Türkiye, Görülmemiş Sıcaklarla Kavrulacak

Almanya merkezli Max Planck Ensititüsü ve Kıbrıs Enstitüsü’nün ortak araştırmasına göre, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da hava sıcaklığı yakın zamanda benzeri görülmemiş bir şekilde artacak.

Max Planck Ensititüsü’nün bilim dergisi Reviews of Geophysics’de yayımlanan rapora göre; Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin gelecek yıllarda sıcak hava dalgaları, kuraklık, toz fırtınaları, aşırı yağış gibi krizler yaşayacağına dikkat çekildi.

Araştırmada, gereken önlemler derhal alınmazsa Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun çok ciddi bir iklim krizinin etkisi altına gireceği belirtildi. Bölgenin “iklim değişikliğinin merkezi” olarak tanımlandığı raporda, bölgede sıcaklık artış hızının küresel ortalamanın neredeyse iki katı olduğu vurgulandı.

Su ve gıda krizi yaşanacak

Bu yüzyılın sonuna kadar bölgede sıcaklıkların 5 dereceye kadar artacağı, özellikle yaz aylarında benzeri görülmemiş kavurucu sıcaklar yaşanacağı tahmin ediliyor.

Rapora göre yağış miktarının da azalmasıyla bölge çok ciddi bir su ve gıda krizi yaşayacak, tüm ekonomik sektörler krizden etkilenecek.

Tarım alanları yok olmanın eşiğinde

Bölgede yaşayan 400 milyon kişi çok yıkıcı etkilerle karşı karşıya kalacak. Su seviyelerinin yükselmesiyle birçok yerde kıyı bölgeler ve tarım alanları yok olmanın eşiğine gelecek.

Raporda, iklim krizinin vuracağı ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, Katar, Suriye ve Suudi Arabistan da yer aldı. Ayrıca siyasi krizlerin ve çatışmaların yaşandığı bölgede ülkelerin iklim kriziyle mücadele için bir araya gelmesinin zor olduğu da kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Algler, İklim Krizini Çözebilir Mi?

Algler, sera gazları ve küresel iklim krizi ile ilişkili atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunu azaltma stratejisinin bir parçası olarak kullanılabilir. Algleri bu kadar özel yapan şey, küresel iklim krizini ve alglerin küresel ısınmanın etkileriyle mücadeleye yardımcı olmada oynayabileceği rolü.

Haber Merkezi / Algler, çoğunlukla sulu ortamlarda bulunan plat benzeri özelliklere sahip fotosentetik organizmalardır.

Pigmentasyon türüne ve besin rezervlerine göre sınıflandırılan yedi tür alg vardır: Yeşil algler (Chlorophyta), euglenoidler (Euglenophyta), altın-kahverengi algler ve diatomlar (Chrysophyta), ateş algleri (Pyrrophyta), kırmızı algler (Rhodophyta), sarı -yeşil algler (Xanthophyta) ve kahverengi algler (Paeophyta).

Algler, dünyadaki oksijenin büyük bir miktarını (yaklaşık yarısı olduğu düşünülür) üretmektedir. Bu mucizevi bir durumdur. Dünya genelindeki bitki popülasyonu bunun sadece 1/10’e ulaşmaktadır.

Alglerin ana bileşimi karbonhidratlar, lipidler, proteinler, lutein, astaksantin ve fukoksantin gibi karotenoidler ve nükleik asitler içerir.  Spesifik bileşim alg türüne bağlıdır ve ayrıca geliştirme yönteminden de etkilenmektedir.

Alglerin büyüyebilmesi için karbon tutması, bu organizmaları sera gazlarının ve iklim değişikliğinin önemli bir nedeni olan karbonun azaltılmasında paha biçilmez bir varlık haline getiriyor.

İklim değişikliği sorunu

İklim değişikliği, atmosferindeki sera gazlarındaki artış nedeniyle zaman içinde ortalama sıcaklık ve hava düzenlerinde meydana gelen değişiklikleri ifade eder.

Sanayileşme, okyanus asitlenmesi, toprak erozyonu ve ormansızlaşmanın yanı sıra sera gazı emisyonlarının tümü iklim değişikliği sürecinde yer almaktadır. CO2 seviyelerindeki eş zamanlı artış, ısınma potansiyelinin yarısından fazlasını oluşturur.

Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun azaltılması iklim krizi için bir önemli bir çözümdür. Bu çözüm, fiziksel ve biyolojik olarak ikiye ayrılmaktadır.

Biyolojik açıdan, bitkiler ve algler tarafından gerçekleştirilen CO2 sekestrasyonunu içeren fotosentez, açık ara en çevre dostu ve sürdürülebilir çözümdür. Bu süreç, ağaçlandırma, okyanus gübrelemesi ve mikroalg ekimi gibi  iyileştirmelerle desteklenmektedir.

Mavi karbon

Mavi Karbon, okyanus ve kıyı ekosistemleri tarafından tutulan karbonu ifade eder. Mavi karbon; tuz bataklıkları, deniz otu çayırları veya mangrov ormanları ve tüm dünyadaki okyanusları içeren kıyı ekosistemleri tarafından tutulan karbondur.

Mavi karbon habitatları, karbon yakalamada karasal ormanlardan bile daha etkilidir. Bu nedenle, bu ortamlar, atmosferik karbondioksitin azaltılmasına yardımcı olmak için doğal ve yapay karbon bataklıkları arayışında kilit alanlar halindedir ve dünyanın her yerinde bulunmaktadırlar.

Bu ekosistemler, atmosferde mevcut olan karbon dioksitten tuttukları büyük karbon rezervlerini yakalar ve daha sonra karbonu çökeltilerde biriktirirler.

Biyoenerji rezervi mi?

Algler aynı zamanda sürdürülebilir enerji kaynağıdır. Biyoenerji, biyolojik kaynaklardan elde edilen malzemelerden sağlanan yenilenebilir enerjidir. Biyokütle, güneş ışığını kimyasal enerji şeklinde depolayan herhangi bir organik malzemedir.

Paylaşın

İklim Krizi Bal Arılarının Ömrünü Kısaltıyor

Kahverengi ve kırmızımsı renkte bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa neden oluyor. Türkiye’de arıcılığı tehdit eden hastalıklar arasında yer alan varroa, arıların sağlığını etkilediği gibi arıcılık sektörüne de büyük zarar veriyor.

Arılarda verim düşüklüğüne ve sektörde ekonomik zararlara neden olan varroa hastalığı, son olarak 2022 Haziranı’nda Avustralya’da çok sayıda kolonide tespit edildi. Hastalık nedeniyle ülkede biyogüvenlik önlemleri alındı.

Varroa akarlarının arılar üzerindeki etkisi hakkında Anadolu Ajansı’na konuşan Dr. Öğretim Üyesi Devrim Oskay, dünya üzerinde arı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik açısından Türkiye’nin önemli bir kaynak olduğunu belirtti.

Türkiye’de görülmesi

Dünya genelinde 30 bal arısı ırkı bulunduğu ve bunların beşinin Türkiye’de yaşadığını söyleyen Oskay, “Ülkemiz yaklaşık sekiz milyon bal arısı kolonisine ev sahipliği yapıyor. Dünyada koloni başına düşen bal verimi ortalaması 24 kilogram. Bal arısı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik bakımından ülkemiz dünyada ön sıralardayken, koloni başına ortalama 15 kilogram bal verimi nedeniyle alt sıralara düşüyoruz,” dedi.

Olumsuz iklim koşulları, hastalık ve zararlılar nedeniyle Türkiye’de yaklaşık her yıl yüzde 10-40 koloni kaybı yaşandığını ifade eden Oskay, varroanın ilk olarak 1963’te Avrupa’daki bal arılarında tespit edildiğini, Türkiye’de ise 1970’li yılların başından itibaren görüldüğünü söyledi.

Hastalıkla mücadele

Varroanın, bugün dünyanın her ülkesinde bal arılarını tehdit ettiğini aktaran Oskay şöyle devam etti:

“Varroa akarları yetişkin bal arıları üzerinde beslenip yaşayabildikleri gibi gelişmekte olan kuluçkadaki larva ve pupalar üzerinde beslenip çoğalarak bal arılarının zayıf düşmesine, yaşam sürelerinin azalmasına, arı kolonisinde deforme kanat gibi virüslerin yayılmasına ve belli bir süre sonra kolonilerin çökmesine neden olabiliyor. Bugün varroa, dünyada arıcılık sektörünün en büyük problemi olarak görülüyor.”

