“AK Parti, İYİ Parti’yi Yakından İzliyor” İddiası

31 Mart seçimlerinde istediği sonucu alamayan İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in siyaseti bırakacağı söylentilerinin ardından AK Parti’nin İYİ Parti’yi yakından izlediği öne sürüldü.

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de ve seçimlerde ikinci parti konumuna düşen AK Parti’de sular durulmuyor.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, bugünkü köşe yazısında AK Parti kulislerinde konuşulan bir iddiayı yazdı. Babacan AK Parti’nin, 31 Mart seçimlerinde istediği sonucu alamayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in siyaseti bırakacağı söylentilerinin ardından İYİ Parti’yi yakından izlediğini yazdı.

Babacan’ın AK Parti kulislerinden aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı ekibinin Akşener ve ekibiyle yakın ilişkide olduğu da iddialar arasında.

Babacan’ın yazısının ilgili bölümü şöyle: “AKP kulislerinde, İYİ Parti’deki gelişmeler de yakından izleniyor. Cumhur İttifakı’nın seçim sürecinde ve sonrasında bu partiye gösterdiği ilgiyi farklı okuyanlar var. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in siyasete veda etmemesi için gösterilen çabanın altında, bu partinin milletvekillerine duyulacak ihtiyaç gösteriliyor. Olası bir ‘anayasa değişikliği’ veya kritik kararlarda 38 milletvekilinin işe yarayacağı hesabı yapılıyor. Bu arada, Cumhurbaşkanlığı ekibinin Akşener ve ekibiyle yakın ilişkide olduğu da iddialar arasında…”

Paylaşın

MHP’nin Yeni Parti Programında Laiklik Vurgusu

MHP’nin, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile uyumlu olarak hazırladığı yeni parti programında dikkat çeken tespit ve öneriler yer alıyor. Bu önerilerden en dikkat çekenlerinden biri ise “laiklik vurgusu” oldu.

MHP yeni parti programına “düzensiz göç” ve sığınmacılar sorununu da ekledi: Vatandaşlığa kabul uygulamaları milli menfaatler, toplumsal huzur ve şeffaflık temelinde gerçekleştirilecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) 17 Mart’ta gerçekleştirdiği 14. olağan kurultayı ile birlikte hazırladığı yeni parti programında dikkat çeken tespit ve öneriler yer alıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun aktardığına göre; TBMM’de geçen aylarda sıkça tartışma konusu olan “Can Atalay” kararı ve milletvekilliğinin düşürülmesi hafızalarda yerini korurken, MHP’nin yeni parti programında “milletvekili dokunulmazlıklarının kamu vicdanının kabul edeceği makul esaslara bağlanması gerektiğinin” altı çiziliyor.

Yerel seçim döneminde Cumhur İttifakı’nın ortak Ankara Büyükşehir Belediye başkanı adayı Turgut Altınok’un mal varlığı kamuoyunda çok tartışıldı. MHP, parti programına dikkat çeken “Milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi partilerin merkez yönetimlerinde, il ve ilçe teşkilatında görevli başkan ve yönetim kurulu üyelerinin ve üst düzey kamu görevlilerinin, görev öncesi ve görev sonrası mal bildirimlerinin kamuoyuna açıklanması sağlanacaktır” hükmünü de ekledi.

Laiklik vurgusu

MHP, en son 2009 tarihinde kabul edilen parti programını yürürlükten kaldırarak yeni parti programını yayımladı. MHP’nin, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile uyumlu olarak hazırladığı belirtilen yeni parti programında dikkat çeken tespit ve öneriler yer alıyor. Bu önerilerden en dikkat çekenlerinden biri ise “laiklik vurgusu” oldu.

Programda, “Vatandaşların inançlarını yok saymadan bir arada kardeşçe yaşamasını temin ettiği ölçüde bir değer ifade eden laiklik, milli birlik ve bütünlük ile din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir” ifadeleri yer alıyor. Bununla birlikte “yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin, demokratik hukuk devletinin yaşam sigortası olduğuna” ve yasama, yürütme ve yargının görev ve yetkilerinin en rasyonel şekilde dengelenmesi ve bunların uyumlu bir şekilde icra edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapılıyor.

MHP yeni parti programına “düzensiz göç” ve sığınmacılar sorununu da ekledi. Programda, şu ifadeler yer aldı: “Vatandaşlığa kabul uygulamaları milli menfaatler, toplumsal huzur ve şeffaflık temelinde gerçekleştirilecektir.”

Paylaşın

11 Yılda 689 Çocuk Çalışırken Hayatını Kaybetti

2013 ve 2024’ün ilk 4 ayı arasında 99’u kız çocuk ve 590’ı erkek çocuk olmak üzere en az 689 çocuk çalışırken hayatını kaybettiği açıklandı. İş kollarına göre ölümler incelendiğinde tarım/orman yüzde 55’le en yüksek paya sahip işkolu oldu.

İnşaat/yol çalışmalarında ölen çocuk işçilerin payı yüzde 11 olarak gerçekleşirken, metal ve konaklama iş kolunda ölenlerin payı ise yüzde 7 olarak açıklandı. Gıda iş kolundaki ölümlerin payı ise yüzde 3 oldu.

İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013 ve 2024’ün ilk 4 ayı arasında en az 689 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini açıkladı. Son 11 yılda, 0-14 yaş arası 238 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken, 15-17 yaş arasında ise 451 çocuk öldü.

Cinsiyete göre dağılım incelendiğinde 99 kız çocuğunun ve 590 erkek çocuğunun yaşamını yitirdiği belirtilirken ölen göçmen çocuk sayısının ise 80 olduğu belirtildi. İllere göre dağılımda ise Şanlıurfa’da 50, Gaziantep’te 40, İstanbul’da 40, Adana’da 34, Konya’da 25 ve Antalya’da 22 çocuk işçinin öldüğü kaydedildi.

İSİG verilerinde göre ölüm sebepleri; yüzde 28 tarfik servis kazası, yüzde 17 boğulma zehirlenme, yüzde 14 ise ezik göçük olarak açıklandı.

İş kollarına göre ölümler incelendiğinde tarım/orman yüzde 55’le en yüksek paya sahip işkolu oldu. İnşaat/yol çalışmalarında ölen çocuk işçilerin payı yüzde 11 olarak gerçekleşirken, metal ve konaklama iş kolunda ölenlerin payı ise yüzde 7 olarak açıklandı. Gıda iş kolundaki ölümlerin payı ise yüzde 3 oldu.

“Çocuk işçiliği yasaklansın, MESEM’ler kapatılsın”

Öte yandan İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) de çocuk işçiliğine, gençlerin güvencesiz çalıştırılmasına ve iş cinayetlerine dikkat çekmek amacıyla İstanbul’da bir araya geldi. Grup adına yapılan basın açıklamasını okuyan metal işçisi Nimet Erben, son 22 yılda hayata geçirilen tarım, sanayi, eğitim ve sosyal politikalarının her geçen gün daha fazla çocuğun işçileşmesini beraberinde getirdiğini söyledi.

Son on yılda en az 689, daha evvel eksik tutulan verilerin de eklenmesiyle AKP’li yıllarda en az 925 çocuk işçinin öldüğüne vurgu yapan Erben, şunları söyledi:

“Çocuk işçiler tarım sektöründe ailesiyle birlikte mevsimlik olarak ücretli veya tarlasında çalışanlardır, çocuk işçiler haftanın bir günü okulda dört günü işyerinde olan MESEM adı altında çalışanlardır, çocuk işçiler kentlerin varoşlarında aile içi emek kapsamında ücretsiz çalışanlardır, çocuk işçiler iş öğrensin diye yaz tatilinde çalışanlardır, çocuk işçiler harçlığını kazansın diye tanıdığın yanına verilenlerdir.”

Nimet Erben, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ile çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırıldığına dikkat çekerek, şu ifadelere yer verdi:

MESEM kapsamında başta metal, gıda, tekstil, kimya, ağaç işkolları olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon öğrencinin olduğu açıklandı. Bu öğrencilerin yaklaşık 300 binini ise 18 yaşın altındaki çocuklardan oluşuyor. Yani çocuk işçilik ‘bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma’ uygulamasıyla meşrulaştırılıyor. MESEM ile sermayeye ucuz emek sağlanırken çocuklarımız sağlıklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakmaktadır.”

Tarımdan inşaat sektörüne, seyyar satıcılıktan atık toplamaya kadar birçok alanda çocukların çalıştırıldığını belirten Erben, çocuk işçiliğinin yasaklanması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“Eğitime verilen bütçe artırılmalı, MESEM uygulamasına son verilmeli, mesleki öğrenim çocuk ve gençlerin gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Ancak bunları sistem içinde ifade etmek tek başına bir anlam ifade etmiyor. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor.”

Basın açıklamasına katılan Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan da çocuk işçiliğin yasaklanması ve MESEM projesinin sonlandırılmasını istedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Bayhan, “Çocuk işçilerin vebali senin boynundadır. Bu ülkede yüzbinlerce çocuk işçinin MESEM’lerde sömürülmesinin vebali senin boynundadır. Bu ülkenin işçisi, emekçisi bunun hesabını soracak” şeklinde konuştu.

Paylaşın

AK Parti’de Vekillere Sosyal Medya Uyarısı: Her Konuda Hassas Olun

Son dönemde tartışma konusu olan bazı sosyal medya paylaşımları nedeniyle AK Parti yöneticilerinin, milletvekillerine lüks, marka ve şatafat görüntülerinden kaçınmalarına dair uyarılar yaptığı aktarıldı:

“Hepimiz kamuoyu önünde olan insanlarız. Milletvekili arkadaşlarımıza daha dikkatli olmalarını söylüyoruz. Giyim kuşamdan yemeden içmeye, her konuda hassas olmalarını istiyoruz.”

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu‘nun haberine göre AK Parti yönetimi, milletvekillerinden yanlış anlaşılmaya müsait açıklama ve söylemlerden kaçınmalarını istedi. Son dönemde tartışma konusu olan bazı sosyal medya paylaşımları nedeniyle AK Parti grup yönetimi milletvekillerine uyarıda bulundu.

