ve 12 İris fırlatıcı teslim edilmişti.

Paylaşın

Berlin İle Moskova Arasındaki Gerginlik Tırmanıyor!

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik tırmanıyor. Moskova, yirmiden fazla Alman diplomatın sınır dışı edildiğini açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Swesda televizyonuna yaptığı açıklamada bu adımın “Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilik görevlilerinin yine toplu şekilde sınır dışı edilmesine” karşılık bir misilleme olduğunu bildirdi.

Almanya’nın tutumunu “en sert şekilde” kınadıklarını belirten Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Berlin’i “Tüm alanlardaki Rus-Alman ilişkilerine açıkça zarar vermekle” suçlayarak, Rusya’nın “Berlin’in düşmanca tutumuna gereken tepkiyi” verme kararı aldığını kaydetti. Zaharova, tam olarak kaç diplomatın sınır dışı edildiğine dair bilgi vermedi.

Almanya’nın kaç Rus’u sınır dışı ettiği veya kaç Rus’un ülkeyi terk ettiği henüz belirsizliğini koruyor.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise Alman hükümetinin geçen haftalarda Rusya ile her iki ülkenin de diplomatik temsilciliklerindeki personele ilişkin görüşmeler yürüttüğünü belirterek, bu görüşmelerin hedefinin “Almanya’daki Rus istihbarat varlığının azaltılması” olduğunu kaydetti. Dışişleri Bakanlığı, “Rus büyükelçilik çalışanlarının bugünkü ayrılışı da bununla ilgili” dedi.

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik yaşanıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7’de Moskova’ya Yardım Edenlere “Yüksek Bir Bedel” Ödetme Sözü

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7, Rusya’ya yönelik sert yaptırımların arttırılması ve uygulanması konusunda kararlı olduklarını duyurdu.

G7’i oluşturan ülkelerin liderlerinin gelecek ay Japonya’nın Hiroşima kentinde düzenlenecek zirvede bir araya gelmesi bekleniyor.

Japonya’da yapılan dışişleri bakanları toplantısında, Moskova’ya yardım edenlere “yüksek bir bedel” ödetme sözü verildi.

G7’nin uyarısı, Çin Savunma Bakanı’nın Rusya ile ilişkilerde “yeni bir dönemi” işaret ederek siyasi ve güvenlik işbirliğini derinleştirme sözü vermesinden bir gün sonra geldi.

Birçok ülkenin Rusya ile ticari bağlarını korumak istemesi ve Batı’nın eylemlerine şüpheyle yaklaşması nedeniyle Moskova’ya karşı uygulanan yaptırımların etkisiz kaldığı eleştirisi yapılıyor.

Dışişleri Bakanları yayınladıkları bildiride, üçüncü ülkelerin yaptırımları delmesini engellemek için çabalarını iki katına çıkarma sözünü verdiğini duyurdu.

Açıklamada,”Rusya’ya yönelik yaptırımların yoğunlaştırılması, koordine edilmesi ve tam olarak uygulanması konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz” denildi. Ayrıca Ukrayna’nın kendini savunması için “ne kadar sürerse sürsün” destek verileceği belirtildi.

Bildiride, “Rusya’nın sivillere ve kritik sivil altyapıya yönelik saldırıları gibi savaş suçları ve diğer zulümlerin cezasız kalması söz konusu değil” ifadesine yer verildi.

Uzmanlar, yaptırımların Rusya ekonomisini felce uğrattığını ifade ederken, IMF Şubat ayında, Rusya’nın 2023 yılında resesyona girmeyeceğini öngörmüştü.

Toplantıda Rusya’nın Belarus’a nükleer silah yerleştirme tehdidi “kabul edilemez” ve “sorumsuz nükleer retorik” olarak değerlendirildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın taktik nükleer silahlarının Belarus’ta konuşlandırılacağını söylemişti. AB’nin dış politika şefi Joserp Borrel, Moskova’nın bu hamlesini “Avrupa güvenliğine yönelik bir tehdit” olduğunu kaydetti.

