Tahir Elçi Davasında Karar: 3 Polise Beraat

28 Kasım 2015 tarihinde öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne dair açılan davada, polis memurları Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verildi.

Haber Merkezi / Tahir Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla 3 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 25 Nisan’da mahkemeye sunulan mütalaada, “Tahir Elçi’nin nereden geldiği belirlenemeyen bir kurşunla hayatını kaybettiği” belirtilmiş, tutuksuz yargılanan sanık üç polisin beraatleri talep edilmişti.

Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Sur ilçesinde basın açıklaması yaptıktan sonra katledilmesiyle ilgili davanın karar duruşması bugün Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmayı, Tahir Elçi’nin eşi CHP Milletvekili Türkan Elçi, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve 18 baro başkanı,İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti ve CHP milletvekilleri, sivil toplum örgüt temsilcileri, uluslararası hukuk örgütlerinin temsilcileri izledi.

Davada sanık polisler Fuat T., Sinan T. ve Mesut S., ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 2 ila 6 yıl arasında hapisle, Uğur Y. ise ‘olası kastla ölüme sebebiyet verme’ suçundan üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandı. Savcı Mustafa Alper Buğra Horozoğlu imzalı mütalaada, “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan polisler S.T. F.T. ve M.S.’nin beraatı istendi. Diğer şüpheli Uğur Yakışır ile ilgili dosya, firari olması nedeniyle tefrik edildi.

Yapılan savunmaların ardından mahkeme kararını açıkladı. Mahkeme, polisler Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verdi.

Mahkeme kararını beklemeden salondan alkışlarla çıkan avukatlar, adliye binasının önünde kısa bir açıklama yaptılar. Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Tahir Elçi cinayetinin faili meçhul kalmaması için protesto hakkımızı kullandık. Buradan Tahir Elçi’nin vurulduğu Dört Ayaklı Minarenin önüne gidiyoruz. Orada kararı bekleyeceğiz ve basın açıklaması yapacağız” dedi.

“Sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz”

Baro başkanları ve Tahir Elçi’nin ailesi açıklamanın ardından Dört Ayaklı Minare’ye doğru yürüyüşe geçtiler. Burada yapılan açıklamada konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan şunları söyledi:

“11 celsedir biz oradayız. Hakim orada, savcı orada, avukatlar orada, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bundan tam 3120 gün önce tam da arkanızda gördüğünüz Dört Ayaklı Minare’nin önünde Tahir başkan bu kentin tarihi, kültürel dokusu yıpranmasın diye açıklama yaparken katledildi. Hayatını insan hakları mücadelesine, cezasızlıkla mücadeleye adayan bir hukuk insanının kendi yaşadığı bu ağır saldırı, bu katliam cezasız kalmasın diye uğraş verdik.

Ancak gerek soruşturma sürecinde yürütülen savcılık pratiği gerekse kovuşturma sürecinde avukatların, katılan vekillerinin, soruşturmanın ve kavuşturmanın genişletilmesine dönük tüm taleplerine rağmen bu kadar ciddi, kritik bir dava toplantısına bu delillerin toplanmaması, peşinden de ‘her türlü araştırmayı yaptık ama şüpheden sanık yararlanır, masumiyet karinesidir diye beraat kararı verilmesi en hafif tabiriyle insanın aklıyla alay geçmek, dalga geçmektir. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bunu çok net olarak ifade etmek istiyorum.

Dönemin başbakanını bile dinleyemedi bu mahkeme. Tanıkların neler söylediğini orada yaşadık hep beraber. 11 celsedir biz oradayız. Hakim orda, savcı orda, avukatlar orda, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren de şu ifadeleri kullandı: “Cezasız kalmayalım. Belki bugünün iktidarı belki bugünün siyasi atmosferi böyle bir kararın çıkmasını sağlar ama bir gün muhakkak Tahir Elçi’nin failleri yargı önünde hesap verir. Biz bugün buraya gelirken neyi sizlere göstermek istedik, neyi kamuoyuna göstermek istedik? Biz anma günlerinde sadece buraya gelirdik.

Tahir Elçi’yi her 28 Kasım’da burada anardıka ma bugün buraya niye geldik başkanımıza vermiş olduğu sözü tam da vurulduğu yerde, tam da bu kadim mekanda ilk kez daha kamuoyuna açıklamak için buraya geldik. Kararlılığımızı, irademizi, gücümüzü göstermek için bugün bir kez daha buraya geldik.

Evet beraat ile sonuçlandı ama istinafa, Yargıtay’a, AYM’ye, AİHM’e bu dosyayı taşıyacağız muhakkak. Ama bir kez daha tekrarlıyorum. Hem Kürt toplumunun hem de Türk toplumun nezdinde bu kararın bir anlamı yok. Kürt toplumu da Türk toplumu da Tahir Elçi cinayetiyle ilgili kararını zaten ilk günde vermişti.

Bu kararı verirken de Tahir Elçi’nin kimliği üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin insan hakları mücadelesi üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin neden hedef gösterildiği üzerinden vermişti. Bu karar bizler için geçerli olan karardır. Başımızın üstünde bu kararın yeri var ve biz bu toplum vicdanındaki kararın gerçekten mahkeme salonlarında tutanaklara geçmesi için de mücadele etmeye devam ediyoruz.

Gücüm yettiği kadar, ömrüm yettiği kadar bir baro başkanı olarak bugün sözü veriyorum. Ama buradaki bütün avukatların da bu sözü verdiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yeni Tahir Elçiler hukuk fakültelerinde her gün mezun oluyor. Yeni insan hakları ve yaşam hakkını sağlayan avukatlar, her gün her gün hukuk maddelerden mezun oluyor. Bugün bayrak bizde yarın bu bayrağı onların tutacağından da hiç bir şüphemiz yok.”

Ne olmuştu?

Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde tarihi Dört Ayaklı Minare’nin önünde yaptığı basın açıklamasının ardından çıkan silahlı çatışmada başından vurularak öldürüldü.

Gazi Caddesi’nde güvenlik güçleri ile iki PKK’lı arasında silahlı çatışma çıkmış, polis memurları Ahmet Çiftasan ve Cengiz Erdur hayatını kaybetmiş, Tahir Elçi ve bir grup gazeteci de çatışmanın ortasında kalmıştı. Elçi’nin ölümüne neden olan merminin çekirdeği bulunamadı.

Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla ile 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılanıyordu.

Savcı ise esas hakkındaki mütalaasında hangi polis memurunun silahından çıkan kurşunun ölüme sebebiyet verdiğini tespit etmenin imkânsız olduğunu gerekçe göstererek üç polis memuru için beraat talebinde bulunmuştu.

PKK’lı firari sanık Uğur Yakışır ise ‘’iki polis memurunu öldürmek”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs” ve “Elçi’yi olası kastla öldürmek” suçlamalarıyla yargılanıyor. Yakışır’ın, üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptrılması isteniyor.