Edinilen bilgilere göre, bazı milletvekilleri ve teşkilat mensuplarının yemek, giyim kuşam ve tepki çeken diğer sosyal medya paylaşımları AK Parti’de tartışma konusu oldu. Seçim sonuçları ile ilgili değerlendirmeler yapılırken, AKP’nin ilk defa bir seçimde ikinci çıkmasında bu tip davranışların da etkili olduğu dile getirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ‘Şatafat, gösteriş ve kibir’ içeren davranışlarda çok hassas olduğuna dikkat çeken AK Parti kurmayları, milletvekillerinin bu konuda zaman zaman uyarıldığını hatırlattı. Son dönemdeki tartışmalar sebebiyle de milletvekillerine daha hassas olmalarını tavsiye ettiklerini ifade eden AK Parti yöneticileri “Hepimiz kamuoyu önünde olan insanlarız. Milletvekili arkadaşlarımıza daha dikkatli olmalarını söylüyoruz. Giyim kuşamdan yemeden içmeye, her konuda hassas olmalarını istiyoruz” dedi.

“Her adımınız inceleniyor”

Grup yöneticilerinin milletvekillerinden, yaptıkları açıklamalardan, kullandıkları dil ve söyleme kadar her alanda özenli olmalarını istediği belirtildi. Milletvekillerine, grup yönetimi tarafından, “Herkes şu anda sizi izliyor. O sebeple attığınız her adım yanlış anlaşılmaya müsait olabilir. Siz samimi olsanız bile, yanlış algılanacaktır. Bu sebeple çok özenli olun. İstenmeyen sonuçlara yol açacak davranışlardan kaçının” uyarısında bulunuldu.

Paylaşın

Fenerbahçe, Şampiyonluk Yarışında Yara Aldı

Süper Lig’in 33. hafta maçında Sivasspor ile Fenerbahçe, Sivas Şehir Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Cihan Aydın’ın yönettiği karşılaşma 2-2 berabere sona erdi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 45+2. dakikada Fred ve 80. dakikada İrfan Can Kahveci kaydederken, Sivasspor’un gollerini 57. dakikada Bengali-Fodé Koita ve 90+5. dakikada Rey Manaj attı.

Fenerbahçe, bu beraberlik ile puanını 86’ya çıkarırken, Sivasspor ise puanını 45 yaptı.

Karşılaşmadan dakikalar

10. dakikada Szymanski, ceza sahasına yakın bir noktadan kaleyi hedef aldı. Defansın müdahalesiyle top az farkla dışarı çıktı. 13. dakikada Uğur’un sol kanattan kullandığı serbest vuruşta ceza sahası içerisindeki Manaj dokundu, top ağlarla buluşsa da ofsayt gerekçesiyle geçerli sayılmadı.

27. dakikada Ali Şaşal Vural’ın uzaklaştırmak istediği topu kontrol eden Tadic, ceza alanı dışından kaleye gönderdiği top az farkla dışarı çıktı. 34. dakikada Dzeko, ceza sahası içerisinde İrfan’dan aldığı topla kaleyi hedef aldı. Ali Şaşal Vural topu çıkartmayı başardı.

41. dakikada Koita ceza sahasının sol çaprazından kaleyi hedef aldı. Livakoviç çıkartmayı başardı. 45+2. dakikada Ferdi’nin pasında topla buluşan Fred, ceza alanı sol çaprazından yaptığı sert şutla topu ağlarla buluşturdu. 0-1

48. dakikada sol kanattan topla gelen Ferdi ortasını açtı. Dzeko topa gelişine vurdu fakat top kaleci Ali Şaşal’dan geri döndü. 55. dakikada Ferdi’nin pasında orta alanda topla buluşan Szymanski önünü boşalttı ve şutunu çekti fakat Ali Şaşal topu rahat kontrol etti.

57. dakikada kendi yarı sahasında topu kazanan Koita, Menig ile yaptığı verkaç sonrası 30 metre topu sürdü ve ceza sahasında karşı karşıya pozisyonda düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi. 1-1

69. dakikada Achilleas Poungouras savunma arkasına sarkan Koiat’yı topla buluşturmak istedi fakat top kaleci Livakovic’de kaldı. 78. dakikada sol kanattan çalımlarla gelen Ferdi ortasını açtı ancak Serdar Dursun’dan önce kaleci Ali Şaşal topu aldı.

80. dakikada Ferdi’nin pasında sol kanatta topla buluşan İsmail çalımını attı ve ortasını açtı. Penaltı noktasında boş kalan İrfan Can topu gelişine ve düzgün bir vuruşla ağlara gönderdi

91. dakikada hakem pozisyonu izlemek için VAR monitörüne gitti. Hakem VAR kontrolünün ardından penaltı noktasını gösterdi. 93. dakikada penaltıda topun başına geçen Manaj kendi sağına sakin ve düzgün bir vuruş yaptı ve topla kaleciyi farklı köşelere göndererek skoru eşitledi.

