Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Görüşmekten İmtina Etmeyiz” Açıklaması

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Biz demokratik, müreffeh ve güçlü Suriye görmek istiyoruz. Evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlar için Suriye’nin güvenli bir hale gelmesini herkesten çok biz arzu ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Biz ayrılıkları derinleştirme yerine, ortak paydayı büyütmenin derdindeyiz. Dış politikada da sıkılı yumrukların açılmasında büyük fayda olduğuna inanıyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi görüşmekten imtina etmeyiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Kabine Toplantısı sona erdi. 2 saat 40 dakika süren toplantının ardından Erdoğan açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kabinede revizyon: Her iki bakanımızın da seleflerinden devraldıkları hizmet bayrağını çok daha ileriye taşıyacaklarına inanıyorum. Mehmet Özhaseki kardeşimiz ile Fahrettin Koca kardeşimize emek, fedakârlıkları ve milletimize yaptıkları hizmet için teşekkür ediyorum. Her iki arkadaşımızla inşallah yakın temas halinde olmaya devam edeceğiz.

Bayram tatili: Bayram tatilinin 9 gün olması, okulların da kapanmasıyla vatandaşlarımız memleketlerine, tatil bölgelerine gönül huzuruyla seyahat etti. Vatandaşlarımızın yolculuklarını güven ve huzur içinde gerçekleştirmesini temin etmek için çalışan tüm personelimize teşekkür ediyorum. Vatanımızın bekası, insanlarımızın güvenliği için yurt dışı ve yurt içinde kahramanca görev yapan askerlerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum.

Orman yangınları: Çeşitli nedenlerden kaynaklanan anız ve orman yangını haberleriyle sarsıldık. Diyarbakır Çınar ve Mardin Mazıdağı’ndaki yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaz mevsiminin her geçen yıl sıcak ve kurak geçmesiyle yangın riski de aynı oranda artıyor. Ülkemizin akciğerlerini yakan felaketlere baktığımızda ihmal ve kastı görüyoruz.

Bölücü terör örgütün de orman yangınları yaktığını biliyoruz. Orman yangınlarıyla etkin mücadele konusunda önemli adımlar attık. 26 uçak, 105 helikopter, 5 binden fazla kara aracılığı ile bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Üzerindeki ekipmanları da en ileri teknolojiyle yeniledik. Halihazırda 14 Bayraktar TB2 İHA’mızla yeşil vatanı 7 gün 24 saat izliyoruz. Dünyada orman yangınlarıyla mücadelede İHA kullanan 2 ülkeden biriyiz.

776 kulemizle ormanlarımızı sürekli takip ediyoruz. İlk defa dönemimizde yapılan havuz ve göletle araçlarımızın su ihtiyacını hızla karşılıyoruz. Yapay zeka tabanlı sistemler başta olmak üzere pekçok teknolojik imkanlar gücümüze güç katmaktadır. Gece gündüz demeden yangınlara karşı cansiperhane mücadele eden bütün kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Yaz sıcaklarının artık çok yoğun yaşandığı günlere girdik. En ufak ihmalin büyük zararlara sebep olacağını unutmayalım.

Tarım destekleri: Önceki ay çiftçilerimizle buluşmamızda tarım alanında son 21 yılda nereden nereye geldiğini rakamlarla tek tek ortaya koyduk. Hükümetlerimizin tarım politikalarını eleştirenlerin çoğu bilgiden ziyade önyargılarla hareket etmektedir. Her mesele gibi maalesef tarım konusuna da istismar malzemesi olarak bakıyorlar. Bunlar öyle seçim meydanlarında dalga konusu yapılacak işler değildir. Tarım ciddi uğraştır.

Çok stratejik sektördür. Hükümet olarak tarıma sektörün ciddiyetine, önemine uygun anlayışla yaklaştık. Çifti kardeşlerimizin alınterlerinin hakkını daima vermeye başladık. 1 trilyon 364 milyar lira son 21 yılda tarım desteği verdik. 56 milyar lira destek ödemesi yaptık. Yıl sonunda bu rakam 91,5 milyara çıkacak. Yaş çay alım fiyatının yanında üreticilerimize destekleme primi uygulamasını ilk kez biz başlattık. Üreticimizi korumak için yeni çay fabrikaları yaparak Çaykur’un kapasitesini yine biz artırdık.

Buğday fiyatlarında dünya piyasasının bir hayli üzerindeyiz. Yurt dışı ekmekli buğday fiyatı yerinde ton başına 248 dolardır. Toprak Mahsulleri Ofisi alım fiyatı ton başına 359 dolar olup dünya fiyatlarından 89 dolar yüksektir. Hasat döneminde üreticimizi koruma amacıyla dahilde işleme rejimiyle hububat ithalatını 15 Ekim’e kadar durdurduk. Üretici maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlamak amacıyla vereceğimiz fark ödemesi 29 milyar liradır. Toplam tarımsal destek bütçemizin yaklaşık dörtte birini, buğday ve arpa üreticilerimizin maliyetine katkı amacıyla kullanıyoruz.

Toprak Mahsülleri Ofisimiz alımla ilgili süreçleri titizlikle yürütüyor. Ofis hububat teslim eden üreticilerimizin ödemelerine başladı. İlk etapta 6 Haziran’a kadar ürün verenlerin ödemeleri hesaplarına yatırıldı. Aldığımız bütün tedbirlerine rağmen çiftçimizin, üreticimizin memnuniyetsizliği, şikayeti olabilir. Bunları da Cumhurbaşkanı olarak şahsen takip ediyorum. Bakanlarımıza gerekli talimatı veriyorum. Milletin efendisi olan çiftçimizin mağduriyetine izin vermeyiz. Son 21 yıldır iyi ve kötü gününde nasıl çiftçimizin yanında olduysak bundan sonra da yanlarında olacağız.

