ABD’den Dikkat Çeken “F-16” Açıklaması

Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili açıklamalarda bulunan senatör Ben Cardin, Dış İlişkiler Komisyon’un F-16 satışıyla ilgili kararında, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesinden başka konuların da etkili olacağını söyledi.

Türkiye ile İsveç’in NATO üyeliği konusunu NATO Büyükelçileri toplantısında görüştüklerini vurgulayan Cardin, “Türkiye bunun gelecek ayın ilk yarısından hallolacağını söylüyor. Bu olursa en azından NATO sorunu çözülmüş olur. Ama müzakerelerde ilerledikçe buna ek daha birçok konuyu tartışmamız gerekiyor” dedi.

Türkiye’ye F-16 satışı konusunda bir diğer açıklama da senatör Jim Risch’ten geldi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli üyesi Risch, “Türkiye sorumlu bir NATO müttefiki gibi davranmaya karar verir ve geçen yıl yapmış olması gerekeni yaparsa F-16 yolunun açık olmasını bekliyorum” dedi.

Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerilimin 2021 sonuna doğru düşmesinin ardından Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkartılması nedeniyle hava gücünde zafiyet yaşamamak için ABD’den 40 yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut filoları için de 79 adet modernizasyon kiti almak için resmi başvuruda bulunmuştu.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu başkanlığını Bob Menendez’den devralan kıdemli Demokrat senatör Ben Cardin, Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Konuyla ilgileneceğini belirten Cardin, Komisyon’un F-16 satışıyla ilgili kararında, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesinden başka konuların da etkili olacağını söyledi. Başkanlıktaki ikinci gününde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cardin, “Bu konuyla ilgili olarak yönetimle görüşmeliyim çünkü bu sadece tek bir konuyu değil, birçok konuyu içeriyor” dedi.

Türkiye ile İsveç’in NATO üyeliği konusunu Çarşamba günkü NATO Büyükelçileri toplantısında görüştüklerini vurgulayan Cardin, “Türkiye bunun gelecek ayın ilk yarısından hallolacağını söylüyor. Bu olursa en azından NATO sorunu çözülmüş olur. Ama müzakerelerde ilerledikçe buna ek daha birçok konuyu tartışmamız gerekiyor” dedi.

Türkiye’ye F-16 satışı konusunda bir diğer açıklama da Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch’ten geldi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli üyesi Risch VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Türkiye sorumlu bir NATO müttefiki gibi davranmaya karar verir ve geçen yıl yapmış olması gerekeni yaparsa F-16 yolunun açık olmasını bekliyorum” dedi.

Komitenin başkanlığı, Senatör Menendez’in, hakındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle iç tüzük gereği geçici olarak istifa etmesiyle bu hafta başında Cardin’e geçti. Demokrat Parti kuralları gereğince, liderlik ya da başkan pozisyonunda olan bir Kongre üyesinin, hakkında bir suçlama getirilmesi halinde bu görevinden istifa etmesi gerekiyor.

Menendez, Türkiye’ye F-16 savaş uçakları satılmasına karşıydı

Kongre’de yabancı ülkelere yapılacak askeri yardımlar üzerinde söz sahibi olan Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin uzun süre başkanı olan Menendez, ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları satmasına karşı çıkıyordu.

Menendez, S-400 krizi sırasında da ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı CAATSA yaptırımlarının arkasındaki isimlerden biriydi. Ayrıca sık sık Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki politikalarından ve Erdoğan’ın insan hakları sicilinden rahatsızlığını da gündeme getiriyordu. Türkiye hükümeti Menendez’in istifasını olumlu bir gelişme olarak görüyor.

Nahçivan ziyareti dönüşü dün uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Bizim, F-16’larla ilgili en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD’li senatör Bob Menendez’in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi” demişti.

Erdoğan, “Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez’in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez’e bağlı bir konu değil” diye konuşmuştu.

Türkiye 40 yeni F-16 savaş uçağı istiyor

Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerilimin 2021 sonuna doğru düşmesinin ardından Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkartılması nedeniyle hava gücünde zafiyet yaşamamak için ABD’den 40 yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut filoları için de 79 adet modernizasyon kiti almak için resmi başvuruda bulunmuştu.

Rusya’nın Şubat 2022’de başlayan Ukrayna işgali sonrası Washington, hem Türkiye hem de NATO’nun hava gücüne destek olacağı gerekçesiyle F-16 satışına destek verdiğini ilan etmişti.

Biden yönetimi son olarak 17 Nisan’da, Türkiye’nin Finlandiya’nın NATO’ya katılımına onay vermesinin ardından, 259 milyon dolar değerindeki ‘modernizasyon kiti’ satışına ilişkin bildirimini ABD Kongresi’ne iletmişti. Türkiye’nin İsveç ile ilgili onay sürecini tamamlamasına paralel olarak F-16 satışının ikinci ayağında adım atılacağı mesajı da Ankara’ya verilmişti.

Ancak başta Senatör Bob Menendez olmak üzere birkaç senatörün satışla ilgili itirazları sürüyordu. Türkiye, Temmuz ayındaki NATO zirvesinden hemen önce İsveç ile uzlaşmaya vararak, İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmıştı. Ancak TBMM’nin de buna onay vermesi gerekiyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den İki Şirkete Yaptırım Kararı

ABD, Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. ABD, daha öncede, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulama kararı almıştı.