95. dakikada Batshuayi’nin indirdiği topta ceza sahası yayında boş kalan İsmail topa gelişine vurdu fakat top yandan auta çıktı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 34 Bin 151’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 199. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 54 artarak 34 bin 151’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 151’e artarak 77 bin 84’e çıktı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail askerleri sürpriz bir baskınla Han Yunus’un doğusuna tekrar girdi. Gazze Şeridi’nin güneyindeki kentin merkez hastanesinin bulunduğu ve Filistinli yetkililerin toplu mezar olduğunu ileri sürdüğü yerden çok sayıda ceset çıkarıldığı bildiriliyor.

Gazze Şeridi’nin daha güneyinde bulunan ve 2,3 milyonluk Gazze nüfusunun yarısının sığındığı Refah’a ve Gazze’nin çeşitli bölgelerine yeni hava saldırıları düzenlendiği bildiriliyor.

İsrail, yedi aydır devam eden savaşın en yoğun çatışmalarının yaşanmasının ardından bu ay kara birliklerini aniden Gazze Şeridi’nin güneyinden çekmişti. Bölgeden kaçan Filistinliler yıkıntıların arasındaki evlerine geri dönmeye başlamıştı.

Ayrıca İsrail ordusu, Hamas’ın 7 Ekim’deki İsrail saldırısındaki başarısızlığı nedeniyle askeri istihbarat şefi Aharon Haliva’nın istifa ettiğini duyurdu.

İsrail askeri istihbaratının başındaki Aharon Haliva, Hamas’ın çoğu sivil bin 200 kişinin ölümüne ve yaklaşık 250 kişinin esir alınmasına yol açan ve Gazze’de Hamas’a karşı altı ay süren savaşın fitilini ateşleyen 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından istifa eden ilk üst düzey İsrailli isim oldu.

Tümgeneral Haliva istifa mektubunda, “Komutam altındaki istihbarat birimi misyonunu yerine getiremedi. Savaşın acısını sonsuza kadar taşıyacağım. Artık sorumluluğu kabul edip görevimi sonlandırmak istiyorum” ifadesini kullandı.

Haliva Ekim ayındaki saldırıdan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada da saldırıyı engelleyemediği için suçu üstlendiğini söylemişti. İsrail ordusundan yapılan açıklamada genelkurmay başkanının Haliva’nın istifa talebini kabul ettiği ve kendisine hizmetlerinden dolayı teşekkür ettiği belirtildi.

İsrail ordusu tarafından geçen ay başında yapılan yazılı açıklamada, 7 Ekim saldırısıyla ilgili yeterli tedbirleri almadığı düşünülen askeri birimlerin kendi içlerinde soruşturmalar yürütüleceği kaydedilmişti. Soruşturmaların, Mart 2018’den 10 Ekim 2023’e kadar 5 yıllık zaman dilimindeki ordu içindeki operasyonel başarısızlıklara odaklanacağı aktarılmıştı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, saldırıların ardından kendisine önceden bu yönde bir bilgi iletilmediğini belirterek ordu ve istihbaratı saldırılardan sorumlu tutmuş, ancak gelen tepkilerin ardından sosyal medyada bu yönde yaptığı paylaşımı silmişti.

Saldırılarla ilgili şimdiye kadar sorumluluk kabul etmeye yanaşmayan Netanyahu, 7 Ekim saldırılarıyla ilgili kapsamlı bir soruşturma açılması taleplerini, şu an savaşın içinde bulunulduğu gerekçesiyle geri çeviriyor, soruşturmanın savaşta nihai zafer kazanıldıktan sonra başlatılmasını savunuyor.

Paylaşın

Erdoğan, 13 Yıl Sonra Irak’ta: PKK İle Mücadelede Beklentiler İletildi

Erdoğan’ın 13 yıl sonra gerçekleştirdiği Irak’ı ziyaretine ilişkin açıklama yapan İletişim Başkanlığı, açıklamasında, “Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadele konusunda Irak’tan beklentilerinin bulunduğunu, Irak’ın terörün her türlüsünden arındırılması gerektiğini ifade etti” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamanın devamında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’deki İsrail zulmünü durdurmak için çabaların devam ettiğini, Müslüman ülkelerin bu süreçte birlik içinde hareket etmesinin gerektiğini de söyledi” ifadelerine yer verildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün 13 yıl aradan sonra Irak’ı ziyaret etti. Erdoğan, Bağdat Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ile görüştü.

Görüşmeye dair açıklama yapan İletişim Başkanlığı şunları paylaştı: “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Bağdat’ta Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ve Irak ikili ilişkileri, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, bölgesel ve küresel meseleler ile terörle mücadele konuları ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadele konusunda Irak’tan beklentilerinin bulunduğunu, Irak’ın terörün her türlüsünden arındırılması gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Bağdat ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasındaki ilişkilerin rayına girmesinin ve Türkmenlerin hak ettiği konuma ulaşmalarının Irak’ın istikrarı için önemli olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki dönemde Türkiye ve Irak’ın iş birliği içinde atacağı adımların bölgesel kalkınma ve refaha da katkı sağlayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’deki İsrail zulmünü durdurmak için çabaların devam ettiğini, Müslüman ülkelerin bu süreçte birlik içinde hareket etmesinin gerektiğini de söyledi.”