Suriye ile normalleşme: Türkiye stratejik önemi fevkalade yüksek, 3 kıtanın kavşak noktası olan bir coğrafyada bulunuyor. Medeniyetlerin beşiği olmuş, paylaşım kavgasının tam merkezinde yer almış bir bölgedeyiz. Böyle bir coğrafi konum ülkemize siyasi, ekonomik, avantajlar sağlamanın yanında tehditleri de beraberinde getirmektedir. Soğuk savaş döneminde bloklararası rekabetin yoğunlaştığı yerlerden biri Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyada idi. Suriye krizi en fazla bizim bölgemizi etkiledi.

7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de soykırıma varan katliamlar yine bizlerin yüreğini yakıyor. Batılı güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’in gözünü komşularına diktiğini görüyoruz. Şunu bir defa çok net ifade etmek isterim. Batı dünyası destek verdikçe, İslam alemi sessiz kaldıkça, Netanyahu denen caninin bölgemizi ateşe sürükleme pahasına işgal politikasına devam edeceği anlaşılıyor. Gazze krizinin Gazze ile sınırlı kalmayacağını, İsrail zulmünün vahim sonuçları olabileceğini sık sık dile getirdik. Gerek İran’da yaşanan füze gerilimi gerekse İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları maalesef kaygılarımızı haklı çıkardı.

Buradan şu uyarıyı yapmak durumundayım; karşımızda devlet adamı vasfının asgari şartları taşımayan, gözü dönmüş, aklını vicdanını kaybetmiş bir katil vardır. Bu zalim siyasi ömrünü uzatmak adına kendi vatandaşlarının güvenliğini dahi hiçe saymaktadır. İsrail saldırganlığı durdurulmadıkça Türkiye dahil bölgemizde hiçbir devlet kendini emniyette hissedemez. Bu durum Lübnan ve Suriye olmak üzere tüm ülkeler için geçerlidir. Ankara’nın güvenliğini Gazze’nin, Kudüs’ün, Ramallah, Amman, Bağdat’ın huzur ve güvenliğinden ayrı göremeyiz.

Dış politikada atacağımız adımları bu gerçekler ekseninde planlıyoruz. Hedefimiz doğru, akıllı, uzun vadeli hamlelerle bu mücadeleden ülkemizi kayıpsız, hatta kazançlı çıkarmaktır. Ne yapıyorsak bunun için yapıyoruz. Barışı, diyaloğu, diplomasiyi en üst seviyede devreye almamız gereken günlerden geçiyoruz. Aynı coğrafya ve kaderi paylaştığımız devletlerle karşılıklı diyalog zeminini güçlendirmemiz önem arzediyor. İslam ülkeleri arasında dayanışmayı artırmamız son derece mühimdir. Bu anlayışla komşularımızdan başlayarak bölgemizdeki tüm aktörlerle münasebetlerimizi ilerletmeye gayret ediyoruz. Bu çabalarımızın somut çıktılarını birçok yerde gördük.

Komşumuz Suriye’de 13 yıldan fazla sürede devam eden 1 milyon insanın hayatına malolan itilafa siyasi çözüm bulmak için çok uğraştık. Farklı kanallarla daha fazla kan dökülmesinin önüne geçmeye çalıştık. Sahada bazı konularda müspet neticeler de aldık. Sulhe ve sükunete hizmet edecek ilave adımların atılması mümkündür. Kimsenin toprağı ve egemenliğinde gözümüz yoktur. Suriye’nin milli birliğinin korunması Türkiye’nin de önceliğidir. PKK’ya kurdurulmak istenen terör devletine en ağır darbeyi sınır ötesi harekatlarla Türkiye indirmiştir. Biz demokratik, müreffeh ve güçlü Suriye görmek istiyoruz.

Evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlar için Suriye’nin güvenli bir hale gelmesini herkesten çok biz arzu ediyoruz. Biz ayrılıkları derinleştirme yerine, ortak paydayı büyütmenin derdindeyiz. Dış politikada da sıkılı yumrukların açılmasında büyük fayda olduğuna inanıyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi görüşmekten imtina etmeyiz. Elbette Türkiye’nin güvenliğini referans alacağız. Türkiye dostlarını yarı yolda bırakan bir devlet değildir, olmayacaktır. Tek parti zihniyeti Azerbaycanlı kardeşlerimizi Sovyetlere teslim ederek ülkemize Boraltan köprüsü faciasını yaşatmıştı. Tam 76 yıl bu facianın mahçubiyetini yüreğimizde hissettik.

Kayseri: Sollingen’de evlatlarını ırkçı teröre şehit vermiş bir millet olarak bize yakışmayan, inancımız, kültürümüz, medeniyet değerlerimizle asla bağdaşmayan sahnelerin yaşanmasına göz yummayız. Kamu düzeni kırmızı çizgimizdir. Bu hassas çizginin yok sayılmasına, çiğnenmesine eyvallah demeyeceğiz. Geçmişte etki ajanları ve provokatörler eliyle ülkemize hangi bedellerin ödetildiğini gayet net hatırlıyoruz. Kayseri’de iğrenç ve rezil bir taciz vakası üzerinden aynı kaos planı tezgahlandı.

İkinci perde ise Suriye’nin kuzeyinde sergilendi. Bunları kimin yazdığını çok çok iyi biliyoruz. Ne biz ne Suriyeli kardeşlerimiz bu sinsi tuzağa düşmeyeceğiz. Irkçı vandallığa ve provokasyonlara boyun eğmediğimizi altını çizerek söylemek istiyorum. Kimse kendini polisin, hakimin devletin yerine koyamaz. Kayseri’deki olaylar sonrasında ortalığı yakıp yıkan, polisimize saldıran 474 provokatör gözaltına alındı. Dün Suriye Milli Ordusu güçleri ve güvenlik kuvvetlerimiz kışkırtmalara gerekli müdahalelerde bulundu.

