Reuters’tan Türkiye Ekonomisi Analizi: Karanlık Günler Bekliyor

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, çalışan kesimin ve emekli olanların büyük bölümünün açlık sınırı altında yaşadığı Türkiye’ye ilişkin dikkat çeken bir analiz yayınladı:

“Erdoğan sabır çağrısında bulundu ancak 2024, 2018’den beri yaşanan bir dizi döviz krizinden bu yana ekonomik talihleri hızla kötüleşen Türkler için bir neslin en zorlu dönemine dönüştü.”

Reuters, Türkiye’nin ekonomi politikalarıyla ilgili bir analiz yayımladı. Reuters muhabiri Birsen Altaylı’nın kaleme aldığı “Erdoğan ekonomik hatalarını telafi ederken Türkleri karanlık günler bekliyor” başlıklı analizde, hükümetin son dönemdeki para politikalarının iyileşme sinyali verdiği fakat halkın yaşam maliyeti sorununu bir süre daha yaşayacağı değerlendirmesi yapıldı.

Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Temmuz’da yaptığı açıklamada “Biraz sabra ihtiyacımız var. Enflasyonda düşüş daha yeni başladı” sözleri hatırlatılarak şu yorumlar paylaşıldı: Erdoğan sabır çağrısında bulundu ancak 2024, 2018’den beri yaşanan bir dizi döviz krizinden bu yana ekonomik talihleri hızla kötüleşen Türkler için bir neslin en zorlu dönemine dönüştü.

Analizde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) marttaki yerel seçimde aldığı yenilgide, para politikalarından memnun olmayan emekli kesimin de rol oynadığı değerlendirmesi paylaşıldı. Erdoğan’ın Mehmet Şimşek’i Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadıktan sonra ekonomiyi canlandırmak için yeni bir programı devreye soktuğu ve önümüzdeki dönemde bunun sınanacağı da belirtildi.

Merkez Bankası’nın bir süre faiz artırımına gittikten sonra oranı yüzde 50’de sabitlediğine dikkat çekilerek şu yorumlar paylaşıldı: Bu durum, kendisini faizin ‘düşmanı’ diye tanımlayan Erdoğan’ın, yükselen fiyatlara rağmen ekonomik büyümeyi artırmak için kolay para politikası uyguladığı ve 5 Merkez Bankası başkanını görevden aldığı 5 yıllık sürecin şoke edici şekilde tersine dönmesi anlamına geliyor.

Derecelendirme kuruluşlarının Türk varlıklarının notunu yükselttiğine ve birçok yabancı yatırımcının geri döndüğüne işaret edilirken, para politikalarının sokağa henüz olumlu yansımadığı savunuldu. Erdoğan, salı günkü açıklamasında enflasyonun düştüğüne dikkat çekerek “Bazı kesimlerin hayat pahalılığı sebebiyle yaşadığı zorlukların bilincindeyiz” demişti.

Reuters, 73 yaşındaki emekli Fettah Deniz’in “Halen yürüyorum ama gerçekten yaşamıyorum” sözlerine de yer verdi. Ajansın görüştüğü 28 yaşındaki özel sektör çalışanı Silan ise 50 bin TL’yle İstanbul’da rahat yaşayamadığını söyledi.

Analizde, ev fiyatlarının neredeyse yüzde 50’i arttığı ve “İstanbul’daki restoran fiyatlarının Londra ve Dubai’dekilere yaklaştığı” belirtildi.

Bir finans firmasında çalıştığını söyleyen 58 yaşındaki Aynur, yaşam maliyeti sıkıntısını şöyle anlattı: Dışarıda yemek yemek ve tatil yapmak artık sözkonusu değil. İnsanların evinize gelmesini de istemiyorsunuz çünkü onları ağırlamaya gücünüz yetmiyor. Sosyal hayatım sona erdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Altı Ayda Vekillerin Sağlığına 52,6 Milyon Lira Harcandı

Vatandaş tedavi ve ilaç masraflarını karşılamakta zorlanırken, 2024 yılının ilk altı aylık döneminde milletvekillerinin sağlık harcamaları için bütçeden 52 milyon 567 bin lira harcama yapıldı.