ABD, son yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu: “İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Dairesi (OFAC), İran’ın insansız hava aracı (İHA) programına katkı sağladığı gerekçesiyle, aralarında Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. Türk şirketleri ile birlikte yaptırım kararına dahil edilen diğer şirket ve şahıslar İran, Çin, Hong Kong ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) menşeli.

Bakanlık, Türkiye’den Dal Enerji Madencilik Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Anka Port İç ve Dış Ticaret İnşaat Lojistik Sanayi Limited Şirketi’nin dahil edildiği yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu:

“İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

İki hafta içinde ikinci yaptırım

Washington 14 Eylül’de aldığı bir başka yaptırım kararında, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete, Rusya’ya yönelik yaptırımları ihlal ettikleri gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı almıştı.

Türkiye’den, Margiana İnşaat Dış Ticaret, Demirci Bilişim Ticaret Sanayi, Denkar Gemi İnşaat, CTL Limited ile tersane işletmesi ID Ship Agency ve bu şirketin sahibi İlker Doğruyol’un dahil edildiği yaptırımlarla ilgili olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı:

“ABD Dışişleri ve Ticaret Bakanlıkları, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşla ilgili olarak çok sayıda kişi ve kuruluşa karşı yaptırım kararı almıştır. Rusya’nın gayri hukuki bir biçimde Ukrayna işgaliyle ilişkisi olan, ABD’nin Rusya’ya işgal nedeniyle uyguladığı yaptırımların ihlaline ve Rusya’nın savaş kabiliyetini ilerletmesine katkı sağlayan, Rusya’nın enerji üretimini kuvvetlendirmesinden sorumlu olan 150’nin üzerinde kişi ve kuruluşa ek yaptırımlar uygulanacaktır.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Washington Post’tan Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan, Kartlarına Fazla Güveniyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü verdiği, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği mesajın ardından ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post (WP), dikkat çeken bir analize yer verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda “elindeki kartlara fazla güvendiğini” yazdı.

WP’nin yayın kurulunun kaleme aldığı analizde, Erdoğan’ın yürüttüğü politikayla “NATO ve birliğin düşmanı Rusya arasında gidip geldiğini ve tavizler kopararak kendi güç simsarlığı pozisyonunu kuvvetlendirdiğini” öne sürdü.

Analizde, Erdoğan’ın uluslararası politikadaki konumunu belirginleştirmesi gerektiği savunularak, şu ifadelere yer verildi: Erdoğan’ın çıkarlarının nerede olduğunu yeniden değerlendirmesi akıllıca olur. Ekonomik hasılası toplamda Rusya’nınkinden yaklaşık 10 kat daha fazla olan NATO müttefiklerini mi yoksa Batı yaptırımlarının ağırlığı karşısında ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan Kremlin’deki savaş çığırtkanlarını mı destekleyecek?

Haberde, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine dair pozisyonundaki değişimlere de dikkat çekildi. Erdoğan’ın temmuzdaki NATO zirvesinde İskandinav ülkesinin üyeliğine onay vereceğini söylediği ancak bu haftaki açıklamasında onayın önce TBMM’den geçmesi gerektiğini belirttiği hatırlatıldı.

Analizde, Erdoğan’ın İsveç’in üyeliğini onaylamadan önce ABD’yle 20 milyar dolarlık F-16 anlaşmasını sağlama almayı hedeflediği belirtildi. ABD Başkanı Joe Biden, F-16 satışına destek verdiğini belirtmişti fakat son karar ABD Kongresi’nin onayına bakıyor. Kongre ise Türkiye, İsveç’in üyeliğine onay vermeden F-16 anlaşmasını geçirme taraftarı değil.

WP’nin yazısında, F-16 meselesinin yanı sıra Türkiye’nin “terörle bağlantılı olduğunu savunduğu” İsveç’teki Kürtlere karşı baskının artırılmasını, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecinin yeniden başlatılmasını ve Müslüman ülkelerden büyük tepki toplayan Kuran yakma eylemlerini yasaklamasını talep ettiği de hatırlatıldı.

İsveç’inse buna karşılık bazı Kürtleri ülkeden sınırdışı ettiği, terörle mücadele yasalarını sıkılaştırdığı ve Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu da kaldırdığı belirtildi.

Analizde, Erdoğan’ın politikasının belirli bir sınıra dayandığı savunularak, şu değerlendirmeler paylaşıldı:

Erdoğan elindeki kartlara fazla güveniyor. İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi karşılığında, Türkiye’nin AB’ye katılımında ilerleme kaydedilmesi ve son zamanlarda yaygın bir protesto eylemine dönüşen Kuran yakmanın resmen yasaklanması için Stockholm’e baskı yapmak gibi sıkı pazarlık çabaları var. Bu taleplerden ilki daha baştan imkansız, ikincisiyse İsveç’in ifade özgürlüğü geleneğine ters düşüyor.

