‘Orman Yangını’ Çıkma Olasılığı Yılda 10 Gün Arttı

Bilim insanları, yalnızca ısınan gezegeni değil, aynı zamanda insan faaliyetleri, arazi kullanımı ve değişen bitki örtüsü üretkenliği gibi; orman yangınlarının başlangıcını ve yayılmasını önemli ölçüde etkileyen diğer faktörleri de hesaba katarak geçmiş, şimdiki ve gelecekteki orman yangını eğilimleri arasındaki ilişkiyi araştırdı.

Doğu Anglia Üniversitesi (UEA) liderliğindeki bir araştırma ekibi, 500’den fazla araştırma makalesini değerlendirerek, uydu verileri ve bilgisayar modellerindeki veri kümelerini yeniden analiz ederek, orman yangınları riskinin iklim krizine bağlı olarak küresel ölçekte arttığını tespit etti.

İklim krizi koşullarına bağlı olarak yangın havası (orman yangınlarına elverişli sıcak ve kuru hava) arttığı için, tüm dünyadaki ormanlar daha sık ve daha şiddetli şekilde yanmaya duyarlı hale geliyor.

İklim krizi ve yangın

Küresel sıcaklıklar artmaya devam ederse, iklim krizinin yangın riskleri üzerindeki etkisi gelecekte daha da artacak.

Araştırmada yer alan bulgular, yıllık yangın havası mevsiminin 1979’dan 2019’a yılda 14 gün arttığını ve aynı dönemde aşırı yangın havası olan günlerin sıklığının 10 gün arttığını ortaya koydu.

Bu artışlar şimdiye kadar özellikle batı Kuzey Amerika, Amazon ve Akdeniz’de belirgindi. Sıcaklıklar Sanayi Devrimi öncesi seviyenin –2 derece’nin– üzerine çıkarsa Sibirya, Kanada ve Alaska’nın kuzey ormanları da büyük olasılıkla benzer süreçleri yaşayacak.

Dünya genelinde sıcaklıklar 3 dereceye ulaşırsa, tüm dünya daha önce benzeri görülmemiş yangın havasıyla karşı karşıya kalacak.

Yıkıcı zararlar

UEA Çevre Bilimleri Araştırma Görevlisi ve çalışmanın da baş yazarı olan Matthew Jones “Orman yangınlarının toplum, ekonomi, insan sağlığı ve geçim kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve karbon emisyonu üzerinde yıkıcı zararları olabilir,” diyor.

Jones: “Orman yangını eğilimleri ile iklim krizi arasındaki bağlantıyı netleştirmek, gelecekte orman yangını tehditlerini anlamak için kritik öneme sahip. Toplumlar, iklim krizine bağlı artan yangın risklerini ya bastırabilir ya da bununla mücadele edebilir. Bölgesel eylemler ve politikalar, orman yangınlarını önlemek veya şiddetini azaltmak için önemli hale gelebilir.”

Yangın havası: Ormanlık alanlarda, yangının çıkmasına uygun olan hava koşulları. Bu gibi durumlarda ormancılara, ormanla ilgili kurum ve kuruluşlara, sıcaklık, nem, rüzgâr yön ve hızı ve görüş uzaklığı bilgilerini içeren hava durumu ihbar ve tavsiyeleri hazırlanıp gönderilir.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Dünya Nüfusunun Dörtte Biri Sel Felaketi Tehlikesi Yaşıyor

Yeni bir araştırma, dünya nüfusunun dörtte birinin ciddi sel felaketi riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Nature Communications (doğa iletişimi) dergisinde yayımlanan araştırmada, özellikle gelir düzeyi düşük ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilenmesinin beklendiği uyarasında bulunuldu.

Şiddetli yağış ve fırtınaların yol açtığı su baskınlarının her yıl milyonlarca insanı etkilediği, evlere ve altyapıyı tahrip edip, ekonomilere milyarlarca dolarlık zarar verdiği kaydedilen raporda, iklim değişikliğinin daha fazla aşırı yağışla ve deniz seviyesinin yükselmesine neden olduğu için risklerin de yükseldiği ve buna hedef olacak insan sayısını da arttırdığı uyarısında bulunuldu.

Aşırı yağışla birlikte sel felaketleriyle ilgili bilgilerin toplandığı araştırmada, Dünya Bankası verilerine de atıfta bulunuldu.