Erdoğan’ın Bağdat’ın ardından yarı özerk Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’i de ziyaret etmesi bekleniyor. Erdoğan’a ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, MİT Başkanı İbrahim Kalın eşlik ediyor.

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli, Yine DEM Parti’yi Hedef Aldı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, “31 Mart seçimlerinden kısa süre sonra, DEM’lenmiş bazı belediye başkanlıklarında sahnelenen azgın tahrikler, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükmü şahsiyetine yönelik hakaretamiz muamele ve haince tacizler geçmişten ders almayan muhasım tortularının dış bağlantılı sipariş eylemleridir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatanımızın bir bölümünde İstiklal Marşı’nın söylenmesine direnen, Türk bayrağının asılmasını ve şehitlerimize saygı duruşunu reddeden, Aziz Atatürk ile Cumhurbaşkanımıza kaba ve yaralayıcı ifadeler kullanan bölücü alçaklar bu milletin evladı, Türkiye Cumhuriyeti’nin de mensubu olamazlar. Ülkemizi fiilen işgal altında gösterme provalarını hazmetmek mümkün değildir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Bahçeli, yayımladığı mesajda şu ifadeleri kullandı:

“23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus’taki tek katlı taş binada milli iradenin tecellisiyle beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmış, meşalesi yakılmıştır. Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle, yüreklerden kopan dileklerle İlk Meclis tarih sahnesindeki yerini muazzam bir inançla almıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart 1920 tarihinde yayımladığı Genelge kapsamında seçimler yapılmış, seçilen mebuslar Meclis-i Mebusan’dan iltihak eden mebuslarla birlikte Ankara’da toplanmıştır.

Türk milleti makus talihini yenmek, tarihsel rotasını yenilemek amacıyla bizzat devreye girmiştir. O tarihte tadilatı tamamlanmamış binada toplumun her kesiminden, ülkenin her yöresinden, her meslek grubundan, farklı farklı dünya görüşleri olsa bile ortak paydaları vatanseverlik olan mebuslar istiklal sevdasıyla bir araya gelmişlerdir. Dünya üzerinde, zillet ve zulmete, işgal ve ihanete Meclisi’nin etrafında kenetlenip savaş açan ikinci bir millet o güne kadar ne duyulmuş ne de görülmüştür. Nitekim Meclis’in kurulması milli kurtuluş fikrinin demokratik olarak teşkilatlanması, maşeri vicdanda kök salmasıdır.

“Ülkemizi fiilen işgal altında gösterme provalarını hazmetmek mümkün değil”

31 Mart seçimlerinden kısa süre sonra, DEM’lenmiş bazı belediye başkanlıklarında sahnelenen azgın tahrikler, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükmü şahsiyetine yönelik hakaretamiz muamele ve haince tacizler geçmişten ders almayan muhasım tortularının dış bağlantılı sipariş eylemleridir. Vatanımızın bir bölümünde İstiklal Marşı’nın söylenmesine direnen, Türk bayrağının asılmasını ve şehitlerimize saygı duruşunu reddeden, Aziz Atatürk ile Cumhurbaşkanımıza kaba ve yaralayıcı ifadeler kullanan bölücü alçaklar bu milletin evladı, Türkiye Cumhuriyeti’nin de mensubu olamazlar. Ülkemizi fiilen işgal altında gösterme provalarını hazmetmek mümkün değildir.

Türk milletini “yerel halk” ifadesiyle değersizleştirmeye hizmet eden müfsit zihniyetin, son günlerde maruz kaldığımız skandalların asal sorumlusu olduğunu hiç kimse inkar edemeyecektir. Küresel Emperyalizmin tasallut ve telkini altında iç huzur ortamını zedelemek suretiyle faal halde bulunan terör sevicilere boyun eğmek, serpilen hıyaneti özgürlük ve demokrasi çerçevesinde normalleştirip yumuşatmak, bilinmelidir ki, milli felakete çanak tutmak, devlete ve millete kast etmektir.

Ay yıldızlı al bayrak bağımsızlığımızın simgesi, İstiklal Marşı hürriyet namusumuzun, birlik ve beraberlik hissiyatımızın manzum seslenişidir. Bunlara kim karşı geliyorsa, bunlarla kimlerin sorunu varsa, mutlak surette hukukun amir hükümleri işletilerek hesaba çekilmelidir. Gelişmeler karşısında aziz milletimiz infial halindedir. Türk bayrağını kabullenemeyen şerefsizlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından derhal çıkarılması, mallarına-mülklerine el konulması, bunun yanında DEM Parti hakkında kapatma davasının açılarak bölücü milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, müfettiş görevlendirilmesiyle oyalanmaktan ve zamana oynamaktan vazgeçilmesi tarihe, ecdada, vatana ve millete namus borcudur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni sömürge ülkesi veya çadır devleti görenlerin taşıdıkları sorumluluk ne olursa olsun bedel ödemeleri hayat memat konusudur. Sandık sonuçlarını, bekamızın ve bağımsızlığımızın önüne, hatta üstüne çıkarmaya gayret eden terör maşalarının ateşle oynadıklarını ikazla bildirmek tarihi bir vazifemizdir. Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan tehditlerin doğru anlaşılmasında mühim bir tesiri olacağına inanıyorum.