Hastalıkla mücadelede karantina veya koloni imhasına başvurulamayacağını söyleyen Oskay, “Varroa ile mücadelede doğa dostu telli dip tahtası, pudra şekeri, organik asitler, aromatik, tıbbi bitki özleri ve yağları, kuluçkaya yüksek sıcaklık uygulaması, ıslah ve bunun gibi uygulamalar sentetik kimyasal kalıntı sorununun çözümü olarak görülüyor,” dedi.

Varroa nedir?

Kahverengi ve kırmızımsı renkteki bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa yol açıyor. Varroa, dünya arıcılık sisteminin en önemli problemleri arasında görülüyor.

Araştırmalar, iklim krizinin bal arısı kolonileri üzerinde stres yarattığını ve buna bağlı olarak da varroa akarının etkisini yükselttiğini ortaya koyuyor.

İklim krizine bağlı olarak bitki türlerinin yok olması, bitkilerin nektar ve polen salgılamalarının azalması, bal arılarının açlıkla veya yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Su Felaketleri Küresel Ekonomiyi Trilyonlarca Dolar Zarara Uğratabilir

Giderek kötüleşen kuraklık, şiddetli yağış, fırtına ve sel gibi suyla bağlantılı felaketlerin maddi ve manevi zararları olduğu tartışmasız. Ancak bugün açıklanan bir rapor, gelişmiş ekonomilerde yaşanan bu tür felaketlerin küresel ekonomiye olan etkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre, dünyanın gelişmiş ülkelerinde suyun neden olduğu felaketlerin küresel ekonomiye olan zararı 2050’de 5,6 trilyon dolara ulaşacak.

“Aquanomics” başlıklı bir rapor, Avustralya merkezli mühendislik ve çevre danışma şirketi GHD tarafından hazırlandı. Şirket suyun bir toplumun deneyimleyebileceği “en yıkıcı güç” olduğunu belirterek azının da çoğunun da tehlikeli olduğunun altını çizdi.

Çin ve Güney Kore sellerle mücadele ederken, aşırı yağış Hindistan’ın temiz su ve elektrik tedarikini engelledi. Son 500 yılın en kurak zamanlarını yaşayan Avrupa kıtasında çiftçiler ürün yetiştirmekte zorlanıyor. Pakistan ise henüz taze olan sel felaketinin yaralarını gelen yardımlarla sarmayı umuyor.

Dünyanın dört bir yanında toplulukların artan iklim olaylarının etkisini şimdiden hissettiğine dikkat çekilen raporda, bu toplulukların korunması için harekete geçmenin önemi vurgulandı.

Sadece 2021’de dünya genelinde 100 milyon insanın sel, fırtına ve kuraklıktan etkilendiği bildirilen raporda, su sektörünün değişime öncülük etme fırsatına sahip olunduğu belirtilerek, daha fazla yatırımın, inovasyonun ve entegre su yönetiminin gerektiği kaydedildi.

Rapor yedi ülkeyi kapsıyor

Yedi ülkedeki su risklerini değerlendiren rapor Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin, Kanada, Filipinler, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya’yı kapsıyor. Küresel sigorta verilerini ve olağanüstü olayların farklı sektörleri nasıl etkileyebileceğine dair bilimsel çalışmaları kullanarak hazırlanan raporda ülkelerin derhal karşı karşıya kaldığı kayıpların yanı sıra, küresel ekonomiye verdiği zararlara ilişkin de tahmin yürütüldü.

Buna göre dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de 2050 yılı itibarıyla toplam 3,7 trilyon dolar kayıp yaşanabilir ve gayri safi yurt içi hasılası(GSYİH) o tarihe kadar her yıl yüzde 0,5 küçülebilir. Filipinler için GSYİH’de kayıp oranı yüzde 0,7, Çin ve Kanada için yüzde 0,2, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri içinse yüzde 0,1 olarak gerçekleşebilir.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin ise yüzyıl ortasında yaklaşık 1,1 trilyon dolar kümülatif kayıpla karşı karşıya kalabilir.