Fakir ülkeler daha fazla etkileniyor

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 23’ünü teşkil eden yaklaşık 1,81 milyar insanın, yüzyılda bir doğrudan 15 santimetreden fazla su seviyesiyle sellere hedef olduğu vurgulandı.

2020 yılı verilerine atıfta bulunulan raporda, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 12’sine tekabül eden yaklaşık 9,8 trilyon dolarlık ekonomik faaliyetin şiddetli sele maruz kalan bölgelerde gerçekleştiği tespitinde bulunuldu.

Fakir ve orta gelirli ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilendiği kaydedilen raporda, genelde su baskınlarına maruz kalan insanların yaklaşık yüzde 90’ının düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşadığı aktarıldı.

Raporda, bölge olarak Asya’nın güney ve doğusundaki ülkelerle Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Paylaşın

Küresel Isıtma, Biyolojik Çeşitliliği Geri Dönülmez Şekilde Etkiliyor

Cape Town Üniversitesi (UCT) ve University College London (UCL) araştırmacıları, yaklaşık 30 bin deniz ve kara türü üzerinde, limit aşımının etkilerini inceledi. Araştırmaya göre gezegenin sıcaklık artışının sınırlandırılması hedefinde gerekli olan seviyenin gerisinde kalındığı için, küresel ısıtma limitinin kısa sürede “aşılacağı” söyleniyor.

Bu kapsamda, 2100 yılındaki tehlikeli sıcaklık artışına kadar karbon uzaklaştırma teknolojilerinin hayata geçirilmesi öngörülüyor.

Mercan resifleri

“Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences” isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre biyolojik çeşitlilik kaybı özellikle ormanlarda ve mercan resiflerinde toplu ölümler şeklinde gerçekleşiyor.

Araştırma, limit aşımı durumunda türlerin dağılımı ve üreme davranışlarının yanı sıra birçok parametrede ne gibi değişiklikler olabileceğini gösteriyor.

Araştırmanın bulguları özetle şöyle:

  • 2°C sıcaklık artışı limitinin aşıldığı süre boyunca, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiler birdenbire ortaya çıkabilecek ve çok zor bir şekilde geri dönüşü olabilecek. Biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerin iyileştirilmesi, sıcaklığın aşılmasından daha uzun sürecek.
  • İncelenen alanların en az dörtte birinde, limit aşımı öncesindeki ‘normal’ koşullara geri dönüş şansı oldukça belirsiz ya da hiç yok.
  • Bilim insanları, karbondioksit uzaklaştırma teknolojilerinin, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri giderebilecek sihirli bir değnek olmadığı konusunda uyarıyorlar. Sıcaklık seviyeleri kontrol altına alınsa bile, bazı türlerin geri gelemeyeceği konusunda uyarıyorlar.

Limit aşımının etkisi

Araştırmacılar, daha fazla ısıtma nedeniyle çoğu bazı türlerin birden bire güvenli olmayan sıcaklıklara maruz kalacağını söylüyorlar. Araştırmaya göre bu türlerin termal sınırları içerisinde konforlu koşullara dönüşleri de kademeli olarak gerçekleşebilecek.

Biyolojik çeşitlilik açısından risk barındıran limit aşımı etkisinin, sıcaklıkların 2°C’nin üzerinde seyredeceği ve yaklaşık 60 yıl sürecek aşıma kıyasla yaklaşık iki kat daha uzun süreceği tahmin ediliyor.

Tropik bölgeler

Risklerden en fazla etkilenecek yerler arasında ise tropik bölgeler yer alıyor: Hint-Pasifik, Orta Hint Okyanusu, Sahra Altı Afrika’nın kuzeyi ve Kuzey Avustralya. Dünyanın tür çeşitliliği açısından en zengin bölgeleri arasında yer alan Amazonlar’da da, türlerin yarısından fazlasının tehlikeli iklim koşullarına maruz kalabileceği öngörülüyor.

Araştırma kapsamında incelenen, Amazonların da aralarında bulunduğu toplam alanın yaklaşık yüzde 19’u için, limit aşımının etkilerine maruz kalan türlerin, aşım öncesi durumlarına geri dönüp dönemeyeceği belirsizliğini koruyor.

Bu alanlardan yüzde 8’inin ise limit aşımı öncesi seviyelerine hiçbir zaman ulaşamayacağı tahmin ediliyor.

