ABD’den Suriye’deki IŞİD Hedeflerine Geniş Çaplı Hava Saldırısı

ABD, Beşşar Esad’ın devrilmesiyle oluşan “boşlukta” Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yeniden toparlanacağı gerekçesiyle Suriye’deki IŞİD hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenledi.

Hava saldırıları sonrası ABD’den yapılan açıklamada, IŞİD’le mücadele konusundaki kararlılık vurgulandı. Hava saldırılarında B-52 bombardıman uçakları, F-15 savaş uçakları ve A-10 saldırı uçakları da dahil olmak üzere çok sayıda ABD Hava Kuvvetleri unsuru kullanıldı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı’dan (CENTCOM) yapılan açıklamada, CENTCOM güçlerinin Suriye’nin orta kesimlerinde IŞİD’in bilinen kamplarını ve militanlarını hedef alan onlarca hassas hava saldırısı düzenlediği bildirildi.

Saldırıların “IŞİD liderlerine, militanlarına ve kamplarına yönelik” olduğu belirtildi. “Terör örgütünün dış operasyonlar yürütmesini ve IŞİD’in Suriye’nin merkezinde yeniden yapılanmak için mevcut durumdan faydalanmaya çalışmasını engellemek amacıyla” yapılan operasyonun “Bozma, geriletme ve yenilgiye uğratma misyonunun bir parçası olarak düzenlendiği” kaydedildi.

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait B-52, F-15 ve A-10 uçaklarıyla bölgede 75’in üzerinde hedefi vurduğu ve hasar değerlendirmelerinin sürdüğü belirtildi, “Sivil kayıp olduğuna ilişkin herhangi bir belirti bulunmuyor” denildi. Örgüte yönelik operasyonların devam edeceği de açıklandı.

“Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki IŞİD’in yeniden yapılanmasına ve Suriye’deki mevcut durumdan faydalanmasına izin vermeyeceğiz” diyen General Michael Erik Kurilla sözlerini şöyle sürdürdü: ”Suriye’deki tüm örgütler, IŞİD’le herhangi bir şekilde ortaklık kurmaları ya da IŞİD’e destek vermeleri halinde kendilerinden hesap soracağımızı bilmelidir.”

Öte yandan ABD Başkanı Joe Biden, Beşar Esad’ın devirmesinin ardından yaptığı açıklamada, ABD’nin Suriye’deki ortakları ve taraflarla birlikte çalışarak bir fırsatın değerlendirilmesine ve riskin yönetilmesine yardımcı olacağını söyledi.

Beyaz Saray’da açıklamalarda bulunan Biden, ABD’nin geçiş dönemi boyunca Suriye’nin komşularını destekleyeceğini ve isyancı grupların söz ve eylemlerini değerlendireceğini belirtti; önümüzdeki günlerde bölgedeki liderlerle konuşup bölgeye yetkililer göndereceklerini söyledi.

Biden, ABD’nin Esad’ın nerede olduğunu resmi olarak bilmediğini ancak Moskova’ya kaçtığı yönündeki haberlere dikkat çekti ve Esad’ın “sorumlu tutulması gerektiğini” vurguladı. Biden, Suriye’nin risk ve belirsizlik döneminde olduğunu ve yıllardır ilk kez ne Rusya ne İran ne de Hizbullah militan örgütünün Suriye’de etkili bir rol oynadığını söyledi.

ABD Başkanı, “Yıllardır Esat’ın ana destekçileri İran, Hizbullah ve Rusya oldu. Ancak geçtiğimiz hafta içinde, üçünün de desteği çöktü çünkü üçü de bugün benim göreve geldiğim zamana kıyasla çok daha zayıf durumda” şeklinde konuştu.

ABD güçlerinin Suriye’de IŞİD militan grubunun kamplarını ve militanlarını hedef alan bir düzine hassas saldırı düzenlediğini de söyleyen Biden, “Suriye’nin uzun süredir acı çeken halkının gururlu ülkeleri için daha iyi bir gelecek inşa etmeleri açısından tarihi bir fırsat anı. Bu aynı zamanda bir risk ve belirsizlik anıdır” dedi.

Biden, “Hepimiz bundan sonra ne olacağı sorusuna yanıt ararken, ABD ortaklarımız ve Suriye’deki taraflarla birlikte çalışarak riskleri yönetme fırsatını yakalamalarına yardımcı olacak” dedi. Biden ayrıca gazeteci Austin Tice dahil Suriye’de Amerikan vatandaşlarının olduğunu dikkate aldıklarını ve Tice’in hayatta olduğuna inandıklarını da ekledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

BM, ABD Ve AB’den Suriye Açıklaması: Suriye’nin Geleceğini Suriyeliler Belirlemeli

ABD Başkanı Joe Biden, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra yaptığı açıklamada, ABD’nin Suriye’deki ortakları ve paydaşlarıyla birlikte çalışarak bir fırsatın değerlendirilmesine ve riskin yönetilmesine yardımcı olacağını söyledi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantının ardından açıklama yaptı. Biden, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, ABD’nin geçiş döneminde Suriye’nin komşularını destekleyeceğini ve silahlı grupların söz ve eylemlerini değerlendireceğini söyledi.

Joe Biden, ABD’nin Beşar Esad’ın nerede olduğunu resmi olarak bilmediğini, ancak Esad’ın Moskova’ya kaçtığına dair bilgilere dikkat çekti.