Suriye Geçici Hükümeti şanlı bayrağımıza yönelik saldırıları lanetlediğini ifade etmiştir. İstihbarat birimlerimiz sınırın öte tarafındaki ortaklarıyla çok titiz bir çalışma yürütmektedir. Hangi kirli ellerin bu işlerin arkasında olduğunu mutlaka ortaya çıkaracağız. Türkiye’nin Suriye’deki mevcudiyeti teröristan kurma hayallerinin önündeki bariyerdir. Silahlarının namlusu ülkemize çevrili eli kanlı caniler orada var oldukça ülke ve milletimizin güvenliğini sağlamaya devam edeceğiz. Bölücü terör tehdidi ortadan kalktıkça elbette üzerimize düşeni yaparız.

Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Kimsenin egemenliğinde gözümüz yok. Biz yalnızca bölücü niyetlere karşı vatanımızı koruyoruz ve koruyacağız. Türkiye Gazze krizindeki başarılı imtihanı Suriye meselesinde de vermiştir. En zor günlerinde Suriyeli muhacirlere ensar olmanın gururunu iftiharla taşıyacağız. 13 yıldır ülkemizin şefkat şemsiyesi altında olan mazlumları sıkıntıya sokacak hiçbir eyleme girişmeyiz. Suriyeli kardeşlerimizin, güvenli ve onurlu dönüşlerini hep teşvik ettik. 670 bin kişi geri döndü. Katar’ın da desteği ile hayata geçirdiğimiz konut projeleri tamamlanınca bu sayı inşallah 1 milyon olacak. Arzu eden herkesin gönüllü, huzurlu vatanlarına dönüşünü tesis edebilirsek ne mutlu bize. Akıllı, insani bir çerçevede geri dönüşü bir çerçeveye kavuşturacağız.

Erken seçim tartışmaları: 14-28 Mayıs’ta yasama ve yürütmede son sözünü söyleyen milletimiz 31 Mart’ta da yerel yönetimlerde kimleri başında görmek istediğini belirtmiştir. Seçimler elbette demokrasinin bayramı, şölen günüdür. Tarihimizde sandıkta tezahür eden iradeyi yok sayanların olduğu da ülkemizin bir gerçeğidir. Kimi zaman sandığın itibarına gölge düşürerek yaptılar, kimi zaman seçmene hürmetsizlik ederek yaptılar. Son dönemde bu kibirli tavrın, seçmen iradesinin yok sayma aymazlığının yeniden nüksettiğini görmekteyiz.

Erken seçim tartışmalarına bu zaviyeden bakılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu tartışmalar muhalefet cephesindeki iç savaşın dışa yansımasından ibarettir. Cumhurbaşkanlığı sisteminde erken seçim yoktur. Bunun yerinde seçimlerin yenilenmesi kararı alınması vardır. Hiçbir temeli olmayan bu tarz sahte gündemlerle muhalefet kendi içindeki bilek güreşini perdelemeye çalışmaktadır. Biz sadece ve sadece işimize odaklanıyoruz.

Türkiye son 1 yılını seçim gündemiyle geçirmişken bölgemizde hergün yeni bir kriz, çatışma patlak verirken, dünya belirsiz girdabında sürüklenirken, ülkemizin ve milletimizin çözülmesi gereken meselesi var iken, sırf eski ve yeni takım arkadaşlarına çalım atmak için bu tür şartlara meyledilmesini doğru bulmuyoruz. İş dünyasından siyasetçisine, esnafından memuruna, ev hanımından öğrencisine kadar herkes planını programını buna göre yapmalıdır. Fuzuli gündemlerin peşine takılmadan milletin emanetini vermeye gayret edeceğiz.

Bu akşam Avusturya karşısında çeyrek final mücadelesi verecek A milli futbol takımımıza Rabbimden başarılar diliyorum. Bizim çocukların Rabbim ayaklarına taş değdirmesin, yolları ve bahtları açık olsun.”

Paylaşın

EURO 2024: Türkiye Çeyrek Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) Son 16 Turu’nda Türkiye ile Avusturya, Leipzig Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 2-1 galip ayrılan Türkiye, adını çeyrek finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Portekizli Artur Soares Dias’ın yönettiği karşılaşmada Türkiye’nin gollerini 1. ve 59. dakikada Merih Demiral, Avusturya’nın tek golünü ise 66. dakikada Gregoritsch kaydetti.

Türkiye’nin çeyrek finaldeki rakibi Romanya’yı saf dışı bırakan Hollanda.

Goller: Karşılaşmanın ilk dakikası içinde Arda Güler’in sağ kanattan kullandığı korner sonrasında kale sahasında karambol oluştu. Kaleci Pentz’in çizgi üzerinde müdahale ettiği topu Merih Demiral tamamladı (1-0).

59. dakikada bir kez daha sahneye çıkan Merih Demiral, Arda Güler’in kullandığı köşe atışına iyi yükseldi ve topu ağlarla buluşturdu (2-0). 66. dakikada Marcel Sabitzer’in kullandığı köşe vuruşunda Michael Gregoritsch topu ağlarla buluşturdu (2-1).

Türkiye, Portekiz, Gürcistan ve Çekya ile birlikte yer aldığı F Grubu’nu 2 galibiyet ve 1 mağlubiyetle ikinci olarak bir üst tura çıktı. Avusturya ise D Grubu’nda Fransa, Hollanda ve Polonya ile mücadele etti ve 2 galibiyet ve 1 yenilgiyle topladığı 6 puanla lider olarak son 16’ya yükseldi.

Paylaşın

Pakistan, 800 Bin Afgan Göçmeni Sınır Dışı Ediyor

Ülkede düzensiz göçmen statüsünde yaşayan ortalama yaklaşık buçuk milyon Afgana, ülkelerine dönme çağrısında bulunan Pakistan, 800 bin Afgan göçmeni sınır dışı etmeye hazırlanıyor.

