ABD’den Yeni F-16 Açıklaması: Destekliyoruz

Madrid’deki NATO zirvesinde konuşan ABD’nin Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Bakan Yardımcısı Celeste Wallender, Türkiye’nin savunma kapasitesinin geliştirilmesinin NATO’nun savunmasına da katkı sunacağını söyledi.

“ABD Türkiye’nin savaş uçağı filosunu modernize etmesini destekliyor” diyen Wallender, “Çünkü bu NATO’nun güvenliğine ve böylece Amerikan güvenliğine katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı ve ekledi: Bu planlar gerekli onay mekanizmalarından geçmeye devam ediyor.

Türkiye Kasım ayında ABD’den 40 adet yeni F-16 ve mevcut F-16’lar için de 80 adet modernizayon kiti almak için başvuruda bulunmuştu.

Mart ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre üyelerine bir mektup yazarak bu satışa onay verilmesinin ABD’nin çıkarına olacağını vurgulamıştı.

Wallander’ın açıklaması Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesinden sonra geldi.

Bu görüşmelerde Türkiye’nin ABD’den F-16 alımının da pazarlığın bir parçası haline geldiği iddia edilmiş, Reuters ve AFP’ye konuşan üst düzey bir ABD yetkilisi ise “ABD Türkiye’ye hiçbir şey teklif etmedi, Türkiye de ABD’den hiçbir şey talep etmedi” demişti.

Türkiye’nin ortaklaşa üretmeyi planladığı F-35 projesinden, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle çıkarılması, Ankara’yı hava savunmasında yeni arayışlara yönlendirmişti.

Erdoğan, Biden ile görüştü

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi için gittiği İspanya’nın başkenti Madrid’de ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da yer aldığı basına kapalı buluşma yaklaşık bir saat sürdü. Kameraların karşısında kısa birer konuşma yapan iki lider, birbirlerine teşekkür etti.

ABD Başkanı Biden “Özellikle Finlandiya ve İsveç’in durumuyla ilgili yaptıklarınız ve Ukrayna ile Rusya’daki tahılları ülke dışına çıkarabilmek için yaptığınız inanılmaz işler nedeniyle teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi: Gerçekten müthiş bir iş çıkarıyorsunuz, teşekkürler.

NATO Zirvesi’nin gündemi itibarıyla çok güçlü bir zirve olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Zirvede yarın devam edecek çalışmalarımızla inanıyorum ki ülkelerimize dolu dolu dönme fırsatını bulacağız. Sizlerin özellikle ABD olarak bu işte ön alışınız, NATO’nun güçlenmesine yönelik atılacak adımlar özellikle Rusya-Ukrayna sürecine ayrı bir katkı verecektir” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle son dönemde hububat ve akaryakıt konusunda olumsuz gelişmeler yaşandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda denge politikasıyla süreci çözmenin gayreti içindeyiz. Temennimiz odur ki bu denge politikasıyla netice alalım. Bir an önce de hububat konusunda şu anda bunun yokluğunu çeken ülkelere açılan koridor üzerinden imkân sağlayalım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

ABD, Uzayda Fabrika Kurmak İçin Harekete Geçti

ABD yönetimi, pahalı teknolojik ekipmanların uzayda inşa edilmesi için ulusal strateji belirledi. Teknoloji sitesi Quartz’a konuşan yetkililer, yapay zeka desteğiyle geliştirilen otonom üretim mekanizmalarının uzay fabrikalarının önünü açacağını ifade etti.

Buna göre ilk adım, eskiyen uyduları yenileriyle değiştirmek yerine uzayda onarmak olacak.

Örneğin NASA, uzay araçlarına yakıt ikmali yapacağı ilk görevini planlıyor.

Özel firmalarsa bu tip görevlerde daha önde. Havacılık ve uzay firması Northrop Grumman, uyduların ömrünü uzattığı iki görevi çoktan başarıyla tamamladı. Firma yakında aynı hizmeti daha büyük ölçekte vermek için yeni bir uzay robotu kullanmayı planlıyor.

Beyaz Saray ise bu tür teknolojileri geliştirmek için kısa süre önce ulusal bir strateji yayımladı. Planlar, uzay politikası danışmanı ve robotik montaj uzmanı Ezinne Uzo-Okoro tarafından yönetiliyor.

