Almanya’da DHKP-C Operasyonu: 3 Tutuklama

Almanya’da Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin (DHKP-C) biri ülke sorumlusu olduğu belirtilen üç üst düzey yöneticisi tutuklandı. Federal Adalet Mahkemesi (BGH) tarafından haklarında tutuklama kararı çıkarılan Türk uyruklu Özgül E. ve İhsan C. ile Alman vatandaşı Serkan K.’nın Almanya’da “yabancı terör örgütü” olarak kabul edilen yasaklı DHKP-C’ye üye olmaktan yargılanacakları belirtildi.

Federal Adalet Mahkemesi bünyesindeki Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Özgül E.’nin 16 Mayıs’ta Heidelberg’de, Serkan K.’nın 17 Mayıs’ta Hamburg’da, İhsan C.’nin ise 18 Mayıs’ta Bochum’da gözaltına alındıkları belirtildi.

Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, DHKP-C’nin, Türk devletini “silahlı mücadele yoluyla” ortadan kaldırma ve yerine Marksist-Leninist bir rejim getirme hedefinde olduğu belirtildi. Örgütün 1994 yılındaki kuruluşundan bu yana ve yakın geçmişte Türkiye’de çok sayıda cinayet işlediği ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi. Ayrıca DHKP-C’nin defalarca intihar bombalı eylemler gerçekleştirdiğine de vurgu yapılan açıklamada, örgütün Avrupa’yı terörist faaliyetlerini finanse etmek, militan sağlamak ve eğitmek, silah ve diğer askeri teçhizatları temin etmek üzere “arka cephe” olarak kullandığı ifade edildi.

Biri Almanya sorumlusu

Federal Başsavcılık sanıklarla ilgili olarak da ayrıntıları paylaştı. Açıklamada, Özgül E.’nin en geç Ocak 2003’ten bu yana DHKP-C’de aktif olduğu belirtilerek, Nisan 2004’e kadar örgütün Amsterdam’daki merkez basın bürosunda yönetici olarak görev yaptığı, burada diğer çalışanlara talimat vererek kurum içi iletişimi ve haberlerin iletilmesini sağladığı belirtildi. E.’nin ayrıca basın bürosuna veya örgütün diğer birimlerine aktarılan paraları kabul ettiği ve sahte kimlik belgeleri düzenlenmesinde etkili oduğu da belirtildi.

Özgül E.’nin Haziran 2014’te Almanya’da DHKP-C aktivistlerinin ve yetkililerinin katıldığı ve gelirlerinin de örgüte aktarıldığı bir konsere öncülük ettiği, Aralık 2015’ten en az Şubat 2016’ya kadar, İstanbul bölgesinde DHKP-C için çeşitli görevler üstlendiği, burada örgüt mensuplarına yönelik eğitim, propaganda çalışmaları, basın yazıları ve gerilla savaşçıları için eğitim programları gibi etkinlikleri yönettiği kaydedildi. Sanıkların en geç Ocak 2017’den itibaren örgütün “Almanya sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtilen Savcılık açıklamasında, burada da özellikle bağış veya haftalık bültenin satışı gibi finansal kaynakların toplanması ve dernek için etkinliklerin organizasyonununun koordinasyonu gibi faaliyetleri yönettiği ifade edildi. Özgül E.’nin  Almanya’da da sahte kimlik belgeleri düzenlenmesine yardımcı olduğu, ayrıca, gizli faaliyet gösteren örgüt mensuplarının kaçak yollarla intikaline de destek olduğu ileri sürüldü. Özgül E.’nin Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığına da vurgu yapıldı.

“Hamburg sorumlusu” da tutuklandı

Diğer sanık Serkan K.’nın 2014 ile 2018 yılları arasında Almanya’da DHKP-C için çalıştığı, başlangıçta örgütün gençlik komitesi üyesi olduğu, 2015 yazından itibaren de Hamburg bölgesinde “Bölge sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtildi. K.’nın zaman zaman Hamburg, Bremen ve Berlin bölgelerini kapsayan “DHKP-C Kuzey Bölgesi‘nin” de sorumluluğunu üstlendiği ifade edildi.