Limit aşımı nedir?

Küresel Ayak izi Ağı’na (Global Footprint Network) göre “Dünya Limit Aşımı Günü”, insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda sağlayabileceği kapasiteyi aştığı gün olarak tanımlanıyor. 1997 yılında eylül ayına denk gelen limit aşımı günü, bu yıl şimdiye kadarki en erken tarihini gördü: 28 Temmuz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kutup Ayıları, İklim Krizi Yüzünden Avlanma Yöntemlerini Değiştirdi

Kutup ayıları, iklim krizi tartışmalarında en çok bahsi geçen canlılardan ve aynı zamanda krizin potansiyel ilk kurbanlarından. Türlerinin hayatta kalması büyük ölçüde buzullara bağlı olduğu için iklim krizinin de en eski sembollerinden.

Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, Grönland’daki izole bir kutup ayısı popülasyonunun (birkaç yüz kutup ayısı), avlanma pratiklerini iklim krizinin etkilerine uyarlayarak değiştirdiğini ortaya koydu.

Küresel sıcaklık artmaya devam ettikçe, güneydoğu Grönland kutup ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğu bölgesinde hızla azalıyor.

Akıllıca bir hat

Tablonun vehametine rağmen “iyi” hissettiren bir detay var: Grönland’ın güneydoğu kıyılarında yaşayan ve sayıları görece az olan bu kutup ayıları, büyük Grönland buz tabakasından kopan tatlı su buzlarına güvenmek yerine, donmuş deniz suyundan oluşan deniz buzunu platform olarak kullanıyorlar. Ve böylelikle fokları avlamak için akıllıca bir hat izlemiş oluyorlar.

Washington Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’ndan Kutup Bilimcisi Kristin Laidre öncülüğünde yapılan araştırmaya göre ayılar, eriyen buzullara tutunabilmek için daha uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyor.

Daha küçükler

Laidre, araştırma bulgularına dair “Ne yazık ki güneydoğu Grönland ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğunda mevcut değil,” diyor.

Araştırma, bu kutup ayısı grubunun dünya genelinde genetik olarak en izole edilmiş ayı grubu olduğunu ve türün bilinen diğer 19 popülasyonundan farklı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada yer alan bilgilere göre bu ayılar, diğer türdeşlerine göre daha küçükler ve daha yavaş çoğalıyorlar. Açlık eşikleri daha yüksek. Her şeyden önemlisi ise hayatta kalabiliyorlar.

Bu farklılıkların genetik adaptasyonlardan mı yoksa sadece kutup ayılarının farklı bir iklim ve habitata verdiği tepkiden mi kaynaklandığı ise henüz bilinmiyor.

Kutup ayıları hakkındaki 10 gerçek

Kutup ayıları aslında beyaz değil; Bu doğru. Kutup ayılarının aslında derileri siyah (burunlarına bakın) ve tüyleri renk pigmentine sahip değil, yani şeffaf. Bu tüyler ışığı yansıtarak beyaz görünmelerini sağlıyor.

Büyük beyaz köpek balığından daha güçlü ısırabilir; 1235 birim olarak ölçülen ısırma kuvvetleriyle kutup ayıları, büyük beyaz köpekbalığı, Bengal kaplanı ve Afrika aslanından daha güçlü bir ısırığa sahiptir.

Atlar kadar hızlı koşabilir; Kutup ayıları saatte 40 kilometre hızla koşabilir. Bu da bir yarış atıyla yarışabilecekleri anlamına geliyor.

Gece görüş gözlükleriyle görülemez; Kalın yağ katmanları ve meşhur kürkleri, kutup ayılarının karlarla kaplı Kuzey Kutbu’nda sıcak ve rahat olmalarını sağlar. Ama aynı zamanda onları gece görüş gözlüklerinden de saklar.

Üç göz kapağı vardır; Evet, bu doğru, tam 3 tane! Üçüncü göz kapağı gözlerine ulaşan UV miktarını azaltır ve böylece onları kar körlüğünden korur.

Su içmezler; Kuzey Kutbu’nda bulunan içilebilir suların çoğunluğu, tahmin edebileceğiniz gibi donmuş durumdadır. Bu bizim için sorun oluşturabilir ama kutup ayıları için asla! Çünkü onların su içmelerine gerek yok, ihtiyaçları olan H2O’yu yağ yakımı sırasında gerçekleşen kimyasal tepkime ile elde edebilirler.

