Özel’den İktidara “İç Cephe” Tepkisi: Cezaevlerini Doldurarak Güçlendiremezsiniz

Tekirdağ’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İç cepheyi güçlendirmenin yolu, ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmak, ana muhalefet partisini şeytanlaştırmak, iftiralarla, hakaretlerle, haysiyet cellatlığıyla, ailelerle uğraşarak bir siyasi partiye düşman hukuku uygulamak, muhalefeti bir engel, yok edilmesi gerekenler olarak görerek iç cephe güçlendirilmez” dedi ve ekledi:

“Cezaevlerinin iç avlularını gazetecilerle, öğrencilerle, muhaliflerle doldurarak iç cephe güçlendirilmez. En son, gazeteci Fatih Altaylı’yı bir cümlesinden tutukladılar. Hapishaneye koydular, yanlış yaptılar. Gazetecileri, öğrencileri, belediye başkanlarımızı, arkadaşlarımızı tutuklayanları kınıyoruz. Cezaevlerinin iç avlularını doldurarak iç cepheyi güçlendiremezsiniz. İç cephenin gücü demokrasiden geçer.”

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nu özgürlüğü için düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin son adresi Tekirdağ oldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

BirGün’ün aktardığına göre; CHP Lideri Özgür Özel, “Sizleri o fil dişi kulelerden karınca gibi görüp ezmeye çalışıyorlar. Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Karıncayı ezemezsin. Karıncanın kardeşi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir” dedi.

Özgür Özel, “Yunanistan’da asgari ücretli 20 ay çalışınca sıfır bir Renault Clio alıyormuş. Bulgaristan’da 35 ay, Romanya’da 21 ay çalışınca Renault Clio alınıyormuş. Almanya’da Hans 8 aylık maaşını verdi mi Renault Clio alıyormuş. Tekirdağlı Hasan abi 67 ay çalışınca bir Renault Clio alıyormuş. Almanya’da 8 asgari ücret bir araba alıyor, Türkiye’de 67 asgari ücret bir araba alıyor. Türkiye’de emeği bu kadar ucuzlatan, emeği bu kadar sömüren, asgari ücretlinin emekçinin, alnının terini bu kadar sömüren bir iktidar gelmedi, bundan sonra da gelmeyecek. Bunları göndereceğiz, alınterinin kıymetini bilenleri getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Temmuz ayında emeklilere seyyanen zam ve asgari ücrete ara zam yapılması için büyük bir mücadele verdiklerini belirten Özel, şunları kaydetti: “Dünyada olup bitenleri dikkatli okumak, dikkatli takip etmek lazım. Bölge tekinsiz ve kırılgan. Bir tedirginlik çağı içindeyiz. Her geçen gün işler daha da kötüye gidiyor. İsrail’in Filistin’e yaptığı soykırımı bırakın kınamak, teşvik eden, takdir eden bir Amerikan yönetimi var. Trump gelmiş, deli taklidi yapıyor. Esas hesap, Gazze’nin önündeki Avrupa’ya 100 yıl yetecek ve bizim de Kıbrıs’ımızın da söz sahibi olması gereken hidrokarbon yatakları. Bu büyük oyunu, dünyanın çeşitli ülkeleri İsrail ile birlikte planlıyorlar ve Türkiye’ye burada çok küçük, iç politika açısından işe yarayabilecek ama orta ve uzun vadede Türkiye’ye büyük kaybettirecek bir plan yapıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti nükleere de karşıdır, bölgedeki yeni bir savaşa da karşıdır. Bu Amerika’nın gelip de müdahale ettiği hiçbir ülkeye istikrar gelmedi, demokrasi gelmedi. Ne Irak’ta ne Libya’da ne Afganistan’da ne Suriye’de ne de İran’da elbette demokrasi yok, olmalıdır. Seçimler yapılmalı, bu ülkelerin demokratik seçimlerle seçilecek yönetimleri bu ülkeleri yönetmelidir. Ancak, bu ülkelere güya istikrar getireceğiz diye gelenler buraları talan etmek, istikrarsızlığa sürüklemek, Müslüman kanı akıtmak dışında bir şey yapmadılar. Biz bu kaosa karşıyız. İsrail’in daveti üzerine Amerika’dan kalkan B2 uçakları, İran’da nükleer tesisleri vuruyorlar.

Bu nükleer tesislerin müzakere yoluyla denetlenmesi, diplomasiyle kontrol altında tutulması, sadece zenginleştirilen uranyumun enerjide kullanılması, atom bombasına, nükleer silaha dönüşmemesi bizim savunduğumuz bir gerçekken, uluslararası hukuka aykırı biçimde, kıtalar ötesinden gelip diplomasiye imkan vermeden, İsrail’in çılgınlığının peşine takılarak hem bir bölge savaşını hem bir dünya savaşını başlatabilecek sorumsuzluğu, hem yanı başımızda ortaya çıkabilecek nükleer sızıntının karşısında durmak gerekirken, bugün ülkeyi yöneten iktidar Netanyahu ile sözde kayıkçı kavgası yapmakta ama onu şımartan, arkalayan ve dün akşamki uluslararası hukuku hiçe sayan saldırıyı yapan Trump’a ağzını açmamakta.

Sanki olan biten Trump’sız oluyormuş gibi kulağının üstüne yatmaktadır. Buradan Trump’ı kınamayan Erdoğan’ı ve AK Parti yönetimini kınıyoruz. Türkiye’nin yanı başında hukuksuz operasyonlara, sağlığımızı tehdit edecek, nükleer sızıntı tehlikelerine başlayacak bitmeyecek savaşlara, hepimize kaybettirecek yeni ekonomik krizlere karşı duruyoruz. AK Parti iktidarının yapmadığını, yapamadığını açıkça söylüyor, ABD’nin yaptığı bu saldırıyı kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz.