WP’nin analizinde hem Erdoğan hem de NATO için en iyi seçeneğin, ABD Kongresi’nin çizgisinde hareket ederek, Türkiye’nin İsveç’in ittifaka üyeliğine onay vermesi, daha sonra da F-16 paketinin görüşülmesi olduğu savundu.

Paylaşın

ABD İle Çin Arasında Buzlar Eriyor Mu?

ABD ile Çin arasındaki son diplomatik temaslar ve Xi Jinping’in İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşan ‘Uçan Kaplanlar’a yazdığı mektup, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalle döneceği yönündeki yorumları artırdı.

Haber Merkezi / Son birkaç aydaki gelişmelere bakacak olursak, ilk olarak Çin’in üst düzey diplomatı Wang Yi, 15 ve 16 Eylül tarihlerinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile bir araya geldi. Bunun ardından, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü.

Geçtiğimiz aylarda Blinken ve John Kerry, Hazine Bakanı Janet Yellen ve Ticaret Bakanı Gina Raimondo birbiri ardına Çin’i ziyaret ettiler. Bütün bu görüşmeler veya ikili diyaloglar, iki süper güç arasında, telefon çipleri, uyuşturucu ve Tibet’ten Tayvan’a kadar pek çok konuda gerilimlerin olduğu bir dönemde yaşandı.

Bu yılın şubat ayında yaşanan ‘casus balonu’ olayı ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Xi’yi ‘diktatöre’ benzetmesi bu görüşmelere engel teşkil etmedi.

Buzları eriyor mu?

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’dan Duffles Paul, bir yıl öncesine kadar Çin ile diyaloğun ABD’de neredeyse ‘tabu bir kelime’ olduğunu söyledi ve ekledi: Diyalog yollarının açılması iyi yönde bir değişiklik.

Pekin Üniversitesi’nden profesör Jia Chunguo ise, “ABD’nın çabaları esas olarak diyaloğu yeniden başlatmak ve bu da kendi başına iki ülke arasındaki ilişkinin ne kadar güvensizlik ve siyasi engellerle dolu olduğunu gösteriyor” dedi.

Biden ve Xi buluşacak mı?

Beyaz Saray, Wang Yi ile Jake Sullivan arasındaki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda daha üst düzey görüşmelerin gerçekleşebileceğini duyurdu.

Kasım ayında Asya-Pasifik Ekonomik İşler Kurumu (APEC) toplantısı San Francisco’da yapılacak. Bu, Joe Biden ve Xi Jinping’in buluşması için bir fırsat olabileceği belirtiliyor.

Ancak şu ana kadar ABD ve Çin böyle bir görüşmenin sinyalini vermezken, Çin, APEC’e katılıp katılmayacağının sonra açıklayacağını duyurdu.

Bu açıklamaya rağmen, uzmanlar Xi Jinping’in bu toplantıya katılabileceğini söylüyor.

Uçan Kaplanların rolü nedir?

Blinken ve Han arasındaki görüşmenin ardından Çin medyası, Xi Jinping’in Uçan Kaplanlara yazdığı bir mektubu yayınladı.

Mektupta Xi, Çin ile ABD arasındaki ilişkilere vurgu yaparken, ‘her iki ülkenin de karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği sağlaması gerektiğini’ yazdı.

ABD askeri birliği Uçan Kaplanlar, İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşmıştı.

Tayvan meselesine ne olacak?

Tayvan hala iki ülke arasında hassas bir nokta. Çin’in uluslararası yayıncısı China Global, yakın zamanda yayımladığı bir haberinde, “ABD’nin alması gereken ilk ders, Çin’in Tayvan’a çizdiği kırmızı çizgiyi ihlal etmemesidir” ifadelerine yer verdi.

Çin Komünist Partisi gazetesi Global Times ise, Jake Sullivan’ın Wang Yi ile görüşmesi sırasında, Tayvan konusunda 12 saat süren bir tartışmanın yaşandığını bildirdi.

Çin Renmin Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Xi Yinhong, iki ülke arasındaki ilişkilerde “önemli ve geniş kapsamlı” bir değişiklik olmadığını söyledi. Xi Yinhong, yakın zamanda Tayvan üzerinden geçen 103 Çinli askere dikkat çekerek, “Gerçek bu” dedi.

Paylaşın

ABD’li İstihbarat Yetkilisi: Ukrayna’da Savaş Bitti, Rusya Kazandı

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazan ABD’li gazeteci Seymour Hersh, yazısında ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı:

“Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

ABD’li gazeteci Seymour Hersh, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazdı.

ABD istihbaratından kaynağının görüşlerine yer verdiği yazısında Hersh, son başarısız taarruzunun ardından Ukrayna ordusunun artık zafer kazanma şansı olmadığını, Zelenskiy’in ise savaşın sona ermesini isteyen ve Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan Avrupa ülkelerine yönelik “iç savaş” tehdidine başvurduğunu belirtti.

Hersh’ün yazısının tamamı Harici’de Emre Köse’nin çevirisiyle yayımlandı.

