Almanya’nın Doktor Açığını Türkiye’den Giden Doktorlar Kapatıyor

Son 10 yılda Almanya’ya giden ve birçoğu uzman olan Türkiyeli doktor sayısı 7 bin 500’ü geçti. Almanya’da bir Türkiyeli doktor yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Almanya’da 2022 yılı başına kadar 15 bin olarak açıklanan ‘doktor açığını’ Türkiye’den giden doktorlar kapatmaya başladı. Türkiye’den Alman hastanelerine başvurup ‘doktorluk yetki belgesi (approbation)’ alan doktorların sayısı 7 bin 500’e ulaştı.

Sözcü gazetesinden Ali Gülen’in haberine göre, Almanya’ya geçen yıl bin 500’ün üzerinde doktor giderken, 2022 yılında bu sayıya şimdiden ulaşıldı. Son iki yıl içerisinde giden Türkiyeli doktorların çoğunun da uzman olduğu öğrenildi.

Uzman doktorların sadece hastanelerde iş bulmak için gelmediği, aynı zamanda muayenehane de açtığı belirtildi. Almanya’nın birçok kentinde, Türkiyeli göz doktorları, Türkiyeli ortopedistler, diğer uzmanlar kendi kliniklerinde çalışıyor.

Almanca öğrenerek giden Türkiyeli doktorların hastalarının çoğunun ise Almanlar’dan oluştuğu aktarıldı.

Türkiye’den giden doktor Almanya’da bir yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Türkiye’den giden doktorlar, “Kendimizi buraya zor attık” derken, en çok Türkiye’deki çalışma koşulları, düşük gelir ve sağlık çalışanlarına karşı kötü davranışlardan şikayet ediyor.

Çocuklarını eğitememek ya da daha iyi yaşam koşulları nedeniyle Almanya’yı tercih edenlerin sayısı her geçen gün artarken, Türkiyeli doktorların ikinci olarak seçtiği ülke ise İsviçre oldu.

Paylaşın

İran’dan Almanya, Fransa Ve İngiltere’nin ‘Nükleer Bildirisi’ne Sert Tepki

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, ülkesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile ilgili duruşunun müzakereleri tehlikeye attığına ilişkin ortak bildirisinin iyi niyete aykırı olduğunu ve yapıcı olmadığını ifade etti.

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Kenani, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ortak bildiriyle İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile ilgili duruşunu eleştirmesi ve söz konusu duruşun müzakereleri tehlikeye attığını öne sürmesine tepki gösterdi.

Kenani, ortak bildirinin yapıcı olmadığını ve “üç Avrupa ülkesinin yaptırımları kaldırmaya yönelik müzakerelerle ilgili iyi niyetine aykırı” olduğunu belirtti.

Müzakerelerin sonuca ulaşması için müzakere eden taraflar ile müzakerelerin koordinatörü arasında diplomatik etkileşimlerin ve mesaj alışverişinin devam ettiğini bildiren Kenani, müzakerelerin birçok aşamada ilerlediğini, bunun, İran’ın iyi niyetinin, girişimlerinin ve fikirlerinin bir sonucu olduğunu savundu.

Avrupalı tarafları, müzakere sürecine başından beri karşı çıkan ve şimdi tüm güçleriyle İran’ı yenmeye çalışan üçüncü tarafların etkisi konusunda dikkatli olmaya çağıran Kenani, yaptıkları ortak açıklama nedeniyle üç Avrupa ülkesini İsrail çizgisine uymakla suçladı.

Kenani, bu ülkelerin, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma müzakerelerinin başarısız olması durumunda sorumlu tutulacaklarını ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye, “kalan birkaç anlaşmazlığın sona erdirilmesine yönelik çözüm sağlamak için diplomatik süreci yok etme noktasına gelmek yerine daha aktif rol oynama” tavsiyesinde bulundu.

Ne olmuştu?

Fransa, Almanya ve İngiltere, yayınladıkları ortak bildiride, nükleer anlaşmanın diğer üyeleri ve ABD ile birlikte Nisan 2021’den bu yana İran ile anlaşmayı yeniden canlandırmak ve uygulamak için müzakere ettiklerini belirtmişti.

Ağustos ayının başlarında Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) Koordinatörü, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in İran’a KOEP yükümlülüklerine geri dönmesine izin verecek ve aynı zamanda ABD’nin anlaşmaya dönmesi için zemin sağlayacak nihai metni sunduğu bildirilmişti.

Bildiride, müzakereye sunulan son metinde koordinatörün, sınırlarını zorlayan değişiklikler de yaptığı belirtilerek, “Ne yazık ki İran bu kritik diplomatik fırsatı kullanmamayı tercih etti. Bunun yerine, nükleer programını kabul edilebilir sivil gerekçelerin sınırlarının ötesine taşımaya devam etti.” ifadeleri kullanılmıştı.

