AB’den İran’a Yeni “Mahsa Amini” Yaptırımları

Mahsa Amini’nin ölümü sonrası düzenlenen gösterilere yönelik müdahaledeki rolleri nedeniyle Avrupa Birliği’nden (AB) İranlı 18 kişi ve 19 kuruluşa yaptırım uygulama kararı geldi. Son yaptırımlarla birlikte AB’nin kısıtlayıcı tedbir uyguladığı İranlı kişi sayısı 164, kuruluş sayısı 31’e çıktı.

Yaptırım uygulanacak kişiler arasında İran Gençlik ve Spor Bakanı Seyid Hamid Hazaveh Seccadi, bazı milletvekilleri, bazı illerin valileri, devlet medyasının çalışanları ile İran Devrim Muhafızları Ordusunun bazı üst düzey yetkilileri bulunuyor.

Listede İran Devrim Muhafızları Ordusunun ülkenin bazı bölgelerindeki birimleriyle İran Özel Polis Kuvvetleri ve güvenlik hizmeti veren bazı şirketler de yer alıyor.

Yaptırımlar AB’ye seyahat yasağı, varlıkların dondurulması ve bu kişi ve kuruluşlara fon sağlanmasının yasaklanmasından oluşuyor. Ayrıca halka baskı aracı olarak kullanılabilecek bazı malzemelerin ve takip cihazlarının da İran’a satışı yasaklanıyor.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının 16 Eylül’de “ahlak polisi” sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı. Olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

“Cırcır Böceği Tozu” Avrupa Birliği’nin Yeni Gıdaları Arasında

Avrupa Birliği (AB) un kurdu ve çekirgeden sonra cırcır böceğini de gıda ürünlerinde kullanılmak üzere serbest bıraktı. Söz konusu uygulamadan, ilk beş yıl boyunca sadece cırcır böceğinin toz olarak serbest bırakılması için resmi başvuruda bulunan şirket faydalanacak.

Un kurdu ve çekirgenin ardından Avrupa Birliği’nde (AB) cırcır böceği de gıdalarda belli miktarda kullanılabilecek. Vietnamlı bir şirketin 2019’daki kullanım başvurusu üzerine yapılan inceleme sonrasında cırcır böceğinin kimi unlu mamüller, atıştırmalıklar, soslar, makarna, bisküvi ya da et katkı maddesi vb olarak kullanımına izin verilmişti. Uygulama 24 Ocak’ta yürürlüğe giriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) resmi gazetesinde yayınlanan bilgilendirme ile birlikte un kurdu ve çekirgeden sonra cırcır böceği de gıda ürünlerinde kullanılmak üzere serbest bırakılmış oldu. Söz konusu uygulamadan, ilk beş yıl boyunca sadece cırcır böceğinin toz olarak serbest bırakılması için resmi başvuruda bulunan şirket faydalanacak.

Ürünlerin içindekiler kısmında yer alacak

AB’nin yayınladığı genelgeye göre, söz konusu gıdalarda böcek tozu kullanıldığının belirtilmesi şartı bulunuyor. Avrupa’da tüketimi çok da yaygın olmayan ürünler önce incelenip “yeni tür gıda ürünü” olarak derecelendirilyor. AB, Mart 2022’de cırcır böceğini yeni gıda ürünü olarak resmen sınırflandırmıştı. 24 Ocak 2023’ten itibaren de yağsız toz halinde kullanımı resmen yürürlüğe giriyor. Söz konusu ürünlerin kulanımına izin verilmeden önce Avrupa Birliiği Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından inceleniyor ve özel bir prosedürden geçiriliyor.

Gıdalarda böcek kullanımı diğer maddelerde de olduğu gibi paketin üzerinde, tüketicinin bakabileceği içindekiler bölümünde deklare edilmek zorunda. Halen kullanılan böceklere ilişkin standart bir hukuki tanımlama yer almadığından genellikle hayvanların Latince adı belirtilerek dikkat çekiliyor. Cırcır böceğinin kullanıldığı ürünlerde de örneğin “Acheta Domesticus tozu kullanılmıştır” ibaresinin yer alması bekleniyor. Böceklerin kullanıldığı gıdaların kimi alerjik tepkiye yol açabileceğine dikkat çekilse de alerjik ürün olarak deklare edilmiyor ve tüketicilerin içindekiler kısmına bakması tavsiye ediliyor.

Sevmeyenlerin korkması gerekiyor mu?

Böcekler pahalı malzeme olduğundan gıda ürünlerinde günümüzde yaygın şekilde kullanılmıyor. Ancak protein oranının yüksekligi nedeniyle gelecekte et veya balık gibi ürünlere alternatif olabileceği öngürüsünde bulunuluyor. Değerli Omega 3 ve Omega 6 doymamış yağlar içeren kimi böceklerin ayrıca magnezyum ve fosfor açısından da zengin olabildiği belirtiliyor. Kimi çekirge türlerinin örneğin sığır veya tavuktan çok daha fazla protein içerdiği de bilinen bir gerçek. Protein değeri açısından böceklerin kimi kuru yemiş, tahıl ve hububat ürününden daha değerli olduğu bildiriliyor. Üretim açısından da iklimle daha dost olduklarına dikkat çekiliyor.

AB’nin 2015 yılındaki kararnamesiyle yenilikçi gıda maddelerinin değerlendirme ve izin işlemlerinin kolaylaştırılması ve Avrupa çapında merkezileştirilmesi hedeflenmişti. Böcekler, çevreye fazla zarar vermemeleri ve yüksek besin değerleri nedeniyle sürdürülebilir bir protein kaynağı olarak görülüyor ve pek çok kültürde cırcır böceği, çekirge, un kurdu gibi böcekler zaten sıklıkla tüketiliyor. Avrupa’da ise böcek içeren gıda maddeleri çok küçük bir piyasaya sahip.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Ve Avrupa Birliği İşbirliğinde Türkiye Endişesi

Avrupa Birliği (AB) ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasında işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir bildiriye imza atılacak. AB ile NATO arasında planlanan işbirliğinin Türkiye nedeniyle kalıcı olup olmayacağı bir endişe konusu.