“Güncel istihbarata erişimi olan bir yetkilinin bana söylediğine göre savaş, Zelenskiy’in ısrarı yüzünden devam ediyor” diye yazan Hersh şunları kaydetti:

“Ne onun karargahında ne de Biden’ın Beyaz Saray’ında ateşkesle ilgili herhangi bir bahis söz konusu ve katliamı sona erdirecek müzakerelere de ilgi yok. Yetkili, Ukrayna ordusunun haftada metre olarak ölçtüğü birkaç dağınık bölgede toprak kazanırken, şaşırtıcı kayıplara uğrayan taarruzda aşamalı ilerleme kaydedildiği iddialarından söz ederek ‘Bunların hepsi yalan’ dedi”.

Hersh’ün aktardığına göre sözkonusu ABD’li yetkili “Haziran taarruzunun ilk günlerinde Ukrayna’nın, Rusya’nın üç zorlu beton savunma bariyerinden ağır tuzaklı olan ilkine ya da yakınına bazı erken sızmaları oldu ve Ruslar onları içeri çekmek için geri çekildi. Ve tamamı öldürüldü” dedi.

CIA analistlerinin Ukrayna’daki savaşın başarıya ulaşma ihtimali konusunda Savunma İstihbarat Teşkilatı’ndaki (DIA) meslektaşlarına kıyasla sürekli olarak çok daha şüpheci bir tutum sergilediklerini yazan Hersh ABD medyasınınsa bu ihtilafı görmezden geldiğini kaydetti.

Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

“Savaş bitti, Rusya kazandı”

Yazısının sonunda ise Hersh ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı: “Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Paylaşın

Erdoğan’ın ABD Ziyareti: Biden İle Yine Görüşemedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini değerlendiren Prof. Dr. İlhan Uzgel, “Erdoğan için en büyük beklenti Biden ile görüşmek, fotoğraf vererek dünya lideri görüntüsü vermek. Hatta bunun için gittiğini söyleyebiliriz. İki eli kanda olsa da her yıl eylül ayında gidiyor ve konuşma yapıyor” dedi ve ekledi:

“Medyası tarafından ‘ayar veren lider’ görüntüsü çiziliyor. Sanki bunu dünyada bir tek Erdoğan yapabiliyormuş gibi hava yaratıyorlar. Birkaç liderle konuşuyor, sanki herkes onun ayağına geliyormuş gibi etkisi yaratıyorlar. Ancak Erdoğan yine Biden ile görüşme beklentisini karşılayamadı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Temmuz’da Birleşmiş Milletler 78’inci Genel Kurulu için gittiği ABD’den döndü. Büyük bir heyetle New York’a çıkartma yapan Erdoğan ülkeye yatırım çağrısı yapıp para arayışına girerken Elon Musk’tan İsrail Başbakanı Netanyahu’ya kadar birçok çok kişiyle görüştü. Ancak ABD Başkanı Joe Biden ve Batılı liderle beklenen görüşmeleri gerçekleştiremedi.

Prof. Dr. İlhan Uzgel, Erdoğan’ın ABD ziyaretini BirGün TV’ye değerlendirdi. Uzgel, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan için en büyük beklenti Biden ile görüşmek, fotoğraf vererek dünya lideri görüntüsü vermek. Hatta bunun için gittiğini söyleyebiliriz. İki eli kanda olsa da her yıl eylül ayında gidiyor ve konuşma yapıyor. Medyası tarafından ‘ayar veren lider’ görüntüsü çiziliyor. Sanki bunu dünyada bir tek Erdoğan yapabiliyormuş gibi hava yaratıyorlar. Birkaç liderle konuşuyor, sanki herkes onun ayağına geliyormuş gibi etkisi yaratıyorlar. Ancak Erdoğan yine Biden ile görüşme beklentisini karşılayamadı.”

Sermaye arayışı

Erdoğan’ın diğer beklentisi ise Amerikan hâkim sınıflarına yeni bir mesaj vererek güven tazelemekti. Özellikle bunu sermaye girişinin olmamasından yapmak istiyordu. Çünkü Türkiye’de yabancı sermaye kalmadı. Bunu geri kazanmak istiyor. Körfez’i gözüne kestirdi. Ancak beklediği kadar ne Körfez’den ne de Batıdan sermaye girişi olmadı. Mehmet Şimşek bir Körfez’de bir New York’ta finans kuruluşları ile görüşüyor.

Elon Musk ile görüştü, burada fabrika kurması için ama bu düşük ihtimal. Hiç olmazsa borsa ya da şirket alsınlar ve dolar girsin istiyorlar. Türk-Amerikan İş Adamları Derneği aracılığıyla iş adamlarıyla görüştü. Batı çevrelerine ve Amerikan çevrelerine güven verebilmek için, Yahudi lobileri ile de görüşme sağlandı. Erdoğan’ın sıkıştıkça böyle bir esneme payı vardır. Seçmeni de bunu umursamıyor. Haber dahi yapmıyorlar.

Erdoğan tekrar Batı ile ilişkilerine yoluna koymaya çalışıyor. Kabinedeki değişiklikler de bunu gösteriyor; Süleyman Soylu’nun tasfiyesi, Şimşek’in maliyenin başına getirilmesi, Gaye Özkan’ın Merkez Bankasının başına getirilmesi, İbrahim Kalın’ın MİT Müsteşarı yapılması Batı’ya açılmanın kurumsal parçalarıydı. İsrail ile ilişkileri Netenyahu ile kurdular. Kısmen başarılı oldular. Biden yönetimi seçimlere karışmadı. Bu da Erdoğan’ı rahatlattı.