Elbette iç cephe güçlü olmalıdır. İç cepheyi güçlendirmenin yolu, ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmak, ana muhalefet partisini şeytanlaştırmak, iftiralarla, hakaretlerle, haysiyet cellatlığıyla, ailelerle uğraşarak bir siyasi partiye düşman hukuku uygulamak, muhalefeti bir engel, yok edilmesi gerekenler olarak görerek iç cephe güçlendirilmez. Cezaevlerinin iç avlularını gazetecilerle, öğrencilerle, muhaliflerle doldurarak iç cephe güçlendirilmez. En son, gazeteci Fatih Altaylı’yı bir cümlesinden tutukladılar. Hapishaneye koydular, yanlış yaptılar. Gazetecileri, öğrencileri, belediye başkanlarımızı, arkadaşlarımızı tutuklayanları kınıyoruz. Cezaevlerinin iç avlularını doldurarak iç cepheyi güçlendiremezsiniz. İç cephenin gücü demokrasiden geçer.

Bir yandan ‘yerliyiz, milliyiz’ diyenler, seçim gelirken Altay Tankı’nı gösterenler, hepimizin gurur duyduğu Kaan’ı bir uçurup indirenler, F35 projesinden çıkma pahasına S400 alanlar ve Türkiye’yi savunmada büyük sıkıntıya sokanlara sesleniyoruz: 20 yıldır tek uçak, filomuza katılmadı. F35’ten, S400 meselesini iyi yönetmediğiniz için kovuldunuz. F16’larımıza gerekli revizyonların yapılmasını sağlayamıyorsunuz. Altay Tankı’nın motorunda sorun var. Kaan’ın artık hızla filoya katılması lazım. Cumhuriyet Halk Partisi, güçlü ekonominin de güçlü milli güvenlik politikalarının da güçlü savunma sanayinin de teminatıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, güçlü Türkiye’nin kurucusu, önümüzdeki yüzyılda güçlü Türkiye’nin tek teminatıdır.

19 Mart’ta bir darbe girişimine muhatap olduk. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyeceğimiz gün Cumhurbaşkanı adayımıza darbeye kalkıştılar. Cumhurbaşkanı adayımızı alıp, dört gün nezarethanelerde tutup, Silivri zindanına koydular. Dünün mazlumu, bugünün zalimi olmuştur. Ama korkunun ecele faydası yoktur. Sandık gelecek, bu milletin takdiri ile Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacaktır. Sayın Erdoğan, Ekrem İmamoğlu üniversiteli arkadaşlarıyla iftar yapıyor, arada toplanıyor yemek yiyor. 11’erden maç yapıyorlar. Senin tavla oynayacak bir üniversite arkadaşın var mı? Çağır bir görelim. Erdoğan tavla oynamak istediği için kendisinin üniversiteden bir arkadaşı aranmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tayyip Erdoğan’la üniversite yıllarından fotoğrafı olan bir kişi aranmaktadır. Acilen başvursun. Adamın tavla oynamaya bir tane üniversite arkadaşı yok. Ekrem İmamoğlu’nun helal diplomasını iptal ettirmeye çalışıyor. Yazıklar olsun.

Bir iftira attılar, iftiranın içinden çıkamıyorlar. 94 gün oldu bir kanıt bulamıyorlar. 1 lira rüşveti ispatlamadılar. Ne iftira attılarsa tam terse döndü, mahcup oldular. Son anketlere göre yüzde 22’ye düşmüş yalanlarına inananların oranı. Milletin gözünden de gönlünden de düştüler. Ekrem Başkan’ın en yakın dostlarına, Ekrem Başkan’a iftira atması karşılığında özgürlük teklif ettiler. Kadınları küçücük çocuklarıyla tehdit ettiler. Buna evet demeyenleri Türkiye’nin dört bir tarafındaki hapishanelere dağıttılar. 40 kişinin kalacağı koğuşa 55 kişiyi doldurmuşlar, 56’ncısı bizim arkadaşımızı yollamışlar.

Yerde yatmanın sırası var. Tuvaletin sırası var. En temel insan haklarının ihlal edildiği yerde insanları bezdirmeye, iftiraya ikna etmeye çalışıyorlar. En son Kandıra’da tuttukları bir arkadaşımızı avukatsız İstanbul’a çağırıp, bir başsavcı, üç savcı karşısına geçip ‘Sohbet edelim, doğruyu söyle, imzayı at kurtul. Yoksa aileni de alacağız’ demişlerdi. O, iftiracı olmadığı için 26 yaşındaki evladını alıp bir başka cezaevine, yeğenini alıp bir başka cezaevine koydular. İnsanları kendilerine yaptıkları işkence yetmeyince, sağlık sorunları olan evladının sağlığıyla tehdit etmeye başladılar.