Temmuz’da enflasyon rakamlarının açıklanması ile birlikte milletvekillerinin maaşları da arttı. Milletvekili maaşı 141 bin liradan 169 bin liraya çıktı. Hem bakan hem milletvekili emeklisi olanların aylık geliri 241 bin liradan 288 bin liraya, hem milletvekili olup hem de milletvekili emeklisi aylığı alanların geliri 239 bin liradan 285 bin liraya çıktı.

Vatandaş için sağlığa erişim her geçen gün daha da zorlaşırken Hazine’nin kasasından milletvekillerinin sağlık masrafları için milyonlar çıktı.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Ocak – Haziran döneminde milletvekillerinin sağlık harcamaları için bütçeden 52 milyon 567 bin TL harcama yapıldı. AKP dönemiyle birlikte sağlığın her kademesi paralı hale geldi. Sağlıkta kamu payının düşmesi, yurttaşın özel sağlık kurumlarına mahkûm hale gelmesine ve harcamalarının artmasına neden oldu.

TÜİK’e göre sağlık harcamalarındaki fiyat artışı yüzde 71,6 ölçülen resmi enflasyon oranının da üzerinde çıkarak yüzde 78,51 olarak hesaplandı. Yurttaş, Genel Sağlık Sigortası primi, muayene ücreti, reçete ücreti, ilaç başı para ödemelerinin altında eziliyor. Ancak milletvekillerinin sağlık harcamaları için kesenin ağzı açıldı. Emekli ve asgari ücret zammına bütçede kaynak olmadığı gerekçesiyle kapıları kapatan iktidar, aldıkları maaşlarla sık sık gündem olan milletvekillerinin sağlık harcamalarını da karşılıyor. Yurttaş tedavi ve ilaç masraflarını karşılamakta zorlanırken milletvekillerinin tedavi, sağlık malzemesi ve ilaç giderleri için bütçeden 52 milyon 567 bin TL harcandı.

Sadece Haziran’da 7,8 milyon TL milletvekillerinin tedavi ve sağlık malzemesi için, 580 bin lira ise ilaç masrafları için ödendi. Geçen yılın Ocak-Haziran döneminde 27 milyon 615 bin TL tutarında olan milletvekili sağlık harcamaları bu yıl yüzde 90,4 oranında arttı.

Asgari ücrete ara zammın yapılmadığı Temmuz’da enflasyon rakamlarının açıklanması ile birlikte milletvekillerinin maaşları da arttı. Milletvekili maaşı 141 bin liradan 169 bin liraya çıktı. Hem bakan hem milletvekili emeklisi olanların aylık geliri 241 bin liradan 288 bin liraya, hem milletvekili olup hem de milletvekili emeklisi aylığı alanların geliri 239 bin liradan 285 bin liraya çıktı.

Paylaşın

Özel’den “Eğitim Sistemi” Tepkisi: Çağın Gerisinde

İktidarın eğitim politikalarına eleştirilerde bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “AK Partilinin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada…” dedi ve ekledi:

“Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 24 saat sürecek olan Eğitim Maratonu toplantısına katıldı.

Birgün’ün aktardığınaa göre; Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Özgür Özel, “Dün akşam saatlerinde Numan Kurtulmuş’un ‘daimi bir özgürlük alanı olsa ne iyi olur’ dedikleri bu kürsünün yeri İçişleri Bakanı’nın ve Ankara Valisi’nin talimatlarıyla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler. Milli Egemenlik Parkı’na kurulacak bu kürsüyü, geldik Anıt Parka kuruldu ve 24 saat boyunca eğitim politikalarıyla ilgili söylenmesi gereken ne varsa buradan söylenecek” dedi.