Hangi sektörler an ağır etkilenebilir?

Değerlendirmede ele alınan beş büyük sektörden küresel ekonomi için en hayati olan üretim ve dağıtım, bu felaketlerden en kötü etkilenen sektör de olabilir. Rapor, su kıtlığının üretimi aksatırken, fırtına ve sellerin altyapı ve envanteri tahrip edebileceğine dikkat çekiyor ve bunun maliyetinin 4,2 trilyon doları bulabileceğini belirtiyor.

Tarım sektörü ise kuraklık ve aşırı yağıştan en ağır şekilde etkilenebilecek bir diğer sektör. Rapora göre, bu felaketlerin yol açabileceği kayıpların 2050’de 332 milyar doları bulması olası. Suyla ilgili felaketlerden etkilenebilecek diğer sektörler de perakende sektörü, bankacılık ve enerji olarak sıralanıyor.

Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda küresel uzman grupları su ekonomisini araştıracak yeni bir komisyon kurduklarını açıkladı. Komisyon, su yönetimi konusunda karar vericilere faydalı tavsiyeler sunabilmeyi amaçlıyor.

Komisyonun eş başkanı Tharman Shanmugaratnam Reuters haber ajansına verdiği bilgide suyun yönetiminin, iklimin beraber değerlendirilerek “dönüştürülmesi” gerektiğinin altını çizdi ve “Bunu yapmanın maliyeti önemsiz değil, aksine aşırı hava koşullarının yol açabileceği yıkımın maliyeti yanında cüce kalır açıklamasında bulunmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’nın Yarısı Kuraklık Tehdidi Altında

Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin hazırladığı ilgili rapora göre, 10 Ağustos itibarıyla kıtanın yüzde 47’lik bölümü kuraklık tehlikesi altında. Avrupa’nın yüzde 17’lik kısmında ise söz konusu tehdidin çok ağır ve endişe verici boyutta olduğu bildirildi.

Uzmanlar tarafından hazırlanan bir rapor Avrupa’nın nerede ise yarısının kuraklık tehdidi alında olduğunu ortaya koydu. Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin hazırladığı ilgili rapora göre, 10 Ağustos itibarıyla kıtanın yüzde 47’lik bölümü kuraklık tehlikesi altında. Avrupa’nın yüzde 17’lik kısmında ise söz konusu tehdidin çok ağır ve endişe verici boyutta olduğu bildirildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na bağlı bir kurum olan Kuraklık Gözlem Dairesi, yaşanan kuraklığın tarımda pek çok ürünün hasadını son derece olumsuz etkilediğini; bunların içinde de en fazla etkilenenlerin mısır, soya fasulyesi ve ayçiçeği olduğunu aktardı.

Dairenin Pazartesi günü kamuoyu ile paylaştığı raporda, Avrupa’nın pek çok bölgesini sene başından bu yana etkisi altına alan kuraklığın, Ağustos ayı başından itibaren daha da ağırlaştığı ve kötüleştiği bildirildi. Buna sebep olarak, yağısların azalması ve Mayıs ayından bu yana yaşanan sıcak hava dalgaları gösteriliyor. Kuraklık nedeniyle ayrıca bir yandan nehirler kururken, diğer yandan enerji santrallerinde de aksaklıklar yaşandığı raporda yer aldı.

Kuraklıktan etkilenen Avrupa ülkeleri

Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin raporuna göre, kuraklık tehlikesinin en fazla arttığı Avrupa ülkeleri, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Romanya, Macaristan, Sırbistan’ın kuzeyi, Ukrayna, Moldova, İrlanda ve Birleşik Krallık. 2022 yılının henüz bahar aylarında kuraklık tehlikesi yaşayan İtalya’nın kuzeyi, Fransa’nın güneydoğusu ve Macaristan ile Romanya’daki bazı bölgelerde durumun daha da kritik bir hale geldiği söz konusu raporda vurgulanırken, özellikle Akdeniz’in batısında hava sıcaklığının Kasım ayına kadar mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği öngörüsünde bulunuldu.