Uzay yürüyüşleri tehlikeli

Halihazırda Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (UUİ) bakım ve onarım görevlerini, uzay yürüyüşüne çıkan astronotlar üstleniyor. Ancak bu görevler epey tehlikeli olabiliyor.

Örneğin istasyonda görev alan bir astronotun mart ayında uzay yürüyüşü için taktığı kaskına su dolunca görev yarıda kesilmişti.

NASA’nın yardımcı yöneticisi Pamela Melroy, “Uzay araçlarına servis hizmeti sağlamayı rutin hale getirmek için astronotlara bel bağlayamayız” diye konuştu:

Uzay yürüyüşleri çok tehlikeli, özellikle de radyasyonun daha büyük bir tehdit olduğu uzaklıkta.

Yetkililere göre bu işi astronotlar yerine gelişmiş robotlar üstlenmeli.

“Parçalar yörüngede birleştirilmeli”

Melroy ayrıca, bunun gelişmiş uzay araçlarının daha az maliyet ve riskle göreve başlayabilmesini sağlayacağını ifade etti.

“Buradaki en önemli şey, bir roketin içine sığabilecek olandan çok daha büyük cihazlar inşa etme yeteneği” diyen bilim insanı, yenilikçi James Webb Uzay Teleskobu’nu örnek verdi.

Teleskobun devasa aynası, fırlatılacağı rokete sığması için origami gibi katlanmış ve uzayda kendi kendine açılacak şekilde tasarlanmıştı.

Bu durum hem riskleri hem de maliyeti artırmıştı. Melroy’a göre robotlar bu araçları yörüngede monte edebilseydi daha ucuz ve daha güçlü teleskoplar yapılabilirdi.

Yetkililer bu ilk adımların ardından uzayda fabrikalar kurma aşamasına geçilebileceğine inanuyor. Bu tür üretim tesislerinin uzun vadede daha verimli olacağı düşüülüyor.

Ancak öncelikle uydu üreticileri, yörüngeye yakıt limanları gibi tesisler yerleştirmeye başlamadan önce, bunun ekstra masrafa değeceğine ikna olmalı.

Melroy bu durumu “tavuk ve yumurta sorunu” diye niteliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD Duyurdu: Biden, Erdoğan’la Görüşebilir

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde yaşanan krizin aşılmasında önemli bir rol oynayabileceği düşünülen olası Erdoğan-Biden görüşmesiyle ilgili olarak ABD’den yeni bir açıklama geldi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışması Jake Sullivan, ABD Başkanı Joe Biden’ın bu hafta İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenecek NATO zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la “pekâlâ görüşebileceğini” söyledi.

Almanya’daki G7 zirvesinde gazetecilere açıklamada bulunan Sullivan, Biden’ın konuyla ilgili yürütülen yoğun diplomasi trafiğini “çok yakından” izlediğini ifade etti.

NATO zirvesinde tüm sorunların çözüleceği gibi bir iddida bulunamayacağını söyleyen Sullivan, amaçlarının, “Türkiye açısından bazı endişeler sürse de mümkün olduğunca çok sayıda sorunu çözmeye çalışmak ve böylece İsveç’le Finlandiya’nın üyelik sürecini hızlandırmak” olduğunu belirtti.

Birçok uzman, yaşanan sorun Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında olsa daBiden’ın çözüm sürecine daha doğrudan müdahil olması hâlinde krizin aşılmasının kolaylaşacağı görüşünde. Bu dahlin Erdoğan ile Biden arasındaki bir ikili görüşme şeklinde olabileceği yorumları yapılıyordu. Biden ve Erdoğan son olarak Ekim 2021’de İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen G20 zirvesi kapsamında ikili bir görüşme gerçekleştirmişti.

Stoltenberg’den Türkiye’nin endişelerine vurgu

Yaşanan krizle ilgili açıklamada bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise bu konuda yarın Türkiye, İsveç ve Finlandiya liderleriyle bir araya geleceğini söyledi.