Islanmazlar; Kutup ayılarının kürkleri iki katmanlıdır. Kutup ayıları okyanusta yüzerken, dış katmandaki kürk, iç katmandaki kürkü ıslanmaktan korur.

Dilleri mavidir

Rekortmen bir kutup ayısı 9 gün boyunca yüzdü; Bir kutup ayısı, 9 gün boyunca hiç durmadan 687 km yüzerek, bugüne kadar en uzun süre yüzen kutup ayısı oldu (Bu hiç durmadan 232 saat ediyor)

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Çarpıcı Uyarı: Sıcak Hava Dalgaları Ölümcül Hale Gelecek

Küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarına dair uyarılar devam ediyor. Son olarak, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) ile C40 Kentleri, dünya genelinde sıcak hava dalgalarının daha sık ve ölümcül hale geleceğine dair uyarıda bulundu.

IFRC ve C40 Kentleri’nin birlikte yaptığı yazılı açıklamada, dünyadaki sıcak hava dalgalarının gidişatına dair değerlendirmelere yer verildi.

Açıklamaya göre 2015’ten 2021’e kadar geçen yedi yıla bakıldığında 2021 en sıcak yıl oldu. 2022 ise küresel ısıtmaya dair şimdiden cezalandırıcı bir yıl.

“Felaketin habercisi”

Hindistan, Pakistan, Doğu Asya, Güney Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde canlı yaşamını tehlikeye atan sıcaklıkların yaşandığına dikkat çekilen açıklamada dünyanın daha da ısınacağı belirtildi.

Yükselen sıcaklıkların pek çok hastalığı da beraberinde getirdiği ve binlerce insanın hayatını tehlikeye attığı ifade edilen açıklamada, “Kent sakinleri, kırsal bölgelerde yaşayanlara göre sıcak hava dalgalarından daha çok etkileniyor,” denildi.

5 milyar insan etkilenecek

Açıklamada, sıcak hava dalgalarının artık özellikle kentlerde daha sık, uzun, tehlikeli ve ölümcül olacağı uyarısı yapılarak şu ifadelere yer verildi: “Çünkü kentsel alanlar çevredeki kırsal alanlara göre daha sıcak ve iklim krizi nedeniyle daha fazla ısınıyor. En fazla risk altında olanlar zaten savunmasız durumda olan yaşlılar, izole edilmişler, bebekler, gebe kadınlar, kronik rahatsızlıkları olanlar ve genellikle açık havada çalışan, kliması veya yeterli havalandırması olmayan binalarda yaşayan ve çalışan kent yoksulları.”

IFRC Başkanı Francesco Rocca, Federasyonun Cenevre merkezinde düzenlenen basın toplantısında 5 milyar insanın sıcak hava dalgasının olumsuz etkilerine maruz kalma riski olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti: “Sıcak hava dalgaları iklim krizinin yarattığı gizli katillerdir.”

Ölümler önlenebilir

Rocca, sıcak hava dalgalarının büyük çoğunluğunun haftalar öncesinden tahmin edilebilecek yöntemlerin geliştirildiğini vurgulayarak aşırı sıcaklardan kaynaklanan ölümleri önlemek için alınabilecek basit ve düşük maliyetli önlemler olduğunu söyledi.

C40 Şehirleri Direktörü Mark Watts “Sıcak havanın hakim olduğu kentlerin uzun süreli bunaltıcı sıcağa ve soğuk havanın hakim olduğu kentlerin de alışık olmadıkları aşırı sıcaklık seviyelerine hazırlanmaları gerekiyor,” dedi.

Watts sözlerine şöyle devam etti: “Ağımızdaki belediye başkanları, Miami’den Mumbai’ye ve Atina’dan Abidjan’a yeşil alanları artırıyor, soğuk tavan uygulamalarını genişletiyor ve artan sıcaklıklara karşı direnci artırmak için sıcaklık eylemlerine dair iş birliği yapıyor. Ancak iklim krizi kötüleştikçe riskleri azaltmak için çok daha fazla çalışmak gerekiyor.”

Tedbirler

IFRC, 14 Haziran’da ise sıcaklığın yükselme tehlikesi bulunan 50 büyük kentte farkındalık yaratılması için Küresel Sıcaklığa Karşı Tedbir Günü kampanyası başlattı.

