Donald Trump, ABD’nin 47. Başkanı Seçildi

ABD’liler bir sonraki başkanlarının kim olacağına karar verdi. Eski Başkan Donald Trump, ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) 47. Başkanı olarak Beyaz Saray’a dönüyor.

Haber Merkezi / ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, az önce yaptığı açıklamada “Donald Trump’ın ‘Önce Amerika’ ajandasını hayata geçirmeye hazır ve istekliyiz. Donald Trump şu anda bizim seçilmiş Başkanımızdır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi Aday Donald Trump, Florida’daki Trump Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmada, seçim zaferi ilan etti. Konuşmasına bunun tarihi bir başarı olduğunu söyleyerek başlayan Trump, “Çocuklarımızın ve sizin hak ettiğiniz güçlü güvenli ve müreffeh Amerika’yı yaratana kadar durmayacağız” dedi.

“Amerika’nın altın çağı” için söz veren Trump, “Ülkemizin iyileşmesine yardım edeceğiz. Yardıma muhtaç bir ülkemiz var. Sınırlarımızı, ülkemizle ilgili her şeyi düzelteceğiz. Bu gece tarih yazmamızın bir sebebi var” diye ekledi.

Trump’tan sonra sahne alan Başkan Yardımcısı adayı JD Vance ise “ABD siyaset tarihinin en büyük geri dönüşüne şahitlik ettik” dedi ve “şimdi de ekonomide en büyük geri dönüşe tanık olacağız” diye ekledi.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğun Demokratlardan Cumhuriyetçilere geçtiği bildiriliyor. ABD medyasının aktardığına göre geride kalan yasama döneminde Demokratların kontrolünde olan Senato’da çoğunluğu ele geçiren Cumhuriyetçiler, Başkanlık makamına da Donald Trump’ın gelmesi ile birlikte çok güçlü bir şekilde iktidara gelmiş olacak.

Senato’nun kendi partisine geçmesi, olası başkanlığında seçim vaatlerini hayata geçirme ya da ABD Yüksek Mahkemesi’nin üyelerini belirleme gibi konularda Trump’ın elini birçok konuda rahatlatacak. ABD’de Kongre, Temsilciler Meclisi ve Senato olarak ikiye ayrılıyor. Başkanlık Seçimi ile birlikte 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve 100 kişiden oluşan Senato’nun da 34 üyesi seçiliyor.

Cumhuriyetçilerden Teksas Senatörü John Cornyn, Senato’nun kendilerine geçeceğinin belli olmasından sonra yaptığı açıklamada “Amerika’yı büyütmek için, Senato’yu yeniden işler hale getirerek, Başkan Donald Trump ve yeni muhafazakâr çoğunluk ile çalışacağım için mutluyum” dedi.

Daha önce bir seçim kaybettikten sonra tekrar Oval Ofis’e dönebilmiş en son ABD Başkanı, 1885 ila 1889 yılları arasında bir dönem başkanlık yaptıktan sonra 1888 seçimini kaybeden, ardından da 1892’de Cumhuriyetçi Başkan Benjamin Harrison’ı mağlup edip dört yıllık bir aradan sonra yeniden Beyaz Saray’a dönen Grover Cleveland idi.

Trump, ilk dönem başkanlığına Demokrat rakibi Hillary Clinton’ı yenerek Ocak 2017’de başlamıştı. 3 Kasım 2020’de yapılan seçimlerde Demokrat rakibi Joe Biden’ın kazanmasıyla 20 Ocak 2021’de görevinden ayrılan Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin ön seçimlerini kazanarak tekrar aday olmuştu.

Trump’ı ilk kutlayan liderler arasında Macaristan Başbakanı Viktor Orban,  İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer aldı.

Erdoğan mesajında “Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan başkanlık seçimini büyük bir mücadelenin ardından kazanarak yeniden ABD Başkanı seçilen dostum Donald Trump’ı tebrik ediyorum. Amerikan halkının seçimiyle başlayacak olan bu yeni dönemde, Türkiye-ABD ilişkilerinin güçlenmesini,

Filistin meselesi ve Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bölgesel ve küresel çapta yaşanan krizlerin, savaşların son bulmasını temenni ediyor; daha adil bir dünya için daha fazla çaba sarf edileceğine inanıyorum. Seçimlerin dost ve müttefik ABD halkı ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

ABD’den İran’a “İsrail” Uyarısı

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in “Düşmanlar, ister Siyonist rejim ister Amerika Birleşik Devletleri olsun, İran’a, İran ulusuna ve direniş cephesine yaptıklarına karşı kesinlikle ezici bir yanıt alacaklar” sözlerine ABD’den uyarı geldi.

Haber Merkezi / ABD’nin, İsviçreli diplomatlar üzerinden böyle bir aksiyon alınması halinde “İsrail’i tepki göstermekten alıkoyamayacağını ilettiği” bildirildi. Amerikan haber sitesi Axios, ilgili haberini Amerikalı bir diplomat ile İsrailli eski bir devlet yetkilisine dayandırdı.

