EURO 2024: Fransa Yarı Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) Çeyrek Final maçında Fransa ile Portekiz, karşı karşıya geldi. Fransa normal süresi ve uzatma bölümleri golsüz sona eren maçta Portekiz’i penaltı atışları sonucu 5-3 mağlup ederek yarı finale yükseldi.

Haber Merkezi / Fransa, yarı finalde ev sahibi Almanya’yı deviren İspanya ile karşılaşacak. İspanya – Fransa mücadelesi, 9 Temmuz Salı günü Almanya’nın Münih kentinde oynanacak.

Almanya’nın Hamburg kentindeki Volkspark Stadı’nda oynanan ve  İngiliz hakem Michael Oliver’ın düdük çaldığı çeyrek final maçının ilk devresinde iki takım da pozisyona girmekte zorlandı.  İkinci yarıda da iki takımın atakları sonuçsuz kalınca uzatma bölümlerine geçildi. İki uzatma bölümünde de eşitlik bozulmayınca penaltı atışlarına geçildi. Fransa, penaltılarda rakibine 5-3 üstünlük sağladı.

EURO 1984 ve 2000’de şampiyon olan Fransa, 2016’da final oynadı. Fransızlar, 1992 ve 2008’de grup aşamasında elendi, 2020’de son 16 turu, 2004 ve 2012’de çeyrek final, 1960 ve 1996’da ise yarı final gördü.

Paylaşın

TESK’ten İktidara Çağrı: Zamları Durdurun Artık

TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Zamları bir çare gibi görüp ekonominin düzelme noktasındaki sağlanan başarı bence bu sıkıntıdan daha büyük. Yapılması lazım gelen üretimin artışının sağlanması ve temel girdi maliyetlerinde düşüş sağlanması. Kiralardaki ve vergilerdeki adaletin tesis edilmesi bu açığı ancak kapatır” dedi ve ekledi:

“Yoksa günlük tüketilen ürünlere, günlük malzemelere zam yapmayla hepsini ilgilendirir. Bir ciklette 1 gramlık şeker var ama şekerin maliyetindeki 1 liralık lokomotif ürünlere yapılan zam vatandaşa 10 TL olarak geri dönüyor. Dolayısıyla tedbir olarak düşünülen, ekonominin düzelmesi için çabalar sıkıntı doğuruyor. Zamları durdurun artık.”

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, son dönemde yapılan zamlarla ilgili açıklama yaptı. Cumhuriyet’in aktardığına göre, Palandöken, şöyle konuştu:

“Son yapılan zamlarla enflasyonun düşmesini beklemek mümkün değil. Mevsimin yaz olması ama zamların peş peşe gelmesi ile hem tarla bitkilerinin hem de sebze meyve vs. gibi diğer ürünlerin düşmesini beklemek mümkün değil. Çünkü akaryakıta gelen zam var. Elektriğe gelen zam bildiğiniz üzere yüzde 38. Daha arkasından doğalgaz zamlarını ilave edince hizmet sektöründe fiyatların geri gelmesi mümkün değil.

Enflasyonun düşmesi için piyasalara bir güven verilmesi yani zam yapılmaması lazım. Hem hizmet sektöründe hem de zorunlu kullanılması gereken elektrik, doğal gaz akaryakıt zamları üst üste geldi. Kamyon gelecek neyle gelecek? Vatandaş otobüse binecek, seyahat edecek ve dolayısıyla bu zamları siz de yapmayın demek mümkün olmayacak. Bunun için yapılması gereken evvela piyasalara güven vermek.

Artık ekonomi düzeldi sinyali ile vatandaş ancak bu yapılan zamları aynı şekilde almış oldukları ücretlerle karşılaması da mümkün değil. Bildiğiniz üzere sigara ve alkollü içeceklere yapılan zamlar paket başına 10 TL’yi buluyor bir de ÖTV geliyor aynı şekilde bunlar ilave edildiğinde kullanılan diğer malzemelere de aynı şekilde intikal ediyor. Yani temel gıda maddesinden konfeksiyon sektörüne elektrik kullanacak ki üretim yapsın. Doğal gaz kullanacak ki üretim yapsın, akaryakıt kullanacak ki ürünün sevkiyatını yapsın.

“Zamları durdurun artık”

Dolayısıyla zamları bir çare gibi görüp ekonominin düzelme noktasındaki sağlanan başarı bence bu sıkıntıdan daha büyük. Yapılması lazım gelen üretimin artışının sağlanması ve temel girdi maliyetlerinde düşüş sağlanması. Kiralardaki ve vergilerdeki adaletin tesis edilmesi bu açığı ancak kapatır. Yoksa günlük tüketilen ürünlere, günlük malzemelere zam yapmayla hepsini ilgilendirir. Bir ciklette 1 gramlık şeker var ama şekerin maliyetindeki 1 liralık lokomotif ürünlere yapılan zam vatandaşa 10 TL olarak geri dönüyor. Dolayısıyla tedbir olarak düşünülen, ekonominin düzelmesi için çabalar sıkıntı doğuruyor. Zamları durdurun artık.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Putin İle Esed’e Çağrımız Olabilir” Açıklaması

Kazakistan dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Bizim Sayın Putin ile Beşar Esed’e bir davetimiz olabilir. Sayın Putin Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirebilirse, bu yeni bir sürecin başlangıcı olabilir” dedi ve ekledi:

“Suriye’de esecek barış rüzgarları ve bütün Suriye’de hayat bulacak barış iklimi, çeşitli ülkelere dağılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri açısından da gereklidir. Biz komşumuz Suriye’ye dostluk elimizi daima uzattık ve uzatırız. Adil, onurlu ve kapsayıcı yeni bir toplum sözleşmesi temelinde kucaklaşan, müreffeh, bir ve bütün Suriye’nin her zaman yanında oluruz. Yeter ki Suriye, bu büyük kucaklaşmayı başlatsın ve her alanda toparlansın.”

Kayseri’de başlayan ve farklı şehirlere yayılan Suriyeli göçmenlere yönelik saldırılarla ilgili “Türkiye içinde de Kayseri’deki hadisede güvenlik güçlerimizin süratli müdahalesiyle hava sakinleşti ve bir an önce olumlu neticeyi her tarafta aldık. Ülkemizde kısa süreli bu tür durumlar ortaya çıksa bile bunların uzamasına zaten müsaade etmeyiz” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Suriye tarafında da terör örgütlerinin karşısında olan yapıların” böyle bir şeye izin vermeyeceğini söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü 24’üncü Devlet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Kazakistan dönüşünde uçakta gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu’nun aktardığına göre; Suriye ile yeni bir sürecin başlatılmasına ilişkin Erdoğan, “Bizim Sayın Putin ile Beşar Esed’e bir davetimiz olabilir. Sayın Putin Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirebilirse, bu yeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Suriye’de esecek barış rüzgarları ve bütün Suriye’de hayat bulacak barış iklimi, çeşitli ülkelere dağılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri açısından da gereklidir. Biz komşumuz Suriye’ye dostluk elimizi daima uzattık ve uzatırız. Adil, onurlu ve kapsayıcı yeni bir toplum sözleşmesi temelinde kucaklaşan, müreffeh, bir ve bütün Suriye’nin her zaman yanında oluruz. Yeter ki Suriye, bu büyük kucaklaşmayı başlatsın ve her alanda toparlansın” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan çoğu Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacıların ülkesine dönüşünü sağlayacak “büyük kucaklaşmanın” çerçevesinin nasıl olacağı hakkında ise bir değerlendirmede bulunmadı.