Bildiride, İran’ın konumunun yasal olarak bağlayıcı yükümlülükleriyle çeliştiği ve KOEP’i yeniden canlandırma olasılığını tehlikeye attığı kaydedilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Almanya’da Enerji Faturalarına Yardım İçin 65 Milyar Euroluk Paket

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, önümüzdeki aylarda enerji maliyetlerinin artması tehdidine karşılık 65 milyar euroluk bir enerji paketi açıkladı. Avrupa genelindeki ülkeler de benzer önlemleri değerlendiriyor.

Daha önceki iki önlemler paketinden çok daha büyük olan programda en büyük tehdit altındakilere destek ödemeleri ve enerji yoğun işletmelere vergi kesintileri öngörülüyor.

Rusya’nın Ukraynayı işgalinden bu yana enerji fiyatlarında artış oldu. Rusya, iki gün önce Kuzey Akım 1 boru hattı üzerinden Almanya’ya gaz ihracıtını süresiz durdurduğunu açıklamıştı.

Ancak Rusya ile son gerilim, Almanya gibi ülkeleri başka yerlerden doğalgaz tedarik etmeye zorladı. Ülkedeki doğalgaz depolarındaki doluluk oranı Haziran ayında yarıdan azdı ve bugün yüzde 84’e yükseldi.

Başbakan Scholz gazetecilere yaptığı açıklamada Almanya’nın kış aylarını geçirebileceğini belirtti ve “Rusya’nın artık güvenilir bir enerji ortağı olmadığını” söyledi.

Scholz, hükümetin emeklilere, sosyal yardım alanlara ve öğrencilere tek seferlik ödeme yapacağını ve ayrıca enerji faturalarında tavan fiyat uygulamasına gidileceğini kaydetti.

9 bin kadar enerji yoğun işletme de 1,7 milyar dolarlık vergi kesintisinden faydalanacak.

Scholz faturaları azaltmak için enerji şirketlerinin kârına gelir vergisi uygulanacağını ifade etti.

Son paketle birlikte enerji krizine yardım için harcanan para 100 milyar euroya çıktı. Covid döneminde Alman ekonomisini ayakta tutmak için 300 milyar euro dolayında para harcanmıştı.

Bu arada, İngiltere’de de Muhafazâr Parti’de başbakanlık için yarışan Lizz Truss, başbakan olduğu takdirde bir hafta içinde enerji fiyatlarıyla başa çıkılabilmesi için bir plan açıklayacağını ifade etti.

AB Enerji Bakanları da 9 Eylül’de enerji fiyatları yükünün nasıl azaltılacağını ele alacakları bir toplantı yapacak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Polonya, Almanya’dan 1,3 Trilyon Euro Tazminat Talep Etti

Polonya, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarih olan 1 Eylül’de, savaşta verdiği zarar nedeniyle Almanya’dan tazminat talep etti. Polonya’nın bu talebi iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PİS) lideri Jaroslaw Kaczyinski tarafından açıklanan bir raporla dünyaya duyuruldu.

Polonya iktidar partisi lideri tarafından tanıtılan raporda, savaşta verdiği zarar nedeniyle Almanya’dan talep edilen tazminat miktarı 1,3 trilyon Euro olarak yer aldı.  Bu tutar Almanya’nın yıllık milli gelirinin yaklaşık üçte birine denk düşüyor.

Almanya ise Polonya’nın talebini reddetti.

Almanya’ya göre tazminat meselesi 1953 yılında Polonya’nın tazminat istemeyeceğini belirtmesiyle kapanmış ve 1990 yılında da ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan Paris sözleşmesiyle nihai olarak sonlandırılmıştı.

Tazminat talebi ilk kez gündeme gelmiyor. Adalet ve Hukuk Partisi, Polonya’da iktidara geldiği 2015 yılından bu yana Almanya’ya karşı tazminat talep edilebileceğini defalarca gündeme getirmiş, ancak Almanya’ya yönelik resmi bir başvuruda bulunmamıştı.

Polonya savaşta 6 milyon kurban verdi

Kaczynski tazminat için istenen miktarın, savaşta Almanya’nın Polonya’ya verdiği zararın en asgari hesaplarla çıkarılmış sonucu olduğunu, aslında bu rakamın daha da artabileceğini de söyledi.

Alman ordularının Polonya’ya saldırmasıyla başlayan İkinci Dünya Savaşı’nda ve savaş dönemindeki Polonya işgalinde yarısı Yahudi asıllı olmak üzere yaklaşık 6 milyon Polonya vatandaşı hayatını kaybetmişti.

2 milyonu aşkın vatandaşının da Naziler tarafından çalışma kamplarına gönderildiği Polonya, savaşta en çok zarar gören, şehirleri yerle bir olan ülkelerin başında geliyordu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Polonya’nın 1953’deki tazminattan feragat etme taahhüdünün geçerli olduğunu söyledi. Sözcü Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak politik ve ahlaki sorumluluğu bundan böyle de üstleneceğini, ancak tazminat ödemeyeceğini vurguladı.

Tazminat talebi neden şimdi gündeme geldi?

Uluslararası siyaset yorumcuları Polonya tarafından gündeme getirilen ve miktarı çok yüksek olan böylesi bir tazminatın ödenmesinin mümkün olmadığını ve bunu Polonya liderleri tarafından da bilindiğini düşünüyorlar.