85 yaşındaki İran dini lideri daha önceki açıklamalarında daha temkinli bir yaklaşım sergilemiş, yetkililerin İran’ın tepkisini değerlendireceğini ve İsrail’in saldırısının “ne abartılması ne de küçümsenmesi gerektiğini” söylemişti.

ABD ordusu Ortadoğu’da faaliyet gösteriyor ve bazı birlikleri şu anda İsrail’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) bataryasında görev yapıyor.

ABD, Ortadoğu’da daha da tırmanan gerilim üzerine B-52 tipi uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarını Kuzey Dakota’daki Minot askeri üssünden bölgeye gönderdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) yapılan açıklamada bambardıman uçaklarının bölgeye ulaştığı duyuruldu.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, bölgeye savaş gemileri, füze savunma sistemleri, yakıt aktarma uçakları ve B-52 bombardıman uçağı gönderilmesine onay vermişti.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 55 artarak 43 bin 314’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 186 artarak 102 bin 019’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den 14 Şirkete Rusya Yaptırımı

ABD Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı, Rusya bağlantıları nedeniyle, 10’dan fazla ülkeden yaklaşık 400 kişi ve kuruluşa yaptırım kararı alındığını duyurdu. Listede Türkiye’den 14 şirket ve 9 kişi yer alıyor.

Yaptırımların gerekçesi olarak, bu kişi ve kuruluşların “Rusya’nın askeri kampanyasını desteklemek için kritik öneme sahip Rus son kullanıcıları adına gelişmiş silahların, bileşenlerin ve mühimmatın tedarikini kolaylaştırmaları” gösterildi.

Yaptırımların Rusya’nın tedarik çabalarını aksatmayı hedeflediğini vurgulayan ABD Maliye Bakanlığı, Türk hükümeti ile yaptırımlar üzerine kapsamlı istişarelerin yapıldığını belirtti.

ABD, Çarşamba günü Rusya’ya karşı yeni bir hamle olarak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerden yüzlerce kişi ve kuruluşa yaptırım uygulayacağını bildirdi. Washington’un bu son hamlesi, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı önlemlerin aşılmasına karşı ABD’nin yaptırımlarına devam edeceğini gösterdi.

ABD Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre, Çarşamba günü 10’dan fazla ülkeden yaklaşık 400 kişi ve kuruluşa yaptırım kararı alındı.

Reuters haber ajansına konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkiliye göre, son yaptırımlar, üçüncü ülkeler üzerinden Rusya’nın kendisine uygulanan yaptırımları aşmasına karşı şimdiye kadar yapılan en koordineli hamle oldu.

Yaptırımların uygulandığı kuruluşlar arasında onlarca Çin, Hong Kong ve Hindistan merkezli şirket yer aldı. Yetkiliye göre, ilk defa bir yaptırım paketi içerisinde bu ülkelerden çok sayıda şirket bulunuyor.

Yaptırımlara ayrıca Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Tayland, Malezya, İsviçre ve diğer ülkelerdeki hedefler de dahil edildi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan Amerikalı yetkili, son yaptırımlar için, “Bu, hem bu ülkelerin hükümetlerine hem de özel sektörlerine, ABD hükümetinin Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımların aşılmasına karşı koymaya ve Rusya’ya Ukrayna’daki savaşı sona erdirmesi için baskı yapmaya devam etme kararlılığı yönünde ciddi bir mesaj göndermeli” dedi.

ABD Maliye Bakanlığı 274 kişi ve kuruluşa yaptırım uygularken, Dışişleri Bakanlığı 120’den fazla hedefi yaptırım listesine aldı. ABD Ticaret Bakanlığı da Rus ordusuna destek verdikleri iddiasıyla 40 şirket ve araştırma kuruluşunu ticaret kısıtlama listesine ekledi.

ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, yaptığı açıklamada, “ABD ve müttefiklerimiz, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü yasadışı ve ahlaksız savaşta ihtiyaç duyduğu kritik araç ve teknolojilerin akışını durdurmak için dünya çapında kararlı adımlar atmaya devam edecek” ifadesini kullandı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre, son yaptırımlarda Yabancı Varlıkları Kontrol Dairesi (OFAC), Türkiye’de bulunan 14 kuruluş ve 9 kişiyi hedef aldı. Yaptırımların gerekçesi olarak, bu kişi ve kuruluşların “Rusya’nın askeri kampanyasını desteklemek için kritik öneme sahip Rus son kullanıcıları adına gelişmiş silahların, bileşenlerin ve mühimmatın tedarikini kolaylaştırmaları” gösterildi.

Ayrıca, Rusya’daki son kullanıcılar arasında Rusya Savunma Bakanlığı ve devlete ait savunma şirketlerinin bulunduğu belirtildi. Yaptırımların Rusya’nın tedarik çabalarını aksatmayı hedeflediğini vurgulayan ABD Maliye Bakanlığı, Türk hükümeti ile yaptırımlar üzerine kapsamlı istişarelerin yapıldığını belirtti.