G7’nin toplantısında, Tayvan’a yönelik tehditlere devam eden Çin ve nükleer denemelere devam eden Kuzey Kore eleştirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çin’den Rusya’ya “Silah Desteği Sağlamayacağız” Güvencesi

Çin Dışişleri Bakanı Çin Gang, ülkesinin savaşın taraflarına silah desteği sağlamadığı ve gelecekte de sağlamayacağı güvencesi verdi. Bakan, Çin’in hem askeri hem sivil amaçlı kullanılabilen “çifte kullanımlı” malzemelerin ihracatı konusunda da Çin yasaları uyarınca gerekli kontrolleri yaptığını vurguladı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre, Çin Gang, ülkesinin Ukrayna konusundaki rolünün, barışı teşvik ve müzakerelerin önünün açılması için çaba göstermek olduğunu kaydetti.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’un Çin ziyaretinde Ukrayna savaşının sona erdirilmesi için atılabilecek adımlar öne çıktı. Baerbock, Çinli mevkidaşı Çin Gang ile iki saate yakın süren görüşmesinde, Pekin yönetiminden savaşın sona ermesi için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin üzerindeki nüfuzunu daha fazla kullanmasını istedi.

Baerbock, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in geçen ay Moskova’ya yaptığı ziyaretin, Rusya üzerinde hiçbir ülkenin Çin kadar etkili olmadığını ortaya koyduğunu belirterek “Çin’in bu nüfuzu nasıl kullanacağına yönelik kararı, Avrupa’nın temel çıkarlarını doğrudan ilgilendirmektedir” dedi.

Çin’in İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde gösterdiği başarıya işaret eden Almanya Dışişleri Bakanı, aynı çabayı, Ukrayna’daki saldırganlığı sona erdirmesi ve barışçıl çözüm sürecine dahil olması için Rusya nezdinde de göstermesini istedi.

Çin’in Ukrayna savaşıyla ilgili olarak şimdiye kadar gerek resmi açıklamalarda gerekse Şubat ayında açıkladığı tutum belgesinde Rusya’ya doğrudan savaşı durdurma çağrısı yapmamasını anlayamadığını söyleyen Baerbock, “Bir o kadar önemli bir konu, Rusya’ya silah sevkiyatına izin verilmemesi ve çifte kullanımlı malzemelerin savaşta kullanılmasının önlenmesidir” diye konuştu.

“Silah desteği sağlamayacağız” güvencesi

Çin Dışişleri Bakanı Çin Gang ise ülkesinin savaşın taraflarına silah desteği sağlamadığı ve gelecekte de sağlamayacağı güvencesi verdi. Bakan, Çin’in hem askeri hem sivil amaçlı kullanılabilen “çifte kullanımlı” malzemelerin ihracatı konusunda da Çin yasaları uyarınca gerekli kontrolleri yaptığını vurguladı. Çin Gang, ülkesinin Ukrayna konusundaki rolünün, barışı teşvik ve müzakerelerin önünün açılması için çaba göstermek olduğunu kaydetti.

Baerbock’un Çinli mevkidaşı Çin ile görüşmesinde Tayvan konusunda yaşanan gerginlik de gündeme geldi. Tayvan’da askeri bir çatışmayı tüm dünya için bir “felaket senaryosu” olarak nitelendiren Baerbock, Almanya’nın “Tek Çin” politikasına bağlı olduğunun altını çizdi.

Tek Çin politikası, Tayvan’ın Çin’in parçası olarak kabul edilmesi ve Tayvan ile diplomatik ilişkiler kurulmaması anlamına geliyor. Anlaşmazlıkların sadece barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğine vurgu yapan Baerbock, statükonun şiddet yoluyla değiştirilmesinin kabul edilemeyeceğini kaydetti.

“Hiçbir dış müdahaleye müsamaha göstermeyiz”

Alman Bakan, küresel ticaretin yüzde 50’sinin Tayvan Boğazı üzerinden yapıldığına işaret ederek bölgede istikrarsızlığın son derece ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Baerbock, bu tür bir şok dalgasının yol açacağı ekonomik krizden Çin’in de etkileneceği uyarısında bulundu.

Çin Gang ise Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğunu vurgulayarak ülkesinin Tayvan konusunda hiçbir dış müdahaleye müsamaha göstermeyeceğini kaydetti. Çin, “Diğer devletler ‘Tek Çin’ ilkesine gerçekten saygı duyuyorsa Tayvan’daki ayrılıkçı faaliyetleri reddetmeleri gerekir. Sorunların temelinde bağımsızlık çabaları yatmaktadır. Çin, topraklarının tek karışından vazgeçmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Uluslararası hukuk açısından Çin’in parçası olarak kabul edilen 23 milyon nüfuslu Tayvan, 70 yıldır demokratik yollarla seçilen bağımsız hükümetler tarafından yönetiliyor. Çin son dönemde, dış müdahale durumunda askeri güç kullanımına başvurma tehdidinde bulunurken ABD, Çin’in askeri müdahalesi durumunda Tayvan’a savunma desteği vereceğini açıklamıştı.

Paylaşın