Davanın iddianamesi, Diyarbakır Barosu’nun olay yeri görüntülerini toplayarak Londra merkezli bağımsız bir grup olan Forensic Architecture’a hazırlattığı bilimsel raporun yayımlanması sonrası tamamlandı.

Raporda, Elçi’nin hayatını kaybetmesine neden olan kurşunun, 3 polisten birinin silahından çıktığı tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 polis hakkında kovuşturma başlattı. İddianame 20 Mart 2020’de tamamlandı. Dava ise 21 Ekim 2020’de başladı.

Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi’nin avukatları, hukuki sürecin soruşturma aşamasından kovuşturmaya kadar büyük eksikliklerle devam ettiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunuyor.

Paylaşın

Uluslararası Kurumlar Gazze’deki Kültürel Mirası Neden Koruyamadı?

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik sekiz aydan fazla bir süredir devam eden saldırılarında, bölgenin kültürel alanlarının ve anıtlarının yüzde 60’ından fazlasını yok etti.

Haber Merkezi / Çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde kültürel yıkım kaçınılmaz olsa da Filistinli yetkililer ve sivil hakları savunan örgütler, İsrail’in Gazze’deki kültürel alanları ve anıtları kasıtlı olarak yok ettiğini belirtiyorlar.

Batı Şeria’da yaşayan arkeolog Salah Al- Houdalieh, konuya ilişkin yaptığı bir açıklamada, Filistin’de kültürel kayıpların benzersiz olduğunu, tarihi yapıların ve eserlerin ‘sistematik olarak yıkıldığını’ ifade ediyor.

Uluslararası anlaşmalar, çatışmaların yaşandığı bölgelerde kültürel mirasın yok edilmesini savaş suçu olarak kabul ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 2017 yılında kabul edilen 2347 sayılı karar, kültürel mirasın yok edilmesini ve yağmalanmasını kınamakta.

Kültürel mirası korumaya yönelik uluslararası çabaların kökeni 1874 Brüksel Deklarasyonu’na kadar uzanmaktadır. 1954 Lahey Sözleşmesi ile UNESCO’nun Arkeolojik Kazılara Uygulanabilir Uluslararası İlkeler Hakkında 1956 Tavsiye Kararını içermektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 1967’de kabul edilen 242 sayılı karar ise, İsrail’in işgalci güç olarak Filistin’de yer alan kültürel mirası korumasını zorunlu kılıyor. Ancak Filistin Kültür Bakanlığı’nın raporları, Gazze’de en az 200 kültürel alanın ve tarihi öneme sahip binanın İsrail güçleri tarafından tahrip edildiğini ortaya koyuyor.

Örneğin, İsrail saldırılarında, tarihi 7. yüzyıla kadar uzanan Ömer Ulu Camii ağır hasar gördü, en eski kiliselerden biri olan St. Porphyrius Kilisesi kısmen yıkıldı, antik liman olan Blakhiyya kültürel alanı ciddi hasar gördü.

Çatışmaların yaşandığı bölgelerde kültürel mirasın korunması inkar edilemez derecede zor olsa da, UNESCO gibi uluslararası kuruluşlar bu tür yıkımların önüne geçecek araçlara sahip.

Örneğin, Aralık 2023’te, UNESCO Hükümetlerarası Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlıkların Korunması Komitesi (1954 Lahey Sözleşmesi), Gazze Vadisi’nin güney kıyısında bulunan Saint Hilarion manastır kompleksine “geçici koruma” verilmesine karar verdi.

St. Hilarion manastırına geçici koruma verildiğini ve izlendiğini belirten Al- Houdalieh, Dünya Arkeologlar Kongresi ile Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin, kültürel alanların ve anıtların İsrail tarafından yok edilmesine ilişkin ‘zayıf açıklamalar’ yayınladığını belirterek, tepki gösteriyor.

Uluslararası sözleşmeler ve kararlar, çatışmaların yaşandığı bölgelerdeki kültürel mirasın korunmasına yönelik sağlam yasal temeller sağlamakta.

Ancak Gazze’deki kültürel alanların yok edilmesi, bu sözleşmelerin ya etkisiz olduğunu ya da tam anlamıyla uygulanmadığını gösteriyor. Gazze’deki kültürel mirasın korunması yalnızca bölgesel bir mesele değil, küresel bir sorumluluk.

Paylaşın

Çocuklar, MESEM’le Sermayenin Sömürüsüne Gönderiliyor

DEM Parti Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, eğitimde 2012’de, 4+4+4 düzenlemesinin uygulamaya geçirilmesiyle çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi düzenlemelerin yapıldığını hatırlatarak, “AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüzbinleri bulan çocukların sömürü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, ‘Bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma’ adı altında sermayedarların bir ‘memleket meselesi’ olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği Günü’ne ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İhsan Seylan, şunları söyledi:

“Açıklamamıza çeşitli sebeplerden dolayı işçileştirilmiş iki çocuk cinayetinden dolayı ailelere başsağlığı dileyerek başlayacağız. Adana Seyhan’da ailesiyle beraber mültecileştirilmiş henüz 10 yaşında bir çocuk, çalıştığı tekstil atölyesinde asansör boşluğu ile duvar arasına sıkışıyor ve maalesef hayatını kaybediyor. Onun bu şekilde çalıştırılması ve tedbirsizlik onun ölümüne neden olmuştur.

Sorumlular yargılanmalıdır. Bu süreci takip edeceğiz. Ankara Şereflikoçhisar’da ise mevsimlik tarım işçisi 2 kız çocuğu maalesef girdikleri gölette hayatını kaybediyor. Burada da mevsimlik tarım işçisi çocukların korumalardan uzak olduğu, kamunun tedbir almadığı, çocukların ölüme gönderildiği ve bu ölümlerin sürekli hale geldiği bir durum var. Bunlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Çocukların ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO), işçileştirilen çocuklar hakkında farkındalık yaratmak için 12 Haziran 2002’de ilan ettiği “12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü”nün 22. yılını geride bırakmaktayız. Dünyada ve Türkiye’de işçileştirilen çocuk hakikati belirli dönemlerde kısmi azalmalar gösterse de acı bir gerçek olarak artarak karşımızda durmaktadır.

Farklı çağlarda da görülen ancak kapitalist üretim biçimiyle birlikte daha yıkıcı bir hal alan işçileştirilen çocuk hakikatine karşı etkili bir tedbir ve çözüm adına ise herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Bugün devletler ve ulus üstü sermaye grupları, göstermelik açıklamalarla işçileştirilen çocuklar için mücadele ettiklerini ilan etseler de hakikat bunun tam tersidir. Afrika’dan Asya Pasifik’e, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya milyonlarca çocuk başta tarım olmak üzere hizmet ve sanayi sektörlerinde sömürülmekte, sermayenin kar hırsı sonucunda yaşamlarını yitirmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün güncel verilerine göre dünya üzerinde 160 milyondan fazla çocuk işçileştirilmiş durumdadır. Türkiye’de ise bu sayı her geçen yıl artmakta, güvenilirliği ziyadesiyle şüpheli olan TÜİK’in verilerinde dahi çocuk işçi sayısının 850 binden fazla olduğu görülmektedir. Sendikaların verilerine bakıldığı takdirde ise bu sayı 2 milyonu, yaz aylarında 4 milyonu geçmektedir.