Bu kadar zulüm ile abad olunmaz. Evlada dokunanın, babaya dokunanın, eşe dokunanın, mertçe mücadele etmeyenin bu milletin gönlünde bundan sonra yeri olmaz. Namertçe saldıranlardan bu millet önüne gelen ilk sandıkta hesap soracaktır. Öyle bir yalan çıkardılar ki MASAK Raporu’nda Ekrem Başkanımızın oğlu Selim, babasının rüşvet paralarını yurt dışına kaçırmış, şirket kurmuş diye yalan attılar. Bu yalanı ortaya çıkaran avukatımız Mehmet Pehlivan’ı, bunları anlatmasın diye içeriye attılar. MASAK raporunda yazan ve kur oyunlarıyla televizyonda çarpıtılan birtakım satılık kalemlerin üzerinde tepindiğinin aksine,

Selim kardeşimizin bir yatırım şirketi için ‘Yurt dışına gönderdi, kaçırdı’ dedikleri paranın tamamı, şuradaki bir daire parasıdır. 12 milyon liradır. Bu paranın yarısı annesinin bozdurduklarından, yarısı dedesinin yıllardır bankada duran mevduat hesabından aktarılmıştır. İkisinin de analarının ak sütü gibi helal paralarının ispatı bankadadır. Dededen, anneden alınan parayla okuduğu yurt dışında iş kurmaya çalışan, bugün İstanbul için bir yarım daire parası bile olmayan şeye, milyarlık yolsuzluk diye laf eden kişiler büyük bir algı operasyonuyla aileye saldırmaktadır. Buradan gözlerinin içine baka baka gösteriyorum. Erdoğan, böyle bir yüzük göstermişti. ‘Tek mal varlığım bu alyansım’ demişti. ‘Bu alyansa bakın. İleride zenginleşirsem demek ki çalmışımdır’ demişti.

Şimdi bir alyanstan, gencecik çocuklarının gemi alması sorulduğunda, ‘Gemi var gemicik var’ deyip oğlunun yaptığı ticarete ‘gemicik’ deyip, bu kadar servetini açıklamayan Erdoğan dururken; dedesi işadamı, babası 30 yıllık işadamı, servetleri kayıt altında olan Selim’in yarım daire parasından yolsuzluk icat eden, yandaş gazetecilere söylüyorum; bu yaptığınız hak değil hakikat değil, vicdan değil, Müslümanlık değil. Bu millet bunların hesabını soracak, mahkeme-i kübrada Allahutaala bu iftiranın hesabını soracak. Ne Selim’in ve Ekrem’in ne bir başka arkadaşımızın verilemeyecek hesabı yoktur. Cesaretiniz varsa iddianameyi düzenleyin, mahkemeyi TRT’den yayınlayın. Hodri meydan.

Ekrem İmamoğlu hırsız olsa, yolsuzluk yapsa bunlar onu hapse atmaz aksine baş tacı eder, transfer etmeye kalkarlardı. İmamoğlu hırsız, yolsuz olsa onu saraya çağırırlardı. ‘Yerin burası’ derlerdi. ‘Ayakkabı kutularını da al gel’ derlerdi. ‘Bizde senden çok var’ derlerdi. Bizde kasadan çıkan dolar yok. Bizde ayakkabı kutusu, çikolata kutusu, elbise askısı yok. Onun için alnımız açık, başımız dik. Çalmadık, çırpmadık. Elbette erken seçim istiyoruz. Kasımdaysa kasımda, daha erkense daha erken ama kaçarsa kaçtıkları yere kadar, hiç durmadan, usanmadan, yorulmadan, dünya siyaset tarihinin gerekirse en uzun, en kararlı, en güçlü kampanyasına hazır mıyız? 100 yıl öncesinde olduğu gibi inançla, kararlılıkla, güçle, korkmadan, gerekirse ölümü göze alarak ama teslim olmadan yürümeye hazır mıyız? Haydi iktidara yürüyelim.”

Paylaşın

PJAK’tan “Silah Bırakma Ve Fesih” Açıklaması: Gündemimizde Yok

İran’da faaliyet gösteren Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) Eş Genel Başkanı Emir Kerimi, PJAK’ın gündeminde silah bırakma veya fesihin olmadığını söylüyor.

Bununla birlikte Emir Kerimi, “PJAK, hiçbir zaman ulusal kurtuluş savaşı ve silahlı mücadele stratejisini gündemine almamıştır” diyor.

İran-İsrail çatışması bütün şiddetiyle devam ederken, gözler, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) İran kolu olduğu öne sürülen PJAK’a çevrildi. PJAK, Türkiye ve İran’ın “terör örgütleri” listesinde yer alıyor. ABD Hazine Bakanlığı da 2009’da PJAK’ı “terör örgütü” olarak tanımladı. Türkiye, grubun PKK’nın İran kolu olduğunu savunuyor.

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici‘nin sorularını yanıtlayan PJAK Eş Genel Başkanı Emir Kerimi, İsrail ve İran saldırılarıyla ilgili olarak, “Bu bizim ve halkımızın savaşı değildir, tarafı değiliz” sözlerini kullandı.

Açıklamalarında, “Türkiye’ye hiçbir zaman saldırmadık ve saldırmayacağız” ifadelerine yer veren Kerimi, Türkiye ile “normal ve barışçıl ilişkiler kurmak” istediklerini söylüyor.

PJAK, Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK) bir üyesi.

Kerimi, Öcalan’ın çağrısını tamamen desteklediklerini belirtti ve “Bunu Türkiye ve tüm Ortadoğu için büyük bir demokratik değişim şansı olarak görüyoruz” diyor.

Örgüt açısından yaşanan değişikliklerin ‘stratejik olduğunu’ ve ‘PKK’nın ciddi olduğunu’ savunan Kerimi, sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Bu çağrı ve PKK’nın olumlu yanıtı barış ve demokrasi için büyük umutlar doğurdu. Ne yazık ki şu ana kadar Türkiye devleti bu meseleyi oldukça taktiksel bir şekilde ele alıyor ve bu yönde adım atmaktan kaçınıyor” ifadelerine yer veriyor.