NATO üyesi Türkiye, AB ile gizli bilgilerin değiş tokuşunu öngören anlaşmaların uygulanmasını şimdiye kadar engellemiş, bu nedenle AB ile NATO arasındaki askeri işbirliği bazı alanlarda ya karmaşık hale gelmiş ya da yüzeysel kalmıştı. Ankara bu tutumuna gerekçe olarak 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak tanımamasını göstermişti.

Alman haber ajansı dpa’nın edindiği bilgilere göre Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Konseyi Başkanı Charles Michel ve NATO Genel Serketeri Jens Stoltenberg bugün AB ile NATO arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir bildiriye imza atacak. Özellikle enerji ve su tedariği gibi altyapıya ilişkin kritik konularda işbirliğini artırmayı hedefleyen AB ve NATO; dezenformasyon, Birlik ve İttifak üyelerinin iç işlerine dışarıdan müdahale ve iklim değişiminin güvenlik politikalarına etkisi gibi alanlarda da daha yakın çalışmayı planlıyor.

İklim değişimi, milyonlarca kişinin yaşamını tehdit etmesi sebebiyle barış ve güvenlik açısından bir risk olarak görülüyor.

İlk kez Çin’den söz edildi

İmzalanacak bildiride güvenlik tehditleri ve zorlukların kapsamı genişledikçe AB ve NATO arasındaki işbirliğinin de bir sonraki aşamaya geçeceği, daha da geliştirileceği ve derinleştirileceği vurgulanıyor. Öte yandan AB ve NATO arasındaki bir ortaklık belgesinde ilk kez muhtemel tehdit kaynağı olarak Çin konu edildi. Çin’in artan özgüveni ve politikaları üstesinden gelinmesi gereken zorluklar arasında sıralandı.

Bildiride en büyük güvenlik tehdidinin ise Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş olduğu belirtildi. Savaşın dünya genelinde milyarca insanı etkileyen enerji ve gıda krizine yol açtığı vurgulandı.

NATO’nun Brüksel’deki karargahında bugün öğleden sonra imzalanacak olan bildiri, 2016 ve 2018 yıllarında imzalanan ortaklık anlaşmalarının üzerine inşa edildi. Üçüncü ortaklık bildirisinin çalışmalarına aslında 2021 yılında başlanmış ve aynı yıl imzalanması kararlaştırılmıştı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle gecikmeler yaşandı.

Türkiye engel çıkarır mı?

AB ile NATO arasında planlanan işbirliğinin Türkiye nedeniyle kalıcı olup olmayacağı bir endişe konusu. NATO üyesi Türkiye, AB ile gizli bilgilerin değiştokuşunu öngören anlaşmaların uygulanmasını şimdiye kadar engellemiş, bu nedenle AB ile NATO arasındaki askeri işbirliği bazı alanlarda ya karmaşık hale gelmiş ya da yüzeysel kalmıştı. Ankara bu tutumuna gerekçe olarak 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak tanımamasını göstermişti.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye’nin Rusya İle Yakın İlişkilerinden Rahatsız

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Türkiye’den Rusya’ya yönelik politikasını değiştirmesini ve Ukrayna’ya saldırıları nedeniyle Batılı ülkelerin Rusya’ya yönelik aldığı yaptırımları hayata geçirmesini talep etti.

Avrupa Birliği, Türkiye’nin Ukrayna Savaşı’na rağmen Rusya ile yakın ilişkilere sahip olmasından rahatsız olduğunu açıkladı.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Türkiye’den Rusya’ya yönelik politikasını değiştirmesini ve Ukrayna’ya saldırıları nedeniyle Batılı ülkelerin Rusya’ya yönelik aldığı yaptırımları hayata geçirmesini talep etti.

Josep Borrell’in Avrupa Parlamanentosu’na (AP) konuyla ilgili gönderdiği yazı, Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelerin Pazar günkü baskılarında yer aldı. Borrell yazıda, “Türkiye’nin AB’nin Rusya’ya yönelik kısıtlayıcı önlemlerine katılmama politikası giderek artan endişe kaynağı” ifadesini kullandı.

Borrell, AB ve Türkiye’nin Gümrük Birliği içinde olduğuna dikkat çekerek bunun malların hem sivil hem de askeri amaçlı olmak üzere çift kullanımlı serbest dolaşımını güvence altına aldığına işaret etti. AB ürünlerin serbest dolaşımı nedeniyle AB yaptırımlarının delinebileceği endişesini taşıyor.

“Türkiye AB’ye aday”

Türkiye’nin Rusya’ya geçici çözümler sunmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunan Borrell, AB üyeliğine adaylığının altını çizdi ve “Türkiye de dahil bütün aday ülkelerden, kararlaştırılan önlemlere uymaları bekleniyor” dedi.

