Babacan: Tek Adam Rejimleri; İstikrarsızlık Ve Yoksulluk Anlamına Gelir

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında konuşan DEVA Lideri Babacan, “Putin’i kendine rol model olarak alan Sayın Erdoğan’ı gözledik. Bugün geldiğimiz noktada Putin, iktidarın bir kişinin elinde toplanmasının ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığının bir örneği oldu. İstihbarat biriminin başındaki kişiyi kendi istediğini söyletene kadar yerin dibine batırdı.” dedi.

Haber Merkezi / Ali Babacan, konuşmasının devamında, “Tek adam rejimlerinin, istikrarsızlık ve yoksulluk anlamına geldiği bir kez daha gözler önüne sermiş durumdayız. Sözüm ona güçlü liderlerin, kendi ülkesine, halkına ve dünyaya ne büyük bedeller ödettiğini çok net, canlı olarak gördük, görüyoruz. İşte o yüzden biz bu sisteme format atacağız. Bu sistemi silip, özgür ve demokratik bir hukuk devleti kuracağız.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Partisinin kuruluşunun ikinci yıl dönümünü kutlayan Babacan’ın gündeminde Erdoğan’ın sözleri vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“DEVA Partisi’nin kuruluşu herhangi bir olay değildir. 9 Mart 2020 günü, önümüzdeki on yılların takvim yapraklarına Türkiye’nin dönüm noktası olarak geçecektir. Çünkü DEVA Partisi’nin kuruluşu; krizlere ‘yeter artık’ diyerek ‘istikrarlı günlere’ kavuşmak isteyen kadroların harekete geçişidir. DEVA Partisi; kayırmacılığa karşı hakkaniyetin sesidir. DEVA Partisi; Türkiye’nin gece yarısı karanlığında, keyfi kararlarla, bir çadır devleti gibi yönetilmesini, içine sindiremeyenlerin hareketidir. Bizim davamız adalet davasıdır.

DEVA Partisi’nin üye sayısını bir yılda 5’e katlayarak, tarihi bir başarının altına imzamızı attık.Birinci yaşımızda 25 bin olan üye sayımızı, ikinci yaşımızı doldurduğumuz bugün 131 bine yükselttik. Altı ayrı alanda eylem planlarımızı açıkladık.  Şairin dediği gibi, ‘içimizde bir iş görmenin saadetiyle’ ilerliyoruz. Kadrolar hazır, çözümler hazır, bu pazar seçim olsa DEVA hazır.

Krizlerin ortağı Bahçeli, grup toplantısına giderken arabasının camından afişimizi okumuş. ‘Pazar günü seçim yok’ demiş. Hızlı geçerken anlamadı mı, Türkçe sorunu mu var onu anlamadık ama ‘Önümüzdeki pazar günü seçim yapılacak’ demedik. Seçim yapılsa hazırız diyoruz. Tabii dikkatini çeken kelime muhtemelen ‘seçim’. Çünkü siyasetle tek ilgisi seçim günleri… Erken seçim çağrısında bulunup ondan sonra kayboluyor. Sayın Bahçeli; Türkiye’nin hangi sorununu nasıl çözeceğinizi çıkın anlatın. Ama hamaset, küfür, hakaret, aşağılama, boş laf kullanmadan, temiz bir dille anlatın.

Babacan’dan Erdoğan’a art arda yanıtlar

Dikkat edin, her defasında sayısı sınırlı bir toplum kesimini hedef alıyor. 84 milyon vatandaşı, sayısı sınırlı olan gruba karşı kışkırtıyor. Neymiş? Doktorlar özel sektöre geçmek istiyormuş. Özel sektörü bırakın. Bu ülkenin doktorları mümkünse başka bir ülkede çalışmak istiyorlar. Kendilerine ve mesleklerine saygı duyan hükûmetlerin olduğu ülkelere gitmek istiyorlar. ‘Giderlerse gitsinler’ diyor. Düşün şu doktorların yakasından. Bu ülkede ‘sağlıkta şiddet’ diye bir sorun varsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi Sayın Erdoğan’ın sürekli doktorlarımızı ve hekimlik mesleğini küçümseyen tutumudur.

Biz, hekimlerimizi ve tüm sağlık çalışanlarımızı, onurlu bir hayat için verdikleri bu mücadelede, sonuna kadar destekliyoruz. Uzun nöbetlerle, ağır çalışma koşullarıyla sistemin tüm yükünün sağlık çalışanlarımızın omuzlarında olduğunu biliyoruz. Dönüp bir teşekkür et. Bu insanlar pandemi döneminde gece gündüz demedi. Kendi canını, ailesinin, küçük çocuğunun sağlığını riske atarak hayat kurtarmak için mücadele etti.

Doktorlar dahil olmak üzere tüm vatandaşlarımızın, maddi ve manevi kaygılar hissetmeden yaşama hakkı vardır. Sene olmuş 2022. Biz, ülkenin Cumhurbaşkanı’na, insanların hayat pahalılığı karşısında ezilmeden yaşaması, işinden zevk alarak çalışması, çoluğuyla çocuğuyla vakit geçirecek zamanın da olması gerektiğini anlatıyoruz. Gidecek olan hekimler değil, kendisi.

28 Şubat ittifakı diye bir şey uydurdu. Sağına Bahçeli’yi, soluna Perinçek’i alan sensin. 28 Şubatçıyı sağında solunda taşıyan sensin. Hatta ‘Bu ittifakın rotasını biz çiziyoruz’ diyorlar. AK Parti yanına Bahçeli’yi almasa iktidar olabiliyor mu? Koalisyona laf ediyor, kendisi koalisyonla idare ediyor. Sadece algı yönetimi.

‘Kur korumalı mevduat hesaplarında 550 milyar liraya ulaştık’ diyor. Aferin, bu ülkeyi batırma projesini büyütmüş… Kur korumalı mevduat hesabı diye davul zurna çala çala getirdikleri sistem. Yüzde 6’lık kur artışı sebebiyle mevduat sahiplerine ödenecek para 33 milyar. Bu ülkenin bütün tarımına verilecek desteğin tamamı 29 milyar. Niye az sayıda mevduat sahibini koruyorsunuz da çiftçimizi koruyamıyorsunuz?

‘Ekonomimiz yüzde 11 büyüdü’ diyor fakat gruptan fazla alkış yok. Kendi milletvekilleri ‘Ne zaman büyüdük’ diye bakıyor. Kendi açıkladıklarına kendileri inanmıyor. Yüzde 100-150 enflasyonun üzerinde refahı artan kaç kişi var? Beştepe ve etrafındakilerin şahsi ekonomisi büyümüş olabilir, vatandaşımızın ekonomisi küçüldü. Asgari ücretin satın alma gücü ortada.

‘Büyük projelere son verecekler’ demiş. Hiç merak etmeyin. Biz Türkiye’nin layık olduğu en büyük altyapı projelerini yaparız. Üstelik sizden de çok daha ucuza mâl ederiz. Milyar dolarlık projeleri iki üç kişiden telefonla davetle yapmayız. Bunu siz yaparsınız. Büyük proje güçlü ekonomiyle olur.

‘Bunlar ülkeyi IMF’ye teslim edecekler’ diyor. Ya IMF’ye son taksiti ben ödedim. O sürecin zorluğunu yaşayan kadroyuz. Siz ne yapıyorsunuz? 4.5 milyar dolar için gidip 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün arkasında olduğunu iddia ettiğiniz Birleşik Arap Emirlikleri ile sarmaş dolaş olmuyor musunuz? ‘Bunlar IMF ile iş yapacak’ diyen kendisi gidip 3 milyar dolar oradan, 5 milyar dolar oradan para toplamaya çalışmıyor mu? Kapı kapı SWAP dileniyor.

Çıkmış hâlâ stokçularla kavga ediyor. Her gün enflasyonun suçlusunu arıyor. Aynaya baksa yetecek. Sayın Erdoğan, eğri oturup doğru konuşalım. Farkında olmayabilirsiniz ama vatandaşlarımız bu kadar pahalanmış ürünleri almaya meraklı değil. Sadece daha fazla zam geleceğinden korktukları için kuyruklar oluşturuyorlar. Bugün raflarda var, yarın bulamazsam diye endişe ettikleri için sırada bekliyorlar. Cebinde parası olmayan, kuyrukta bekleyenlere imreniyor. Vatandaş sizin fiyatları indiremeyeceğinizi biliyor. Güvenini kaybettiğiniz insanlar seçimlerde, sizi müsait bir yerde indirecekler.”

“Tek adam rejimleri; istikrarsızlık ve yoksulluk anlamına gelir”

Putin’i kendine rol model olarak alan Sayın Erdoğan’ı gözledik. Bugün geldiğimiz noktada Putin, iktidarın bir kişinin elinde toplanmasının ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığının bir örneği oldu. İstihbarat biriminin başındaki kişiyi kendi istediğini söyletene kadar yerin dibine batırdı. Tek adam rejimlerinin, istikrarsızlık ve yoksulluk anlamına geldiği bir kez daha gözler önüne sermiş durumdayız. Sözüm ona güçlü liderlerin, kendi ülkesine, halkına ve dünyaya ne büyük bedeller ödettiğini çok net, canlı olarak gördük, görüyoruz. İşte o yüzden biz bu sisteme format atacağız. Bu sistemi silip, özgür ve demokratik bir hukuk devleti kuracağız.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: İttifak İçin İlkelerde Uzlaşmalıyız

DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin değerlendirme yapan DEVA Lideri Babacan, “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin kuruluşunun ikinci yıldönümünde internet medyası ve gazetelerin Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin ortak metin çalışmasını tamamladıklarını hatırlatan Babacan, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in seçimden sonra en fazla altı ay gibi bir sürede Meclis tarafından onaylanmasını hedefliyoruz ancak cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kullanacağı, kendisini destekleyen parti ve partilerin tutumu gibi pek çok konunun çalışılması gerekiyor” dedi.

“Kendi içimizde epey ilerledik”

Tüm bu konuların altı başkan olarak ortak çalışılması gereken bir konu olduğu konusunda mutabık kaldıklarını kaydeden Babacan, “Artık o çalışmanın başındayız. Kendi içimizde epey ilerledik” ifadesini kullandı.

Babacan, DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin soru üzerine “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

“İlk 90 dakika önemli”

Toplumda ve siyasi partilerde ittifaka doğru bir gidiş olduğuna dair bir ön kabul olduğunu kaydeden Babacan, şöyle devam etti: “Konuşulması gereken bir konu var. Geçiş süreci, ilkeler, ekonomi ya da diğer başlıklarda mutabakata varmamız gerekiyor. Hangi konularda ortak çalışacağımız konusunda mutabakata varmamız gerekiyor. Seçimin ardından ilk 90 dakikada yapılacak açıklamalar da çok önemli. Hızlıca çözülmesi gereken sorunlar var. Örneğin artık hükümet, hiçbir baskı yapmayacak, herkes istediğini özgürce söylesin dediğinizde herkes bir nefes alır.”

“Altı başkan adayda mutabık olmalı”

Babacan, 12 Şubat’ta altı liderin yuvarlak masa buluşmasında adaylık konusunun gündeme gelip gelmediğine ilişkin soru üzerine ise “Adaylıkla ilgili iki konu konuştuk. Birincisi adayla ilgili altı başkanın mutabakatı olsun dedik. İkincisi aday konusunun bugünün meselesi olmadığını konuştuk. Çok kısa bir konuşma oldu. Bunun dışında adaylıkla ilgili bir konu konuşulmadı” yanıtını verdi.

“Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz”

Babacan, HDP ve Kürt sorununa ilişkin bir soru üzerine de HDP ile diyalog kanallarını açık tuttuklarını belirterek, şunları söyledi:

“Öncelikle Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz. Çözümün de öncelikli olarak temel insan hakları ve özgürlükler neyse aynen tanınmasından geçtiğini söylüyoruz. Daha önce çözüm süreci yaşandığını biliyorsunuz. Çözümün önce eşit vatandaş görmekten insan olmaktan, hakların tanınmasıyla olacağını söylüyoruz.”

Altı genel başkanın buluşması ayda bir kez olmak üzere devam edecek. DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan gelecek buluşmanın kendi ev sahipliğinde 27 Mart tarihinde düzenleneceğini açıkladı.

Paylaşın

Babacan, Erdoğan’a Kendi Sözlerini Hatırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yıllar önce söylediği “Akaryakıt darlığı halkı perişan etti. Aylardır tüpgaz alamayanlar geceleri de kuyruklarda geçiriyor” sözlerini hatırlatan DEVA Lideri Babacan, “Sayıyla un alıyoruz, zam korkusuyla kuyruklara giriyoruz” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce kurduğu söylemlerini hatırlattı.