“Şu zihniyeti görmek lazım ki; bu kadar barışçıl, bu kadar bilimsel, bu kadar çözüm öneren bir eylemliliği, bir etkinliği dahi devletin polisine kanunsuz emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız” diyen Özel, şunları söyledi:

“Dertler, bahaneleri ‘dün oraya hayvan severler geldi, burayı ele geçirecekler, burayı bırakmayacaklar, sizin için açarsak onlar da kalır.’ Kalsın zaten! Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler Ankara’ya gelsinler, efendim ‘Milli Egemenlik Parkı’nı hayvan severler ele geçirmesin.’ Milli egemenlik demek milletin dediğinin olması demektir. Bir kişinin, bir zümrenin, bir partinin dediğinin o partinin korktuğunun söylenilmemesi zaten milli egemenlik demiyoruz, diktatörlük diyoruz, tek adam rejimi diyoruz.”

İktidarın eğitim politikalarına eleştirilerde bulunan Özel, şunları ifade etti: “Tarikatlar ve cemaatler kavgası var. ‘Her köşe başını hangimiz tutalım, bunları nasıl yapalım, müfredata kendi zihnimizdeki zehri nasıl akıtalım? O kitaplar üzerinden bu zehri Anadolu’ya, Trakya’ya nasıl yayalım?’

“Böyle olunca maalesef çocuk AK Partilinin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada… Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”

Türkiye’nin orta gelir tuzağına sıkışmış durumda olduğunu belirten Özel, “Milli gelirimiz belli bir noktadan sonra artamıyor. Bugün asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek… Bugün dolar kuru bizim için çok yüksek, ihracatçı için çok düşük… Sizin ihracattan anladığınız fason kot üretmekse rekabet sırasında Mısır’daki asgari ücretle yarışmanız lazım. Mısır’daki asgari ücret o düzeyde olunca siz burada dışarıda fiyat rekabeti yapmak için insanlara hak ettiği asgari ücreti vermezsiniz” diye konuştu.

“Orta gelir tuzağından kurtulmanın yolu, orta eğitim tuzağından kurtulmaktan geçer” diyen Özel, şunları ifade etti: “Bugün siz bütün öğrencileri kendi tercihlerine göre planlamadan, ölçmeden, doğru yönlendirmeden, 15-14 yaşında bir karar vermezseniz, Devlet Planlama Teşkilatınız, Sanayi Bakanlığınız ve Milli Eğitim Bakanlığınız birbirleriyle konuşan politikalar üretmiyorsa 24 saat işsiz genciniz olur ama eli tornavida tutan 16 yaşından beri eğitilmiş, 20 yaşından beri iş hayatında meslek lisesinden sonra belli bir süre üniversitede teknik eleman olarak eğitim görmüş, ara eleman diyorlar ya sizinkiler ya bir yerde penye dikiyorlarsa işte orta eğitim tuzağı, orta gelir tuzağına düşürür.”

Açıklamasında ‘demokrasi’ vurgusu yapan Özel, “Önce ülkemizi, AK Parti’nin hepimizi düşürdüğü orta demokrasi tuzağından kurtarmak lazım. Yani milli eğitimin sorunlarının konuşulmasını, hayvan hakları protestosundan korkup Ankara’nın başka bir köşesine yollayacak akıl devlete egemen oluyorsa orada bir orta demokrasi tuzağı var” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan, AK Partili Vekilleri “Uyarma” Hazırlığında

Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde partisinde yer alan 100’e yakın milletvekilini uyarma hazırlığında olduğu öne sürüldü. Yasama faaliyetlerinde aktif rol almayan 100’e yakın milletvekilinin hemen hemen hepsinin ilk kez seçilen milletvekilleri olduğu da ifade ediliyor.

14 Mayıs 2023’te yapılan milletvekilleri seçimlerinde parlamentonun yüzde 63,49’u yenilenmişti. 600 sandalyeli Meclis’te 335 vekil ilk kez seçilmişti. 268 sandalyesi olan AKP’de 148 vekil ilk defa bu dönem Meclis’e girmişti.

Türkiye gazetesinden Emrah Özcan’ın haberine göre, 31 Mart mahallî seçimlerindeki oy kaybının nedenlerini araştıran AK Parti, bir yandan da teşkilatın verimliliğini artırmak için çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda AK Parti kurmayları, milletvekillerinin TBMM performans faaliyetlerini raporladı.