“Ukrayna Savaşı’nın ortasında Türkiye ve Rusya’nın ikili ekonomik ilişkileri derinleştirmesi aynı şekilde endişe kaynağı” diyen Borrell, AB’nin kaygı ve beklentilerini Türk muhataplarına birçok kez ilettiğini ve bunu her düzlemde dile getireceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ağustos ayında daha sıkı ekonomik işbirliği kararı almıştı. Ancak Türkiye Rusya’nın çıkarlarını savunduğu yönünde dile getirilen iddiaları reddediyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 17 Kasım’da yaptığı açıklamada, tahıl koridoru anlaşmasının uzatılması sürecinde Rus ve Ukraynalı muhatapların yanı sıra BM, ABD ve Avrupalı muhataplarla temaslar yürütüldüğünü söylemiş, atılan adımlardan Rusya’nın da tatmin olduğunu belirterek şöyle konuşmuştu:

“Ama engellerin tamamen kalkmadığını söylemek lazım. Bunu söylediğimiz zaman bazıları ‘Rusya’yı mı savunuyorsunuz?’ diyor. Hayır, Rusya’yı savunmuyoruz. Her şeyden önce bu bir anlaşma. İkincisi de Ukrayna tahılının sorunsuz şekilde özellikle ihtiyaç sahibi ülkelere gidebilmesi için Rusya’nın taleplerinin de anlaşmada olduğu gibi karşılanması gerektiğini söylüyoruz.”

Paylaşın

AB’den ABD’ye Ukrayna Suçlaması: Savaştan Kar Etme

Üst düzey bir AB yetkilisi, “Gerçek şu ki, bu savaştan en çok kazanç sağlayan ülke ABD çünkü daha fazla gaz satıyor ve bunu daha yüksek fiyatlara satıyorlar. Bunun yanı sıra çok daha fazla silah satıyorlar” dedi.

AB ile ABD arasında son haftalardaki en büyük gerilim noktası, ABD Başkanı Biden’in yeşil sübvansiyonları ve vergileri oldu.

Avrupa, ABD’yi savaşı kar elde etme aracına çevirmekle suçluyor. Rusya Lideri Vladimir Putin’in savaşı, Batı birliğini yok etmekle tehdit ederken, AB yetkilileri, aşırı yüksek gaz fiyatları, silah satışları ve ticareti nedeniyle ABD Başkanı Joe Biden’ı eleştiriyor.

Üst düzey Avrupalı ​​yetkililer, Joe Biden yönetimine öfkeli ve şimdi AB ülkeleri acı çekerken Amerikalıları savaştan bir servet kazanmakla suçluyor.

Üst düzey bir yetkilinin POLITICO’ya verdiği demeçte, “Gerçek şu ki, bu savaştan en çok kazanç sağlayan ülke ABD çünkü daha fazla gaz satıyor ve bunu daha yüksek fiyatlara satıyorlar. Bunun yanı sıra çok daha fazla silah satıyorlar” dedi.

Başka kurumlardaki yetkililer, diplomatlar ve bakanlar tarafından açık ya da gizli şekilde desteklenen bu türden yorumların sayısı sürekli artıyor.

Çifte darbe iddiası

Üst düzey AB yetkilisi, ABD sübvansiyonlarından kaynaklanan ticaret kesintilerinin ve yüksek enerji fiyatlarının Avrupa’ya çifte darbe oluşturduğunu söyledi. Bu durumun hem savaş çabalarını hem de transatlantik ittifakı zedeleme riski taşıdığını savunarak, “Gerçekten tarihi bir kavşaktayız. Amerika, birçok AB ülkesinde kamuoyunun değişmekte olduğunu anlamalı” dedi.

AB’nin Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de POLITICO’ya verdiği röportajda, Washington’u Avrupa’nın endişelerine yanıt vermeye çağırdı: “Amerikalılar – dostlarımız – bizim üzerimizde ekonomik etkisi olan kararlar alıyorlar.”

ABD ise Avrupa’nın eleştirilerini yersiz buluyor. Biden’ın Ulusal Güvenlik Konseyi’nden bir sözcü, “Avrupa’da gaz fiyatlarındaki artışın nedeni Putin’in Ukrayna’yı işgali ve Putin’in Avrupa’ya karşı enerji savaşıdır” dedi.

ABD’den Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının büyük ölçüde artmış olmasının ABD’nin suçu değil aksine Avrupa’nın bir aletrnatife sahip olmasından kaynaklandığını belirten sözcü, “Bu şekilde Avrupa’nın Rusya’dan uzaklaşma ve bağımlılığını kesme fırsatı yakaladığını” söyledi.

Yeşil sübvansiyonlar sorun yarattı

İki taraf arasında son haftalardaki en büyük gerilim noktası, Biden’in yeşil sübvansiyonları ve vergileri oldu.

Bu sübvansiyonların haksız yere ticareti AB’den uzaklaştırdığını ve Avrupa endüstrilerini yok etmekle tehdit ettiğini söyleyen Brüksel, Washington şimdiye kadar geri adım atma belirtisi göstermediği için de sesini yükseltmeye başladı.

Avrupalıların ABD gazına ödediği bedel, Amerika’daki fiyatının neredeyse dört katı. Amerikan yapımı askeri teçhizat siparişlerinde de ciddi bir artış var.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüksek Amerikan gazı fiyatlarının “dostça” olmadığını söyledi ve Almanya’nın ekonomi bakanı Washington’u daha fazla “dayanışma” göstermeye ve enerji maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmaya çağırdı.

Avrupa da kendi sübvansiyonlarını planlayacak

Brüksel’deki yetkililer, Avrupa endüstrilerini çöküşten kurtarmak için acil bir savaş sübvansiyonu için planlar hazırlarken, AB ticaret bakanları konuyu cuma günü tartışacak.

Hollanda Ticaret Bakanı Liesje Schreinemacher, “ABD’nin ‘Enflasyonla Mücadele Düzenlemesi’ çok endişe verici. Bu tür sübvansiyonların Avrupa ekonomisi üzerindeki potansiyel etkisi çok büyük.” dedi.

Avrupa Parlamentosu’nun transatlantik ilişkilerden sorumlu yetkilisi Tonino Picula da “ABD, ne yazık ki korumacı ve ABD müttefiklerine karşı ayrımcılık yapan bir politika izliyor” dedi.

Amerikalı yetkililer ise fiyat belirlemesinin özel piyasa kararlarını yansıttığını ve herhangi bir ABD hükümet politikası veya eyleminin sonucu olmadığını vurguluyor.