Suriye’nin risk ve belirsizlik döneminde olduğunu belirten Biden, “Yıllarca Esad’ın başlıca destekçileri İran, Hizbullah ve Rusya oldu. Ancak son bir haftada destekleri çöktü, çünkü üçü de benim göreve geldiğim zamana göre çok daha zayıflar” dedi.

ABD güçlerinin Suriye’de IŞİD militanlarının kamplarını ve militanlarını hedef alan bir düzine hassas saldırı gerçekleştirdiğini söyleyen Biden, “Bu, uzun süredir acı çeken Suriye halkının gururlu ülkeleri için daha iyi bir gelecek inşa etmesi için tarihi bir fırsat anı” dedi.

Biden, “Hepimiz bundan sonra ne olacağı sorusuna yöneldiğimizde, ABD, Suriye’deki ortaklarımız ve paydaşlarla birlikte çalışarak onların riski yönetme fırsatını yakalamalarına yardımcı olacak” dedi.

Avrupa Birliği: Gelişmeleri takip ediyoruz

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Zalim Esad diktatörlüğü çöktü. Bölgedeki bu tarihi değişim fırsatlar sunuyor ancak riskler de mevcut.

Avrupa, ulusal birliğini koruyan ve tüm azınlıkları güvence altına alan bir Suriye devletinin yeniden inşasına destek vermeye hazırdır. Avrupa ve bölgedeki liderlerle temas halindeyiz ve gelişmeleri takip ediyoruz.”

Birleşmiş Milletler: Suriye’nin geleceğini Suriyeliler belirlemeli

Suriye’de rejiminin devrilmesinin ardından yazılı açıklama yapan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye’nin geleceğini Suriyelilerin belirlemesi gerektiğini vurguladı.

Guterres, “14 yıllık vahşi savaş ve diktatör rejimin sona ermesinin ardından Suriye halkı, istikrarlı ve barışçıl gelecek inşa etmek için tarihi fırsatla karşı karşıya.” değerlendirmesinde bulundu.

Düzenli siyasi geçişi sağlamak için “yapılacak çok iş” olduğuna işaret eden Guterres, “Bu hassas zamanda sükunet, şiddetten uzak durma ve ayrım gözetmeksizin tüm Suriyelilerin haklarını koruma çağrımı yineliyorum.” ifadesini kullandı.

Siyasi geçiş sürecinin kapsayıcı, kapsamlı ve tüm çeşitliliğiyle Suriye halkının meşru isteklerini karşılaması için uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç olduğunu kaydeden BM Genel Sekreteri, Suriye’nin egemenliği, birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi gerektiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Suriye’deki 14 yıllık savaşın ardından barış için umut mesajı verdi. Pedersen, Suriye halkının acılarına derin dayanışma duyduğunu belirterek, “Yeni bir sayfa açma zamanı” dedi.

Pedersen, yerinden edilenlerin evlerine dönme, savaşın ayırdığı ailelerin yeniden birleşme ve haksız yere alıkonulanların özgürlüğüne kavuşma umutlarının arttığını da söyledi. Ayrıca, adaletin sağlanması için hapishanelerin açılmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

Pedersen, Suriye’nin geleceği için kapsayıcı geçiş düzenlemelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Pederson ayrıca uluslararası toplumun desteğiyle, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü korunarak barışçı bir çözüm bulunabileceğini de ifade etti.

Son olarak, Pedersen, Suriyeliler’e diyalog, birlik ve insan haklarına saygı çağrısında bulunarak, kolektif bir çaba ile Suriye’de barış ve refah sağlanması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

ABD, Doğu Suriye’de Kalmaya Devam Edecek Mi?

ABD Savunma Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Shapiro, ülkesinin doğu Suriye’deki varlığını sürdüreceğini ve IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için gerekli önlemleri alacağını söyledi.

Suriyeli silahlı grupların Beşar Esad hükümetini devirdiklerini duyurmasından birkaç saat sonra konuşan Daniel Şapiro, tüm taraflara sivilleri, özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Shapiro, “(IŞİD’in) kalıcı bir yenilgiye uğratılmasını, IŞİD savaşçılarının güvenli bir şekilde gözaltına alınmasını ve yerlerinden edilen kişilerin geri gönderilmesini sağlamakta kararlıyız” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’na göre, 2024 itibarıyla yaklaşık 900 ABD askeri Suriye’de faaliyet gösteriyor. ABD güçlerinin çoğu, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) desteklemek için kuzeydoğu Suriye’de konuşlandırılmış durumda.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump da yaptığı açıklamada “Esad gitti. Ülkesinden kaçtı. Onun koruyucusu Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ve İran artık artık onu koruyamıyor” dedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna ve kötüleşen ekonomisi, İran’ın İsrail’le savaş nedeniyle zayıflamış durumda olduklarını öne sürdü.

Suriye’yi ne bekliyor?

Suriye’nin yeni liderleri, ülkeyi yeniden inşa etmek için milyarlarca dolarlık yardım ve yatırıma ihtiyaç duyacak. Birbiriyle rekabet halindeki farklı grupların bulunduğu bu ülkeye istikrar getirmeye çalışmak gibi göz korkutucu bir görevle de karşı karşıya kalacak.