Türkiye’yi Mondros ve Sevr şartlarına tekrar sürüklemeye çalışan terör piyonları bu hesap hatasının sonuçlarına en ağır şekilde katlanmak durumundadır. En müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni metotlarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları beyhude bir çabadır. Tarihin acı ve tatlı hatıralarla kapanmış sayfalarını, son bulmayan intikam duygularıyla, asla hak etmediğimiz insanlık dışı iftiralarla yeniden açılmasına heveslenmek dikkat etmemiz gereken bir tehlike olarak karşımızdadır.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve millet ise Türk’tür”

Türkiye’nin yükselişi, tıpkı 23 Nisan 1920‘de tecelli eden şuurda anlamını bulduğu gibi; ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif anlayışla mümkündür. Dün olduğu gibi bugün de, kardeşliğimize musallat olan gelişmeler karşısında en önemli direnç gücümüz milli birlik ve dayanışma ruhumuzdur. Meclis’i Gazi, varlığı Gazi, devleti Gazi olan bir milletin teröre ve hıyanete bulaşmış, dış düşmanlarla el ele vermiş siyasi bölücülere göz yumması düşünülemeyecektir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve millet ise Türk’tür.

Hiçbir bölücü odağın, terörizme yardım ve yataklık yapan hiçbir menfur oluşumun, Mehmetlerimize kurşun sıkan hiçbir hain örgüt uzantısının, İstiklal Marşımıza ve Türk bayrağına düşmanlık besleyen hiçbir işgal artığının Gazi Meclis’te yeri olamaz, demokrasi adına söyleyecek tek bir sözleri dahi bulunamaz. Dün en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis’te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur, katiyen de olamayacaktır. Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir.”

Paylaşın

“İYİ Parti Delege Listelerinde Usulsüzlük” İddiası

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de delege listelerinde usulsüzlük olduğu iddia edildi.

Haber Merkezi / İddiayı dile getiren İYİ Partili Rıdvan Uz, “Bu talihsiz ve üzücü vaka karşısında hukuki girişimler gün içinde gerçekleştirilecek ve hukuki düzeltmeler yapılacak olup detay açıklama hukuki müracaatlar sonrası yapılacaktır” açıklamasında bulundu.

27 Nisan’da olağanüstü kurultay yapmaya hazırlanan İYİ Parti’de, kurultay delegeleri listesinde usulsüzlükler tespit edildiği öne sürüldü. İYİ Parti Çanakkale Milletvekili ve Kurucular Kurulu Üyesi Rıdvan Uz, “Bu talihsiz ve üzücü vaka karşısında hukuki girişimler gün içinde gerçekleştirilecek ve hukuki düzeltmeler yapılacak olup detay açıklama hukuki müracaatlar sonrası yapılacaktır” açıklamasında bulundu.

Rıdvan Uz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi: “İYİ’ler ve Cesurlar Hareketinin siyasi alanda vücut bulmuş hali olan İYİ Partimiz, 5. Olağanüstü Kurultayını 27/04/2024 tarihinde gerçekleştirecektir. Genel Merkezimiz tarafından Çankaya İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına 19/04/2024 tarihinde teslim edilen kurultay delegeleri listesinin incelenmesinde seçme ve seçilme hakkına halel getiren ve 146 yıllık demokratik seçim geleneğimize darbe vuracak SİSTEMLİ VE ORGANİZE USULSÜZLÜKLER yapıldığı tespit edilmiştir.

Bu talihsiz ve üzücü vaka karşısında hukuki girişimler gün içinde gerçekleştirilecek ve hukuki düzeltmeler yapılacak olup detay açıklama hukuki müracaatlar sonrası yapılacaktır. Kongremizin zamanında, herhangi bir şaibeye meydan vermeden ve tartışmasız şekilde icrası edilecektir. Bu hususta gerekli tedbirler alınmış olup, partimizin hiçbir üyesinin bu aşamada endişe etmesine mahal yoktur. İYİ Parti 5. Olağanüstü Kurultay Delegelerine ve Türk kamuoyuna arz ederim.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan’dan ‘Kürt Sorunu’ Açıklaması: Konuşalım Ve Çözelim

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürt Sorunu”na ilişkin yaptığı açıklamada, “Devlet İttifakı var, Ergenekon İttifakı var, MHP var, kimi JİTEM ittifakları, kontralar var… Ama böyle devam etmek isterlerse Kürtler direnir, halklar ve emekçiler direnir. Pes etmez. Kaybettirmek için elinden gelen bütün çabayı ortaya koyar” dedi.

Tuncer Bakırhan, çözüm için hazır olduklarını belirterek şunları söyledi: “Biz DEM Parti olarak, daha sert bir süreci karşılamaya da varız, diyaloğa ve müzakereye de varız. Başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki sorunların müzakere ile tartışılarak çözülmesi için de üzerimize düşen tüm sorumluluğu da yerine getirmeye hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Biz asla şu kişi ile olur, şu kişilerle olmaz demeyiz. Bu yaklaşım diyalektiğe aykırıdır. Bizim derdimiz; önce muhatabımızı yaratıp sonra sorunu çözmek değil, çabamız sorunu çözmektir.