Sınır dışı işlemleri, uluslararası ve yerel insan hakları gruplarının sert eleştirilerine maruz kalıyor. Ancak Pakistan yönetimi, uluslararası toplumdan gelen tüm uyarı ve eleştirilere rağmen geri adım atmıyor.

Pakistan, yüzbinlerce Afgan sığınmacıyı Afganistan’a geri gönderme planının ikinci aşamasını devreye sokmaya hazırlandığını açıkladı. Al Jazeera’nın haberine göre; Pakistanlı yetkililer, pazar günü yaklaşık 800 bin Afgan asıllı sığınmacının zorla sınır dışı edilmesi işlemine başlayacak.

Pakistan, planın ilk aşamasına uygun olarak, Kasım ayında 541 bin sığınmacıyı sınır dışı etmişti. Planın ikinci aşaması, sınırdışı edilen insan sayısını neredeyse ikiye katlıyor.

Üç aşamalı plan nedir?

Uluslararası Af Örgütü’ne bağlı sığınmacı ve göçmen hakları aktivisti James Jennion, konuya ilişkin demecinde, “Karar, Pakistan genelinde 800 binden fazla Afgan asıllı sığınmacının hayatını tehlikeye atıyor” ifadelerini kullandı.

Jennion, açıklamasının devamında, “Pakistan’ın ‘Kaçak Göçmenleri Geri Gönderme Planı’, sığınmacı hakları ve uluslararası insan haklarını, özellikle de ‘geri göndermeme’ ilkesini ihlal ediyor ve tüm Afgan sığınmacıların hayatını riske atıyor” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Pakistan’ın Afgan asıllı sığınmacı nüfusunu sınır dışı etme planının üç bölümden oluştuğunu belirtti. Geçen yıl gerçekleştirilen ilk aşama, ülkedeki belgesiz tüm Afgan sığınmacıların sınır dışı edilmesiyle tamamlanmıştı.

Şu anda uygulanan ikinci aşama, Pakistan tarafından verilen Afgan Vatandaş Kartı (AVK) olan tüm sığınmacıların zorla sınır dışı edilmesini öngörüyor. Gelecek üçüncü aşama ise, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından verilen kayıt belgesine sahip olan (PoR) herhangi bir Afgan’ın sınır dışı edilmesiyle tamamlanacak.

Uluslararası Af Örgütü, Pakistan sınırları içerisinde an itibariyle 800 bin AVK kart sahibi ve ek olarak 1.3 milyon PoR kart sahibi Afgan asıllı sığınmacı olduğunu tahmin ediyor.

Pakistan hükümeti, eleştiriler karşısında sığınmacıları sınır dışı etme kararını savundu. Hükümet, kararın sebebini “Pakistan’ın ekonomik sıkıntıları ve sığınmacıların, ülkenin iç güvenliğini tehlikeye sokması” olarak açıkladı.

Pakistan’da köklü bir geçmişi olan Afgan asıllı sığınmacı gruplar, yıllardan beri Pakistan sınırları içerisinde yaşamakta. Bazı gruplar Pakistan’ın, Afganistan sınırına yakın ilçelerde yaşarken bir çok sığınmacı grubu da Pakistan’ın İslamabad ve Karaçi gibi büyük şehirlerinde ikamet ediyor.

Pakistan’ın, sığınmacıların haklarını koruyan 1951 Birleşmiş Milletler Mülteci Sözleşmesi’ni hiçbir zaman imzalamadığı biliniyor.

Sınır dışı planının ikinci aşaması, son aylarda Afganistan ve Pakistan arasındaki ilişkinin bozulmasıyla hızlandırıldı. Nisan ayında Pakistan, Afganistan sınırları içerisinde bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi.

İslamabad hükümeti, saldırılarını “Afganistan’ın sınır bölgeleri içerisinde, istihbarat bazlı, anti-terörism odaklı operasyonlar” olarak ifade ediyor.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Normalleşme Tepkisi: Erdoğan, Zaman Kazanmaya Çalışıyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, normalleşme tartışmalarına ilişkin, “Erdoğan ‘normalleşme’den ne kastettiğini açıkladı; muhalefetin normalleşmesi gerektiğini söyledi. Aslında bu, klasik numaralardan biri” dedi ve ekledi:

Erdoğan, toparlanmak için zaman kazanmaya çalışıyor ve muhalefetin bir kısmına zeytin dalı uzatıyor gibi yapıyor. Ama bu rejimin yapısı normalleşmeye uygun değil, değişim şart… İktidar, muhalefeti kendi safına çekmek istiyor ama bu iktidarın günahlarına kimse ortak olmamalı. Muhalefet, halkın içinde durmalı; yurttaşın, işçinin, emekçinin ve diğer dezavantajlı grupların sorunlarına çözüm üretmeli. Gerçek anlamda normalleşmek için muhalefet daha güçlü ve etkili olmalı.”

Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları meclis grup toplantısı konuştu. Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Orman yangınları: Aydın Kuşadası, İzmir Selçuk ve Menderes’te orman yangınları neredeyse evleri saracak kadar geniş bir alana yayıldı. Bu yangınlarda tek teselli can kaybının olmaması. Diyarbakır-Mardin yangınlarında bunu çok konuştuk ama batıda yakılan ormanların neden yakıldığını gayet iyi biliyoruz. Turizm şirketlerine orayı peşkeş çekmek için, maden şirketlerine peşkeş çekmek için, zenginlere imar alanı açmak için ormanlar yakılıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz.