Madrid’de 29-30 Haziran’da düzenlenecek zirve öncesinde Brüksel’deki NATO karargâhında basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, (Finlandiya) Cumhurbaşkanı (Sauli) Niinisto ve (İsveç Başbakanı Magdalena) Andersson’un yarın Madrid’de görüşme davetimi kabul etmelerine sevindim” dedi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “ilerleme kaydetmeyi amaçladıklarını” söyleyen Stoltenberg, “Bu iki ülkenin bir an önce ittifaka katılabilmelerini sağlamak için üyelik başvurusu yaptıkları andan itibaren sıkı şekilde çalışıyoruz. Aynı zamanda müttefiklerimizin dile getirdiği endişeleri de dikkate almamız gerekiyor. Ki bu olayda endişelerini dile getiren müttefikimiz Türkiye’ydi” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, “Herhangi bir söz vermeyeceğim ama sizi şu konuda temin edebilirim ki ilerleme sağlamak için etkin şekilde çalışıyoruz. Çünkü Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılma başvuruları tarihi nitelikte” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO üyeliği için başvuruda bulundu. NATO’ya yeni üye kabulü için ittifakın 30 üyesinin de onayı gerekiyor.İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkan Türkiye, bu yaklaşımına gerekçe olarak söz konusu ülkelerin PKK ve DHKP-C gibi örgütler konusundaki tutumunu gösteriyor. Ankara ayrıca bu iki ülkenin Türkiye’ye yönelik bazı silah satışlarına izin vermemesine tepkili.

Paylaşın

G7’den ‘Çin’in İpek Yolu’na Alternatif Proje

ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7’nin liderleri, gelişmekte olan ülkelerde altyapının finansmanı için 600 milyar dolar fon sağlama kararı aldı.

G7’nin planı, “Çin’in İpek Yolu” olarak nitelendirilen “Kuşak ve Yol” Projesi’ne alternatif bir girişim. Çin’in trilyonlarca dolarlık altyapı inisiyatifi, ülkeleri çok fazla borçlandırdığı gerekçesiyle eleştiriliyordu.

G7’nin Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı geçen yıl İngiltere’de yapılan G7 görüşmelerinde gündeme gelen bir progam.

ABD Başkanı Joe Biden, planın herkes için kazançlı olacağını söyledi. Biden, G7’nin planı için “Net olmak istiyorum. Bu yardım ya da hayır girişimi değil. Herkese kazanç sağlayacak bir yatırım. Ülkelerin demokrasilerle ortaklık yapmanın somut yararlarını görmesine yardımcı olacak” dedi.

Plan kapsamında ABD; hibeler, federal fonlar ve özel yatırımlardan 200 milyar dolarlık bir bütçe vadetti. Avrupa Birliği de 300 milyar euroluk kaynak sözü verdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, projenin amacının “kalkınmakta olan ülkelerdeki ortaklarımıza bir seçenekleri olduğunu göstermek için olumlu bir yatırım duygusu sunmak” olduğunu söyledi.

Altyapı programı ilk olarak 2021’de İngiltere’de yapılan G7 toplantısında gündeme gelmişti. O dönem “Daha iyi bir dünya inşa et” adını taşıyan ABD öncülüğündeki planda gelişme kaydedilememesi üzerine adı Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı olarak değiştirilmiş ve 2022 G7 zirvesinin gündemine alınmıştı.

G7 ülkeleri yeni planlarıyla iklim değişikliğiyle mücadeleyi, küresel sağlığı iyileştirmeyi, cinsiyet eşitliğini ve dijital bir altyapı geliştirmeyi hedefliyor. Büyük projeleri arasında, Angola’da güneş enerjisiyle çalışan bir tesis, Senegal’de bir aşı fabrikası ve Mısır ve Afrika Boynuzu üzerinden Singapur’u Fransa ile bağlayacak 1609 kilometre uzunluğunda bir su altı telekomünikasyon kablosu da sayılıyor.

G7’nin planı, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı gündeme gelmişti.

Çin, lideri Şi Cinping’in 2013’te duyurduğu proje ile gelişmekte olan ülkelere liman, yol ve köprü gibi altyapı projelerinde finansman sağlıyor.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ticari ilişkileri geliştiriyor. Ancak inisiyatif, aynı zamanda zaten borç yükü altında ezilen ülkelere yüksek faizli krediler sağladığı ve bu ülkeler borçlarını ödeyemedikleri takdirde önemli varlıklarına el koyma aracı olarak kullanıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Kürtaj Artık Anayasal Hak Değil

ABD Anayasa Mahkemesi bugün, 1973 yılında Roe v. Wade davasındaki kararla yürürlüğe koyulan federal kürtaj hakkı kararını bozduğunu açıkladı. Roe v. Wade kararı, ABD’deki kadınların anayasal olarak kürtaj hakkını tanımış ve bunu ülke çapında yasallaştırmıştı.