Yani Türkiye’de her beş çocuktan biri, oğlan çocuklarının ise üçünden biri işçileştirilmiş durumdadır. Bu veriler yalnızca 15-17 yaş arasındaki çocukları kapsarken, 15 yaş altında çalışmak zorunda bırakılan çocuklara dair ise kamu otoriteleri tarafından 2020’den beri herhangi bir veri paylaşımı yapılmamaktadır. Ayrıca bu verilere mültecileştirilmiş çocuklar dahi değildir.

Tabii ki çocukların işçileştirilmesinin de iş yerlerinde yaşamlarını yitirmesinin de esas sebebi kapitalizm ve onun varoluşsal çıkmazı niteliğindeki kar hırsıdır. Çocukların istismara, yaşam hakkı ihlaline ve yoğun emek sömürüsüne maruz bırakıldıkları günümüz koşulları kapitalist, erkek egemen, ırkçı sistemin bir tezahürüdür. Tüm bu sonuçlar bunların tezahürüdür.

Türkiye’de işçileştirilen çocuklar üretimi ayakta tutan bir olgu olarak varlığını korumaktadır. Türkiye’nin en güvencesiz, korunmasız, sömürülen ve şiddete uğrayan kesimi çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan oluşurken, “çocuk işçiliği” sorunu yokmuş gibi bu alan görünmez kılınmaktadır. Sermaye dostu muktedirler tarafından sanki etkili bir mücadele yürütülüyormuş illüzyonu yaratılmak istense de gerçek böyle değildir. Oy kullanma yaşı 18 iken çalışma yaşının 15 olduğu bir yerde çocukların işçileştirilmesi bu sorunu ortaya koymaktadır.

“Son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi”

Çocukların işçileştirilmesine göz yuman, bunu bir nevi halkla ilişkiler stratejisiyle meşrulaştırmaya çalışan iktidarın emek politikaları çocukların tehlikeli işlerde, kayıt dışı ve güvencesiz koşullarda çalıştırılmasına zemin oluşturmaktadır. Bunların bir sonucu olarak ise iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı her geçen gün artmaktadır. Çocukların iş yerlerinde yaşamını yitirmesinin bir diğer sebebi ise AKP’nin kendi iktidarını baki kılmak ve sermayedarların kar hırsını devam ettirmek için yaşamın başka birçok alanında da uyguladığı ‘cezasızlık politikalarıdır.’

Bu politikayla failler cezalandırılmamakta, yaşam hakkı ihlaline kadar varan durumlarda mağdurun zararları giderilmemekte ve en mühimi benzeri vakaların tekrarlanmaması için yapısal tedbirler alınmayarak çocuk cinayetleri görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. İSİG’in son açıklamasına göre son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. AKP iktidarları döneminde bunun iki katıdır. Bu neye tekabül ediyor? Her 6 günde 1 çalışan çocuk hayatını kaybetmekte, sorumlular ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamakta, kamu otoritesi sorumluluktan kaçmaktadır. Kamu görevlisi sonrasında da bir önlem almamaktadır.

Bildiğiniz gibi 2012 yılında 4+4+4 eğitim düzenlemesi uygulamaya geçirilmiş, bununla birlikte çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme yapılmıştır. AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur.

Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüz binleri bulan çocukların sömürüsü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, “1 gün okulda, 4 gün işyerinde eğitim alma” adı altında sermayedarların bir “memleket meselesi” olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.

Tüm bunlar ışığında atılması gereken acil adımlar şunlardır: Çocukları ucuz işgücü olarak gören ve bunun altyapısını oluşturan eğitim politikalarına son verilmelidir. Çocuk yoksulluğu ve çocukların işçileştirilmesi ile ilgili bilimsel ve güvenilir düzenli veriler kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çocuk çalıştıran kişi ve kurumlara göz yumulmamalı, caydırıcı cezalar verilmelidir.

Yasa dışı çocuk çalıştırmayı önlemeye yönelik tedbirler alınmalı, denetimler etkin ve sıkı bir şekilde yapılmalı, ilgili mevzuatlar yürürlüğe konulmalıdır. Tüm çocuklar ücretsiz ve detaylı sağlık taramasından geçirilmelidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli beslenme imkânı sağlanmalı, çocukların sağlık hakkı gasp edilmemelidir.

Bizler çocukların işçileştirilmediği, toplumsal üretim ilişkilerine sermayenin ihtiyaçları için değil eşit ve toplumsal özneler olarak özgürleşmek için dahil olmalarını destekleyeceğiz ve bunun için mücadelemizi sürdüreceğiz. Her zaman söyledik ve bugün bir kez daha söylüyoruz: Çocuklar işçi değildir! Zarok ne karker in, Çocuk, yaşam, özgürlük! Zarok, jiyan, azadî!”

Paylaşın

Bahçeli’den “Siyasette Normalleşme” Açıklaması: Çok Bilinmeyenli Denklem

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini müteakiben Türk siyasetinde, demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyenli yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli, “AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’le görüşmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sert bir açıklama geldi.

Bahçeli’nin “Türk Siyasetinde Normalleşme ve Yumuşama iddialarıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne Düzenlenen Siyasi Operasyonlar” başlıklı açıklaması şöyle:

“31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini müteakiben Türk siyasetinde, demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyenli yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir. Zira her şey milletimizin huzurunda gerçekleşmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi iyi niyetli, yapıcı, yol açıcı, millet ve ülke lehine olduktan sonra söz konusu munzam ve muhassıl diyalogları kuşkusuz makul ve mantıklı değerlendirmekten en ufak rahatsızlık duymayacaktır. Kutuplaşmanın ve kavgaya tutuşmanın sonu ve sonucu asla yoktur.

Kucaklaşmak, konuşmak, milletimizin talep ve sorunlarına müşterek akılla çözüm aramak, bunu da başarmak siyasi partilerin asıl ve öncelikli görevidir. Elbette buna diyecek veya itiraz edecek halimiz ve hevesimiz hiç olmayacaktır. Ancak sıcak gündemin üst sıralarına yerleşen temas ve görüşme trafiğinin Milliyetçi Hareket Partisi’ni hedef alan karalama kampanyasına dönüştüğü de her türlü izahtan varestedir. Dikkat, temkin ve titizlikle takip ettiğimiz nevzuhur gelişmelerin esrar perdesi aralandığında başka hesapların, alttan alta körüklenen farklı beklentilerin varlığı müşahede ve mütalaa edilmektedir.

Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin normalleşme ve yumuşama ortamına şaşı baktığı, şüpheyle yaklaştığı, hatta zarar verdiği televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından ve gazete sayfalarından devamlı surette ileri sürülmektedir. İddianamesi hazırlanan bir cinayet davası üzerinden de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik itibar suikastının yaygınlaşması, bu suikasta refakat eden kimi isimlerin sürekli parlatılması, dahası kapı kapı gezdirilmesi, ekran ekran dolaştırılması, bir hak ve hukuk arayışından öte iç huzur ve barış ortamını zehirlemeye tam teşebbüstür.

Milliyetçi Hareket Partisi mezkur davanın 1 Temmuz 2024 tarihinde yapılacak duruşmasında mutlaka hazır bulunacak, karanlık oyunlarla ve bu oyunların figüranlarıyla Türk yargısının huzurunda hesaplaşacaktır. Yurt içi ve yurt dışı menşeli çıkar odaklarının, yıkım ortaklarının, siyasi istikrar muhalifi çevrelerin, bilhassa da Cumhur İttifakı muarızlarının partimizi töhmet altında bırakmak, bir yol ayrımının inşasını sağlamak maksadıyla kesintisiz faaliyet içinde oldukları meydandadır.

Bizim sevdamız Türkiye, mensubiyet onurumuz da büyük Türk milletidir. Ne yapıyorsak, ne söylüyorsak Türkiye ve Türk milletinin çıkarınadır. Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet Milliyetçi Hareket Partisi bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa, Bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.

“AK Parti ile CHP ittifak yapsın”

AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir.

Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir. Kaldı ki Cumhur İttifakı’ndan tavizimiz, geri dönüşümüz, yarı yolda bırakmamız, ilkelerinden ve hedeflerinden cayma göstermemiz mümkün değildir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da şartlar ne olursa sonuna kadar yanında ve arkasında olacağımızı, kesinlikle yalınız bırakmayacağımızı herkes çok iyi bilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeleri, kurduğu ilişki ağlarını, icra ettiği ikili temasları saygıyla karşılıyor, zatı devletlerini daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihimizi aziz milletimizle paylaşıyoruz.”

Paylaşın

İstanbul’da Yaşayanların Yüzde 35’i Kıt Kanaat Geçiniyor

İstanbul’da yaşayanların yüzde 18,6’sı bazı ödemeleri yapamadığını ve borca girdiğini, yüzde 27’si aslında pek geçinemediğini, yüzde 34,5’i kıt kanaat geçinebildiğini söyledi.

Haber Merkezi / İstanbul’da yaşayanların yüzde 32,4’ü kredi kartı borcunun asgari tutarını ödeyebildiğini ifade ederken, yüzde 6,2’si asgari tutar ile borcun tamamı arasında bir miktarda, yüzde 3,4’ü asgariden az miktarda ödeme yapabildiğini belirtti. Kredi kartı sahibi olan İstanbulluların yüzde 8,8’i ise kredi kartı borcunu hiç ödeyemediğini ifade etti.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İstanbullunun gündemini içeren “İstanbul Barometresi Mayıs 2024” araştırmasını yayınladı.

Mayıs ayında İstanbul’da yaşayanların ev içi gündemi ekonomik sorunlar ve İsrail’in Gazze’yi işgali oldu. Araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 60,3’ü ekonomik sorunların, yüzde 7,6’sı İsrail’in Gazze’yi işgalinin, yüzde 3,3’ü ise eğitim konularının ev içerisinde konuşulduğunu belirtti.

Katılımcıların yüzde 78’i Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından duyurulan Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nde alınan önlemleri yeterli bulmadığını ifade etti. Katılımcıların yüzde 10’u Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından duyurulan Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nde alınan önlemleri yeterli bulduğunu, yüzde 12,2’si kısmen yeterli gördüğünü, yüzde 78’i yeterli bulmadığını söyledi.

Katılımcıların yüzde 69,9’u önümüzdeki dönemde Kamuda Tasarruf Paketi’nin devlet kurumlarınca kararlı bir şekilde uygulanacağını düşünmüyor. Katılımcıların yüzde 16,2’si önümüzdeki dönemde Kamuda Tasarruf Paketi’nin devlet kurumlarınca kararlı bir şekilde uygulanacağın düşündüğünü belirtirken yüzde 13,9’u kısmen uygulanacağını, yüzde 69,9’u uygulanmayacağını düşündüğünü belirtti.

Katılımcıların yüzde 32,9’u yaşadığı bölgede sokak köpekleriyle ilgili rahatsızlığı bulunduğunu ifade etti. Sorun yaşadığını belirten katılımcıların yüzde 81,2’si güvenlik sorunları, yüzde 33,4’ü sayılarının kontrolsüz artışından dolayı rahatsız olduğunu söyledi.

İstanbulluların sokak köpeklerine çözümü: Aşı, bakım ve kısırlaştırma yaparak dışarıda yaşamalarına izin verilmeli, saldırgan olanlar ise barınaklara toplanmalı. Katılımcıların yüzde 36,3’ü aşı, bakım ve kısırlaştırma yaparak dışarıda yaşamalarına izin verilmesi, saldırgan olanlar barınaklara toplanması, yüzde 33,4’ü hepsi toplanarak barınaklarda bakılması, yüzde 16,5’i ise aşı, bakım ve kısırlaştırma yaparak dışarıda yaşamalarına izin verilmesi gerektiğini belirtti.

Katılımcıların yüzde 22,2’si bu bayramda ekonomik sebeplerden ötürü İstanbul’da olacağını ifade etti. Katılımcıların yüzde 30’u dini bayramları genellikle İstanbul dışında geçirdiğini belirtti. Tatillerini genellikle İstanbul dışında geçirdiğini belirten katılımcıların %22,2’si bu bayramda ekonomik sebeplerden ötürü İstanbul’da olacağını söyledi. Katılımcıların yüzde 13,9’u ise ekonomik sebeplerle tatil harcamalarını kısarak tatil yapacağını ifade etti.

Mayıs ayında İstanbul’un gündemi ekonomik sorunlar ve İBB’nin ücretsiz HPV aşısı uygulamasını başlatması oldu. Katılımcıların yüzde 58,1’i Mayıs ayında İstanbul’un gündeminin ekonomik sorunlar olduğunu belirtti. İkinci sırada ise yüzde 12,8 ile İBB’nin ücretsiz HPV aşısı uygulamasını başlatması yer aldı. Üçüncü sırada ise yüzde 9,7 ile 2027 Avrupa Oyunları’nın İstanbul’da oynanacağının kesinleşmesi yer aldı.

Mayıs ayının Türkiye gündemi ekonomik sorunlar ve İsrail’in Gazze’yi işgali oldu. Katılımcıların yüzde 45,3’ü ekonomik sorunların konuşulduğundan bahsetti. İkinci sırada, yüzde 28,7 ile İsrail’in Gazze’yi işgali, üçüncü sırada ise yüzde 7,9 ile sokak hayvanlarının uyutulması ile ilgili yeni düzenleme yer aldı.