Hükümetin Suriye politikasını iç savaşın çıktığı 2011 yılından beri eleştiren ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de Şam yönetimiyle gayrı resmi kanallardan kurduğu bağlantılarla bu ay içinde Beşar Esad-Özgür Özel görüşmesini organize etmeye çalışıyor.

Dün akşam KRT kanalında Elif Doğan Şentürk ve Zafer Arapkirli’nin sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Çok yakın bir zamanda heyet ile Şam ziyareti olacak. Temmuz ayı içerisinde Lübnan üzerinden gideceğim. Türkiye ile Esad’ın masaya oturup bu sorunu çözüp Avrupa’dan kaynağın bulunması için inanılmaz gayret sarf edeceğim. Bu konuda en büyük kampanyayı da yapacağız, yeter ki Türkiye’de sığınmacı meselesinden kurtulmak üzere herkes iradesini göstersin. Kayseri benzeri olayların yaşanmasının endişesiyle de bu meselenin çözülmesi lazım” dedi.

Kayseri’de uç veren ve daha sonra Hatay, Gaziantep, Antalya gibi kentlerde de yenileri meydana gelen sığınmacı karşıtı gösteriler de Erdoğan’a soruldu.

Erdoğan, “Türkiye’de de ırkçı akımlar oluşturup kardeşlik iklimini bozmayı amaçlayanlar, karanlık odaklardan aldıkları talimatları yerine getirme gayretindeler. Fakat biz bu oyunları da nasıl bozacağımızı da çok iyi biliriz. Alçakça bir hadise üzerinden kaos planlayanlara da istismarlara da müsaade etmeyiz. Kayseri’deki hadisede devletimiz üzerine düşeni yapmıştır, yapmaktadır. Bu ülkede kimsenin kendini devletin kolluk kuvvetlerinin, yargısının, hükümetinin yerine koymasına izin vermeyiz. Onlar kendi sinsi planlarının güçlü olduğunu zannedebilir, ancak bizim kardeşliğimiz, birliğimiz ve beraberliğimiz tüm oyunları bozmaya muktedirdir” dedi.

Cumhurbaşkanı, başta Azez olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kontrolünde bulunan Suriye sahasında Türkiye aleyhtarı hareketliliğin “PKK/PYD/YPG, DEAŞ gibi örgütlerin” rahatsızlığından kaynaklandığını fakat “Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa Bey’in devreye girmesi” sonrası olumsuz gelişmelerin sona erdiğini dile getirdi.

Erdoğan bir gazetecinin Türkiye’nin Irak merkezi yönetimiyle bu ülkedeki PKK varlığına yönelik bir harekat gerçekleştirmesi hakkında sorduğu soruya verdiği yanıtta Irak ve Suriye dosyalarını birlikte götürdüklerini ifade etti.

“Teröre aman vermeyiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gelişmeler olgunlaşmadan, belli bir noktaya gelmeden şu anda böyle bir adımı atacağız demek yanlış olur. Fakat gelişmeler ışığında eğer böylesi bir adım atmak gerekiyorsa bu yapılır. Nitekim şu anda Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi Irak’ın kuzeyinde de zaman zaman PKK’ya karşı darbeler vuruluyor. Güvenlik güçlerimizin eli tetiktedir. Tehdidin boyutuna göre de anlık kararları alıp uyguluyoruz. Teröre aman vermeyiz. Çünkü oralarda da münasebetlerimiz iyi. İlişkilerimiz iyi olduğu için gerek Irak’ta gerek Suriye’de bu adımları her an atarız. Biz bölgemizde bir teröristan kurdurmadık, kurdurmuyoruz ve asla kurdurmayacağız” dedi.

Bölgedeki istikrarsızlığın başta PKK/PYD/YPG olmak üzere terör örgütlerine hareket alanı sağlamasının önemli bir sorun olduğunu belirten Erdoğan, en son Irak ziyaretinde yaptığı gibi terörün “bölgedeki barışı, huzuru, istikrarı ve kalkınmayı engelleyen bir çıban başı” olduğunu da muhataplarına anlatmaya devam edeceğini ifade etti.

Paylaşın

Dior Ve Armani’ye “İşçi Sömürüsü” Nedeniyle Kayyum Atandı

Moda devleri Dior ve Armani’ye işçi sömürüleri nedeniyle kayyum atandı. Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Christian Dior SE, Avrupa’nın en büyük lüks mallar grubu olan LVMH’ye başkanlık eden Fransız iş insanı Bernard Arnault tarafından yönetilen bir moda şirketi. Giorgio Armani S.p.A., 1975 yılında Giorgio Armani tarafından kurulan İtalya merkezli bir moda evi.

Moda devleri Christian Dior ve Giorgio Armani (daha yaygın isimleri ile Dior ve Armani), İtalya’daki üretim operasyonlarında ortaya çıkarılan etik dışı uygulamalar nedeniyle bir süredir eleştirilerin hedefinde.

İşgücü sömürüsüne izin verdikleri ve teşvik ettikleri şüphesiyle açılan soruşturmalar sonucu dünyaca ünlü markaların İtalya’daki üretim operasyonlarına kayyum atandı.

Fransa menşeili lüks marka devi LVMH’nin Dior marka çanta üreten İtalyan yan kuruluşun, işçi haklarını ihlal eden Çinli taşeron şirketlere iş verdiği iddiasına yönelik soruşturmanın ardından Haziran’ın başlarında mahkeme denetimine alındı.

Reuters’ın haberine göre, 34 sayfalık mahkeme kararında, işçilerin “24 saat boyunca çalıştırılması” amacıyla iş yerinde uyumaya zorlandığı belirtildi.

Elektrik tüketimi verileri, “tatiller de dahil olmak üzere kesintisiz gece-gündüz üretim döngülerini” ortaya koydu. Ayrıca, belgede belirtilene göre, makinelerin güvenlik cihazları da işçilerin daha hızlı çalışması için çıkarılmıştı.

Bu gibi yasadışı yöntemlerle üretim maliyetleri düşürüldü. Buna göre, Dior çantaların tanesi 53 euro (yaklaşık 1.802 TL) gibi düşük bir ücrete üretilirken, bu çanta daha sonra mağazalarda 2.600 euroya (yaklaşık 91.000 TL) satıldı.