İddia o ki çoğu  zaman ihracat ve ithalat fiyatları arasındaki fark; ABD LNG ihracatçılarından değil, AB içinde gazı yeniden satan şirketlerden kaynaklanıyor. Örneğin, uzun vadeli ABD gaz sözleşmelerinin en büyük Avrupalı ​​sahibi, Fransa’nın TotalEnergies şirketi. TotalEnergies başta olmak üzere Avrupalı gaz şirketleri son 6 ayda rekor karlar açıkladı.

ABD liderliğindeki küresel LNG arzındaki artış, Avrupalı ​​müttefiklerin ve ortakların kış öncesinde depolama seviyelerini tam kapasiteye getirmelerine yardımcı oldu ve savaşın etkileri konusunda ciddi bir katkı sağladı.

Müttefik mi değil mi?

Washington yeşil endüstrileri desteklemek için 369 milyar dolarlık bir endüstriyel sübvansiyon planını açıklayana kadar aslında bu konular fazla sorun edilmiyordu. Ancak sübvansiyon planı Brüksel’i tam bir panik moduna soktu.

Bir AB diplomatı, “Enflasyonla Mücadele Düzenlemesi her şeyi değiştirdi. Washington hâlâ müttefikimiz mi değil mi?” diye konuştu.

Biden için bu düzenleme aynı zamanda iklim krizi ile mücadele tarihi bir adım. Ancak AB bunu farklı görüyor. Fransa dışişleri bakanlığından bir yetkili, bunlar “rekabeti bozacak ayrımcı sübvansiyonlar” dedi.

Ticari konularda güven krizi

AB, Avrupa endüstrisinin Amerikan rakipleri tarafından yok edilmesini önlemek için büyük bir sübvansiyon paketi hazırlıyor. Alman parlamenter Reinhard Bütikofer, “Bu ilişkide ticari konularda güven krizi yaşıyoruz” dedi.

Fransız MEP Marie-Pierre Vedrenne ise “Bir noktada, kendimizi savunmanız gerekiyor. Güç mücadeleleri dünyasındayız. Bilek güreşi yaptığınızda, kaslı değilseniz, hem bedenen hem de ruhen hazırlıklı değilseniz kaybedersiniz.” şeklinde konuştu.

Savunma sektöründe de rahatsızlık büyüdü

Perde arkasında, Amerikan savunma sektörüne akan para konusunda da artan bir rahatsızlık var.

ABD, savaşın başlangıcından bu yana 15,2 milyar dolardan fazla silah ve teçhizat sağlayarak Ukrayna’ya açık ara en büyük askeri yardım sağlayan ülke oldu. Borrell’e göre AB şimdiye kadar Ukrayna’ya yaklaşık 8 milyar Euro askeri teçhizat sağladı.

Müttefiklerin silah ve teçhizata yönelik taleplerinde artışın devam edeceği düşünüldüğü için Pentagon şimdiden silah satışlarını hızlandırmak adına yeni bir yol haritası geliştiriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye’ye Doğu Akdeniz Yaptırımlarını Uzattı

11 Kasım 2020’de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri nedeniyle aşamalı yaptırım kararı alan Avrupa Birliği Konseyi,  Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları 12 Kasım 2023 tarihine kadar uzatma kararı aldı.

AB Konseyi’nin internet sitesinden yapılan duyuruda, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de izinsiz petrol arama faaliyetleri nedeniyle” uygulanan yaptırımların bir yıl daha uzatıldığı belirtildi. Karar, AB Konseyi’nin Twitter hesabından da paylaşıldı:

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon sondaj faaliyetlerinde yer almış ya da sorumluluğu bulunan kişi ve kuruluşlar için kısıtlayıcı tedbirler uyguluyor.

Yaptırımlar, bu kişilerin AB’ye seyahatinin engellenmesini ve varlıklarının dondurulmasını da kapsıyor. Ayrıca bu kapsamda listede ismi geçen kişilerin AB kişi ve kuruluşları tarafından da fon almaları yasaklanıyor. Şimdiye kadar yaptırımlar iki kişiye uygulandı.

AB, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetleri nedeniyle 2019 Kasım ayında yaptırımlar için yasal çerçevede uzlaşmış, ancak yaptırım listesinin sonradan doldurulması kararlaştırılmıştı.

2020 Şubat ayında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) iki yöneticisi yaptırım listesine alınmıştı. Birlik 11 Kasım 2020’de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri nedeniyle aşamalı yaptırım kararı almıştı. Karar geçen sene 11 Kasım’da bir sene uzatılmıştı.

11 Kasım’da verilen kararın açıklamasında, Birlik’in Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonlarla ilgili yetkisiz sondaj faaliyetlerinden sorumlu veya bu faaliyetlerde bulunan kişi veya kuruluşları hedef alan kısıtlayıcı tedbirler uygulayabileceği belirtilmişti.

Bu tür kısıtlayıcı önlemlerin, borsada işlem gören kişi ve kuruluşlar için varlık dondurma ve borsaya kayıtlı kişiler için AB’ye seyahat yasağı içereceği vurgulanmıştı. Ayrıca, AB kişi ve kuruluşlarının listelenenlere fon sağlamalarının yasak olduğu kaydedilmişti.

Paylaşın

Avrupa’da 15 Bin Kişi ‘Aşırı Sıcaklar’ Nedeniyle Hayatını Kaybetti

2022 yılında Avrupa’da sıcak hava nedeniyle 15 bin kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Üç aylık yaz döneminde yetkililerin DSÖ’ye sunduğu verilere göre İspanya’da yaklaşık 4 bin, Portekiz’de binden fazla, Birleşik Krallık’ta 3 bin 200’den fazla ve Almanya’da da yaklaşık 4 bin 500 kişi sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde düzenlenen BM iklim zirvesi dolayısıyla yaptığı açıklamada, iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.