Erdoğan’ın “Akaryakıt darlığı halkı perişan etti. Aylardır tüpgaz alamayanlar geceleri de kuyruklarda geçirmeye başladı” sözlerine karşı, “Artık bu memlekette bayat ekmek ve benzin kuyrukları var” diye konuştu.

Babacan’ın paylaştığı videoda Erdoğan, “Akaryakıt darlığı halkı perişan etti. Aylardır tüpgaz alamayanlar geceleri de kuyruklarda geçirmeye başladılar. Devülasyon piyasaya kara bulut gibi çöktü. Fiyat artışları önlenemiyor. Dün de sabun, zeytinyağı, deri ve kösele fiyatlarına zam geldi. Akaryakıt zammı yürürlüğe girdi. Şeker satışları dün durduruldu. Var mı böyle bir şey?” sözlerini söyledi.

Erdoğan’ın yıllar önceki sözlerine Babacan, “Artık var. Ülkede işlerin iyi gittiği dönemde ne yapıyor? 1970’lerdeki, 1990’lardaki kötü günleri hatırlatıyor. Ama artık bu memlekette bayat ekmek kuyrukları var. Sık sık gelen zamlardan önce depolarını bir an önce doldurmak isteyenlerin oluşturduğu benzin kuyrukları var. Marketlerde miktar sınırı uyarılarıyla satılan ürünler var. Un, kahve asmışlar, ‘Bir paketten fazla alamazsın’ diyor. Bu bolluk ülkesini yokluk ülkesine çevirdiler. Bu ülkeyi o eski karne döndürüyorlar hızla. Sayıyla un alıyoruz, zam korkusuyla kuyruklara giriyoruz. 2009’da bizlerin işin içinde olduğu ortak aklın, istişarenin olduğu dönemde 1970’leri 1990’ları hatırlatıp o günün başarılarıyla övünen Sayın Erdoğan, bugün işte ülkeyi 2009’lardan alıyor 70’lerin 90’ların ülkesi yapıyor.” diyerek karşılık verdi.

Babacan’ın sosyal medya hesabından “Sabah #ekmekkuyruğu, öğlen #yağkuyruğu, akşam #benzinkuyruğu. Bu yokluğun tek sorumlusu iktidardaki otoriter ittifak. Önümüzdeki seçim; yokluk ile bolluk arasında olacak” notunu kullanarak paylaştığı video şöyle:

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan Ve Bahçeli’ye: Yeni Anayasa Nerede?

Partisinin Kırıkhan ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ çalışmasına ilişkin sözlerini, yeni anayasaya ihtiyaç olduğuna dair açıklamalarını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “13 ay oldu, yazmaya başladığınız yeni anayasa nerede?”

Erdoğan’ın ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ sözlerini de değerlendiren Babacan, “Oksimoron diye bir tabir vardır. Birbiriyle zıt iki kavramın aynı anda kullanılması demek. Konuştuğu tam bir oksimoron. Milli iradenin en geniş temsille tecelli ettiği yer parlamentodur, yani Meclis’tir. Seçimde oy kullananların %90’ı, 95’i Meclis’te temsil edilir.

Parlamenter sistem tam da milli iradenin en güçlü şekilde hayata geçirileceği sistemin adıdır. Ancak Sayın Erdoğan’ın zihni şöyle işliyor: ‘Ben 50+1’le seçildim. Yani milli irade benim.’ Kendisini milli irade zannediyor. ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ derken de aslında, ‘bu sistem benim irademe tehdittir’ demek istiyor. Zamanında sen 50+1’le seçilmiş olabilirsin, ancak, meclisin temsil gücü %90’dır, 95’dir. Temsilde Meclisle yarışamazsın.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Hatay’da partisinin Kırıkhan ilçe kongresinde konuştu. Rusya-Ukrayna savaşına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ çalışmasına ilişkin eleştirilerini değerlendiren Babacan’ın açıklamaları şöyle;

“Sayın Erdoğan diyor ya “en küçük bir teklif ortaya koyamıyorlar” diye. Biz 45 sayfalık, tam bir mutabakat metnini teklif olarak ortaya koyduk. Görmediyse görmesini, okumadıysa okumasını tavsiye ediyorum. Ben şimdi kendisine buradan soruyorum. Peki anayasa konusunda kendi teklifi neymiş? Duyan var mı? Gören var mı?  Peşinden de krizlerin ortağı durur mu, o da koşmuş hemen. Üzerinden tam 13 ay geçmiş, dile kolay. Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli: Yazmaya başladığınız yeni anayasa nerede? Bir de şu var; sakın ola öyle sağa sola 28 Şubatçı falan demeyin. 28 Şubatçı arıyorsanız Beştepe’de sağınıza solunuza bakın. Aynı gemide olduğunuz, rotayı teslim ettiğiniz Perinçekgillere bakın.

“Sayın Erdoğan kendisini ‘milli irade’ zannediyor”

Sayın Erdoğan ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ demiş. Oksimoron diye bir tabir vardır. Birbiriyle zıt iki kavramın aynı anda kullanılması demek. Konuştuğu tam bir oksimoron. Milli iradenin en geniş temsille tecelli ettiği yer parlamentodur, yani Meclis’tir. Seçimde oy kullananların %90’ı, 95’i Meclis’te temsil edilir. Parlamenter sistem tam da milli iradenin en güçlü şekilde hayata geçirileceği sistemin adıdır. Ancak Sayın Erdoğan’ın zihni şöyle işliyor: ‘Ben 50+1’le seçildim. Yani milli irade benim.’ Kendisini milli irade zannediyor. ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ derken de aslında, ‘bu sistem benim irademe tehdittir’ demek istiyor. Zamanında sen 50+1’le seçilmiş olabilirsin, ancak, meclisin temsil gücü %90’dır, 95’dir. Temsilde Meclisle yarışamazsın.

Ukrayna’nın işgali, tüm dünya için bir turnusol kağıdıdır. Çünkü bu savaş; demokrasi ile otokrasi arasındaki bir savaştır. Geçen gün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Rusya’yı kınama oylaması yapıldı. ‘Rusya’yı kınamayalım’ diyen ülkeler, Rusya’nın yanında kümelenen devletler; Belarus, Kuzey Kore, Eritre ve Suriye… Çekimserler kalanlar da Çin, Kazakistan, Vietnam, Küba, Laos, Moğolistan, Pakistan, İran falan… Bizim safımız, yurtta ve dünyada demokrasinin ve barışın yanıdır. Bizim safımız; demokratik hukuk devletlerinin yanıdır. Bizim hedefimiz; hukukun üstünlüğünün hem ülkemizde hem de uluslararası alanda tesis edilmesidir. Şehirlere bombalar yağarken, Rusya’daki rejimin yanında saf tutanların, demokrasimiz hakkında söyleyecek tek bir sözü olamaz. Doğudan gelen postal seslerine alkış tutanların, Türkiye’de demokrasisi hakkında söyleyecek tek bir sözü dahi yoktur, olamaz.

Vaktinde AK Parti’ye gönül vermiş dostlarıma seslenmek istiyorum. Sizler, verdiğiniz haysiyet mücadelesini zaferle taçlandırmış insanlarsınız. Türkiye’nin Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasını hak etmediğini en iyi sizler biliyorsunuz. Gelin, yepyeni bir birliktelikle ülkemize hizmet edelim. Gelin, ülkemize yoksulluğu dayatan bu Kriz İttifakı’na güzelce bir ders verelim. Gelin, dış politikada ciddi bir eksen sorununa yol açan bu otoriter ittifakı beraber sona erdirelim. Gelin hep beraber “herkes için adalet” diye haykıralım. Unutmayın, DEVA Partisi varken hiç kimse sizin hakkınıza göz koyamaz. Helal tek bir lokmanızı kimse elinizden alamaz. Ayrıca biz, bugün gasp edilmiş hakların da tamamını iade edeceğiz.

“Beştepe’de şov yapanlar, asgari ücretin alım gücünü iki ayda tam 716 lira eritti”

Dün şubat ayı enflasyon rakamları açıklandı. Resmî enflasyon 20 yıl sonra ilk kez yüzde 50’yi aştı. Üretici fiyatlarında ise iktidardaki otoriter ortaklık Türkiye’yi üç haneli enflasyon dönemine geri götürdü.  Üretici fiyat enflasyonu tam %105 oldu. Üstelik bunlar TÜİK’in rakamları. Gerçek enflasyon, bu rakamların da çok üstünde. Türkiye bu iktidar yüzünden yeniden “kronik yüksek enflasyon” dönemine girdi. Vatandaşlarımızın satın alma gücü iyice düştü. Beştepe’de asgari ücrete zam yapıyoruz diye şov yapanlar, asgari ücretin alım gücünü iki ayda tam 716 lira eritti. Zaten açlık sınırının altına düşen asgari ücret tümüyle anlamını yitirdi. Dünyaya ‘Beştepe Harikalar Diyarı’ndan bakan Sayın Erdoğan, ‘Enflasyonu düşüreceğiz’ diye masal anlatırken, ülkemiz G-20 ülkeleri arasında yüksek enflasyonda birinci sıraya çıktı.

Sayın Erdoğan’a yarınlarla ilgili bir iyi, bir de kötü haberim var demiştim. Önce iyi haberden başlayalım. Evet, Türkiye’de enflasyon mutlaka düşecek. Tek haneli seviyelere gerileyecek. Hepimiz için iyi olan haber bu. Ama kendisine bir de kötü haberim var: Enflasyon tek haneli düşük seviyelere indiğinde ülkenin cumhurbaşkanı artık kendisi olmayacak. Daha önce, 2002 ve 2008’de nasıl iki defa ülkemizi krizden biz çıkarttıysak, bu krizden çıkartmak da yine bize düşecek. Güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme modelini hayata geçirerek ülkemize bolluk dönemini yeniden yaşatacağız.

Ranta dayalı bu ekonomik sisteme de bir son vereceğiz. Bu rant öylesine kötü bir alışkanlık ki, bir bulaştınız mı kurtulması çok zor oluyor. Doğaya bakarken bile hemen rant gözlüklerini takıyorlar. Geçen gün Resmî Gazete’de bir maden yönetmeliği yayınlandı. Neymiş? Elektrik üretiminde kullanılan maden sahası, zeytinlik alan içinde kalırsa, sahada madencilik faaliyeti yürütülebilirmiş. Daha önce Danıştay tarafından engellenen, ardından vatandaştan gelen itirazlarla geri çekilen bir girişimi şimdi de Resmî Gazete marifetiyle yapmak istiyorlar. Resmî Gazete’yi, adeta atlama sırığına çevirdiler resmen. Anayasa’nın ve kanunların üstünden atlamak istediklerinde alıyorlar ellerine Resmî Gazeteyi.

“Zeytin ağaçlarından ellerinizi çekin”

Zeytinliklerimize göz koyanlara sesleniyorum: Şu rant gözlüklerinizi iki dakika çıkartın da biraz doğaya ve toprağa bakın. Zeytin ağacına niye ‘ölmez ağacı’ demişler diye bir düşünün. Karar alırken, bundan sonraki nesillere bırakacağınız ülkeyi aklınıza getirin. Sizin, yarınlara yaşanabilir bir ülke bırakma zorunluluğunuz var. Bolluğun, barışın, bilgeliğin sembolünden, her kültürde kutsal kabul edilen zeytin ağaçlarından ellerinizi çekin.”

Paylaşın

Babacan: Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.” dedi.

Dış politika konusunda iktidara eleştiriler yönelten Babacan, ”Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı bu saldırı temelsizdir, ikna edici hiçbir gerekçeye dayanmamaktadır. Rusya Federasyonu’nun kışkırtılması söz konusu değildir. Bu saldırının meşru hiçbir boyutu yoktur. Bağımsız bir ülkeye kukla bir rejim getirmek gibi arkaik bir ihtiras, yeni bir insanlık krizine kapı aralamıştır. Nükleer saldırı tehdidinin işaret edilmesi insanlık adına utanç verici bir gelişmedir. Nükleer savaşın kazananı olmaz. Kaybedeni ise tüm dünyadır.”

“Belli ki bizim hükûmet, Rus saldırısının sadece Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesi ile sınırlı kalacağını hesap etmiş” diyen Babacan Ukrayna’daki Türkiye vatandaşlarının tahliye işlemlerine ilişkin şunları söyledi:

“İngiltere, ABD, Avustralya, İsrail saldırıdan 10-13 gün önce vatandaşlarına tahliye çağrısı yaparken siz uyuyor muydunuz? Niçin vatandaşlarımızı ateşin ortasında bıraktınız? El alem açık açık çağrı yapmış, bizimki ‘İletişim bilgisi kayıtlı olanlara ikazda bulunduk’ diyor. Dışişleri açıklamasında tahliyeye 25 Şubat’ta başlandığını görüyoruz. İşgal başlamış, millet savaş ortasında kalmış, bizim hükûmet anca tahliye etmeyi aklına getirebilmiş. Jeton o zaman düşmüş.