Katılımcıların yüzde 32,4’ü kredi kartı borcunun asgari tutarını ödeyebildiğini belirtti. Kredi kartı kullananların yüzde 49,2’si aylık kredi kartı borcunun tamamını, yüzde 32,4’ü ise borcun asgari tutarını ödeyebildiğini belirtti. yüzde 6,2’si asgari tutar ile borcun tamamı arasında bir miktarda, yüzde 3,4’ü asgariden az miktarda ödeme yapabildiğini belirtirken, yüzde 8,8’i ise kredi kartı borcunu hiç ödeyemediğini ifade etti.

Mayıs ayında katılımcıların yüzde 34,5’i kıt kanaat geçinebildiğini belirtti. Mayıs ayında katılımcıların yüzde 18,6’sı bazı ödemeleri yapamadığını ve borca girdiğini, yüzde 27’si aslında pek geçinemediğini, yüzde 34,5’i kıt kanaat geçinebildiğini, yüzde 19,9’u ise geçinebildiğini ve kenara da para koyabildiğini belirtti. Birikim yapabildiğini belirten katılımcıların; yüzde 49,4’ü altın, yüzde 33,7’si hisse senedi, yüzde 15,7’si ise döviz aldığını belirtti.

Mayıs ayında katılımcıların yüzde 20,5’i borç aldığını söyledi. Katılımcıların yüzde 20,5’i borç aldığını, yüzde 8,4’ü borç verdiğini, yüzde 7,5’i hem borç alıp hem borç verdiğini, yüzde 63,6’sı ise borç alıp vermediğini ifade etti.

Katılımcıların yüzde 70,5’i kripto paraları güvenli bulmadığını belirtti. Katılımcıların yüzde 70,5’i kripto paraları güvenli bir yatırım aracı olarak görmediğini, yüzde 7,7’si güvenli bulduğunu, yüzde 3’ü kısmen güvenli bulduğunu yüzde 18,8’i ise fikrinin olmadığını ifade etti.

Katılımcıların yüzde 49,2’si son kira artış döneminde ev sahibi ile sorun yaşadığını belirtti. Katılımcıların yüzde 9,4’ü geçen ay kirasını ödeyemediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 49,2’si son kira artış döneminde ev sahibi ile sorun yaşadığını ifade etti. Katılımcıların yüzde 65,2’si son kira artışı döneminde kira artışının kanunda belirtilen yüzde 25’lik orandan daha yüksek olduğunu belirtirken yüzde 27,9’u %25 oranında, yüzde 6,9’u ise yüzde 25’ten daha düşük bir oranda kira artışı gerçekleştiğini söyledi.

İstanbulluların stres seviyesi 6,9 mutluluk seviyesi 5,6 olarak ölçüldü. Katılımcılara Mayıs ayındaki duygu halleri soruldu ve 10 üzerinden değerlendirmeleri istendi. İstanbulluların ortalama stres seviyesi 6,9 olarak ölçülürken kaygı seviyesi 5,8 olarak ölçüldü. Mayıs ayındaki yaşam memnuniyeti 4,9 ve mutluluk seviyesi 5,6 olarak ölçüldü.

Mayıs ayında katılımcıların yüzde 33,5’i düzenli spor aktivitesinde bulunduğunu ifade etti. Mayıs ayında katılımcıların yüzde 33,5’i düzenli spor yaptığını belirtti. Mayıs ayında spor yapan katılımcıların yüzde 51’i tempolu yürüme, yüzde 22,7’si fitness yaptığını belirtti.

İstanbul’un ilk üç sorunu

İstanbul’un İlk Üç Sorunu: Ulaşım, ekonomik sorunlar, olası İstanbul depremi Katılımcılara göre İstanbul’un ilk üç sorunu yüzde 55,8 ile ulaşım, yüzde 49,8 ile ekonomik sorunlar ve yüzde 44,9 olası İstanbul depremi olarak belirlendi.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuk İşçi Sayısı 1 Milyon 300 Bini Aştı

Çocuk işçiliğinin 4 ila 8 yaş aralığında başladığı Türkiye’de, 2024 yılında çıraklar dahil edilerek yapılan hesaplamaya göre, çocuk işçi sayısı 1 milyon 312 bin 344’e yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında Türkiye’de 1 milyonu geçen çocuk işçilere ilişkin rapor hazırladı.

ANKA’nın aktardığına göre; Raporda çocuk işçiliğinin Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini belirten Ağbaba, özellikle yaz aylarında okulların kapanması ve mevsimlik işlerden dolayı çocuk emeği sömürüsünün derinleştiğine dikkat çekti.

Çırak işçiler de dahil edildiğinde çocuk işçi sayısının 1 milyonu geçtiğini ifade eden Ağbaba, “Türkiye ekonomisi, AKP iktidarının sermaye yanlısı ekonomi politikaları nedeniyle derin bir kriz sürecine girdi. Bu kriz, yüksek enflasyon, geniş kesimlere yayılan derin yoksulluk, kitlesel işsizlik ve güvencesizlik, büyük gelir adaletsizliği, artan borçluluk ve toplumsal yaşamın erozyonu gibi sorunlara yol açtı. Bu süreçten ne yazık ki en çok çocuklar etkilendi. Çocuk yoksulluğu her geçen gün artarken, çocuk emeği sömürüsü de derinleşmektedir.

TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken, ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı yüzde 33,3’tür. Bu veriye göre, neredeyse her 10 çocuktan 3’ü yoksuldur. Yoksulluk, çocuk işçiliğinin en önemli gerekçeleri arasındadır. Hem genel yoksulluk hem de çocuk yoksulluğu, çocuk işçiliğini artırmaktadır. Aileler yoksulluk nedeniyle çocukların erken yaşlarda çalışma hayatına itmektedir. Yoksulluğa çözüm üretemeyen hükümet politikaları nedeniyle de her geçen gün çocuk işçiliği artmaktadır” dedi.

Hem dünyada hem de Türkiye’de her geçen gün çocuk işçi sayısının arttığını belirten Ağbaba, şunları kaydetti: “Dünyada ve Türkiye’de çocuk emeği ve işçiliği giderek artmaktadır. Bunun temel sebebi, çocuk emeğinin küresel kapitalist sistem içerisinde emek-yoğun ve görece az vasıf gerektiren sektörlerde esnek, güvencesiz, itaatkâr ve ucuz emek olarak görülmesidir. 2020 ILO verilerine göre dünya genelinde çocuk işçilerin sayısı 160 milyona yükselirken, 79 milyon çocuk ise ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 26’sını çocuklar oluşturmaktadır. Ancak ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk nedeniyle çocuklar, 18 yaşına bile basmadan fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren işlerde çalışmaya itilmektedir. Türkiye’de ise güncel resmi rakamlara yalnızca 15-17 yaş grubu çocuklar için ulaşılabilmektedir. Son dört yıl içerisinde çocuk işçi sayısı 258 bin artarak 2023 yılında 759 bine yükselmiştir.