Madımak Katliamı: Madımak’ta 31 yıl önce bugün, Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere toplanan 33 kişi, aralarında yazarların ve ozanların da bulunduğu grup, Sivas’ın ortasında vahşice katledildi. Bu katliamla, ülkede şiirin, şairin ve yaşamın hedef alındığı, kardeşliğin ve birlikte yaşam umudunun yok edilmek istendiği çok açıktı. Madımak Davası yıllar boyunca sürdü, şehir şehir dolaştırıldı ve mağdur aileler için adeta bir işkenceye dönüştü. Çoğu katil, uzun süren yargılamalara rağmen hiç ceza almadı, ceza alanlardan biri cumhurbaşkanı tarafından affedildi, bir diğeri ise hastalık gerekçesiyle serbest bırakıldı.

Dava, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olmasına rağmen zamanaşımı ile düşürüldü. AKP Genel Başkanı Erdoğan, bu zamanaşımı kararını “hayırlı olsun” diyerek onayladı ve bu sözlerle milyonların vicdanını sızlattı. Katliamın faillerinin avukatları ise AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve Anayasa Mahkemesi üyesi gibi yüksek mevkilere getirilerek ödüllendirildi. Bu adaletsizlik karşısında bizler diz çökmedik, baş eğmedik ve adalet talebinden vazgeçmedik.

Gerçek adaletin, hakikatle yüzleşme, özür dileme ve Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla mümkün olacağına inanıyoruz. Madımak Otelinin “Madımak Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi bu yüzleşmenin bir parçası olabilir. Katliamda kaybettiğimiz Metin Altıok’un dizelerinde dediği gibi, “Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli. Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.” Canlarımızı sevgiyle anarak ve adalet talebimizi yüksek sesle dile getirerek mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Üçüncü Dünya Savaşı: Günümüzde yaşanan savaşlar ve krizler, dünyayı ağır bir yük altına sokmuş durumda. Açlık ve sefalet, her yere yayılıyor. Dünyada, bir avuç şirket ve devlet, milyarlarca insanı açlıkla, yüz milyonlarca insanı ise göçle ve ölümle cezalandırmayı amaçlıyor. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’ya kadar her yerde darbeler, savaşlar, yıkımlar ve göçler devam ediyor. Üçüncü Dünya Savaşı ihtimali her geçen gün büyüyor ve bu, tamamen egemenlerin savaşıdır.

Egemenler, kapitalist sistemin tıkanıklığını aşmak için dünya genelinde savaşı yaymaya çalışıyorlar. Dış İşleri Bakanı’nın Üçüncü Dünya Savaşı uyarısı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın “Biz Üçüncü Dünya Savaşına hazırız” açıklaması, bu hazırlıkların bir göstergesi. Ancak bu durum, yöneticilerin asıl görevlerinin savaş tespiti yapmak ya da hayal satmak olmadığını unutmamalıyız. Soruyorum, yıllardır her yere yaydığınız şiddet ne kazandırdı? Barış müzakeresi mi yürüttünüz yoksa “Komşularla sıfır sorun” politikanız “Yedi düvelle savaş” politikasına mı dönüştü?

Suriye: Son olarak, Suriye’deki durum özelinde, Esad’la yapılan görüşmelerin samimiyeti ve etkinliği, Rojava halklarının iradesine saygı gösterilmesi ve Kürt düşmanlığından vazgeçilmesiyle mümkün olacaktır. Gerçek barış ve anlaşma, Kamışlo ve Kobanê üzerinden geçer.

Kürt sorununun çözümü, dış politika stratejimizin temelini oluşturmalıdır ve bu çözümün barışçıl ve demokratik yöntemlerle gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecrite dikkat çeken ve bu duruma karşı direniş gösteren tutsaklarla dayanışma içindeyiz. Adalet Bakanı ile bu konuları görüşmek üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen anneler, kolluk kuvvetlerinin engellemeleriyle karşılaşmaktadırlar ve Bakan, görüşmelerde herhangi bir somut çözüm önermemiştir. Bu annelerin mücadelesi, bu toprakların en gerçek ve onurlu mücadelelerinden biridir ve biz bu mücadeleyi destekliyoruz.

Ayrıca, Kürt halkının demokratik haklarının gasp edilmesine karşı da durmaktayız. Halk, belediye eş başkanlarını seçmiş olmasına rağmen, bu seçimler kabul edilmeyip kayyımlar atanmaktadır. Bu, demokrasiye yapılan bir darbedir. İstanbul’da bir araya gelen halklar, inançlar ve siyasi yapılar, kayyıma karşı ortak bir sesle “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyıma Geçit Vermeyeceğiz” diyerek direnişlerini sürdüreceklerini ilan ettiler. Evet, biz de kayyuma geçit vermeyeceğiz! Bu direniş, Türkiye’nin her yerinden sürdürülecek ve halk iradesinin hiçe sayılmasına karşı mücadelemiz devam edecektir.”

Normalleşme tartışmaları: 1 Mayıs’ta tutuklananlar için ağır hapis cezaları isteniyor. Antep’te, “terör” bahanesiyle HDP yöneticilerine ve devrimcilere ceza yağdırılıyor. Muğla Seydikemer’de ise dört Mardinli tarım işçisi, bir grup ırkçı tarafından saldırıya uğruyor ve yaralanıyor. Kürt düşmanlığı her yerde körükleniyor. Sonra da sözde ‘normalleşme’ gündeme geliyor.

Erdoğan ‘normalleşme’den ne kastettiğini açıkladı; muhalefetin normalleşmesi gerektiğini söyledi. Aslında bu, klasik numaralardan biri. Erdoğan, toparlanmak için zaman kazanmaya çalışıyor ve muhalefetin bir kısmına zeytin dalı uzatıyor gibi yapıyor. Ama bu rejimin yapısı normalleşmeye uygun değil, değişim şart.

İktidar, muhalefeti kendi safına çekmek istiyor ama bu iktidarın günahlarına kimse ortak olmamalı. Muhalefet, halkın içinde durmalı; yurttaşın, işçinin, emekçinin ve diğer dezavantajlı grupların sorunlarına çözüm üretmeli. Gerçek anlamda normalleşmek için muhalefet daha güçlü ve etkili olmalı.”