Anayasa Mahkemesi’nin bugünkü kararı ise, kürtajı sınırlamak veya yasaklamak isteyen Cumhuriyetçiler’e ve dindar muhafazakarlara önemli bir zafer kazandırdı.

Mahkeme, muhafazakar çoğunluğun desteğinde 3’e karşı 6 oyla, Cumhuriyetçiler’in desteklediği ve 15 haftadan sonra kürtajı yasaklayan Mississippi yasasını onayladı. Roe v. Wade kararını bozmak için yapılan oylamada 5 muhafazakar yargıçtan destek çıktı.

Mahkeme Başkanı Yargıç John Roberts kullandığı oylarda, Mississippi yasasını onayladığını yazarken, Roe v. Wade için kararın bozulmasına karşı çıktı.

Yargıçlar, cenin rahim dışında yaşayabilir hale gelmeden önce kürtaj yapılmasına izin veren Roe v. Wade kararının anlış olduğuna, çünkü ABD Anayasası’nda kürtaj haklarından özel olarak bahsedilmediğine karar verdi.

Ceninin rahim dışında yaşayabilir hale gelmesi hamileliğin 24 ile 28’inci haftaları arasında gerçekleşiyor.

Muhafazakar Yargıç Samuel Alito’nun yazdığı ve mahkemenin Roe’yu bozma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten kararın taslak versiyonu Mayıs ayında sızdırılmıştı.

Sızdırılan taslak metin, ülke çapında tartışmalara sebep olmuştu.

Alito tarafından yazılan ve bugün açıklanan karar, sızdırılan taslakla büyük ölçüde benzerdi.

Alito kararında “Anayasa kürtaja atıfta bulunmuyor ve böyle bir hak herhangi bir anayasal hüküm tarafından dolaylı olarak korunmuyor” diye yazdı.

Anayasa Mahkemesi, 1992 yılında Planned Parenthood of Southeastern Pennsylvania v. Casey başlıklı kararında, kürtaj haklarını yeniden teyit etmiş ve kürtaja erişim üzerinde “aşırı yük” oluşturan yasaları yasaklamıştı.

Alito, “Roe en başından beri korkunç derecede yanlıştı. Gerekçesi son derece zayıftı ve kararın zarar verici sonuçları oldu. Roe ve Casey, kürtaj meselesine ulusal bir çözüm getirmek bir yana, tartışmaları alevlendirdi ve bölünmeyi derinleştirdi” ifadelerini kullandı.

Bozma kararına katılan Yargıç Brett Kavanaugh da kürtaj karşıtlarının savunduğu, bir sonraki adımın mahkemenin Anayasa’nın ülke çapında kürtajı yasakladığını ilan etmesi olduğu iddiasına karşı, yazılı görüşünde “Anayasa ne kürtajı yasaklıyor ne de kürtajı yasallaştırıyor” dedi.

Liberal yargıçlardan şerh

Mahkemenin üç liberal yargıcı Stephen Breyer, Sonia Sotomayor ve Elena Kagan ise ortak bir muhalefet şerhi yayınladı.

Üç yargıç,”Gelecek yasaların tam kapsamı ne olursa olsun, bugünkü kararın bir sonucu kesin; kadınların hakları ile özgür ve eşit vatandaşlar olarak statüleri kısıtlandı” diye yazdı.

Yargıçlar bugünkü kararın sonucu olarak, “döllenmenin gerçekleştiği andan itibaren, bir kadının sözünü edebileceği hiçbir hakkı yoktur. Eyaletler, en ağır kişisel ve ailevi bedeller pahasına da olsa, kadını hamileliğini tamamlamaya zorlayabilir” ifadelerini kullandı.

Eşcinsel evlilik kararını da gözden geçirme çağrısı

Muhafazakar yargıç Clarence Thomas da yazılı görüşünde mahkemeyi, doğum kontrol hakkını koruyan, eşcinsel evliliği ülke çapında yasallaştıran ve eşcinsel seksi yasaklayan eyalet yasalarını geçersiz kılan geçmiş kararları yeniden gözden geçirmeye çağırdı.