Washington’daki Rus, Çin ve Hindistan büyükelçilikleri Reuters haber ajansının yorum talebine yanıt vermedi. Türk hükümeti de Reuters’ın yorum talebine yanıt vermedi.

ABD, Rusya’ya mikroelektronikler dahil gelişmiş bileşenler olan ortak yüksek öncelikli ürünlerin tedarikine karşı defalarca uyarıda bulunmuştu. ABD ve Avrupa Birliği, Rusya’nın mikroelektronikleri Ukrayna’daki savaşında kullanılmasını muhtemel görüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Hindistan’dan Rusya’ya bu tür malların ihracatında artış olduğunu ve bu tür faaliyetleri kolaylaştıran şirketlere karşı işlem yapılmasına ilginin arttığını söyledi.

Bakanlıktan üst düzey başka bir yetkili ise Salı günü Reuters’a verdiği demeçte, Rusya’ya ulaşan yüksek öncelikli malların yüzde 70’inden fazlasının Çin’den geldiğini ve savaşın başlangıcından bu yana bu malların toplam değerinin yaklaşık 22 milyar doları aştığını söyledi.

Yetkili Çin’in sağladığı mallar için, “Bu, en büyük ikinci tedarikçinin 13 katından fazla” dedi. 2023 sonu itibariyle Rusya’ya en fazla mal sağlayan ikinci tedarikçi Türkiye’ydi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davası Kaldığı Yerden Devam Edecek

New York İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’nin “Halkbank ABD’de yargılanabilir” kararı sonrasında dava süreci New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde kaldığı yerden devam edecek.

New York Güney Bölgesi Federal Mahkeme’deki dava sürecinde seri duruşmalar için 12 kişilik jüri heyetinin belirlenme aşamasına gelinmiş; ancak Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasının ardından yüksek mahkeme kararını açıklayana kadar dava süreci durdurulmuştu.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun haberine göre; New York İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi, Rıza Sarraf davasında sanık olan Halkbank’ın, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir kamu bankası olduğu gerekçesiyle ABD’de yargılanamayacağıyla ilgili başvurusunu reddetti.

Halkbank, daha önce bir alt mahkemenin ABD’de yargılanabileceğiyle ilgili kararı bozması için ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş; Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası (FSIA) kapsamında olduğunu iddia etmişti.

Anayasa Mahkemesi de uzun bir değerlendirme sürecinin ardından Halkbank’ın ‘genel hukuk’ kapsamında ABD’de yargılanıp yargılanamayacağıyla ilgili başvuruyu karara bağlaması için dosyayı İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’ne sevk etmişti.

İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi geçtiğimiz Şubat ayında New York’ta yapılan duruşmanın 8 ay sonrasında kararını açıkladı. Üç kıdemli yargıçtan oluşan mahkeme heyetinin Halkbank davasıyla ilgili kararı oybirliğiyle aldığı belirtildi.

İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi, 68 sayfalık gerekçeli kararında, yabancı bir devlete ait bir şirketin, ticari faaliyetlerinin suç teşkil etmesi halinde yargılanabileceğine hükmetti.

“Temyize dair tüm yasal haklarımızı kullanacağız”

Halkbank, Temyiz Mahkemesi’nin kararını açıklaması sonrasında yaptığı yazılı açıklamada bankanın İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’nin bugünkü kararıyla ilgili olarak, başta ABD Anayasa Mahkemesi nezdinde olmak üzere, temyize dair tüm yasal haklarını kullanacağını belirtti.

Halkbank, Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) ABD’de banka aleyhine açılan ceza davasına ilişkin açıklamada bulundu.

Açıklamada, Halkbank’ın ABD’de devam eden ceza davasıyla ilgili süreçte; İkinci İstinaf Mahkemesinin 22 Ekim 2021’de yabancı devlet dokunulmazlığının bulunmadığına dair verdiği kararın, ABD Anayasa Mahkemesi nezdinde temyiz edildiği anımsatıldı.

Halkbank’ın açıklaması şöyle: “ABD Yüksek Mahkemesi, 19 Nisan 2023 tarihli kararıyla Halkbank’ın Yabancı Devlet Yargı Bağışıklığı Yasası (FSIA-Foreign Sovereign Immunities Act) kapsamındaki dokunulmazlık argümanını reddetmiş olmakla birlikte; ABD teamül hukuku (common law) kapsamında Halkbank’ın ABD mahkemelerinde yargılanamayacağı argümanının ise yeniden incelenmesi için dosyayı İkinci İstinaf Mahkemesi’ne iade etmişti.

ABD İkinci İstinaf Mahkemesi yeniden yaptığı inceleme sonucunda 22 Ekim tarihli kararıyla, Bankamızın teamül hukuku açısından dokunulmazlık talebini yine reddederek Bölge Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Bankamız İkinci İstinaf Mahkemesi’nin 22 Ekim tarihli kararıyla ilgili olarak, başta ABD Yüksek Mahkemesi nezdinde olmak üzere, temyize dair tüm yasal haklarını kullanacaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2019 yılında açılan dava ile ilgili “hukuksuz ve çirkin” tanımlamasında bulunmuş ve Ankara ile Washington arasındaki ilişkiler gerilmişti.