Dior hakkında verilen hüküm, İtalya’nın Milano kentinde mahkemenin bu yıl önleyici tedbirler kapsamında aldığı üçüncü karar oldu.

Benzer bir şekilde, geçtiğimiz Nisan ayında moda grubunun tedarikçilerini yeterince kapsamlı denetlemediği suçlaması ile Armani’ye ait bir şirketin yönetimine de kayyum atandı. Armani Grubu’ndan yapılan açıklamada, o dönemde tedarik zincirinde suistimalleri en aza indirmeye çalıştıklarını belirtti.

Mahekeme belgelerinde ayrıca, savcılığın, kural ihlalinin İtalya’da üretim kapasitesine sahip moda şirketleri arasında tek seferlik değil, kâr peşinde koşma ihtiyacı nedeniyle sistematik olduğu iddiaları yer aldı.

Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Moda endüstrisinde etik standartlar ve işçi haklarının korunması için önemli bir adım olarak değerlendirilen bu adımlar, tüketici ve yatırımcıların lüks sektörünün tedarik zincirine yönelik ilgisinde artış görüldüğü bir ortamda atıldı.

İtalyalı yetkililer, son birkaç yıldır lüks eşya üreticilerine ait taşeron şirketlerdeki çalışma koşullarını araştırıyor. Bu araştırmalar sonucunda İtalya’nın geleneksel deri endüstrisinin, Çin menşeili şirketler tarafından baltalandığı belirlendi.

Danışmanlık firması Bain’e göre, İtalya, küresel lüks eşya üretiminin yüzde 50-55’ini karşılayan binlerce küçük üreticiye ev sahipliği yapıyor.

Dev moda markaları, itibarlarına yönelik risklerini azaltmak için alt yüklenici sayısını azaltma ve üretimi içselleştirme yoluyla İtalya’nın büyük ölçüde Toskana’da bulunan ve Çinli göçmenlerin domine ettiği deri eşya endüstrisine darbe vurdu.

Mahkeme, tamamen Christian Dior Italia SRL’ye ait olan Manufactures Dior SRL’nin bir yıl süreyle yargı denetimine alınmasına, bu süre zarfında şirketin faaliyetlerine devam etmesine hükmetti.

Dior soruşturması, ikisi ülkede yasadışı olarak bulunan ve yedisi gerekli belgeleri olmadan çalışan 32 personel istihdam eden dört küçük tedarikçiye odaklandı.

Reuters’ın aktardığına göre, mahkeme belgelerinde, Mart ve Nisan ayları arasında İtalyan polisinin, Pelletteria Elisabetta Yang SRL, New Leather Italy SRLS, AZ Operations SRLS ve Davide Albertario Milano SRL adlı tedarikçilerde de incelemeler gerçekleştirildiği belirtildi.

Pelletteria Elisabetta Yang ve Davide Albertario Milano, Manufactures Dior SRL’nin doğrudan tedarikçileri olurken, Pelletteria Elisabetta Yang’ın 2023/24 mali yılı için Manufactures Dior’a 752.881 euro fatura kestiği, Davide Albertario’nun da 2024 yılı için 737.623 euro fatura kestiği ifade edildi.

Personelin “etik yaklaşım için gerekli minimum hijyen ve sağlık koşullarının altında” çalıştığı belirtildi.

Öte yandan, LVMH temsilcilerinden konuya ilişkin henüz bir yorum gelmedi. LVMH’nin hisseleri, mahkemenin kararının ardından önceki kayıplarını artırarak yüzde 2.2 düşüş kaydetti.

Dior’dan yapılan açıklamada, “sözleşmeli şirketlerin gerçek çalışma koşullarını veya teknik yeteneklerini kontrol etmek için uygun önlemleri” almadı ve yıllar boyunca tedarikçilerini periyodik denetimlerden geçirmekte başarısız oldu.

Sözleşmeli ve alt sözleşmeli şirketlerin sahipleri, Milano savcıları tarafından işçileri sömürmek ve kayıtsız işçi çalıştırmakla soruşturma altında bulunuyor. Dior’un kendisi herhangi bir ceza soruşturmasıyla karşı karşıya değil.

Armani soruşturması da İtalya’daki Çinli üreticilerin işçi koruma yasalarını ihlal ettiğini ortaya çıkardı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Adalet Bakanlığı, Osman Kavala’nın Yeniden Yargılanma Talebini Reddetti

Adalet Bakanlığı, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini “hükümete karşı suçlar” hatırlatılarak reddetti.

13. Ağır Ceza Mahkemesi de Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini reddetmişti. Mahkeme kararında, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ceza Muhakemeleri Kanununun (CMK) 23/3’üncü maddesi uyarınca “yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapıp karar veren hakimin yargılanmanın yenilenmesi işleminde görev alamayacağı”na işaret etmişti.

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası onanan Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan kanun yararına yeniden yargılama talebi de reddedildi.

T24’ten Murat Sabuncu’nun haberine göre, “hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddeye atıfta bulunulan kararda şu ifadelere yer verildi:

Ayrıca, sanık müdafiin hem yargılamanın yenilenmesi hem de kanun yararına bozma talebini içeren dilekçelerinde suçun maddi unsurunu oluşturan mağdurun, Anayasal düzenleme ile ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüş ise de; Sanığın üzerine yüklenen “Hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddesi ile Devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumetin bir bütün olarak varlığına ve fonksiyonlarına yönelen saldırılardan korunmanın amaçlandığı, suçun mağdurunun Türkiye Cumhuriyet Hükümeti olduğu, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı 8. maddesinde yapılan değişiklikle yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanına verildiği, yapılan değişikliğin suçun mağdurunu değiştirmediği gibi sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yapılan iddiaların istinaf ve temyiz aşamalarında da ileri sürüldüğü ve olağan kanun yolu denetiminden geçerek anılan kararın kesinleştiği cihetle, dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve mahkemenin takdirine nazaran, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2024 tarihli ve 2024/65 değişik iş sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir.

Ne olmuştu?

Özgür Özel ve Recep Tayyip Erdoğan 2 Mayıs’ta bir araya geldi. Özel’in gündeminde Kasım 2017’den beri hapiste tutulan Osman Kavala ve Gezi davası kapsamında hapiste olan Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden vardı. Özel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi, daha sonra yaptığı açıklamalarda da “Bir yol bulunsun, bu cendereden çıkılsın” dedi.

AK Parti Ankara Milletvekili ve Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Tuğrul Türkeş de bu görüşe destek verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise grup toplantısında Özgür Özel’i “CHP Genel Başkanı, Avrupa Parlamentosu’na ziyarete gittiğinde saati sorunca ‘Sen önce Kavala’yı çıkar’ yanıtını almış. Sayın Özel’in kolunda saati yok mudur? Saati sormak yerine PKK ve FETÖ’ye verilen destekleri muhatapların yüzüne vurması gerekmez miydi? Sayın Özel, saati merak ederse bana sorabilir, köstekli saatimi açar kendisiyle açık açık paylaşırım” diyerek hedef aldı.