Avrupa’da geçen yaz insan sağlığını olumsuz etkileyen sıcak hava dalgalarına, kuraklık ve orman yangınlarına tanık olunduğunu belirten Kluge, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğini gözlemleyen kuruluşu Copernicus’a göre, 2022 yazının bugüne kadar kaydedilen en sıcak yaz olduğunu hatırlattı.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Kluge, tahminlere göre Avrupa’da sıcak hava nedeniyle 2022 yılında 15 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Üç aylık yaz döneminde yetkililerin DSÖ’ye sunduğu verilere göre İspanya’da yaklaşık 4 bin, Portekiz’de binden fazla, Birleşik Krallık’ta 3 bin 200’den fazla ve Almanya’da da yaklaşık 4 bin 500 kişi sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Kluge, diğer ülkelerin de verileri sunması halinde, ölü sayısında artış kaydedilebileceğini ifade etti. DSÖ Avrupa Direktörü, “İklim değişikliği bizi şimdiden öldürüyor, ama bugün harekete geçmek bu ölümlerin sürmesini engelleyebilir” dedi.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ile Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğini gözlemleme kuruluşu Copernicus tarafından geçen hafta açıklanan bir raporda, son 30 yılda Avrupa kıtasındaki hava sıcaklıklarının dünya ortalamasına kıyasla iki kat fazla arttığı belirtilmişti.

Rapora göre, 1991 yılından 2021’e kadar Avrupa’daki hava sıcaklıkları her on yılda bir ortalama 0,5 derece artış gösterdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AB, 2035’ten İtibaren Benzinli Ve Dizel Otomobil Satışını Yasakladı

2050 yılına kadar bütün sektörlerin ve araçların sıfır emisyonlu olmasını hedefleyen, Avrupa Birliği (AB), Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir parçası olarak yeni benzinli ve dizel otomobil satışlarını 2035’ten sonra yasaklama kararı aldı.

Bianet‘te yer alana habere göre, Avrupa Birliği (AB) Konseyi, Avrupa Parlamentosu (AP) ve üye ülkeler arasında devam eden müzakereler sonucunda, taşıtlara yeni karbon emisyon standartları getirecek düzenleme konusunda uzlaşmaya varıldı.

Buna göre, AB ülkelerinde 2035’ten itibaren satılacak yeni bütün otomobil ve hafif ticari araçların sıfır karbon emisyonlu olması gerekecek. Otomobil üreticileri, 2035’e kadar karbon emisyonlarını yüzde 100 azaltacak.

Böylece, AB ülkelerinde söz konusu tarihten itibaren benzinli ve dizel de dahil içten yanmalı motora sahip yeni otomobil satışı yapılamayacak. AB ülkelerinde 2030 yılı emisyon düşürme hedefi de otomobiller için yüzde 55, kamyonetler için de yüzde 50 olacak.

Düzenleme, bu aşamadan sonra resmen onaylanmasının ardından AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanarak yürürlüğe girecek.

“Önemli bir dönüm noktası”

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, konuyla ilgili dün (27 Ekim) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi arasında 2035 itibarıyla sıfır emisyonlu yeni otomobil satışları konusunda bugün sağlanan siyasi anlaşma, 2030 iklim hedefimize ulaşmak için çok önemli bir dönüm noktasıdır” açıklamasında bulundu.

Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar bütün sektörlerin ve araçların sıfır emisyonlu olmasını hedefliyor. Söz konusu düzenleme, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir parçası olan ve emisyonları 2030’a kadar en az yüzde 55 azaltmayı hedefleyen “55’e Uyum” paketinde yer alan teklifler arasında yer alıyordu.

“1.5°C sınırına dayanmak üzere”

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (DMÖ) 10 Mayıs 2022’de yayınladığı bir rapor da gelecek beş yılda ortalama küresel sıcaklığın sanayi öncesi düzeyin 1.5 °C üzerine çıkma olasılığının yüzde 50’ye ulaştığını ve söz konusu olasılığın her geçen dakika yükseldiğini göstermişti.

Ülkeleri küresel ısıtmayı sınırlamak üzere sera gazı emisyonlarını azaltmak için uyumlu iklim eylemi yapmaya çağıran Paris Anlaşması’nın hedefi olan 1.5 °C hedefi hakkında konuşan DMÖ Genel Sekreteri Petteri Taalas, “1.5°C rakamı rastgele bir istatistik değil, iklim etkilerinin insanlar ve aslında tüm gezegen için giderek daha da fazla zararlı hale geleceği noktanın bir göstergesi” demiş, kısaca şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Okyanuslarımız daha sıcak ve daha asidik olmaya devam edecek, deniz buzu ve buzullar erimeye devam edecek, deniz seviyesi yükselmeye devam edecek ve havamız daha aşırı hale gelecek. Arktik ısınma orantısız bir şekilde yüksek ve Kuzey Kutbu’nda olanlar hepimizi etkiliyor.”

Paylaşın

AB’den Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Mesajı: Ciddiyiz

Avrupa Birliği’nden (AB) Türkiye’ye ticari ilişkilerimiz çok önemli ama Rusya yaptırımlarının delinmemesi konusunda çok ciddiyiz uyarısı geldi. 26-28 Ekim arasında Türkiye’de temaslarda bulunacak olan Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, başta Türkiye olmak üzere AB’nin genişleme projesine mesafeli olmasıyla biliniyor. Varhelyi, göreve geldiği 2019 Aralık ayından bu yana ikinci kez Türkiye’ye gelecek.

Ancak bu ziyareti de genişleme gündemi ile ilgili olmayacak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Afrika’da olduğu için siyasi konular da gündeme gelmeyecek.

