Türkiye-ABD Arasında Diplomasi Trafiği: Masada Neler Var?

Bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirerek dış politikada bir “restorasyon dönemi” inşa çabası içinde olan Türkiye ile Türkiye-ABD ilişkilerinde Rusya-Ukrayna savaşının da etkisiyle diplomasi trafiğinin hızlandığı bir dönem yaşanıyor.

Türkiye ile ABD ilişkilerinin gündeminde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ardından gelen Rusya’ya yönelik yaptırımlar, yeni işlerlik kazanan Stratejik Mekanizma, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi ve Türkiye’nin ABD’den talep ettiği F-16 savaş uçaklarının olası satışı gibi konu başlıkları öne çıkıyor.

Rusya yaptırımları Türkiye’yi etkiler mi?

Rusya’ya bir dizi yaptırım uygulama kararı alan ABD ve Batılı ülkeler bunları giderek ağırlaştırırken, Türkiye ise bu yaptırımlara uymayacağını açıklamıştı.

Rusya ve Ukrayna ile yakın ilişkileri bulunduğunu ve ikisinden de vazgeçmeyeceğini belirten Ankara, Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve barış için çabaladığını vurguluyor.

Washington ise bir yandan Ankara’nın kolaylaştırıcı rolünün önemli olduğunu söylerken, diğer taraftan Türkiye’ye Rusya’nın yaptırımları delmesine imkan vermeme konusunda dikkatli olma çağrısı yapıyor.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Gönül Tol, Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla ilgili ABD Hazine Bakanlığı’nın çok hassas olduğuna dikkat çekerek, izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Hazine Bakanlığı’nın bakış açısı şöyle; yeni yaptırımlar uygulamak önemli olabilir ama ondan daha önemli olan mevcut yaptırımların yüzde yüz uygulanmasını ve delinmemesini sağlamak.”

Tol bu nedenle Türkiye üzerindeki yaptırım baskısının bundan sonra artabileceğini belirtiyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin eskiden beri prensip gereği Birleşmiş Milletler’in (BM) onaylamadığı yaptırımlara katılmadığını söyleyerek, şu ana kadar Türkiye’ye yaptırımlar için çok büyük bir baskı gelmediğini belirtiyor. Ünlühisarcıklı, bu konudaki hassas noktayı ise şöyle aktarıyor:

“Çok büyük baskı da gelmeyecek gibi ama Türkiye’nin diğer ülkelerin uyguladığı yaptırımları Rusya’nın delebilmesi için de fırsat sunmaması gerekiyor. Eğer hatırlarsak ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlarda Türkiye’nin biraz İran’ın yaptırımlarının çevresinden dolanmasına imkan sağlama gibi bir rolü olmuştu. Türkiye bunun için bedel de ödedi.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Victoria Nuland’ın geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaptığı görüşmelerde de bu konunun gündeme geldiği belirtiliyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Julie Eadeh, görüşmelere ilişkin soruya cevaben “Sayın Nuland’ın da dediği gibi, Türkiye’nin dikkatli olması ve topraklarının yaptırımlardan kurtulunmasına ya da Rus oligarkların kirli parası için havuz olmasına izin vermemesi çok önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ise ABD’nin yaptırımlarını giderek ağırlaştırdığına dikkat çekerek, Türkiye için asıl sıkıntı yaratabilecek olanın bundan sonra gelmesi muhtemel “ikincil yaptırımlar” (secondary sanctions) olabileceğine dikkat çekiyor.

ABD’li bazı senatörler tarafından zaman zaman dile getirilen ancak henüz karar verilmeyen “ikincil yaptırımların” uygulanması durumunda diğer ülkelerdeki şirketler ya da kişiler seçim yapmak durumunda bırakılacak ve sadece ya Rusya ya da ABD ile ticaret yapabilecek.

Stratejik Mekanizma ne kadar etkili olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde anlaştığı “Stratejik Mekanizma” kapsamında iki ülke dışişleri ve ticaret bakanlıkları yetkilileri de ABD’den Türkiye’ye oligark mesajı: Kirli paranın havuzu olmayın geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir araya gelmişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu mekanizma çerçevesinde bakanlar düzeyinde görüşmeler yapmak için ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile 18 Mayıs’ta Washington’da bir araya geleceğini söyleyerek, “Bu mekanizmanın sonuç odaklı olmasını, verimli geçmesini istiyoruz” diye konuştu.

Ancak uzmanlara göre iki ülke arasında daha önce de ismi farklı da olsa buna benzer mekanizmalar kuruldu ancak çok sonuç getirmedi.

Loğoğlu, ilişkileri düze çıkarmak için daha önce de benzer oluşumlara gidildiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Bu kez adı çok iddialı ama farklı bir mekanizma değil. Fazla bir sonuç çıkacağını sanmıyorum. Çünkü iki ülke arasındaki sorunların devamının nedeni sorunları ele alacak mekanizmaların yokluğu değil, bunlar daha önce de vardı. Asıl sorun karşılıklı güven ve örtüşen çıkarların gereğini yapmaktaki engeller.”

Loğoğlu’na göre yapısal olan bu engellerin başında S-400 konusu geliyor.

Loğoğlu: S-400 konusu ABD için kapanmadı

ABD’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar da devam ediyor.