Erdoğan büyük olasılıkla seçimlerden önce birçok güç merkezinden kendisini desteklemesini istedi ve kendilerinin lehlerine politikalar izleyeceğinin sözünü verdi. Hepsine verilen sözün tutulması mümkün değil. O yüzden, birçok odak Erdoğan’a tavır aldı.

Siyasetin kuralıdır, zayıfladıkça zayıflarsınız; AB Parlamentosu, çok sert bir rapor yayınladı, Biden deyim yerindeyse Erdoğan’a yüz vermiyor, Körfez günlük deyimle fırça çekiyor, beklediği para gelmiyor, Putin ile görüştü ancak görüşme çok iyi geçmedi. Erdoğan Batıdan itildikçe, zayıflıyor. Kırılgan ve biraz dışlanmış bir Erdoğan yönetimi herkesin daha çok işine geliyor.

Avrupa Birliği’nden kopamaz

Erdoğan herhangi bir güç merkezine rest çekecek güçte ve pozisyonda değil. AB’ye karşı elindeki en güçlü araç sığınmacılar. Ancak Yunanistan da Erdoğan’ın bunu bir koz olarak kullanmasından rahatsız olduğu için duvar çekmeye başladı.

Başta sığınmacıları burada tuttuğu ve AB’yi bu karın ağrısından kurtardığı için yine de Erdoğan iktidarda olmasından memnunlar. Erdoğan bu konuda çok tutarsız, ama tutarsızlık onun siyasetinin özü zaten. Türkiye AB’den kopamaz. Türkiye’deki yatırımların en büyüğü Avrupa’dan. Türkiye ihracatının çok önemli kısmı Avrupa’ya gidiyor. Çok istikrarlı bir pazar. Ortadoğu da hep böyle değil. Avrupa’dan kopmasına imkân yok.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın Sözlerine Tepki: ‘Dış Güçler’e Şikayet Etmiş

Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” sözlerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Birleşmiş Milletler 78. Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” açıklamasına tepki gösterdi.

“Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için, bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan ABD ziyareti sırasında, kendisini affettirme ve 3-5 Dolar alabilmenin heyecanına kapılmış. Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş. Anlaşılan o ki BOP Eş Başkanı olarak ülkemizi mülteci kampına çeviren, mahallelerimizin kimlikleriyle oynayan Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur. ‘Affedilir miyim, 3-5 Dolar koparabilir miyim’ diye kapı kapı dolaşıp bizi şikayet eden bir kişiden, bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmaz!”

Paylaşın

ABD – İran Arasında 6 Milyar Dolarlık Tutuklu Takası

Beyaz Saray, İran’da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının serbest bırakıldığını bildirdi. İran’ın Güney Kore’de bloke edilen 6 milyar dolarlık varlıkları Katar’daki banka hesaplarına yatırıldı. ABD Başkanı Biden, “Beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı.

İran’ın serbest bıraktığı, ABD’li tutuklular arasında Siamak Namazi, Emad Sharqi, Morad Tahbaz bulunuyor. Üçü geçen hafta hapisten çıkartılarak ev hapsine alınmıştı. Diğer ikisinin ise isimleri açıklanmadı. Beşi de hem İran hem ABD vatandaşı.

Tahran’ın serbest bıraktığı 5 ABD’li, Doha’ya götürülmek üzere arabulucu Katar’ın gönderdiği bir uçakla İran’dan ayrıldı. Kendilerine Katar’ın büyükelçisinin de eşlik ettiği bildirildi. Aynı zamanda ABD’nin haklarında af kararı çıkarttığı 5 İran vatandaşından ikisi de Katar’a uçtu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, iki İran vatandaşın ülkelerine dönecekleri, ikisinin ABD’de kalmaya devam edeceği, birinin de üçüncü bir ülkede bulunan ailesinin yanına gitmek istediği bilgisini paylaştı.

Sözcü Kanaani, ayrıca İran’ın Güney Kore’deki dondurulmuş mal varlığının serbest bırakıldığına işaret ederek, “İnşallah bugün bu mal varlıkları tamamen İran hükümeti ve milleti tarafından kontrol edilmeye başlanacak” dedi.

Bu arada tutuklu takası için İran’ın dondurulan varlığını serbest bırakan Biden, Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerinin hedefinde.

Cumhuriyetçiler, İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan askerlerine artan oranda tehdit oluşturduğunu, Biden yönetiminin ise takas anlaşmasıyla İran ekonomisini canlandırdığını iddia ediyor.

Biden yönetimi yetkilileri ise takası savunuyor, Biden’ın takasın hemen ardından İran İstihbarat Bakanlığı ile eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hakkında yaptırım kararı aldığına dikkat çekiyor.

“Bedelini ödetmeye devam edeceğiz”

ABD Başkanı Biden, takas anlaşması konusunda, “İran’da hapsedilen beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı, bu anlaşmayı mümkün kılan Katar, Umman, İsviçre ve Güney Kore’ye katkılarından dolayı teşekkür etti.