Savcılık açıklamasında Serkan K.’nın DHKP-C’nin Almanya ve Avrupa yöneticilerinin talimatlarının uygulanmasını sağladığı ve bu kişilere bizzat rapor verdiği belirtilirken, “Kuzey Bölge Sorumlusu” olarak örgüte finansman sağlanması ve yönlendirilmesi, üyelerin ve aktivistlerin eğitilmesi ve DHKP-C ve bağlı oluşumları için propaganda faaliyetlerinin yürütülmesini sağladığı da vurgulandı. Bunlara ek olarak, sahte kimlik belgeleri tahsis etmek ve gizli hareket eden örgüt üyelerinin kaçak yollarla intikalini sağlamakla suçlanıyor.

Serkan K.’nın Şubat 2017’de “Kuzey bölgesindeki” kadro görevini bıraktıktığı, 2018’in sonuna kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığı ifade edildi.

Güney bölgesi sorumlusu İhsan C.

İhsan C.’nin ise en geç Eylül 2015’ten bu yana, DHKP-C’nin Frankfurt, Darmstadt, Saarbrücken, Stuttgart, Ulm, Münih, Augsburg ve Nürnberg şehirlerini kapsayan Güney Bölgesi Sorumlusu olarak faaliyetler gerçekleştirdiği, kendisine bağlı olan bölge yöneticileriyle yakın temas halinde olduğu, onlara talimatlar verdiği ve bölgelerdeki gelişmeler hakkında bilgi aldığı ileri sürüldü.

Sanığın ayrıca DHKP – C’nin Almanya ve Avrupa üst düzey yöneticilerinin talimatlarını uyguladığı da belirtilen açıklamada, görevleri arasında örgüte maddi kaynak temin etmek ve iletmek, üyeleri ve aktivistleri eğitmek ve DHKP-C’ye bağlı kamufle dernekler lehine propaganda faaliyetleri yürütmek de sıralandı. İhsan C’nin de diğerleri gibi sahte kimlik temin etme ve gizli örgüt mensuplarının intikali ve iskanı ile de ilgili yardımcı olma suçları işlediği ifade edildi.

İhsan C.’nin Mayıs 2017’de “Güney bölgesi sorumluluğundan” ayrıldığını ancak Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerinde yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, Özgül E’nin 17 Mayıs’ta, Serkan K. ve İhsan C’nin ise 18 Mayıs’ta yargılandıkları ve üçünün de tutuklandığı ifade edildi.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı, Türkiye’nin Stratejik Konumunu Hatırlattı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, göreve gelmesinin ardından Türkiye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile üç saati aşkın süren bir görüşme yaptı. Scholz’un ziyareti Alman basınında nasıl yorumlandı?

Alman gazetelerinde yer alan yorumlarda Türkiye ile Almanya arasındaki sorunların Ukrayna’daki savaş nedeniyle geri plana itildiği ancak çözüme kavuşmadığı fikri öne çıkıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yer alan yorum şöyle:

“Türkiye Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından önce dış politikasını yeniden şekillendirmeye başlamıştı. Rus saldırganlığı, bu süreci hızlandırdı zira Türkiye’ye Batı ile bağlantılı olmanın yararını hatırlattı. Başbakan Scholz’un Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyareti o nedenle doğru bir zamanda gerçekleşti. Türkiye, dış politikasını aylar önce düzeltti. Ankara, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi, Ermenistan ile de (normalleşme) üzerinde çalışıyor.

Ukrayna’daki savaş, yeni yönelime güç veriyor. Batı’ya NATO üyesi Türkiye’nin stratejik konumunu hatırlatıyor; ayrıca son olarak Batı ile bağlantılı ve Rusya ile iyi ilişkilere sahip olan Türkiye ile İsrail’in yeni bir eksen oluşturabilecekleri belli oldu. […] Türkiye ne kadar güvenlik politikalarında önem taşısa da Ankara’nın yanılsamaya kapılmaması gerekir: Avrupa Birliği ile bir yakınlaşma Türkiye’deki insan hakları durumunun muazzam bir şekilde iyileşmesini şart koşuyor.”

Kölnische Rundschau’da yer alan “Yeni Alman-Türk Yakınlaşması” başlıklı yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

“Scholz Türkiye’de hukuk devletinin kaybolmasından çekingen bir biçimde söz etti. Almanya Başbakanı bu konu ve tutuklu Alman vatandaşları meselesinde Türkiye ile görüş farklılıkları olduğunu söyledi. İkili ilişkilerin ise iyi olduğunu belirtti. Erdoğan siyasi, ekonomik ve teknolojik işbirliğinin geliştirilmesini ümit ettiğini söyledi.