Ekmek ve Adalet Kampanyası: Bugün burada, ülkemizin dört bir yanından gelen seslerle, hep birlikte bir gerçeği haykırmak için toplandık: Bu ülkede her şeyin çivisi çıktı! Sömürü ve zulüm düzeni, ülkemizi batırma pahasına, halkımızı katmerli şekilde ezme pahasına sürdürülmeye çalışılıyor. Ancak biz, bu gidişata dur demek için buradayız.

Ne sermaye düzeni ne de onların koruyucu meleği olan Saray ve ortakları, biz halktan daha güçlü değiller. Çözüm bizde ve çözüm bizim sesimizi yükseltmemizde, mücadelemizi büyütmemizde.

Biz, demokrasiyi savunmak adına kayyım kararları geri alınıncaya kadar direnişimizi sürdüreceğiz. Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkarak, ‘İradeye Saygı’ yürüyüşümüzle İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Adana’ya, Van’dan Hakkari’ye kadar yürüyoruz.

Bu yürüyüş sürerken, işimizi ve aşımızı da savunacağız. Yaz boyunca ülkemizin dört bir yanında tarlalarda, fabrikalarda çalışan işçilerle, emekçilerle, çiftçilerle ve yoksullarla buluşacağız. Katmerli yoksulluk ve saldırılara uğrayan kadınlarla, işsiz gençlerle buluşmalar gerçekleştireceğiz ve ‘Ekmek ve Adalet Kampanyası’nı başlatıyoruz.

Herkes için adil bir yaşam mümkün, bunu sağlamak için dayanışma ve birlik ruhunu yaygınlaştıracağız. Sömürücü zalimlerin ateşine karşı, dayanışmanın inceliğinde buluşacağız. Çünkü biz, ekmek kavgasını ve adalet kavgasını birlikte yürütüyoruz.

Yalnızlaştırmaya çalıştıkları, haklarına ve hukuklarına girdikleri her kesimle omuz omuza dayanışacağız. Zulmün gölgesinde değil, adaletin güneşi altında buluşacağız. Bizim pusulamız, dayanışmadır; ezilenlerin ortak mücadelesi ve direnişidir. Çıktığımız bu yolda, hep birlikte güçleneceğiz, hep birlikte kazanacağız.

Paylaşın

Altı Yıl Sonra Satılan Her Üç Otomobilden Biri Çinli Olacak

Yeni yayınlanan rapora göre Çin, 2030 yılından itibaren yılda 9 milyon otomobil ihraç edecek. Başka bir ifadeyle altı yıl sonra dünya genelinde satılan her 3 otomobilden biri Çinli olacak.

Raporda, Çinli otomobil üreticilerinin “agresif fiyat politikalarıyla” pazar paylarını artırdığı kaydedilirken, yakın zamanda ABD ve Türkiye Çin’den ithal otomobillere ek vergiler açıklamıştı.

Avrupa Birliği (AB) de benzer bir adım atacağını ilan ederken, halihazırda Brüksel – Pekin hattında müzakereler devam ediyor.

Danışmanlık şirketi Alix Partners’e göre Çinli üreticiler, ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) ek vergi önlemlerine rağmen hızlı büyümelerini sürdürecek.

Alix Partners’in sektör raporuna göre Çin, 2030’lardan itibaren yılda 9 milyon otomobil ihraç edecek.

Çin’de elektrikli otomobil üretim maliyetleri Avrupa’ya kısayla üçte bir oranında daha düşük. Çinli markaların yeni model geliştirme hızı da Batılı markaların yarısı kadar. Klasik markalar yeni bir model geliştirmeye yaklaşık 40 ay harcarken, Çin’de bu süreler 20 ay civarında.

Raporda, Çinli otomobil üreticilerinin “agresif fiyat politikalarıyla” pazar paylarını artırdığı da kaydediliyor. Bu durum önemli otomobil üreticisi ülkelerde kaygıya neden oluyor. Batılı ülkeler Çin’in sübvansiyonlarla üreticilerini desteklediğini, bunun serbest pazar ortamını bozarak haksız rekabet yarattığını söylüyor.

Yakın zamanda ABD ve Türkiye Çin’den ithal otomobillere ek vergiler açıklamıştı. AB de benzer bir adım atacağını ilan ederken, halihazırda Brüksel-Pekin hattında müzakereler sürüyor.

Sektör uzmanı Fabian Piontek, “AB’nin yeni gümrük vergileri kısa vadede Çin’den ithalatı düşürebilir ancak Çinli firmalar aynı zamanda Avrupa’da otomobil ve parça üretimini hızlandırıyor” dedi. Çin’in pazar payını büyütmesine katkı sağlayan bir strateji de pazara yakın üretim stratejisi olarak gösteriliyor.

Avrupa genelinde Çinli üreticilerin pazar payını ikiye katlayarak yüzde 6’dan yüzde 12’ye çıkarmaları bekleniyor.

Çinli üreticilerle rekabet Alman markalarını da zorluyor. Piontek, “Özellikle üst sınıf Alman markaları etkileniyor, Çin’deki pazarlarını kaybediyorlar” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Berat Albayrak “Eski Bakanlarla ‘Küskünler İttifakı’ Kurdu” İddiası

Bakanlık görevinden alındığından sonra, aile ilişkilerinde mesafeli duruş sergileyen damat Berat Albayrak’ın bazı eski bakanlarla yeniden ilişki kurup, ‘küskünler ittifakı’ kurduğu öne sürüldü.

Berat Albayrak’ın bir gün kendisine yapılan haksızlığın anlaşılacağı ve yeniden siyasette yer alacağı beklentisi içinde olduğu iddia edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile damadı eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın uzun süre sonra ilk defa aynı karede poz vermesi gündem oldu.