Türkiye, PKK dışında PJAK ve Suriye’deki Halk Savunma Birlikleri (YPG) gibi grupların da silah bırakması gerektiğini savunuyor. Kerimi, PJAK’ın gündeminde silah bırakma veya fesihin olmadığını söylüyor.

Kerimi “Kürt sorununun demokratik çözümü için demokratik mücadele ve diyaloğu” savunduklarını söylüyor. Neden silahlı bir yöntemi seçtiklerini ise “koşullar ve baskıcı politikalara” bağlıyor. Bununla birlikte Kerimi, “PJAK, hiçbir zaman ulusal kurtuluş savaşı ve silahlı mücadele stratejisini gündemine almamıştır” diyor.

Türkiye geçmişte dönem dönem bazıları İran’la koordineli ve eş zamanlı olmak üzere PJAK’a yönelik operasyonlar düzenledi. İran yönetimi ise ülkede Kürtlere yönelik sistematik baskı uygulandığını reddediyor ve PJAK’ı ulusal güvenliğe ve ülkenin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan silahlı bir “terör örgütü” olarak görüyor.

2022 yılındaki Mahsa Amini protestoları sırasında açıklama yapan İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “karşı devrimci terörist grupların” İran’daki “ayaklanmaları” planladığını söylemiş ve bu gruplar arasında PJAK’ı da saymıştı.

İran yönetimi; PJAK, İran Kürdistanı Demokratik Partisi, İran Kürdistanı Komala Partisi gibi muhalif Kürt örgütlenmelerini “bölücülük ve terörizm” dışında İsrail ile işbirliği yapmakla da suçluyor.

Kerimi kendilerinin neden PKK gibi silah bırakma kararı almadıklarına dair soruya ise şu yanıtı veriyor: “Bizim algımıza göre Öcalan’ın çağrısında silahlı mücadelenin temel strateji olmaktan çıkarılması vardı. Silah bırakmak, aşamanın ilerlemesi ve siyasi-hukuki güvenceler sağlanması halinde gerçekleşecek pratik bir adımdır.

İran’da böyle bir zemin yoktur. İran rejimi her türlü farklı düşünceyi şiddetle bastırıyor ve mücadele eden insanları idam ediyor. Bu gerçek, Kürt meselesinde daha da belirgin; idamların çoğu Kürt eylemcilerden ve Kürt mahkumlardan oluşuyor. Öğretmeni, çevre aktivistini, kadın hakları savunucusunu idam eden bir rejime karşı nasıl savunmasız kalabiliriz?”

İran yönetimi, bu tür kişilerin “devlet güvenliğine karşı faaliyet, silahlı ayaklanma ve isyana karışma, casusluk” gibi suçlamalarla idam edildiğini savunuyor. Uluslararası insan hakları örgütleri ise hem idam yöntemini eleştiriyor hem de adil yargılanmanın olmadığını ve idamın ülkede muhalifleri cezalandırmak için kullanıldığını belirtiyor.

Türkiye geçmişte dönem dönem bazıları İran’la koordineli ve eş zamanlı olmak üzere PJAK’a yönelik operasyonlar düzenledi. Kerimi, birçok üyelerinin öldüğünü söylediği bu operasyonları eleştirdikten sonra şöyle devam ediyor:

“Bizim Türkiye devletinden herhangi bir talebimiz olmadı, bu nedenle bu devletle bir sorunumuz yok. Türkiye devletinin bize karşı tutumu, bu devletin kronik Kürt fobisine dayanmaktadır. Türkiye’ye karşı hiçbir eylem gerçekleştirmedik ve gerçekleştirmeyeceğiz. Türkiye devletiyle normal ve barışçıl ilişkiler kurma talebimiz var ve bu konuda hazır olduğumuzu belirtiyoruz.”

Türkiye’de bazı siyasi kesimler ve uzmanlar, PKK’nın silah bıraksa dahi bu süreçte silahların bir bölümünün YPG ve PJAK gibi gruplara aktarılabileceğini savunuyor. Bu kaygılara ilişkin Kerimi, “Hayır, böyle bir şeyi mümkün görmüyoruz. PKK, Türkiye devletiyle çözüm arayışındayken neden silahı başka yerlere taşısın?” diyor.

PJAK ile İran yönetimini arasında 2011’den bu yana fiili bir ateşkes bulunuyor.

Kerimi, “İsrail ile İran arasındaki son kriz PJAK’ın durumunu etkiler mi?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Her ne kadar İran bu ateşkesi ihlal etmiş olsa da biz hâlâ ona bağlıyız. PJAK asla savaşı başlatan taraf olmayacaktır. İsrail ve İran arasındaki savaş bizim ve halkımızın savaşı değildir, tarafı değiliz. Sorunların demokratik yollarla çözümünü arıyoruz. Sadece bize saldırı yapılır ve halkımız katliamla tehdit edilirse, meşru savunma hakkı gereği kendimizi savunacağız.”

PJAK tarafından, İsrail-İran saldırılarıyla ilgili 14 Haziran tarihinde yapılan yazılı açıklamada “Kendini yöneten demokratik bir toplumun inşası için tüm halkları seferber olmaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı ve “özyönetim çağrısı” yapıldı.

Bu ifadelerle PJAK’ın tam olarak ne demek istediğini, bunun bir özerklik çağrısı anlamına gelip gelmediğine ilişkin Kerimi şu ifadeleri kullanıyor: “Bildirimizde özerklik ilan etmedik. Kendi kaderini ve yönetim biçimini belirlemek halkın en doğal hakkıdır.