Mississippi Yasası, kürtaj haklarına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin emsal kararının ihlali denilerek alt mahkemelerde engellenmişti.

Anayasa Mahkemesi kararı ise, kürtajı anayasal bir hak olmaktan kaldırıp, eyaletlerin kürtajı yasaklayan yasalar çıkarma gücünü geri getiriyor.

Yirmi altı eyaletin kürtajı yasaklama ihtimaline kesin gözüyle bakılıyor.

Mississippi, Roe v. Wade’in iptal edilmesi durumunda kürtajı yasaklamak için tasarlanmış tetikleyici yasaları olan 13 eyaletten biri.

Kürtajın liberal eyaletlerde yasal kalması muhtemel. Halihazırda on ikiden fazla eyalette kürtaj haklarını koruyan yasalar var.

Çok sayıda Cumhuriyetçi eyalet, son yıllarda Roe örneğini hiçe sayarak çeşitli kürtaj kısıtlamalarını kabul etti.

Roe kararından önce birçok eyalet kürtajı yasaklıyor, hamileliğini sonlandırmak isteyen kadınlara çok az seçenek bırakıyordu.

Bugünkü kararın bir sonucu olarak, Amerika’nın büyük bir bölümünde istenmeyen gebelik yaşayan kadınlar, prosedürün yasal ve erişilebilir olduğu başka bir eyalete seyahat etme, internetten kürtaj hapı satın alma veya potansiyel olarak tehlikeli yasadışı kürtaj yaptırma seçenekleriyle karşı karşıya kalabilirler.

Roe v. Wade’i bozmak, Hıristiyan muhafazakarların ve birçok Cumhuriyetçi yöneticinin uzun zamandır hedefiydi.

Cumhuriyetçi eski Başkan Donald Trump, 2016 yılında adayken, Anayasa Mahkemesi’ne Roe’yu bozacak yargıçlar atama sözü vermişti.

Dört yıllık görev süresi boyunca Trump, Anayasa Mahkemesi’ne üç muhafazakar yargıç atadı. Bu sayı, mahkemenin toplam üye sayısının üçte biri. Trump’ın atamaları mahkemeyi sağa kaydırdı ve mahkemede 3’e karşı 6 muhafazakar çoğunluk oluşturuldu.

Trump tarafından atanan yargıçlar Neil Gorsuch, Brett Kavanaugh ve Amy Coney Barrett kararda çoğunlukta yer alan taraftaydı.

Mississippi’de kalan tek kürtaj kliniği olan Jackson Kadın Sağlığı Örgütü, 2018 yasasına meydan okudu ve Anayasa Mahkemesi’nde Demokrat Başkan Joe Biden yönetiminin desteğini aldı.

Yasa, “tıbbi bir acil durum” veya “ceninde ciddi bir anormallik” olduğunda kürtaja izin veriyor, ancak tecavüz veya ensestten kaynaklanan gebelikler için bir istisna yok.

2018’de bir federal yargıç, Roe emsalini gerekçe göstererek yasayı iptal etti. Merkezi New Orleans’da olan 5. ABD Temyiz Mahkemesi de 2019 yılında aynı sonuca vardı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Pasifik’te Çin’e Karşı ABD Öncülüğünde Yeni Beşli Grup

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve İngiltere, Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri güçlendirmek amacıyla gayri resmi bir grup kurdu.

Euonews Türkçe’den Mustafa Bag’in haberine göre, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Başkan Joe Biden yönetiminin, Hint-Pasifik bölgesine daha fazla kaynak aktarma sözü verdiği bildirildi.

5’li grubun kurulması, Çin’in, yabancı yatırıma ihtiyaç duyan Pasifik ada ülkeleriyle ekonomik, askeri ve polisiye alanlarda ilişkilerini güçlendirmeye çalıştığı bir sürece denk geliyor.

PBP (Partners in the Blue Pacific) olarak adlandırılan grup, Pasifik bölgeselciliğini kuvvetlendirmeye ve Pasifik’te yer alan adalarla dünyanın geri kalanı arasındaki ekonomik bağları güçlendirmeye odaklanacak.