İki isim, kuruculuğunu Berat Albayrak’ın, Yönetim Kurulu Başkanlığını ise Esra Albayrak’ın yaptığı NUN Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesindeki NUN Okulları’nda Erdoğan’ın torunu Ahmet Akif Albayrak’ın mezuniyet töreninde yan yana gelmişti.

Çekilen fotoğrafın AK Parti kulislerinde dikkat çektiğini ve “Buzlar eriyor mu?” sorusunu gündeme getirdiğini söyleyen gazeteci Nuray Babacan, Albayark’ın eski bakanlarla “küskünler ittifakı” yaptığını söyledi.

Babacan’ın yazısından ilgili bölüm şöyle: “Bakanlık görevinden alındığından beri, aile ilişkilerinde mesafeli duruş sergileyen büyük damat Berat Albayrak’ın son 3 yıl içerisinde Marmaris’te her bayram yapılan aile buluşmalarının hiçbirine gitmediği biliniyor. Kurban Bayramı’nda da çocuk ve torunların büyük bölümünün bir araya gelmesine karşın Berat Albayrak’ın yine olmadığını anımsatalım.

Tam bunun üstüne, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Berat Albayrak’ı aynı karede gösteren fotoğraf, “buzlar eriyor mu?” sorusunu gündeme getirdi. Torunlarının mezuniyet törenine katılan Erdoğanlar, karenin sonuna ilişen damatlarıyla nihayet bir araya geldi.

Bu kare, AKP kulislerinde de dikkat çekti. Berat Albayrak’ın bir gün kendisine yapılan haksızlığın anlaşılacağı ve yeniden siyasette yer alacağı beklentisi içinde olduğunu iddia edenler var. Hatta geçmişte, sorunlu olduğu bazı eski bakanlarla yeniden ilişki kurup, ‘küskünler ittifakı’ yaptıkları da konuşuluyor…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İktidardan Yeni Kaynak Çalışması: İzmarit Vergisi

Ekonomi yönetiminin, İspanya’da tütün endüstrisinde uygulanan “sigara izmariti” vergisini model alan, yeni bir vergi düzenlemesi üzerinde çalıştığı öne sürüldü.

Erdoğan’ın bu konu üzerinde çalışılması yönünde talimat verdiği, çalışmanın Meclis’in yeni yasama döneminde ele alınarak, taslak metin üzerinde çalışılacağı iddia edildi.

Ekonomi yönetimi, tütün şirketlerinin ‘sigara izmaritlerini temizlemek’ için çöp veya kirletme bedeli vergisi ödemesi üzerinde çalışıyor. Tütün ürünlerinin yasaklanmasını düzenleyen kanun ile tütün ve alkol piyasasını düzenleyen kanunda değişikliğe gidilecek.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre; AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konu üzerinde çalışılması yönünde talimat verdiği, çalışmanın Meclis’in yeni yasama döneminde ele alınarak, taslak metin üzerinde çalışılacağı öğrenildi.

Sağlık Bakanlığına sunulacak ön çalışmada, halk sağlığını korumakla yükümlü kurum ve kuruluşlar arasında yapılacak görüşmeler neticesinde belirlenecek bir tarihin esas alınması ve bu tarihten sonra doğan nesillere sigara satışının yasaklanması önerilecek.

Ticaret Bakanlığı’na ise, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanunun’da değişiklik yapılması önerisi sunulacak. Tütün şirketlerinin sigara izmaritlerini temizlemek için çöp veya kirletme bedeli vergisi ödemesi de teklif edilecek.

Çalışmalar sırasında bilim adamlarının da görüşlerinin alınacağı, aynı zamanda dünya örneklerinin de inceleneceği belirtildi. AK Parti kurmayları, İngiltere’de 2009 sonrası doğan kuşaklara sigara satışını yasaklayan modelin yanı sıra İspanya’da tütün endüstrisinden “sigara izmariti” vergisi alan modelin incelendiğini kaydetti.

Ayrıca 2025’te sigara yasağının bütün ülke geneline yayılacağı İzlanda modelinin de bir sonraki aşamada Türkiye’ye örnek olabileceğini ifade edildi. İspanya’daki kirletme ya da izmarit vergisi olarak uygulanan modelin tütün endüstrisine yönelik olduğunu aktaran kurmaylar, sigara üreticilerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın

AK Parti’nin Milletvekili Sayısı 264’e Geriledi

Murat Kurum’un Mehmet Özhaseki’nin yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak atanmasıyla birlikte, AK Parti’nin milletvekili sayısı 264’e geriledi.

Ayrıca TBMM Genel Kurulu’nda gelecek günlerde Murat Kurum’dan boşalan Çevre Komisyonu üyeliği için AK Parti tarafından bir milletvekili bildirilecek. Ardından komisyonda başkan seçimi yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde iki bakan değişti. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu atandı.

Mehmet Özhaseki istifa açıklamasını sosyal medya hesabından paylaştı. Açıklamada “Bugün üstlendiğim bu kutlu görevi sağlık sorunlarım sebebiyle kendi dileğimle bırakmak istediğimi Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettim” diye yazdı.

Mehmet Özhaseki, paylaşımında Erdoğan’a şükranlarını sundu ve vatandaşlardan da helallik istedi.

Daha önce 17 yıl Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olan Özhaseki, 2019’da AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuş ancak CHP adayı Mansur Yavaş karşısında seçimi kaybetmişti.

Özhaseki’nin yerine bakanlık koltuğuna atanan Murat Kurum da 31 Mart seçiminde İstanbul Belediye Başkanlığı için Ekrem İmamoğlu ile yarışmıştı.

Kurum, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ilk kabinede, Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak göreve başlamıştı.

2021 yılında bakanlığın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değişti. Kurum atama sonrası yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek şu mesajı verdi:

“Bayrağı devralacağımız Sayın Mehmet Özhaseki bakanımız gibi biz de başta asrın felaketinin yaşandığı tüm şehirlerimiz olmak üzere 81 ilimizin her köşesinde çalışmaya, koşmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Otomotiv Satışlarında Sert Düşüş!