Bu kapsamda IFRC, sıcak hava dalgasının tehlikelerini azaltmak üzere C40 Kentleri’nin yetkilileriyle iş birliği içinde çalışacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye AB’den 15 Milyon Ton Atık İthal Etti

Merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre Türkiye, geçen yıl Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden 14,7 milyon ton atık ithal etti. Atığın yaklaşık yüzde 90’ını demir ve çelik hurdaları oluşturdu.

Haber Merkezi / AB’nin Türkiye’nin ardından en fazla atık ihraç ettiği ikinci ülke Hindistan. Eurostat’tan yapılan açıklamaya göre Hindistan’a 2,4 milyon ton, Mısır’a 1,9 milyon ton ve İsviçre’ye 1,7 milyon ton atık satışı gerçekleştirildi. Çin’e yapılan atık ihracatında ise büyük bir düşüş gözlendi. Buna göre 2009’da AB’den Çin’e 10,1 milyon ton hurda satılırken,  bu rakam geçen yıl 0,4 milyon tona geriledi.

Diğer yandan AB tarafından ihraç edilen atık madde miktarı ise geçtiğimiz yıl, 2004 yılından bu yana yüzde 77 artış gösterdi. AB üyesi olmayan ülkelerden ithal edilen atık miktarında da bir önceki yıla kıyasla yüzde 11 oranında artış görüldü. Geçen yıl ihraç edilen atıkların 19,5 milyon tonu demir ve çelikten oluşuyordu.

Buna karşın AB de üçte biri İngiltere’den olmak üzere 5,5 milyon ton atık demir ithal etti. İhraç edilen atıklar arasında en büyük ikinci malzeme grubunu 4,4 milyon ton ile kağıt ve karton oluşturdu. Bunların dörtte biri Hindistan’a yollandı.

Güvenilirlik ve şeffaflık

Brüksel merkezli Avrupa Çelik Derneği (EUROFER) AB’nin hurda metallerini “daha düşük çevre, iklim, çalışma ve sosyal standartlara sahip üçüncü ülkelere ihraç etmesini” eleştiriyor.

Avrupa Komisyonu, bu sorunla ilgili Kasım 2021’de atık sevkiyatı düzenlemelerini yeniden ele alan bir teklif yayımladı. EUROFER bu teklifin AB’nin atık yönetimi konusunda kendi sınırları içinde uyguladığı yüksek standartların atık ihraç ettiği ülkelerde sağlanması için yeterli olmadığını söylüyor.

Açıklamada “Atık ihracatçılarının denetim yapma zorunluluğu, teklifin en yenilikçi kısmı. Ancak bunun başarısı denetimlerin nasıl gerçekleştirileceğine bağlı. Bu nedenle güvenilirliği ve şeffaflığı sağlamak için etkili ve güvenilir bir prosedüre ihtiyaç var,” deniliyor.

EUROFER de Avrupa’dan ihraç edilen hurda metalin 2021’de en büyük alıcısının Türkiye olduğunu vurguluyor. Derneğin Direktörü Axel Eggert “Neden bazı ülkelere sadece OECD üyesi oldukları için hak etmedikleri ayrıcalıklar tanınıyor?” diye soruyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2021’de yayımladığı Demir Çelik Sektör Raporu’na göre sektör, 2020’de hammadde olarak kullandığı demir cevherinin yaklaşık yüzde 60’ını, hurdanın yüzde 70’ini ve koklaşabilir taşkömürünün yüzde 90’ını ithal ediyor.

Bu durum sektörün dış ticaret açığı vermesine neden oluyor. Sektördeki en fazla dış ticaret açığına 6,3 milyar dolarla çelik hurda ithalatı neden oluyor. Raporda Türkiye’nin 2020’de toplam 22,5 milyon ton hurda metal (demir ve çelik) ithal ettiği belirtiliyor.

Paylaşın

SIPRI: Dünya Yeni Bir Risk Çağına Giriyor

Uluslararası resmi silah transferlerini izleyen Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) bugün politika yapıcılara yönelik yayımladığı yeni raporunda, dünya barışının yeni bir riskler çağına girdiği konusunda uyarı yaptı.

Raporda iklim değişikliği, kitlesel canlı ölümleri, kaynak kıtlığı gibi etkenlerin güvenlik riskleri ve Kovid 19 pandemisi gibi diğer etmenlerle birlikte oluşturacağı tehditlerin boyutlarına dikkat çekti.