ABD vatandaşlarını İran’a seyahat etmemeleri konusunda uyaran Biden, ayrıca yıllar önce İran’da kaybolan ABD vatandaşı ve eski Federal Soruşturma Bürosu (FBI) çalışanı Bob Levinson’un akıbeti konusunda Tahran tarafından hâlâ bilgi beklediklerini vurguladı.

Biden, beş Amerikalının ülkelerine dönüşlerine sevindikleri bir anda aynı zamanda dönemeyenleri de hatırlamak istediklerini söyleyerek, İran’a bölgedeki provokatif eylemlerinin “bedelini ödetmeye devam edeceklerini” kaydetti, Ahmedinejad ve İran İstihbarat Bakanlığı hakkında alınan yaptırım kararına işaret etti.

Mahkum takası anlaşması

ABD ve İran medyasında yer alan haberlerde, İran’ın Güney Kore’de dondurulmuş 6 milyar dolarının serbest bırakılması karşılığında iki ülkenin tutuklu takası yapacağı bilgisi paylaşılmıştı.

Beyaz Saray, 10 Ağustos’ta, İran’da tutuklu 5 ABD vatandaşının cezaevinden çıkarılıp ev hapsine alındığını doğrulamıştı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri de ABD ile yürütülen tutuklu değişimine ilişkin müzakerelerde yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, İran’ın dondurulmuş varlıklarının ve ABD’de tutuklu bulunan çok sayıda İran vatandaşının serbest bırakılacağını kaydetmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Ferzin, 12 Ağustos’ta, Güney Kore’de dondurulan varlıklarının blokajının kaldırıldığını açıklamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe, DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, ABD’ye Rusya’dan İstediğini Alamadan Mı Gidecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e konuşan Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 14 Mayıs seçimleri ve tahıl anlaşmasının askıya alınmasının ardından yaptıkları ilk yüz yüze görüşmede tahıl anlaşmasının yenilenmesi ile ilgili somut bir karar çıkmazken, uzmanlar ziyareti son dönemde mesafeli giden ikili ilişkiler açısından daha önemli görüyor.

Erdoğan ile Putin en son 2 Ağustos’ta telefonla görüşürken, bundan önceki son buluşma 13 Ekim 2022’de Astana’daki, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı zirvesi sırasında olmuştu. Erdoğan ile Putin’in ikili temeldeki son görüşmesi ise Soçi’de 5 Ağustos 2022’de gerçekleşmişti.

Erdoğan bugünkü heyetler arası görüşmelerin öncesinde yaptığı açıklamada dünyanın ziyaretten tahıl koridoru meselesiyle ilgili ne çıkacağına baktığını belirterek, “İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra verilecek mesaj dünyaya, özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak” dedi.

Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında Putin tahıl anlaşması ile “Batı tarafından kandırıldıklarını” ve anlaşmaya ancak verilen taahhütler yerine getirilirse döneceklerini söylerken, Erdoğan Rusya’nın Afrika ülkelerine tahıl gönderme planına yeşil ışık yaktı.

Erdoğan ile Putin’in Soçi görüşmesinin ardından tahıl anlaşmasının yenilenmesine ilişkin somut bir sonuç çıkmamasının ardından uzmanlar uzlaşının geleceğini şu an için belirsiz görüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından savaşın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin katkılarıyla 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da imzalanan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması bir yıl yürürlükte kaldıktan sonra, 17 Temmuz’da Rusya tarafından askıya alınmıştı.

Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, Moskova’nın 17 Temmuz’dan beri verdiği mesajın bugün Putin tarafından net bir şekilde tekrarlandığını söyleyerek, Erdoğan-Putin görüşmesinden kendinin yüksek bir beklentisi bulunmadığını, çünkü Batı’dan bir esneme görünmediğini belirtiyor.

Ukrayna Savaşı kapsamında gerek Belarus gibi bölge ülkelerindeki gelişmeler, gerek Afrika’da ardı ardına yaşanan darbeler gibi farklı alanlarda cepheler açıldığını söyleyen Gezer, “Ben tahıl anlaşmasından Rusya’nın çekilmesini de ayrı bir cephe hattı olarak, yani Rusya’nın Batı’ya yönelik uyguladığı bir kart olarak görüyorum” diyor.

Gezer, BM’nin tahıl anlaşması ile ilgili son planını geçen hafta sunduğunu ve Moskova’nın yanıtının beklendiğini hatırlatarak, “Benim bugünkü basın toplantısından anladığım BM’nin sunduğu o paket Rusya’nın hali hazırdaki hassasiyetlerini ya da ihtiyaçlarını karşılamıyor” yorumunu yapıyor.

Moskova anlaşmaya geri dönmek için kendine verildiğini belirttiği taahhütlerin yerine getirilmesini şart koşuyor.

Rusya uzmanı Aydın Sezer orijinal tahıl anlaşmasına dönmek için Rusya’nın toplam 6-7 şartı olduğunu ama aslında ilk ikisi yerine getirilse bile dönebileceğini belirterek, bu iki şartı Rosselkhozbank’ın SWIFT sistemine girmesi ve Rus tarım işletmelerinin varlıklarının serbest bırakılması olarak sıralıyor.