Büyükelçi Loğoğlu CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarının bir yasadan kaynaklandığını ve yönetimin de yasanın gereğini uygulamak durumunda olduğunu belirterek, “Her ne kadar Türk tarafı ‘bu iş kapanmıştır, bitmiştir’ dese de hiçbir Amerikalı bu görüşe katılmaz. S-400’ler Türkiye’de bulunduğu sürece bu mesele ABD bakımından devam eder” diye konuşuyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin çelişkileri bir yana bu konuda ABD’yi de çelişkili bulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir yandan ABD bütün NATO müttefiklerine askeri harcamalarını artırmaları, caydırıcılıklarını güçlendirmeleri yönünde telkinde bulunuyor. Ama öte yandan gerek CAATSA yaptırımları gerek bu F-16 gibi alım satımlarda ABD Kongresi’nin vetosu nedeniyle NATO’nun en büyük ikinci en büyük F-16 filosuna sahip Türkiye caydırıcılığını artıramıyor.”

Kongre’ye F-16 mektubu ne anlama geliyor?

İki ülke ilişkilerinin önemli bir başka gündem maddesi olan 40 adet yeni savaş uçağı ve 80 modernizasyon kitini kapsayan F-16 görüşmeleri ile ilgili de son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Reuters’ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bir mektup göndererek, Türkiye’ye potansiyel F-16 savaş uçağı satılmasının ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağını bildirdi. Satışla ilgili Kongre’deki süreç önemli görülüyor.

Türkiye-ABD ilişkilerini yakından takip eden Gönül Tol, Rusya’nın saldırısının ardından ABD bürokrasisinde Türkiye ile ilgili eskiye kıyasla daha ılımlı bir hava oluştuğunu, geneli yansıtmasa da ABD bürokrasindeki bir kanadın Türkiye ile ilişkilerin toparlanabileceğini düşünmeye başladığını belirterek, son mektubun bu kapsamda değerlendirilebileceğini söylüyor.

F-16 satışını aslında ABD’nin Türkiye’ye vereceği bir “taviz” olarak görmemek gerektiğini de belirten Tol, NATO’nun bir müttefikini askeri olarak zayıflatmanın doğru olup olmadığı tartışmalarının devam ettiğini söylüyor.

Bu arada bir süredir devam eden teknik görüşmelerin ardından gelen bu mektup Ankara’yı memnun ederken, F-16 satışına ‘tamam’ demek için henüz erken olduğuna işaret ediliyor.

Tol, Kongre üyelerinin Türkiye’ye karşı hâlâ pek olumlu bakmadığını söylerken, Ünlühisarcıklı da buna benzer süreçlerin geçmişte de yaşandığını anımsatıyor ve eski örnekleri şöyle anlatıyor:

“Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bu doğrultuda bir mektup gönderdikten sonra, hemen ardından Kongre de bakanlığa bunun neden olmaması gerektiğiyle ilgili karşı mektup gönderiyor. Şu anda maalesef ABD Kongresi’nde Dış İlişkiler Komisyonu’nda Türkiye aleyhtarlığı ile ilgili iki partili bir uzlaşı var.”

Büyükelçi Loğoğlu ise psikolojik bir etkisi olacağını söylediği mektubun sonuç verip vermeyeceği konusunda şüpheli. Loğoğlu şüphelerini şöyle açıklıyor:

“İki nedenden ötürü sonuç alınamaz. Birincisi bu mektupta F-16’ların satışı ile ilgili tam bir kararlılık ve takvim yok. İkincisi Kongre’nin onay vermesi gerekiyor. O bakımdan (bu mektubu) Türkiye’nin şu sıralarda Rusya tarafına kaymaması için bu tarafta tutmaya yönelik bir hamle olarak görüyorum.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-16 Satışı İçin Yeşil Işık

Türkiye’yi F-35 programından çıkaran ABD, F-16 satışı için yeşil ışık yaktı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongreye gönderdiği mektupta, Türkiye’ye F-16 satışına olumlu yaklaştığını belirterek, Washington açısından “ikili ilişkilerde savunma alanındaki ticari bağların desteklediği önemli çıkarlar olduğuna” vurgu yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye gönderdiği mektupta Türkiye’ye olası F-16 savaş uçağı satışı konusunda görüş bildirdi.

Mektupta satışın yapılacağına dair herhangi bir teminat ya da zaman çizelgesi bulunmuyor ancak Türkiye’ye F-16 tedarik edilmesinin ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağı ve uzun vadede NATO’nun bütünlüğüne hizmet edeceği belirtiliyor.

Reuters’ın haberine göre, 17 Mart tarihli mektup, ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin 4 Şubat’taki mektubuna cevaben yazıldı. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden 50’yi aşkın vekil, bu mektupta Biden yönetimine Ankara’nın F-16 talebini reddetmesi için çağrıda bulunmuştu.

Türkiye geçen Ekim ayında ABD’den 40 adet Lockheed Martin yapımı F-16 savaş uçağı ve 80’e yakın modernizasyon kiti satın almak için talepte bulunmuştu. Washington şu ana kadar olası satışla ilgili görüş bildirmekten imtina etmişti.

ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’ye silah satışı, Ankara’dan Rus S-400 hava savunma sistemleri almasının ardından tartışmalı hâle gelmişti. ABD bu alım nedeniyle Ankara’ya bir dizi yaptırım uygularken Türkiye F-35 programından da çıkarılmıştı.

Ukrayna vurgusu

ABD Dışişleri Bakanlığı Yasama-Kongre İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Naz Durakoğlu’nun imzasıyla Kongre’ye gönderilen mektupta, Ankara-Washington ilişkilerinde yaşanan gerginliğin kabul edildiği ancak Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği desteğin ve bu ülkeyle olan savunma bağlarının önemine de vurgu yapıldığı görüldü. Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği bu desteğin “bölgedeki habis nüfuz karşısında önemli bir caydırıcı” olduğu belirtildi.