Çözüme kim geliyorsa buyursun oturup konuşalım ve çözelim. Türkiye halklarını da dahil ederek çözelim. Dolayısıyla AKP’nin yarın ne yapacağını bilmiyoruz ama biz karşımızdakinin soruna yaklaşım konusundaki samimiyetin, stratejisini, programını, planını gerçekten samimi olup olmadığına bakarak, gerekli olan adımları atarız. Biz açığız, hazırız. Biz varız. Ama karşımızdakinin samimi olması gerekiyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Mezopotamya Ajansı‘na konuştu. Seçim sonuçlarının yeni bir kapı araladığını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, seçimde CHP ve DEM Parti’nin kazanımla çıktığını vurguladı. İktidar bloğunun seçimden ağır bir yenilgiyle çıktığını belirten Bakırhan, şunları söyledi:

“Bir önceki genel ve cumhurbaşkanı seçimlerdeki sonuçlar ile 10 ay sonrasında yapılan yerel seçimler sonrasındaki bu fark niye oluştu sorusunu sormak gerekiyor. Birincisi, hükümet iyi yönetmiyor. Ciddi bir ekonomi ve demokrasi sorunu var. Özgürlükler sorunu var. İkincisi, dış politikada tutarlı bir siyaset izlemiyor. Üçüncüsü, tek adam sistemine geçme ile yani ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemine’ geçtikten sonra Türkiye her anlamda sınıfta kaldı. Her anlamda ciddi kriz ve sorunlarla boğuşan bir hale geldi. Dolayısıyla halk 10 ay önce yapmış olduğu tercihlerden farklı bir tercih yaptı. 22 yıllık iktidara ‘yeter’ dedi. İktidar partisi ilk defa ikinci parti oldu.”

32 yerleşim yerine asker ve polislerin taşındığını ancak buna rağmen DEM Parti’nin çoğu belediyeyi kazandığına dikkat çeken Bakırhan, “Bazı kentler ise, büyük oranda kaydırmalardan kaynaklı elimizden gitti. Ama biz bunları kayıp olarak saymıyoruz” dedi. Bakırhan, seçmen taşınan bölgelerle ilgili şunları söyledi:

“Şırnak’ta seçmenlerin yarısından fazlası dışarıdan gelen asker, polis ve kolluk kuvvetleriydi. Buna rağmen az farkla elimizden aldılar. Kars’ta kaçak seçmen sayısını çıkartırsanız eğer oyumuzu arttırdığımızı ve belediyeyi kazandığımızı göreceksiniz. Bitlis’te partimize verilen 2 bin 500 ile 2 bin 800 arasında oyumuzu göz göre göre iptal ettiler. Buna dair yaptığımız itirazlarımız da reddedildi. Birçok belde ve ilçelerde durum böyle oldu. Tüm bunlara rağmen iktidar kaybetti. Sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’de de kaybetti. Bu da Türkiye’de yeni bir kapı, yeni bir umut, yeni bir yol ve yeni bir mücadele zemini ortaya çıkartmıştır. Biz de ortaya çıkan bu yeni tablo ışığında önümüzdeki dönemde daha fazla çalışıp, daha fazla sahada olacağız. Ciddi bir örgütlenme seferberliği başlatacağız. Kısacası iktidarın Kürt sorununa yaklaşımı, kayyımcı anlayışı iktidara kaybettirdi.”

Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Abdullah Zeydan’ın seçilme hakkının elinden alınma girişimi sonrasında Van’da başlayan protestolar hakkında konuşan Bakırhan, “Van halkı bu haksızlığı, bu irade gaspını görerek, eşi benzeri görülmemiş bir sahiplenme ortaya koydu. Bence bu saatten sonra Türkiye siyasetinde Van öncesi ve sonrası biçiminde tartışmamız gerekiyor. Van halkı aslında bir nevi bundan sonra ‘kayyıma geçit yok’ ve ‘kayyımı da kabul etmeyiz’ mesajı verdi. İktidar ve iktidar içerisindeki klikler ile yargı içerisindeki klikler hem o dayanışma hem de o direniş karşısında geri adım attı. Halk oyunu boşa çıkarttı” dedi.

Van’da özellikle son 8-10 yıllık baskıcı politikanın Kürtlerde yaratmış olduğu etkinin test edilmeye çalışıldığını belirten Bakırhan, şunları söyledi:

“Bu ön yoklama sadece seçimlerle ilgili değildi. Ama Van bir gerçekliği ortaya çıkardı; o da kimi durumlarda bazen izleyen ama söz konusu iradesi ve geleceği olunca muazzam direniş ortaya koyan Kürtlerin aslında devletin baskıcı politikalarından çok etkilenmediğini de ortaya koydu. Devlet orada yanıldı. İktidar yanıldı. Kayyımcu zihniyettin başardık anlayışı Van’da param parça oldu. Onun için evet o durum bir ön yoklamaydı.