15-17 yaş grubu çocukların yüzde 19,6’sı, yani her 5 çocuktan 1’i çalışma hayatındadır. Bu yaş grubu yasal çalışma yaş sınırları içinde bulunsalar bile, Türkiye’de varolan çalışma koşulları ve işlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike sınıfları, bu çocukların çok önemli bir kısmının 18 yaş ve üzeri yaş grubu çalışanların yapmaları gereken işlerde çalıştırıldığı bilinmektedir. Yine, çocuk ve genç çalışanların çalışma koşullarını düzenleyen hukuksal metinlerin kapsamı ve uygulaması yetersizdir.”

Çocukların çıraklık sıfatıyla emeklerinin sömürüldüğünü belirten Ağbaba, raporda şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de çocuk işçiliğinin bir başka boyutu çıraklıkta karşımıza çıkmaktadır. Çıraklar, bir meslek öğrenme amacından önce yoksul ailelerinin geçimine katkıda bulunmaları amacıyla ebeveynleri tarafından çıraklığa gönderilen çocuklardır. İşverenler açısından çıraklar, işgücü maliyeti çok düşük bir emek kaynağıdır.

Sigorta primleri geçmişten beri devlet tarafından karşılanan çıraklara ödenen cüzi ücret de siyasal iktidar tarafından, özellikle küçük işletmelerin desteğini almaya dönük bir seçim yatırımı olarak, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaktadır. 3 Binlerce çocuk, ‘çıraklık eğitimi’ adı altında MESEM’ler bünyesinde uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarında çalıştırılmaktadır. Kurum olarak MESEM’ler yeni olsa da, bu kurumlar bünyesinde yürütülen sözde mesleki eğitim faaliyeti 1977’den beri vardır.

Bu yıldan beri süregelen çıraklık sistemi, MESEM’ler yoluyla niteliği korunup nicel olarak yaygınlaştırılmıştır. Bu uygulama mesleki eğitim kisvesine büründürülmüş bir çocuk işçi çalıştırma yoludur. Çocuklar bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimleri bakımından kabul edilmesi imkansız olan koşullarda çalıştırılmaktadır. Dahası, uygulamada çıraklık sistemini düzenleyen mevzuata da hiçbir şekilde uyulmamaktadır. Öyle ki Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) 8 çocuğun (öğrencinin) çalıştıkları iş yerlerinde can vermesinin ardından nihayet Şubat 2024’ten itibaren Milli Eğitim Bakanlığının (MEB), iş yerlerine yönelik yaptığı denetimlerde 94 bin 301 işletmeden 8 bin 406 iş yerinin, yani yüzde 10’unun iş sağlığı ve güvenliği şartlarına uymadığı ortaya çıkmıştır.

Tüm bu sorunlara karşın çırak sayısı her geçen yıl artmaktadır. 2019 yılında 319 bin 17 olan çırak sayısı yüzde 42 artarak 553 bin 344’e yükselmiştir. Çıraklar aslında çocuk yaşta işçilik yapmakta olmalarına karşın, TÜİK’in çocuk işçi verilerine yansımamaktadır. Çırakların da dikkate alınarak yapıldığı hesaplamada, 15 yaş üstü çalışan çocuklar ile birlikte toplam çocuk işçi sayısının 1 milyonu geçmektedir. 2024 yılında çıraklar dahil edilerek yapılan hesaplamada çocuk işçi sayısı 1 milyon 312 bin 344’e yükselmektedir.”

AKP Döneminde çocuk işçi ölümü giderek arttı

Raporda, AKP’nin iktidara geldiği süreçten bu yana hayatını kaybeden çocuk işçilerin verileri ise şu şekilde sıralandı: “2002-2003 -2004 AKP iktidarının ilk üç yılında 48 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2005-2006-2007 AKP’nin ikinci üç yıllık iktidarında 84 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2008-2009-2010 AKP’nin üçüncü üç yıllık iktidarında 65 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2011-2012-2013 AKP’nin dördüncü üç yıllık iktidarında 98 çocuk işçi yaşamını yitirdi.

2014-2015-2016 AKP’nin beşinci üç yıllık iktidarında 173 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2017-2018-2019 AKP’nin altıncı üç yıllık iktidarında 194 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2020-2021-2022 AKP’nin yedinci üç yıllık iktidarında 191 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2023-2024 AKP’nin 2023 yılı ve 2024 yılının ilk 5 ayında 80 çocuk işçi yaşamını yitirdi.”

Çocuk işçiliğinin bir an önce koruma altına alınması gerektiğini belirten Ağbaba, “Türkiye’de çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi için çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Ancak çocuk işçiliği ve yoksulluğuna ilişkin veriler göstermektedir ki bu çalışmalar yetersizdir. Çocuk işçiliğiyle mücadele toplumsal bir mücadeledir. Bu sorun çocuğa özgü değildir, toplumsal koşullardan doğar. Gerçek anlamda çocuk işçiliğine karşı mücadele; yoksullukla, gelir dağılımı eşitsizlikleriyle, ucuz ve güvencesiz çalışmayla mücadeledir.

Bu sorunların çözümü için politikalar hayata geçirilmezse, çocuk işçiliğiyle mücadele sözde kalacaktır. Çocuk işçiliğinin önüne geçmek için öncelikle çocukların temel sağlık, eğitim, gelişim ve barınma ihtiyaçları kamusal olarak karşılanmalıdır. Sosyal politikalar kapsamında gelir dağılımı, istihdam, ücretler, sosyal güvenlik gibi sosyal ve ekonomik alanlarda iyileştirmeler yapılmalı ve çocuk yoksulluğu önlenmelidir. Çünkü sorun yapısaldır ve çözümü, yoksullukla mücadele başta olmak üzere çocuk işçiliğinin kuralsız ve güvencesiz bir alandan uzaklaştırılarak koruma altına alınması gereklidir” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: İsrail, Gazze’de Savaş Suçu İşledi

Gazze Şeridi’nde yaşananlara dair rapor hazırlayan Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in Gazze’de savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlediğine hükmetti. İsrail ise BM’yi İsrail karşıtlığı yapmakla suçladı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 40 artarak 37 bin 164’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 120 artarak 84 bin 832’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in Gazze’de savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlediğine hükmetti. BM’ye bağlı Bağımsız Soruşturma Komisyonu, 7 Ekim sonrası Gazze’de yaşananlara dair ilk kapsamlı soruşturmasını tamamladı. Hazırlanan raporda, İsrail ordusunun sivilleri “doğrudan, yaygın ve sistematik biçimde” hedef alarak uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna varıldı.

Raporda, “Komisyon; cinayet, Filistinli yetişkin ve çocuk erkekleri hedef alan ayrımcılık, zorla yerinden etme, işkence, insani olmayan ve vahşice muamele suçlarının işlendiğini tespit etmiştir” denildi. İsrail yönetimi, açlığı silah olarak kullanmakla da suçlandı. İsrail Filistin’e karadan insani yardım taşınmasına engel olurken, Ürdün öncülüğünde başlatılan operasyonla havadan gıda ulaştırılmaya çalışılmıştı.