SIPRI, raporda popülistleşen siyasi ortamın güvenlik açısından “zehirli” bir karışım oluşturduğunu da belirterek politika yapıcıların bu yeni karmaşık risklere hazırlıklı olmadığını söyledi.

İklim krizi, yoksulluk

Artan güvenlik krizinin resmini çizen raporda SIPRI örnek olarak 2010’lu yıllardan bu yana, en az bir devletin taraf olduğu silahlı çatışmaların, bu çatışmalarda ölen insanların ve dünya çapında yerinden edilen ya da mülteci konumuna düşen insanların sayısının ikiye katlanmasını gösterdi.

Aynı şekilde yıllar süren düşüşün ardından kullanıma hazır nükleer başlıkların sayısının 2020’de yeniden artış gösterdiğini belirtti ve geçen yıl dünyada askeri harcamaların tutarının 2 trilyon dolara ulaşarak rekor kırdığını söyledi.

Rapordaki örneklerden bir başkası da Somali’de süregelen kuraklık ve iklim değişikliği ile birlikte yaşanan yoksulluk ve zayıf siyasi yönetim gibi sebeplerle insanların Ek Kaide uzantılı Eş Şebab’ın kucağına itilmesi.

Yine iklim değişikliğinin Orta Amerika’da tahıl hasadını olumsuz etkilemesi nedeniyle, ülkelerdeki şiddet olaylarının artması, bunun yolsuzlukla birleşmesi sonrası kitlelerin ABD’ye göç etmesi.

Raporda görüşlerine yer verilen SIPRI Direktörü San Smith “Çevre krizini ya kendi haline bırakacağız ya da sorunun teşhisini şimdi koyup harekete geçeceğiz. Asıl kötü haber, bu son derece önemli anın, uluslararası politikanın korkunç bir durumda olduğu bir zamana denk gelmesi. Dünyadaki büyük güçler arasındaki ilişkiler ‘zehirli ve tehlikeli’ bir durumda. Popülizm ve milliyetçilik yükselişte” dedi.

“Riske değil barışa fon sağlayın”

SIPRI raporunda siyasetin riskleri daha iyi değerlendirmesi ve çevre krizlerine karşı daha kararlı adım atması çağrısı da yaptı. Bunun için, hızlı bir şekilde “yeşil ekonomi”ye geçiş tavsiyesinde bulundu.

SIPRI Direktörü Smith, bu geçişin adil ve barışçı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğine vurgu yaparak “Bu kadar büyük boyuttaki bir ekonomik değişimde her zaman kazananlar ve kaybedenler olacaktır. Bu geçişten en çok etkilenecek olan kesimlerin çıkarları göz önünde bulundurulmak zorunda. Aksi takdirde yeni çatışma riskleri doğar” dedi.

Enerji, Çevre ve Su Konseyi’nden (CEEW) Arunabha Ghosh ise “Hükümetler bu yeni risk çağında barışı güvence altına almak istiyorlarsa, finansmanlarını onu baltalayan faaliyetlerden uzaklaştırmaları gerekiyor” dedi.

Ghosh “Finansman çatışması riski kimsenin çıkarına değildir. Ancak birçok hükümet, ne sürdürülebilirliğin çıkarlarına hizmet eden ne de savunmasız toplulukları koruyan yatırımları finanse ediyor. Bunun yerine hedefsiz ve çevresel olarak yıkıcı faaliyetleri desteklemeye devam ediyorlar. Yatırımların barışa, çevresel istikrara ve dayanıklılığa toptan bir şekilde yönlendirilmesine ihtiyacımız var.” diye konuştu.

Rapora buradan ulaşabilir ya da tanıtımını buradan izleyebilirsiniz.

Paylaşın

Kirlilik Yüzünden Her Yıl 9 Milyon Kişi Hayatını Kaybediyor!

Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’in 2015’teki kapsamlı kirlilik ve sonuçları raporunu güncellediği son araştırması dünya çapında her yıl ortalama hâlâ 9 milyon insanın kirlilik yüzünden hayatını erken kaybettiğini ortaya koydu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Lancet Komisyonu tarafından toplanan veriler, kirliliğin dünya çapında insan sağlığı ve erken ölümler açısından en önemli çevre riski faktörü olduğunu ve 2019’da her 6 ölümden birinin sebebinin kirlilik olduğunu ortaya koydu.