Van başarısız olsaydı bu sadece seçimlerde değil, başka biçimlerde de vücut bulabilirdi. Van iyi bir uyarıcı oldu. Biz zaten iktidarın saldırı politikalarından etkilenmediklerini biliyorduk ama nasıl etkilenmediklerini bir kez daha gördük. Onun için seçimler evet bir kapı araladı ama Van’daki dayanışma ve direniş gerçekten yeni bir iklim zemini açtı. Bence Kürt halkı hem Türkiye halkları da bu durumda büyük dersler çıkaracaktır. İktidar da mevcut politikalarının saha da karşılık bulmadığını görmüş oldu.”

“İktidar bloğunda güç ilişkileri değişecek”

İktidarın Kürt sorununa yaklaşımlarından dolayı seçimi kaybettiklerini vurgulayan Bakırhan, “En başından söyledik; çözmeyen çözülür. Dolayısıyla güç ilişkileri değişecek. Dışarıya yansıyan boyutlarıyla AKP içerisinde bir tartışma süreci başladı. Belki baskı politikalarının dozajını arttıracaklar. Ama tutmuyor. Yani baskı ile bitmiyor. Baskı çözüm değil. Çözüm diyalog ile müzakere ile olur. İradeyi esas almak ile olur. Ben AKP’nin de bir yol ayrımında olduğunu düşünüyorum” dedi.

Seçimlerin ardından AKP’nin yaklaşımlarının değişebileceğini ancak 22 yıldır kurulan güç dengelerinin olduğunu söyleyen Bakırhan, “Devlet İttifakı var, Ergenekon İttifakı var, MHP var, kimi JİTEM ittifakları, kontralar var… Ama böyle devam etmek isterlerse Kürtler direnir, halklar ve emekçiler direnir. Pes etmez. Kaybettirmek için elinden gelen bütün çabayı ortaya koyar” diye konuştu.Bakırhan, çözüm için hazır olduklarını belirterek şunları söyledi:

“Biz DEM Parti olarak, daha sert bir süreci karşılamaya da varız, diyaloğa ve müzakereye de varız. Başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki sorunların müzakere ile tartışılarak çözülmesi için de üzerimize düşen tüm sorumluluğu da yerine getirmeye hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Biz asla şu kişi ile olur, şu kişilerle olmaz demeyiz. Bu yaklaşım diyalektiğe aykırıdır. Bizim derdimiz; önce muhatabımızı yaratıp sonra sorunu çözmek değil, çabamız sorunu çözmektir.

Çözüme kim geliyorsa buyursun oturup konuşalım ve çözelim. Türkiye halklarını da dahil ederek çözelim. Dolayısıyla AKP’nin yarın ne yapacağını bilmiyoruz ama biz karşımızdakinin soruna yaklaşım konusundaki samimiyetin, stratejisini, programını, planını gerçekten samimi olup olmadığına bakarak, gerekli olan adımları atarız. Biz açığız, hazırız. Biz varız. Ama karşımızdakinin samimi olması gerekiyor.

CHP’nin kürt sorununa yaklaşımı

“Kobanê Davası, Van’daki dayanışma, kayyımlara ilişkin CHP’li yetkililerin, Sayın Özgür Özel’in yapmış olduğu açıklamalar kıymetlidir” diyen Bakırhan, ” Ama bir bütünen Kürt meselesinin müzakere ile diyalog ile çözülmesini ‘CHP istiyor’ dedirtecek düzeyde değil. Önümüzdeki dönem CHP’ye de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Bu meselelerde samimi olmak, Kürde samimi yaklaşmak, bu sorunun çözümünde gerçekten demokratik bir irade ve sorumluluk ortaya koymak CHP’ye kaybettirmez. CHP’ye kazandırır. Nitekim son seçimlerde Kürdün ortaya koymuş olduğu irade, dayanışma net bir şekilde ortada duruyor” diye konuştu.

“CHP, fırsatçı bir şekilde davranıp nasıl olsa ‘AKP baskı uyguluyor ve Kürtler bu baskı politikaları karşısında başka tercihlerde bulunuyor’ havasına kapılırsa kaybeder” diyen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“CHP için büyük bir şans doğmuştur. Yüz yıldır çözülmeyen Kürt meselesini, ikinci yüzyılda diyalog ile çözme fırsatını yakalamıştır. CHP samimi ve doğru bir yaklaşım ile gerçekten Türkiye’nin demokratik geleceğinde önemli bir rol ve misyon oynayabilir. Önümüzdeki dönemde bunun sadece seçim ile sınırlı bir yaklaşım mı olduğunu, seçim kazanımları için ortaya konulmuş bir taktik mi olduğunu ya da stratejik bir yaklaşım mı olduğunu hep birlikte göreceğiz. Biz kimseye düşman değiliz. Ama kimseyi de sınırsız, sonsuz olarak yanında, arkasında destekleyen bir güç de değiliz. Doğru söyleyen, doğru yapan, Türkiye demokrasisine kazandıran, kazandırmak isteyen ve bu konuda bir politikası, programı olan her siyasi parti ile -sadece seçimlerde değil- yan yana gelir, birlikte oturur ve konuşuruz. Çözüm için elimizden geleni de ortaya koyarız.

Paylaşın