“Bildirimizde halkımıza, mevcut kriz ortamında devletten bir beklenti içinde olmadan inisiyatif alarak kendi işlerini yürütmeleri ve temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli komiteler kurmaları çağrısında bulunduk.”

Türkiye’de bazı uzmanlar, bu bildiride kullanılan ifadelere referans vererek PJAK’ın, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından memnuniyet duyduğunu savunmuştu.

Kerimi bu yorumlara karşı çıktı çıkarak, “Savaşın acılarını herkesten iyi biz biliriz. Hiçbir savaşta bizi sevindirecek bir şey yoktur. İran-İsrail savaşı olsun ya da olmasın, biz halkımızın hakları için mücadelemize devam ederiz.” ifadelerini kullanıyor.

İran’daki demokrasi yanlısı muhalefetin bir bölümü, İsrail’in saldırılarını sert bir şekilde eleştirirken hem İran hem de diasporadaki bazı muhalif gruplarsa bu saldırıların yönetim değişikliği için bir fırsat yaratacağını öne sürüyor.

Kerimi, bu anlayışı eleştiriyor: “Çokça söylediğimiz gibi; savaş özgürlük ve demokrasi getirmez. Biz savaş taraftarı değiliz. Özgürlük ve demokrasiyi getiren, halkların, kimliklerin ve ezilen kesimlerin yürüttüğü demokratik mücadeledir.”

Paylaşın

Seçmenden Siyasilere Net Mesaj: Gerginliği Düşürün

Metropoll’ün anketine katılan katılımcıların yüzde 81,1’i siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini yüzde 10,7’si de gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünüyor.

Türkiye siyasetinin, 19 Mart’tan bugüne aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 12 belediye başkanının tutuklanmasıyla tırmanan yüksek tansiyonu, seçmen nezdinde ortak bir “normalleşme” talebi doğurdu.

Alanında önde gelen araştırma şirketlerinden Metropoll, Mayıs ayında yaptığı “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasında, toplumun siyasi kutuplaşmaya bakışını ölçtü. Ortaya çıkan sonuçlar, seçmenlerin parti kimliklerinden bağımsız olarak, siyasette uzlaşı ve sükûnet arayışında olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

Metropoll’ün, “Siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Türkiye genelindeki katılımcıların yüzde 81,1’i “Evet” yanıtını verdi. Bu oran, toplumun ezici bir çoğunluğunun mevcut siyasi iklimden duyduğu rahatsızlığı gözler önüne seriyor.

Anketin en çarpıcı bulgusu ise, bu talebin siyasi yelpazenin tamamına yayılmış olması. Parti bazında dağılıma bakıldığında, tüm seçmen gruplarının benzer bir eğilimde olduğu görülüyor:

CHP Seçmeni: Yüzde 86,5
MHP Seçmeni: Yüzde 80,9
İYİ Parti Seçmeni: Yüzde 80,5
DEM Parti Seçmeni: Yüzde 75,1
AK Parti Seçmeni: Yüzde 74,8

Özellikle iktidar bloğunu oluşturan partilerin seçmenlerinin de çok yüksek oranlarda “gerginlik düşürülsün” demesi, bu beklentinin sadece muhalif bir talep olmadığını, aksine toplumsal bir konsensüse dönüştüğünü gösteriyor.

Azınlık ne düşünüyor?

Ankete göre, siyasetteki gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünenlerin oranı yalnızca %10,7’de kalırken , “siyasette gerginlik yok” diyenlerin oranı ise %6,2 olarak ölçüldü. Bu veriler, mevcut kutuplaşma ve çatışma dilini onaylayanların toplumda oldukça sınırlı bir kesimi temsil ettiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Avrupa Şampiyonası: A Milli Kadın Basketbol Takımı Çeyrek Finalde

Yunanistan’ı 83 – 72 mağlup eden A Milli Kadın Basketbol Takımı, Avrupa Şampiyonası A Grubu’nu Fransa’nın ardından ikinci sırada noktalayarak çeyrek finale yükseldi.

A Milli Kadın Basketbol Takımı, Kadınlar EuroBasket A Grubu’ndaki son maçında Yunanistan ile karşı karşıya geldi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Barış ve Dostluk Salonu’nda oynanan mücadelenin ilk çeyreğini 21 – 17 kaybeden A Milli Kadın Basketbol Takımı, ikinci çeyrekte öne geçmeyi başararak devre arasına 43 – 35 galip girdi.

Üçüncü çeyrekte de üstünlüğünü sürdüren A Milli Kadın Basketbol Takımı, son periyoda 62 – 59 önde girdi. Son çeyrekte hata yapmayan A Milli Kadın Basketbol Takımı, farkı açtı ve mücadeleyi 83 – 72 kazandı.

A Milli Kadın Basketbol Takımı, bu sonuçla A Grubu’nu Fransa’nın ardından ikinci sırada noktalayarak çeyrek finale yükseldi.

A Milli Kadın Basketbol Takımı çeyrek finalde, B Grubu’nu ilk sırada tamamlayan takımın netleşeceği; İtalya – Litvanya maçının galibiyle eşleşecek.

Gruptaki ilk maçında Fransa’ya 71 – 69 yenilen Türkiye, ikinci karşılaşmada ise İsviçre’yi 91 – 67 mağlup etmişti.