Sadece -kirlilikten en çok etkilenen ülke listesinin başındaki- Hindistan’da 2019 yılında 2 milyon 300 bin kişi kirlilik yüzünden zamanından önce öldü. Bu insanların 1,6 milyonu hava kirliliği, yarım milyonu da su kirliliği nedeniyle yaşamlarını yitirdi.

Komisyonun 2015 yılında hazırladığı kapsamlı kirlilik ve sağlık raporuna güncelleme niteliğindeki son araştırmada, aşırı yoksullukla ilişkili, söz gelimi ev içi hava kirliliği ya da su kirliliği gibi faktörlerden ölümlerde bir azalma meydana geldi.

Fakat, sanayi kirliliği, genel hava kirliliği ve zehirli kimyasal maddelerin yol açtığı kirlilikten ölümlerde meydana gelen artış yüzünden, toplam sayıların gerilemediği belirlendi.

Küresel olarak ev içi ve genel ortam kirliliğinin 2019 yılında toplam 6 milyon 700 bin kişinin ölümüne yol açtığı kaydediliyor.

Rapora göre su kirliliği aynı yıl 1 milyon 400 bin kişinin, sadece kurşun kirlenmesi ise 900 bin kişinin zamansız ölümüne yol açtı.

Sanayileşme ve kentleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bu tür “modern kirlilik” türlerinin yol açtığı ölümler, araştırmaya göre 2015 yılından bu yana yüzde 7 artış göstermiş.

2000 yılı başlangıç alınırsa bu tür kirliliklerden ölümlerde yüzde 66’nin üzerinde yani çok daha vahim boyutta bir artık gözleniyor.

Araştırmaya göre dünya çapında kirlilik yüzünden ölümlerin yüzde 90’ı düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşanıyor ve listenin başında 2,36 milyon ile Hindistan var. Onu, 2,1 milyon ile ikinci sırada Çin izliyor.

Tehlikeler ve uyarılar

Lancet’in son araştırmasında yıllardır Birleşmiş Milletler kurumları ve bu konuda çalışan diğer örgütler, hükümetler ve bireylerin devam eden çabalarına rağmen kirlilik konusunda genel olarak ve özellikle de bu sorunun en ağır yaşandığı düşük ve orta gelirli ülkelerde çok az gerçek ilerleme sağlanabildiği kaydediliyor.

Raporda kirlilik ve kirlilikle bağlantılı hastalıkların kontrol altına alınması için acilen adım atılması, eylem planlarında özellikle hava kirliliği ve kurşun-kimyasal atık kirliliğine odaklanılması çağrısı yapılıyor.

Kirliliğin, iklim değişikliği, bio-çeşitlilik kaybı gibi diğer iki önemli meseleyle yakından bağlantılı olduğu hatırlatılıyor. Kirliliğin de tıpkı diğer ikisi gibi yerel sorunlar olmadığı ve küresel çapta önlemler gerektirdiği vurgulanıyor.

Paylaşın

BM’den ‘Fosil Yakıt Kirliliğine Son Vermeli’ Çağrısı: Zaman Kalmadı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yenilenebilir enerji kullanımını genişletmeyi öngören 5 maddelik bir planın tanıtımını yaptı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) yayımladığı 2021 iklim durumu raporunda, sera gazı yoğunlaşması, okyanus sıcaklığı, deniz seviyeleri ve okyanus asitlenmesinin geçtiğimiz yıl rekor seviyelerde artış gösterdiğini bildirmişti. Raporda son yedi yılın kaydedilen en sıcak 7 yıl olduğu belirtildi.

BM Genel Sekreteri Guterres raporun açıklanmasından yalnızca günler sonra, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Tek evimizi yakıp kül etmeden önce fosil yakıt kirliliğine son vermeli ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmalıyız. Zamanımız kalmadı.” ifadelerini kullandı.

Guterres, “Bugünün İklim Durumu raporu, insanlığın iklim kriziyle mücadeledeki başarısızlığının iç karartıcı bir göstergesidir. Küresel enerji sistemi bozuldu ve bu da bizi iklim felaketine daha da yaklaştırıyor.” şeklinde konuştu.

BM’nin 5 maddelik planında neler yer alıyor?