Paylaşın

NASA Duyurdu: Güneş “Solar Maksimum”a Girdi

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Güneş’in resmi olarak güneş maksimumuna ulaştığını ve önümüzdeki aylarda aurora ve güneş parlamalarının daha sık görülmesinin beklendiğini duyurdu.

Güneş, minimum ve maksimum arasında dalgalanan 11 yıllık aktivite döngülerinden geçer. Söz konusu döngülerden daha sakin olanına, yani yıldızdaki patlamaların ve lekelerin minimum seviyeye indiği dönemlere “solar minimum” deniyor. Güneş lekelerinin arttığı ve patlamaların da sıklaştığı evrelere ise “solar maksimum” adı veriliyor.

ABD Uzay Ajansı (NASA) ve Ulusal Atmosfer İdaresi (NOAA), Güneş’in resmen “solar maksimum” evresine girdiğini açıkladı. Güneş böylece 11 yıllık aktivite döngüsünün zirvesine yaklaşmış oldu.

Bu da yakın zamanda yıldızda daha fazla lekenin ortaya çıkıp, daha çok patlamanın meydana gelebileceği ve Güneş fırtınalarının sayısının artabileceği anlamına geliyor. Bu süreçte, aurora diye de bilinen kuzey ışıkları, Dünya’nın daha alçak enlemlerinden de görülebilir hale gelebilir.

Solar maksimum nedir?

Güneş her 11 yılda bir, sakin veya fırtınalı geçen bir döngüsünü tamamlıyor ve yenisini başlatıyor. Yıldız, 2019’da 25. döngüsüne girdi. Bu 11 yıllık döngüler sırasında yıldızın manyetik kutupları düzenli olarak yer değiştiriyor.

Söz konusu döngülerden daha sakin olanına, yani yıldızdaki patlamaların ve lekelerin minimum seviyeye indiği dönemlere “solar minimum” deniyor. Güneş lekelerinin arttığı ve patlamaların da sıklaştığı evrelere ise “solar maksimum” adı veriliyor.

Güneş’te manyetik kuvvetin çok yoğun olduğu ve bir miktar ısının yıldızın yüzeyine ulaşmasının engellendiği bölgelere Güneş lekesi deniyor. Bu lekeler, çevresine kıyasla daha soğuk olduğu için daha koyu renkte görülüyor ve bu yüzden “leke”lere benzetiliyor.

Ancak yoğun manyetik alanları nedeniyle Güneş lekeleri çok aktif bölgeler. Yani buralarda sıklıkla patlamalar meydana gelebiliyor. Bu patlamalar sonucunda koronal kütle atımı (CME) adı verilen plazma fışkırmaları oluşuyor.

Söz konusu radyoaktif plazma parçacıkları uzayda yol alarak Dünya’ya ulaşıyor ve gezegeni koruyucu bir kalkan gibi saran manyetik alanla etkileşime giriyor. Bu durumda olay Güneş fırtınası adını alıyor ve manyetik alanla girilen etkileşim sonucu görkemli kuzey ışıkları meydana geliyor.

Ancak Güneş fırtınaları aynı zamanda GPS sistemlerini ve radyo dalgalarını kesintiye uğratarak yeryüzünde iletişimin felç olmasına ve hatta elektrik kesintilerine sebebiyet verebiliyor.

Bilim insanları aslında yıldızın solar maksimum evresinin zirve noktasına 2025’te ulaşacağını ve bu esnada yıldızdaki leke sayısının da 115’e çıkabileceğini belirtiyordu.

Verilere göre Güneş sadece geçen yılın haziran ayında bile 160’tan fazla leke üretti. Bu 20 yılı aşkın süredir en yüksek sayı oldu. Son olarak da NASA, Güneş’in resmen solar maksimum evresine girdiğini duyurdu.

Güneş son döngüsünü bitirmeye yaklaşırken manyetik kutupları da yeniden yer değiştirecek ve yıldızdaki patlamaların giderek azalacağı solar minimum evresine doğru ilerleyecek. Ancak bundan önce solar maksimumun en zirve noktasında kaç patlama ve fırtınanın görüleceği henüz bilinmiyor.

NOAA’dan meteorolog Elsayed Talaat, “Güneş döngüsünde göreceğimiz aktivitenin tepe noktasına henüz gelmemiş olabiliriz,” dedi ve ekledi: “Güneş solar maksimum dönemine ulaşmış olsa da aktivitenin hangi aralıkta zirveye ulaşacağı aylar veya yıllar boyunca belirlenemeyecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD, Beşar Esad İle Normalleşmeye Karşı

Türkiye ile Suriye arasında süren normalleşme çabalarına ilişkin soruları yanıtlayan ABD yönetiminden bir yetkili, Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini ifade etti.

Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti. Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

ABD yönetimi, Türkiye’nin son dönemde Beşar Esat rejimiyle ilişkileri normalleştirme çabalarının hatırlatılması üzerine, Suriye rejimi ile normalleşmeye karşı olduğunu vurguladı.

VOA’nın, “ABD yönetiminin Arap ülkeleri ile Suriye rejimi arasındaki normalleşme çabalarına karşı olduğu ve Türkiye’nin Esat rejimiyle yakınlaşma çabalarıyla ilgili ABD yönetiminin tutumunun ne olduğunun” sorması üzerine, ABD yönetiminden bir yetkili, bu haberleri gördüklerini, bu konunun Türkiye’ye sorulması gerektiğini, geçmişte de benzer haberler çıktığını ama bunların bir sonucunun görülmediğini kaydetti.

Yetkili, Esat rejimiyle normalleşmeyi desteklemediklerini vurgulayarak, ABD yönetiminin Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini belirtti.

Amerikalı yetkili ayrıca, bir ülke Suriye rejimi ile ilişkiler yürütüyorsa, bu angajmanın Suriyeliler’in insani, insan hakları ve güvenlik durumlarını iyileştirmek ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının hedeflerine ulaşmak için kullanılması çağrısında bulunduklarını kaydetti.

BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Aralık 2015’te oy birliği ile kabul ettiği 2254 sayılı kararda, Suriye’de acil bir ateşkesin sağlanması ve ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapılıyor.

Türkiye bir süredir Esat rejimiyle normalleşme isteğini ortaya koyuyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD ziyareti öncesi ,“Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti.

Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, geçen ay yaptığı açıklamada, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

“IŞİD’le mücadele ve SDG’ye destek sürecek”

Rusya Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz günlerdeki “Suriye’deki Kürtler Amerika’ya güvenmemeli” sözlerinin hatırlatılması ve ABD’nin Suriye’deki Kürtler’e verdiği desteğin geleceğine ilişkin bir soru üzerine de Amerikalı yetkili, Suriye’de IŞİD’le mücadeleye ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de dâhil olmak üzere oradaki ortaklara desteğin sürdüğünü belirtti.

ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili basında yer alan haberlere rağmen, bu bölgedeki güçlerini geri çekmediklerini ve bölgeden de kovulmadıklarını kaydeden yetkili, yaptıkları şeyin koalisyonun Irak’taki askeri misyonunu sona erdirmek ve IŞİD’in yeniden oluşmasını engellemek üzere ortaklarıyla çalışmaya devam ederek ikili güvenlik ortaklıklarına geçiş yapmak olduğunu söyledi.

Türkiye, ABD’den Suriye’de IŞİD’le yürüttüğü mücadelede, Suriye’deki Kürt partisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve silahlı kanadı YPG’ye verdiği desteği kesmesini talep ediyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Yeni F-35 Teklifi

ABD’nin Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde muhafaza edilmesi şartıyla Türkiye’nin F-35 programına dahil edileceğini bildirdi. Türkiye’nin teklife sıcak bakmadığı belirtildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.”

Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesi, Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi için ABD’den yeni bir teklif geldiğini yazdı. Habere göre Washington yönetimi, Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde ABD kontrolünde muhafaza edilmesi şartıyla Ankara’nın F-35 programına dahil edileceğini bildirdi.

Haberde, şu ifadelere yer verildi: “Böylelikle Türkiye, Rusya ile olan sözleşmenin şartlarını veya bağlayıcı olabilecek herhangi bir maddeyi ihlal etmeden uluslararası arenada geri adım atmış gibi görünmekten kaçınmış olacak.”

Kathimerini’ye konuşan eski Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilisi Michael Rubin, Beyaz Saray ve Pentagon’un temmuz ayında teklifi üst düzey Türk yetkililere sunduğunu bildirdi. Rubin, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgedeki kaynaklarım, 1-2 Temmuz 2024’te Türkiye’ye yaptıkları ziyarette, Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Celeste Wallander ve Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa Kıdemli Direktörü Büyükelçi Michael Carpenter’ın yakın zamanda Türk mevkidaşlarıyla F-35 anlaşmasını yeniden canlandırmayı tartıştıklarını söylüyor. F-35 programına dahli karşılığında Türkiye’den S-400’leri ABD’ye teslim etmesi veya İncirlik Üssü’ndeki ABD kontrolündeki bölüme aktarması talep edildi.”

‘Her iki tarafın da söz konusu görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını istediğini’ ancak Türkiye’nin bu teklife sıcak bakmadığını yazan Kathimerini, müzakerelerdeki son durumu Pentagon Sözcüsü Javan Rasnake’e sordu. ABD’li yetkili, “2019’dan bu yana Türkiye’ye S-400 sistemini satın alma konusundaki tutumumuzu ve bunu yapmanın sonuçlarını ve mevzuatta yer alan sonuçlarını aktardık. ABD’nin bu konudaki tutumunda veya mevzuatında herhangi bir değişiklik olmadı” yanıtını verdi.