Peki o zaman, bu kadar yıl sonra ve kriz döneminde bu talep neden gündeme getirildi?

Uluslararası siyaset yorumcularına göre bu talebin gündeme getirilmesinin asıl nedeni Polonya’ya Avrupa Birliği tarafından verilen yapısal dönüşüm fon ve yardımlarının bu ülkedeki hukuk ihlalleri nedeniyle kesilmesi.

Yorumcular, “Polonya ikinci bir tartışma ve pazarlık konusu açarak Avrupa Birliği’nden alacağı yardımların musluğunu  yeniden açmayı deniyor olabilir” diyor.

Polonya’daki muhalefete göre tazminat talebinin bir nedeni de iktidarın ülke içinde destek kazanma çabası.

2023 yılı sonbaharında gerçekleşecek genel seçimlere giderken iktidar partisinin seçim kampanyasına tazminat talebiyle başladığını düşünenlerin sayısı da az değil.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Almanya Başbakanı, Vergi Kaçakçılığı Skandalında İfade Verecek

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, milyarlarca euroluk vergi kaçakçılığı skandalında Hamburg Belediye Başkanı rolüyle ilgili bugün milletvekillerinin önünde ifade verecek. Alman Şansölye, Hamburg Eyalet Meclisinde skandalın aydınlatılması için kurulan araştırma komisyonunda soruları cevaplayacak. 

Scholz’un ülkede “tarihin en büyük vergi sahtekarlığı” olarak nitelendirilen Cum-ex skandalına ilişkin çelişkili açıklamalar yaptığı ileri sürülüyor.

Davanın, yükselen enerji enflasyonu karşısında artan kamuoyu hoşnutsuzluğunun yaşandığı dönemde Scholz ve ‘kırılgan koalisyonu’ zor duruma düşürebileceği belirtiliyor.

Muhalif muhafazakarların komisyondaki temsilcisi Richard Seelmaecker, skandalla ilgili “Siyasi etki olmadan gerçekleşmiş olamaz” dedi.

Scholz geçtiğimiz günlerde “Bu, iki buçuk yıldır bir sorun. Sayısız dosya incelendi, sayısız insan dinlendi. Sonuç her zaman aynı: Hiçbir siyasi etki olmadı” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

İddialar neler?

Cum-ex soruşturmasında, ülkede başta bankacılar olmak üzere varlıklı yatırımcılar ve avukatların sistematik olarak devletten, hiç ödemedikleri vergilerin geri ödemesi için karmaşık hisse senedi anlaşmalarına imza attıkları ortaya çıkarılmıştı.

Alman basınında çıkan haberlerde 2011-2018 yıllarında Hamburg Eyaleti Başbakanı olarak görev yapan Scholz’un, Warburg Bankası ortaklarından Christian Olearis ile birçok kez görüştüğü ve tavsiyelerde bulunduğu aktarılıyor.

Haberlerde, Scholz’un Olearius ile yaptığı görüşmeden sonra Hamburg maliyesinin Warburg Bankasının 47 milyon euroluk vergi iadesini ödemesini geciktirerek zaman aşımına uğramasına izin verdiği belirtiliyor. Ancak Warburg Bankasının bir yıl sonra Federal Maliye Bakanlığının baskısı üzerine 43 milyon euroyu ödediği ifade ediliyor.

Alman vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre, Cum-ex ile devlet hazinesi, 2005-2011 döneminde milyarlarca euro zarara uğratıldı.

Bakanlıkta arama yapıldı

Köln Savcılığı, geçen yıllarda “Cum-ex” olarak adlandırılan işlemler yoluyla vergi kaçakçılığı şüphesiyle Hamburg, Frankfurt ve Münih’teki çeşitli finans kurumlarının binalarında ve Scholz’un Maliye Bakanı olduğu dönemde Bakanlıkta aramalar yaptırmıştı.

Bu soruşturma kapsamında, eski SPD Federal Meclis Milletvekili ve Scholz’a yakın isimlerden Johannes Kahrs’ın bankadaki özel kasasında 200 bin euronun üzerinde paraya rastlandığı ortaya çıkmış ve Scholz’un Hamburg Eyalet Başbakanlığı döneminde kullandığı elektronik posta adresine gelen iletiler incelenmişti.

Paylaşın

Almanya’yı 2-1 Yenen İngiltere Avrupa Şampiyonu Oldu

İngiltere, 2022 Avrupa Kadınlar Futbol Şampiyonası’nın (EURO 2022) finalinde Almanya’yı 2-1 yenerek şampiyon oldu. İngiltere’nin başkenti Londra’daki Wembley Stadı’nda oynanan maçı resmi rakamlara göre 87 bin 192 taraftar izledi.

Bu sayıyla erkek ve kadın Avrupa Şampiyonaları tarihinde tribünde en çok taraftarın yer aldığı maç rekoru kırıldı.

Karşılamanın ilk gol İngiltere adına 62. dakikada Ella Toone’dan geldi. Dakikalar sonra Almanya’nın bir vuruşu kale direğinden döndü.