Son günlerde görülen yağışların Avrupa’nın bazı bölgelerindeki kuraklığı bir nebze azaltmış olabileceği de belirtilirken, bazı bölgelerde ise bu yağışlarla birlikte gelen fırtınaların, yağışların olumlu etkisini azaltan zararlara ve kayıplara yol açtığı bildirildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ESA: İklim Değişikliğinin Ekonomik Hasarı Enerji Krizinden Kat Kat Fazla Olacak

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Başkanı Josef Aschbacher iklim değişikliğinin ekonomik hasarının, Avrupa’nın şu anda yaşadığı enerji krizinden kat kat fazla olacağını söyledi. Aschbacher, acilen iklim kriziyle mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, ESA Başkanı, uzaydan alınan görüntülere göre orman yangınlarının, sıcak hava dalgalarının, nehirlerin kurumasının ve yerkürenin ısınmasının iklim kriziyle ilişkili olduğuna dair bir şüphe kalmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan Aschbacher, “Bugünlerde enerji krizinden endişeleniyoruz, endişelenmekte de haklıyız. Ama iklim krizinin yanında bu çok ufak bir sorun. İklim kriziyle bir an önce mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

Fransa’da bu yıl 57 bin 200 hektardan fazla bir alan orman yangınları sırasında yok oldu.

İspanya’da Temmuz ayı, 1961’den bu yana ülkede yaşanan en sıcak ay olarak kayıtlara geçti.

ABD’nin Utah eyaletindeki Büyük Tuz Gölü ve İtalya’daki Po Nehri’nde su seviyeleri rekor seviyede düştü.

İngiltere’de ise önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının 37 santigrat dereceye yükselmesi bekleniyor. Ülkede sıcak havayla ilişkili bir ay içinde ikinci defa sağlık uyarısı verildi.

Aschbacher, “Durum iyi değil. Daha önce hiç tanık olmadığımız hava olayları görüyoruz” diyor.

Havanın yanı sıra yeryüzü de ısınıyor

Tek sorun hava sıcaklıklarının yükselmesi de değil. Yeryüzü de giderek ısınıyor.

Aschbacher, ESA uydularının geçtiğimiz haftalarda İngiltere’de 45 derece, Fransa’da 50 derece ve İspanya’da 60 derecelik yeryüzü sıcaklığı ölçtüğünü aktarıyor.

ESA Başkanı, “Tüm ekosistemimiz bilim insanlarının beklediğinden çok daha hızlı bir şekilde değişiyor. Kuraklıklara ve şiddetli fırtınalara tanık oluyoruz. Bunların tümü iklim krizinin etkileri” diyor ve ekliyor:

“Kasırgalar da rüzgar hızı açısından eskisine göre çok daha güçlü, bu yüzden de daha çok hasara yol açıyorlar.”

Reuters’a konuşan Aschbacher, hava paternlerinde her zaman dalgalanmalar yaşandığını, ancak böylesine hızlı değişimlerin normal olmadığını anlatıyor.

Aschbacher, bu yıl karşı karşıya olduğumuz hava uyarılarını dikkate almamanın dünyaya bedelinin milyarlarca dolar olacağını söylüyor:

“İnsanlar bir yandan bu krizle baş edebileceğimizi düşünüyor, diğer taraftan da krizle mücadele etmenin maliyetinin çok yüksek olacağına inanıyor. Yaşadığımız hava olaylarının iklim krizi kaynaklı olduğuna dair hiçbir kuşkum yok.”

Paylaşın

Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Geçtiğimiz Ay “En Sıcak Üçüncü Temmuz Ayı” Olarak Kayıtlara Geçti

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarının etkili olduğu Temmuz 2022’de dünyanın pek çok bölgesinin şimdiye kadar kayıtlara geçmiş en sıcak üç Temmuz ayından birini yaşadığını açıkladı.

WMO, dün (9 Ağustos) yaptığı açıklamada, Temmuz ayında Avrupa kıtasındaki sıcaklıkların 1991-2020 yılları arasındaki sıcaklık ortalamasından yaklaşık 0,4 santigrat derece daha yüksek olduğunu kaydetti.

Temmuz ayında şiddetli bir sıcak hava dalgası ve orman yangınları ile karşı karşıya kalan güneybatı ve batı Avrupa’da ise Temmuz ayında hava sıcaklığının ortalamanın en fazla üstüne çıktığı yerler oldu.