Fransa 3’te 3 yaparak A Grubu’nu lider tamamlarken ev sahibi Yunanistan, aldığı tek galibiyetle grubu üçüncü sırada tamamladı. Son maçında Fransa’ya 111 – 37 mağlup olan İsviçre ise turnuvayı galibiyet alamadan tamamladı.

Çeyrek final karşılaşmaları 24 – 25 Haziran, yarı final ve klasman müsabakaları 27 Haziran’da yapılacak. Şampiyonada final, üçüncülük, beşincilik ve yedincilik maçları ise 29 Haziran’da oynanacak.

Paylaşın

Vladimir Putin: Ukrayna’nın Tamamı Bizim

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusların ve Ukraynalıların tek bir halk olduğunu ve bu bağlamda tüm Ukrayna’nın kendilerine ait olduğunu söyledi: Rus askerinin ayağı nereye basarsa, orası bizimdir.

Haber Merkezi / Petersburg’da düzenlenen uluslararası bir ekonomi forumunda konuşan Vladimir Putin, Rusya’nın kendi güvenliğini korumak için Ukrayna’da savaştığını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, askeri güçlerin Rusya topraklarını korumak amacıyla Ukrayna’nın Sumi bölgesinde bir tampon bölge oluşturduğunu belirterek, aynı birliklerin bölgenin başkenti Sumi’nin kontrolünü ele geçirme olasılığını da dışlamadığını söyledi.

Rusya, Kırım da dahil olmak üzere Ukrayna topraklarının yaklaşık beşte birini, Luhansk bölgesinin yüzde 99’undan fazlasını, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgelerinin yüzde 70’inden fazlasını ve Harkov, Sumi ve Dnipropetrovsk bölgelerinin bazı kısımlarını kontrol ediyor.

Kiev ve Batılı müttefikleri, Moskova’nın Ukrayna’nın dört bölgesi ve Kırım üzerindeki iddialarının yasadışı olduğunu söylerken, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Ruslar ve Ukraynalıların tek bir halk olduğu fikrini defalarca reddetti. Zelenskiy, Putin’in barış için öne sürdüğü şartların teslimiyete benzediğini de söyledi.

Rusya’nın İngiltere Büyükelçisi Andrei Kelin, daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın savaşı sona erdirmek için Moskova’nın şartlarını kabul etmesi gerektiği, aksi takdirde Rusya’nın ilerlemeye devam edeceği ve sonunda “teslim olacağı” uyarısında bulunmuştu.

Kelin, Rusya’nın saldırılarını sürdürdüğünü ve operasyonları durdurmak için bir neden görmediğini belirterek, ABD’nin desteklediği ateşkes önerilerini de açıkça reddetti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den İran Ve İsrail’e “Barışa Fırsat Verin” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran ve İsrail gerilimine ilişkin, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” dedi.

İsrail ile İran’ın karşılıklı saldırıları devam ederken, uluslarası toplum tırmanan askeri ihtilafa diplomatik çözüm arayışını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), İsrail ile İran arasında çatışmaların ele alındığı özel bir oturum yapıldı.

Oturumda konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sert uyarılarda bulunarak “barışa fırsat verme” çağrısı yaptı. Guterres, İsrail ile İran arasında tırmanacak ihtilafın kimsenin kontrol edemeyeceği bir ateşin alevlenmesine yol açabileceğini, dünyanın koşar adım ilerleyen bu tehlikeli süreci teyakkuz halinde izlemekte olduğunu söyledi.

İnsanlığın geleceği konusunda kritik bir karar anında bulunulduğunun altını çizen genel sekreter, “Öyle anlar vardır ki, izlenecek yol sadece ulusların kaderini değil, ortak geleceğimizi de şekillendirir. Bu öyle bir an” diye konuştu.

Diplomasinin önemine vurgu yapan Guterres, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” çağrısını yaptı.

Guterres bu mesajları New York’tan verirken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre’de Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile bir araya geldi.

Bu görüşme öncesinde Cenevre’deki BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail’e sert suçlamalar yöneltti.

Arakçi, İsrail’i “ABD’nin diplomatik çabalarına ihanet etmekle suçladı. İranlı bakan, İsrail’in İran’a ABD ile İran arasında “çok umut verici bir anlaşma için” yapılacak görüşmelerden hemen önce saldırdığını söyleyerek, “Bu diplomasiye ihanettir ve uluslararası hukukun temellerine eşi benzeri görülmemiş bir saldırıdır” diye konuştu.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini hedef alan saldırılarını “ağır savaş suçu” olarak nitelendiren Arakçi, uluslararası topluma İsrail’in saldırılarını kınama çağrısı yaptı, “Bu haksız ve suç teşkil eden savaşın herhangi bir şekilde meşrulaştırılması suç ortaklığı ile eşdeğer olacaktır” sözlerini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi, saldırıların “son iki yıldır Filistin’de korkunç bir soykırım gerçekleştiren bir rejim tarafından yapılan çirkin bir saldırganlık eylemi” olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

“Dünya, her devlet, BM’nin her mekanizması ve organı alarma geçmeli ve saldırganı durdurmak, cezasızlığa son vermek ve suçluları bölgemizdeki bitmek bilmeyen zulüm ve suçlarından sorumlu tutmak için hemen harekete geçmelidir.”

Bu arada İsrail, Arakçi’nin BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşmasına itiraz ederek önlemeye çalıştı. İsrail’in Cenevre’deki Büyükelçisi Daniel Meron, Konsey Başkanı Jurg Lauber’e hitaben yazdığı mektupta, “İran Dışişleri Bakanı’na bu organ önünde söz hakkı verilmesi, konseyin güvenilirliğini baltalar ve bu rejiminin dünya genelindeki pek çok kurbanına da açık bir ihanet teşkil eder” ifadelerine yer verdi.