Olası zorluklardan biri IŞİD militanlarının yeniden güç kazanması olabilir. İlk zamanlarında Suriye ve Irak’ın geniş bölgelerinde terör estiren örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmadan önce dış operasyonları yönetiyordu.

Yıllardır Esad liderliğindeki devletten uzak duran Batılı hükümetlerin, küresel çapta terörist olarak tanımlanan Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) etkili olmaya hazırlandığı yeni bir yönetimle nasıl başa çıkacaklarına karar vermeleri gerektiği konuşuluyor.

Suriye uzmanı ve Oklahoma Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Direktörü Joshua Landis “Asıl soru bu geçişin ne kadar istikrarlı olacağı ve Colani’nin istikrarlı olması için çok istekli olduğu çok açık görünüyor” dedi. Landis, “Yeniden inşa etmek zorunda kalacaklar… Avrupa ve ABD’nin yaptırımları kaldırmasına ihtiyaçları olacak” diye ekledi.

HTŞ Suriye’nin en güçlü silahlı grubu ve bazı Suriyeliler HTŞ’nin acımasız İslamcı bir yönetim getirmesinden ya da misilleme yapmasından korkuyor. Her ikisi de ABD’nin yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkeler İslamcı militan grupları varoluşsal bir tehdit olarak gördüklerinden HTŞ bölgenin ağır toplarının direnişiyle karşılaşabilir.

Paylaşın

ABD’nin Desteklediği SDG Deyr Ez Zor’u Ele Geçirdi

İç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana birkaç kez el değiştiren Deyr-ez Zor, ABD’nin desteklediği ve omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolüne geçti.

SDG’nin başında bulunan Mazlum Abdi, kendisine bağlı güçlerin, özellikle Halep’te yaşayan Kürtler’i korumak için, Heyet Tahrir el Şam ile “iletişim kanallarına” sahip olduğunu söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) desteklediği ve omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin Suriye’nin doğusunda Deyr ez Zor’u ve Irak’la ana sınır kapısının kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. SDF bu iki hamleyle Suriye’nin doğusundaki geniş çöllük alanda kontrolü almış oldu.

Suriye’nin doğusundaki iki güvenlik kaynağı Cuma günü öğleden sonra itibariyle, Suriye Demokratik Güçleri’nin Deyr-ez Zor kentinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğini söyledi. Deyr ez Zor, bir hafta içinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın kontrolünden çıkan üçüncü kent oldu.

Kentte irtibatı bulunan Deyr Ez Zor d24 adlı medya platformundan aktivist Ömer Ebu Leyla Reuters’a Suriye hükümeti güçlerinin ve İran’ın desteklediği savaşçıların, Deyr Ez Zor’dan çekildiğini ve Suriye Demokratik Güçleri’nin girdiğini söyledi.

Bu gelişmeden kısa bir süre sonra da, Suriye ordusundan iki kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’nin Suriye ile Irak arasındaki sınır kapısı Ebu Kemal kapısını ele geçirdiğini belirtti.

Deyr ez Zor kenti Suriye’de Beşar Esat karşıtı gösterilerin ardından iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana birkaç kez el değiştirdi. Kent IŞİD tarafından 2014’te ele geçirilmeden önce ilk olarak isyancıların eline geçmişti. Tahran yanlısı Iraklı grupların desteklediği Suriye ordusu 2017 yılında kenti yeniden ele geçirmişti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin ilerleyişi, daha önce El Kaide ile bağlantılı olan Heyet Tahrir el-Şam’ın liderliğindeki isyancı grupların Cuma günü Humus kenti kapılarına dayandığı bir zamana rastladı. İsyancı gruplar geçen hafta Halep ve Hama kentlerini ele geçirmiş ve son yıllarda Beşar Esat’a yönelik en ağır darbeyi vurmuştu.

Mazlum Abdi: Kendimizi savunuruz

Suriye Demokratik Güçleri’nin başında bulunan Mazlum Abdi Cuma günü Haseke kentinde düzenlediği basın toplantısında kendisine bağlı güçlerin, özellikle Halep’te yaşayan Kürtler’i korumak için, Heyet Tahrir el Şam ile “iletişim kanallarına” sahip olduğunu söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin HTŞ ile çatışmadığını ancak saldırı hedefi olması halinde kendisini savunacağını belirten Mazlum Abdi, kendi kontrolleri altında bulunan bölgelerin korunması için ABD ve Rusya ile temasta olduklarını belirtti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor. Bu grup içinde yerel bazı Arap unsurlar da bulunuyor. Türkiye YPG’yi ABD’nin de terör örgütü listesinde bulunan PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor. Washington ise Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD’le mücadelede önemli bir ortak olduğunu belirtiyor.

Suriye Demokratik Güçleri daha önce Suriye hükümeti güçleri ve ona yakın Tahran destekli Iraklı savaşçılarla çatışmıştı. Mazlum Abdi, hükümet güçlerinin isyancıların saldırısı karşısında bu kadar hızlı bir şekilde çökmesine şaşırdığını söyledi.

Mazlum Abdi Şubat ayında Reuters’a, İran yanlısı grupların sorumlu tutulduğu ve SDG’den altı savaşçının öldüğü insansız hava araçlı saldırının ardından, Suriye’nin kuzeydoğusuna takviye hava savunmalarının yerleştirilmesi gerektiğini söylemişti.