Uzlaşmayı ifade eden bu sesler Alman-Türk bağının daha az sıkıntılı olduğunu akla getiriyor. Türkiye’de demokraside gerilemeler, Erdoğan’ın Yunanistan kara sınırını açarak mülteci sorununda baskı yapması ve Doğu Akdeniz’deki saldırgan Türk politikası bu ilişkiyi gölgelemişti. Ukrayna Savaşı bu görüş ayrılıklarını gizliyor ancak çözüme kavuşturmuyor.”

Rheinpfalz gazetesinde de Scholz’ün Türkiye ziyaretinin iki ülke arasında kötüleşmiş olan ilişkilerde bir “ara nağme” olarak kalacağı yorumu yapılıyor:

“Saldırgan Putin konusunda ortak bakış açısının Almanya-Türkiye ilişkileri konusunda orta vadede yeni perspektifler doğurması muhtemel değil. Scholz Ankara’da Erdoğan’a oldukça dikkat gösterdi ve Cumhurbaşkanı’na bağlı hükümetin insan hakları ihlallerini sadece çekingen bir şekilde eleştirdi.

İnsan haklarını dış politikanın merkezine koyacağı iddiası ile göreve gelen bir Federal Hükümet, bu yumuşak politikayı tabanını öfkelendirmeden sürdüremez. Diğer tarafta Erdoğan da kendi milliyetçi seçmeninin takdirini kazanmak için Avrupa ve Almanya’ya severek eleştiriler yönelttiğini yeterince sık gösterdi. Scholz’un Türkiye ziyareti o nedenle iki ülke arasında son derece kötüleşmiş olan ilişkilerde bir ara nağme olarak kalacak.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Gençlerin Yüzde 73’ü Yurtdışında Yaşamak İstiyor

Almanya merkezli Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) Derneği, Türkiye’de Z kuşağı üzerine bir araştırma yayınladı. 28 ilde ve 3 bin 243 kişiyle yüz yüze araştırma Z kuşağının sosyo-ekonomik ve sosyo-politik durumunu, Türkiye’nin güncel sorunlarına bakışını ve geleceğe dönük beklentilerini içeriyor.

Araştırmaya göre 18-25 yaş kuşağındaki gençler politikacılara ve siyasi partilere güvenmiyor, gençler yurtdışında yaşamak istiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 18-25 yaş grubunda yaklaşık 7 milyon kişi var.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre gençlerin yüzde 82,9’u “Türkiye’de gelir dağılımının dengesiz olduğunu, eşit olmadığını” söylüyor. Türkiye’de gelir dağılımının dengeli ve eşit olduğunu söyleyenlerin oranı ise sadece yüzde 1,8.

İşsizlik konusunda araştırmaya katılanların yüzde 87,3’ü “Türkiye’de çok fazla işsizlik var” görüşünü dile getiriyor.

Gençler, işsizliğin birinci nedeni olarak “adam kayırmacılık ve torpili” gösterirken, yüzde 64,1’i de “kamuya işe alımlarda ehliyet ve liyakate göre davranılmadığını düşündüğünü” belirtiyor.

Gençlere memnuniyet ve mutluluk durumları sorulduğunda yüzde 55,2’sinin “şimdiki yaşamından ne tam olarak mutlu ne de mutsuz olduğu” yanıtını verdiği görünüyor. Katılımcıların yüzde 25,8’i ise, şimdiki hayatından hiç memnun olmadığını, aksine mutsuz olduğunu ifade ediyor.

Ne Cumhurbaşkanı ne de yargı: Gençler kimseye güvenmiyor

Araştırma, Türkiye gençliğinin yarısından fazlasını oluşturan yüzde 56,1’lik kesiminin politikacılara “hiç güvenmediğini” ve bu oranın “güvenmem” diyenlerle birlikte yüzde 76,7’ye çıktığını gösteriyor.

Bu yüksek düzeyde güvenmeme halinin siyasi partiler için de geçerli olduğu yine araştırma sonuçlarında görülüyor. “Hiç güvenmem” ve “güvenmem” diyenlerin toplamı yüzde 75,9.

Veriler, yüzde 48 oranında gençlerin Cumhurbaşkanına “hiç güvenmediğini” ve bu oranın “güvenmem” diyenlerle birlikte yüzde 58,8 olduğunu gösteriyor.