Bundan böyle, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa ülkelerinin güvenlik stratejisinin tümüyle güncellenmesi gerekecektir. Türkiye, bir Avrupa ülkesidir. Türkiye’nin de içinde olduğu Avrupa, çok net ve hızlı adımlarla bu yeni dönemin gereklerini yerine getirmek zorundadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.

Her konuşmamda hukukun üstünlüğüne ve demokrasi seviyemize yaptığım vurgular, milletimizin güvenliği ve refahı için acil uyarı niteliğindedir. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacı sadece iyi niyetli bir söylem değil, ertelenemez bir beka meselesi haline gelmiştir. Bu konu, diplomatik bir pazarlık konusu değildir. Bu konu bizim insanımız içindir.

Türkiye’yi dış politikada her anlamda zayıflatan akıl dışı maceralar artık sınıra gelmiştir. Bundan sonrası ülkenin güvenliğine de ekonomisine de büyük zarar verir. Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının, dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir. Türkiye’nin, pek çok Avrupa kurumunun onurlu bir üyesi olarak, sorumluluğunun gereğini yapması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Avrupa Birliği doğrultusunda bir an evvel kararlı adımlar atması gerekir. Bunun yolu ise, ülkeyi yöneten troykanın işine son verip, hızlıca demokratikleşmektir.”

‘Otoriter iktidar sona erdiğinde Avrupa Birliği hedefi mümkün olacak’

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye hitaben kullandığı “Birileri saldırdığı zaman mı Türkiye’yi gündeminize alacaksınız?” ifadelerini şu sözlerle eleştirdi:

“Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti sınavındaki başarısız karnesi devam ettiği sürece, siz hiç sağa sola bakmayın. Otoriter iktidarınız sona erdiğinde, zaten Avrupa Birliği hedefinden söz etmek mümkün olacaktır. AİHM kararlarını uygulamak başta olmak üzere, evrensel hukuka uyduğunuz zaman AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır. Yalpalama dönemi sona erip, uluslararası toplumda ülkemize güven ve itibar kazandıracak hamleler yaptığımızda, AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır.”

Babacan’dan hükûmete 4 tavsiye

Babacan, hükûmete yönelik acil ekonomik tavsiyelerini ise şu sözlerle paylaştı:

“Derhal, enflasyon üzerindeki baskıların dengelenmesine yönelik adımlar atılmalıdır. Gıda güvenliği konusunda, Beştepe’deki ithalat lobisinin faaliyetlerine son verilmeli ve devlet artık Rusyalı çiftçiyi değil, kendi çiftçimizi desteklemelidir. Türkiye’nin enerji arz güvenliği sağlanmalı ve tek bir ülkeye bağımlılığın azaltılmasına yönelik çalışmalara acilen başlanmalıdır. Bu amaçla tarım ve enerji sektörlerinde alternatif kanallar geliştirilmelidir.”

Muhtemelen bugünlerde Merkez Bankası yine arka kapıdan yoğun döviz satıyor. Rakamlar çıkar ortaya. İstedikleri kadar gizlemeye çalışsınlar. Kur artışı demek de enflasyonda yeni bir artış dalgasının gelmesi demek. Bu savaşın ekonomimize en az 20-25 milyar dolarlık bir zarara yol açacağını öngörebiliyoruz. Ülkemizdeki otoriter ortaklığın, dış gelişmeler karşısında ekonomimizi kırılgan hale getirmesinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.”

Şu anda sadece Türkiye değil, eğer Avrupa doğal gaz tedariki konusunda alternatif kaynaklara sahip değilse, Rusya’ya aşırı bir bağımlılık varsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi şu andaki hükûmetin Türkiye’nin doğusundaki ve güneyindeki ülkelerle siyasi ilişkileri bozmasıdır. Bilerek yaptılar: Dışarıda düşman gösterip, içeride oy potansiyelini korumaya çalıştılar. Dar ideolojik bakışlarını ülkenin dış politikasını berbat etmek için kullandılar.”

Sürekli kriz üreten mevcut otoriter ittifakla vedalaştığımızda, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile her bireyin tek tek güçlendiği bir Türkiye’ye kavuşacağız. Her bir vatandaşımız kendisini ülkenin eşit ve güçlü bir vatandaşı hissedecek. İktidarın irili ufaklı ortaklarından gelen laflara bakmayın. Korkunç rahatsızlar. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Onlar uzun süredir istişareyi, farklı siyasi kimlikteki insanlarla birlikte hareket etmeyi, dinlemeyi unuttukları için böyle konuşuyorlar. Unuttukları için bizi anlayamazlar.”

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisinin Liderleri Ortak Mutabakatı İmzaladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin “Yarının Türkiyesi için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” sunumu ve imza töreni Ankara Bilkent Otel’deki Sakarya Salonu’nda yapıldı.

Törene; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu katıldı.

Salonda, sadece Türk bayrakları ile Cumhuriyetin Kurucu Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün posterleri yer aldı. Sahnedeki ekranda; “Yarının Türkiye’si için… Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” yazılarının altında TBMM silueti yansıtıldı.

Altı siyasi partinin genel başkanı, önde gelen sivil toplum örgütleri. sendikalar, dernekler, hukuk alanındaki akademisyenler ve çok sayıda gazetecinin katıldığı toplantının sunuculuğunu Tuluhan Tekelioğlu üstlendi. Tuluhan Tekelioğlu’nun açılışı yapmasının ardından sırasıyla Kılıçdaroğlu, Babacan, Uysal, Davutoğlu, Akşener ve Karamollaoğlu’nun isimlerini anons etti.

Altı parti lideri, anonsla eş zamanlı salona giriş yaptı ve ön sıradaki yerlerine oturdu. Açılışın ardından salondaki ekrana altı liderin güçlendirilmiş parlamenter sistem hakkında daha önce yaptıkları açıklamalardan görüntülere yer verildi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı, İstiklal Marşı okundu.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni” sunumunu; CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Demokrat Parti Hukuk ve Adaletten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün, İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem, Saadet Partisi Seçim İşleri Başkanı Bülent Kaya yaptı. Sunum, altı partinin isim sıralamasına göre yapıldı.

CHP

Giriş, yasama, yürütme, yargı ve demokratik sistem olmak üzere beş ana başlıktan oluşan ve altı partinin isim sıralamasına göre altı Genel Başkan Yardımcısı tarafından yapılan sunumda ilk sözü alan Cumhuriyet Halk Partisi Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek şöyle konuştu:

Sayın Genel Başkanlarımız, çok değerli konuklar, ekranları başında Yarının Türkiye’sine doğru atılan bu büyük adıma tanıklık eden saygıdeğer yurttaşlarımız; sizleri saygıyla selamlıyorum, bu tarihî toplantıya hoş geldiniz.

Toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak bizler, Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği tarihî bir çalışma için bir araya geldik.

Yarının Türkiye’sini inşa etmek için hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni üzerinde, demokrasinin temel ilkeleri olan istişareyi ve uzlaşmayı esas alan yoğun bir çalışma gerçekleştirdik.

Bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine 16 Nisan 2017 referandumu ile geçilmiştir. Türkiye siyasi tarihinin en önemli anayasa değişikliklerinden biri olmasına rağmen referandum süreci, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal şartlarında gerçekleşmiştir.

Bu dönemde demokrasinin asli gereği olan çoğulculuk ve uzlaşma ilkeleri yok sayılmış, anayasa değişikliği geniş toplum kesimleriyle, siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerin anayasa kürsüleriyle ve barolarla müzakere edilmemiştir.

İki partinin genel başkanının belirlediği dar bir komisyon tarafından hazırlanan bu anayasa değişikliği, demokratik bir biçimde müzakere edilmeden, komisyonda ve Genel Kurul’da 41 gün gibi kısa bir sürede kabul edilmiştir.

Devletin tüm imkanları “Evet” kampanyası için seferber edilmiş, muhalefet partileri ile sivil toplum örgütlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakları bile kısıtlanmıştır.

Değerli Konuklar,

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Neden Yanlıştır?

Bu sistem, yönetimde kişiselliğe ve keyfiliğe yol açmış; Cumhurbaşkanı’na yasama, yürütme ve yargıyı güdümü altına almasını sağlayan çok geniş ve denetimsiz yetkiler tanıyarak otoriter bir yönetim yaratmıştır.

Bizler, anayasal devlet anlayışına aykırı, demokratik hukuk devletini temelinden zedeleyen ve egemenliği şahsileştiren bu sisteme karşı çıkıyoruz.

Çünkü bu sistemde, Anayasa’daki tarafsızlık yeminine rağmen, parti genel başkanlığı ile devlet ve hükümet başkanlığı tek kişinin şahsında birleşmiş; partili Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarını daha da derinleştirmiştir.

Meclis’in yasama yetkisi yürütme ile paylaşılırken, denetim yetkisi ise işlevsiz hale getirilmiştir. Yüce Meclis’in millet adına kullandığı devredilemez bütçe hakkı dahi ortadan kaldırılmıştır.

Hakimler ve Savcılar Kurulu, Cumhurbaşkanı’na tanınan doğrudan ve dolaylı atama yetkileriyle, yürütmenin vesayeti altına girmiş, partili Cumhurbaşkanı bağımsız ve tarafsız yargıyı yok etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin iktidarın baskı ve tehdidi altında olması ve üyelerinin neredeyse tamamının Cumhurbaşkanı tarafından atanması, Yüksek Mahkeme’nin bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedelemiştir.

Değerli Konuklar,

Bu noktada özenle altını çizmek istediğimiz husus şudur ki bizler, geçmişin dar kalıplarını da reddediyoruz. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek, geçmiş uygulamaların ortaya çıkardığı demokrasi sorunlarına ve vesayetçi uygulamalara bir daha imkan vermeyecek yeni bir sistemi inşa etme kararlılığındayız.

Bu, yeni bir başlangıçtır.

İşte bu inançla, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerimizle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini sona erdirirken geçmişe dönmüyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet ve Cumhuriyet tecrübesini demokrasi ile taçlandırmayı hedefliyoruz.

Değerli Konuklar,

Ülkemizin neden Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme ihtiyacı var?

Çünkü ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin en derin siyasi ve ekonomik krizlerinden birini yaşamaktadır.

Bu krizin en önemli sebebi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altındaki keyfî ve kural tanımaz sistemsizlik ve yozlaşmış iktidardır.

Bizler, altı siyasi parti olarak, dünyanın ve ülkemizin demokrasi tecrübeleri ışığında, adaleti tesis etmek, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek bir arada özgürce yaşamak, toplumsal huzuru ve barışı sağlamak, tüm vatandaşların insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini güvence altına almak, çoğulcu ve demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek ve gelecek nesillere de bu değerleri miras bırakmak için bir araya geldik.

Söz veriyoruz: Hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı esasına dayanan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde, temel hak ve özgürlüklerin tamamını ve kurumsal kültürün hakimiyetini güvence altına alacağız.

Değerli Konuklar,

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; düşüncelerin özgürce ifade edildiği, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, kadın haklarının, çocuk haklarının, çevre haklarının tam anlamıyla korunduğu özgürlükçü bir sistemdir.

Bu sistem, devletin tüm kurumlarının hiçbir ayrım yapmaksızın tüm vatandaşlarına eşit mesafede olduğu çoğulcu bir sistemdir.

Bu sistem, kamu yönetiminde eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkelerinin esas alındığı, yolsuzlukla etkin mücadele edildiği, düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlıklarının sağlandığı, üniversitelerin özgürleştiği bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, şeffaf ve hesap verebilir bir sistemdir. Bu sistemde siyasi makamların millete hizmetten başka hiçbir amacı olmayacaktır. Bunun güvencesi de hazırlayacağımız Siyasi Etik Kanunu’dur.

Değerli Konuklar, saygıdeğer yurttaşlarımız; sonuç olarak bizler, ortak idealimiz olan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi, milletimize ve gelecek nesillere barış ve huzur getirmesi inancıyla hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz.

Saygılarımla arz ederim.

DEVA Partisi

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni Sunumunda ikinci olarak söz alan Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu şöyle konuştu:

Sayın Genel Başkanlarımız, çok Kıymetli konuklar, yarının Türkiye’si için gerçekleştirdiğimiz bu tarihî anın coşkusunu bizlerle paylaşan aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile katılımcı, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin gereklerine uygun, kuvvetler ayrılığı ilkesi ile etkin denge ve denetleme mekanizmalarına dayanan bir hükümet sistemi modeli amaçlıyoruz.