Guterres planında, teknoloji transferinin teşvik edilmesi ve batarya dolumu gibi yenilenebilir teknolojiler üzerinde fikri mülkiyet korumalarının kaldırılması çağrısında bulunuyor.

İkinci olarak, Guterres yenilenebilir teknolojiler için kullanılan hammaddelere ve tedarik zincirine erişimi kolaylaştırarak genişletmeyi amaçlıyor. Bunların şu an için yalnızca birkaç güçlü ülkede yoğunlaştığı belirtiliyor.

BM Genel Sekreteri ayrıca, hükümetlerin güneş ve rüzgar enerjisi projelerini hızlandırmak gibi yenilenebilir enerjileri teşvik edecek reformlar yapmasını talep ediyor.

Planın dördüncü maddesinde, hükümetlerin şu an yılda yarım trilyon doları bulan fosil yakıt sübvansiyonlarına son vermesini istiyor. Guterres, “İnsanlar benzindeki yüksek fiyatlardan muzdarip haldeyken petrol ve gaz endüstrisi çarpık bir pazardan milyarlarca dolar kazanıyor. Bu skandal sona ermeli” ifadelerini kullandı.

Guterres son olarak kamu ve özel sektörde yenilenebilir enerjilere yönelik yılda en az 4 trilyon dolar değerinde yatırım yapılması gerektiğini söylüyor. BM Genel Sekreteri halihazırda fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonların yenilenebilir enerjiden 3 kat daha fazla olduğunun altını çiziyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Son 50 Yılın En Sıcak 5. Nisan Ayı

2022 nisan ayı, Türkiye’de 1971-2022 yılları arasındaki en sıcak 5. nisan ayı olarak kayıtlara geçti. Yarım asırda sıcaklıkların ortalamanın üzerine çıktığı beş nisan ayı yaşandı. Bunların 3’ü ise son 6 yılda gerçekleşti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, nisan ayında en düşük sıcaklık -15,9 derece ile Kars-Sarıkamış’ta, en yüksek sıcaklık ise 35,9 derece ile Adana-Kozan’da tespit edildi.

Ölçümlere göre, nisan 2022’de sıcaklık ortalaması, uzun yıllar ortalamasının 2 derece üzerine çıktı. Türkiye’de son 50 yılda en sıcak nisan ayı 1989’da ölçülürken, bunu sırasıyla 2016, 2018, 2008 ve 2022 yılları takip etti.

Sıcaklık üç bölgede mevsim normallerinin üzerinde

2022 yılı nisan ayında ortalama sıcaklıklar, Marmara, Ege ve Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde mevsim normalleri civarında, Türkiye’nin diğer bölgelerinde ise mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti.

Bölgelerde sıcaklık artışı ortalaması 2 ile 3 derece arasında.

Mayıs ayı sıcaklıkları merak konusu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de geçen yıl da son 51 yılın en sıcak mayıs ayı yaşanmıştı. 2021 mayıs ayındaki sıcaklık 19,3 dereceye çıkmıştı.

Daha önce 16,7 olarak ölçülen ortalama mayıs ayı sıcaklığı 2,6 derece artmıştı. 1971’den bu yana en yüksek ortalama sıcaklık ise 2007 yılının mayıs ayında kaydedilmişti.

2021 verileri neydi?

Avrupa Birliği (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi raporuna göre dünyadaki veriler şöyleydi:

  • Küresel olarak, kayıtlara geçen en sıcak beşinci yıl olan 2021; 2015 ve 2018’e kıyasla çok az daha fazla sıcaktı.
  • 2021’de yıllık ortalama sıcaklık 1991-2020 referans dönemi sıcaklığının 0,3°C üzerinde, sanayi öncesi seviye olan 1850-1900 ortalamasının 1,1-1,2°C üzerinde gerçekleşti.
  • Son yedi yıl açık farkla kayıtlara geçen en sıcak yıllardı.
  • Dünya genelinde, 2021’in ilk beş ayında, çok sıcak geçen son yıllara kıyasla nispeten düşük sıcaklıklar görüldü. Ancak haziran ayından ekim ayına kadar aylık sıcaklıklar, kaydedilen en sıcak aylar arasında hep ilk dörtte yer aldı.
  • Son 30 yılın (1991-2020) sıcaklıkları sanayi öncesi seviyenin yaklaşık 0,9°C üzerindeydi.
Paylaşın