Meron mektubunda İran’ı konseyi “rejimin despotik kampanyasını desteklemek için uluslararası bir sahne olarak kullanmakla” suçladı. Ancak İsrail’in yoğun itirazlarına rağmen Lauber, Arakçi’nin konuşmasına izin verdi.

İsrail ve ABD’ye uyarı

Bu arada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, nükleer tesislere yönelik silahlı saldırıların, saldırıya uğrayan devletin sınırları içinde ve ötesinde büyük sonuçlar doğurabilecek radyoaktif salınımlara yol açabileceği konusunda uyardı.

Grossi, bugün BMGK’da yaptığı konuşmada, İsrail’in İran’ın Buşehr nükleer santralini hedef alacak bir saldırısının çok yüksek miktarda radyoaktivite salınımına neden olabileceğini, yüzlerce kilometre çapında tahliyelerin gerekebileceğini söyledi.

Rafael Grossi ayrıca İran ile yeni bir nükleer anlaşma yapılması durumunda, UAEA’nın Tahran’ın nükleer programının sağlam kontrollerini garanti edebileceğini söyledi.

“UAEA, İran’da nükleer silah geliştirilmediğini tartışılmaz bir kontrol sistemi ile garanti edebilir” diyen Grossi, İsrail’in İran’ın güneyindeki Buşehr nükleer santraline olası bir saldırısı durumunda nükleer bir felaket yaşanabileceğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Diyanet’e Göre Seküler Yaşam Tarzı “Tehdit”

Diyanet’in Cuma Hutbesi’nde çocukların “tehdit” altında olduğu ifade edildi. Bu tehditlerin sıralandığı hutbenin devamında, çocuklara “seküler hayat tarzı dayatması” yapıldığı belirtildi. 

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) tarafından hazırlanıp 81 ildeki camilerde okutulan Cuma hutbelerinin bu haftaki (20 Haziran) başlığı “Her Yaz Yeni Bir Heyecan: Cami, Çocuk ve Kur’an” oldu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Okulların kapanması vesilesiyle çocukların Kuran kurslarına davet edildiği hutbede, içinde yaşadığımız çağda çocukların her zamankinden daha fazla “tehdit” altında olduğu ifade edildi. Bu tehditlerin sıralandığı hutbenin devamında, çocuklara “seküler hayat tarzı dayatması” yapıldığı belirtildi.

Dijital platformlarda yayınlanan içeriklerin çocukları “yalnızlığa ve akran zorbalığına” sürüklediğine dikkat çekilen hutbede, çözüm olarak ise “namaza alıştırma” ve “ahlâki eğitim” vurgusu yapıldı.

Hutbedeki ilgili bölümler şöyle: “İçinde yaşadığımız çağda çocuklarımız ve gençlerimiz her zamankinden daha fazla tehdit altındadır. Batıl ideolojiler, seküler hayat tarzı dayatmaları, ahlaki değerlerimizi yozlaştıran toplum projeleri ve ifsat edici medya içerikleri; gençlerimizi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmak için tüm gücüyle çalışmaktadır.

Dijital platformlarda yayılan sanal kumar, şiddet içeren oyunlar ve fıtratı bozan paylaşımlar; evlatlarımızı ahlaki erozyona, yalnızlığa ve ‘akran zorbalığına’ maruz bırakmaktadır. Bu tehlikeli akımlar, gençlerimizi; ailesine, milletine ve dinine yabancılaştırmakta, onları merhametsiz, duyarsız ve hedefsiz bir insan haline getirmektedir.

Ebeveyn olma sorumluluğumuzun gereği olarak çocuklarımızı yaz Kur’an kurslarımızla buluşturalım. Unutmayalım ki, onların tertemiz zihinlerini ve gönüllerini sahih ve doğru dini bilgi ile donatmaz isek birçok hurafe, yanlış bilgi ve düşünceye maruz kalırlar. Bu da bizim; dünyada büyük bir vebale girmemize, ahirette ise hüsrana uğramamıza sebep olur.

Bütün bu olumsuzluklardan çocuklarımızı ve gençlerimizi korumanın yolu; onları Peygamberimiz (s.a.s)’in güzel ahlakıyla yetiştirmektir. Yüce Rabbimizin, ‘Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…’ [5] emri gereğince her türlü zararlı akımdan muhafaza etmektir. Allah Resûlü (s.a.s)’in, ‘Yedi yaşına geldiklerinde çocuklarınızı namaza alıştırın.’ [6] tavsiyesine uyarak evlatlarımızı ibadet bilinciyle yetiştirmektir.”

Paylaşın

4 Bin 36 Hakim Ve Savcının Yeri Değiştirildi

Adli yargıda 3 bin 698, idari yargıda ise 338 hakim ve savcının görev yeri değişti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Hakim ve cumhuriyet savcılarımıza yeni görev yerlerinde üstün başarılar diliyorum” dedi.

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), 2025 yılına ilişkin adli ve idari yargı ana kararnamelerini yayımladı. HSK’dan yapılan açıklamada, kararname çalışmalarının 20 Haziran 2025 itibarıyla tamamlandığı bildirildi.