78. dakikada Almanya Lina Magull ile karşılaşmada beraberliği sağladı. Karşılaşmanın 90 dakikası 1 – 1 sona erdi. Uzatmaların ilk bölümü bu sonuçla biterken, İngiltere uzatmanın ikinci yarısında bitime 10 dakika kala Chloe Kelly ile öne geçti.

Karşılaşma bu golle sonuçlandı. İngiltere 1966 yılında erkek milli takımının kazandığı Dünya Kupası sonrası ilk kez bir büyük futbol turnuvasında şampiyon oldu.

Almanya kadınlar futbolunda bu turnuvada ilk kez final kaybetti. Yaklaşık bir sene önce İngiltere Erkek Milli Takımı İtalya’ya aynı statta penaltılarla yenilmişti.

İngiltere kadın futbol milli takımı daha önce 1984 yılında İsveç’e, 2009’da da Almanya’ya Avrupa Şampiyonası finalinde kaybetti.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Prens William da karşılaşmayı izledi. Birçok futbol yorumcusuna göre uluslarası arenada İngiltere’nin en büyük rakibi olan Almanya’ya karşı Ada’nın şansı yaver gitmiyordu.

Kadınlar futbolunda 27 kez Almanya ile karşılaşan İngiltere bu maçların 21’ini kaybetmişti.

Paylaşın

Avrupa’nın Beş Büyük Futbol Liginde Şampiyonlar Belli Oldu

Trabzonspor, Süper Lig’in bitimine 3 hafta kala kupayı kaldırmaya hak kazanırken, Avrupa’nın beş büyük futbol ligi olan İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da da ligin en büyüğü belli oldu.

İspanya’da La Liga’da şampiyonluk, sezonun bitimine 4 maç kala 35. defa Real Madrid’in oldu. Şampiyonluğunu ilan etmek için sadece beraberliğe ihtiyacı olan Real, Espanyol Barcelona’yı 4 golle geçerek müzesine götürdüğü kupa sayısında rekor kırdı. Ezeli rakibi Barcelona’nın ise 15 puan önünde ipi göğüslemeyi başardı.

Bundesliga’da şampiyonluğu art arda 10. defa kazanmayı başaran takım Bayern Munih oldu. Bavyera kulübü bu başarıyı ligin bitimine 3 hafta kala 23 Nisan’daki Borussia Dortmund maçındaki 3-1’lik galibiyetinin ardından ilan etti. İkinci sıradaki ezeli rakibini 12 puan fark atan Bayern, tarihinde 32. defa lig kupasını kaldırma başarısını gösterdi.

Bayern ayrıca Dortmund’u arka arkaya 8 karşılaşmada devirmiş oldu. 2019’dan beri Bavyera takımı Dortmund’a karşı kaybetmedi.

Manchester City’ye kupayı getiren isim İlkay Gündoğan

İngiltere’de ise bu yıl gülen takım son maçta belli oldu. Son beş yılda dört defa lig kupasını müzesine götürmeyi başaran Manchester City, böylece kulüp tarihinde 8. defa şampiyonluk tattı. Premier Lig’in son haftasında 2-0 geriye düştüğü maçta Aston Villa’yı 3-2 yenen Manchester City, Liverpool’un sadece 1 puan önünde şampiyonluğa ulaştı.

Bu başarıda oyuna 68. dakikada giren Türk asıllı Alman milli futbolcu İlkay Gündoğan baş rolü oynadı. İlkay ile 76. dakikada umutlanan Manchester City, 2 dakika sonra Rodri’nin kaydettiği golle skoru eşitledi, ardından yeniden sahneye çıkan İlkay, Manchester City’nin sahadan 3-2 galip ve lig şampiyonu olarak ayrılmasını sağladı.

Fransa Birinci Lig’de şampiyonun ismi sezonun bitimine haftalar kala belli oldu. Başkent takımı Paris St. Germain (PSG) kupayı 10. defa kaldırmayı başardı. İkinci sıra için ise Monaco ve Marsilya arasındaki kıyasıya mücadele son maça kadar devam etti. Strasbourg’a karşı sezonun son maçını 4-0 gibi bir farkla kazanan Marsilya Monaco’dan gelecek habere kulak kesti.

Son haftaya ikini sırada giren prenslik ise Lens deplasmanından 2-2’lik eşitlikle bir puan ile dönünce Marsilya’nın gerisinde kalmaktan kurtulamadı. Bu sayede PSG ve Marsilya ön eleme maçları oynamadan Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı.

İtalya futbol ligi de şampiyonluk heyecanı son maça kadar devam edenlerden oldu. Milano’nun iki takımının kıyasıya mücadelesinde son gülen AC Milan olurken Inter Milan ise averajla ikinci sırada kaldı. Şampiyonluk için beraberliğin yetmesine rağmen Milan, Sassuolo deplasmanında ilk yarıda 3 gol bularak Inter Milan’ın umutlarını yıktı.