Rubin ise, F-35 programına katılımın, New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin gündeminde olacağını dile getirdi. Haberde, şu ifadeler ile devam edildi:

“Washington’daki hissiyat, Türkiye ile ilişkilerini sarsmaya devam eden ciddi sorunlara rağmen ABD’nin, S-400 sorunu çözüldükten sonra CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Ankara’nın F-35 programına yeniden dahil edilmesi konusunda ilerlemeye istekli olduğu yönünde.”

Dışişleri Bakanı Fidan’dan CAATSA açıklaması

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.

Ama biz olayın siyasi boyutunu yönetmede her türlü çabayı şu anda gösteriyoruz. Yaratıcı formüller, çözümler neler olabilir onlar üzerinde duruyoruz. Tabii Cumhurbaşkanımızın günün sonunda nihai yönlendirmesi, bakışı belirleyici olacak ama siyasi ayağını yakından takip ediyoruz. Bu konunun artık iki ülke ilişkilerinde bir ayak bağı olduğu konusunda en azından her iki taraf da hemfikir.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Papa’dan ABD Başkanlık Seçimi Yorumu: Daha Az Kötüyü Seçin

Papa Francis, Kamala Harris ve Donald Trump’ın kürtaj ve göç konusundaki tutumlarını eleştirerek, Amerikalı Katoliklere oy vermelerini ve “daha az kötüyü” seçmelerini tavsiye etti.

Haber Merkezi / Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis, Asya’dan dönüşü uçakta basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kasım ayında yapılacak olan ABD başkanlık seçimine ilişkin soruyu yanıtlayan Papa Francis, mevcut başkan yardımcısı Kamala Harris ve Donald Trump’ı kürtaj ve göç konusundaki politikaları nedeniyle eleştirdi.

Papa Francis, ABD’de yaşayan Katoliklere oy vermelerini ve “daha az kötüyü” seçmelerini tavsiye etti.

Harris ve Trump’ın kürtaj ve göç konularındaki duruşları

Başkan adayları Demokrat Kamala Harris ve Cumhuriyetçi Donald Trump, 10 Eylül’de canlı yayında karşı karşıya geldi. Kamala Harris ve Donald Trump, kürtaj ve göç konusunda politikalarını açıkladılar.

Donald Trump, kendi eyaleti olan Florida’da oylamaya sunulacak olan altı haftalık kürtaj yasağını destekleme kararını savunarak, daha önceki duruşunu değiştirdi. Kürtaj politikalarında “Demokratlar’ın radikal” olduğunu söyleyen Trump bu meselenin eyaletlere bırakılması gerektiğine inandığını kaydetti.

Donald Trump, muhafazakar çoğunluklu Anayasa Mahkemesi’nin kürtajı serbest bırakma kararını geri çevirmesine vesile olmasıyla ilgili olarak “Ben ABD’de 51 yıllık bölünmeye son verdim” diye konuştu. Trump ayrıca Kamala Harris’in başkan yardımcısı adayı Tim Walz’a kürtaj konusundaki tutumu nedeniyle saldırarak Walz’ın “doğumdan sonra idamı” desteklediğini iddia etti.

Başkan Yardımcısı Kamala Harris, “Trump kürtaj yasakları” olarak nitelediği süreci eleştirdi; “Hükümetin ve Donald Trump’ın bir kadına bedeniyle ne yapacağını söylememesi gerektiğini kabul etmek için kimsenin inancını ya da derin inançlarını terketmesi gerekmez” dedi.

Trump’ın kürtajla ilgili politikalarında tecavüz ya da ensest için herhangi bir istisna bulunmadığını belirten Harris, bunu “ahlaksızlık” olarak nitelendirdi. Harris daha sonra, başkan seçilmesi halinde, Kongre’nin desteğiyle Roe v. Wade’in korumalarını geri getiren bir yasa tasarısını “gururla” imzalayacağını söyledi.

Başkan Yardımcısı, “Amerikan halkının bazı özgürlüklerin, özellikle de kişinin kendi bedeni hakkında karar verme özgürlüğünün, hükümet tarafından verilmemesi gerektiğine inandığını düşünüyorum” diye konuştu.

Kamala Harris’in eski başkanın ulusal bir kürtaj yasağı getireceği iddiasına karşı çıkan Trump ise, “İşte yine başladı, bu bir yalan. Yasağı imzalamayacağım ve imzalamak için de bir neden yok çünkü herkesin istediğini elde ettik” dedi.

İki aday yasadışı göç konusunda da uzun bir tartışmaya girdi. Başkan Yardımcısı Harris, “Biden yönetimi göçü sınırlamak için neden seçimden altı ay öncesine kadar bekledi ve siz bu konuda Başkan Biden’dan farklı bir şey yapar mıydınız?” sorusunu yanıtladı.

Harris, Trump’ın müttefiklerinin geçen Şubat ayında sunulan ve son on yılların en katı önlemlerinden bazılarını yürürlüğe koyacak olan iki partili bir göçmenlik yasa tasarısını engellemelerine odaklandı. Harris, “Bir sorunu çözmek yerine bir sorun üzerinde çalışmayı tercih ediyor” dedi.