Paylaşın

Erdoğan İle Esad Nerede Ve Ne Zaman Görüşecek?

Recep Tayyip Erdoğan ile Beşar Esad’ın Türkiye – Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için eylül ayına kadar üçüncü bir ülkede bir araya geleceği öne sürüldü.

Erdoğan ile Esad, görüşmenin ise hangi ülkede olacağın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacağı iddia edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile “görüşmeye hazırız” mesajı vermişti. İddiaya göre kritik zirve için Ankara’daki kaynaklar, kritik zirvenin startının 11 Haziran’da verildiğini söyledi.

İktidara yakın Türkiye gazetesinin haberine göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova temasları sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özel temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’i Şam’a göndererek Esad’ı Şanghay İş Birliği Örgütü toplantısına katılması için ikna etmesini istedi. Esad da “Normalleşmeye hazırız” mesajı verdi, ancak Rusya’ya gelemedi.

Kaynaklar, görüşmenin Eylül 2024’e kadar yapılmasının düşünüldüğünü, zirvenin üçüncü bir ülkede yapılmasına ise kesin gözüyle bakıldığını belirtti.

Toplantının nerede yapılacağı ülkenin hangisi olacağı sorusuna verilen yanıtlar arasında ise Rusya, Körfez ülkeleri ve Irak öne çıkıyor. Habere göre Şam yönetimi, hazırlıklarını komşusu Irak’a göre yapıyor. Ankara ise sürecin sessiz yürütülmesini ve görüşmenin heyetler düzeyinde değil lider odaklı olmasını istiyor.

Ayrıca harici bir ülkenin toplantıya katılmaması talep ediliyor. Görüşmenin hangi ülkede olacağı, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacak.

Buluşma öncesi iki ülke askerî, siyasi, ekonomik, terör ve mültecilerle ilgili konuların belirlenmesiyle alakalı karşılıklı komisyonlar kuracak. Taraflar, geçmişteki taleplerini revize edecek. Toplantıda en önemli başlıklar; Suriye’nin egemenliği, mültecilerin ülkelerine dönüşü ve PKK/YPG olacak.

Kaynaklar, Şam yönetiminin, “iyi niyet göstergesi” olarak Türk askerinin birkaç noktadan çekilmesini istediğini söyledi. Türkiye’nin ise “PKK/YPG ve DEAŞ dâhil bütün tehdit unsurlarına karşı birlikte hareket edelim” önerisinde bulunduğu aktarıldı.

Paylaşın

İşçi Partisi, İngiltere Genel Seçimlerini Ezici Çoğunlukla Kazandı

İngiltere’de dün gerçekleştirilen genel seçimlerde Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, 14 yıl sonra parlamentoda büyük çoğunluğu elde etti. İktidarda olan Rishi Sunak liderliğindeki Muhafazakar Parti ise hezimete uğradı.

Haber Merkezi / 61 yaşındaki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı ilk değerlendirmede, “Sıra verdiğimiz sözleri yerine getirmeye geldi. Değişmiş bir İşçi Partisi olarak ülkeyi yöneteceğiz” dedi.

Starmer seçim kampanyası boyunca değişim vurgusu yaparak, seçilmesi halinde İngiltere’nin gerileyen kamu hizmetleri ve düşen yaşam standartlarının iyileştirileceği vaadinde bulunmuştu.

Seçimi kaybeden Muhafazakar Parti lideri Rishi Sunak ise, yenilginin tüm sorumluluğunu üstlendiğini ifade ederek, yoğun çaba sarfederek çalışan Muhafazakar Partililer’den özür diledi.

Şimdiye kadar açıklanan resmi seçim sonuçlarına göre, 650 sandalyeli parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda, İşçi Partisi 410, Muhafazakar Parti 119, Liberal Demokrat Parti 71, ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisi (SNP) 8, göçmen karşıtı Reform Partisi ise 7 sandalye kazandı.

İngiltere’de bir partinin iktidara gelebilmesi için 650 koltuğun en az 326’sını kazanması gerekiyor. İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn bağımsız aday olarak girdiği seçimi önde bitirdi.

İlk kez 1983’te milletvekili seçilen Corbyn’in parti üyeliği, Ekim 2020’de Yahudi düşmanlığı ile ilgili yürütülen bir soruşturma gerekçesiyle askıya alınmıştı.

İşçi Partisi Corbyn’in partiden genel seçimde milletvekili adayı olmasını yasaklamıştı. Londra’daki seçim bölgesinden bağımsız aday olarak yarışan Corybn 24 bin 120 seçmenin oyunu aldı ve milletvekili seçildi.

Seçimin bir diğer dikkat çekici sonucu ise Avrupa Birliği (AB) ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Nigel Farage’ın Reform Partisi’nden ilk kez milletvekili seçilmesi oldu. 60 yaşındaki Farage, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak seçildiği bölgeye teşekkür etti ve “Bu sadece başlangıç” diye yazdı.

Boris Johnson’ın Muhafazakarlar adına  büyük bir zafer kazandığı ve siyasi yorumcuların İşçi Partisi’nin ağır yenilgisi sonrasında partinin en az 10 yıl boyunca iktidarda kalacağını öngördüğü 2019 seçimlerinde hiç kimsenin gerçekleşebileceğini aklından bile geçirmediği sonuçlarla Birleşik Krallık, Muhafazakar saltanatına son verdi.

İngiliz basını seçim sonuçlarını nasıl gördü?

Ipsos tarafından BBC, Sky News ve ITV için yapılan sandık çıkış anketlerine göre İşçi Partisi büyük bir zafer ilan etti. Bu aynı zamanda 14 yıldır iktidarda olan Muhafazakar Parti için büyük bir hezimet anlamına geliyor. Gazetelerin manşetlerinde de sandık çıkış anketleri yer aldı.

Times gazetesi eski İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Tony Blair iktidarını hatırlatarak, İşçi Partisi’nin şimdiki genel başkanı Sir Keir Starmer’in “Blair’vari bir çoğunlukla başbakan olacağını” yazdı. Sun gazetesi İşçi Partisi’nin kırmızı rengine atıfta bulunarak, “Britanya kırmızıya döndü” dedi.

I gazetesi, “İşçi Partisi zaferi” manşetini attı. Gazete, Muhafazakar Parti’nin 14 yıl içinde en kötü seçim sonucuyla karşılaştığını hatırlattı. Daily Mail de İşçi Partisi’nin “tarihi zaferini” manşetine taşıdı. Gazete, Starmer’in Tony Blair’den bu yana partisi için en büyük zaferi elde ettiğini, sağcı Farage’ın Reform Partisi’nin de 13 sandalye kazandığını aktardı.