Bu zaferde Fransız golcü Olivier Giroud attığı iki golle önemli rol oynadı ve 2011’den beri yaşanan hasrete son vererek İtalya Lig Kupası Scudetto’nun Milan tarafından 19. defa kaldırılmasını sağladı.

Aynı anda Sampdoria ile karşılaşan Inter Milan, 90 dakikayı 3-0’lık bir galibiyetle kapatsa da aradaki iki puanın kapanmasını engelleyemedi. Gelecek sene Şampiyonlar Ligi’ne iki Milan takımının yanı sıra Napoli ve Juventus da gitmeye hak kazandı.

Paylaşın

Almanya’da DHKP-C Operasyonu: 3 Tutuklama

Almanya’da Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin (DHKP-C) biri ülke sorumlusu olduğu belirtilen üç üst düzey yöneticisi tutuklandı. Federal Adalet Mahkemesi (BGH) tarafından haklarında tutuklama kararı çıkarılan Türk uyruklu Özgül E. ve İhsan C. ile Alman vatandaşı Serkan K.’nın Almanya’da “yabancı terör örgütü” olarak kabul edilen yasaklı DHKP-C’ye üye olmaktan yargılanacakları belirtildi.

Federal Adalet Mahkemesi bünyesindeki Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Özgül E.’nin 16 Mayıs’ta Heidelberg’de, Serkan K.’nın 17 Mayıs’ta Hamburg’da, İhsan C.’nin ise 18 Mayıs’ta Bochum’da gözaltına alındıkları belirtildi.

Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, DHKP-C’nin, Türk devletini “silahlı mücadele yoluyla” ortadan kaldırma ve yerine Marksist-Leninist bir rejim getirme hedefinde olduğu belirtildi. Örgütün 1994 yılındaki kuruluşundan bu yana ve yakın geçmişte Türkiye’de çok sayıda cinayet işlediği ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi. Ayrıca DHKP-C’nin defalarca intihar bombalı eylemler gerçekleştirdiğine de vurgu yapılan açıklamada, örgütün Avrupa’yı terörist faaliyetlerini finanse etmek, militan sağlamak ve eğitmek, silah ve diğer askeri teçhizatları temin etmek üzere “arka cephe” olarak kullandığı ifade edildi.

Biri Almanya sorumlusu

Federal Başsavcılık sanıklarla ilgili olarak da ayrıntıları paylaştı. Açıklamada, Özgül E.’nin en geç Ocak 2003’ten bu yana DHKP-C’de aktif olduğu belirtilerek, Nisan 2004’e kadar örgütün Amsterdam’daki merkez basın bürosunda yönetici olarak görev yaptığı, burada diğer çalışanlara talimat vererek kurum içi iletişimi ve haberlerin iletilmesini sağladığı belirtildi. E.’nin ayrıca basın bürosuna veya örgütün diğer birimlerine aktarılan paraları kabul ettiği ve sahte kimlik belgeleri düzenlenmesinde etkili oduğu da belirtildi.

Özgül E.’nin Haziran 2014’te Almanya’da DHKP-C aktivistlerinin ve yetkililerinin katıldığı ve gelirlerinin de örgüte aktarıldığı bir konsere öncülük ettiği, Aralık 2015’ten en az Şubat 2016’ya kadar, İstanbul bölgesinde DHKP-C için çeşitli görevler üstlendiği, burada örgüt mensuplarına yönelik eğitim, propaganda çalışmaları, basın yazıları ve gerilla savaşçıları için eğitim programları gibi etkinlikleri yönettiği kaydedildi. Sanıkların en geç Ocak 2017’den itibaren örgütün “Almanya sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtilen Savcılık açıklamasında, burada da özellikle bağış veya haftalık bültenin satışı gibi finansal kaynakların toplanması ve dernek için etkinliklerin organizasyonununun koordinasyonu gibi faaliyetleri yönettiği ifade edildi. Özgül E.’nin  Almanya’da da sahte kimlik belgeleri düzenlenmesine yardımcı olduğu, ayrıca, gizli faaliyet gösteren örgüt mensuplarının kaçak yollarla intikaline de destek olduğu ileri sürüldü. Özgül E.’nin Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığına da vurgu yapıldı.

“Hamburg sorumlusu” da tutuklandı

Diğer sanık Serkan K.’nın 2014 ile 2018 yılları arasında Almanya’da DHKP-C için çalıştığı, başlangıçta örgütün gençlik komitesi üyesi olduğu, 2015 yazından itibaren de Hamburg bölgesinde “Bölge sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtildi. K.’nın zaman zaman Hamburg, Bremen ve Berlin bölgelerini kapsayan “DHKP-C Kuzey Bölgesi‘nin” de sorumluluğunu üstlendiği ifade edildi.

Savcılık açıklamasında Serkan K.’nın DHKP-C’nin Almanya ve Avrupa yöneticilerinin talimatlarının uygulanmasını sağladığı ve bu kişilere bizzat rapor verdiği belirtilirken, “Kuzey Bölge Sorumlusu” olarak örgüte finansman sağlanması ve yönlendirilmesi, üyelerin ve aktivistlerin eğitilmesi ve DHKP-C ve bağlı oluşumları için propaganda faaliyetlerinin yürütülmesini sağladığı da vurgulandı. Bunlara ek olarak, sahte kimlik belgeleri tahsis etmek ve gizli hareket eden örgüt üyelerinin kaçak yollarla intikalini sağlamakla suçlanıyor.