Hükümet sistemimizde, temsilde adalet ile yönetimde istikrar ilkelerini eşit şekilde esas almaktayız.

Meclis’i güçlendirirken hükümeti zayıflatmama, hükümeti güçlendirirken Meclis’i zayıflatmama kararlılığı içerisindeyiz.

Bu amaçla; öncelikle “etkili ve katılımcı bir yasama” organı öngörüyoruz.

Bu kapsamda Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temsil yeteneği arttırılacak, kanun yapma ve yürütmeyi denetleme işlevleri etkili kılınacaktır.

Böylece yasama organının daha demokratik ve daha etkili olması sağlanacaktır.

Ayrıca Meclis İçtüzüğü’nde katılımcılık ön plana çıkarılacak, siyasi partiler kanununda yapılacak değişiklikle parti içi demokrasi ilkeleri tesis edilecektir.

Seçim kanunlarında yapılacak düzenlemelerle siyasette şeffaflık ve dürüstlük güvence altına alınacaktır.

Değerli Konuklar,

Bu kapsamda ilk olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Giden Yolları Demokratikleştireceğiz.

Temsil gücünü arttırmak, temsilde adaleti ve çoğulcu demokrasiyi sağlamak amacıyla seçim barajını %3’e düşüreceğiz.

Yurt dışında mukim 6 milyondan fazla vatandaşımızın Meclis’te temsilinin sağlanabilmesi için yurt dışı seçim çevresi oluşturacağız.

Siyasi partiler ve seçim mevzuatını, Anayasamızda halihazırda yer alan “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur.” kuralına uygun biçimde ve özellikle parti içi demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla yeniden düzenleyeceğiz.

Ayrıca, siyasi partiler hakkındaki yasal mevzuat ve yaptırım hükümlerini Avrupa Konseyi standartları ışığında, çoğulcu demokrasinin güvencesini oluşturacak biçimde değiştireceğiz.

Siyasetin finansmanını şeffaflık, denetlenebilirlik ve seçim harcamalarının saydamlığı ilkeleri çerçevesinde ayrıntılı biçimde düzenleyeceğiz.

Siyasi partilere ve adaylara yapılan belirli miktarın üzerindeki bağışların ve seçim dönemlerinde yapılan tüm harcamaların kamuoyuna açıklanmasını zorunlu tutacağız.

Siyasi partiler arasında adil rekabet koşullarının sağlanması ve demokratik siyasi hayatın güçlendirilmesi amacıyla, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde en az %1 oy alan siyasi partiler hazine yardımından faydalanmaya hak kazanacaktır.

Saygıdeğer Konuklar,

Yasama organının etkinleştirilmesi amacıyla ikinci olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Katılımcılığı Arttıracağız.

Yeni bir İçtüzük hazırlayarak yasama çalışmalarının katılımcı ve şeffaf şekilde yürütülmesini sağlayacağız.

Komisyonların işleyişini, denetim mekanizmalarının etkinliğini ve muhalefetin söz hakkını demokrasinin gereklerine uygun şekilde ele alacağız.

Ayrıca yasama bağışıklığına ilişkin olarak önemli iyileştirmeler yapacağız. Bu doğrultuda yasama sorumsuzluğunun kapsamını genişletip, yasama dokunulmazlığının istisnalarını açıkça düzenleyerek, belirsizliğe ve keyfiliğe son vereceğiz.

Üçüncü olarak, Kanun Yapım Süreçlerini Demokratikleştireceğiz.

Demokrasinin özüyle bağdaşmayan torba kanun uygulamasına son vereceğiz.

Bakanlar Kurulu’nun kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini, yetki kanununa dayanması, Meclis tarafından konusu, sınırları ve süresi açıkça belirtilmesi şartıyla kabul ediyoruz.

Ancak temel hak ve özgürlüklerin ise kararnamelerle düzenlenmesine izin vermeyeceğiz.

Cumhurbaşkanı’nın, Meclis’in yasama işlevini zayıflatan veto yetkisine son vereceğiz.

Cumhurbaşkanı’nın kanun yapım süreçlerindeki yetkisini, yalnızca bir uyarı niteliği taşıyan geri gönderme yetkisi ile sınırlı tutacağız.

Yasama komisyonlarının çalışma yöntemlerini işlevsel hale getirecek tedbirler alacağız.

Kanunların müzakeresinde ve metinlerin olgunlaşmasında komisyon aşamasına ağırlık verilmesini esas alacağız.

Kanun yapım sürecinin daha nitelikli işletilmesi için ilgili sivil toplum ve meslek kuruluşlarının görüşlerine başvurulmasını sağlayacağız.

Dördüncü olarak, Meclis’in Denetim Yetkisini Güçlendireceğiz.

Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları arttırıp var olan araçları da daha etkili kılacağız.

Sözlü soru mekanizmasını güçlendirecek, muhataplarına cevap vermeleri için süre zorunluluğu getireceğiz.

Yazılı soru önergelerine süresi içerisinde cevap verilmemesi halinde ilgili bakana yaptırım uygulanmasını sağlayacağız.

Meclisin denetim yetkisini etkin şekilde yerine getirebilmesi amacıyla meclis soruşturması için gereken yeter sayıları düşüreceğiz.

Hükümet, Başbakan ve Bakanlar hakkında gensoru verme yetkisini tanıyacağız.

Bu hususta Hükümet ile Başbakan hakkındaki gensoruları, yapıcı/kurucu güvensizlik oyu şartına bağlayarak yürütmenin istikrarını güvence altına alacağız.

Değerli Konuklar,

Son olarak, parlamentoların tarihsel bir kazanımı olan bütçe hakkının devredilmezliği ilkesini tesis edeceğiz.

Vatandaşlarımızdan toplanan vergilerin nasıl harcandığının etkili şekilde denetlenebilmesi için Meclis’in bütçe hakkını, Meclis’in devredilemez bir yetkisi ve denetim aracı olarak düzenleyeceğiz.

Meclis bünyesinde Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Komisyonu’nun Başkanı ana muhalefet partisinden olacak.

Sayıştay raporlarının tamamının Kesin Hesap Komisyonu’na sunulmasını sağlayacağız.

Aziz milletimizi ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokrat Parti

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni Sunumunda üçüncü olarak söz alan Demokrat Parti Hukuk ve Adaletten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp şöyle konuştu:

Sayın Genel Başkanlar, çok değerli konuklar, Yarının Türkiye’si için gerçekleştirdiğimiz bu önemli güne bizlerle birlikte tanıklık eden kıymetli vatandaşlarımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yarının Türkiye’si için hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde kuvvetler ayrılığı ilkesine ve etkin denge ve denetleme mekanizmalarına dayanan bir hükümet sistemi amaçlıyoruz.

Öngördüğümüz bu sistemde, millet iradesinin üstünlüğünü esas alan etkili ve katılımcı bir yasama organının yanında istikrarlı ve hesap verebilir bir yürütme organı oluşturacağız.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde yürütme organı, devletin ve milletin birliğini temsil eden, tarafsız, siyasi sorumluluğu olmayan Cumhurbaşkanı ile, yürütmenin asıl yetkili ve sorumlu kanadı olan, yasama organının içinden çıkan ve Meclis’e karşı siyasi sorumluluğu bulunan Bakanlar Kurulu’ndan müteşekkil olacaktır.

Bu sayede Cumhurbaşkanı; kendisinden beklenen uzlaştırıcı hakem rolünü üstlenebilecek, Cumhurbaşkanlığı devletin ve milletin birliğini temsil etmesi amacıyla tarafsız ve partiler üstü bir yapıya kavuşturulacaktır.

Yarının Türkiye’sinde güçsüz ve istikrarsız hükümetlere yol açma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamak adına Başbakan, Bakanlar ve Bakanlar Kurulu güçlendirilecek, hükümet istikrarını sağlayıcı tedbirler arttırılacaktır.

Değerli Konuklar,

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de Cumhurbaşkanlığı makamının niteliğini, süresini, görev ve yetkilerini şu şekilde düzenledik:

Cumhurbaşkanı ile Meclis’in görev sürelerinin ayrıştırılması amacıyla Cumhurbaşkanı’nın görev süresini 7 yıl olarak belirleyeceğiz.

Bizler, Cumhurbaşkanı’nın hem toplumun farklı kesimleri hem de Meclis’teki partiler karşısındaki tarafsızlığını tam anlamıyla sağlayabilmesini amaçlıyoruz. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın yalnızca bir dönem için seçilmesi kuralını getireceğiz.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde Cumhurbaşkanlığı makamını, milletin ve devletin birliğini temsil eden, tarafsız bir makam olarak düzenleyeceğiz. Bu noktada altını çizmek istediğim husus şudur ki Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisi ile ilişiği kesilecek ve görevi sona eren Cumhurbaşkanı aktif siyasette bir daha görev alamayacaktır.

Devletin başı sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanlığı temsilî görev ve yetkilere sahip bir makam olarak düzenlenecektir.

Yürütmeye dair icrai yetkiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı siyasi sorumluluğu olan Başbakan ve Bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu tarafından kullanılacaktır.

Cumhurbaşkanı’nın istisnai nitelikte tek başına yapabileceği işlemler ise Anayasa’da ayrıntılı olarak düzenlenecektir.

Cumhurbaşkanı’nın icrai bir yetkiye sahip olmamasına uygun olarak görevi ile ilgili siyasi sorumsuzluğu esas alınacaktır. Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı’nın hukuki ve cezai sorumluluğuna ilişkin esaslar, Anayasa’da düzenlenerek yargılama makamı ve usulü açıkça belirtilecektir.

Değerli Konuklar,

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de öngördüğümüz Bakanlar Kurulu’nun yapısını ise şu şekilde düzenledik:

Başbakan, parlamenter sistem gelenek ve ilkelerine uygun olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından belirlenecektir. Başbakan’ın belirlenmesi bakımından, Cumhurbaşkanı Meclis’te en çok milletvekiline sahip siyasi partiye hükümeti kurma görevini verecektir. Hükümetin Anayasa’da öngörülen sürede kurulamaması halinde bu görev, milletvekili sayısıyla doğru orantılı olarak diğer siyasi partilere sırasıyla verilecektir.

Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya ihtiyaç duyulduğu takdirde- milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olan kişiler arasından, Başbakan tarafından atanacaktır. Bakanlar Kurulu, Başbakanın başkanlığında toplanacaktır.

Yetkide ve sorumlulukta paralellik ilkesi gereğince Başbakan ve Bakanlar Kurulu Meclis’e karşı sorumlu olacaktır. Buna göre Başbakan ve Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı bireysel ve kolektif olarak sorumlu tutulacaktır.

Hükümetin kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla hükümetin kurulmasında basit çoğunluk, düşürülmesinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğu esas alınacaktır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde Hükümete istikrar kazandırmak amacıyla gensoru ile yapıcı güvensizlik oyu birleştirilecektir. Hükümetin düşürülmesi; yeni hükümetin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üye tam sayısının salt çoğunluğuyla seçilmesi şartına bağlı olacaktır.

Böylece bir yandan hükümetin düşürülmesi zorlaştırılırken diğer yandan olası hükümet krizleri de önlenecektir. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde yeni hükümetin kurulması güvence altına alınmadan mevcut hükümet düşürülemeyecektir.

Değerli Konuklar,

Yürütme başlığı altında ele aldığımız diğer bir konu ise Olağanüstü Hal Yönetimi’dir. Buna göre;

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de Cumhurbaşkanı’nın ya da Bakanlar Kurulu’nun tek başına OHAL ilan etme yetkisi olmayacaktır. Olağanüstü hal ilan etme yetkisi, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’na ait olacaktır. Bu yetki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına tabi tutulacaktır.

Olağanüstü hal rejiminin istisnai niteliğinin bir gereği olarak OHAL için öngörülen süreler kısaltılacaktır.

Olağanüstü hal rejiminin keyfi bir yönetime dönüşmesine engel olmak amacıyla olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerine hukuk sistemimizde yer verilmeyecektir.

Bu kapsamda, olağanüstü halin hukuk devletinin güvenceleri çerçevesinde sürdürülmesini sağlamak üzere, Olağanüstü Hal Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gelecek Partisi

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni Sunumunda dördüncü olarak söz alan Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün şöyle konuştu:

Sayın Genel Başkanlarımız, saygıdeğer misafirler, değerli basın mensupları, ekranları karşısında bizleri izleyen aziz milletimiz; sunumuma başlamadan önce hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Yarının Türkiye’sini inşa etmek için hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in en önemli başlıklarından birisi de şüphesiz bağımsız ve tarafsız yargıdır.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, adaletin tesisinin asgari şartı, demokratik hukuk devletinin güvencesi, hak ve özgürlüklerin teminatıdır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde öncelikle yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlayacağız.