“Pasifik toplumlarının yararına olan bu bölgeyi destekleme konusundaki ortak kararlılıkta birleşiyoruz” ifadesine yer verilen Beyaz Saray’ın açıklamasında, “Ayrıca bu vizyonu Pasifik bölgeselciliği, egemenlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve en önemlisi Pasifik Adaları tarafından yönetilen ve idare edilen ilkelere göre nasıl gerçekleştireceğimiz konusunda da bir araya geliyoruz” denildi.

Beyaz Saray Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell yaptığı açıklamada, Washington’ın, stratejik öneme sahip bölgede Çin’e karşı koymak için angajmanını artırdığı bir ortamda daha fazla üst düzey ABD’li yetkilinin Pasifik ada ülkelerini ziyaret etmesini beklediğini söyledi.

PBP, Hint-Pasifik bölgesinde ‘Çin’i dengelemeye’ yönelik bir ittifak olarak değerlendirilen ve ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’nın katılımıyla kurulan Quad İttifakı’ndan farklı olarak daha ziyade (yine Pekin’e karşı) bölge ada ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor.

Paylaşın

ABD’de Polis Cinayetine 3,25 Milyon Dolar Tazminat

ABD’nin Minnesota eyaletine bağlı Brooklyn Center’da geçen yıl trafik kontrolü sırasında polisin öldürdüğü Daunte Wright’ın ailesine 3,25 milyon dolar ödeme yapılması için anlaşmaya varıldı.

Polis memuru Kimberly Potter, 20 yaşındaki siyah Daunte Wright’ı 11 Nisan 2021’de silahla vurarak öldürmüştü.

Wright ailesinin avukatı Antonio M. Romanucci, Brooklyn Center yönetiminin aileye tazminat ödemeyi kabul ettiğini açıkladı: “Bu anlaşma özellikle Brooklyn Center’ın küçük boyutlu ve sınırlı kaynakları göz önüne alındığında, tarihi mali sorumluluğu yansıtıyor.”

Brooklyn Center ile varılan anlaşma, eyaletteki haksız ölüm kaynaklı üçüncü en büyük sivil haklar anlaşması oldu.

“Silahını yanlışlıkla kullandı” savunması

20 Yaşındaki siyah Daunte Wright, 11 Nisan 2021’de Minnesota’da polisin trafik çevirmesinde durdurulmuş, hakkında tutuklama kararı bulunan Wright arabasıyla kaçmaya çalışırken vurularak öldürülmüştü.

Wright’ın polis kurşunuyla öldürülmesinin duyulmasıyla Brooklyn Center’da protestolar başlamış, onlarca kişi gözaltına alınmıştı.

Polis Şefi Tim Gannon, Wright’ı vuran 26 yıllık polis memuru Kimberly Potter’in gözaltı sırasında elektroşok tabancası yerine yanlışlıkla normal silahını kullandığını ve olayın kaza olduğunu savunmuştu. 49 yaşındaki beyaz ABD’li Potter ile Polis Şefi Gannon daha sonra görevlerinden istifa etti.

Suçlu bulunan polise 16 ay hapis

Açılan davada 1. ve 2. derece cinayet suçlamasıyla yargılanan Potter, 24 Aralık 2021’de jüri tarafından suçlu bulunmuş, 18 Şubat’ta görülen ceza duruşmasında da 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Potter eyalet kanunlarına göre, 2 yıllık hapis cezasının üçte birine tekabül eden 16 aylık süreyi cezaevinde, geri kalan süreyi şartlı tahliye ile geçirebiliyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD: Türkiye, NATO Üyelik Pazarlığı İle F-35 Programına Dönemez

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Adam Smith, F-35 savaş uçakları alımına karşı Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili pazarlık yapamayacağını savundu. Demokrat Parti’den Adam Smith, basına yaptığı açıklamada, S-400 savunma sistemi aldığı için Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönemeyeceğini söyledi.