Serkan K.’nın Şubat 2017’de “Kuzey bölgesindeki” kadro görevini bıraktıktığı, 2018’in sonuna kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığı ifade edildi.

Güney bölgesi sorumlusu İhsan C.

İhsan C.’nin ise en geç Eylül 2015’ten bu yana, DHKP-C’nin Frankfurt, Darmstadt, Saarbrücken, Stuttgart, Ulm, Münih, Augsburg ve Nürnberg şehirlerini kapsayan Güney Bölgesi Sorumlusu olarak faaliyetler gerçekleştirdiği, kendisine bağlı olan bölge yöneticileriyle yakın temas halinde olduğu, onlara talimatlar verdiği ve bölgelerdeki gelişmeler hakkında bilgi aldığı ileri sürüldü.

Sanığın ayrıca DHKP – C’nin Almanya ve Avrupa üst düzey yöneticilerinin talimatlarını uyguladığı da belirtilen açıklamada, görevleri arasında örgüte maddi kaynak temin etmek ve iletmek, üyeleri ve aktivistleri eğitmek ve DHKP-C’ye bağlı kamufle dernekler lehine propaganda faaliyetleri yürütmek de sıralandı. İhsan C’nin de diğerleri gibi sahte kimlik temin etme ve gizli örgüt mensuplarının intikali ve iskanı ile de ilgili yardımcı olma suçları işlediği ifade edildi.

İhsan C.’nin Mayıs 2017’de “Güney bölgesi sorumluluğundan” ayrıldığını ancak Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerinde yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, Özgül E’nin 17 Mayıs’ta, Serkan K. ve İhsan C’nin ise 18 Mayıs’ta yargılandıkları ve üçünün de tutuklandığı ifade edildi.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı, Türkiye’nin Stratejik Konumunu Hatırlattı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, göreve gelmesinin ardından Türkiye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile üç saati aşkın süren bir görüşme yaptı. Scholz’un ziyareti Alman basınında nasıl yorumlandı?

Alman gazetelerinde yer alan yorumlarda Türkiye ile Almanya arasındaki sorunların Ukrayna’daki savaş nedeniyle geri plana itildiği ancak çözüme kavuşmadığı fikri öne çıkıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yer alan yorum şöyle:

“Türkiye Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından önce dış politikasını yeniden şekillendirmeye başlamıştı. Rus saldırganlığı, bu süreci hızlandırdı zira Türkiye’ye Batı ile bağlantılı olmanın yararını hatırlattı. Başbakan Scholz’un Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyareti o nedenle doğru bir zamanda gerçekleşti. Türkiye, dış politikasını aylar önce düzeltti. Ankara, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi, Ermenistan ile de (normalleşme) üzerinde çalışıyor.

Ukrayna’daki savaş, yeni yönelime güç veriyor. Batı’ya NATO üyesi Türkiye’nin stratejik konumunu hatırlatıyor; ayrıca son olarak Batı ile bağlantılı ve Rusya ile iyi ilişkilere sahip olan Türkiye ile İsrail’in yeni bir eksen oluşturabilecekleri belli oldu. […] Türkiye ne kadar güvenlik politikalarında önem taşısa da Ankara’nın yanılsamaya kapılmaması gerekir: Avrupa Birliği ile bir yakınlaşma Türkiye’deki insan hakları durumunun muazzam bir şekilde iyileşmesini şart koşuyor.”

Kölnische Rundschau’da yer alan “Yeni Alman-Türk Yakınlaşması” başlıklı yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

“Scholz Türkiye’de hukuk devletinin kaybolmasından çekingen bir biçimde söz etti. Almanya Başbakanı bu konu ve tutuklu Alman vatandaşları meselesinde Türkiye ile görüş farklılıkları olduğunu söyledi. İkili ilişkilerin ise iyi olduğunu belirtti. Erdoğan siyasi, ekonomik ve teknolojik işbirliğinin geliştirilmesini ümit ettiğini söyledi.

Uzlaşmayı ifade eden bu sesler Alman-Türk bağının daha az sıkıntılı olduğunu akla getiriyor. Türkiye’de demokraside gerilemeler, Erdoğan’ın Yunanistan kara sınırını açarak mülteci sorununda baskı yapması ve Doğu Akdeniz’deki saldırgan Türk politikası bu ilişkiyi gölgelemişti. Ukrayna Savaşı bu görüş ayrılıklarını gizliyor ancak çözüme kavuşturmuyor.”

Rheinpfalz gazetesinde de Scholz’ün Türkiye ziyaretinin iki ülke arasında kötüleşmiş olan ilişkilerde bir “ara nağme” olarak kalacağı yorumu yapılıyor:

“Saldırgan Putin konusunda ortak bakış açısının Almanya-Türkiye ilişkileri konusunda orta vadede yeni perspektifler doğurması muhtemel değil. Scholz Ankara’da Erdoğan’a oldukça dikkat gösterdi ve Cumhurbaşkanı’na bağlı hükümetin insan hakları ihlallerini sadece çekingen bir şekilde eleştirdi.