Daily Telegraph gazetesi de diğer birçok gazete gibi manşet fotoğrafında Sir Keir Starmer ve eşi Victoria Starmer’in oy kullanmaya giderken el ele çekilen fotoğrafına yer verdi. Manşette ise “İşçi Partisi zaferi” ifadesine yer verdi. Gazete spotta ise “Modern tarihte Muhafazakar Parti için en kötü sonu. Sunak’ın istifa etmesi bekleniyor” diye yazdı.

Daily Mirror gazetesi manşetinde bir kelime oyunu yaptı. İngilizcede “Hadi başlıyoruz” anlamına gelen “Here we go” sözüne atıfla, Starmer’in adına yer vererek “Keir we go” diye yazdı. Sandık çıkış anketlerinden İşçi Partisi ve Starmer adına “büyük bir zafer” olarak bahsetti.

Metro gazetesi de tıpkı Mirror gibi, Keir Starmer’in ismi üzerinden kelime oyunu yaptığı bir manşetle çıktı. Gazete İşçi Partisi liderinin soyadını “fırtına” anlamına gelen “storm” kelimesine benzetti. Gazete, Starmer’in başbakanlık konutuna gideceğini vurguladı.

Guardian’ın manşetinde “Sandık çıkış anketine göre büyük bir İşçi Partisi zaferi bekleniyor” ifadesi yer aldı.

İşçi Partisi lideri Keir Starmer kimdir?

1961 yılında Londra’da doğan Starmer, 2008-2013 yılları arasında kamu kovuşturmaları direktörü olmadan önce insan hakları avukatıydı.

Seçim kampanyası sırasında işçi sınıfı geçmişinden bahsetmeye istekliydi. Televizyondaki tartışmalar sırasında babasının sosyalist ve mavi yakalı bir işçi, annesinin ise bir hemşire olduğunu defalarca dile getirdi.

Aslına bakılırsa sol siyasetle olan ilişkisi çok eskilere dayanıyor. Adını 19. yüzyılın sonlarında İşçi Partisi’ni kuran Keir Hardie ile paylaşıyor. 2015 yılında Kuzey Londra’nın Camden seçim bölgesinden yarışarak milletvekili olan Starmer, o tarihten bu yana avam kamarasında.

Starmer, 2020’den beri İşçi Partisi’nin lideri. 12 Aralık 2019’daki seçimlerde tarihi bir yenilgi alan İşçi Partisi’nin o dönemki lideri Jeremy Corbyn’in liderlikten çekilmesi üzerine “Sir” ünvanı da bulunan Starmer, oyların yüzde 56,2’sini alarak partinin başına geçti.

Starmer aynı zamanda Avrupa meseleleriyle de yakından ilgiliydi. 2016’dan 2020’ye kadar Corbyn’in Brexit sözcüsü olarak görev yaptı.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) kalmasını destekledi ve daha sonra hükümeti daha gelişmiş bir çıkış stratejisi bulması, hatta konuyla ilgili yeni bir referandum düzenlemesi konusunda defalarca zorladı.

Fakat fikrini değiştirmiş olabilir. Starmer’ın mevcut seçim kampanyası, AB’nin tek pazarına veya gümrük birliğine dönüş olmayacağını vaat ediyor. Ancak Starmer, Boris Johnson döneminde imzalanan Brexit anlaşmasını iyileştirmek istediğini söyledi.

İktidar ihtimali yaklaştıkça Starmer’ın pragmatik kararlarla gözle görülür bir değişim yaşadığı tek alan bu değil. Yeşil yatırıma yılda 28 milyar sterlin (33 milyar euro) fon sağlama taahhüdünden yakın zamanda geri adım atması, sendikalar ve çevre kampanyacıları tarafından eleştirilmişti.

Ayrıca kendi partisinin sol tabanıyla, özellikle de Starmer’ın anti-Semitizm skandalı nedeniyle partiden uzaklaştırdığı Corbyn ile ilişkilerini onarmayı da başaramadı.

Corbyn, 1980’lerden bu yana milletvekili olduğu Londra seçim bölgesinde bağımsız bir aday olarak İşçi Partisi’ne karşı duruyor. Londra’da Islington North seçim bölgesinde yarışan İşçi Partisi’nin eski lideri yayınlanan seçim sonuçlarına göre yeniden milletvekili seçildi.

Paylaşın

DEM Parti Sordu: Kürtlere Uygulanan Hukukun Tanımı Nedir?

Partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Parti olarak alanda, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana DEM Partililer, gönüllüleri ve dostları sokaklarda, yollarda. Son olarak Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır 3 Temmuz’da, dün değil, önceki gün Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla buluşan ‘İradeye Saygı Yürüyüşü’ne start verdik” dedi ve ekledi:

“Peki, neden yürüyoruz? Yürüyüşümüzün adından da anlaşılacağı üzere kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. ‘Sandık sonuçlarına saygımız var’ diyenlere ‘Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misini?’ diye sormak için yürüyoruz. Yargımız hukuku değil, kanunu konuşarak kayyım atadı diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz. Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz ya da iradesi geçerli sayılıyor, iradesi saygıya değer görülüyor.”

Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Doğan’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Suriyeliler: Türkiye siyaset tarihi açısından aslında korkunç olaylarla dolu, hem bizi geçmişe götüren hem bugüne dair çok önemli ipuçları içeren hem de maalesef yarınla ilgili emarelerle dolu bir haftayı geride bırakıyoruz. Hem siyaset tarihi açısından hem yargı hem hukuk hem özgürlükler hem de demokrasi açısından baktığımızda tam da böyle bir hafta ile karşı karşıyayız. 30 Haziran’dan başlayalım.

Türkiye’de birçok kentte mültecileri hedef alan ırkçı saldırılar var. Nasıl başladı? Kayseri’de 7 yaşında bir kız çocuğuna taciz iddiası üzerinden alevlendirildi. “Taciz mağduru Türk değil Suriyeli” diyen Kayseri Emniyet Müdürünün yatıştırmaya yönelik açıklaması, bir utanmazlık silsilesi. Bir dizi olay çıktı ortaya. Önce Kayseri’de başladı; ardından Konya, Hatay, Antep, Bursa, Antalya ve Urfa’ya yayıldı. Bu saldırıların ardında yatan gerçeğin taciz olmadığını biz tarihten çok iyi biliyoruz. Hangi tarihten biliyoruz? 6-7 Eylül’den, Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan biliyoruz.

Bu tür taciz, istismar ve tecavüz karşısında kıllarını dahi kıpırdatmayanlardan biliyoruz. Çocuk istismarı diye sokağa çıkanlar Antalya’da henüz 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif isimli bir çocuğu sokak ortasında öldürdü. Peki, nedir bu, yaşananları nasıl tanımlamak gerekiyor? Dünü, bugünü ve yarını ilgilendiren bir durum olarak tanımlıyoruz. Uzun zamandır iktidarından muhalefetine, medya kuruluşlarından sosyal medyaya kadar yürütülen bir mülteci karşıtlığının ve bununla ilgili propagandanın bir sonucunu gördük.