Yüksek yargı kurulları ile yüksek yargı organlarının bağımsızlıkları ve demokratik meşruiyetlerini güçlendireceğiz.

Bu kurullara ve organlara yürütmenin müdahalesini engelleyecek tedbirleri alacağız.

Bizler, bağımsız ve tarafsız yargı amacıyla, hazırladığımız çalışmamızı altı ana başlık etrafında topladık.

Birincisi, Yargı Sistemi ile Hakimlik ve Savcılık Mesleğine yönelik olarak;

Hakimlik teminatını güçlendirecek ve hakimlere coğrafi teminat güvencesi sağlayacağız.

Hâkimlik ile savcılık mesleklerini, tam bağımsızlık için birbirinden ayıracağız.

Hâkimlerin idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğuna ilişkin Anayasa hükmünü kaldıracağız.

Hâkim ve savcıların mesleğe kabullerinde ve yükselmelerinde objektif kriterleri esas alacağız.

Sulh Ceza Hakimlikleri’nin görev, yetki ve işleyişlerini hukuk devletinin gereklerine göre yeniden düzenleyeceğiz.

Tutuklamanın istisna olması ilkesinin titizlikle uygulanması için gerekli tedbirleri alacağız.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile uyumlu kararlar alınmasını ve bu mahkemeler tarafından verilen kararların derhal uygulanmasını sağlayacak düzenlemeler yapacağız.

Hâkimlerin terfilerinde, verdikleri kararların Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyumunu temel ölçütlerden biri olarak kabul edeceğiz.

Görevini kötüye kullanmak suretiyle Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararına sebep olup devleti tazminata mahkûm ettiren ve zarara uğratan hâkimlere ve savcılara bu tazminat ve zararın rücu ettirilmesini sağlayacağız.

İkinci olarak;

(Adeta yargının kalbi olan) Hakimler ve Savcılar Kurulunda değişikliklere gideceğiz.

Bu doğrultuda, hâkimlik mesleği ile savcılık mesleğini birbirinden ayıracağız.

Hakimler ve Savcılar Kurulunu kaldıracak, Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu şeklinde iki farklı kurul oluşturacağız.

Çoğulculuğun, hesap verebilirliğin ve demokratik meşruiyetin sağlanması için Yüksek Yargı Kurulları’nda üyelerin yarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilmesini sağlayacağız.

Üyelerin diğer yarısı ise Yargıtay, Danıştay, Türkiye Barolar Birliği, adli ve idari yargı birinci sınıf hakim ve savcılar tarafından, kendi mensupları arasından doğrudan seçilecektir.

Bağımsızlık ilkesinin güçlendirilmesi için Adalet Bakanı ve Müsteşarı, Hakimler Kurulu’nda yer almayacaktır.

Yüksek Yargı Kurulları’nın disiplin kararları da yargı denetimine açık hale getirilecektir.

Değerli Misafirler,

Üçüncü olarak yapacağımız değişiklikler;

Barolar ve Türkiye Barolar Birliği’ni kapsıyor:

Avukatlık mesleğinin bağımsız ve özgür bir şekilde icra edilmesi için gerekli tedbirleri alacağız.

Yargının kurucu unsuru olan savunmayı anayasal güvenceye kavuşturacağız.

Çoklu baro uygulamasına son vereceğiz.

Baro ve Türkiye Barolar Birliği seçimlerinde temsilde adalet ilkesini esas alacağız.

Dördüncü olarak;

Anayasal düzenin, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri genişletilerek güçlü ve etkili denetim için Mahkeme’yi yeniden yapılandıracağız.

Temel hak ve özgürlüklerin daha güçlü şekilde korunabilmesi için bireysel başvurunun kapsamını, konu ve başvurulabilecek haklar bakımından genişleteceğiz.

Yine Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açabileceklerin kapsamını da genişleteceğiz.

Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin en az dörtte üçünün hukukçu olmasını zorunlu tutacağız.

Mahkeme üyelerinin Meclis tarafından, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, Türkiye Barolar Birliği ve Üniversiteler arası Kurul tarafından belirlenen üç katı aday içerisinden üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilmesini sağlayacağız.

Üç üye ise, farklı kaynaklardan gelecek şekilde Cumhurbaşkanı tarafından seçilecektir.

Değerli Misafirler,

Beşinci olarak;

Yüksek Seçim Kurulu’nu Anayasa’da yargı bölümü içerisinde bir yüksek mahkeme olarak düzenleyecek ve kurulun niteliğini açıklığa kavuşturacağız.

Yüksek Seçim Kurulu, idari ve yargısal görevleri bakımından iki daireye ayrılacaktır:

Yargısal görevi olan kurul bir yüksek yargı organı olarak çalışacak, idari görevi olan kurulun aldığı kararları itiraz halinde denetleyecektir.

Altıncı ve son olarak;

Sayıştay’ı Anayasa’da bir yüksek mahkeme olarak düzenleyeceğiz.

Sayıştay’ın kuruluş ve işleyişine ilişkin esasları, anayasal güvenceye kavuşturacağız.

Hesap verebilir ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla Sayıştay denetiminin kapsamını, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını kapsayacak şekilde genişleteceğiz.

Böylece güçlü, bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşumunu hep birlikte sağlayacağız.

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İYİ Parti

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni Sunumunda beşinci olarak söz alan İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Prof. Dr. Bahadır Erdem şöyle konuştu:

Sayın Genel Başkanlarımız, sayın misafirler, saygıdeğer vatandaşlarımız; sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Yarının Türkiye’si için hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile devletin temel organlarının yanında demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesini de esas alıyoruz.

Hükümet sistemimizle; uluslararası sözleşmeler ve evrensel değerler çerçevesinde başta, ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklerin garanti altına alındığı; bireylerin ve sivil toplumun güçlendirildiği, çevre haklarının ve sürdürülebilirliğin sağlandığı, kadın-erkek eşitliğinin tesis edildiği, özgür ve demokratik bir Türkiye’yi inşa etme kararlığındayız.

Bu amaçla, temel hak ve özgürlükler; dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet, siyasi ve sosyal aidiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlar için güvenceye kavuşturulacak ve iç hukukumuz uluslararası standartlarla uyumlu kılınacaktır. Ötekileştirme hissi doğuran tüm uygulamalar ortadan kaldırılacaktır.

Bu kapsamda ilk olarak Düşünce ve İfade, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü ile Örgütlenme Özgürlüklerinin kullanımını engelleyen ya da ölçüsüz şekilde sınırlandıran mevzuatı yeniden düzenleyeceğiz. Demokratik toplumun gereklerine uygun olarak bu özgürlüklerin üzerindeki her türlü baskıya son vereceğiz.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de ifade özgürlüğü; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları gereğince şiddete teşvik, nefret söylemi ya da kişilik haklarına saldırı durumları dışında sınırlandırılmayacaktır.

İnternet mevzuatını, uluslararası standartlara uygun olarak, ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak ve kişilik haklarını ihlal etmeyecek şekilde yeniden düzenleyeceğiz.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin mevzuatı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında yeniden düzenleyerek bu hakla ilgili bildirim uygulamasının idare tarafından keyfi şekilde kullanılmasını engelleyeceğiz.

Din ve Vicdan Özgürlüğü’nü güvence altına alan, demokratik laik hukuk devletinin, çoğulcu toplum düzeninin temeli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle bizler, herkesin inancına, kanaatine ve yaşam tarzına saygı duyulduğu, kişilerin din, inanç ve yaşam tarzı fark etmeksizin özgürce yaşadığı, herkesin kendi kimliğiyle ve kendisi olarak eşit şekilde toplumsal, kamusal ve siyasal yaşama katıldığı bir sistemi hep birlikte inşa edeceğiz.

Temel hak ve özgürlükler kapsamında ele aldığımız son derece önemli bir diğer husus ise kadın haklarıdır.

Kadınlar; eğitim, çalışma hayatı ve karar alma mekanizmalarına katılma gibi büyük sorunlarla ve eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Toplumun ve yaşamın her alanında, tüm karar alma mekanizmalarında kadın-erkek eşitliğini sağlamayı ve korumayı öncelikli bir devlet politikası haline getireceğiz. Bu konuda yasal ve yapısal tüm gereklilikleri sağlayacağız.

Yarının Türkiye’sinde kadına yönelik şiddetle etkin şekilde mücadele edilecek, şiddetin önlenmesi adına uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat hükümleri etkili şekilde uygulanacaktır. Kadına karşı işlenen suçlarla ilgili Türk Ceza Kanunu’nda gerekli düzenlemeler derhal yapılacaktır. Failler için caydırıcı cezalar öngörülecek, uygulanan indirim sebepleri yeniden düzenlenecektir.

Yine bu kapsamda eğitim müfredatına ilkokul birinci sınıftan itibaren insan hakları ve kadın-erkek eşitliği dersleri konulacaktır.

Kız çocuklarının eğitim hakkı güvence altına alınacak ve bu hakka erişimin önündeki tüm engeller kaldırılacaktır.

Sayın Konuklar,

Diğer bir başlığımızsa Basın Özgürlüğüdür. Bu hakkı güvence altına alarak, basına görevini özgür bir şekilde yapacağı güvenli, çoğulcu ve elverişli bir ortam sağlayacağız.

Gazetecilere karşı ceza soruşturmasına gerekçe yapılan mevzuatı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde yeniden düzenleyeceğiz.

TRT’yi ve Anadolu Ajansı’nı, bağımsızlık ve tarafsızlık esaslarına göre yeniden yapılandıracağız. Keyfi akreditasyon kararlarına son verip, basın kartlarının verilmesinde meslek kuruluşlarına belirleyici bir rol vereceğiz.

Medya sahipliği ve finansmanını şeffaf hale getirecek, medyada tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önlemek amacıyla yasal ve yapısal tedbirler alacağız.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun görevini bağımsız ve tarafsız olarak yerine getirebilmesi için yasal ve yapısal değişiklikler yapacağız. Kurulun üyeleri, üye yapısında çoğulculuğu sağlamak üzere alanında uzman kişiler ve meslek kuruluşları temsilcileri arasından Meclis tarafından nitelikli çoğunlukla seçilecektir.

Basın İlan Kurumu’nun yapısı ve üye seçimi basın özgürlüğüne uygun şekilde yeniden düzenlenecektir.

Öte yandan demokratik toplumun asli bir unsuru olan Sivil Toplum kuruluşlarına yönelik ayrımcılığa ve baskıya da son vererek, bu kuruluşların faaliyetlerini keyfi bir biçimde engelleyen düzenlemeleri kaldıracağız. Bu kuruluşların özgürce çalışabileceği güvenli, çoğulcu ve elverişli bir ortam oluşturacağız.

Değerli Konuklar,

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile birlikte Sosyal Haklar da güvenceye kavuşacaktır.

Refahın adil bölüşümünü sağlayarak, sosyal hakları ve devlet yardımlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde ve hak temelli bir yükümlülük olarak güçlendireceğiz.

Engelli vatandaşlarımızın çalışma hayatı dahil toplumsal hayatın tüm alanlarına tam katılımlarının önündeki engelleri kaldıracağız.

Son olarak ise Çevre haklarına ilişkin anayasal ve yasal düzenlemeleri uluslararası hukukla uyumlu hale getireceğiz. Doğal yaşam kaynakları ve çevrenin korunması konusundaki devletin yükümlülüklerini Anayasa’da açık şekilde düzenleyeceğiz.

Devleti, toplum sağlığının korunması ve refahının sağlanması amacıyla içme suyu kaynaklarını, tarım alanlarını, ormanları ve hayvanları korumakla; iklim krizine karşı mücadele etmekle ve düzenli kentleşmeyi sağlamakla yükümlü kılacağız.

Yargı sisteminde çevre konusunda uzmanlaşmış yargıçların görev yapacağı Çevre Mahkemeleri kuracağız.

Aziz milletimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Saadet Partisi

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni Sunumunda altıncı ve son olarak söz alan Saadet Partisi Seçim İşleri Başkanı Bülent Kaya şöyle konuştu:

Saygıdeğer Genel Başkanlarımız, değerli misafirler, ekranları başında bizleri izleyen çok kıymetli vatandaşlarımız; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de Kamu Yönetimi ve Siyasi Etik Başlıklarını sizlere arz etmek üzere huzurlarınızdayım.

Öncelikli olarak kamu yönetimine eşitlik, tarafsızlık, liyakat, hukuka uygunluk ve şeffaflık ilkelerini hakim kılacağız.

Tüm kamu kurumlarının, fonksiyon ve etkinliklerini gözden geçirerek ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden yapılandıracağız. Bu bağlamda paralel bütün kurum ve kurulların faaliyetlerine son vereceğiz.