Washington’ın S-400’ler nedeniyle gerçekleştirdiği cezalandırıcı eylemlerin Ankara’ya “ciddi bir bedel ödettiğini” vurgulayan ABD Dışişleri Bakanlığı, “Bununla beraber yönetim, NATO ittifakının uzun vadeli bütünlüğü ve kapasitesine ilişkin çıkarların yanı sıra ABD ile Türkiye arasında savunma alanındaki ticari ilişkilerle desteklenen ABD ulusal güvenlik, ekonomik ve ticari bağlarına yönelik ikna edici çıkarlar olduğuna inanıyor” ifadesini kullandı.

Mektupta ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığının Türkiye’ye F-16 satışına onay vermesi durumunda bunu ilgili yasal süreç kapsamında Kongre’ye bildireceği hatırlatıldı.

Erdoğan – Biden görüşmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile 10 Mart’ta yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye’nin ABD’den 40 yeni uçak alımı ve mevcut F-16’ların modernizasyonunu içeren talebinin en kısa sürede neticeye ulaştırılmasını beklediğini ifade ederek, savunma sanayii alanında Türkiye’ye yönelik tüm haksız yaptırımların kaldırılmasının zamanının da çoktan geldiğini dile getirmişti.

Yabancı ülkelere silah satışı nasıl işliyor?

ABD’nin yabancı ülkelere silah satışlarına onay veren Dışişleri Bakanlığı, resmi satış onayından önce Kongrenin satışa ilişkin talebi ya da sorusu olursa bunlara mektup ile yanıt vererek yönetimin yaklaşımını ortaya koyuyor.

Bakanlık, ilgili silah satışına onay verdiğinde bunu resmi bir bildirimle Kongreye iletiyor. Dışişleri Bakanlığının silah satış onayları ABD yönetimi açısından satışın bir mahzuru olmadığı anlamına geliyor.

ABD Kongresinin 30 iş günü içinde Bakanlığın kararına itiraz etmemesi durumunda, yönetim satışın yapılmasına onay verilen ülke ile satış paketinin içeriği için görüşmelere başlıyor. Bu görüşmelerin sonunda ABD, o ülkeye bir teklif mektubu sunuyor; teklife olumlu yanıt aldığı takdirde de tedarik işlemi gerçekleşiyor.

Paylaşın

ABD, Türkiye’den S-400’leri Ukrayna’ya Vermesini İstedi

ABD’den bazı yetkililer Türkiye’ye Rusya yapımı S-400 hava savunma sistemlerini Ukrayna’ya gönderme konusunu gündeme getirdi. İddianın sahibi Reuters. Ajansın aktardığına göre ABD’li yetkililer geçtiğimiz ay Türkiye’yle yapılan görüşmelerde bu öneriyi ortaya attı.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın geçen ay Türkiye’ye yaptığı ziyarette gündeme geldi. ABD’li yetkililer Türkiye’ye bu konuda resmi bir talepte bulunmazken Türkiye tarafı görüşmelerde konunun gündeme geldiğini ama pek muhtemel görünmediğini aktardı.

Türkiye S-400’lerin Ukrayna’ya gönderilmesinin hem teknik zorluklar açısından hem de Moskova’dan gelecek tepkiye bağlı siyasi sebeplerle mümkün olmadığını söyledi.

S-400’ün özellikleri

Sovyetler Birliği döneminde S-300 füzelerinin üretilmesinden sonra geliştirilmeye başlayan S-400 sistemi, 2007’den bu yana Rusya’nın silah envanterinde yer alıyor. S-400, önemli siyasi, ekonomik ve askeri hedefleri “yüksek etkili koruma” için tasarlanan bir sistem olarak tanımlanıyor.

Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen sistem, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı. S-400 taburu, en az bir mobil operasyon komuta merkezi, 8 fırlatıcı ve 32 füzeden oluşuyor.

Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400, 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahip ve saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderilebiliyor. Sistem, hedefe 10 saniyeden daha az sürede tepki veriyor.

S-400, çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabiliyor.

Sistemin hedefleri arasında B-2 ve F-117 hayalet uçaklar, B-1, F-111 ve B-52H stratejik bombardıman uçakları, EF-111A ve EA-6 elektronik harp uçakları, TR-1 keşif uçağı, E-3A ve E-2C erken uyarı radar (AWACS) uçakları, F-15, F-16, F-35 ve F-22 savaş uçakları, Tomahawk füzeleri ve balistik füzeler yer alıyor.

Rus basınına göre, Rusya’da Moskova bölgesi, Güney Askeri bölgesi, Pasifik ve Baltık filolarında olmak üzere toplam 5 S-400 alayı bulunuyor. Her alayda sekizer fırlatma sisteminin bulunduğu 2’şer tabur yer alıyor. Rusya’daki S-400 tabur sayısının 2020’ye kadar 56’ya çıkarılması öngörülüyor.

Rusya, S-400 hava savunma sisteminin satışıyla ilgili şu ana kadar Türkiye dışında sadece Çin ile anlaştı.

Paylaşın

ABD’nin Ukrayna’ya Vereceği ‘Kamikaze İHA’lar Savaşı Nasıl Etkileyecek?

Batılı ülkeler, Rusya’nın işgaline uğrayan Ukrayna’ya askeri yardımlar gönderiyor. Son olarak ABD, 800 milyon dolarlık yeni askeri destek paketinin parçası olarak Ukrayna’ya ‘kamikaze’ insansız hava araçları vereceğini duyurdu.

Kullanımı pratik olan “Switchblade”, çarpma anında patlayan küçük ‘intihar uçağı’ olarak adlandırılıyor. Bu ‘uçan silah’ hakkında ne biliyoruz? ‘Kamikazeler’, Ukrayna’daki savaşta ne gibi bir fark yaratabilir?