Öyle ki sosyal medyada bununla ilgili capslar, görseller yapıldı. “Türkiye’de Suriyelilerin ne işi var?” diyenlere “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var, ne işi vardı, neden böyle bir politika yürüttü?” diye soran yurttaşlar var. Biz de buradan bu soruyu tekrar DEM Parti olarak yüksek sesle hatırlatalım. Kayseri neresi? Kayseri Türkiye’de en fazla mülteci nüfusuna sahip 11 şehirden biri. Türkiye Mülteci Konseyinin hazırladığı rapora göre o gün başlayan ve gece boyunca devam eden linçlerin ardından 107 dükkan yağmalandı, tahrip edildi, yabancı plakalı araçlar saldırıya uğradı, bazıları ateşe verildi.

İfadelere göre bölge adeta bir savaş alanına benziyordu. Konsey Başkanı Doktor Hekmad yöneticilere sesleniyor. Biz de buradan bunu bir kez daha ifade edelim. “Biz mültecilerin güvenliğini sağlamak için iktidar gerekli politikaları üretmeli” diyor ve sorumluları, sorumluluk taşıyanları göreve davet ediyor. Hem Türkiye’de yaratılan bu iklimin hem de Suriye politikasında filizlenen bu kin ve nefretin sorumlusu hükümettir. Kendilerini bu sorumluluğa karşı duyarlı hissetmeye ve acilen önlem ve tedbir almaya davet ediyoruz. Bu sorumlulukla yüzleşmeye ve mültecilere yönelik organize saldırılar karşısında zaten mahrum olduğumuz toplumsal barışın daha fazla yara almaması için acil tedbirler almaya davet ediyoruz.

Kadın cinayetleri: 1 Temmuz, Türkiye’nin çok kıymetli çabalarla hazırlayıp imzaya açtığı, hatta ilk imzacısı olduğu, Meclis’te oybirliğiyle onayladığı İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararı ile çekildiği tarihin yıldönümü. Üzerinden 3 yıl geçti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre sözleşmeden çıkılmasından bu yana en az 963 kadın öldürüldü. Yine Bianet Çetele’nin tespit edebildiği verilere göre son 6 ayda 19 kadın, erkek şiddetiyle öldürüldü.

Sansür: Peki, bu hafta başka ne oldu? 8 gazeteciye daha hapis cezası verildi. Yalnızca gazetecilik yaptıkları için, yalnızca gazetecilik faaliyetleri yüzünden 6 yıl 3 ayla cezalandırıldılar. Elbette gazetecilerin yanındayız ve onların da savunduğu halkın haber alma hakkının yanındayız. Bunu sonuna kadar savunmaya da devam edeceğiz.

Peki, ne oldu başka? Açık Radyo’nun yayın lisansı iptal edildi RTÜK tarafından. Müthiş bir fırsatçılıkla yapıldı. Açık Radyo nasıl bir yayıncılık yapıyor bakalım. “Kainatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık bir radyo ve yayıncılık anlayışından” bahsediliyor. Sizce böyle bir yayıncılık anlayışı kapatılabilir mi? Herhangi lisans iptali bu yayıncılık anlayışının devam etmesini engelleyebilir mi? Engelleyemez. Açık Radyo hepimizin radyosu olmaya devam edecek ve kainatın bütün seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık yayıncılığıyla yapacak bunu.

Madımak Katliamı: 2 Temmuz, Sivas Katliamının 31. yıldönümüydü. Devlet ve akıl verenleri ilk günden itibaren Madımak’ta yakanlara yakın durdu. Ne yazık ki cezasızlıkla sırt sıvazladı. Zaman aşımı kararına ilk tepki “hayırlı olsun” oldu. 31. yıldönümünde Madımak’la halen yüzleşilmemiş ve cezasızlık politikalarıyla bu katliamların sayısı artmış olmasına rağmen bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Adalet sağlanana kadar bu mücadelenin devam edeceğini, o gün yakılan canlar şahsında bir kez daha ifade ediyor ve onları saygıyla anıyoruz.

Gar Katliamı Davası: Yine bu hafta olanlarla devam edelim. Bir kez daha 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davasında karar açıklandı. Kobanî Kumpas Davasında olduğu gibi bu davada da tabiri caizse IŞİD’e beraat kararı çıktı. Nasıl oldu, savunma komisyonundan alıntıyla ifade etmek istiyorum. “Bu son kararla yargı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ile ilgili bir daha dosya kapağını yüzümüze kapattı. Oysa yıllardır kaldırdığımız her dosya kapağının altında devletin yüzünü görüyoruz”. Gerçekler aydınlatılmadı. Suç tanımı yapılmadı ve bütün sorumlular cezalandırılmadı. Mahkeme zabıtlarında ne yazarsa yazsın herkes gerçeği biliyor ancak bilmekle değil yargılamakla adalet gelecek” diyor avukatlar. Demek ki mücadeleyi büyütmek ve adalet sağlanana kadar tüm bu katliamların birbiriyle bağlantılı ve aynı akıl verenlerin eliyle çıktığını bilerek mücadele etmek gerekiyor.

Maalesef bu toprakların örtbas edilmiş katliamlarla yüklü geçmişini yeniden hatırlıyoruz. Her güne neredeyse bir katliam düşüyor. Toplu mezar fışkırıyor. Binlerce kayıp insan var. Faili belli ama meçhul kabul edilmek istenen insanlar gömülü bu coğrafyada.

Bugün 5 Temmuz, Vedat Aydın 33 yıl önce bugün evinden alındı. İki gün sonra Maden yolunda işkence edilerek katledilmiş bedeni bulundu. 33 yıllık bir cezasızlık ve yine bir zaman aşımı. Önümüzdeki 5 güne de bakalım. 10 Temmuz’da kim yatıyor? Sevgili Ali İsmail Korkmaz.  İktidarlar değişiyor ama ne yazık ki bazı kesimlere dönük bazı politikalar değişmiyor. O yüzden diyoruz ki devlet ve akıl verenleri her zaman bu olaylarda sırt sıvazlamayı tercih etti. Biliyoruz ki hiçbirinin faili meçhul değil, hepsinin faili belli. O yüzden hiçbirini unutturmayacağız, unutturmamak bu mücadelenin en önemli parçalarından biri. Hepsinin takipçisi olacağız. Acımız, öfkemiz, tarihimiz ortak. Bu acıları ancak ortak mücadeleyle sağlanabilecek bir adalet hafifletir.

Ekonomik kriz: DEM Parti’nin gündeminde bir yandan bu konular var ama öte yandan hayatın akışı içinde bu mücadeleye dair yeni eylem planları geliştirmek gerekiyor. Peki, neyle boğuşuyoruz? Tüm bunların gölgesinde bırakılmak istenen nedir? Yıllardır söyleyegeldiğimiz üzere savaş politikalarının gölgesinde bırakılan işimiz, aşımız, emeğimiz ve bizden çalınanlar. Memleket yangın yeri. Halkın cebi, sofrası, her şey yangın yeri. Yapılan açıklamaları hatırlatmak dahi istemiyoruz. Bu açıklamaların gerçeklikle uzaktan yakından bir alakası yok.