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken F-35 Açıklaması: Politikamız Değişmedi

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye’ye F-35 tedariki için gerekli şartlar herkesçe biliniyor ve politikamız değişmedi. Türkiye’nin NATO ile birlikte çalışabilirliğini sürdürmesi ABD’nin kritik bir önceliği olmaya devam ediyor” açıklamasında bulundu.

Türkiye, kurucu ortaklarından olduğu F-35 programından, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından çıkarılmış, Amerikalı yetkililer S-400’lerin beşinci nesil savaş uçağı olan F-35’ler için güvenlik riski oluşturduğunu belirtmişti.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ABD’nin Türkiye’nin elindeki Rus yapımı S-400 füzelerine bir itirazı kalmadığı ve F-35 savaş uçaklarını verebileceklerine dair sözlerine Washington’dan yanıt geldi.

VOA Türkçe’nin konuya ilişkin yorum talebine yanıt veren ABD Dışişleri Bakanlığı, politikalarında bir değişiklik olmadığını kaydetti.

Yazılı açıklama yapan bakanlık, “Türkiye’ye F-35 tedariki için gerekli şartlar herkesçe biliniyor ve politikamız değişmedi. Türkiye’nin NATO ile birlikte çalışabilirliğini sürdürmesi ABD’nin kritik bir önceliği olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı. Bakanlık Türkiye’nin F-35 alımı ya da F-35 programına dönüşü ile ilgili görüşmeler konusundaki soruları yanıtsız bıraktı.

Türkiye, kurucu ortaklarından olduğu F-35 programından, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından çıkarılmış, Amerikalı yetkililer S-400’lerin beşinci nesil savaş uçağı olan F-35’ler için güvenlik riski oluşturduğunu belirtmişti.

2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, Rusya ile kapsamlı savunma işbirliği yapan ülkelere yaptırım öngören CAATSA kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO ülkesi olmuştu.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, bakanlığın 2025 yılı bütçe görüşmelerinde “F-35’lerle ilgili 6 tane uçağımız var orada. Amerikalılar da bu F-35 konusunda biz Kaan uçağını yapabileceğimizi ve uçtuğunu da görünce biraz düşünceleri de değişti. Onlar kendileri de F-35’i de verebileceklerini ifade ediyorlar. Hem üretim payımızın tekrar bize verilmesinde ısrar ediyoruz, hem de 40 tane F-35 almak isteğimizi bildirdik. Bu konuda da daha henüz öyle bir gelişme olmadı, oldukça bildiririz” demişti.

Güler, “Şimdi, bu son Amerikalılar’la görüşmelerimizde S-400’le ilgili de işte ‘Şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız’ dediler hepsini reddettik. Şu anda hâlen, bizim kabul ettiğimiz merkezde olmak kaydıyla Amerikalılar’ın da herhangi bir itirazı kalmadı S-400’lerle ilgili” diye konuşmuştu.

Ancak ABD, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400’lerin, NATO’nun ortak güvenlik mimarisini zafiyete uğratacağına sık sık dikkat çekiyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı geçen mart ayında yaptığı açıklamada, Rus S-400 sisteminin NATO teçhizatı ile uyumlu olmadığını ve bu sistemin NATO teknolojisinin güvenliğini tehdit ettiğini vurgulamıştı. Bakanlık sözcüsü, sistemin Türkiye’nin NATO müttefiki olarak taahhütleriyle uyumlu olmadığının altını çizerek, Türkiye’ye S-400 sistemini muhafaza etmemesi çağrısını yinelemişti.

Sözcü, S-400 konusu çözülürse ve çözüldüğünde, ABD’nin F-35 programı konusunda Türkiye ile yapılacak bir görüşmeyi memnuniyetle karşılayacağını belirtmişti.

Paylaşın

ABD’den 3’ü Türkiye’de Yaşayan 6 Hamas Yetkilisine Yaptırım

ABD, 3’ü Türkiye’de yaşayan 6 Hamas yetkilisini yaptırım listesine dahil etti. Yaptırım listesine alınan kişiler, ABD’nin terör örgütü olarak tanıdığı Hamas ile bağlantılı olarak “özel olarak belirlenmiş küresel terörist” (SDGT) olarak sınıflandırıldı.

Yaptırım listesine alınan isimlerden Musa Daud Muhammed ve Salame Aziz Muhammed Mari’nin ikamet yerleri Türkiye olarak geçerken üçüncü isim Abd al Rahman Ghanimat ya da Abd al Rahman Ranimat olarak bilinen kişinin Türkiye, Batı Şeria ve Gazze’de ikamet ettiği belirtiliyor.

Türkiye’nin Hamas’a verdiği destek nedeniyle Ankara-Washington hattında gerginlik yaşanırken Katar’dan ayrılan Hamas Siyasi Büro yetkililerinin Türkiye’ye taşındığı yönündeki iddialargözleri Ankara’ya çevirmişti.