Trump ise kendisine yöneltilen, “Bu tasarıyı neden öldürdünüz?” soruna net bir yanıt vermeden, göçmenlik hakkında konuştu, “ABD’deki kasabalarda neler olduğunu görüyorsunuz. Springfield, Ohio’ya bakın. Springfield’da köpekleri yiyorlar. Buraya gelen insanlar kedileri yiyor” sözleriyle asılsız iddiaları yineledi.

Trump’ın bu sözleri, Springfield’daki Haitili göçmenlerin yemek için komşularının evcil hayvanlarını çaldıkları ve yemek için ördek ve kazları öldürdükleri yönündeki asılsız iddialara bir göndermeydi.

Trump’ın iddialarını şaşkın bir yüz ifadesiyle dinlediği görülen Harris, bunun, eski başkanın söyleminin ne kadar “aşırı” hale geldiğini gösterdiğini söyledi.

Paylaşın

ABD Duyurdu: 4 Üst Düzey IŞİD Yöneticisi Öldürüldü

ABD, geçen ay Irak’ın batısında düzenlenen operasyonda dört üst düzey IŞİD yöneticisinin öldürüldüğünü, bunların arasında örgütün Irak’taki en üst düzey yöneticisinin de bulunduğunu duyurdu.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 2014 yılında Irak ve Suriye’nin büyük kısmında halifelik ilan etmiş, ancak 2017 yılında Irak’ta, 2019 yılında da Suriye’de kontrol ettiği toprakları kaybetmişti.

Amerikan ordusu, 29 Ağustos’ta Irak’ın güvenlik kurumlarıyla ülkenin batısında yaptığı operasyonda neyi başardığını sonunda açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), operasyonda IŞİD liderlerinden 4’ünün öldürüldüğünü yeni yaptığı açıklamayla duyururken isimleri ve görevlerini şöyle belirtti: Irak’taki tüm IŞİD operasyonlarından sorumlu Ahmed Hamid Hüseyin Abdülcelil el İthavi, ülkenin batısındaki tüm operasyonlardan sorumlu Ebu Hammam, teknik geliştirmeden sorumlu Ebu Ali el Tunusi ve Irak’ın batısındaki askeri operasyonlardan sorumlu Şakir Abud Ahmed el İssevi.

CENTCOM Komutanı General Michael Erik Kurilla, örgütün kabiliyetlerinin gerilediğinin vurgulandığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: “CENTCOM; Birleşik Devletler’e, müttefiklerimizle ortaklarımıza ve bölgesel istikrara tehdit oluşturmaya devam eden IŞİD’in kalıcı bir şekilde yenilmesine yönelik bağlılığını sürdürüyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, daha önce yaptığı açıklamada çok sayıda silah, bomba ve intihar kemerine sahip 15 IŞİD militanının öldürüldüğünü duyurmuştu. Son açıklamada sayı 14’e düşürüldü. Baskında 7 ABD askerinin yaralandığı, sivil ölümüne dair bir işaret görülmediği de bildirilmişti.

Diğer yandan Bağdat ve Washington, ABD öncülüğündeki askeri koalisyonun ülkeden çekilmesi kararını ertelemek üzere görüşmeler sürdürüyor. Irak yabancı askerlerin tamamen ülkeden çekilmesini istediğini belirtse de bunun ne zaman olacağını açıklamıyor.

ABD, Aralık 2021’den beri yaklaşık 2 bin 500 askere “danışma ve yardım” rolü vererek onları Ortadoğu ülkesinde konuşlandırıyor. Suriye’de de IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon çatısı altında görev yapan 900 Amerikan askeri var.

CENTCOM, Suriye’nin doğusunda operasyon düzenleyerek, bomba yerleştirme hazırlığındaki bir IŞİD militanını öldürdüğünü duyurmuştu. Gazze savaşının bölgedeki gerginliği büyütmesiyle birlikte koalisyon güçleri de İran destekli örgütler tarafından hedef alınıyor. ABD öncülüğündeki askerler de Irak ve Suriye’de onlara yanıt veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den ABD’ye “Güney Kıbrıs” Tepkisi

Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile savunma alanında anlaşma imzalayan ABD’ye tepki gösterdi. Türkiye, anlaşma ile Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin tehlikeye atıldığı uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan açıklamada, “ABD ile GKRY arasında savunma alanında işbirliğinin geliştirilmesi yönünde bir yol haritası imzalanmasını kınıyoruz” denildi.

Hafta başında ABD Savunma Bakanlığı Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşarı Celeste Wallander ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vasilis Palmas ilişkilerde öncelikleri düzenleyen beş yıllık yol haritasına imza atmıştı.

Türkiye, Yunanistan ile birleşmeyi isteyen milliyetçilerin dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a darbe yapmasından beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Ada’ya asker çıkardı.

Müdahale sonucu Ada 180 kilometre boyunca uzanan, genişliği beş metreden yedi kilometreye kadar değişen bir ara bölge ile birbirinden ayrıldı. O tarihten beri taraflar arasında bir başlayıp bir duraksayan uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınamadı.

Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ABD arasında yapılan savunma anlaşmasına tepki gösterdi. Anlaşmanın “kınandığı” belirtilen Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “KKTC makamlarının ortaya koyduğu haklı tepkiyi tümüyle destekliyoruz” denildi.

Bakanlığın internet sitesinden paylaşılan yazılı açıklamada Ankara ABD’yi “Kıbrıs Türk tarafının güvenliği hilafına adım atmakla” suçladı, anlaşmanın “Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasını güçleştirdiği” kaydedildi.

Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “ABD ile GKRY arasında yapılan ‘Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası’ anlaşmasını şiddetle kınıyoruz.

Dışişleri Bakanlığımızın da ifade ettiği gibi; Kıbrıs Türk tarafının güvenliği hilafına atılan bu adımlar, ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsız tutumuna zarar vermektedir. Bu kapsamda KKTC’yi yok sayan ve GKRY’yi adanın tek temsilcisi olarak gören yaklaşım gözden geçirilmelidir.

Ayrıca her fırsatta Ada’da adil ve kalıcı barıştan söz eden ABD’nin bu tutumunu, sergileyeceği tarafsız yaklaşım ile de ortaya koymasını bekliyoruz. Ada’da sürdürülebilir bir çözüm için tek gerçekçi yol ‘egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü’ temelinde işbirliğine dayalı bir ilişkiyle mümkündür.”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) yapılan yazılı açıklamada ise “ABD savaş gemilerinin Ada’ya gerçekleştirdiği ziyaretler ile Rum kesimine silah ambargosunun kaldırılmasının Doğu Akdeniz’de tehlikeli sonuçları olabileceği” uyarısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, “Kıbrıs Türk halkı aleyhinde oluşabilecek bir tehdit unsuruna karşı her daim hazırlıklı olduğumuzu ve Anavatan Türkiye ile birlikte gerekli görülebilecek adımları atma hakkımızı saklı tuttuğumuzu da ifade etmek isteriz” ifadeleri yer aldı.

Hafta başında ABD Savunma Bakanlığı Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşarı Celeste Wallander ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vasilis Palmas ilişkilerde öncelikleri düzenleyen beş yıllık yol haritasına imza atmıştı.

Türkiye, Yunanistan ile birleşmeyi isteyen milliyetçilerin dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a darbe yapmasından beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Ada’ya asker çıkardı.

Müdahale sonucu Ada 180 kilometre boyunca uzanan, genişliği beş metreden yedi kilometreye kadar değişen bir ara bölge ile birbirinden ayrıldı. O tarihten beri taraflar arasında bir başlayıp bir duraksayan uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınamadı.

Anlaşma neleri kapsıyor?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vassilis Palmas ve ABD’nin Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander Pazartesi günü imzaladıkları anlaşmayı, yıllardır uygulanan ABD silah ambargosunun 2022 yılında kaldırılmasının ardından “son yıllarda gelişen GKRY – ABD ilişkilerinde bir başka dönüm noktası” olarak niteledi.

Wallander ve Palmas görüşmenin ardından, “GKRY, Avrupa ve Doğu Akdeniz’de ABD’nin güçlü bir ortağıdır ve Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun kesişme noktasında önemli bir rol oynuyor” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan 10 Eylül’de yapılan açıklamada, “Avrupa ve Doğu Akdeniz’in genel istikrarı ve güvenliği, Amerika ve GKRY için hayati önem taşımaktadır. Bu bölgedeki güvenlik zorluklarının karmaşıklığı ve gelişen doğası, barış, istikrar, demokratik ilkeler ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için benzer düşünen ortaklar arasında savunma ve güvenlik konularında dikkatlilik, katılım ve yakın işbirliğini zorunlu kılmaktadır” denildi.

Wallander, “GKRY’nin Batı ile uyumlu olduğu açık” dedi. Palmas da, ülkesinin “ABD ile daha yakın, daha güçlü ve faydalı ikili savunma işbirliğine” doğru ilerlemeye devam edeceğini söyledi.

Yapılan ortak açıklamaya göre, anlaşma aynı zamanda “kötü niyetli eylemlerle” başa çıkma ve Rum ordusunun ABD güçleriyle daha sorunsuz çalışmasının yollarının güçlendirilmesi konularında birlikte çalışmayı öngörüyor.

ABD Savunma Bakanlığı, “İkili savunma işbirliği çabalarının bir yol haritası, insani krizlere müdahaleyi arttırmak ve iklim değişikliğinin ulusal güvenlik üzerindeki etkileri, kötü niyetli etkilere karşı koyma ve askeri kuvvetler arasında birlikte çalışabilirliği arttırma gibi temel güvenlik endişelerini daha iyi anlamak ve ele almak için bir çerçeve oluşturduğunu” açıkladı. Tüm çabanın bölgede istikrar, güvenlik ve refahın teşvik edilmesine yönelik olduğu belirtildi.

Paylaşın