Varhelyi’nin temaslarında öne çıkan iki konu Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve AB-Türkiye ekonomik işbirliği olacak. Genişleme komiseri, İstanbul’da iş dünyasının önde gelen üyeleri ile ve hükümetin ekonomi yönetimi ile görüşecek. Varhelyi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile birlikte sınır güvenliğine ilişkin konuları konuşmak için Van’da da incelemelerde bulunacak.

Genişleme komiserinin ziyareti, Avrupa Komisyonu’nun Finansal Hizmetler, Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları Birliği’nden Sorumlu Üyesi Mairead McGuinness 6 Ekim’de Ankara’da yaptığı temaslardan sadece 3 hafta sonra gerçekleşmesi açısından önem taşıyor. AB’li diplomatik kaynaklara göre, bu iki ziyarette verilen mesajlar birbirini tamamlayacak şekilde öngörüldü.

rekiyor. Bunun iki boyutu bulunuyor. Birincisi Türkiye ile var olan ekonomik ilişkimizin ne kadar önemli olduğu, diğeri ise Rusya’nın Ukrayna savaşını devam ettirmesine katkıda bulunacak şekilde yaptırımların delinmesine karşı elimizden ne geliyorsa yapacağımız konusunda ne kadar ciddi olduğumuzu iletmek” şeklinde özetlenebilecek bir söylem ve politika izliyor. McGuinness ve Varhelyi’nin ziyaretlerinde verilen mesajlar da bunu yansıtıyor.

AB kaynakları, “Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesi konusu maalesef uzun süre gündemde kalacak gibi” değerlendirmesini yaparken, savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana Türkiye ile Rusya arasında ciddi oranda artan ticarete dikkat çekiyorlar.

6 Ağustos öncesi ve sonrası

Brüksel’e göre, Türkiye’nin Rusya ile ticari ilişkileri 6 Ağustos öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. 6 Ağustos’ta Türkiye ve Rusya cumhurbaşkanları, Soçi’de bir görüşme gerçekleştirmişler ve ticaret ve ekonomi alanında işbirliğini derinleştirmek amacıyla içeriği açıklanmayan bir mutabakat muhtırası imzalamışlardı.

AB’li diplomatik kaynaklara göre, Türk şirketlerinin kâr amaçlı ve bireysel olarak Rus şirketleriyle giriştikleri işbirliği bu tarihten sonra “devlet politikasına” dönüştü. Ticaret hacminin yüzde 100 oranında artmasına ek olarak 2022 senesinde Türkiye’de 600’e yakın Rus şirketinin kurulması bu artan trafiği somut olarak gösteriyor. Rakamlar, 2021 senesinde Türkiye’ye gelen Rus şirketi sayısının 60 civarında olduğuna işaret ediyor.

Merkez Bankası kayıtlarına göre kaynağı açıklanamayan 28,3 milyar AB Doları, Rus işadamlarının sıklıkla Türkiye’de görülmesi de Brüksel’in kaygıları arasında.

AB diplomatik kaynakları, 24 Şubat’tan sonra Rusya’dan Türk bankalarına ne kadar mevduat aktarıldığına ilişkin bilgilerinin olmadığını ama bunun ciddi oranlarda olduğunu sandıklarını belirtiyorlar.

Elektronik ve teknolojik parça temini asıl kaygıyı yaratıyor

AB’nin Ekim ayı başında onayladığı sekizinci yaptırım paketi, yaptırımlar delen üçüncü ülke vatandaş ve kuruluşlarına da yaptırım uygulanmasını içerdiği için büyük önem taşıyor. Bu AB için de ilk olma özelliğini taşıyor.

Sekizinci yaptırım paketi, Rusya’nın askeri, endüstriyel ve teknolojik ürünlere ulaşmasını güçleştirmek, savunma ve güvenlikle ilgili sektörlerini geliştirmesini önlemek amaçlı olarak yeni ihracat kısıtlaması getiriyor ve bu kapsamda kömür, kok kömürü, Rus silahlarında bulunan spesifik elektronik parçalar, havacılık sektöründe kullanılan teknik malzemeler ve bazı kimyasalların satışını yasaklıyor.

Rusya’nın hem AB hem de ABD yaptırımları nedeniyle birçok askeri ekipmanı ve silah sistemlerinde gereksinim duyduğu spesifik elektronik ve teknolojik parçalara ulaşım konusunda sıkıntı yaşadığı, Türkiye ile artan ticaret kapsamında bu ürünlerinde gündeme gelebilecek olması Brüksel’i en çok kaygılandıran durum olarak değerlendiriliyor.

Birçok teknolojik ürünün çifte kullanım niteliğinin olması, Rusya’nın ithal listesinde yer alan bu parçaların silah sistemlerinde kullanılma olasılığı yaptırımların delinmesi anlamına da geliyor. Bu ürünleri satan ve satılmasında aracılık yapıp finansal işbirliğine giren Türk şirketleri açısından da bu tehlikeli bir durum yaratıyor.

Rusya yaptırımlarının delinmesi aynı zamanda Türkiye-AB gümrük birliği işbirliğine zarar verecek olması açısından da kaygı verici olarak değerlendiriliyor. Türkiye ile AB arasında 1996’dan bu yana devam eden gümrük birliği sanayi ürünlerinin taraflar arasındaki ticaretini kolaylaştırıyor ve belli oranlarda gümrük avantajları sağlıyor. AB’den ithal edilen bu ürünlerin yaptırımları delecek şekilde Rusya’ya yeniden satışı gümrük birliğinin uygulanmasına da sıkıntı getirebilir yorumları yapılıyor.