ABD Hazine Bakanlığının Terörizm ve Mali İstihbarattan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Bradley T. Smith, konuyla ilgili açıklamasında şu ifadeleeri kullandı:

“Hamas’ın, terör eylemlerini gerçekleştirmesini sağlayan, örgütün yurt dışındaki çıkarlarını temsil eden, Gazze’ye para ve mal transferini koordine eden kilit role sahip yetkililere bel bağlamaya devam ettiğini” belirterek “Hazine Bakanlığı Hamas’ın ek gelir sağlama çabalarını engellemeye ve örgütün terör eylemlerini gerçekleştirmesine yardımcı olanlardan hesap sormaya devam edecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC), aralarında Hamas’ın yurtdışındaki temsilcileri, askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın üst düzey bir üyesi ve örgütün para toplama çabalarına ve Gazze’ye silah kaçakçılığına destek verdiği belirtilen kişilerin bulunduğu altı üst düzey Hamas üyesini yaptırım listesine aldı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Vekili Bradley Smith, “Hamas görünüşte grup içinde meşru, halka dönük roller üstlenen, ancak terör faaliyetlerini kolaylaştıran, yurtdışındaki çıkarlarını temsil eden ve Gazze’ye para ve mal transferini koordine eden kilit yetkililere sırtını dayamaya devam ediyor” dedi.

Smith, ABD Maliye Bakanlığı’nın, “Hamas’ın ek gelir elde etme çabalarını sekteye uğratma ve grubun terör faaliyetlerini kolaylaştıranlardan hesap sorma konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü” söyledi.

3 Hamas üyesinin Türkiye’de olduğu belirtildi

Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre, yaptırımlarla hedef alınanlar arasında, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın uzun süredir üyesi olan ve şu anda Türkiye’de bulunan Abdülrahman İsmail Ganimet de var. ABD Maliye Bakanlığı Ganimet’i, 1997 yılında Tel Aviv’de bir kafeye düzenlenen bombalı saldırı dahil, çok sayıda terör saldırısı ve saldırı teşebbüsüne karışmakla suçladı.

Bakanlık, Türkiye’de bulunan iki başka yetkiliyi, Gazze’de bulunan ve Hamas’ın Rusya ile yaptığı görüşmelere katılan bir üyeyi ve grup adına kamuoyuna konuşma yetkisine sahip ve daha önce Gazze’deki sınır geçişlerini denetleyen bir yöneticiyi de yaptırım listesine aldı.

Açıklamaya göre bu isimlerden Musa Davud Muhammed Akari, Hamas için Türkiye’den Gazze ve Batı Şeria’ya fon akışını kolaylaştıran Türkiye’de yerleşik üst düzey bir Hamas yetkilisi; Salama Mari de Türkiye’de yaşayan ve Hamas’a mali destek sağlayan bir Hamas yetkilisi olarak tanımlandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın brifinginde konuşan Sözcü Matthew Miller, bugünkü yaptırımlara konu olan kişilerin, Doha’dan ayrılarak Türkiye’ye taşındığı iddia edilen Hamas liderleri olup olmadığı ile ilgili soruya ise, “Bu yaptırımlar geçen haftanın öncesinden bu yana hazırlık aşamasındaydı” dedi ve iki konu arasında bağlantı kurmayı reddederek, Türkiye’ye girdiği iddia edilen Hamas üyeleri ile ilgili haberleri doğrulamaktan kaçındı.

ABD Pazartesi günü, Türkiye’yi Hamas liderlerine ev sahipliği yapmaması konusunda uyarmış ve “vahşi bir terör örgütünün liderlerinin Türkiye gibi NATO müttefikleri dahil hiçbir yerde rahatça yaşamaması gerektiğine inandıklarını” bildirmişti.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, aralarında Halid Meşal’in de bulunduğu bazı Hamas liderleri hakkında ABD’de davalar olduğunu ve Washington’un bu kişilerin ABD’ye teslim edilmesi gerektiğini düşündüğünü de belirtmişti. Miller, “Dünyadaki her ülkeye açıkladığımız gibi Türkiye hükümetine de Hamas’la işlerin artık eskisi gibi yürüyemeyeceğini açıkça ifade edeceğiz” demişti.

Hamas İsrail, ABD ve Avrupa Birliği’nin terör örgütü listesinde yer alıyor. NATO üyesi Türkiye ise Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyor. Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı son yaptırımlar, OFAC’ın 7 Ekim 2023’ten bu yana Hamas ve destekçilerini hedef alan dokuzuncu yaptırım paketi oldu. En son 7 Ekim 2024’te Hamas’ın sahte yardım kuruluşlarını kullanması ve önde gelen uluslararası destekçilerinden biri hedef alınmıştı.

Paylaşın

Rusya’dan ABD İle İlişkileri Normalleştirme Mesajı

Normalleşme için ABD’nin belirli adımlar atması gerektiğinin altını çizen Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Rusya, Devlet Başkanımızın söylediği gibi, normalleşmeye açıktır” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, ABD’den beklentilerini “Tek başımıza tango yapamayız ve yapmayacağız da” sözleriyle ifade etti.

Ukrayna savaşının bin günü geride bırakılırken, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ikili ilişkilerini normalleştirmeye hazır olduğu sinyalini verdi. Rus haber ajansı Tass’ın aktardığına göre, Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Rusya, Devlet Başkanımızın söylediği gibi, normalleşmeye açıktır” diye konuştu. Normalleşme için ABD’nin de belirli adımlar atması gerektiğinin altını çizen Peskov, Washington’dan beklentilerini “Tek başımıza tango yapamayız ve yapmayacağız da” sözleriyle ifade etti.