Haziran ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azalarak 87 bin 858 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 12,6 azalarak 18 bin 380 adet olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Otomobil pazarı, 10 yıllık Haziran ayı ortalama satışlara göre yüzde 45,4 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Haziran ayı ortalama satışlara göre yüzde 18,9 arttı.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı Haziran, Ocak – Haziran 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2024 yılı Ocak – Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 oranında artarak 577.981 adet oldu. Otomobil satışları, 2024 yılı Ocak – Haziran döneminde geçen yıla göre yüzde 7,3 oranında artarak 462.955 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 8,7 azalarak 115.026 adet oldu.

2024 yılı Haziran ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2023 yılı Haziran ayına göre yüzde 5,3 azalarak 106.238 adet oldu. 2024 Haziran ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azalarak 87.858 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 12,6 azalarak 18.380 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık Haziran ayı ortalama satışlara göre yüzde 40,0 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık Haziran ayı ortalama satışlara göre yüzde 45,4 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Haziran ayı ortalama satışlara göre yüzde 18,9 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 87,5’i vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 256.440 adetle yüzde 55,4 pay, B segmenti otomobiller 146.401 adetle yüzde 31,6 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller ( yüzde 54,8 pay, 253.667 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 26,6 pay ve 123.243 adet satış ile Sedan, yüzde 17,4 pay ve 80.760 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 305.550 adetle yüzde 66 pay, hibrit otomobil satışları 64.921 adetle yüzde 14 pay, dizel otomobil satışları 50,064 adetle yüzde 10,8 pay, elektrikli otomobil satışları 39.405 adetle yüzde 8,5 pay ve otogazlı otomobil satışları 3.015 adetle yüzde 0,7 pay aldı.

Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 237,1 artarak yüzde 7,2 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 40, artarak yüzde 1,4 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 3,8 azalarak yüzde 76,7 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 3,6 azalarak yüzde 0,6 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 1,8 artarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 121.079 adetle yüzde 26,2 pay, 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 119.908 adetle yüzde 25,9 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 418.701 adetle yüzde 90,4 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 44.254 adetle yüzde 9,6 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 71,1 pay ve 81.757 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 15,5 pay ve 17.838 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

Kabinede Revizyon: Özhaseki Ve Koca Gitti, Kurum Ve Memişoğlu Geldi

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde iki bakan değişti. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu atandı.

Haber Merkezi / Resmi Gazete’nin 2 Temmuz baskısında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan atama kararlarıyla Kabinede gerçekleşen görev değişiklikleri açıklandı.

Karara göre, görevinden istifa eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine, 2018-2023 arasında aynı bakanlık görevini sürdürürken 2024 yerel seçimlerinde AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı olarak Ekrem İmamoğlu’na açık farkla yenilen Murat Kurum atandı.

İstifası kabul edilen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine de İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu atandı.

Özhaseki’den istifa açıklaması

Mehmet Özhaseki istifa açıklamasını sosyal medya hesabından paylaştı. Açıklamada “Bugün üstlendiğim bu kutlu görevi sağlık sorunlarım sebebiyle kendi dileğimle bırakmak istediğimi Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettim” diye yazdı.

Mehmet Özhaseki, paylaşımında Erdoğan’a şükranlarını sundu ve vatandaşlardan da helallik istedi.

Daha önce 17 yıl Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olan Özhaseki, 2019’da AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuş ancak CHP adayı Mansur Yavaş karşısında seçimi kaybetmişti.

Özhaseki’nin yerine bakanlık koltuğuna atanan Murat Kurum da 31 Mart seçiminde İstanbul Belediye Başkanlığı için Ekrem İmamoğlu ile yarışmıştı.

Kurum, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ilk kabinede, Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak göreve başlamıştı.

2021 yılında bakanlığın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değişti. Kurum atama sonrası yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek şu mesajı verdi:

“Bayrağı devralacağımız Sayın Mehmet Özhaseki bakanımız gibi biz de başta asrın felaketinin yaşandığı tüm şehirlerimiz olmak üzere 81 ilimizin her köşesinde çalışmaya, koşmaya devam edeceğiz.”

Fahrettin Koca’nın görevi bıraktığı iddiaları gündemdeydi

2018 yılından bu yana Sağlık Bakanı olarak görev yapan Fahrettin Koca’nın hükümetten ayrılacağına dair iddialar bir süredir gündemdeydi.

Haziran ayı başından itibaren basına yansıyan haberlere göre AK Parti’nin milletvekilleri ile Kızılcahamam’da düzenlediği kampta, sağlık sistemindeki aksaklıklar nedeniyle Koca ile bazı milletvekilleri arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde polemik yaşandığı belirtilmişti.

Çok sayıda vekilin; merkezi hastane randevu sisteminin (MHRS) işlememesi, doktor yetersizliği, şehir hastanelerindeki altyapı problemlerinin giderilememesi gibi başlıklarda Koca’ya yüklendiği kaydedilmişti. Aynı zamanda özel hastane zincirinin sahibi de olan Koca’ya, parti kampında çok sayıda vekilin “Halk özel hastanelere mecbur bırakılıyor” eleştirisini getirdiği de belirtilmişti.

Görevden affını isteyen Koca’nın yerine Sağlık Bakanlığına atanan Kemal Memişoğlu, İstanbul İl Sağlık Müdürü olarak görev yapıyordu. Memişoğlu, göreve atanmasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti:

“Vatanımız ve milletimiz için bu onurlu göreve beni layık gördüğü için Sayın Cumhurbaşkanı’mıza şükranlarımı arz ediyorum. Görevimin gerektirdiği ağır sorumluluğu hakkıyla ifa edebilmek için var gücümle çalışacağım.”

Paylaşın