Kamu yönetiminde kadın yöneticilerin sayısını arttıracağız.

İkinci hedefimiz kamu görevine alınmada her kademede liyakat ve eşitlik ilkelerini hâkim kılmaktır.

Mülakat uygulamalarına son vererek yazılı sınav sonuçlarını esas alacağız. Sözlü mülakat yapılması zorunlu olan haller ise ancak kanunla düzenlenmek kaydı ile istisna olacaktır. Bu durumda da adaylara yöneltilecek sorular kura usulüyle belirlenecek, sözlü sınav ve mülakatlar kayda alınacaktır.

Üçüncü hedefimiz yolsuzlukla etkin bir şekilde mücadele etmektir. Yolsuzlukla ilgili mevzuatı, Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun tavsiye kararlarıyla tam uyumlu hale getireceğiz.

Kamu İhale Kanunu’nu yenileyerek ihale mevzuatını tek kanunda düzenleyeceğiz. Kamu alımlarında ve ihalelerde rekabeti ortadan kaldıran, ihaleyi istisna keyfiliği kural haline getiren, yolsuzluğun kapısını açık tutan istisna ve muafiyet hükümlerini kaldıracağız.

Dördüncü olarak Yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını artıracağız. Yerel Yönetimlerde demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini hâkim kılacağız. Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari denetiminin sınırlarını açıkça belirleyerek yerindelik denetimi anlamına gelen vesayet uygulamalarına son vereceğiz. Bu bağlamda yeni bir merkez-yerel dengesi kuracağız.

Yerel yönetimlere, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan payı arttıracağız

Seçimle gelenin seçimle gitmesini güvence altına alacağız. Yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkını yok sayan kayyum uygulamalarına son vereceğiz.

Değerli Konuklar,

Kamu yönetimi başlığı altında beşinci olarak mutabık kaldığımız nokta ise akademik özgürlük ve üniversitelerle ilgili düzenlemelerdir.

Yüksek öğretimde özgür ve çoğulcu bir sistem oluşturarak Üniversitelerin bilimsel özerkliklerinin yanında, idari ve mali özerkliklerini de anayasal güvence altına alacağız.

Yükseköğretim Kurulu’nu kaldırarak yerine yetkileri koordinasyon görevi ile sınırlandırılmış, üyelerinin ise demokratik meşruiyet esasına dayanılarak seçildiği üniversiteler arası bir kurul tesis edeceğiz.

Öğretim üyelerinin kendi üniversitelerinin rektörünü seçmesine imkân sağlayacağız. Dekan adaylarının uzmanlık alanlarının, ilgili fakültenin niteliğine uygun olması esasını temin edeceğiz

Kamu yönetiminin altıncı ve son başlığı olarak Düzenleyici ve Denetleyici Kurumları ele aldık. Bu kurumların oluşumunda ve çalışmasında liyakat, şeffaflık ve tarafsızlık ilkelerinden taviz vermeyeceğiz.

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların idari ve mali özerkliğe kavuşturulmasını sağlayarak bağımsızlıklarını tesis edecek ve yürütmenin müdahalelerine karşı korunmaları için yasal ve yapısal önlemler alacağız.

Kurumlara atanacak üyelerin yetkinliklerini nesnel olarak ortaya koyacak kriterler belirleyeceğiz. Merkez Bankası başta olmak üzere düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığını zedeleyecek hiçbir uygulamaya ve düzenlemeye yer vermeyeceğiz.

Değerli konuklar,

Demokratik hukuk devleti önündeki en büyük engellerden bir tanesi de siyasi makam sahiplerinin yolsuzluklarını önleyecek mevzuatın yetersiz olması ve var olan hükümlerin uygulanamamasıdır.

Bu sebeple de şeffaflık sağlanamamakta, rüşvet ve yolsuzluklar engellenememektedir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de milletvekillerinin, bakanların, siyasi parti genel merkez yöneticilerinin ve belediye başkanlarının görevlerini yerine getirirken uymaları gereken siyasi etik ilkelerinin düzenlenmesi amacıyla Siyasi Etik Kanunu hazırlayacağız.

Kanun kapsamındaki kişilerin; görevlerini yerine getirirken, adalet, eşitlik, hesap verebilirlik, kişisel menfaat sağlamama, çıkar çatışması olacak hallerden kaçınma ve şeffaflık ilkelerine göre hareket etmesini sağlayacağız.

Siyasi etik ilkelerinin etkili olarak uygulanmasına ilişkin kurumsal yapılanmayı tesis edeceğiz.

Aziz milletimiz, değerli konuklar

Bizler, toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak; Yarının Türkiye’si için hazırlamış olduğumuz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi, ülkemize, adalet, barış, refah ve huzur getirmesi inancıyla hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin, milletimize hayırlı ve uğurlu olması temennisi ile hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Paylaşın

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ İçin İmzalar Atılıyor

Altı muhalefet partisinin mutabakata vardığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ortak metninde imzalar Pazartesi günü törenle atılacak. Ankara Bilkent Otel’deki törende CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan bir araya gelecek.

Partilerin son hazırlıklarını tamamladığı törenin sunuculuğunu gazeteci Tuluhan Tekelioğlu yapacak. İmza törenine aralarında dernek, vakıf ve meslek örgütlerinin de olduğu 250’ye yakın sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin de davet edildiği öğrenildi. Muhalefet partilerinin yetkililerinden alınan bilgiye göre davet gönderilen kurumlar arasında TÜSİAD, MÜSİAD, DİSK, Hak-İş, Türk-İş, İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der gibi kuruluşların yanı sıra 81 ilin baro başkanı, Türkiye Barolar Birliği ile kadın ve çevre alanında faaliyet yürüten dernekler de bulunuyor. Toplantıya parlamenter sistemle ilgili çalışma yürüten bazı akademisyenler de davet edildi.

Toplantı öncesinde muhalefet partilerinin siyasi temsilcileri de başlatılacak bu siyasi girişimle ilgili olarak DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı.

SP’li Kaya: Siyasetin karakterini değiştirecek adım

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, toplantıyı “Türkiye’de siyasetin karakterini değiştirecek bir adım” sözleriyle değerlendirdi. Kaya, “Yapacağımız bu toplantı, sadece bir sistemle ilgili mutabakattan ziyade siyasi tarihinin görmeye hasret olduğu tablonun topluma takdimi toplantısı” dedi.

Farklı siyasi akımları temsil eden partilerin bir masa etrafında buluşarak meseleleri tartışması sonucunda mutabakata çevirdiklerine  dikkat çeken Kaya, “Bu sürecin, siyasetin bundan sonraki gidişatını değiştireceğine inanıyorum” ifadesini kullandı. Toplantıya davet edilen sivil toplum kuruluşlarına da dikkat çeken Kaya, “Sivil toplumun sürece dahil edilmesi bundan sonra Meclis zemininde de önemli katkısı olacaktır. Toplantıya ayrıca parlamenter sistemle ilgili çalışma yapan akademisyenleri siyasi fikirlerine göre ayırmaksızın davet ettik” şeklinde konuştu.

DP’li Şahinalp: Yarının Türkiyesini inşa ediyoruz

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp de ortaya çıkan sonucun halkın yıllardır görmeyi arzu ettiği bir tablo olduğunu savundu.

“Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacağına inandığımız bir çalışmayı tamamladık” dilen Şahinalp, “yarının Türkiyesini inşa etmek için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metnini istişare ve tam bir uzlaşı ile gerçekleştirdiklerini kaydetti. Şahinalp, sözlerini “28 Şubat 2022 tarihinde 6 muhalefet partisinin genel başkanları tarafından imzalanarak hayata geçirilmesi taahhüt edilecek olan bu çalışmanın, ülkemize adalet, barış, refah ve huzur getirmesini diliyorum” şeklinde sürdürdü.

Gelecek Parti’nden Üstün: Büyük bir ayrışma yaşanıyordu

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise Türkiye’de son yıllarda büyük bir toplumsal ayrışma yaşandığına dikkat çekerek “Bu toplantının yapılmış olması bir defa ayrışmayı ortadan kaldıran, tekrar birlik beraberlik güveni tesis eden görüntü olacak” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini “Bütün kötülüklerin anası, ucube bir sistem” diye niteleyen Üstün, “Ortak metin, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vadediyor. O bakımdan altı liderin bir arada fotoğraf vermesi büyük bir uzlaşmanın sağlanması açısından çok önemli” ifadesini kullandı. Pazartesi günü tarihi bir fotoğraf verileceğini de kaydeden Üstün, “Avrupa’da bu tür fotoğraflar görüyoruz ancak Türkiye’de son yıllarda şahit olmadığımız bir kareydi. Maalesef böyle büyük uzlaşmalara hiç şahit değiliz. O yüzden bizim için çok anlamlı ve bizi çok heyecanlandırıyor” şeklinde konuştu.

DEVA Partisi’nden Yeneroğlu: Yargı bağımsızlığının tesisi için dönüm noktası 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat metnini Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği uzlaşı anlayışı içerisinde hazırladıklarını ifade eden DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, hem katılımcılığa ve uzlaşıya dayanan hazırlık süreci hem de kuvvetler ayrılığına dayanan bir hükümet sistemi yanında temel hakların güçlendirilmesi, kamu yönetiminin iyileştirilmesi, yargı bağımsızlığının tesis edilmesi gibi önemli meseleleri çözüme kavuşturan içeriğiyle çok önemli bir dönüm noktasıdır” açıklamasını yaptı.

Yasama, yürütme ve yargı organlarını parlamenter sistemin özüne uygun şekilde düzenlediklerini kaydeden Yeneroğlu, “Bunun yanında bu organları daha etkili kılabilmek için temsilde adaleti, katılımcılığı, yönetimde istikrarı, yargının tarafsız ve bağımsızlığını sağlamayı ve temel hak ve hürriyetleri etkili şekilde güvence altına alacak çok kapsamlı önerilere yer verdik” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Öngördüğümüz bu sistem ile devletin temel organlarının yanında düşüncelerin özgürce ifade edildiği, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, kadın haklarının, çocuk haklarının, çevre haklarının tam anlamıyla korunduğu özgür ve demokratik bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz” vaadinde bulundu.

Çalışmalar Ekim 2021’de başlamıştı

Altı muhalefet partisi, seçim sonrası parlamenter sisteme dönüşün yol haritasını belirlemek üzere 2021 yılının Ekim ayında TBMM çatısı altında çalışmalara başlamıştı. Söz konusu altı partinin genel başkan yardımcılarından oluşan ortak komisyon, her hafta düzenli olarak bir araya geldi ve beş ana başlıktan oluşan ortak taslak metni, bu yılın Ocak ayında tamamladı.

Giriş, Yasama, Yürütme, Yargı ve Demokratik Sistemin Temel Esasları olmak üzere beş ana başlıktan oluşan taslak metin, genel başkanlara sunulduktan sonra üzerinde anlaşmaya varıldı. Altı muhalefet partisinin lideri, 12 Şubat’ta Ankara Ahlatlıbel’de ilk kez bir araya gelerek ortak metin üzerindeki mutabakatı ilan etti.

Paylaşın

Babacan’dan ‘NATO Bir Şeyler Yapmalı’ Diyen Erdoğan’a Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘NATO bir şeyler yapmalı’ sözlerini değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Cumhurbaşkanı, Ukrayna’yla ilgili net ve keskin tavrı ortaya koyamadı. Dün uçakta ‘Ne Rusya’dan ne Ukrayna’dan vazgeçeriz’ diyor. Bugün ‘NATO bir şeyler yapmalı’ diyor. Öyle sunuyor ki sanki Türkiye NATO’da değil. Vatandaşımızın kafasını karıştırmaya çalışıyor. Kenara çekiliyor, ‘NATO bir şey yapsın, Avrupa bir şey yapmıyor’ diyor. Sen ne yapıyorsun arkadaş? Onu söyle.” dedi.

Haber Merkezi / Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişimine dair konuşan Babacan, “Bombalar, sirenler ve postal sesleriyle güne uyanan Ukrayna halkının, amasız ve fakatsız yanındayız. Amasız, fakatsız, ikirciksiz… Çünkü birileri postal sesleri Doğu’dan gelince heyecana kapılıyor. Çoktan tarihe gömülmesi gereken emperyal hayallerle yatıp kalkıyorlar” dedi.