Switchblade, bir sırt çantasına sığacak kadar küçük; saatte yaklaşık 100 km hıza ulaşabiliyor. Tek kullanımlık drone üzerinde kameralar, rehberlik sistemleri ve patlayıcılar taşıyor.

Çoğu silahın aksine, Switchblade herhangi bir zamanda bir görevi devre dışı bırakabiliyor ve operatörün verdiği komuta bağlı olarak başka bir hedefe yeniden kilitlenebiliyor. Bu noktada sivillerin korunması amaçlanıyor.

‘Yeni nesil füze’

Switchblade 300 ve Switchblade 600 olmak üzere iki versiyonu bulunuyor. Üretici AeroVironment’e göre Switchblade 300, hedefini vurmadan önce 15 dakika boyunca 10 km mesafeye kadar uçabiliyor.

Şirket, kamikaze drone’nun gerçek zamanlı GPS koordinatlarını ve videoları kullandığını belirtiyor. Fırlatıcı ve taşıma çantasından oluşan kit dahil 2.5 kg ağırlığında. Bu drone, hava, deniz ve karadan fırlatılabiliyor.

Daha büyük Switchblade 600, tanklar gibi zırhlı hedefleri vurmak için tasarlandı. AeroVironment’e göre taşıdığı füzeyle 55 kg ağırlığa ulaşan drone 10 dakikadan daha kısa sürede konuşlandırılabiliyor. Yaklaşık 40 dakika havada kalabilen “yeni nesil füze”, 40 km menzile sahip.

Ukrayna başka hangi silahları kullanıyor?

Ukrayna, lazer güdümlü bombalar atan Bayraktar TB2 insansız hava araçları da kullanıyor. Londra merkezli Royal United Services Enstitüsü’nden Jack Watling’e göre, insansız hava araçları, Rusya işgalinin ilk aşamalarında beklenmedik şekilde başarılı oldu. ABD yönetimi şu ana kadar Ukrayna’ya 1.2 milyar doların üzerinde güvenlik yardım paketini onayladı.

Onlar arasında 600’den fazla Stinger uçaksavar füzesi, 2.600 Javelin zırhlı sistem, 200 el bombası fırlatıcısı ve mühimmat, 200 pompalı tüfek, 200 makineli tüfek, yaklaşık 40 milyon hafif silah mühimmatı ve 1 milyondan fazla el bombası, havan ve havan topu bulunuyor. Ayrıca helikopterler, devriye botları, uydu görüntüleri, zırhlar, kasklar da Ukrayna’ya gönderildi.

ABD’den yeni paket

ABD Başkanı Joe Biden “Ukrayna’ya savaşması ve önümüzdeki tüm zor günlerde kendilerini savunması için silah vereceğiz.” dedi. Yeni 800 milyon dolarlık yardım paketinde 800 Stinger uçaksavar sistemi, 2.000 Javelin, 1.000 hafif zırhlı silah ve 6.000 AT-4 taşınabilir tanksavar silahı bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı Türkiye-ABD İlişkilerini Nasıl Etkiledi?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması, son yıllarda inişli çıkışlı bir süreç izleyen Türk-Amerikan ilişkilerinde dengeleri değiştirmişe benziyor. Ankara’nın net şekilde Rusya’nın işgal girişimini reddetmesi, Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı kapatması, diplomatik çözüm için çaba göstermesi Washington’dan “takdir ve teşekkür” mesajlarını getiriyor.

Diplomatik kaynaklara göre, gelecek hafta düzenlenecek NATO Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında bir görüşme olması sürpriz sayılmamalı. İki ülke arasında artan diyaloğun F-16 satışı ve S-400’ler sorununu nasıl etkileyeceği, tartışılan konular arasında.

Ukrayna krizinin Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrine ve diyaloğuna olan olumlu etkisi hem Ankara hem de Washington’daki yetkililer tarafından dile getiriliyor. Rusya’nın NATO sınırlarına kadar genişleyen saldırıları, Avrupa’nın güvenliği açısından NATO’nun kurumsal olarak önemini ortaya koyduğu gibi, jeopolitik konumu ve Moskova ile ilişkisi de Ankara’nın ittifak içindeki kritik rolünün teyit edilmesini sağladı.

Hem Washington hem de diğer önemli NATO başkentlerinde yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin rolü açısından dört ana unsur öne çıktı. Birincisi, Ankara’nın Moskova ile derin ekonomik ve ticari ilişkilerine karşın Ukrayna’ya dönük askeri operasyonu kesin bir dille reddetmesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki kınama oylamasında uluslararası toplumla birlikte hareket etmesi.

İkincisi, Ukrayna’nın Kırım dahil toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasına verdiği siyasi desteğin yanı sıra, başta silahlı insansız hava araçları (SİHA) olmak üzere, Kiev’e verdiği askeri destek. Türkiye’nin bu yöndeki desteğinin 24 Şubat sonrasında da sürdüğü uluslararası basında çıkan ve Ankara tarafından yalanlanmayan haberler arasında yer alıyor.

Üçüncü önemli gelişme, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı askeri gemilere kapatması. Başta Ukrayna olmak üzere ABD ve diğer NATO üyeleri, Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişini engelleyen bu adımı takdir ettiklerini kayda geçirdiler.

Diğer bir önemli unsur da Türkiye’nin, ikisiyle de özel ilişkilere sahip olduğu Rusya ve Ukrayna arasında sorunun diplomatik yolla çözümüne yaptığı katkı oldu. Tarafların arasındaki görüş ayrılıklarının azaltılması ve sonunda bir anlaşmaya varılması açısından oynadığı rolü sürdüren Türk liderlerinin özellikle Rusya karşıtlarıyla temasta kalmaları önemli bir araç olarak değerlendiriliyor.