Onlar asgari ücret öyle mi olsun böyle mi olsun diye tartışıp dursun. Bu ülkede işçiler yanıyor, emekçiler yanıyor. Milyonlarca insanı yoksulluk ve sefalete mahkum eden politikalarda ısrar ediliyor, halkın geleceği çalınıyor. Çocukların ve gençlerin geleceği karartılıyor. Bunun bir kader olmadığını biliyoruz. DEM Parti olarak diyoruz ki; bize dayatılan savaşa, ranta, talana, yolsuzluğa, sömürüye, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, tecride, ölüme, darbeye, hapishanelerde işkenceye, irade gaspına, cinsiyetçiliğe, kadın katliamına, doğa katliamına ve ekolojik yıkıma mecbur ve mahkum değiliz.

Bunlara karşı birlikte mücadele edebiliriz ve bu gidişatı birlikte değiştirebiliriz. İşte o yüzden yakında bir kampanya başlatıyoruz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve emek mücadelemizi Ekmek ve Adalet Kampanyası ile güçlendiriyoruz. Herkesi kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz. Peki, kimleri davet ediyoruz? Asgari ücretlileri, emeklileri, memurları, işçileri, köylüleri, çiftçileri, emekçileri; başta kadınlar ve gençler olmak üzere adaletsizliğe uğradığını düşünen herkesi insana yakışır bir yaşamı mümkün kılmak için kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.

İşimize, aşımıza, özgürlüğümüze, alın terimize ve ekmeğimize göz koyanlara karşı Ekmek ve Adalet Kampanyamızda buluşalım. Ranta karşı adalet ve emek mücadelesi için buluşalım. Kamu yararını tamamıyla kendi rant anlayışına göre tanımlayan, böyle politikalar üreten ve yıllardır bunu bir kadermiş gibi bize yaşatmak isteyen sisteme karşı Ekmek ve Adalet Kampanyasında buluşuyoruz. Sosyal eşitlik, adalet ve emeğin özgürleşmesi için bu buluşmaları çoğaltmak çok önemli.

19 Temmuz’da Mardin Kızıltepe’de yapacağımız tarım mitingiyle vereceğiz kampanyanın startını. Temmuz ve Ağustos ayı boyunca da Mersin, Kocaeli, Iğdır, Ağrı, Antalya, Aydın, Manisa, İstanbul, Hatay, İzmir ve daha pek çok il ve ilçede emekçilerle buluşacağız. İlerleyen günlerde bunun daha ayrıntılı halini sizlerle paylaşacağız.

Kayyım: Günlerdir DEM Parti olarak alandayız, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana gönüllülerimiz ve dostlarımızla sokaklarda, yollardayız. Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır üzerinden devam eden ve 3 Temmuz’da Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla süren İradeye Saygı Yürüyüşümüz. Peki, neden yürüyoruz? Kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. Sandık sonuçlarına saygısı olduğunu söyleyenlere “Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misiniz?” diye sormak için yürüyoruz. “Yargımız hukuku değil kanunu konuşarak kayyım atadı” diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz: Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz?

Hatırlanacağı üzere 3 Haziran’da Hakkari Belediye Eş Başkanımız yerine kayyım atandı. Yine bir yargı kumpası ile oldu bu, yine eşi ve benzeri görülmemiş birtakım kumpaslarla kayyım atandı. Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’a 19 yıl 6 ay gibi korkunç bir hapis cezası sırf kayyıma gerekçe yaratabilmek için verildi. Aslında o gerekçe bile olmadı. Hakkında bir soruşturma açıldı, Van’da gözaltına alındı ve gözaltında bulunduğu süre boyunca açılan soruşturmayla ilgili kendisine tek bir soru dahil yöneltilmedi, ifadesi alınmadı.

Aslında suç işlendi. Biz de bu konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Olayı hatırlattık. 3 Haziran’dan bu yana yollardayız, alandayız ve iradeye saygıya davet ediyoruz dedik. Birçok kentten gelip Van’da buluşan ve buradan Hakkari’ye doğru yola çıkan yürüyüş kolumuz 6 gün boyunca 40 derece sıcağın altında günlük neredeyse 30 km yol yürüyor. Buradan hepsini sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Yürüyüşümüz 6’ncı gününde. Hakkari’ye ulaşıldığında gasp edilen Hakkari Belediyesi önünde yapılacak açıklamayla son bulacak. Her durakta buluşmalar gerçekleşiyor. Arkadaşlarımız sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve yüzlerce insanla bir araya geliyor.

Şimdi biz de DEM Parti olarak çağrımızı buradan bir daha yenileyelim. Bu utancı taşımak istemeyen tüm Türkiyelilere sesleniyoruz ve Türkiye’deki vicdanlı insanlara sesleniyoruz: 21’inci yüzyılda dünyanın kaç ülkesinde insanlar kendi oylarıyla seçtikleri belediye eş başkanları yerine kayyım atanmasın diye gece gündüz o belediyelerin önünde nöbet tutuyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde insanlar 40 dereceyi aşan sıkacakta veya eksilere düşen soğukta kendi iradelerine saygı gösterilsin diye yürümek durumunda kalıyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde böyle kilometrelerce yol yürüyerek irade tanımazlığa karşı direnmek zorunda kalıyor insanlar? Lütfen bunu bir an düşünün, bir an herkes düşünsün. Hakkari’de ne oluyor? Hakkari’de olanlar Ankara’da yaşayan beni de İstanbul’da yaşayan sizi de İzmir’de yaşayan ötekini de ilgilendiriyor. Niye hepimizi ilgilendiriyor? Niye kayyım meselesi sadece DEM Partililerin meselesi değil?

Bu soruları sormaya devam eder, sahici bir sorgulama ve yüzleşmeye başlarsak işte o zaman bu kadar çok sorgulayan insanın iradesi karşısında Hakkari kayyım rejimi için sonun başlangıcı olur. Biz bu konuda kararlıyız. Geri adım atmayacağız. Bulunduğumuz her alanda kayyım rejimine karşı mücadeleyi ve Hakkari’de ortaya çıkan halk iradesini korumaya devam edeceğiz. Buradan bir kez daha DEM Parti olarak iktidara sesleniyoruz: İzahı mümkün olmayan bu utançtan Türkiye adına vazgeçmelisiniz. Sizi bu ülkenin özgürlüğü, eşitliği ve demokrasisi adına bu utançtan vazgeçmeye davet ediyoruz. Hakkari Belediyesinde olması gereken kayyım değil Sıddık Akış ve Viyan Tekçe’dir. Hakkari, kayyım rejimi için sonun başlangıcıdır. Bu konudaki kararlılığımızı belirtiyor ve yeniden bu iradeye sahip çıkmak için yola düşen yürüyüşçüleri selamlıyorum.”