Bulguları reddeden İsrail ise BM’yi İsrail karşıtlığı yapmakla suçladı. Bağımsız Soruşturma Komisyonu, BM İnsan Hakları Konseyi tarafından 2021’de İsrail ve Filistin topraklarında yaşandığı iddia edilen ihlalleri araştırmak üzere kurulmuştu.

BM Komisyonu ayrıca, Hamas ve diğer Filistinli silahlı grupların 7 Ekim’deki baskında savaş suçu işlediklerini belirledi. Raporda; Hamas ve diğer örgüt üyelerinin cinsel suçlara karıştığı ve cesetlere bilinçli olarak zarar verildiği yönünde tespitler yer aldı.

İsrail’in Gazze’ye saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği, İsrail’in verdiği bilgiye göre 1200 kişinin ölümüyle sonuçlanan baskınıyla başlamıştı. ABD ve Avrupa Birliğinin terör örgütleri listesindeki Hamas, 251 kişiyi rehin alarak Gazze’ye kaçırmıştı. Hâlâ 116 rehine Gazze’de bulunuyor, İsrail ordusuna göre bunların 41’i yaşamını yitirdi.

Komisyon Başkanı Navi Pillay, “İsrail saldırılarını derhal durdurmalı” dedi, ayrıca Hamas’ı rehineleri serbest bırakmaya çağırdı.

Geçtiğimiz günlerde de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail ve Hamas’ı “çatışma bölgelerinde çocuklara zarar veren ülke ve örgütler” listesine ekleme kararı almış, bu konuda İsrail’i bilgilendirmişti. İsrail’in çocuk haklarını ihlal ettiği, çocukların yaşamlarını tehlikeye attığının tescili anlamına gelen listede, Rusya ve IŞİD de yer alıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Müsavat Dervişoğlu’ndan “Siyasette Normalleşme” Tepkisi

Partisinin haftalık grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Haftalardır bu kürsüden, Erdoğan’ın gündemi saptırma taktiklerini ele alıyoruz. Bu taktikler, gerçek sorunların konuşulmadığı ve çözülmediği sürece, toplumumuzun daha yoksul ve daha adaletsiz koşullara sürüklenmesine neden oluyor” dedi ve ekledi:

“En göze çarpan gündem maddesi ise, sözde ‘normalleşme’ sürecidir. Hatta öyle ki ‘Normalleşme alana, Yeni Anayasa bedava’ diye, vapurda tarak satan işportacılar gibi bağırıp duruyorlar. Gerçeklerin farkındayız. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Nam-ı diğer, ‘Tek adamın borazan müdürlüğü’ eliyle, davulla zurnayla ilan edilen şeylerin neye hizmet ettiğini de bilmekteyiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“İYİ Parti kurulduğundan beri Türkiye’de dinamikler değişmeye başladı. Bu değişim, milyonlarca insanın talep ve itirazlarının İYİ Parti çatısı altında birleşmesiyle somutlaştı. İYİ Parti, toplumun geniş kesimlerinden gelen bu talepleri temsil etme gücünü artırarak sürdürüyor.

Partimizin mücadelesi, yerel değerlerimizi kendi çıkarları için kullananlar, doğal kaynaklarımızı savaş ganimeti gibi görenler ve şehirlerimizi beton yığınlarına çevirenlerle. İnanıyorum ki birlikte zafer kazanabiliriz, çünkü zafer, birçok kalbin birleşmesidir.

Haftalardır bu kürsüden, Erdoğan’ın gündemi saptırma taktiklerini ele alıyoruz. Bu taktikler, gerçek sorunların konuşulmadığı ve çözülmediği sürece, toplumumuzun daha yoksul ve daha adaletsiz koşullara sürüklenmesine neden oluyor. En göze çarpan gündem maddesi ise, sözde ‘normalleşme’ sürecidir.

Hatta öyle ki ‘Normalleşme alana, Yeni Anayasa bedava’ diye, vapurda tarak satan işportacılar gibi bağırıp duruyorlar. Gerçeklerin farkındayız. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Nam-ı diğer, ‘Tek adamın borazan müdürlüğü’ eliyle, davulla zurnayla ilan edilen şeylerin neye hizmet ettiğini de bilmekteyiz.

Herkes emin olsun ki bu rozeti onuruyla taşıyanlar, milletin vekili olduğunu bir saniye bile unutmayanlardır. Ve bu rozeti şerefiyle taşıyanların, imza attığı hiçbir kalemden, şer ve musibet peydah olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.

Bizim siyasete bakışımız şudur; Nasıl ki hukukta normlar hiyerarşisi varsa, siyasette de çıkarlar ve vicdanlar hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşinin en tepesinde ise, milletin ortak çıkarı ve ortak vicdanı yer alır. Bunun dışındaki bütün meseleler de, onun altında yer alırlar. Devletin varlığı, millettin varlığı ve istiklaliyle bir bütündür. Müştereken deruhte ettiğimiz devlet görevinin anlamı da, bu şarta, yani milletle olan ahde tabidir.

Bu ahitle de, iki vebali omuzlayacağınıza dair büyük bir söz vermiş olursunuz. Bir yükünüz, milletin oyunun vebalidir. Bir yükünüz ise, milletin güveninin vebalidir. Ve o taşınan yükler bırakılırsa, o yol artık siyaset yolu değildir. İsmi veya şekli ne olursa olsun, şahsi ikbal ve istikbal yoludur.

Ve tarih maalesef ki, şahsi emellerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle birleştirenlerle, bunu da bir şekilde izah etmeye çalışanlarla doludur. İYİ Parti’de, bin odasında bin fitne mumu yanan ve sarayın karanlık dehlizlerinden çıkan sözde bir siyasete yer yoktur. Bizim siyasetimizde, tutulacak tek el, milletimizin nasırlı elleridir.

“Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapmamanın haklı bir gerekçesi var mı?”

Yeni ekonomi modeli denen, ama aslında eski ve köhnemiş bir yönetim anlayışının izdüşümü olan bu model yüzünden, Merkez Bankası 818 milyar TL zarar etti. Nereye gitti bu paralar? Sanayi yatırımlarına mı? Gençlere teşvike mi? Yoksa tarımsal desteklere mi? Hepsi Kur Korumalı mevduat sistemine gitti. Bundan sonra da dövize en yüksek faiz veren ülke olduğumuz için yine spekülatörlere ve yabancı fonlara gidecek.

Mehmet Şimşek; İngiliz finans sermayesinin çıkarlarını kendi vatandaşlarının çıkarlarına tercih ediyorsun. Soho caddelerinde dolaştığın kadar, bir kez olsun halkın arasında yer al. Emeklinin, asgari ücretlinin, diplomalı işsizin ve ev hanımının yaşadığı sıkıntıları dinle. Sonra kendi vicdanına sor. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapmamanın haklı bir gerekçesi var mı?