Yüzde 8,9’luk bir grup Cumhurbaşkanına “çok güvendiğini,” yüzde 10,5’lik diğer bir kesim ise “güvendiğini” kaydediyor.

Polis teşkilatına güven duyanların oranı yüzde 47,5, orduya güven duyanların oranının yüzde 68,1 olarak görüldüğü araştırmada, adalet sistemine güvensizlik duyanların oranının yüzde 63,6, medyaya güvensizlik oranının ise yüzde 62,4 olduğu görüntüleniyor.

Benzer şekilde gençler, yüzde 56,7 oranında din adamlarına da güvenmiyor. Bilim insanlarına duydukları güven düzeyi sorulduğunda ise yüzde 70,3’lük bir kesim güvendiği yanıtını veriyor.

Gençler AB’ye güvenmiyor ama üyelik istiyor

Araştırma, gençlerin uluslararası kuruluşlara bakışını da yansıtıyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) duyulan güvensizlik yüzde 48,1, Avrupa Birliği’ne (AB) duyulan güvensizlik yüzde 50,6 ve NATO’ya ise yüzde 52,5 oranında raporlandırılıyor.

Ancak gençlerin yüzde 42’si “Bence Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olursa bizim için çok iyi olur” diyor. “Türkiye’nin hiçbir şekilde AB’ye üye olmasını istemem” diyenler de yüzde 14,2 olarak görünüyor.

Gençler, ‘mülteci politikası değişmeli’ diyor

Gençlerin yaklaşık yüzde 80’i devletin Suriyelilere yönelik göçmen politikasını olumlu bulmadığını ve uygulanan politikaların değiştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Katılımcıların yüzde 41,5’i Suriyeliler yerine Türk vatandaşlarına yardım edilmesi gerektiğini, yüzde 26,6’sı ise Suriyelilere sadece beslenme, barınma ve sağlık konularında yardım edilmesi ve diğer hiçbir konuda yardım yapılmaması gerektiğini düşünüyor. Gençlerin yüzde 56,7’si, Suriye’de barış olduğunda ve durum düzeldiğinde hepsinin kendi ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini kayda geçiriyor.

Türkiye’nin kötü yönetildiğini düşünüyorlar

Verilere göre, gençlerin yüzde 62,5’i “Ülkenin bugünkü yönetiminden hiç memnun değilim, Türkiye kötü yönetiliyor” diye görüş belirtiyor. Bu soruya “yönetimden çok memnunum” diyenlerin oranı yüzde 5,9. Katılımcıların dörtte biri ise bugünkü yönetim durumunu orta halli -ne iyi ne de kötü yönetiliyor- olarak değerlendiriyor.

İnsan haklarına önem verildiğini, çok saygı gösterildiğini düşünenlerin oranının sadece yüzde 3,7 olması, “insan haklarına hiç saygı veya pek saygı gösterilmiyor” diyenlerin yüzde 65,9 olarak çıkması gençlerin bu konuda da memnun olmadığını gösteriyor.

Araştırmada gençlere, “Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?” sorusu da yöneltiliyor. Yüzde 35,2’lik bir kesim “Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyorum, geleceğinden umutsuzum” yanıtını verirken, yüzde 27,6’lık bir kesim ise “Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyor olmasına karşın, Türkiye’nin geleceğinden umutlu olduğunu” söylüyor. Yüzde 19,4’lük bir grup ise Türkiye’nin durumunun hep aynı olduğunu ve bir değişiklik olacağını düşünmediğini ifade ediyor. Türkiye’nin geleceğini çok iyi gören ve gelecekten umutlu kesim ise sadece yüzde 10.

Araştırmaya katılanların dörtte üçü yakın gelecekte Türkiye’yi bekleyen birinci öncelikli sorun olarak ilk sırada ekonomik çöküntü, enflasyon yüksekliği ve hayat pahalılığını gündeme getiriyor.

Yüzde 73 Türkiye dışında yaşamak istiyor

Araştırmanın en önemli bulgularından biri “İmkânınız olsa Türkiye’de mi yaşamak istersiniz yoksa başka bir ülkede mi?” sorusuna verilen yanıtla ortaya çıkıyor.

Gençlerin yaklaşık yüzde 72’9’u fırsat verilse veya imkânı olsa Türkiye dışındaki bir ülkede yaşamak istediğini belirtiyor. Bu grubun ilk tercihi yüzde 30,6’lık bir oranla başta Almanya, İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri. ABD, Kanada ve İskandinav ülkeleri de verilen yanıtlar arasında.