Sezer sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ikisinde de Batı hiç esnemedi. Putin’in muhatabı Batı aslında, Erdoğan değil. Bu arada bu şartların hiçbiri yeni şartlar değil, tahıl anlaşması ilk imzalanınca getirilen şartlar. Rusya bunların yerine gelmesi için sonsuza kadar da beklemeyeceğini söyledi. 90 günlük bir süresi var ve ilk 35 günü de geçti bu sürenin.”

Ukrayna’da savaşın başındaki kadar çok miktarda tahılın, kaybedilen topraklar ve çatışmaların devam etmesi gibi nedenlerle artık bulunmadığını söyleyen Sezer, Kiev’in bu anlaşmanın yenilenmesine olan ihtiyacının Moskova’dan az olduğunu ifade ediyor.

Alternatif tahıl girişimi

Soçi zirvesinden çıkan en somut sonuçlardan biri son haftalarda sıkça konuşulan ve bazı uzmanlarca tahıl koridoru anlaşmasına alternatif olarak görülen Rusya’nın Afrika’ya tahıl gönderme projesine Ankara’nın “evet” demesi oldu.

Erdoğan ortak basın toplantısında, “Sayın Putin, ‘Biz fakir ülkelere bu 1 milyon ton tahılı göndermeye varız’ dediler. Biz de kendilerine ‘burada üzerimize ne görev düşüyorsa Türkiye olarak biz de buna varız ve sizden gelecek olan bu tahılları biz fabrikasyon olarak değirmenlerimizde öğüterek un şeklinde fakir Afrika ülkelerine gönderebiliriz’ dedik ve bu konularda da mutabık kaldık” diye konuştu.

Sezer, bu projenin Türkiye tarafından iyi çalıştırılması durumunda süreklilik de arz edebileceğini ancak ana tahıl anlaşması gibi bütün dünya için sonuç doğurmasının beklenemeyeceğini söyleyerek, şunları ifade ediyor:

“Türkiye için önemli bir husus; sadece Rusya’dan değil Ukrayna’dan gelecek tahıla da ihtiyacımız var. Çünkü bizim yerli üretim ne kadar fazla olursa olsun Rus ve Ukrayna tahılının randımanı yüksek; daha beyaz, daha besleyici ve sanayiye daha uygun buğday.”

Tahıl anlaşması kapsamında Ukrayna’dan, sadece Karadeniz üzerinden en az 32-33 milyon ton tahılın dış piyasalara gönderildiği hesaplanıyor. Ancak Rusya bunun çok küçük bir bölümünün gerçekten ihtiyaç duyan Afrika ülkelerine gittiğini savunuyor.

Gezer’e göre Katar’ın da finansman ile dahil olduğu bu proje palyatif, yani geçici bir çözüm olabilir. Erdoğan’ın da asıl tahıl anlaşmasına verdikleri öneme işaret ettiğini söyleyen Gezer, geçen yıl imzalanan tahıl anlaşmasının Türkiye için önemini şöyle aktarıyor:

“Karadeniz’de sıcak çatışmanın yayılması halinde en fazla kim etkilenecek? Türkiye. Tahıl koridoru anlaşmasının en temel unsuru her iki tarafın da birbirine saldırmama sözü vermesiydi. Yoksa tahıl için alternatif yollar bulunur bir şekilde.”

Erdoğan Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Erdoğan – Putin görüşmesinin ikili ilişkiler açısından önemi

Erdoğan”ın Soçi ziyareti her ne kadar tahıl anlaşması ile ilgili olarak öne çıksa da Rusya ile eskisine göre daha mesafeli olduğu gözlenen ilişkiler açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.

Gezer ziyaretin, ilişkilerin yeniden rayına oturtulması için önemli olduğunu belirterek, “Çünkü sanki ‘Erdoğan seçim öncesi Rusya’yı kullandı, seçimden sonra da mesafe koydu’ gibi bir algı vardı. O algı da bence belirli ölçüde giderilmiş oldu. Arada bir iniş çıkışlar olmasına rağmen ilişkilerin güçlü bir seyirde kararlılıkla ilerliyor olduğu mesajı çıktı” diyor.

İki ülke ilişkileri Ankara’nın, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi, Ukrayna’nın da NATO üyesi olmasını destekler yöndeki tutumu ve Azov komutanlarının teslim edilmesi gibi gelişmeler nedeniyle son dönemde daha mesafeli olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Azov Taburu komutanlarının serbest bırakılması çoğunluğu hükümet kontrolünde olan Rus medyasında sert dille eleştirilmişti.

Sezer de tahıl anlaşması dışında bu ziyaretin ve görüşmelerin yapılmasının önemli olduğunu düşünüyor ve şöyle konuşuyor: “İki ülke arasında limoni bir hava vardı, bu havanın dağılması için bir adım oldu bence. Bundan sonra yapılacak görüşmelerden çıkacak sonuçlar da beklenmeli.”

Putin ile Erdoğan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, Sinop’ta nükleer santral kurulması, Türkiye’nin enerji merkezi olması ve yerli para birimine geçiş gibi projeleri de ele aldıklarını duyurmuştu.