Edinilen bilgilere göre, 100’e yakın milletvekilinin yasama faaliyetlerinde aktif rol almadığı tespit edildi. Parti yönetiminin milletvekillerine bu konuda uyarılarda bulunduğu ve yasama faaliyetlerinin öneminin anlatıldığı toplantılar yapmaya başladığı öğrenildi.

Yasama faaliyetlerinde aktif rol almayan 100’e yakın milletvekilinin hemen hemen hepsinin ilk kez seçilen milletvekilleri olduğu da ifade ediliyor. Partinin tecrübeli milletvekillerinin ise bu durumdan rahatsız olduğu, durumu sık sık parti yönetimine bildirdikleri ve ilk kez milletvekilliği yapan vekillerin daha aktif olmalarını istedikleri belirtiliyor.

14 Mayıs 2023’te yapılan milletvekilleri seçimlerinde parlamentonun yüzde 63,49’u yenilenmişti. 600 sandalyeli Meclis’te 335 vekil ilk kez seçilmişti. 268 sandalyesi olan AK Parti’de 148 vekil ilk defa bu dönem Meclis’e girmişti.

TBMM’de 27’nci dönemde milletvekilliği yapan 32 isim genel kurulda hiç söz almamış, kanun teklifi hazırlamamış, araştırma, soruşturma ve genel görüşme önergesine imza atmamıştı. Öte yandan, son zamla birlikte (yüzde 19,31) milletvekili maaşları 170 bin lira oldu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz yıl şubat ayında partisinin vekillerini Meclis’in genel kurul toplantılarına yeterli katılım sağlamadıkları gerekçesiyle eleştirmişti.

Grup yönetiminden gelen raporlar ve şikâyetler üzerine yaptığı konuşmada, Meclis’in genel kurul toplantılarına katılma konusunda sıkıntı olduğunu belirterek şu eleştirilerde bulunmuştu:

“Bu beni üzmüştür. Bu millet, kendi kasasından, kesesinden maaşı veriyor. Bu maaşla birlikte vekil arkadaşlarımız bu görevi yapıyor. Ama genel kurulda eğer yoklamalarda benim vekil arkadaşlarım bulunmazsa ki dün böyle oldu, bu millet sizlere hakkını helal etmez.

Kim gelmediyse ben de onlara hakkımı helal etmiyorum. Bu sıradan bir olay değil. Eğer milletvekili adayı olmuşsan arkadaş burada görevini hakkıyla yerine getireceksin. Yerine getirmiyorsan, aldığınız maaşlar haramdır bunu böyle bilin.”

Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde buna benzer bir uyarıyı tekrar yapabileceği de başkent kulislerinde konuşulanlar arasında.

Paylaşın

Ali Koç’tan TFF Seçimine Tepki: Fenerbahçe İçin Yok Hükmündedir

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) seçimiyle ilgili eleştirilerde bulunan Ali Koç, “Bu bir seçim değil ‘seçin’dir. Sonucu ne olursa olsun bu seçim Fenerbahçe için yok hükmündedir” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) seçimi ve Türk futboluyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Seçimli olağanüstü kongrede verilen kısa arada Habertürk’e konuşan Ali Koç, “Çok fazla beklenecek bir şey yok. Bizim açımızdan bu seçim yok hükmündedir. Çünkü ortada bir seçim falan yok. Olayları hepiniz biliyorsunuz, buraya gelene kadar yaşananları. Adayların çoğalmasının önüne geçildi. Bazı yöntemler taktikler uygulandı. Bence hiç yakışmayan unsurlar. En yakışmayanı bugün burada birini seçtirmek için delegelere baskı yapılmaktadır” ifadelerini kullandı.

TFF seçimiyle ilgili eleştirilerde bulunan Ali Koç, “Bugün özelinde söylemiyorum ama bugüne gelen süreçte, imza toplama sürecinde, ne yazık ki siyasetçi olsun bazı devlet erkanından insanlar kulüplere telkinde bulunmuştur. Bu bir seçim değil ‘seçin’dir. Sonucu ne olursa olsun bu seçim Fenerbahçe için yok hükmündedir” dedi.