Ankara ile diyalog yaptırımlar delinmesin amacını taşıyor

AB diplomatik kaynakları, sekizinci yaptırım paketinin uygulanmasının komplike olduğunu, bu konuda Türkiye ile hem hükümet hem de özel sektör nezdinde iletişimi güçlendirmek istediklerini kaydediyorlar.

Ankara da AB ile bu konuda daha çok teknik görüşme ve bilgilendirme talebini Brüksel’e iletmiş durumda.

Varhelyi’nin ziyareti hem bu açıdan hem de Brüksel’in Türkiye-AB ekonomik ortaklığına verdiği önemi göstermesi açısından önemli olacak. AB komiserinin iş dünyası ve hükümetle yapacağı görüşmelerde, Türkiye-Rusya arasında gelişen ticari artışın hiçbir koşulda Türkiye-AB ekonomik ortaklığına alternatif oluşturamayacağı mesajını vermesi öngörülüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

AB’nin Yeni Mülteci Düzenlemesine Tepki: Hukukun Üstünlüğüne Darbe

İnsan Hakları Örgütleri ve Sivil Toplum Kuruluşları, Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin mülteci akınını koz olarak kullanmasına karşı Avrupa Birliği’nin hazırladığı yeni düzenlemeye tepki gösterdi: Bu düzenleme Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını temelinden dinamitleyecek.

70’i aşkın Sivil Toplum Kuruluşu ve İnsan Hakları Örgütü ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Avrupa Birliği (AB) yaptığı yeni bir düzenleme ile Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin göçmenleri “silah”, “şantaj” ya da “siyasi baskı aracı” olarak kullanmasına karşı direncini güçlendirmeyi hedefliyor.

Ancak AB’nin bu amaçla hazırladığı ve “Araçsallaştırma Tüzüğü” olarak da adlandırılan hukuki düzenlemeyi onaylamaya hazırlanması, Avrupa’daki insan hakları örgütlerinin sert tepkisine yol açtı. Sivil toplum kuruluşları (STK), bu düzenlemenin Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını “temelinden dinamitleyebileceği” uyarısında bulunuyor.

AB ise sınırlarına göçmen akınını teşvik eden ülkelerin bu hamlelerini “Birliği istikrarsızlaştırmaya yönelik tehdit” ve “hibrit saldırılar” olarak nitelendirerek eleştirileri geri çeviriyor.

Bu konuda yaptıkları hemen her açıklamada “siyasi şantajlara boyun eğmeyecekleri” mesajını veren AB liderleri, diğer yandan Birliğin dış sınırlarından kaçak geçişleri önleyecek daha sıkı önlemler alıyor. AB, yeni hukuki düzenlemeyle de bu tür durumlarda çok daha hızlı hareket edilerek daha kapsamlı önlemlerin yaşama geçirilmesini sağlamayı umut ediyor.

Tüzük hangi gerekçelere dayandırılıyor?

“Göç ve İlticanın Araçsallaştırılması” adlı tüzüğün gerekçe bölümünde, AB ile sorun yaşayan bazı devletlerin artan bir şekilde, göç akımlarını siyasi amaçlar için bir araç olarak kullandıkları, ayrıca yapay göç akınları oluşturabildikleri, AB ve üye ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bu adımların da endişe verici olduğu ifade ediliyor.

Mevcut düzenlemelerin “göçmenlerin araçsallaştırılması yoluyla AB’nin bütünlüğü ve güvenliğine yapılan saldırılara” yanıt vermekte yetersiz kaldığı vurgulanan tüzüğün, üye ülkelerin acil göç ve iltica yönetim süreçlerini uygulayabilmelerine imkan tanınacağı kaydediliyor.

Peki araçsallaştırma olup olmadığına kim, nasıl karar verecek?

Düzenlemeye göre, üye ülkeler belirli bir ülkenin göçmenleri araçsallaştırıldığını gündeme getirmesi halinde Avrupa Komisyonu konuyu inceleyerek öneri hazırlayacak, daha sonra da bu öneri AB Konseyi’nde oylamaya sunulacak. Önerinin kabülü için nitelikli çoğunluk yeterli olacak.

AB Dönem Başkanı Çekya, Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılının sonunda önerilen tüzüğün Aralık ayında üye ülkeler tarafından onaylanmasını sağlamayı hedefliyor.

AB üyelerine “ölümcül darbe” uyarısı

İnsan hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve Oxfam gibi 70’i aşkın sivil toplum kuruluşu ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Tüzüğün üye ülkelerin AB sığınma hukukunun öngördüğü sorumluluk ve yükümlülükleri süresiz olarak askıya almalarına kapı araladığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu tüzüğün kabülü Avrupa Ortak İltica Sistemi’ne (CEAS) ölümcül bir darbe indirecektir” uyarısı yapıldı.

Avrupa Birliği Mülteciler ve Sürgünler Konseyi’nden (ECRE) Josephine Liebl, “hukuki düzenlemenin hukukun askıya alınabilmesini” düzenlediğini, üye ülkelere AB hukukundan sapma, iltica düzenlemelerini askıya alma, uygulamama izni verdiğini söylüyor.

“Hak ihlalleri için açık çek veriliyor”

AB’ye üye ülkelerin hükümetlerine tüzüğü onaylamama çağrısını yapanlar arasında Almanya’nın mültecilere destek veren en büyük sivil toplum örgütü PRO ASYL de yer alıyor.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlayan PRO ASYL’ün Avrupa Sorumlusu Karl Kopp, “Asıl bu tüzük, Avrupa’da hukukun üstünlüğüne açık bir saldırı girişimidir. Üye ülkelere, sınırlarında Avrupa sığınmacı hukukunu çiğneyebilmelerine açık bir çek veriliyor” dedi.

AB’nin sınırlarında yıllardı hukukun üstünlüğünün, insanlık onurunun yok sayıldığına, bunun sonucunda da sığınmacı hukukunun erozyona uğratıldığına işaret eden Kopp, “Ne yazık ki bu tüzükle, insanların sığınma hakkının ayaklar altına alınması yasal hale getirilmek isteniyor” görüşünü aktardı.