Bugün yaşananların çok önemli sınav olduğunu, herkesin duruşunu ve niyetini açığa döktüğünü söyleyen Babacan, “Bizim için asıl olan ilkelerdir. DEVA Partisi, tepki vermek için kurşunu kimin sıktığına bakmaz, postal sesleri nereden geliyor diye beklemez. Uluslararası hukuku çiğneyen her kimse, onun karşısında durur” diye konuştu.
Hem bölge hem de dünya için kaygı verici bir süreçten geçildiğini belirten Babacan, “Türkiye için de kaygı verici bir süreç olduğunu kimse unutmasın. İçimizdeki, Doğu’dan gelen postal seslerine alkış tutanlara sesleniyorum. Aklınızı başınıza alın. Biraz tarih okuyun” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa’da partisinin Nilüfer ilçe kongresinde konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bombalar, sirenler ve postal sesleriyle güne uyanan Ukrayna halkının, amasız ve fakatsız yanındayız. Amasız, fakatsız, ikirciksiz… Çünkü birileri postal sesleri Doğu’dan gelince heyecana kapılıyor. Çoktan tarihe gömülmesi gereken emperyal hayallerle yatıp kalkıyorlar. Ülkemizin tarihi ittifaklarını temelden sarsmak istiyor. Görüyoruz onları. Bugünler çok önemli sınav. Herkes duruşunu, niyetini açığa döküyor. Bizim için asıl olan ilkelerdir. DEVA Partisi, tepki vermek için kurşunu kimin sıktığına bakmaz, postal sesleri nereden geliyor diye beklemez. Uluslararası hukuku çiğneyen her kimse, onun karşısında durur.

Hem bölgemiz hem de tüm dünya için son derece kaygı verici bir süreçten geçiyoruz. Türkiye için de kaygı verici bir süreç olduğunu kimse unutmasın. İçimizdeki, Doğu’dan gelen postal seslerine alkış tutanlara sesleniyorum. Aklınızı başınıza alın. Biraz tarih okuyun.”

“Sen ne yapıyorsun arkadaş, onu söyle”

Cumhurbaşkanı, Ukrayna’yla ilgili net ve keskin tavrı ortaya koyamadı. Dün uçakta ‘Ne Rusya’dan ne Ukrayna’dan vazgeçeriz’ diyor. Bugün ‘NATO bir şeyler yapmalı’ diyor. Öyle sunuyor ki sanki Türkiye NATO’da değil. Vatandaşımızın kafasını karıştırmaya çalışıyor. Kenara çekiliyor, ‘NATO bir şey yapsın, Avrupa bir şey yapmıyor’ diyor. Sen ne yapıyorsun arkadaş? Onu söyle.

Karadeniz’in iç dengelerinin ve kıyıdaş ülkelerin istikrarı açısından Montrö anlaşmasının harfiyen uygulanması gerekir. Hükûmete tekrar sesleniyorum: Sakın ha yalpa yapmayın. Uluslararası hukuku defalarca deldiniz, deliyorsunuz ama bu Montrö konusundaki hata ülkemizin kendi istikrarına da Karadeniz’in etrafındaki diğer ülkelerin istikrarına da zarar verir.İktidara soruyorum: Ticari hatlar açıkken, ulaşım çok kolayken, bütün ülkeler kendi vatandaşlarını tahliye ederken, niçin etkin bir biçimde vatandaşlarımızı Ukrayna’dan ayrılmaya teşvik etmediniz? Düne kadar uçuşlar vardı. Şimdi ‘Karayoluyla dönün’ diye akıl verene kadar bir hafta önce ‘Risk var, bir an önce ülkenize gelin’ diye söyleseydiniz.

Gazetelerin tek tek manşetlerini belirledikleri, ünlülerin maske takıp kolbastı söylediği yarışmalarla uğraştıkları zamanı, Türkiye’nin dış politikası ve bölgemizin güvenliği için harcamayan bir yönetimle karşı karşıyayız.  Önünü öngöremeyen, yokuş aşağı yuvarlanan, kemer takmayan, hatta arabada kemer olmadığını bile fark etmeyen bir yönetimle karşı karşıyayız.

İktidar partisi üyelerinin, işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya dönen Dışişleri Bakanlığı’nı, liyakatli kadrolara teslim edeceğiz. Dış ilişkilerde kabadayılığa, fevriliğe ve hamasete son verip, ehliyet, liyakat, nezaket ve diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkeleri işleteceğiz.

Avrupa’nın en geniş topraklarına ve en geniş tarım alanlarına sahip ülkemizde, tarımın geldiği içler acısı duruma hem çok üzülüyoruz hem de çok kızıyoruz. Tarımda ithalata bu kadar bağlı olmaya akıl sır ermiyor gibi görünüyor. Basit bir sebep var: Çiftçimizin sesi Külliye’ye ulaşmıyor.Tarım ürünlerinin büyük miktarda ithalatını yapan lobiler Cumhurbaşkanı’na cepten cebe ulaşıyor. Öyle şeyler öneriyorlar ki ne kadar ton buğday, pamuk istiyorsan hazır. Az sayıda ithalatçı Külliye’de seslerini duyuruyor. Beştepe’deki ithalat lobisinin Türkiye’ye vurduğu zincirleri birer birer kıracağız.

“Erdoğan’a ‘stalkerlık’ yapmasını tavsiye ediyorum”

Sayın Erdoğan ‘Muhalefet partilerinin projesi yok’ diyor. Haberleri sabah akşam partili medyadan dinlediği için uydurulmuş gerçeklik dünyasını izliyor, orada da projelerimizi görmüyor. Kendisine tavsiyem sadece TRT’ymiş, A Haber’miş falan izlemesin. Proje görmek istiyorsa buyursun, DEVA Partisi’nin internet sitesine, Youtube sayfasına, sosyal medya hesaplarımıza bir baksın. Kendisine, çaktırmadan bir ‘stalkerlık’ yapmasını tavsiye ediyorum. Biraz kopya çekip, memleket için hayırlı birkaç fikir edinmesi için çok faydalı olacaktır. Kendisini Beştepe Harikalar Diyarı’na hapsetti.”

Paylaşın

Babacan: Kayyumlarla Milletin Oyu Gasp Edildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte sandık sonuçlarına ilişkin sözlerini hatırlatarak DEVA Lideri Babacan, “Hani diyor ya ‘Sandığa sahip çıkamayan yönetici, ülkesine sahip çıkamaz’ diye… Kendisi sandık sonuçlarına sahip çıkabildi mi? Ülkenin özellikle doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde seçilmiş belediye başkanları hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınırken, vatandaşların iradesine kayyumlar atanırken tüm bu operasyonları bizzat kendisi yönetti. Kayyumlarla milletin oyu gasp edildi. Ülkenin batısında yerel seçim sonuçlarını tanımadı.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bizim kitabımızda, sandıktan beğenmediğimiz sonuçlar çıkınca mızıkçılık yapmak yok. Dahası, bizler, demokrasimizin sadece sandık sistemiyle ölçülemeyeceğini bilen bir zihniyetin temsilcileriyiz.  Tam demokrasilerin; yetki ve sorumluluğun paylaşıldığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işletildiği, hukukun üstünlüğünün temel alındığı rejimler olduğunu biliriz. Tam demokrasilerde, basın özgürlüğünün yaşatıldığını, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin özgürce aktif olduğunu biliriz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın “Başkanlık sisteminde başkanlığın merkezdeki gücü bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir” ifadelerini de yayınlayan Babacan sözlerini, “Hani yerel yönetimler güçlenecekti? Hani Meclis ve yerel yönetimler merkezdeki gücü dengeleyecekti? Yerel yönetimler baskı altına alındı. Merkezi yönetim, orantısız bir güçle zehirlendi.  Erdoğan’ın ağzından bir çırpıda çıkan ‘Anayasa Mahkemesi’nin, AİHM’in kararlarını tanımıyorum’ gibi lafları sık sık duyar olduk.” şeklinde sürdürdü.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Ukrayna krizini değerlendiren Babacan, dışişleri bakanlığı yaptığı sırada yaşanan Rusya-Gürcistan krizine ilişkin anekdotlar paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015 yılında yaptığı bir konuşmadan videolar izleten Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Kar yağar, bir şehre günlerce elektrik verilemez, kriz olur. Yağmur yağar, sel olur, kriz olur.Yağmur yağmaz, kuraklık olur, kriz olur. Havalar ısınır, ormanlar yanar, kriz olur. Havalar soğur, doğal gaz akışı kısılır, kriz olur. Sırf inat uğruna kendi vatandaşına hukuksuzluk yapar, uluslararası alanda kriz olur. Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli ve Sayın Perinçek’ten oluşan troykanın bugün kurduğu ittifakın doğru adı Cumhur İttifakı değil, tam bir ‘Kriz İttifakı’dır.

Hani ‘Vatanı satmak yüksek faizle olur’ diyor ya… Bu konuşmayı yaptığı gün Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 7,5. Şu anda tam yüzde 14. ‘Vatanı satmak yüksek enflasyonla olur’ diyor ya… Bu konuşmayı yaptığı zaman enflasyon yüzde 7,5. Bugün TÜİK’in makyajlı enflasyonu yüzde 48. ‘Vatanı satmak ülkeyi kriz üstüne krize sokmakla olur’ diyor ya… Daha ne yapsın? Aldı yanına krizlerin ortağı Bahçeli’yi aldı; ülkeyi sürüklemedikleri kriz kalmadı. Ekonomide, enerjide, tarımda, eğitimde, sağlıkta, hukukta, dış politikada, her alanda kriz yaşıyoruz.”

“Kayyumlar atanırken operasyonları bizzat yönetti”

Erdoğan’ın sandık sonuçlarına ilişkin sözlerini izleten Babacan şöyle devam etti: “Hani diyor ya ‘Sandığa sahip çıkamayan yönetici, ülkesine sahip çıkamaz’ diye… Kendisi sandık sonuçlarına sahip çıkabildi mi? Ülkenin özellikle doğu ve güneydoğu anadolu bölgesinde seçilmiş belediye başkanları hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınırken, vatandaşların iradesine kayyumlar atanırken tüm bu operasyonları bizzat kendisi yönetti. Kayyumlarla milletin oyu gasp edildi. Ülkenin batısında yerel seçim sonuçlarını tanımadı.

Bizim kitabımızda, sandıktan beğenmediğimiz sonuçlar çıkınca mızıkçılık yapmak yok. Dahası, bizler, demokrasimizin sadece sandık sistemiyle ölçülemeyeceğini bilen bir zihniyetin temsilcileriyiz.  Tam demokrasilerin; yetki ve sorumluluğun paylaşıldığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işletildiği, hukukun üstünlüğünün temel alındığı rejimler olduğunu biliriz. Tam demokrasilerde, basın özgürlüğünün yaşatıldığını, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin özgürce aktif olduğunu biliriz.

Erdoğan’ın “Başkanlık sisteminde başkanlığın merkezdeki gücü bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir” ifadelerini de yayınlayan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hani yerel yönetimler güçlenecekti? Hani Meclis ve yerel yönetimler merkezdeki gücü dengeleyecekti? Yerel yönetimler baskı altına alındı. Merkezi yönetim, orantısız bir güçle zehirlendi.  Erdoğan’ın ağzından bir çırpıda çıkan ‘Anayasa Mahkemesi’nin, AİHM’in kararlarını tanımıyorum’ gibi lafları sık sık duyar olduk.”

Babacan’ın gündeminde ayrıca Ukrayna krizi vardı. Babacan şunları söyledi: “Rusya Federasyonu, uluslararası hukuku tanımayarak, tüm dünyanın büyük bir krize sürüklenmesine sebep oluyor. DEVA Partisi olarak pozisyonumuz çok net. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarının kesinlikle korunması gerektiğini söylüyoruz. Çözüm için de kaba kuvveti değil, her zaman müzakereleri destekliyoruz.

Hem Ukrayna halkı hem bölgemiz hem de tüm dünya için son derece kaygı verici bir süreç yaşıyoruz. Çoluk çocuk milyonlarca insanın hayatını derinden etkileyen ve daha da etkileyecek olan bu sorun için, derhal acil inisiyatif alınmalı ve mesele barışçıl yollarla çözülmelidir. Türkiye de çözüm için, çözümden yana taraf olmalı; kriz derinleşmeden, daha ağır kayıplar yaşanmadan, çatışmalı sürecin sona erdirilmesi için çalışmalıdır.

“Arabulucu, Afrika’da geziyor”

Sayın Erdoğan, hemen yanı başımızda böylesi büyük bir güvenlik krizi varken, hiçbir şey yokmuş gibi, tuttu Afrika’ya gitti. Düne kadar da programına devam etti. Bu; ülkemiz adına vurdumduymazlıktır, büyük talihsizliktir. Aynı zamanda hesapsız, kitapsız yönetimin tezahürüdür. Sahadaki gelişmeleri görmüyor musunuz? Afrika programınızın ortasında bu krizin zirveye ulaşacağını ve askeri harekata dönüşebileceği ihtimalini hiç mi hesap etmiyorsunuz? Partili basına bakarsanız, Putin Türkiye’ye geliyordu. Geldi mi? Erdoğan arabulucu olacaktı. Ne oldu? Arabulucu nerede? Arabulucu Afrika’da geziyor.