Kimseyi desteklemediklerini vurgulayan Ali Koç, “Bizim hakkımızda haberler yayılıyor, orayı burayı destekliyor diye, kimseyi desteklemiyoruz. Biz demokrasiye inandığımız için buradayız. Kürsüye çıkıp görüşlerimizi net bir şekilde ifade edeceğiz. Oyumuzu boş kullanacağız. Demokrasiyi savunan insanlar olarak böyle bir seçime gelmemek antidemokratik bir yaklaşım olurdu. Antidemokratik yaklaşım sergileyenleri ağır şekilde tenkit eden biri olarak buraya full kadro geldik. Bir konuşma yapacağım. Konuşmamı dikkatle dinlersiniz inşallah” açıklamasını yaptı.

Oldukça çarpıcı açıklamalar yapan Ali Koç, şu ifadeleri kullandı: “Türk futbolu bu şekilde gidemez. Türk futbolu özgür olsun diyoruz, Türk futbolunun özgür olmasını hedeflediğimizi herkes söylüyor. Türk futbolu, özgür olmaktan çok daha uzak noktalara gidiyor her gün. Herkes adalet istiyor. Kendi seçimleri adil olmayan, demokratik olmayan bir kurum futbolda adaleti nasıl sağlar. Biz Fenerbahçeli olarak biliyorsunuz futbolun içinde bulunduğu durumla yegane mücadele eden kulübüz.

Fenerbahçe Spor Kulübü olarak mücadeleye devam edeceğiz. Her geçen gün çare bulmaktan uzaklaşıldığını gördüğümüz için arzu etmeyerek davamızı uluslararası arenaya taşıyoruz. Elimizde çok kapsamlı bir dosya var. Bu seçim süreci, dosyamızı zenginleştirmiştir. Burada uluslararası 4 kişi var. UEFA ve FIFA’dan 4 kişi var, genelde 1 kişi olurdu. UEFA ve FIFA’dan gelenler, inşallah beni dikkatle dinlerler.

Biz gerçekten Türk futbolunu potansiyeline ulaştıracak herhangi bir yapıya, herhangi bir çıkara hizmet etmeyecek, liyakatli, tarafsız, cesur, iradeli ve kararlı insanlarla Türk futboluna arzuladığımız iklime ulaşabileceğimizi düşünüyoruz. Er ya da geç düzelecek, geçecek bu günler, geçecek. Bu böyle gitmeyecek. Türk futbolundaki durum içler acısı. Bu er ya da geç değişecek. Önemli olan tercihen mi değişecek, mecburen mi değiştirtecekler.”

Servet Yardımcı ile ilgili konuşan Ali Koç, şunları söyledi: “Servet Yardımcı aday olmak istedi ve adaylığını açıkladı. Türk olarak futbolun en üst seviyesinde Servet Yardımcı var, UEFA yönetim kurulunda. Oradaki konumunu devam ettirebilmek için burada da başkan adayı oldu. UEFA’da önümüzdeki dönem seçime girebilmek için kendi ülkende başkan ya da başkan yardımcısı olman gerekiyor. Çok kolay zannediyorlar. Birini oraya yollarız, seçtiririz. Servet Bey seneye olmayacak. İnşallah Türkiye’den birini seçtirebiliriz.

Benim çevrem Avrupa futbolunda geniş. Avrupa Kulüpler Birliği’nde ikinci dönemimi yaşıyorum. Bize bakışları hiç hoş değil. Servet Bey bir açıklama yaptı, ne dedi, tehdit, şantaj dedi. Nedir bunlar? Kim tehdit etti? Bize haksız yere Türklüğün simgesi olan Bozkurt hareketinden dolayı, turnuvanın en kritik yerinde ceza veren UEFA, bu seçim sürecinde yaşananları bilse nasıl davranır? Kendi yönetim kurulu üyesi olan Servet Yardımcı’nın açıklaması UEFA’yı ilgilendirmez mi?” dedi.