ABD ile Rusya arasındaki gerginlik, Ukrayna savaşı başta olmak üzere çeşitli jeopolitik nedenlerle son yıllarda tırmandı. Ancak 5 Kasım’da Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi, ikili ilişkiler açısından yeni bir sayfanın açılacağı beklentilerini artırdı.

Seçim kampanya sürecinde Ukrayna savaşını 24 saat içerisinde bitireceğini vaat eden ve Ukrayna’ya yapılan yardımları durdurma niyetinde olduğunu her fırsatta ifade eden Trump, geçmişte de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e sempati duyduğu suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştı. Gazeteci Bob Woodward, yazdığı kitapta, Trump’ın, başkanlık yaptığı ilk dönemin ardından, savaşın başlangıcından itibaren, Putin ile kişisel ilişkilerini sürdürdüğünü öne sürdü.

Koltuğunu 20 Ocak 2025’te Trump’a devredecek olan ABD Başkanı Joe Biden, hafta başında Ukrayna’ya ABD’den edindikleri uzun menzilli füzeleri Rus topraklarında kullanabilecekleri yönünde izin vermişti. Geçen hafta Trump ile telefonda görüşen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, “Beyaz Saray’ı yönetecek ekibin siyasetiyle birlikte savaşın daha erken biteceğinden emin olduğunu” söylemişti. Bu açıklamasından bir gün sonra da, Zelenskiy, savaşın 2025 yılında “diplomatik araçlarla” sonlandırılmasını hedeflediğini söylemişti.

Öte yandan geçen hafta Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Putin ile iki yıllık aranın ardından telefonda görüşmüştü.

Ukrayna savaşı nasıl bitebilir?

Wall Street Journal’ın aktardığına göre, Trump’ın danışmanları, Ukrayna savaşını bitirmek için çeşitli senaryolar üzerinde çalışıyor. Batı’nın son iki yıldır sürdürdüğü, Ukrayna’yı “sonuna kadar” destekleme politikasından bir sapmayı ifade edecek olan söz konusu planlardan biri, Ukrayna’nın 20 yıllığına NATO’ya katılım hedefinden feragat edeceklerini açıklamasını baz alıyor. Bunun karşısında bu süreçte Kiev’in Rusya’ya karşı caydırıcılığı sağlamak için ABD’den silah edinmeyi sürdürmesi planlanıyor.

Trump’ın hayata geçirebileceği bir diğer plan ise, Ukrayna’da bir askerden arındırılmış bölge oluşturulması fikri üzerine kurulu. Söz konusu bölgede barış gücü olarak Amerikan değil Avrupalı askerlerin konuşlandırılması gündemde. Wall Street Journal’a konuşan bir Trump kurmayının sarf ettiği, “Ukrayna’da barışı garanti altına almak için Amerikalı kadın ve erkekleri göndermeyeceğiz. Aynı zamanda bu barışın parasını biz ödemeyeceğiz. Bunu Polonyalılar, Almanlar, İngilizler ve Fransızlar yapsın” sözleri dikkat çekiyor.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “Hamas” Uyarısı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, “Vahşi bir terör örgütünün liderlerinin Türkiye gibi NATO müttefikleri dahil hiçbir yerde rahatça yaşamaması gerektiğine inandıklarını” dedi.

Matthew Miller, “Dünyadaki her ülkeye açıkladığımız gibi Türkiye hükümetine de Hamas’la işlerin artık eskisi gibi yürüyemeyeceğini açıkça ifade edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Hamas yöneticilerinin Türkiye’ye taşındığına ilişkin iddialar, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın brifinginde de gündeme geldi. Bakanlık Sözcüsü Matthew Miller da iddiaları doğrulamadı; ancak bunları yalanlayacak konumda olmadığını söyledi.

“Vahşi bir terör örgütünün liderlerinin Türkiye gibi NATO müttefikleri dahil hiçbir yerde rahatça yaşamaması gerektiğine inandıklarını” söyleyen Miller, “Dünyadaki her ülkeye açıkladığımız gibi Türkiye hükümetine de Hamas’la işlerin artık eskisi gibi yürüyemeyeceğini açıkça ifade edeceğiz” dedi.

Miller, aralarında Halid Meşal’in de bulunduğu bazı Hamas liderleri hakkında ABD’de davalar olduğunu ve Washington’un bu kişilerin ABD’ye teslim edilmesi gerektiğini düşündüğünü de belirtti.

İsrail’in Times of Israel gazetesi hafta sonu ismini paylaşmadığı Arap bir diplomata dayandırdığı haberinde, Hamas’ın Katar’ın başkenti Doha’da bulunan üst düzey yetkililerinin geçen hafta Ankara’ya kaçtığını iddia etmişti.

Türk diplomatik kaynaklarsa Hamas’ın siyasi büro üyelerinin zaman zaman Türkiye’yi ziyaret ettiğini; ancak büronun Türkiye’ye taşındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Hamas da iddiaları, “(İsrail) işgalinin zaman zaman yayınlamaya çalıştığı söylentiler” ifadeleriyle reddetmişti.

Katar geçen hafta Hamas ve İsrail’e, her iki taraf da istekli ve ciddi olduğunu gösterene kadar Gazze’de ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşmasına aracılık etme çabalarını askıya alacağını söylediğini açıklamıştı. Ancak Doha, Hamas’a ülkeyi terk etmesini söylediğine dair basında çıkan haberlerin doğru olmadığını belirtmişti.