Bu krizin Türkiye üzerinde etkileri olacaktır. Krizin sebep olduğu güvenlik riskleri, krizin finansal piyasalar açısından oluşturduğu belirsizlikler, Rusya için açıklanan yaptırımlar Türkiye’yi de etkileyecek konulardır. Tüm bunların, halkımız üzerindeki insani ve ekonomik yükünün hesap edilmesi ve derhal önlem alınması gerekir. Hükûmeti, Rusya-Ukrayna krizinin olası etkileriyle ilgili acilen bir önlem paketi açıklamaya davet ediyoruz.

“Rusya-Gürcistan krizinde tavsiyelerimizi en üst düzeyde anlattık”

Takip edenler bilir, 2008 yılında, ben Dışişleri Bakanıyken, benzer bir kriz Rusya ve Gürcistan arasında yaşandı. Etkin bir arabulucu rolünü o zaman üstlenmiştik. Kriz başladıktan hemen sonraki bir akşam, Moskova’da masanın bir tarafında Putin, Medvedev ve Lavrov; diğer tarafında ben, başbakan ve tercüman. Odada sadece altı kişi. Bir gece boyu Rus dostlarımızla samimi bir görüşme gerçekleştirmiştik. Komşusunu işgal etmenin hiç de iyi bir fikir olmayacağını, bunun Rusya için ciddi bir itibar kaybına yol açacağını uzun uzun anlattık. İtibarın verdiği gücün, en az ekonomik güç ve askeri güç kadar önemli olduğunu vurguladık. Kuvvetli görüşlerimizi, tavsiyelerimizi, muhataplarımıza en üst düzeyde anlattık. Ertesi sabah Tiflis’te, o günkü Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili ile buluşup, gerilim üreten eylem ve söylemlerden uzak durmasını tavsiye ettik. Günler içerisinde kriz hafiflemiş, Tiflis’e sadece 20 kilometre kalana kadar yaklaşan Rus birlikleri geri çekilmeye başlamıştı.

Paramızın itibarı yerlere düşerken, vatandaşlarımız günbegün yoksullaştı. Rus rublesi bile şu ana kadar bizim paramız kadar değer kaybetmedi? Niye? 600 küsur milyar dolar döviz rezervleri var da ondan. Kendi kendine kriz çıkartıp, kendi kendine parasını değersizleştirmenin en büyük örneğini Türkiye yaşıyor.”

Paylaşın

HDP İle Müzakere Kapısı Açılabilir Mi?

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), “güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmasını tamamlayan altı muhalefet partisi liderinin 12 Şubat’ta gerçekleştirdikleri “yuvarlak masa” toplantısına yönelik “yok sayılıyoruz” tepkisinin nedenleri tartışılıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Davet sahibi olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “HDP ile görüştükleri ve gerektiğinde de görüşmeye devam edecekleri” yönündeki açıklamalarına karşın HDP, “Cumhurbaşkanlığı için ortak aday belirleme, demokratikleşme, sistem değişikliği süreçlerine” partilerinin dahil edilmesi için “müzakere formülü”nün masaya konulmasını istiyor.

HDP’yi “aceleci” ve “tabana mesaj verme kaygısıyla hareket etmekle” eleştiren bazı muhalefet partili yöneticiler ise ilerleyen süreçte HDP ile seçime dönük görüşmelerin yürütüleceğini ifade ediyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortak çalışma yürüten CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi Genel Başkanları 12 Şubat’ta Çankaya Belediyesi’ne ait Ahlatlıbel tesislerinde “çalışma yemeğinde” bir araya gelmişti.

Bu toplantıya en sert tepki ise “yok sayıldık” diyen HDP’den gelmiş ve bazı HDP yöneticileri cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “kendi adaylarını çıkarabileceklerini” de ifade etmişti.

HDP kulislerinde 6 muhalefet partisine yönelik tepkinin nedenleri ve seçim işbirliğine ilişkin beklentiler konusunda şu değerlendirmeler yapılıyor:

Tepkiye neden olan ifade: ‘Yarının Türkiyesini kurmak’

6 liderin yuvarlak masa toplantısına tepkinin asıl nedeni olarak, zirve sonrasında yapılan yazılı açıklamadaki bazı ifadeler gösteriliyor:

“Bu bir Millet İttifakı masası, genişlemesini konuşuyoruz, dense anlarız. Ama bildiride, ‘bugün burada milletimiz adına yarının Türkiyesini inşa etmek için önemli bir adım attık’ deniliyor.

“Türkiye’nin geleceğini ve anayasal idari yapısını konuşuyorlar. Biz zaten Millet İttifakı içinde yer almayacağımızı söylemişiz. Ama Türkiye’nin geleceği, idari yapısı, anayasa değişikliği konuşuluyorsa, bizim orada olmamız gerekirdi. Çünkü bu konularda bizim de fikirlerimiz var ve tutum belgesi ile kamuoyuna açıkladık. HDP’nin de görüşlerini dikkate alan bir formülasyon yapılabilirdi, bu dikkate alınmadığı için de bizde öfke yaratıyor.”

‘Taban, ‘Ne değişecek’ diyor’

HDP kaynakları, 6 muhalefet liderinin birlikte verdiği fotoğrafın, parti tabanında “dışlanmışlık” algısı yarattığı ve bunun karşılığında da seçmenin “iktidar değişse ne değişecek?” sorusunu kendilerine yönelttiğini ifade ediyor:

“Birlikte fotoğraf verilip, ‘Yarının Türkiyesini inşa etmek için adım attık’ dendiği zaman bu dışlayıcılık anlamına geliyor. O zaman da tabanımız şunu söylüyor: ‘İktidar bizi dışlıyor, muhalefet de bizi dışlıyor, yok sayıyor. O zaman bizim için ne değişecek, biz niye onların adaylarına destek vereceğiz?’

“Asıl rahatsızlık nedeni bu. Evet biz, üçüncü bir ittifak veya demokrasi ittifakı olarak seçime girebiliriz ama cumhurbaşkanlığı seçimi ve seçim sonrasında yol temizliği konusunda veya anayasa değişikliği gibi konularda tek başına değiştirme şansımız yok. Onun için de Millet İttifakı ile bu süreci müzakere etmemiz lazım. Onun için diyoruz ki bir müzakere formülü ortaya konulmalı.”

6 liderin buluşması sonrası yapılan yazılı açıklamada, “eşit yurttaşlık” vurgusu yapılmasına karşın, Kürt sorunun demokratik çözümüne vurgu yapılmaması da HDP’nin rahatsızlık konularının başında yer alıyor.

‘Birinci tercih ortak aday’

Parlamento ittifakı konusunda bir taleplerinin olmadığına dikkat çeken HDP yöneticileri, muhalefetle işbirliği alanlarını “cumhurbaşkanlığı seçimi” ve seçim sonrasına dönük demokratikleşme adımları, olası anayasa değişikliği olarak ifade ediyor.

HDP kulislerinde, muhalefet tarafından da dışlanmaları halinde “kendi adaylarını çıkarabilecekleri” yönündeki sesler yükselse de, bunun “birinci tercih olmadığı” dile getiriliyor:

“Kendi adayımızı çıkarmak, asla birinci tercihimiz değil, amaç ortak aday çıkarmak. Birinci turda, büyük kazanmak iddiasındayız. Eğer muhalefetin ortak adayı soldan veya sola yakın bir aday olursa, bu büyük ihtimalle ortak aday olur.

“Ancak eğer Millet İttifakı derse ki biz sağdan bir çatı aday göstereceğiz, o zaman belki bizim birinci turda kendi adayımızı çıkarmamız sözkonusu olabilir. Seçim ikinci tura kalırsa, bizim o zaman Millet ittifakı’nın ya da o zaman adı ne olacaksa, onun adayını desteklememiz söz konusu olabilir. Sandığa gitmeme gibi bir tercih şu an için gündemde değil.”

Muhalefet, HDP’nin eleştirilerine ne diyor?

Ahlatlıbel zirvesinde liderleri bir araya gelen muhalefet partileri, HDP’nin tepkisini “erken ve aceleci” olarak nitelendirirken, bu tepkilerin daha çok “kendi tabanını konsolide etmeye dönük” hamle olduğu yorumu yapılıyor.

Yerel seçimlerde “İYİ Parti ile yan yana getirmeden” HDP ile işbirliği kapılarını açık tutan ve ve büyükşehirlerde bu partinin desteğini alan CHP, geçmiş yıllara göre ellerinin daha rahat olduğunu ve HDP ile bundan sonra da daha açık görüşmeler yürütüleceğini ifade ediyor.

CHP olarak siyasi partilerle “ikili, üçlü” görüşmelerin yürütülebileceğine dikkat çeken CHP kurmayları, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve demokratikleşme, anayasa değişikliği konularında HDP ile görüşmelerin yapılacağını ve bu diyalog zeminlerinin oluşturulmasına dönük formüllerin de bulunacağını ifade ediyorlar.

‘Muhalefet oyununu çok iyi kurmalı’

6 muhalefet partisi içinde HDP ile “yan yana” gelmeyi reddeden tek parti ise İYİ Parti.

“Merkez sağda” konumlanma iddiasına karşın İYİ Parti, parti yönetiminde ülkücü kökenli isimler egemen. Genel Başkan Meral Akşener’in HDP’ye mesafeli olduğu ve açık bir seçim işbirliğine de karşı görüşte olduğu biliniyor.

Bu nedenle bu iki partinin aynı ittifak içinde yer alması mümkün görünmüyor. Ancak, kritik görülen cumhurbaşkanlığı seçiminde işbirliğinin “CHP kanalıyla” yapılacağı da kulislerde konuşuluyor.

Ancak gerek cumhurbaşkanlığı adaylığı ve gerekse HDP’ye karşı İYİ Partili bazı yöneticilerin yaptığı sert açıklamaların bu süreci de zora sokacağı yorumları da yapılıyor.

Bazı İYİ Parti kurmaylarına göre, parti içinden farklı seslerin çıkması “parti içi demokrasinin gereği. Ve bu farklı sesler, her zaman partinin genel politikasını yansıtmıyor.”

Önümüzdeki seçimin muhalefet için son derece kritik olduğuna dikkat çeken bir İYİ Partili bir kaynak, muhalefetin çok “stratejik” davranması gerektiği görüşünde:

“Herkes büyük fotoğrafı görmeli ve adımlarını duygusal değil akıllıca atmalı. Bu siyasi yapılanmamın havuz problemine dönüşmemesi lazım. Yani üstten suyu koyarken, alttan kaçırmamak lazım. Onun için akıllıca taktikler ve stratejik bir süreç yürütülmeli. Eğer iktidar tarafın her türlü oyunu mübah görüyorsa, muhalefet de kendi oyununu çok iyi kurmalı.”

İYİ Parti’de ağırlıklı görüş, cumhurbaşkanlığı seçimi için oylarına ihtiyaç duyulan HDP’nin ilk tur için kendi adayını çıkarması, ikinci turda ise muhalefeti desteklemesi yönünde.

‘Talepler, siyasi komisyonda tartışılır’

HDP’nin tepkisi Gelecek Partisi kulislerinde, “dışlanmışlık” üzerinden mağduriyet yaratarak “tabana mesaj” olarak yorumlanıyor.

6 liderin ilk kez bir araya gelerek görüntü verdiğini ve bu görüşmelerin ilk ayağını da “güçlendirilmiş parlamenter sistemin” oluşturduğuna işaret eden Gelecek Partisi kaynakları, HDP’nin “aceleci” davrandığı görüşünde:

“Sapla, saman birbirine karıştırılıyor. Ahlatlıbel zirvesinin ardından yapılan açıklama aslında o toplantının havasını yansıtmak için hazırlanmış bir metindi. Burada biraz acelecilik yapıyorlar. Ama o toplantıda alınan kararları insanlar görmek istemiyorlar.

“Alınan kararlardan bir tanesi de demokratikleşme, anayasa değişikliği, toplumsal taleplerin karşılanmasına ilişkin çalışmalar yürütmek üzere kurulacak olan siyasi bir komisyon kurulması.

“Türkiye’nin geleceğine, yarınına yönelik bir vizyon konulacaksa orada bunlar ele alınacak, ilkeler orada belirlenecek. Kürt sorununun demokratik çözümü de, Alevilerin sorunları da, diğer demokratikleşme taleplerinin görüşüleceği yer de o komisyon, yer alacağı belge de o komisyonun hazırlayacağı belge olacaktır.”

Paylaşın