“Tüm bunlar, soğutucu bir etkisi olması gereken La Niña olayına rağmen gerçekleşti” diyen WMO Sözcüsü Clare Nullis, “Bunu bazı yerlerde görsek de dünyanın her yerinde durum bu değildi” dedi.

Nullis’in açıklamasına göre, Temmuz 2022, Temmuz 2019 ve ondan daha sıcak olan Temmuz 2016’dan sadece biraz daha serindi.

Avrupa’da en sıcak 6. Temmuz

WMO’nun da hatırlattığı üzere, Portekiz, Fransa’nın batısı ve İrlanda’da hava sıcaklıkları Temmuz ayında rekor seviyelere ulaşmış, İngiltere’de hava sıcaklığı ise ilk defa 40 derecenin üzerini görmüştü. Galler ve İskoçya’da da günlük hava sıcaklığı rekorları kırılmıştı.

Temmuz ayında ortalama hava sıcaklığının 25,6 derece olduğu İspanya’da bu yıl en sıcak Temmuz ayını yaşadı. 8-26 Temmuz 2022 arasında etkili olan sıcak hava dalgası ise ülkenin şimdiye kadar yaşadığı en şiddetli ve uzun süreli sıcak hava dalgası olarak kayıtlara geçti.

Avrupa Komisyonu’nun Copernicus İklim Değişikliği Hizmetleri’nin verilerini kullanan WMO, Avrupa’nın en sıcak 6. Temmuz’unu yaşadığını doğruladı.

WMO’nun açıklamasına göre, önce güneyde etkili olan sıcak hava, ardından kıtanın kuzeyine doğru ilerleyerek Almanya ve İskandinavya’nın bazı bölgelerinde de sıcaklıkları yükseltmiş, İsveç’te pek çok bölgede şimdiye kadar görülen en yüksek sıcaklıklar kayıtlara geçmişti.

Buzullar eriyor

Somali Yarımadası’ndan güney Hindistan’a, Orta Asya ve Avustralya’nın pek çok bölgesinde ise sıcaklıklar Temmuz ayında ortalamanın altında seyretti. Gürcistan ve Türkiye de WMO’ya göre genelde daha düşük Temmuz sıcaklıklarının etkili olduğu ülkeler arasındaydı.

WMO’ya göre, Temmuz 2022, Antarktika Deniz buzulunun şimdiye kadar en düşük seviyede olduğu Temmuz ayı oldu. Ortalama seviyeler ile karşılaştırıldığında, buz kütlesi yüzde 7 daha düşüktü.

Kutup Denizi buzulu seviyesi de ortalamaya göre yüzde 4 daha düşüktü. Uydu görüntülerine göre, Temmuz 2022’de kaydedilen buzul seviyesi şimdiye kadar görülen en düşük 12’nci Temmuz buzul seviyesiydi.

Nullis, buzulların “öldürücü bir yaz” yaşadığını söyledi. Alperler’deki buzulların da düşük seviyelerde olduğunu kaydeden Nullis, art arda gelen sıcak hava dalgalarının Avrupa’daki buzullar için kötü haber olduğunu kaydetti.

Paylaşın

“İklim Krizi İnsan Neslinin Tükenmesine Neden Olabilir”

Uluslararası araştırmacılardan oluşan bir ekip, hükümetleri iklim krizi nedeniyle yaşanabilecek “en kötü senaryoya” karşı dikkatli olmaya çağırdı. Araştırmacılara göre, bu senaryo insan neslinin tükenmesi, kitlesel iklim göçü ve toplumsal çöküş gibi felaketleri içeriyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan makalede uzmanlar, “En kötü senaryoları görmezden gelerek iklim değişikliğini hızlandıran bir gelecekle yüzleşmek en iyi ihtimalle safça bir risk yönetimi, en kötü ihtimalle ise ölümcül bir aptallık olur” ifadelerini kullandı.

Dünya iklim felaketine doğru mu gidiyor?

Paris İklim Anlaşması’na göre, küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması gerekiyor.

Dünyanın 1,5 derece ısınması halinde nüfusun yüzde 14’ü her 5 yılda bir aşırı sıcak hava dalgalarına maruz kalacak. 2 derecelik bir ısınmadan bahsedildiği takdirde bu oran yüzde 37’lere çıkıyor.