İnsan haklarını dış politikanın merkezine koyacağı iddiası ile göreve gelen bir Federal Hükümet, bu yumuşak politikayı tabanını öfkelendirmeden sürdüremez. Diğer tarafta Erdoğan da kendi milliyetçi seçmeninin takdirini kazanmak için Avrupa ve Almanya’ya severek eleştiriler yönelttiğini yeterince sık gösterdi. Scholz’un Türkiye ziyareti o nedenle iki ülke arasında son derece kötüleşmiş olan ilişkilerde bir ara nağme olarak kalacak.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Gençlerin Yüzde 73’ü Yurtdışında Yaşamak İstiyor

Almanya merkezli Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) Derneği, Türkiye’de Z kuşağı üzerine bir araştırma yayınladı. 28 ilde ve 3 bin 243 kişiyle yüz yüze araştırma Z kuşağının sosyo-ekonomik ve sosyo-politik durumunu, Türkiye’nin güncel sorunlarına bakışını ve geleceğe dönük beklentilerini içeriyor.

Araştırmaya göre 18-25 yaş kuşağındaki gençler politikacılara ve siyasi partilere güvenmiyor, gençler yurtdışında yaşamak istiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 18-25 yaş grubunda yaklaşık 7 milyon kişi var.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre gençlerin yüzde 82,9’u “Türkiye’de gelir dağılımının dengesiz olduğunu, eşit olmadığını” söylüyor. Türkiye’de gelir dağılımının dengeli ve eşit olduğunu söyleyenlerin oranı ise sadece yüzde 1,8.

İşsizlik konusunda araştırmaya katılanların yüzde 87,3’ü “Türkiye’de çok fazla işsizlik var” görüşünü dile getiriyor.

Gençler, işsizliğin birinci nedeni olarak “adam kayırmacılık ve torpili” gösterirken, yüzde 64,1’i de “kamuya işe alımlarda ehliyet ve liyakate göre davranılmadığını düşündüğünü” belirtiyor.

Gençlere memnuniyet ve mutluluk durumları sorulduğunda yüzde 55,2’sinin “şimdiki yaşamından ne tam olarak mutlu ne de mutsuz olduğu” yanıtını verdiği görünüyor. Katılımcıların yüzde 25,8’i ise, şimdiki hayatından hiç memnun olmadığını, aksine mutsuz olduğunu ifade ediyor.

Ne Cumhurbaşkanı ne de yargı: Gençler kimseye güvenmiyor

Araştırma, Türkiye gençliğinin yarısından fazlasını oluşturan yüzde 56,1’lik kesiminin politikacılara “hiç güvenmediğini” ve bu oranın “güvenmem” diyenlerle birlikte yüzde 76,7’ye çıktığını gösteriyor.

Bu yüksek düzeyde güvenmeme halinin siyasi partiler için de geçerli olduğu yine araştırma sonuçlarında görülüyor. “Hiç güvenmem” ve “güvenmem” diyenlerin toplamı yüzde 75,9.

Veriler, yüzde 48 oranında gençlerin Cumhurbaşkanına “hiç güvenmediğini” ve bu oranın “güvenmem” diyenlerle birlikte yüzde 58,8 olduğunu gösteriyor.

Yüzde 8,9’luk bir grup Cumhurbaşkanına “çok güvendiğini,” yüzde 10,5’lik diğer bir kesim ise “güvendiğini” kaydediyor.

Polis teşkilatına güven duyanların oranı yüzde 47,5, orduya güven duyanların oranının yüzde 68,1 olarak görüldüğü araştırmada, adalet sistemine güvensizlik duyanların oranının yüzde 63,6, medyaya güvensizlik oranının ise yüzde 62,4 olduğu görüntüleniyor.

Benzer şekilde gençler, yüzde 56,7 oranında din adamlarına da güvenmiyor. Bilim insanlarına duydukları güven düzeyi sorulduğunda ise yüzde 70,3’lük bir kesim güvendiği yanıtını veriyor.

Gençler AB’ye güvenmiyor ama üyelik istiyor

Araştırma, gençlerin uluslararası kuruluşlara bakışını da yansıtıyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) duyulan güvensizlik yüzde 48,1, Avrupa Birliği’ne (AB) duyulan güvensizlik yüzde 50,6 ve NATO’ya ise yüzde 52,5 oranında raporlandırılıyor.

Ancak gençlerin yüzde 42’si “Bence Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olursa bizim için çok iyi olur” diyor. “Türkiye’nin hiçbir şekilde AB’ye üye olmasını istemem” diyenler de yüzde 14,2 olarak görünüyor.