Paylaşın

SDG İle Arap Aşiretler Arasında Tırmanan Gerilimde ABD Araya Girdi

Suriye’nin doğusundaki petrol zengini bölgede Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Arap aşiretler arasında tırmanan gerilimde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) araya girdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “şiddetin mümkün olan en kısa sürede yatışması ve kayıpların önlenmesinde” mutabık kalındığı kaydedildi.

SDG, Fırat Nehri’nin batısındaki bölgede kontrolü elinde bulunduran İran ve Rusya destekli milislerin, etki alanlarını genişletmek için SDG bölgelerinde iç ayrılıkları kışkırttığı suçlamasında bulunuyor. SDG sözcüsü, Arap aşiretleriyle yaşanan son çatışmalardan İran ve Şam yönetimini sorumlu tutarak, karışıklık çıkarmak için bölgeye aşiret milisleri gönderildiğini iddia etti.

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Amerikas Birleşik Devletleri (ABD) destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yerel Arap aşiretler arasında tırmanan gerilimde Washington araya girdi. Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ile IŞİD’e karşı Uluslararası Koalisyon Güçleri Komutanı Joel B. Vowell’ın, Deyrizor kentinde Arap aşiretleri ve SDG komutanlarıyla görüşmeler yaptığı bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki üst düzey ABD’li yetkilinin Pazar günkü görüşmelerinde yerel anlaşmazlıkların ele alındığı ve “şiddetin mümkün olan en kısa sürede yatışması ve kayıpların önlenmesinde” mutabık kalındığı kaydedildi. Reuters haber ajansına konuşan Batılı diplomatlar, Washington’ın bölgede gerilimi yatıştırmak üzere Araplara daha fazla söz hakkı verilmesi için bastırdığını kaydetti.

ABD ordusundan yapılan açıklamada da Suriye’nin kuzeydoğusunda IŞİD tehdidine karşı barış ve istikrarın devamının büyük önem taşıdığı vurgulandı.

Suriye’nin doğusundaki petrol zengini bölgede gerilim, SDG’nin 27 Ağustos’ta Deyrizor Askeri Meclisi Grubu lideri Ahmet el Habil’i tutuklamasının ardından patlak vermiş, Arap aşiretleri bir süreliğine 24 köyün kontrolünü ele geçirmişti. Fırat Nehri’nin doğusunda Arap aşiretlerin yoğun olduğu bölgede YPG hakimiyetine karşı aşiretlerin ayaklanmasında şimdiye kadar 150 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevinden yapılan açıklamada ise Pazar günü 45 kişinin öldüğü, son çatışmaların Conocco doğalgaz sahası yakınında meydana geldiği bildirildi.

Arap aşiretlerin ayaklanması, ABD desteğiyle 2019’da IŞİD’i püskürterek Suriye’nin kuzeyi ve doğusunda kontrolü ele geçiren ve yarı özerk bir yönetim kuran YPG’nin şimdiye kadar karşılaştığı en ciddi tehdit anlamına geliyor. SDG’nin kontrolündeki bölgelerde yaklaşık 900 Amerikan askeri bulunuyor.

SDG, Fırat Nehri’nin batısındaki bölgede kontrolü elinde bulunduran İran ve Rusya destekli milislerin, etki alanlarını genişletmek için SDG bölgelerinde iç ayrılıkları kışkırttığı suçlamasında bulunuyor. SDG sözcüsü, Arap aşiretleriyle yaşanan son çatışmalardan İran ve Şam yönetimini sorumlu tutarak, karışıklık çıkarmak için bölgeye aşiret milisleri gönderildiğini iddia etti.

Arap aşiret reisleri ise IŞİD’in bölgeden çıkması sonrasında SDG’yi ülkenin en büyük petrol kuyularının bulunduğu bölgeye el koymak ve Arapları petrol gelirlerinden mahrum bırakmakla suçluyor. Arap aşiretler, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelere göre Arap bölgelerinin ihmal edildiği şikayetinde bulunuyor.

Arap aşiret liderlerinden Şeyh Mahmud el Carallah, SDG’nin Deyrizor’dan tamamen çıkmasını ve bölge yönetiminin Arap yerlilerin elinde olmasını istediklerini belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama

Suriye’deki gelişmeler Ankara’da da yakından takip ediliyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan Cuma günü yapılan açıklamada bir süredir yaşanan çatışmaların yakından ve kaygıyla takip edildiği belirtilerek, “Bu gelişme, terör örgütünün, Suriye’nin kadim halklarını, üzerlerinde şiddet ve baskı uygulamak ve temel insan haklarını ihlal etmek suretiyle tahakküm altına alma girişimlerinin yeni bir tezahürüdür.

Bu amaç ve niyetini DEAŞ’la mücadelede aktör olduğu savıyla perdelemek isteyen terör örgütünün gerçek mahiyetini, daha fazla gecikmeden ve bölgenin Suriyeli Kürtler de dahil kadim unsurlarının daha fazla acı çekmesine yol açmadan, destekçilerinin de görmesini umuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı ve terör örgütü olarak gördüğü YPG ile ABD arasındaki yakın ilişki, Ankara-Washington hattındaki en pürüzlü konulardan birini oluşturuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın