ABD’den İsrail’e “Savaş Kurallarına” Uyma Çağrısı

Can kayıplarının binlerle ifade edildiği İsrail – Filistin savaşı altıncı gününe girerken, ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, İsrail’e savaş kurallarına göre hareket etmesi yönünde mesaj verdi ve “Savaşın kuralları vardır” diye hatırlattı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun takma ismini kullanan Biden’in, “Bibi’yi 40 yıldır tanıyorum” sözleri de dikkat çekti. Biden, İsrail Başbakanı ile dün yaptığı telefon görüşmesinde İsrail ve ABD gibi demokratik ülkelerin hukuk devleti ilkelerine göre hareket etmesinin onları güçlü ve güvenli kıldığını söylediğini vurguladı.

ABD Başkanı Biden, Hamas tarafından kaçırılan ABD vatandaşlarının güvenli şekilde ülkelerine geri getirilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını da kaydetti. Beyaz Saray’da Yahudi cemaatlerini kabul eden Biden, yaptığı konuşmada İranı da uyardı. Tahran’a dikkat olması için açık ve net bir uyarı mesajı verildiğini söyledi.

Trump’tan Binyamin Netanyahu’ya eleştiri

Öte yandan eski ABD Başkanı Donald Trump, İranlı General Kasım Süleymani’nin ölümüyle sonuçlanan suikastına katılmadığı için İsrail’i sert bir dille eleştirdi. Trump ayrıca, Hamas saldırılarının ardından İsrail’in “kendine çeki düzen vermesi” gerektiğini söyledi.

“Bibi Netanyahu’nun bizi hayal kırıklığına uğrattığını asla unutmayacağım.”diyen Trump, “Bu çok korkunç bir şeydi, bunu söyleyebilirim. Potansiyel olarak çok büyük bir güçle savaşıyorlar. İran’la savaşıyorlar ve yanlış şeyler söyleyen insanlar olduğunda, bu insanlar tarafından her şey sindiriliyor.”

Trump ayrıca, Netanyahu hükümetinin Hamas saldırısına hazırlıksız yakalandığını söyledi ve Netanyahu’nun siyasi duruşunun saldırı nedeniyle ‘büyük yara aldığı’ görüşünü dile getirdi.

BM: Gazze’de 338 bin kişi yerinden edildi

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (UNOCHA), Gazze’de durumun çok tehlikeli olduğunu belirterek, insani ateşkes çağrısında bulundu.

UNOCHA Gazze Sorumlusu Hamade el-Beyari, ofisin resmi internet sayfasından yaptığı açıklamada, “Bu aşamada birinci dereceden yapılması gereken, ateşkes ya da insani ateşkes. Böylece, yardım çalışanları, durumları değerlendirme imkanı bulabilir. Biz, şu ana dek sahada, durumları değerlendirecek güvenli bir ortam bulamadık” ifadelerini kullandı.

“Gazze Şeridi’nde durumun gerçekten tehlikeli olduğu belli, zorlayıcı şartlar hiç olmadığı kadar ağır olabilir” diyen Beyari, bu şartlarda insani yardımların sunulmasının da tehlikelerle çevrili olduğuna işaret etti.

Paylaşın

NASA, Bennu Asteroidinde ‘Yaşamın Yapı Taşlarının’ İşaretlerini Buldu

ABD uzay ajansı NASA, Bennu asteroidinden alınan numunelerde su ve karbon izlerinin bulunduğunu açıkladı. NASA Başkanı Bill Nelson, “Karbon ve su molekülleri tam olarak bulmak istediğimiz türden malzemelerdi” dedi ve ekledi:

“Bu unsurlar gezegenimizin oluşumunda çok önemli. Ve yaşama yol açabilecek unsurların kökenini belirlememize yardımcı olacaklar.”

Bennu asteroidi, yaklaşık 4,5 milyar yaşında ve yaklaşık 500 metre çapında. Dünya’dan 330 milyon kilometre uzakta yer alan Bennu asteroidi 1999 yılında keşfedilmişti.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), Osiris-Rex misyonu çerçevesinde geçen ay özel bir kapsülle Bennu asteroidinden alınan parçaların analiz sonuçları kamuoyuyla paylaşıldı. NASA Başkanı Bill Nelson, asteroidden alınan numunelerin su ve karbon molekülleri içerdiğini açıklayarak “Bunlar tam da bulmak istediğimiz maddelerdi” dedi.

Su ve karbonun Dünya gezegeninin oluşumunda kilit önem taşıyan maddeler olduğuna işaret eden Nelson, “Bu bulgular bize, yaşama temel oluşturmuş olabilecek elementlerin kökenini bulmamıza yardımcı olacak” diye konuştu.

Asteroidden alınan numunedeki suyun kil minerallerinde, karbonun da mineral ve organik moleküller şeklinde bulunduğu bildirildi. NASA’nın son bulguları, Dünya’da yaşamın yapı taşlarının uzaydan geldiği teorisini güçlendirdi.

Osiris-Rex uzay aracı, 2016 yılı Eylül ayında 4,5 milyar yaşındaki Bennu asteroidine doğru yola çıkmış, dört yıllık yolculuğun ardından 2020 yılı Ekim ayında birkaç saniyeliğine asteroide iniş yaparak taş ve toz numuneleri toplamıştı.

Osiris-Rex’e ait yaklaşık 250 gramlık kapsül, uzayda geçirdiği yedi yılın ardından 24 Eylül tarihinde ABD’nin (amerika Birleşik Devletleri) Utah eyaletinde Dünya’ya paraşütle indirilmişti.

Kapsül, Texas eyaletindeki Johnson Uzay Merkezi’nde hava geçirmez bir bölmede açılarak incelemeye alınmış ve NASA ilk açıklamasında kapsülden “siyah toz ve küçük taş parçacıkları” çıktığını bildirmişti. Bugünkü açıklamayla numunelere dair ilk analiz sonuçları kamuoyuyla paylaşılmış oldu.

Dünya’dan 330 milyon kilometre uzaklıkta bulunan 500 metre çapındaki Bennu asteroidi 1999 yılında keşfedilmişti.

Alınan numunelerden çıkacak sonuçların, Güneş Sistemi’nin ortaya çıkışı ve Bennu gibi Dünya’ya yakınlığı nedeniyle potansiyel tehlike oluşturan asteroidlerin özelliklerinin daha iyi anlaşılmasında bilim insanlarına yardımcı olması umuluyor.

Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“ABD, Suriye Sahasında Türkiye’ye Ait Bir SİHA’yı Düşürdü” İddiası

İki ABD’li yetkili, ABD F-16 savaş jetlerinin Suriye hava sahasında Türkiye’ye ait bir silahlı insansız hava aracını (SİHA) düşürdüğünü söylerken, Türkiye Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada düşürülen SİHA’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olmadığını ifade etti. 

Bir başka ABD’li yetkili ise, Türkiye’ye ait SİHA’nın ABD’li askerlere tehdit olarak değerlendirildiği için, bir ABD F-16’sı tarafından düşürüldüğünü söyledi. Hamlenin bölgede operasyonlar yürüten ABD’li askerler tarafından gerçekleştirildiği ifade edildi.

ABD’li yetkili vurulan SİHA’nın Türkiye’ye ait olduğunu ve ABD askerlerinin harekete geçmeden önce bunun farkında olduklarını ifade etti. Washington böylece ilk kez NATO müttefiki Türkiye’ye ait bir hava aracını düşürdüğünü açıklamış oldu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Ankara saldırısı faillerinin Suriye’den geldiği açıklaması sonrasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelere SİHA saldırıları düzenlenmişti. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye’de düzenlediği operasyonlarda PKK/YPG’ye ait askeri tesisleri ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansına konuşan iki ABD’li yetkili, ABD F-16 savaş jetlerinin Suriye hava sahasında Türkiye’ye ait bir silahlı insansız hava aracını (SİHA) düşürdüğünü söyledi.

ABD’li yetkililer ajansa yaptıkları açıklamada söz konusu SİHA’nın Suriye’deki Amerikan kara birliklerinin yakınlarında faaliyet gösterdiğini belirtti. ABD’li yetkililer Türk ordu yetkililerini ABD kara birliklerine yakın yerde faaliyet göstermeleri konusunda birden fazla kez uyardıklarını aktardı.

AP haber ajansına konuşan bir ABD’li yetkili de Suriye Haseke’deki birliklerine çok yakınlaşan bir SİHA’nın vurulduğunu ifade etti. Yetkili SİHA’nın “güvensiz” ve “senkronize olmayan bir şekilde” uçtuğunu kaydetti.

Türkiye Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada düşürülen SİHA’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olmadığını ifade etti. Yetkili SİHA’nın kime ait olduğu konusunda ise bir açıklama yapamayacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Ankara saldırısı faillerinin Suriye’den geldiği açıklaması sonrasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelere SİHA saldırıları düzenlenmişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan saldırıyı düzenleyenlerin Suriye’den geldiğinin tespit edildiğini açıklarken, aynı zamanda Irak’a da işaret ederek, “Irak ve Suriye’de PKK ve YPG’ye ait olan bütün alt yapı üst yapı tesisleri, enerji tesisleri bundan sonra güvenlik güçlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekûn meşru hedefidir” diye konuşmuştu.

“Üçüncü tarafların, PKK’lı, YPG’li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını buradan tavsiye ediyorum” diyen Fidan “Silahlı kuvvetlerimizin bu terör saldırısına cevabı son derece net olacak ve böyle bir eylemi gerçekleştirdiklerine bir kez daha pişman olacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

TSK, PKK unsurlarına yönelik Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonların yanı sıra Irak’ın kuzeyinde de 2019 Mayıs ayından bu yana “Pençe” serisi operasyonları gerçekleştiriyor.

Türkiye’nin son aylarda Kuzey Irak’taki PKK unsurlarına karşı nokta atışlar ve operasyonlar ile hedefleri yok etmeye odaklandığı da zaman zaman basına yansıyordu. Son olarak 27 Eylül’de Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) PKK üyesi Mazlum Öztürk’ü, Irak’ın Süleymaniye kırsalında nokta operasyonla etkisiz hale getirmişti.

Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Suriye’de operasyon

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye’de düzenlediği operasyonlarda PKK/YPG’ye ait askeri tesisleri ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

DHA’nın güvenlik kaynaklarından edindiği bilgilere göre, MİT Ankara saldırısının ardından Suriye’de PKK/YPG’ye ait bina ve tesisleri hedef alan bir operasyon düzenledi. Ankara saldırısının Suriye’de planlandığı ve eyleme katılan örgüt mensuplarının bu bölgeden Türkiye’ye geçtiği gerekçesiyle MİT, Suriye’de konuşlu PKK/YPG askeri tesislerini ve örgütün yönetici kadrolarını hedef aldı.

Hedef alınan tesisler arasında PKK/YPG’nin silah mühimmat depoları, saldırı-sabotaj birimleri ve örgüte ait Ar-Ge merkezlerinin yer aldığı öğrenildi. Operasyonların, planlanan hedefe ulaşıncaya kadar devam edeceği belirtildi.

Bu arada Ankara’nın ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde büyük bölümünü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) sağladığı silah ve teçhizat desteğinden duyduğu rahatsızlık da sürüyor. Türkiye, YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak değerlendiriyor ve bu silahların PKK’nın eline geçtiğini belirtiyor.

Humus’ta insansız hava aracı saldırısı

Bu arada Suriye devlet televizyonu, Humus kentinde askeri okuldan mezun olan subaylar için düzenlenen mezuniyet töreni sırasında düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında çok sayıda sivil ve askeri personelin öldüğünü ve onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Suriye ordusundan yapılan açıklamada, patlayıcı yüklü insansız hava araçlarının törenin sona erdiği sırada yerleşkeyi hedef aldığını bildirdi.

Saldırıdan “bilinen uluslararası güçler tarafından desteklenen isyancıları” suçlayan yetkililer, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu bazı yaralıların durumunun kritik olduğunu aktardı.

“Terör örgütlerinin” töreni “patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla” hedef aldığını belirten Suriye ordusu, “bu korkakça ve eşi benzeri görülmemiş terör saldırısına” “sert bir şekilde karşılık verileceği” vadinde bulundu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (OSDH) isimli kuruluş, saldırıda 60’tan fazla kişinin öldüğü bilgisini verdi. Ülke içerisinde geniş ağa sahip OSDH, dron saldırısında onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Saldırıyla ilgili olarak herhangi bir grup ismi verilmedi. Suriye’nin bir bölümünü kontrol eden radikal gruplar zaman zaman silahlı insansız hava araçları kullanıyor.

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken “F-16” Açıklaması

Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili açıklamalarda bulunan senatör Ben Cardin, Dış İlişkiler Komisyon’un F-16 satışıyla ilgili kararında, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesinden başka konuların da etkili olacağını söyledi.

Türkiye ile İsveç’in NATO üyeliği konusunu NATO Büyükelçileri toplantısında görüştüklerini vurgulayan Cardin, “Türkiye bunun gelecek ayın ilk yarısından hallolacağını söylüyor. Bu olursa en azından NATO sorunu çözülmüş olur. Ama müzakerelerde ilerledikçe buna ek daha birçok konuyu tartışmamız gerekiyor” dedi.

Türkiye’ye F-16 satışı konusunda bir diğer açıklama da senatör Jim Risch’ten geldi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli üyesi Risch, “Türkiye sorumlu bir NATO müttefiki gibi davranmaya karar verir ve geçen yıl yapmış olması gerekeni yaparsa F-16 yolunun açık olmasını bekliyorum” dedi.

Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerilimin 2021 sonuna doğru düşmesinin ardından Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkartılması nedeniyle hava gücünde zafiyet yaşamamak için ABD’den 40 yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut filoları için de 79 adet modernizasyon kiti almak için resmi başvuruda bulunmuştu.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu başkanlığını Bob Menendez’den devralan kıdemli Demokrat senatör Ben Cardin, Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Konuyla ilgileneceğini belirten Cardin, Komisyon’un F-16 satışıyla ilgili kararında, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesinden başka konuların da etkili olacağını söyledi. Başkanlıktaki ikinci gününde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cardin, “Bu konuyla ilgili olarak yönetimle görüşmeliyim çünkü bu sadece tek bir konuyu değil, birçok konuyu içeriyor” dedi.

Türkiye ile İsveç’in NATO üyeliği konusunu Çarşamba günkü NATO Büyükelçileri toplantısında görüştüklerini vurgulayan Cardin, “Türkiye bunun gelecek ayın ilk yarısından hallolacağını söylüyor. Bu olursa en azından NATO sorunu çözülmüş olur. Ama müzakerelerde ilerledikçe buna ek daha birçok konuyu tartışmamız gerekiyor” dedi.

Türkiye’ye F-16 satışı konusunda bir diğer açıklama da Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch’ten geldi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli üyesi Risch VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Türkiye sorumlu bir NATO müttefiki gibi davranmaya karar verir ve geçen yıl yapmış olması gerekeni yaparsa F-16 yolunun açık olmasını bekliyorum” dedi.

Komitenin başkanlığı, Senatör Menendez’in, hakındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle iç tüzük gereği geçici olarak istifa etmesiyle bu hafta başında Cardin’e geçti. Demokrat Parti kuralları gereğince, liderlik ya da başkan pozisyonunda olan bir Kongre üyesinin, hakkında bir suçlama getirilmesi halinde bu görevinden istifa etmesi gerekiyor.

Menendez, Türkiye’ye F-16 savaş uçakları satılmasına karşıydı

Kongre’de yabancı ülkelere yapılacak askeri yardımlar üzerinde söz sahibi olan Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin uzun süre başkanı olan Menendez, ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları satmasına karşı çıkıyordu.

Menendez, S-400 krizi sırasında da ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı CAATSA yaptırımlarının arkasındaki isimlerden biriydi. Ayrıca sık sık Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki politikalarından ve Erdoğan’ın insan hakları sicilinden rahatsızlığını da gündeme getiriyordu. Türkiye hükümeti Menendez’in istifasını olumlu bir gelişme olarak görüyor.

Nahçivan ziyareti dönüşü dün uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Bizim, F-16’larla ilgili en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD’li senatör Bob Menendez’in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi” demişti.

Erdoğan, “Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez’in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez’e bağlı bir konu değil” diye konuşmuştu.

Türkiye 40 yeni F-16 savaş uçağı istiyor

Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerilimin 2021 sonuna doğru düşmesinin ardından Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkartılması nedeniyle hava gücünde zafiyet yaşamamak için ABD’den 40 yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut filoları için de 79 adet modernizasyon kiti almak için resmi başvuruda bulunmuştu.

Rusya’nın Şubat 2022’de başlayan Ukrayna işgali sonrası Washington, hem Türkiye hem de NATO’nun hava gücüne destek olacağı gerekçesiyle F-16 satışına destek verdiğini ilan etmişti.

Biden yönetimi son olarak 17 Nisan’da, Türkiye’nin Finlandiya’nın NATO’ya katılımına onay vermesinin ardından, 259 milyon dolar değerindeki ‘modernizasyon kiti’ satışına ilişkin bildirimini ABD Kongresi’ne iletmişti. Türkiye’nin İsveç ile ilgili onay sürecini tamamlamasına paralel olarak F-16 satışının ikinci ayağında adım atılacağı mesajı da Ankara’ya verilmişti.

Ancak başta Senatör Bob Menendez olmak üzere birkaç senatörün satışla ilgili itirazları sürüyordu. Türkiye, Temmuz ayındaki NATO zirvesinden hemen önce İsveç ile uzlaşmaya vararak, İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmıştı. Ancak TBMM’nin de buna onay vermesi gerekiyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den İki Şirkete Yaptırım Kararı

ABD, Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. ABD, daha öncede, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulama kararı almıştı.

ABD, son yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu: “İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Dairesi (OFAC), İran’ın insansız hava aracı (İHA) programına katkı sağladığı gerekçesiyle, aralarında Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. Türk şirketleri ile birlikte yaptırım kararına dahil edilen diğer şirket ve şahıslar İran, Çin, Hong Kong ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) menşeli.

Bakanlık, Türkiye’den Dal Enerji Madencilik Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Anka Port İç ve Dış Ticaret İnşaat Lojistik Sanayi Limited Şirketi’nin dahil edildiği yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu:

“İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

İki hafta içinde ikinci yaptırım

Washington 14 Eylül’de aldığı bir başka yaptırım kararında, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete, Rusya’ya yönelik yaptırımları ihlal ettikleri gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı almıştı.

Türkiye’den, Margiana İnşaat Dış Ticaret, Demirci Bilişim Ticaret Sanayi, Denkar Gemi İnşaat, CTL Limited ile tersane işletmesi ID Ship Agency ve bu şirketin sahibi İlker Doğruyol’un dahil edildiği yaptırımlarla ilgili olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı:

“ABD Dışişleri ve Ticaret Bakanlıkları, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşla ilgili olarak çok sayıda kişi ve kuruluşa karşı yaptırım kararı almıştır. Rusya’nın gayri hukuki bir biçimde Ukrayna işgaliyle ilişkisi olan, ABD’nin Rusya’ya işgal nedeniyle uyguladığı yaptırımların ihlaline ve Rusya’nın savaş kabiliyetini ilerletmesine katkı sağlayan, Rusya’nın enerji üretimini kuvvetlendirmesinden sorumlu olan 150’nin üzerinde kişi ve kuruluşa ek yaptırımlar uygulanacaktır.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Washington Post’tan Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan, Kartlarına Fazla Güveniyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü verdiği, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği mesajın ardından ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post (WP), dikkat çeken bir analize yer verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda “elindeki kartlara fazla güvendiğini” yazdı.

WP’nin yayın kurulunun kaleme aldığı analizde, Erdoğan’ın yürüttüğü politikayla “NATO ve birliğin düşmanı Rusya arasında gidip geldiğini ve tavizler kopararak kendi güç simsarlığı pozisyonunu kuvvetlendirdiğini” öne sürdü.

Analizde, Erdoğan’ın uluslararası politikadaki konumunu belirginleştirmesi gerektiği savunularak, şu ifadelere yer verildi: Erdoğan’ın çıkarlarının nerede olduğunu yeniden değerlendirmesi akıllıca olur. Ekonomik hasılası toplamda Rusya’nınkinden yaklaşık 10 kat daha fazla olan NATO müttefiklerini mi yoksa Batı yaptırımlarının ağırlığı karşısında ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan Kremlin’deki savaş çığırtkanlarını mı destekleyecek?

Haberde, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine dair pozisyonundaki değişimlere de dikkat çekildi. Erdoğan’ın temmuzdaki NATO zirvesinde İskandinav ülkesinin üyeliğine onay vereceğini söylediği ancak bu haftaki açıklamasında onayın önce TBMM’den geçmesi gerektiğini belirttiği hatırlatıldı.

Analizde, Erdoğan’ın İsveç’in üyeliğini onaylamadan önce ABD’yle 20 milyar dolarlık F-16 anlaşmasını sağlama almayı hedeflediği belirtildi. ABD Başkanı Joe Biden, F-16 satışına destek verdiğini belirtmişti fakat son karar ABD Kongresi’nin onayına bakıyor. Kongre ise Türkiye, İsveç’in üyeliğine onay vermeden F-16 anlaşmasını geçirme taraftarı değil.

WP’nin yazısında, F-16 meselesinin yanı sıra Türkiye’nin “terörle bağlantılı olduğunu savunduğu” İsveç’teki Kürtlere karşı baskının artırılmasını, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecinin yeniden başlatılmasını ve Müslüman ülkelerden büyük tepki toplayan Kuran yakma eylemlerini yasaklamasını talep ettiği de hatırlatıldı.

İsveç’inse buna karşılık bazı Kürtleri ülkeden sınırdışı ettiği, terörle mücadele yasalarını sıkılaştırdığı ve Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu da kaldırdığı belirtildi.

Analizde, Erdoğan’ın politikasının belirli bir sınıra dayandığı savunularak, şu değerlendirmeler paylaşıldı:

Erdoğan elindeki kartlara fazla güveniyor. İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi karşılığında, Türkiye’nin AB’ye katılımında ilerleme kaydedilmesi ve son zamanlarda yaygın bir protesto eylemine dönüşen Kuran yakmanın resmen yasaklanması için Stockholm’e baskı yapmak gibi sıkı pazarlık çabaları var. Bu taleplerden ilki daha baştan imkansız, ikincisiyse İsveç’in ifade özgürlüğü geleneğine ters düşüyor.

WP’nin analizinde hem Erdoğan hem de NATO için en iyi seçeneğin, ABD Kongresi’nin çizgisinde hareket ederek, Türkiye’nin İsveç’in ittifaka üyeliğine onay vermesi, daha sonra da F-16 paketinin görüşülmesi olduğu savundu.

Paylaşın

ABD İle Çin Arasında Buzlar Eriyor Mu?

ABD ile Çin arasındaki son diplomatik temaslar ve Xi Jinping’in İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşan ‘Uçan Kaplanlar’a yazdığı mektup, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalle döneceği yönündeki yorumları artırdı.

Haber Merkezi / Son birkaç aydaki gelişmelere bakacak olursak, ilk olarak Çin’in üst düzey diplomatı Wang Yi, 15 ve 16 Eylül tarihlerinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile bir araya geldi. Bunun ardından, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü.

Geçtiğimiz aylarda Blinken ve John Kerry, Hazine Bakanı Janet Yellen ve Ticaret Bakanı Gina Raimondo birbiri ardına Çin’i ziyaret ettiler. Bütün bu görüşmeler veya ikili diyaloglar, iki süper güç arasında, telefon çipleri, uyuşturucu ve Tibet’ten Tayvan’a kadar pek çok konuda gerilimlerin olduğu bir dönemde yaşandı.

Bu yılın şubat ayında yaşanan ‘casus balonu’ olayı ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Xi’yi ‘diktatöre’ benzetmesi bu görüşmelere engel teşkil etmedi.

Buzları eriyor mu?

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’dan Duffles Paul, bir yıl öncesine kadar Çin ile diyaloğun ABD’de neredeyse ‘tabu bir kelime’ olduğunu söyledi ve ekledi: Diyalog yollarının açılması iyi yönde bir değişiklik.

Pekin Üniversitesi’nden profesör Jia Chunguo ise, “ABD’nın çabaları esas olarak diyaloğu yeniden başlatmak ve bu da kendi başına iki ülke arasındaki ilişkinin ne kadar güvensizlik ve siyasi engellerle dolu olduğunu gösteriyor” dedi.

Biden ve Xi buluşacak mı?

Beyaz Saray, Wang Yi ile Jake Sullivan arasındaki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda daha üst düzey görüşmelerin gerçekleşebileceğini duyurdu.

Kasım ayında Asya-Pasifik Ekonomik İşler Kurumu (APEC) toplantısı San Francisco’da yapılacak. Bu, Joe Biden ve Xi Jinping’in buluşması için bir fırsat olabileceği belirtiliyor.

Ancak şu ana kadar ABD ve Çin böyle bir görüşmenin sinyalini vermezken, Çin, APEC’e katılıp katılmayacağının sonra açıklayacağını duyurdu.

Bu açıklamaya rağmen, uzmanlar Xi Jinping’in bu toplantıya katılabileceğini söylüyor.

Uçan Kaplanların rolü nedir?

Blinken ve Han arasındaki görüşmenin ardından Çin medyası, Xi Jinping’in Uçan Kaplanlara yazdığı bir mektubu yayınladı.

Mektupta Xi, Çin ile ABD arasındaki ilişkilere vurgu yaparken, ‘her iki ülkenin de karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği sağlaması gerektiğini’ yazdı.

ABD askeri birliği Uçan Kaplanlar, İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşmıştı.

Tayvan meselesine ne olacak?

Tayvan hala iki ülke arasında hassas bir nokta. Çin’in uluslararası yayıncısı China Global, yakın zamanda yayımladığı bir haberinde, “ABD’nin alması gereken ilk ders, Çin’in Tayvan’a çizdiği kırmızı çizgiyi ihlal etmemesidir” ifadelerine yer verdi.

Çin Komünist Partisi gazetesi Global Times ise, Jake Sullivan’ın Wang Yi ile görüşmesi sırasında, Tayvan konusunda 12 saat süren bir tartışmanın yaşandığını bildirdi.

Çin Renmin Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Xi Yinhong, iki ülke arasındaki ilişkilerde “önemli ve geniş kapsamlı” bir değişiklik olmadığını söyledi. Xi Yinhong, yakın zamanda Tayvan üzerinden geçen 103 Çinli askere dikkat çekerek, “Gerçek bu” dedi.

Paylaşın

ABD’li İstihbarat Yetkilisi: Ukrayna’da Savaş Bitti, Rusya Kazandı

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazan ABD’li gazeteci Seymour Hersh, yazısında ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı:

“Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

ABD’li gazeteci Seymour Hersh, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazdı.

ABD istihbaratından kaynağının görüşlerine yer verdiği yazısında Hersh, son başarısız taarruzunun ardından Ukrayna ordusunun artık zafer kazanma şansı olmadığını, Zelenskiy’in ise savaşın sona ermesini isteyen ve Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan Avrupa ülkelerine yönelik “iç savaş” tehdidine başvurduğunu belirtti.

Hersh’ün yazısının tamamı Harici’de Emre Köse’nin çevirisiyle yayımlandı.

“Güncel istihbarata erişimi olan bir yetkilinin bana söylediğine göre savaş, Zelenskiy’in ısrarı yüzünden devam ediyor” diye yazan Hersh şunları kaydetti:

“Ne onun karargahında ne de Biden’ın Beyaz Saray’ında ateşkesle ilgili herhangi bir bahis söz konusu ve katliamı sona erdirecek müzakerelere de ilgi yok. Yetkili, Ukrayna ordusunun haftada metre olarak ölçtüğü birkaç dağınık bölgede toprak kazanırken, şaşırtıcı kayıplara uğrayan taarruzda aşamalı ilerleme kaydedildiği iddialarından söz ederek ‘Bunların hepsi yalan’ dedi”.

Hersh’ün aktardığına göre sözkonusu ABD’li yetkili “Haziran taarruzunun ilk günlerinde Ukrayna’nın, Rusya’nın üç zorlu beton savunma bariyerinden ağır tuzaklı olan ilkine ya da yakınına bazı erken sızmaları oldu ve Ruslar onları içeri çekmek için geri çekildi. Ve tamamı öldürüldü” dedi.

CIA analistlerinin Ukrayna’daki savaşın başarıya ulaşma ihtimali konusunda Savunma İstihbarat Teşkilatı’ndaki (DIA) meslektaşlarına kıyasla sürekli olarak çok daha şüpheci bir tutum sergilediklerini yazan Hersh ABD medyasınınsa bu ihtilafı görmezden geldiğini kaydetti.

Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

“Savaş bitti, Rusya kazandı”

Yazısının sonunda ise Hersh ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı: “Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Paylaşın

Erdoğan’ın ABD Ziyareti: Biden İle Yine Görüşemedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini değerlendiren Prof. Dr. İlhan Uzgel, “Erdoğan için en büyük beklenti Biden ile görüşmek, fotoğraf vererek dünya lideri görüntüsü vermek. Hatta bunun için gittiğini söyleyebiliriz. İki eli kanda olsa da her yıl eylül ayında gidiyor ve konuşma yapıyor” dedi ve ekledi:

“Medyası tarafından ‘ayar veren lider’ görüntüsü çiziliyor. Sanki bunu dünyada bir tek Erdoğan yapabiliyormuş gibi hava yaratıyorlar. Birkaç liderle konuşuyor, sanki herkes onun ayağına geliyormuş gibi etkisi yaratıyorlar. Ancak Erdoğan yine Biden ile görüşme beklentisini karşılayamadı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Temmuz’da Birleşmiş Milletler 78’inci Genel Kurulu için gittiği ABD’den döndü. Büyük bir heyetle New York’a çıkartma yapan Erdoğan ülkeye yatırım çağrısı yapıp para arayışına girerken Elon Musk’tan İsrail Başbakanı Netanyahu’ya kadar birçok çok kişiyle görüştü. Ancak ABD Başkanı Joe Biden ve Batılı liderle beklenen görüşmeleri gerçekleştiremedi.

Prof. Dr. İlhan Uzgel, Erdoğan’ın ABD ziyaretini BirGün TV’ye değerlendirdi. Uzgel, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan için en büyük beklenti Biden ile görüşmek, fotoğraf vererek dünya lideri görüntüsü vermek. Hatta bunun için gittiğini söyleyebiliriz. İki eli kanda olsa da her yıl eylül ayında gidiyor ve konuşma yapıyor. Medyası tarafından ‘ayar veren lider’ görüntüsü çiziliyor. Sanki bunu dünyada bir tek Erdoğan yapabiliyormuş gibi hava yaratıyorlar. Birkaç liderle konuşuyor, sanki herkes onun ayağına geliyormuş gibi etkisi yaratıyorlar. Ancak Erdoğan yine Biden ile görüşme beklentisini karşılayamadı.”

Sermaye arayışı

Erdoğan’ın diğer beklentisi ise Amerikan hâkim sınıflarına yeni bir mesaj vererek güven tazelemekti. Özellikle bunu sermaye girişinin olmamasından yapmak istiyordu. Çünkü Türkiye’de yabancı sermaye kalmadı. Bunu geri kazanmak istiyor. Körfez’i gözüne kestirdi. Ancak beklediği kadar ne Körfez’den ne de Batıdan sermaye girişi olmadı. Mehmet Şimşek bir Körfez’de bir New York’ta finans kuruluşları ile görüşüyor.

Elon Musk ile görüştü, burada fabrika kurması için ama bu düşük ihtimal. Hiç olmazsa borsa ya da şirket alsınlar ve dolar girsin istiyorlar. Türk-Amerikan İş Adamları Derneği aracılığıyla iş adamlarıyla görüştü. Batı çevrelerine ve Amerikan çevrelerine güven verebilmek için, Yahudi lobileri ile de görüşme sağlandı. Erdoğan’ın sıkıştıkça böyle bir esneme payı vardır. Seçmeni de bunu umursamıyor. Haber dahi yapmıyorlar.

Erdoğan tekrar Batı ile ilişkilerine yoluna koymaya çalışıyor. Kabinedeki değişiklikler de bunu gösteriyor; Süleyman Soylu’nun tasfiyesi, Şimşek’in maliyenin başına getirilmesi, Gaye Özkan’ın Merkez Bankasının başına getirilmesi, İbrahim Kalın’ın MİT Müsteşarı yapılması Batı’ya açılmanın kurumsal parçalarıydı. İsrail ile ilişkileri Netenyahu ile kurdular. Kısmen başarılı oldular. Biden yönetimi seçimlere karışmadı. Bu da Erdoğan’ı rahatlattı.

Erdoğan büyük olasılıkla seçimlerden önce birçok güç merkezinden kendisini desteklemesini istedi ve kendilerinin lehlerine politikalar izleyeceğinin sözünü verdi. Hepsine verilen sözün tutulması mümkün değil. O yüzden, birçok odak Erdoğan’a tavır aldı.

Siyasetin kuralıdır, zayıfladıkça zayıflarsınız; AB Parlamentosu, çok sert bir rapor yayınladı, Biden deyim yerindeyse Erdoğan’a yüz vermiyor, Körfez günlük deyimle fırça çekiyor, beklediği para gelmiyor, Putin ile görüştü ancak görüşme çok iyi geçmedi. Erdoğan Batıdan itildikçe, zayıflıyor. Kırılgan ve biraz dışlanmış bir Erdoğan yönetimi herkesin daha çok işine geliyor.

Avrupa Birliği’nden kopamaz

Erdoğan herhangi bir güç merkezine rest çekecek güçte ve pozisyonda değil. AB’ye karşı elindeki en güçlü araç sığınmacılar. Ancak Yunanistan da Erdoğan’ın bunu bir koz olarak kullanmasından rahatsız olduğu için duvar çekmeye başladı.

Başta sığınmacıları burada tuttuğu ve AB’yi bu karın ağrısından kurtardığı için yine de Erdoğan iktidarda olmasından memnunlar. Erdoğan bu konuda çok tutarsız, ama tutarsızlık onun siyasetinin özü zaten. Türkiye AB’den kopamaz. Türkiye’deki yatırımların en büyüğü Avrupa’dan. Türkiye ihracatının çok önemli kısmı Avrupa’ya gidiyor. Çok istikrarlı bir pazar. Ortadoğu da hep böyle değil. Avrupa’dan kopmasına imkân yok.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın Sözlerine Tepki: ‘Dış Güçler’e Şikayet Etmiş

Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” sözlerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Birleşmiş Milletler 78. Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ülkemizde ana muhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” açıklamasına tepki gösterdi.

“Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için, bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan ABD ziyareti sırasında, kendisini affettirme ve 3-5 Dolar alabilmenin heyecanına kapılmış. Para dilenmek için, yine ülkemizi küçük düşürmüş. Anlaşılan o ki BOP Eş Başkanı olarak ülkemizi mülteci kampına çeviren, mahallelerimizin kimlikleriyle oynayan Erdoğan, ABD’ye şirin gözükmek için bizi ve tüm muhalefeti ‘Dış Güçler’e şikâyet etmiş. Siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitirmek, işte tam da budur. ‘Affedilir miyim, 3-5 Dolar koparabilir miyim’ diye kapı kapı dolaşıp bizi şikayet eden bir kişiden, bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmaz!”

Paylaşın