Savunma muhabirlerinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Smith, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının ülkesi için hala ciddi bir endişe kaynadığı olduğunu belirterek, “Bu Rusya’dan silah aldığı için Türkiye’yi cezalandırmak değil. Bu, S-400’ün F-35 ile aynı yerde olmaması ve oradaki kritik bilgilerin Ruslara ulaşma endişesiyle ilgili bir kaygı. Ben sonuçta onlara bazı silahların verileceğini ancak F-35 savaş uçaklarının satılmayacağını düşünüyorum. Avrupa’nın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak onların da bu yönde davranacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı ittifak üyeleriyle yaptığı pazarlığa değinen Smith, “O (Erdoğan) , ‘bana yeterince iyi teklif yapmadınız, biz de İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine kabul etmeyeceğiz.’ diyor. Onun, en iyi pazarlığın bu olduğunu düşünmesi akıl almaz bir şey değil. Bizim, İsveç ve Finlandiya’nın işi de, ortaya çıkan şeyin bu olmaması için müzakere etmek. Bunu denemek. Ancak sonunda müzakere etmek zorunda kalacağımız şey bu.” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Türkiye’ye savaş uçağı satışıyla, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin farklı konular olduğunu söylemişti.

ABD’nin dış ilişkilerini yürütürken bazı ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkileri ile ilgili sert kararlar alamaması konusunda ülkesinin bazı esnekliğe sahip olması gerektiğini ve Türkiye’nin durumunun da bunu hatırlattığını kaydeden Smith şöyle konuştu:

“Dünyanın dört bir yanında bizimle ilgili güven sorunu var. ABD’nin mükemmel olduğu fikrine kapılmış birçok Kongre üyesi var. Türkiye ve Hindistan gibi dünyadaki bir sürü ülke ise bahislerini riske attıklarını anlamış görünmüyor. Biz de, ‘Ya bizimle ya da Rusya ve Çin’le birlikte olmak zorundasın’ diyoruz. Onlar ise hala bir anlamda bu kartla oynuyor. Ukrayna’da olup biten ne kadar korkunç olsa da Rusya ve Çin’i ve hatta bir dereceye kadar İran’ı uzaklaştırabilecekken, ABD’ye yaklaşabileceklerini düşünmüyorlar.”

Ülkesinin de geçmişten dersler alıp buna göre davranıp, koalisyonu oluşturmak için esneklik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Smith şunları söyledi:

“Dünya mükemmel bir yer değil. Müttefikleriniz ve dostlarımız her zaman tam olarak istediğiniz yerde olmayacak. Ve biz de tam olarak bizim istediğimiz gibi dost ve müttefik olmadığımızı kabul etmeliyiz. Öyleyse, Rusya ve Çin’in küresel düzen için oluşturduğuna inandığım tehdidi göz önünde bulundurarak, burada nasıl anlaşabilir bir ortaklığa sahip olabiliriz buna bakmamız gerekecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Üst Düzey İsmi Suriye’de Yakalandı

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon, Suriye’de düzenlenen bir operasyonda örgütün üst düzey bir isminin yakalandığını duyurdu. Koalisyon, yakalanan kişinin “deneyimli bir bomba üreticisi” olduğunu belirtirken, kimliğini açıklamadı.

Açıklamada “Sivillere herhangi bir zarar gelmesini önlemek ve istenmeyen zayiat riskini asgariye indirmek için operasyon titizlikle planlandı” ifadeleri kullanıldı. Operasyonda hiçbir sivile zarar gelmediği ve koalisyon uçakları ya da mevzilerine herhangi bir hasarın söz konusu olmadığı belirtildi.

Mart 2019’da ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin düzenlediği askeri operasyonlarla Suriye’deki tüm denetimini kaybeden IŞİD, büyük oranda ücra noktalara çekilmek durumunda kalmıştı. IŞİD buna karşın Suriye hükümet güçleri ve YPG’ye karşı bu mevzilerden saldırılar düzenlemeyi sürdürmüş, Irak’ta da faaliyetlerine devam etmişti.

Şubat ayında ABD özel birliklerinin Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesinde gerçekleştirdiği bir baskında IŞİD lideri Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürüldüğü açıklanmıştı.

Örgüt Kureyşi’nin intikamını alacağına yemin etmiş, örgütün bir sözcüsü destekçilerine Avrupa topraklarını hedef alan saldırıları yeniden başlatmaları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kast ederek “Haçlıların birbirleriyle çatışmalarından doğan fırsatı değerlendirmeleri” çağrısı yapmıştı.

Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürülmesi, IŞİD’in bir önceki lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin 2019 yılında öldürülmesinden sonra örgütün verdiği en büyük kayıptı. Ebu Bekir el Bağdadi de ABD’nin elde ettiği istihbarat üzerine İdlib’de düzenlenen bir operasyon sırasında intihar yeleğiyle kendisini patlatarak öldürmüştü.