İsrail ile Hamas arasında ateşkes görüşmelerine arabuluculuk yapan Katar’ın bu görevden çekildiğini açıklamasının ardından Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed El Sani Türkiye’yi ziyaret etmişti.

NATO üyesi Türkiye, Gazze Şeridi ve Lübnan’daki saldırıları nedeniyle İsrail’i sert bir şekilde eleştiriyor ve Hamas’ı ABD ve İsrail’in aksine terör örgütü olarak tanımlamıyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD, Suriye’den Çekilirse Ne Olur?

Eski Başkan Donald Trump, ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) 47. Başkanı olarak Beyaz Saray’a dönüyor. Gözler, Donald Trump ve kabinesinin dış politikayı nasıl şekillendireceğine çevrildi.

Türkiye’nin Donald Trump’ın ikinci döneminden en büyük beklentisi ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini kesmesi ve askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesi. SDG’nin omurgasını Ankara’nın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Halkın Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

Trump 2018 yılında çekilme kararı almış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) direnişini aşamamıştı. Türkiye, Trump’ın bu kez süreci tamamlayabileceği düşüncesinde.

2017-2021 arası başkanlık yapan Donald Trump’ın dört sene aradan sonra Beyaz Saray’a yeniden dönecek olması, Türkiye gibi ABD ile hem ikili hem de bölgesel açıdan yakın ilişkileri olan ülkelerde işbirliğinin nasıl gelişeceğine ilişkin öngörü ve beklentilerin sıkça dillendirilmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık seçimlerini kazanması nedeniyle telefonla arayıp kutladığı Donald Trump ile çalışmaya hazır olduğunu belirtirken, Ankara’nın Washington’dan beklentilerini de saklamadı. Türkiye’nin en ciddi beklentisi, Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan askeri varlığının sonlandırılması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile görüşmesinin ardından Türk basınına yaptığı açıklamada, “yeni dönemde” Trump ile temas içinde kalacaklarını ve Orta Doğu’daki gelişmeleri şekillendirmeye çalışacaklarını kaydetti. Erdoğan, “Örneğin Suriye’den ABD askerlerinin çekilmesi konusunu değerlendireceğiz. PKK/PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteği sonlandırmaları nasıl olacak?” dedi.

Suriye’de 2014’ten bu yana asker bulunduran ABD, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG ile ortaklık yapıyor. Amerikan basınında çıkan haberlerde bölgedeki mevcut asker sayısının 900 kadar olduğu, bu askerlerin birkaç farklı Amerikan üssünde barındıkları kaydediliyor.

Trump’ın, Mayıs 2017’de Pentagon’a, YPG’ye silah ve askeri ekipman sağlama talimatı vermesiyle ortaklığın şekli ve kapsamı daha da arttı. Türkiye, ABD’ye yönelttiği eleştirilerde, verilen zırhlı araçlar ve sofistike silahlar sonucu YPG’nin küçük ölçekli bir devletin sahip olacağı askeri güce sahip olduğunu, bunu da Kuzey Suriye’de kendi yönetimini kurmak için kullandığını vurguluyor.

Ankara’daki diplomatik kaynaklara göre, Erdoğan’ın ABD ile Suriye’den çekilme konusunun görüşüleceğine ilişkin açıklaması zeminsiz değil. Diplomatik kaynaklar, Washington’da ABD’nin Suriye politikasının son dönemde yeniden masaya yatırıldığını, 2025-2026 döneminde çekilmeyi içeren bir sürecin yaşanabileceğini belirtiyorlar.

Suriye konusunda Ankara-Washington hattında en son üst düzey görüşme, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili John Bass’ın Eylül ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret kapsamında oldu. Bass, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve diğer yetkililerle bir araya geldi.

Kaynaklar, ABD’nin henüz resmi olarak çekilme gibi bir gündeminin olmadığını ancak Ankara’ya sorunun işbirliği temelinde çözülmesi gerektiği mesajının verildiğini kaydettiler. Mevcut yönetimin başlattığı bu gözden geçirmenin Trump’ın iş başına gelmesinin ardından devam edeceği, Ankara ile Washington’un bir çerçevede uzlaşabilecekleri Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında.

ABD’de başkanlık yarışından Trump lehine çekilen ve yeni yönetimde aktif rol alması beklenen Robert Kennedy Jr. de geçen hafta Amerikan basınına, Trump’ın Kuzey Suriye’deki Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kennedy’e göre Trump, Amerikan askerlerinin Türkiye ve Kürt güçleri arasında çıkacak bir çatışmada arada kalmasından kaygı duyuyor ve geri çekilmeleri gerektiğini düşünüyor. Aslında Trump, ilk dönem başkanlığı sırasında da Suriye’den askerleri çekme konusunda karar almış ancak bunu yaşama geçirememişti.

Trump, Aralık 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası, ABD’nin Kuzey Suriye’de IŞİD’i yendiğini ve artık askerlerin geri dönebileceklerini açıklamıştı. Pentagon, ani ve sürpriz olarak gördüğü bu kararı uygulamamış, asker sayısını azaltmakla yetinmişti.