Bunlarla beraber Türk dış politikasında geçen seneden bu yana gözlemlenen normalleşme kapsamında İsrail, Ermenistan, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle yeniden temasların kurulması ve gerilimden işbirliği sürecine geçiliyor olması da Washington’da olumlu yansıyan gelişmeler arasında.

Ankara-Washington temasları artıyor

Bu süreçte Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu yansıyan en somut gelişme, diyaloğun sıklığı ve düzeyindeki artış oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın 9 Mart’ta yaptıkları telefon görüşmesinin yanı sıra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ABD’li mevkidaşı Anthony Blinken ile Savunma Bakanı Hulusi Akar da ABD Savunma Bakanı Austin Lloyd ile kriz sürecinde birden fazla kez temas kurdular.

Diplomatik kaynaklar, 24 Mart’ta Brüksel’de düzenlenecek olağanüstü NATO Liderler Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasında yeni bir görüşme gerçekleşmesi olasılığının yüksek olduğunu kaydettiler. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun 1-2 ay içerisinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve diğer yetkililerle görüşmek üzere Washington’a bir ziyaretinin planlandığı da öğrenildi.

Düzenli Stratejik Diyalog Mekanizması

Türk-Amerikan diyaloğunun önemli sonuçlarından biri de Stratejik Diyalog Mekanizması’nın aktive edilmesi kararı oldu. Ankara’nın uzun zamandan bu yana talep ettiği mekanizma için yeşil ışık, Erdoğan-Biden arasında geçen sene Roma’da yapılan görüşmede yakılmıştı.

Söz konusu mekanizmayı, ikili ilişkilerin tamamını, yaşanan sorunları ve işbirliği alanlarını yapısal bir bütünlük içinde ve düzenli aralıklarla ele alınması için isteyen Ankara, dışişleri bakanı ya da bakan yardımcısı düzeyinde işletilecek bu sürecin yararlı olacağına inanıyor.

Bu konuda ilk adım 4 Mart’ta Türkiye’de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın ziyareti sırasında atılmıştı. Bu sürecin önümüzdeki haftalarda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Türkiye’ye yapılacak farklı düzeylerdeki ziyaretlerle daha da ileri taşınması bekleniyor.

Bu mekanizma kapsamında iki ülke arasında siyasi, ticari ve ekonomik ilişkilerin doğru ve stratejik bir düzlemde ele alınması, ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Kuzey Suriye’de YPG’ye sağladığı destek ve Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerinden kaynaklanan sorunların çözüme kavuşturulmaya çalışılması öngörülüyor.

Ankara’ya yaptırım baskısı yok

Ukrayna odaklı gündemde en çok merak edilen konular arasında Türkiye’nin Rusya’ya karşı başlatılan yaptırımlara katılması konusunda ABD’den bir telkin ya da baskının gelip gelmediği de yer alıyor. Ankara’nın bu yönde bir baskıyla karşılaşmadığını, hava sahasını açık tutmasının da anlaşılır karşılandığı kaydediliyor.

Ancak bu durumun Rusya’nın Suriye’den Ukrayna savaş alanına askeri ekipman ya da paralı savaşçı taşıdığı bilinen askeri uçakları kapsamamasına dönük bir beklentinin masaya gelme olasılığı Ankara’da dile getirilen konular arasında.

F-16 satışını ve S-400’leri nasıl etkileyecek?

Türkiye ile ABD arasında geçen senenin sonundan itibaren geliştirilen “pozitif gündemin” en önemli etkenlerinden bir tanesi Türk Hava Kuvvetleri’nin gereksinimi kapsamında 40 adet yeni nesil F-16 alım ve mevcut filoda yer alan 80 uçak için de modernizasyon kiti talebi oldu. S-400’leri konuşlandırdığı için beşinci nesil savaş uçağı F-35 programından çıkarılan Türkiye, bu adımla hava kuvvetlerinde zaafın önüne geçmeyi planlıyor.

Kaynaklara göre, geçen aylarda başlayan teknik görüşmeler yaz aylarında tamamlanabilir ve onay için ABD Kongresi’ne sunulabilir. Biden yönetimi, F-16’ların satışı konusunda Ankara’ya hükümet tarafından bir sorun çıkartılmayacağını ancak Kongre’de onayın güç olacağını kaydediyordu.

Ankara ise Ukrayna krizinin yarattığı büyük güvenlik riskinin sadece Türkiye değil tüm ittifakı etkileyebileceği, dolayısıyla Amerikan yönetiminin NATO’nun güneydoğu kanadının hava üstünlüğünü gözeterek F-16’ların satış onayı için Kongre nezdinde daha fazla baskı yapması gerektiğini kaydediyor.

Kaynaklar, son gelişmelerin Kongre nezdinde belli bir parça etkisi olduğuna dikkat çekiyor ve F-16’lar için onay sürecinin bundan olumlu etkilenebileceğini belirtiyor. Türkiye, NATO içerisinde ABD’den sonra en büyük F-16 filosuna sahip.

Ancak sayıları azalsa da Kongre üyeleri arasında Türkiye aleyhine konuşmaya devam eden üyeler de var. Yunan lobisine yakınlığıyla bilinen Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Menendez, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, F-16’ların satışa onay verilmesi için Türkiye’nin S-400’leri topraklarından çıkarması gerektiğini yinelemişti.