SMO: Helikopterle düzenlenen ilk operasyon

Bu açıklama öncesinde Türkiye tarafından desteklenen “Suriye Milli Ordusu” (SMO) güçleri sözcüsü, koalisyon birliklerinin Türkiye sınırının güneyindeki El Humeyra köyüne helikopterle bir operasyon düzenlediğini duyurdu.

Reuters’a konuşan SMO sözcüsü Binbaşı Yusuf Hamud, operasyonun ABD üretimi Chinook ve Black Hawk tipi helikopterlerle düzenlendiğini belirterek, “SMO kontrolündeki bölgelere ilk kez helikopterler inerek operasyon yaptı” şeklinde konuştu.

Paylaşın

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi: Türkiye’nin Kaygılarını Gidermeye Çalışıyoruz

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba olduğunu belirterek, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını söyledi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, Dışişleri Bakanlığı’nın çevrimiçi brifinginde soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin kaygılarının nasıl giderilebileceği sorusuna Smith, üçlü formatta görüşmelerin yanısıra ABD dahil diğer ülkelerin de Türkiye ile diyaloğunun sürdüğünü belirtti.

”Şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba var” diyen Smith, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını belirtti. Smith, ”Bu devam eden bir üçlü format. Ankara’nın masaya koyduğu bazı endişeleri gidermek için bu üç ülkenin bir araya geldiği yönünde haberler gördünüz” dedi.

Büyükelçi Smith, Amerikalı bazı yetkililerin iki ülkenin üyelik başvurusu yaptıkları dönemde Ankara’nın kaygılarını anlamak için Türkiye ile temas kurarak bireysel çabalar da yürüttüğünü belirtti.

Hem Washington’un hem de diğer NATO müttefiklerinin bireysel çabalarının sürdüğünü belirten Büyükelçi Smith, NATO’da da konuyla ilgili yuvarlak masa toplantılarının yapıldığını, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’le ilgili dile getirdiği bazı kaygıların dinlendiğini ve yol çizme çabalarının devam ettiğini kaydetti.

Amerika’nın NATO Büyükelçisi Smith, ”Hedefimiz İsveç ve Finlandiya’nın Madrid zirvesinde davetli olarak yer alıp almayacaklarını görmek. Eğer bu olursa süreç devam edecek. Katılım görüşmelerini açık tutmaya çalışacağız. Sonunda bunun olacağına hala güveniyoruz. Zamanlama olaraksa kesin bir şey söyleyemiyorum. Ancak kapalı kapılar ardından Türkler’in kaygılarını gidermeye çalışıyoruz” dedi.

Brifingde bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bir yıl kadar askıya almaya hazır olduğunu söylediği hatırlatarak, bunun sadece İsveç ve Finlandiya değil NATO’nun tamamı açısından da bir problem teşkil edip etmeyeceğini sordu.

Büyükelçi Smith, NATO müttefiklerinin bu durumun haftalar ya da aylar içinde çözülebilecek bir konu olmasını ve yıllar sürmemesini umduklarını belirtti. ”Hepimizin bu iki ülkeyi Madrid’de davetli olarak diğer ülke liderlerinin yanında görme umudumuz var, bu umudumuzun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz” diye konuştu.

Smith, NATO üyelerinin, iki ülkenin ittifaka katılması konusunda süreç o aşamaya geldiğinde onay mekanizmasının hızlandırılması yönünde adımlar atıyor olmasının cesaret verici olduğunu belirtti.

”ABD’de büyük destek var”

ABD’de bu iki ülkenin ittifaka katılması için güçlü destek olduğunu belirten Büyükelçi, Senato’nun da bu nedenle zamanı gelince yeni üyelikleri hızla onaylamaya hazır olacağı mesajını verdiğini söyledi.

Smith, ”Bir kez daha NATO’da perde arkasında bu iki ülkeye güçlü desteği, mümkün olan en hızlı şekilde ilerleme isteğini görmeye ve hissetmeye devam ediyorsunuz. Ancak Türkiye ile bugüne kadar dile getirdikleri kaygıları gidermek için birlikte çalışma isteğimiz de devam ediyor” dedi.

Paylaşın