“‘Cumhurbaşkanıyım ama katillere dokunamıyorum’ dememişsindir”

Bu bayramın adaletten yoksun geçirdikleri son bayram olmasını temenni ediyorum. Ve diliyorum ki Sayın Erdoğan yaptığın o görüşmede Ayşe Ateş’in gözlerinin içine bakarak dünya lideri olduğun makamında her yargı sürecine parmağına sokabildiğin kudretinle ‘Evet ben bu ülkenin tek adamıyım cumhurbaşkanıyım ama katillere dokunamıyorum’ dememişsindir.

Paylaşın

İnşaat Maliyetleri Yüzde 71,80 Arttı

İnşaat maliyetleri nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 2,12, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,80 arttı. İnşaat malzeme maliyetleri nisan ayında bir önceki aya göre 2,71, bir önceki yılın aynı ayına göre 57,21 arttı.

Haber Merkezi / İnşaat işçilik maliyetleri mart ayında bir önceki aya göre yüzde 0,99, bir önceki yılın aynı ayına göre işçilik maliyetleri yüzde 109,73 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İnşaat Maliyet Endeksi Nisan 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnşaat maliyet endeksi, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 2,12, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,80 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,71, işçilik endeksi yüzde 0,99 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 57,21, işçilik endeksi yüzde 109,73 arttı.

Bina inşaatı maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 2,14, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,50 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,77, işçilik endeksi yüzde 0,99 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 55,12, işçilik endeksi yüzde 109,13 arttı.

Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 2,05, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 76,18 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,52, işçilik endeksi yüzde 1,01 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 63,94, işçilik endeksi yüzde 111,96 arttı.

Paylaşın

Zirve Sonrası CHP’den Açıklama: Toplumu İlgilendiren Konuları İlettik

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Erdoğan – Özel zirvesine ilişkin yaptığı açıklamada, “CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Tayyip Erdoğan’ın ziyaretine dair Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kanadından ilk açıklamayı CHP Sözcüsü Deniz Yücel yaptı. Yücel, özetle şunları söyledi:

“Bunu ülkemiz demokrasisi açısından son derece önemli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. İktidarın şimdiye kadar kapattığı diyalog kanallarını CHP’nin açmış olması, Türk siyasi tarihi açısından önemli bir adımdır. Diyalog, istişare, müzakere demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Topluma faydası olacak, sorunların çözülmesine katkı sunacak her konuda CHP olarak katkı sunmaya hazırız. Bizim normalleşme dediğimiz bu sürecin toplumda da olumlu karşılandığını müşahede ediyoruz. Herkesin etkilendiği temel sorunların çözümünün siyaset kurumunda olduğunu biliyoruz.

Çok uzunca bir süredir devam eden kutuplaşma ve ayrıştırmanın olumlu sonuçlar vermediğini hep birlikte yaşadık. Bu nedenle toplumsal huzuru tesis edecek şekilde siyasi partilerin diyalog içerisinde olmasını önemsiyoruz.

Açılan bu diyalog kanalı, bizi inandığımız ilkeli muhalefetten, toplumun sesi olmaktan vazgeçirmeyecek. Sorunu olan her kesime el uzatacağımızdan ve gerektiğinde en sert muhalefeti yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal tıkanmışlığın çözülmesi konusunda kararlı duruşumuz devam edecek. CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik. Hükümlü generaller meselesi geçen görüşmede Genel Başkanımız tarafından iletildi. Konu gecikmeli de olsa çözüldü. Bu konuda Özgür Özel, Cumhurbaşkanı’na teşekkürlerini ifade etti. Gezi Parkı eylemleri davasında kanun yararına bozma talebinin Adalet Bakanlığı’na iletilmesini önemli buluyoruz.

Genel Başkanımız, asgari ücrete ara zam yapılması gerektiğini; en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi gerektiğini; üretim maliyetleri altında ezilen çay ve hububat üreticilerinin mağduriyetleri girecek şekilde düzenleme yapılması gerektiğini; atanmayan öğretmenleri; özel okul öğretmenlerinin yaşadığı sorunları; staj ve çıraklık mağdurlarını; emeklilikte kademe bekleyenlerin durumunu ve 6 Şubat’ta çok büyük bir felaketle sarsılan depremzedelerin sona erecek olan kira yardımını da gündeme getirdi.

Sayın Ömer Çelik’in ifade ettiği gibi toplumun ekonomide bir kazanımı olduğunu düşünmüyoruz. Toplumun çok küçük ve dar bir kısmı lehine geçmişte birtakım gelişmeler oldu ancak bu yeterli değil. Ekonomide bir kazanım olacaksa da hayat pahalılığı altında ezilen kesimlerin bir kazanım olması gerektiğini düşünüyoruz. Bugüne kadar kaynak transferi tersine işledi. Kaynak transferlerinin dar gelirli, yoksul, çiftçi lehine yapılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından, Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi.

Gelir adaletsizliğinin çözülmesi için öncelikle vergi adaletinin sağlandığı bir sistem kurulması gerektiği, bu nedenle mevcut bütçe üzerinde tüm siyasi partilerin bir araya gelerek, TBMM’nin çalıştırılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından iletildi. Biz iktidar geldiğimizde, vergi reformuyla az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alan bir sistemle adaletsizlikleri ortadan kaldıracağız.

Gezi davası, Sinan Ateş davası, Emine Şenyaşar davası ve kayyum meselesi Genel Başkanımız tarafından gündeme getirildi. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı’nın Ayşe Ateş’e randevu vermesini çok olumlu ve doğru bulduğunu kendisine ifade etti.

Kayyum meselesinin anayasaya ve demokrasiye aykırı olduğu, anayasamızın 127’nci maddesinde geçici görevden uzaklaştırmanın düzenlendiği ama kayyum uygulamasının kalıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Görevden alınan ve yerine kayyum atanan kişi beraat ederse, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirse ne olacak. Velev ki suçlu, belediye meclis üyelerinin suçu ne? O siyasi partiye oy veren seçmenin suçu ne? Bir belediye başkan vekili seçilir. Mevcut uygulama demokrasimize ve anayasamıza aykırı.

Sayın Ömer Çelik, bazı belediyelerle ilgili nefret söylemi ve yaşam tarzlarına müdahaleden bahsetti. Ancak Genel Başkanımız ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın görüşmesinde böyle bir konunun konuşulduğun teyit edemiyoruz. Sayın Ömer Çelik dilerse görüşmede hazır bulunan Sayın Elitaş’tan teyit edebilir.

Anayasa meselesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilmiştir. Siz anayasa değişikliğini, biz vatandaşın ne konuştuğunu önemsiyoruz. Asgari ücret, emekli maaşı, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları…

Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesi için önce toplumun belini büken, toplumun kanayan yarası haline gelen bu sorunların çözümü için adım atılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi. Bize 17,5 milyon kişi oy verdi, onlar masaya oturmadan bizim oturmamızın bir anlamı yok. Onların masaya oturması da iktidarın mevcut anayasaya uymasından, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımasından ve gereklerini yerine getirmesinden geçiyor.”

Paylaşın