Araştırmada, “İlginç olan, araştırmaya katılanlar, uluslararası ilişkiler anlamında Batılı ülkeleri güvenilmez bulsalar da, imkân verilse o ülkelerde yaşamayı düşünmekten de geri durmamaktadırlar,” yorumuna yer veriliyor.

Başka ülkelerde yaşamak isteğinin motivasyonlarına bakıldığında ise ilk sırada yüzde 32,4’lük bir oranla, “Oradaki yaşam koşullarının Türkiye’deki yaşam koşullarından daha iyi olması” gerekçesi yer alıyor. Gidilecek ülkede insan haklarının daha gelişmiş olması, daha fazla özgürlük olması ve Türkiye’de iş sorunu ve orada daha kolay iş bulabileceği gerekçeleri de sıralanıyor.

“Sorunlardan siyasetçiler sorumlu”

Bugünkü sorunlardan kimlerin sorumlu olduğuna ilişkin soruya gençlerin yüzde 38,9’u “iktidar ve muhalefet tüm siyasetçiler” yanıtını veriyorlar.

Bununla birlikte, Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu sorunların sorumlusunun Cumhurbaşkanı olduğunu belirtenler, yüzde 34,6 ile ikinci en büyük grubu oluşturuyor. Gençlerin yüzde 5’i dış düşmanları, yüzde 8,5’i ise iç düşmanları işaret ediyor.

Gençler kime oy verecek?

“Yarın seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yer aldığı araştırmada, “AKP’ye oy veririm” diyenlerin yüzde 10 ve müttefiki MHP’nin yüzde 4,4 olarak görülüyor.

Araştırmaya göre, CHP’ye oy vereceğini ileten gençlerin oranı yüzde 23,9, İYİ Parti’ye yüzde 4,9, HDP’ye yüzde 4,7 olarak çıkıyor.

Araştırma, bununla birlikte, “Kararsızım (yüzde 16,8)”, “Oy kullanmayacağım (yüzde 12,4)” ve “Cevap vermek istemiyorum (yüzde 15,5)” seçenekleri de toplamda katılımcıların neredeyse yarısına yakın bir oranı (yüzde 44,7) oluşturuyor.

Paylaşın

10 Ülkeden Osman Kavala’yı Serbest Bırakın Çağrısı

Aralarında Almanya, ABD, Danimarka, Finlandiya gibi ülkelerinde bulunduğu 10 ülkenin büyükelçiliği, Türkiye’ye Osman Kavala’yı serbest bırakın çağrısında bulundu. Çağrı metninde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kavala kararı hatırlatıldı.

Haber Merkezi / Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Büyükelçilikleri 4 yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkındaki kararın hatırlatıldığı çağrı metninde şu ifadelere yer verildi;

“Osman Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden dört yıl geçti. Davanın, farklı dosyaların birleştirilmesi ve beraat kararından sonra yeni davaların yaratılması yoluyla sürekli geciktirilmesi, Türk yargı sisteminde demokrasiye saygıyı, hukuk devleti ve şeffaflık ilkelerini gölgelemektedir.

“Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması…”

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Büyükelçilikleri olarak Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle ve milli kanunlarıyla uyumlu şekilde, bu davanın adil ve hızlı biçimde sonuçlandırılması gerektiği kanısındayız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu husustaki kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasının sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunuyoruz.”

Paylaşın

Milli boksör Mehmet Nadir Ünal finale yükseldi

Haber Merkezi / Mehmet Nadir Ünal Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen Uluslararası Almanya Boks Turnuvası’nda Moldovalı rakibi Dmitri Cosciug’u TKO (teknik nakavt) ile geçerek adını finale yazdırdı.

Tokyo Olimpiyat Oyunları Avrupa Kota Müsabakaları hazırlıkları kapsamında Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen Uluslararası Almanya Boks Turnuvası’nda milli formayla mücadele eden Mehmet Nadir Ünal, Moldovalı rakibi Dmitri Cosciug’u TKO (teknik nakavt) ile geçerek adını finale yazdırdı.

Mehmet Nadir 13 Ocak 1993 tarihinde Adana’da dünyaya gelmiştir. Boksör Fenerbahçe bünyesinde kariyerini sürdürmektedir. 2016 Yaz Olimpiyatları’nda Türkiye’yi hafif ağır siklet klasmanında temsil etmiştir.

Paylaşın