Dünyanın geri kalanına örnek olabilir

İnsan hakları savunucuları, iltica başvuralarının sınırda yapılmasını ve başvuruda bulunanların yine o bölgede tutulacak olmasına tepkili. Bunun Yunanistan’ın Türkiye sınırında yaptığı gibi yasadışı geri itmeleri daha da teşvik edebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yine üye ülkelerin yapılan iltica başvurularını kaydetmek için dört haftaya kadar bekleyebilmesi, toplamda işlemler için öngörülen sürecin de 16 haftaya kadar uzatılması endişeleri artırıyor.

Hak savunucuları, bunun koruma talep eden kişilerin bu süre boyunca fiilen gözaltında tutulacakları anlamına geldiğine işaret ediyor, çocuklar, hamile kadınlar veya travma geçirmiş kişiler için herhangi bir istisna öngörülmemiş olunmasını da “kabul edilemez” buluyor.

Karl Kopp, Avrupa’da devletlerin belirli durumlarda uluslararası hukuka aykırı hareket edebilmesine imkan tanımanın da ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı, diğer ülkelerin de bunu örnek alabileceğini, bunun sonucunda da küresel çapta sığınma haklarının baltalanabileceğini kaydetti.

“AB kurumlarına ihlal prosedürü başlatılmalı”

“AB sınırlarında, üye ülkelerin göçmenlere uyguladıkları vahşeti, tanık olduklarımızı tarif edebilecek kelimeleri bulmakta çok zorlanıyorum” diyen Kopp, şunları kaydetti:

“Hukuk devleti, insanlık onuru, insan hakları, bütün bunlar AB’nin temel değerleri. Ancak her gün bu değerler ihlal ediliyor. Aslında AB Komisyonu ve diğer kurumlara temel değerlerimizi çiğnedikleri gerekçesiyle, ihlal prosedürünün başlatılması gerekiyor.”

“Tabular yıkıldı”

PRO ASYL Avrupa Sorumlusu Kopp ayrıca, AB sınırlarında “araçsallaştırma” bahanesiyle Avrupa sığınmacı hukukunun askıya alınmasına imkan sağlayan tüzükten sürekli yararlanmak isteyebilecek ülkeler olduğuna da dikkat çekti.

Kopp, “Baltık ülkeleri, Polonya, Hırvatistan, Bulgaristan, Yunanistan, İspanya yani AB’nin tüm sınır hattı boyunca mülteciler için son derece toksik olan bu ‘araçsallaştırma’, ‘silah olarak kullanma’ tanımlarını kullanıyorlar. Şu anda ne yazık ki mültecilere karşı bir savaşa tanıklık ediyoruz. Tabular yıkıldı” diye konuştu.

AB özellikle 2015 yılından itibaren, Suriye iç savaşından kaçan Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın etmesiyle patlak veren krizden bu yana, mültecilerin birlik topraklarına geçmeye çalışmasını önlemeye odaklanıyor.

Ülkelerinden kaçanları ağırlayan ülkelere verilen mali yardımlarla, mültecilerin bu ülkelerde kalmaya devam etmesi, kaçtıkları ülkelere yakın bölgelerde tutulmaları sağlanıyor.

“Her şey mübah”

Karl Kopp ise aynı zamanda Yunanistan’ın yaptığı gibi, sınırdaki yasa dışı geri itmeler yoluyla caydırıcı olunmaya çalışıldığını, AB’de buna üstü kapalı bir onay da olduğunu söylüyor.

Kopp, gelinen noktada mültecileri AB sınırları dışında tutacak her şeyin mübah görüldüğünü söylerken, şu değerlendirmeyi aktardı:

“Hukukun üstünlüğü deniyor. Ancak Polonya, Hırvatistan, İspanya ve Yunanistan’ın sınırlarda yaptıklarını, uyguladıkları şiddeti, nedense kimse hukukun üstünlüğü ile ilişkilendirmiyor. Neden? Çünkü mültecileri AB’den uzak tuttukları müddetçe sorun yok. Bu çok açık. Ayrıca Libya’da sığınmacı kamplarında korkunç acıları, işkence, tecavüzler yaşanıyor. Ama kaçmaya çalışanlar geri gönderiliyor. Neden? Çünkü onlara bunun için para veriyoruz. Pis işleri başkalarına da yaptırıyoruz. Çünkü üçüncü ülkeler AB’nin bekçiliğini yapıyor, yapmazlarsa da kızılıyor.”

AB’nin araçsallaştırma suçlamasının hedefindeki ülkeler

Avrupalı liderlerin göç krizini dış politika aracı olarak kullanmakta suçladığı, göçmenleri araçsallaştırdığı için tepki gösterdiği ülkeler arasında Rusya, Belarus ve Fas’ın yanı sıra Türkiye de yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılında “kapıları açtık” diyerek Avrupa sınırına yeni bir göç akınının fitilini ateşlemesi, sadece Yunanistan ile değil, AB ile Türkiye arasında da büyük bir kriz yaşanmasına yol açmıştı.

2021 yılında Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun ülkesi üzerinden AB’ye göçmen akınını teşvik etmesi, Fas’ın da bu yıl, İspanya ile yaşadığı sorunlar nedeniyle sınır kontrollerini kaldırması, mülteci krizinin araçsallaştırılmasına örnek olarak gösteriliyor.

Hafta sonunda Yunanistan, Meriç Nehri’ni geçen çok sayıda göçmenin dövülmesi ve çıplak bir şekilde tutulması sonrasında yaptığı açıklamada da yine Türkiye’yi “göçmenleri araçsallaştırmakla” suçlamıştı.

Paylaşın