Gençler, ‘mülteci politikası değişmeli’ diyor

Gençlerin yaklaşık yüzde 80’i devletin Suriyelilere yönelik göçmen politikasını olumlu bulmadığını ve uygulanan politikaların değiştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Katılımcıların yüzde 41,5’i Suriyeliler yerine Türk vatandaşlarına yardım edilmesi gerektiğini, yüzde 26,6’sı ise Suriyelilere sadece beslenme, barınma ve sağlık konularında yardım edilmesi ve diğer hiçbir konuda yardım yapılmaması gerektiğini düşünüyor. Gençlerin yüzde 56,7’si, Suriye’de barış olduğunda ve durum düzeldiğinde hepsinin kendi ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini kayda geçiriyor.

Türkiye’nin kötü yönetildiğini düşünüyorlar

Verilere göre, gençlerin yüzde 62,5’i “Ülkenin bugünkü yönetiminden hiç memnun değilim, Türkiye kötü yönetiliyor” diye görüş belirtiyor. Bu soruya “yönetimden çok memnunum” diyenlerin oranı yüzde 5,9. Katılımcıların dörtte biri ise bugünkü yönetim durumunu orta halli -ne iyi ne de kötü yönetiliyor- olarak değerlendiriyor.

İnsan haklarına önem verildiğini, çok saygı gösterildiğini düşünenlerin oranının sadece yüzde 3,7 olması, “insan haklarına hiç saygı veya pek saygı gösterilmiyor” diyenlerin yüzde 65,9 olarak çıkması gençlerin bu konuda da memnun olmadığını gösteriyor.

Araştırmada gençlere, “Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?” sorusu da yöneltiliyor. Yüzde 35,2’lik bir kesim “Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyorum, geleceğinden umutsuzum” yanıtını verirken, yüzde 27,6’lık bir kesim ise “Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyor olmasına karşın, Türkiye’nin geleceğinden umutlu olduğunu” söylüyor. Yüzde 19,4’lük bir grup ise Türkiye’nin durumunun hep aynı olduğunu ve bir değişiklik olacağını düşünmediğini ifade ediyor. Türkiye’nin geleceğini çok iyi gören ve gelecekten umutlu kesim ise sadece yüzde 10.

Araştırmaya katılanların dörtte üçü yakın gelecekte Türkiye’yi bekleyen birinci öncelikli sorun olarak ilk sırada ekonomik çöküntü, enflasyon yüksekliği ve hayat pahalılığını gündeme getiriyor.

Yüzde 73 Türkiye dışında yaşamak istiyor

Araştırmanın en önemli bulgularından biri “İmkânınız olsa Türkiye’de mi yaşamak istersiniz yoksa başka bir ülkede mi?” sorusuna verilen yanıtla ortaya çıkıyor.

Gençlerin yaklaşık yüzde 72’9’u fırsat verilse veya imkânı olsa Türkiye dışındaki bir ülkede yaşamak istediğini belirtiyor. Bu grubun ilk tercihi yüzde 30,6’lık bir oranla başta Almanya, İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri. ABD, Kanada ve İskandinav ülkeleri de verilen yanıtlar arasında.

Araştırmada, “İlginç olan, araştırmaya katılanlar, uluslararası ilişkiler anlamında Batılı ülkeleri güvenilmez bulsalar da, imkân verilse o ülkelerde yaşamayı düşünmekten de geri durmamaktadırlar,” yorumuna yer veriliyor.

Başka ülkelerde yaşamak isteğinin motivasyonlarına bakıldığında ise ilk sırada yüzde 32,4’lük bir oranla, “Oradaki yaşam koşullarının Türkiye’deki yaşam koşullarından daha iyi olması” gerekçesi yer alıyor. Gidilecek ülkede insan haklarının daha gelişmiş olması, daha fazla özgürlük olması ve Türkiye’de iş sorunu ve orada daha kolay iş bulabileceği gerekçeleri de sıralanıyor.

“Sorunlardan siyasetçiler sorumlu”

Bugünkü sorunlardan kimlerin sorumlu olduğuna ilişkin soruya gençlerin yüzde 38,9’u “iktidar ve muhalefet tüm siyasetçiler” yanıtını veriyorlar.

Bununla birlikte, Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu sorunların sorumlusunun Cumhurbaşkanı olduğunu belirtenler, yüzde 34,6 ile ikinci en büyük grubu oluşturuyor. Gençlerin yüzde 5’i dış düşmanları, yüzde 8,5’i ise iç düşmanları işaret ediyor.

Gençler kime oy verecek?

“Yarın seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yer aldığı araştırmada, “AKP’ye oy veririm” diyenlerin yüzde 10 ve müttefiki MHP’nin yüzde 4,4 olarak görülüyor.

Araştırmaya göre, CHP’ye oy vereceğini ileten gençlerin oranı yüzde 23,9, İYİ Parti’ye yüzde 4,9, HDP’ye yüzde 4,7 olarak çıkıyor.

Araştırma, bununla birlikte, “Kararsızım (yüzde 16,8)”, “Oy kullanmayacağım (yüzde 12,4)” ve “Cevap vermek istemiyorum (yüzde 15,5)” seçenekleri de toplamda katılımcıların neredeyse yarısına yakın bir oranı (yüzde 44,7) oluşturuyor.

Paylaşın