Açıklamada, atananlardan yeniden inceleme talebinde bulunmak isteyenlerin, tebligat beklemeden en geç 27 Haziran 2025 Cuma günü mesai bitimine kadar UYAP üzerinden başvuru yapmaları gerektiği belirtildi. Yeniden inceleme taleplerinin HSK Kararname Bürosu’na ulaşmasının ardından, başvuru sahiplerine 24 saat içinde (hafta sonu veya resmi tatile denk gelirse ilk mesai günü) bilgilendirme mesajı gönderileceği bildirildi. Atama tebligatlarının 4 Temmuz 2025 Cuma gününden itibaren gönderilmesinin planlandığını belirtti.

“Hayırlı olsun”

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “HSK 2025 yılı Ana Kararnamesi çalışmalarını tamamladık” dedi ve “Hakim ve cumhuriyet savcılarımıza yeni görev yerlerinde üstün başarılar diliyorum. Kararnamenin, hakim ve savcılarımız başta olmak üzere aileleri, yargı teşkilatımız, ülkemiz ve aziz milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mehmet Şimşek: Faiz Enflasyon Oranında Düşecek

Enflasyonun 2026’da yüzde 20’lere ineceğini, 2027’de 15 ve altında olacağını söyleyen Mehmet  Şimşek, aynı dönemde faiz oranının da enflasyonun biraz üzerinde konumlanacağını ifade etti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin AK Partili vekilleriyle art arda bir araya geldi ve değerlendirme toplantıları yaptı.

Hürriyet’in haberine göre; Şimşek, AK Partili vekillere yaptığı sunumda enflasyonu tetikleyen üç sektör olduğunu söyledi. Bunları; konut, gıda-hizmet sektörü ve enerji sektörü olarak sıraladı. Bu üç sektörün enflasyonu artırdığını ifade eden Bakan Şimşek, söz konusu üç sektörde fiyatların düşürülmesi yönünde çalışma yaptıklarını açıkladı.

Mehmet Şimşek, enflasyonun düşmesiyle birlikte özellikle kira ve konut satış fiyatlarının düşeceğini de kaydederek, TOKİ’nin konut sayısını artırmasıyla da söz konusu sıkıntıların çözüleceği bilgisini verdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, faizi enflasyon oranında düşüreceklerini belirtti. Enflasyonun 2026’da yüzde 20’lere ineceğini, 2027’de 15 ve altında olacağını söyleyen Şimşek, aynı dönemde faiz oranının da enflasyonun biraz üzerinde konumlanacağını ifade etti.

Paylaşın

İYİ Parti Cumhurbaşkanı Adayı Çıkaracak Mı? Dervişoğlu Açıkladı

Partisinin cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Bu sistemden kurtulmak için öncelediğim şeyleri, siyasi hırslarımla ortadan kaldırmam. Sadece İYİ Parti’ye ivme kazandırmak adına Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni Bir Sabah” programına katıldı.

Dervişoğlu, İsrail’in İran’a saldırılarına ilişkin, savaşın bağıra bağıra geldiğini belirterek, “Bu konuyla ilgili çok fazla fikir sahibi olmak gerekmiyor. Tarih tekerrür ediyor. Bölge coğrafyası üzerinde emperyalist emellerden vazgeçmeyen güçler, zaman içerisinde stratejilerini yenileyerek, bu topraklar üzerinde emellerini gerçekleştirmeye gayret sarf edecek stratejileri yaşama geçiriyor” diye konuştu.

Dervişoğlu, saldırıların sürecine ilişkin, “Önce Irak’la başlayan sonra Suriye’ye nüfus eden bu sürecin artık İran’ı hedef tahtasına koyduğunu, nihai hedefinin de Türkiye olacağına işaret etmiştim. Bu doğrulandı, yanılma ihtimalimiz yok. Hedefleri değişmiyor, stratejileri değişiyor” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan”ın, etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheliler Adem Soytekin ve Servet Yıldırım’ın iddiaları üzerine hakkında başlatılan soruşturmada tutuklanmasına ilişkin Dervişoğlu, avukatın görevini yaptığını, görevini yapan kişinin tutuklanmasının yadırganacak bir durum olduğunu söyledi.

Dervişoğlu, tutuklamaya ilişkin, “Olamaz, olmaması gerekir. Çünkü yani bu tür garabetleri ben tarif etmekte zorlanıyorum. Yapanlar bunu nasıl yapıyor? Doğrusunu isterseniz şaşırıyorum. İddia, yargılama ve savunma. 3 ayak üzerine kuruluyor. Şimdi siz savunmayı çıkarıyorsunuz oradan. Ayrıca tutuklanma gerekçelerinin arasında avukatın tutuklanan avukatın dosya ile ilgili ifadeleri ele geçirmek. Avukatın görevi bu zaten. Yani kim kimin hakkında hangi ifadeyi vermiş, ne söylemiş, dosya nasıl oluşturuluyor, nasıl tekemmül edecek? Bunu takip etmektir avukatın görevi. Görevini yapmış olmakla ötürü bir kişinin tutuklanmış olması hali gerçekten hem yadırganacak hem de utanılacak bir durumdur. Baskının bu şeyi olmaz, yöntemi olmaz. Baskı tamam yani hep o dile getirdiğimiz işte rahatsız olduğumuz bir şey” dedi.

“Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam”

Dervişoğlu, İYİ Parti’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin soruya ise, “Bununla ilgili şu an bir karar veremeyiz, tek başıma da veremem. Yetkili kurumlarımızla değerlendireceğiz. Bu sistemden kurtulmak için öncelediğim şeyleri, siyasi hırslarımla ortadan kaldırmam. Sadece İYİ Parti’ye ivme kazandırmak adına Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam” cevabını verdi.

Paylaşın