Cambridge Üniversitesi’nin Varoluşsal Risk Araştırmaları Merkezi’nden Luke Kemp’e göre, ısınmanın 2 dereceyi de aştığı durumda neler olabileceğine dair yeterince araştırma yok.

Bugüne kadar verilen sera gazı azaltma taahhütleri yerine getirilirse küresel ısınma 2100’de 1,9 ila 3 derece arasında gerçekleşecek. Eğer bugünün sera gazı eğilimleri devam ederse küresel ısınma 3,9 dereceye kadar çıkabilir.

‘İklim değişikliği 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı’

Makalenin yazarlarından biri olan Kemp, “En önemli senaryolara ilişkin bilgimiz en az seviyede” şeklinde konuşuyor.

İnsan neslinin inanılmaz derecede dayanıklı olduğunu belirten Kemp, gelecek yüzyılda yok olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söylüyor ancak ekliyor: “Ancak küresel bir felaket yaşama, gelecek yüzyılda yok olma riskimiz yüzde 1 bile olsa bu çok yüksek bir oran”.

Uzmanlar ayrıca henüz öngöremediğimiz ancak geri dönüşü olmayan kritik eşiklerin de olabileceğini söylüyor ve bunları “bilinmeyenlerin bilinmeyen riski” olarak adlandırıyor. Stratokümülüs bulutlarının kaybolma ihtimali üzerinden örnek veren araştırmacılar, eğer yüksek karbondioksit yoğunlaşmaları bu bulutların kaybına yol açarsa dünyanın birden 8 derece ısınabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, “Tarihe dönüp bakılması gerekiyor. İklim değişikliği daha önce çok sayıda toplumun çöküşünde ya da dönüşümünde, dünya tarihindeki 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı” hatırlatmasını yapıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünyanın Önde Gelen Bankaları İklim Hedeflerinin Çok Uzağında Kaldı

Dünyanın en etkin bankalarının Paris İklim Anlaşması’nda küresel ısınmaya karşı belirlenen hedeflere ulaşma konusunda attığı adımlar yetersiz kaldı. Verilerin finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, İklim Değişimi Kurumsal Yatırımcılar Grubu (IDKYG) tarafından hazırlanan bir rapora göre Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya merkezli 27 dev banka küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için belirlenen önlem alanların her birinde hedeflerin çok uzağında kaldı.

AP’nin ulaştığı raporda hiç bir önde gelen bankanın yeni petrol ve doğal gaz arama projelerine finansman sağlamama sözü vermediği sadece bir bankanın Uluslararası Enerji Ajansı yönergelerine göre kömür finansmanını kesme sözü verdiği vurgulandı.

Barclay’s’in İngiltere Emeklilik Fonu, BlackRock ve Goldman Sachs Varlık Yönetimi gibi birimlerin üyesi olduğu IDKYG’nin internet sitesine göre 350’den fazla üyesi toplamda 51 trilyon euroluk yatırımı yönetiyor ya da danışmanlık veriyor.

Raporun finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor. Kurumların karbon emisyon salımlarını takip eden araştırma kuruluşu Geçiş Yolu Girişimi de rapora katkıda bulundu.

Wharton İşletme Okulu Dekan Yardımcısı Witold Henisz çalışmanın bankaların henüz net sıfır hedeflerine hatta kendi verdikleri sözlere ulaşmak için yeterli ilerleme kaydetmediklerini ortaya koyduğunu belirtti. Henisz çalışmanın metodolojisine getirilecek eleştirilerin ortaya çıkan açık sonucu etkileyemeyeceğine de vurgu yaptı.

Çalışmada bankalar iklim hedeflerine ulaşma konusunda 6 başlık altında değerlendirildi. Bunlar net sıfır hedeflerine bağlılık; kısa ve orta vadeli emisyon hedefleri; kirlilik yaratan sektörlerden çıkma anlamına gelen karbonsuzlaştırma stratejisi; iklim düzenlemeleri konusunda lobi çalışmaları, iklim duyarlılığının liderlik yapısını etkilemesi.

Paylaşın