Diplomatik kaynaklar, Trump’ın ilk dönemine göre kurumlar üzerindeki kontrolünün daha arttığı bir süreçte ABD başkanlığı yapacağını hatırlatıyor ve başta CENTCOM (Merkezi Kuvvetler Komutanlığı) olmak üzere askerin çekilme yönünde alınacak bir karara karşı çıkamayacaklarını iddia ediyor.

Buna karşın diplomatik kaynaklar, ABD’nin ancak Türkiye ile kapsamlı bir anlaşma sonucunda bölgedeki varlığını sonlandırabileceğini; Türk hükümetinden IŞİD ile mücadeleye devam ederken, YPG ve bölgedeki diğer Kürt grupların güvenliği açısından taahhütler isteyebileceğini vurguluyorlar.

Türkiye ile ABD ve diğer Batılı güçler arasında ele alınması gereken bir diğer konunun da SDG tarafından oluşturulan cezaevlerinde tutulan 5 bin kadar tutuklu IŞİD üyesinin akıbeti olduğu kaydediliyor. Aileleriyle birlikte sayıları 50 bini bulan bu grupların nasıl kontrol edileceği IŞİD karşıtı koalisyonunda yer alan ülkelerin bir süredir tartıştıkları bir konu.

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının diğer bir amacı da aynı ülke topraklarında askeri güç bulunduran Rusya ve İran’ı dengelemek olduğu kaydediliyor. Amerikan askerlerinin çekilmesinin etkilerinin ne olacağı, boşluğun Suriye rejimi tarafından mı yoksa Türkiye ve ona bağlı gruplar tarafından mı doldurulacağı da tartışılan konular arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

MSB’den F-16 Açıklaması: Tedariki Süreci Olumlu Devam Ediyor

MSB, Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçakları tedarik etmesine yönelik sürecin olumlu şekilde devam ettiğini bildirdi. Türkiye ile ABD arasında F-16 savaş uçağı alımıyla ilgili süreç 2021’den beri devam ediyor.

Türkiye, ABD’den 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut 79 adet F-16’nın modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizat talep ediyor.

Türkiye F-16’ların yanısıra Almanya, İtalya, İngiltere ve İspanya ortak üretimi Eurofighter Typhoon jetleriyle de ilgileniyor ancak Berlin’in isteksizliği nedeniyle ilerleme kaydedilememesini eleştiriyor.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, bakanlıktaki basın brifinginin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; ABD’de Donald Trump’ın kazandığı başkanlık seçimleri sonrasında Türkiye’nin F-16 tedariki konusunda sorun olup olmayacağı konusunda MSB kaynakları, savaş uçakları konusunda sözleşmelerin imzalandığını hatırlattı; “Süreç olumlu şekilde devam etmektedir” dedi.

Gazetecilere bilgi veren kaynaklar, “Türkiye-ABD ilişkileri zaman zaman ortaya çıkan sorunlara rağmen ortak değerlere ve çıkarlara dayanmaktadır. Ülkelerimiz, 75 yılı geride bırakan dünyanın en başat güvenlik örgütü NATO’nun önemli iki üyesidir. Türkiye-ABD ilişkilerinin, ABD seçim sonuçlarından bağımsız olarak stratejik müttefiklik temelinde ilerlemeyi sürdüreceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile ABD arasında F-16 savaş uçağı alımıyla ilgili süreç 2021’den beri devam ediyor. Ankara’nın önce Finlandiya sonra da İsveç’in NATO’ya üyelik protokollerini onaylamasının ardından Washington’dan yeni F-16 Block 70 savaş uçakları ve modernizasyon kiti alma talebi onaylanmıştı.

Ankara’nın 2021’de ABD’den talep ettiği F-16 uçakları ve modernizasyon kitleri için, yabancı ülkelere silah satışından sorumlu olan ABD Kongresi 2024 başında yeşil ışık yakmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı da 6 Haziran’da Türkiye’nin bugüne kadarki en gelişmiş F-16’ları satın almak için teklif ve kabul mektubunu imzaladığını açıklamıştı.

Türkiye, ABD’den 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve mevcut 79 adet F-16’nın modernize edilmesi ile bunlara ait mühimmat, malzeme ve teçhizat talep ediyor. Savunma Bakanlığı, üretim ve modernizasyon faaliyetlerinin Türkiye’de yapılmasını önermişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül ayında BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta ABD ile ilişkiler hakkında konuşurken, “F-16 modernizasyon projesi ile yeni bir sayfa açtığımızı umuyorum” demişti.

Erdoğan, ayrıca Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’na (CAATSA) atıfta bulunarak, “Bu alandaki ihracat kısıtlamalarının kalıcı olarak kaldırılmasını bekliyoruz” diye konuşmuştu.

Türkiye, kurucu ortaklarından olduğu F-35 programından, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından çıkarılmış, Amerikalı yetkililer S-400’lerin beşinci nesil savaş uçağı olan F-35’ler için güvenlik riski oluşturduğunu belirtmişti.

2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, Rusya ile kapsamlı savunma işbirliği yapan ülkelere yaptırım öngören CAATSA kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO ülkesi olmuştu.

Türkiye F-16’ların yanısıra Almanya, İtalya, İngiltere ve İspanya ortak üretimi Eurofighter Typhoon jetleriyle de ilgileniyor ancak Berlin’in isteksizliği nedeniyle ilerleme kaydedilememesini eleştiriyor.

Paylaşın