Paylaşın

Özel’den Sığınmacılar Çıkışı: İki Sebebi Ve Tek Aktörü Var

Sığınmacı sorununu, Suriye’nin geleceğini ve Türkiye’nin Suriye politikalarını nasıl değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var” dedi ve ekledi:

“Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘a konuştu. “Önümüzdeki ay içinde Suriye konferansı veya Türkiye’de sığınmacı sorununa yönelik bir konferans yapmayı düşünüyoruz” dedi. Konferansta çözüm önerilerinin konuşulacağını aktaran Özgür Özel şunları söyledi:

“Esad ile görüşme de dahil her konuda inisiyatif alacağımızı daha önce söylemiştik. Yıllardır zaten görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Esad ile CHP’li milletvekilleri görüştü diye neredeyse vatan haini oluyorlardı. Şimdi biz Esad ile görüşebiliriz dedikten saatler sonra Erdoğan, ‘Biz birlikte tatil yaptık, yine yapabiliriz’ dedi. Avrupa, Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Erdoğan’la Türkiye’yi bir mülteci kampına çevirecek anlaşma imzaladı.

6 milyon Avroluk bir anlaşma yaptılar ama görünmeyen tarafında ‘Türkiye’ye karşı raporları yumuşak yazalım, Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım’ dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var.

Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.

CHP’nin durduğu yer çok kıymetli. Özenli bir dil kullanıyoruz. Geçen zaman ve yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Atatürk’ten miras bir dış politikanın sacayağı var. O, ‘Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşunun devletini muhatap al, devlet dışı unsurları muhatap alma’ diyor. Biz önümüze geleni Kuvay-ı Milliye ilan ediyoruz. Şimdi Suriye’de Türk bayrakları yakılıyor, ‘Onlar ÖSO değil’ diyorlar. Biri sizin için 75 dolara kurşun sıkıyorsa yarın 200 dolar veren oldu mu size karşı saldırganlaşıyor.

CHP, yurtta barış dünyada barış yaklaşımıyla Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeyi, Suriye’nin istikrarını sağlamayı savunuyor. Ondan sonra da bütün Avrupa ülkeleri ve dünyadaki yapılara ‘Pamuk eller cebe’ diyerek sığınmacıların oraya gitmesi için oralara okullar, hastaneler yapmak lazım. Amerika’nın iştahını, Rusya’nın ısrarını yönetebilecek etkin bir dış politika gerekiyor. Bunların hepsinin yapılması için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

Avrupa’nın kendileri için istikrarlı bir yapı gördükleri Erdoğan’ın politikaları Türkiye için gitgide istikrarsızlaşıyor. Artık bu mızrağın çuvala sığacak hali kalmadı. Ben Avrupa’daki siyasi muhataplarımızla da konuşuyorum. Türkiye’nin sığınmacı sorunu çözülmeli. Suriye istikrara kavuşmalı. Siz bu konuda üzerinize düşeni yapmalısınız. Sonra da AB üyeliğimizle ilgili çoktan hak ettiğimiz bir şeyi ortadan kaldırmalısınız. 60 yıldır başvurmuşuz, yanımızdan gelen geçti.”

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yönetimiyle aralarında tartışma olduğu iddiasına yanıt veren Özel, “Önceki yöneticilerin asla kendilerini dışarıda hissetmediği bir barış ortamında çalışıyoruz. Hatta geçen gün de mesela Sinan Ateş davasına ben gidemedim önceki genel başkanımız gitti. Sıkı ilişkiler içindeyiz. Partide birileri çatışma beklerken aksine 4-9 Eylül arası değişimin altının doldurulacağı, sonra da ikinci yüzyılın programının yazılacağı bambaşka bir hedef var” dedi.

“Çifte standarda yer yok”

A Milli futbol takımımı oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası bozkurt işareti yapması üzerinden süren tartışmalara da değinen Özel şuhları söyledi: “Şu anda Milli Takım’ın tam bir konsantrasyonla, ülkenin tamamının desteğini alarak maçlarını tamamlaması lazım. Gencecik çocuklar. Bu meseleyi Türkiye’de bir siyasi gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Milli Takım’a bir bütün olarak destek veriyoruz. Maçlar biter, geçer, siyasi simgenin futboldaki yeri, bu bir siyasi simge mi tartışılır.

İşareti sadece bir siyasi partiye mal etmemek lazım. Ben Türkiye ittifakı dediğimde bir sürü kişi bana bozkurt yapıyor. Zaten kendisi de ‘Türklerin gücüne vurgu yaptım’ demiş. Gencecik bir futbolcunun üzerine gidip tartışmamak lazım. Ancak Merih’in yaptığı bu işareti canhıraş savunanlar geçmişte zafer işareti yapan Deniz Naki’yi de linç etmişti. Siz bir işarete toleranslı olunması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben de bu kanaatteyim. Burada çifte standarda yer yok. Bir de Milli Takım’ı siyasete çekmemek lazım.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

EURO 2024: Almanya’yı Deviren İspanya Yarı Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası Çeyrek Final maçında Almanya ile İspanya, Stuttgart Arena’da karşı karşıya geldi. İspanya, Almanya’yı uzatma bölümünde attığı golle 2-1 mağlup ederek yarı finale adını yazdıran ilk takım oldu.

Haber Merkezi / İspanya, Fransa-Portekiz eşleşmesinden galip çıkacak olan tarafla 9 Temmuz Salı günü TSİ 22:00’de, Münih’te yarı final mücadelesi verecek.

Karşılaşmanın gollerini İspanya adına 51. dakikada Dani Olmo ve 119. dakikada Mikel Merino kaydetti. Almanya’nın golünü ise 89. dakikada Florian Wirtz attı. Mücadeleyi yöneten İngiliz hakem Anthony Taylor, her iki takıma 8’er sarı kart gösterirken, İspanya’nın deneyimli sağ beki Daniel Carvajal, maçın son anlarında ikinci sarı karttan kırmızı kart gördü.

İtalya, Hırvatistan ve Arnavutluk’un yer aldığı B Grubu’ndan gol yemeden 3’te 3 yaparak lider çıkan İspanya, son 16 turunda Gürcistan’ı eleyerek çeyrek finalist olmuştu.

Mücadelenin ilk yarısında gol sesi çıkmadı. İkinci yarıda tempo yükseldi. 51. dakikada Lamine Yamal’ın pasında topla buluşan Dani Olmo’nun golüyle İspanya 1-0 öne geçti. 89. dakikada sağ kanattan yapılan ortada Joshua Kimmich’in kafayla indirdiği topla buluşan Florian Wirtz’in şutunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak ağlara gitti ve Almanya eşitliği yakaladı.

Kalan dakikalarda başka gol olmayınca maçta uzatma bölümlerine geçildi. 119. dakikada Olmo’nun ortasında Mikel Merino kafayla topu ağlara gönderdi ve İspanya 2-1 öne geçti.

Paylaşın