Ankara’daki diplomatik kaynaklar ise Türk-Amerikan ilişkilerinde en ciddi tıkanma noktalarından olan S-400 hava savunma sistemleri ile ilgili sorunun ikili diyaloğun normalleşmesine paralel olarak çözülme fırsatı olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye, S-400’leri Rusya’dan 2019 yazında konuşlandırmaya başlamış ve bir kez test etmişti. Hava savunma sisteminin Ankara yakınlarındaki bir askeri üste bulundurulduğu ancak bir daha aktive edilmediği kaydediliyor. Amerikan yasaları, Türkiye’nin Rus silah sistemini elinde tutmaması hükmünü içeriyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

NYT’den Dikkat Çeken Yazı: ABD Ve NATO Masum Seyirciler Değil

NATO ve ABD’nin Rusya’yı kışkırtan hareketlerinin bugünkü duruma giden yolda hatalı adımlar olduğu belirten The New York Times yazarı Thomas L. Friedman’a göre, bu süreçte yangını körükleyen iki olay var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra ABD’nin NATO’yu genişletme yönündeki kötü düşünülmüş kararı. İkincisi ise Putin’in Rusya’yı komşularıyla yakınlaştıracak ve kendi insanlarını tutabilecek bir ekonomik model inşa edemese dahi NATO’nun Rusya sınırlarında genişlemesini birleştirici bir faktör olarak kullanması.

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman “Bu Putin’in Savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Sol’un aktardığı yazıya göre, Putin’in savaşında ABD de yangını körükledi ve tamamen masum olduğu söylenemez. Putin’in Ukrayna’daki etki alanını terk etmeyi hem stratejik bir kayıp hem de kişisel ve ulusal bir aşağılama olarak gördüğünü öne süren Friedman, Putin’in pazartesi günü yaptığı konuşmayı hatırlatarak Ukrayna’nın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söylediğini belirtiyor.

Friedman, Ukraynalıların NATO’dan çok AB’ye katılmak istediğini belirterek, Putin’in bir analoji kurulacak olsa aslında “Yanlış adama aşık oldunuz. Ne NATO’yla ne de AB’yle kaçabilirsiniz. Eğer hükümetinizi ölümüne dövüp eve geri getirmem gerekiyorsa da yaparım” diyerek Ukrayna’ya bağlılığını belirttiğini yazdı.

‘Yangını körükleyen iki olay’

Friedman’a göre, bu süreçte yangını körükleyen iki olay var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra ABD’nin NATO’yu genişletme yönündeki kötü düşünülmüş kararı. İkincisi ise Putin’in Rusya’yı komşularıyla yakınlaştıracak ve kendi insanlarını tutabilecek bir ekonomik model inşa edemese dahi NATO’nun Rusya sınırlarında genişlemesini birleştirici bir faktör olarak kullanması.

‘Rusya ile daha yakın çalışıyorduk ve NATO’nun düşman değil de dost olabileceği fikrine alışmaya başlamışlardı’

Friedman, Clinton hükümetinde savunma bakanı olan William Perry’nin 2016’daki, “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı. O zamanlar Rusya ile daha yakın çalışıyorduk ve NATO’nun düşman değil de dost olabileceği fikrine alışmaya başlamışlardı, ama NATO’nun hemen sınırlarında olmasından rahatsız oldular ve ilerlememiz için güçlü bir çağrıda bulundular” sözlerini anımsattı.

Friedman, Mayıs 1998’de ABD Senatosu’nun NATO’nun genişlemesini onayladıktan sonra, ‘Sovyetler Birliği’nin kontrol altına alınmasının mimarı’ olarak tanımladığı George Kennan’ı aradığını, Kennan’ın da, “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Rusların kademeli olarak olumsuz tepkiler vereceğini ve bu kararın politikalarını etkileyeceğini düşünüyorum. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, bu ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek.

Her ne kadar ne ciddi bir kaynağımız ne de niyetimiz olmamasına rağmen bir dizi ülkeyi korumak için imza attık. NATO’nun genişlemesi, dış ilişkilerle gerçek bir ilgisi olmayan bir Senato tarafından yapılan tasasız bir eylemdi. Beni rahatsız eden, tüm Senato tartışmasının ne kadar yüzeysel ve yanlış bilgilendirilmiş olduğu. Batı Avrupa’ya saldırmak için can atan bir ülke olarak Rusya’ya yapılan göndermeler beni özellikle rahatsız etti. İnsanlar anlamıyor mu? Soğuk Savaş’taki farklılıklarımız Sovyet Komünist rejimiyleydi.

Ve şimdi, o Sovyet rejimini ortadan kaldırmak için tarihin en büyük kansız devrimini gerçekleştiren insanlara sırtımızı dönüyoruz. Ve Rusya’nın demokrasisi, Rusya’ya karşı savunmak için imza attığımız bu ülkelerden herhangi biri kadar, hatta daha da ileri düzeydedir. Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediğimizi söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış” diyerek alınan karara tepki gösterdiğini belirtti.

Şu anki durumun tam olarak Kennan’ın söylediklerini doğruladığını, “İşte TAM OLARAK yaşananlar budur.” diye belirtti.

Friedman, Putin’in başlangıçtan 2008’e kadar NATO’nun genişlemesi konusunda sadece homurdandığını ama daha fazla bir şey yapmadığını hatırlattı. Bu dönemde Rusya ekonomisinin de canlanmasının bir neden olduğunu ama sonrasında Rusya ekonomisi durgunlaştıkça harekete geçtiğini belirtti. Putin’in Rusya halklarını NATO genişlemesi tehdidi etrafında topladığını belirtilen yazıda, aynı Çin’in uzun yıllarca Batı tarafından küçük düşürülmesinin ardından Deng Şioping’in yaptığı gibi Batı’ya karşılık harekete geçtiği belirtildi.

Friedman yazısını, “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO, onun gelişimini izleyen masum seyirciler değiller.” diyerek bitirdi.

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davasında Kritik Gelişme

ABD’nin New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Rıza Sarraf davasında sanık olarak yargılanan Halkbank’ın, davanın düşürülmesiyle ilgili ABD Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı başvuru süresi uzatıldı.

Uzatma kararı ABD’nin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi Katipliği’nden, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne, Halkbank’ın ABD’deki avukatlarına ve Anayasa Mahkemesi’nin ilgili bölümüne gönderildi.

ABD Anayasa Mahkemesi’nin uzatma kararında, Halkbank’ın bir alt mahkeme aracılığıyla dosyalarının incelenmesi konusunda yapacağı başvuru süresinin Anayasa Mahkemesi Üyesi Hakim Sonia Sotomayor tarafından incelendiğini, Halkbank’ın itirazıyla ilgili dosyasını en geç 13 Mayıs tarihine kadar verebileceği belirtildi. Kararda bu sürenin daha önce 31 Ocak tarihi olduğu da belirtildi.

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu, 14 Aralık tarihinde temyiz talebini reddeden İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından açılmıştı.

Temyiz başvurusu iki kez İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde reddedilen Halkbank, ABD’deki avukatları aracılığıyla 10 Ocak’ta İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne verdiği 20 sayfalık dilekçede, “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında olmasına rağmen temyiz başvurusu iki kez reddedilen davanın, Anayasa Mahkemesi’ne sevkini istemişti. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin kararına kadar bir alt mahkemedeki yargı sürecini de durdurma kararı almıştı.

Halkbank, mahkemeye sunduğu 20 sayfalık dilekçede, daha önce “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında benzer davalardan örnekler sunmuş, Anayasa Mahkemesi’nde haklarını arayabileceklerini belirtmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin Halkbank’ın başvurusunu duruşma takvimine alıp almayacağı ise henüz belli değil. Anayasa Mahkemesi, Halkbank’ın 13 Mayıs tarihine kadar kendilerine iletecekleri dilekçeyi inceledikten sonra başvuruyu değerlendirip değerlendirmeyeceği konusundaki kararını verecek.

Sarraf soruşturmasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcılığı, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne daha önce yaptığı başvuruda, Halkbank’ın dosyasının Anayasa Mahkemesine sevk edilemeyeceği iddia etmişti.

Halkbank ise İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki para hizmeti sağlayıcıları ve paravan şirketler kullandığı’ iddiasıyla kendisine yöneltilen ‘banka dolandırıcılığı’, ‘kara para aklama’ ve ‘komplo’ başlıklı suçlamaları reddediyor.

Halkbank daha önce “Yabancı Devlet Dokunulmazlık Yasası” kapsamında “ABD’de yargılanamayacağı'” gerekçesiyle temyiz mahkemesine yaptığı başvuru sonuçlanana kadar, federal mahkemedeki yargı sürecinin askıya alınmasını istemişti. Federal Mahkeme bu talebi kabul etmeyince, Halk Bankası Temyiz Mahkemesine başvurmuştu.

Paylaşın

ABD’den IŞİD Operasyonu: 7’si Sivil 13 Ölü

ABD’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’de IŞİD bağlantılı olduğu iddia edilen bir kişiye yönelik yaptığı operasyonda 4’ü çocuk 3’ü kadın en az 13 kişinin öldüğü kaydedildi. ABD ise operasyonun başarılı olduğunu açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) askerleri, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’de IŞİD bağlantılı olduğu iddia edilen bir kişiye yönelik operasyon düzenledi. ABD’nin ‘başarılı’ olarak nitelediği operasyonda en az 7’si sivil 13 kişinin öldüğü kaydedildi.

Reuters’a konuşan bölge sakinleri, İdlib’in Atme köyü yakınlarındaki bir eve, ABD’ye ait olduğu belirtilen helikopterlerden gece saat 01.20 sularında indirme harekatı yapıldığını söyledi.

Görgü tanıklarının ifadelerine göre, IŞİD ile bağlantılı olduğu öne sürülen bir kişiye yönelik operasyon düzenlendi. Ev civarından silah ve patlama sesleri duyulurken, şüphelinin aile mensuplarının da evde olduğu kaydedildi.

Operasyonun tamamlanmasının ardından helikopterlerin bölgeden çekildiği, ancak İHA’ların alanı izlediği öne sürüldü.

Operasyon yapılan evi görüntüleyen Anadolu Ajansı, operasyonda 9 sivilin öldüğünü duyurdu. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise 13 kişinin öldüğünü duyurdu. Açıklamada 4’ü çocuk 3’ü kadın en az 13 kişinin öldüğü kaydedildi.

ABD ise kendi taraflarında herhangi bir kayıplarının olmadığını ve operasyonun başarılı olduğunu açıkladı. ABD, Ekim 2019’da İdlib’de benzer bir operasyonla, IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin öldürüldüğünü duyurmuştu.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden, Enflasyonu Soran Gazeteciye Küfür Etti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, düzenlediği basın toplantısı sırasında bir gazetecinin enflasyondaki yükselişiyle ilgili sorusuna karşılık küfür etti, “Ne aptal bir o… çocuğu” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, dün Beyaz Saray’da Rekabet Konseyi’yle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Toplantı sırasında selefi Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Fox News kanalının muhabiri Peter Doocy, Biden’a enflasyondaki yükselişte mesuliyet kabul edip etmediğini sordu.

Mikrofonun kapatılmadığını fark etmeyen Biden, “Hayır, daha fazla enflasyon bence bizim için mükemmel bir kazanç. Ne aptal bir o….. çocuğu” dedi. Biden’ın sözleri salonda duyuldu.

Öte yandan Biden’ın küfürlü cümlesi, Beyaz Saray’ın resmi internet sitesinde yayınlanan metinde de yer buldu. Biden’ın çıkışı, sosyal medya kullanıcıları tarafından sert şekilde eleştirildi.

Özür telefonu

Öte yandan Biden, küfür ettiği muhabir Doocy’i arayarak, söylediği sözler için kendisinden özür diledi. Amerikan basınına değerlendirmede bulunan konuya yakın kaynaklar, Biden’ın söz konusu olayın ardından Doocy’i aradığını ve özür dilediğini belirtti.

34 yaşındaki Beyaz Saray Muhabiri yaşananları çalıştığı kurum olan Fox News’ün canlı yayınında anlattı. Doocy, katıldığı canlı yayında başlangıçta başkanın hakaretini duymadığını söyledi.

‘Tepkim gecikti çünkü gördüğünüz gibi Beyaz Saray çalışanları o esnada bizi dışarı çıkarıyorlardı’ diyen Doocy sözlerine şöyle devam etti; “Daha sonra birisi ‘Hey, başkanın senin hakkında dediğini duydun mu?’ dedi. Hayır dedim, ve ne dediğini sordum.”

Biden’ın kendisini aradığını söyleyen Doocy, ABD Başkanı’nın “Bu kişisel bir şey değil dostum” dediğini belirtti.

“Biden, aramızdaki havayı yumuşattı. Bundan son derece memnunum. Güzel bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik” ifadelerini kullanan Doocy, “Biden özür diledi mi?” sorusu üzerine, “Kimsenin benden özür dilemesine ihtiyacım yok” yanıtını verdi.

Paylaşın

2022’de Ziyaret Edilebilecek En Romantik Yerler

Muhteşem gün batımları sunan kumsallardan, güzel vadilere ve inanılmaz dağlara; dünyamız, gerçekten kaçırılmaması gereken muhteşem romantik deneyimlerin bir karışımıdır. Bu yerler kesinlikle aşk hayatınızı daha önce hiç olmadığı kadar canlandıracaktır.

Haber Merkezi / İşte bu yıl sevgilinizle unutulmaz zamanlar geçirmeyi garanti eden, dünyanın en romantik yerlerinden bazılarını keşfetme rehberiniz;

Prag, Çek Cumhuriyeti

Prag’ın eski dünya cazibesi, dünyanın her yerinden aşıkları ve romantikleri kendine çekiyor. Çek Cumhuriyeti’nin başkentinde ziyareti hak eden çok sayıda turistik yer var. Buradaki Charles Köprüsü, şehrin en çok ziyaret edilen ve fotoğraflanan manzaralarından biridir, Eski Şehir Meydanı ise Prag’ın özünü temsil eder!

Amalfi Sahili, İtalya

Uçsuz bucaksız mavi denizin güzel manzarasına sahip bir uçurumun kenarındaki bir villada uyandığınızı hayal edin! Bu kulağa mükemmel geliyorsa, o zaman Amalfi Sahili bir sonraki romantik kaçamağınızdır. Bu yer, büyüleyici doğal güzelliği, yemekleri ve resmedilmeye değer güzellikteki destinasyonları ile dünyanın dört bir yanından romantikleri kendine çekiyor.

Paris, Fransa

Paris, her çiftin hayalindeki yer! Mekanın ayrı bir çekiciliği var. Işıklar Şehri ve Fransa’nın başkenti Paris, her yerden çiftleri kendine çekiyor. Avrupa’nın en romantik şehirlerinden biri olan pastoral kafeler, mükemmel Arnavut kaldırımlı sokaklar ve taze pişmiş her şeyin aromasıyla büyüleneceksiniz!

Maui, Hawaii, ABD

Tüm ada güzel olsa da, Hawaii’deki Maui kelimelerin ötesinde büyülü. Lüks tatil köyleri arayan çiftler için mükemmel bir yer. Hawaii manzarası olağanüstü ve dünyadaki diğer adalardan farklı! Bir ömür boyu deneyim için, çiftler muhteşem Hana Otoyolu boyunca gidebilir ve güzel Haleakala Ulusal Parkı’nı keşfedebilir.

Maldivler

Maldivler romantizmle eş anlamlıdır! Kusursuz sahil destinasyonu olan Maldivler, tropikal romantik bir destinasyon denilince akla gelen ilk destinasyondur. Hint Okyanusu’nun en iyi manzarasını sunan Maldivler’in dünyadaki en güzel adalardan biri olarak derecelendirilmesine şaşmamalı!

Napa Vadisi, Kaliforniya, ABD

Napa Vadisi her gezginin hayalidir! Yeryüzündeki bu romantik cennet, bir çok doğal cazibeyle doludur. Yer, dünyanın önde gelen şarap imalathanelerinden biridir. Üzüm bağlarının muhteşem manzarasını sunan bu yer, romantik olmayan bir kalbi bile bir sevgiliye dönüştürebilir!

Krabi, Tayland

Kilometrelerce uzanan nefes kesici sahil şeridi, el değmemiş kumsalları ve yüzden fazla adaya sahip olan Krabi, Tayland ve dünyanın en popüler romantik destinasyonlarından biridir. Yer, bazı şaşırtıcı doğa harikalarıyla kutsanmıştır. İster parti yapmak ister sadece romantik bir plaj tatiline çıkmak isteyin, Krabi herkes için bir şeyler sunar.

Serengeti, Tanzanya

Sevgilinizle ormanda bir gece geçirmekten daha romantik ve maceralı bir şey olabilir mi? Tanzanya’daki Serengeti Ulusal Parkı tam size ve sevgilinize göre. Serengeti, Afrika’daki en eski ve en bilinen vahşi yaşam koruma alanlarından biridir! Heyecan verici, değil mi?

Paylaşın