Seçimin adil olmadığını vurgulayan Ali Koç, “Milletin iradesi hakim gelecek demeyi çok isterdim. Ne yazık ki bunu söyleyemeyeceğiz. Delegelerin iradesi gasp edilmiştir. Kaç kişi bunu söyler, bilmiyorum. Fenerbahçe’nin duruşu, inancı, mücadelesi ve inandığı yolda yapacakları çok şükür ki Fenerbahçe bunları yapacak özgürlüğe, bağımsızlığa sahiptir.”

“Baskı var, tehdit var, vaat var, rüşvet var, her şey var”

15 Temmuz’a vurgu yapan Ali Koç, şu ifadeleri kullandı: “Üç gün evvel neydi? 15 Temmuz’un 8. yıl dönümüydü. Ülkemiz bu örgütün, devletin kılcal damarlarına sirayet ettiği bir dönemde futbola da kumpas kurmuş, Fenerbahçe’yi hedef almıştır. Aradan geçen senelerde Fenerbahçe’nin sportif ve mali açıdan tahribatı giderilememiştir.

İsyan eden ilk ve tek kulüp Fenerbahçe’ydi. Fenerbahçe şampiyon olamıyorsa, burada FETÖ’nün rolünü de gözden geçirmek gerekir. Bugün Türk futbolunun bize göre FETÖ’den tamamen arındırılması sağlanamamıştır. Üç gün evvel siyasetçilerimizin yaptığı, hepimizin duygularına hitap eden 15 Temmuz açıklamalarıyla bugün futbolun içinde bulunduğu durumu bağdaşmamaktadır. Delegeler bir de bu gözle baksın.”

Ali Koç son olarak sözlerini, “Baskı var, tehdit var, vaat var, rüşvet var, her şey var” diyerek tamamladı.

Paylaşın

Alışverişte Fiş Almayana Da Vermeyene De Ceza Geliyor

Meclis’e sunulan yeni vergi paketiyle fiş kesmeyenlerle beraber, almayanlar da sorumlu tutulacak. Fiş almadığı tespit edilen müşteriler 5 bin lira ceza ödeyecek.

Fiş kesmeyenlere yönelik cezalar da artırılıyor. Bir kez fiş kesmeyenlere 10 bin lira ceza kesilecek, her tekrarda ceza tutarı artacak.

NTV’nin haberine göre Meclis’e sunulan yeni vergi paketiyle kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin artırılması hedefleniyor. Birçok ceza tutarı da artırılacak.

Fiş ve fatura düzenlemeyenlere şu anda 3 bin 400 lira ceza kesiliyor. Torba yasa teklifi ile bu ceza katlanacak.

Vergi uzmanı Abdullah Tolu, “Birinci tespitte 3 bin 400 olarak uygulanan ceza 10 bin lira oluyor. İkinci tespitte 20 bin lira, üçüncü tespitte 30 bin lira, dördüncü tespitte 40 bin lira beşinci tespitte 50 bin lira altıncı ve sonraki her tespitte 100 bin lira özel üsulsüzlük cezası kesilecek” dedi.

Fiş kesmeyenlerle beraber, almayanlar da sorumlu tutulacak. Fiş almadığı tespit edilen müşteriler 5 bin lira ceza ödeyecek.

Tolu, “Kanun teklifinde şöyle bir düzenleme var eğer alıcı 5 iş günü içerisinde satıcının fatura düzenlemediğini vergi dairesine bildirirse alıcılara bir özel usül cezası kesilmiyor” şeklinde konuştu.

Satıcılar son dönemde fiş yerine müşteriye adisyon gibi belgeler veriyor. Müşteriler de bunun fiş yerine geçtiğini düşünüyor.

Böyle bir durumda satıcıya iki kat özel üslup cezası kesilecek. Ödenmesi gereken tutar iki katına çıkacak.

Paylaşın

Hakkari Belediyesi’ne Kayyım Kararı Yargıya Taşındı

DEM Parti, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı “yürütmenin durdurulması” talebiyle mahkemeye başvuruda bulundu. Başvuruda, kayyım uygulamalarının seçmenin seçme ve seçilme iradesini pasifize etmek amacı taşıdığı vurgulandı.

Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış, mart ayındaki yerel seçimlerde yüzde 48,92, en yakın rakibi AK Partili aday İsmet Ölmez yüzde 46,59 oranında oy almıştı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Hakkâri Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atanmasına karşı “yürütmenin durdurulması” talebiyle Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

MA’daki habere göre, Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltı ve tutuklanma sürecine değinilen başvuruda, kayyım atamasının Kürt illerinde olağan hale getirilmeye çalışıldığı ifade edildi.

Ayrıca, başvuruda, daha önceki kayyım atamaları işaret edilerek, “Darbe olarak tarihteki yerini almıştır” denildi.

Başvuru şöyle: “Kayyım uygulamaları, müvekkil parti ve temsil ettiği siyaseti yerel yönetimlerin dışında tutmak, muhalif bir siyasi partinin kazandığı belediyelere sistematik olarak el koymak ve müvekkil parti seçmeninin seçme ve seçilme iradesini pasifize etmek amacını taşımaktadır.”

Başvuruda, bu durumlara yol açan 6758 Sayılı kanunun 34’uncu ve Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesinde yer alan fıkraların anayasa aykırı olduğu ve bu nedenle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi ve Akış’a dair verilen uzaklaştırma kararının iptal edilmesi talep edildi.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye’nin Kırmızı Çizgileri Neler?

2011 yılından sonra giderek kötüleşen Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yönünde çabalar devam ediyor. İki ülkenin de ilişkilerin normalle dönmesi için aşması gereken sorunlar var.

Peki iki ülkenin de kırmızı çizgilerini oluşturan bu sorunlar neler? DW Türkçe’den Gülsen Solaker, Suriye ve Türkiye arasında çözüm bekleyen sorunları derledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Suriye’den çekilecek mi?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın daha önceki şartlarından birisi olarak öne sürdüğü en önemli husus Türkiye’nin Suriye topraklarından askerlerini çekmesi olmuştu.

Türkiye “Suriye’den gelen tehditleri önlemek” için Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlatmış, ardından Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Barış Kalkanı operasyonlarını gerçekleştirmişti. TSK bu operasyonlarla İdlib, Cerablus, El Bab, Azez, Tel Abyad gibi kuzey Suriye kentlerinde asker bulunduruyor.

Ankara’da devlet yetkilileri bu şartın öne sürülmesinden sonra geçen bir iki yıl içinde ise Şam’ın artık bunu bir şart olarak değil, süreç sonunda olması gereken bir sonuç olarak gördüğünü belirterek bunu olumlu bir adım olarak yorumluyor.

Şam ise yapılan açıklamalara göre bu şartından vazgeçmiş gibi görünmese de Türkiye’nin yıllara yayılacak bir çekilme planı sunmasına da sıcak bakabileceği yönünde bir izlenim oluşturuyor. Ancak Suriye basınına göre Şam bunun için muhtemelen Moskova’dan ya da Suudi Arabistan gibi bazı bölge ülkelerinden garantör olmalarını istiyor.

Her ne kadar son dönemde Erdoğan, Esad’a yönelik eski açıklamalarının artık tam tersi sıcak ifadeler kullansa da iki lider arasında güven ortamının oluşması zor görülüyor. Esad’ın Rusya ya da Suudi Arabistan gibi ülkelerden bu nedenle de garanti istediği not düşülüyor. Ankara da Rusya ve İran’ın süreçte rol oynamasına sıcak baktığını açıklamıştı.

Ankara TSK’nın Suriye’deki mevcudiyetini ağırlıklı olarak PKK’dan gelen tehdidi önlemek, PKK’nın Suriye kolu olarak nitelendirdiği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki YPG- PYD’nin Kuzey Suriye’de oluşturduğu otonom bölgenin devletleşmesini engellemek ve mülteciler ile Suriye muhalefetinin yaşayacağı güvenli bölgelerin oluşturulması gibi ilkelere dayandırıyor.

Suriye muhalefetine verilen destek kesilecek mi?

Türkiye iç savaşın başlamasından bu yana Şam yönetiminin “terör grupları” olarak gördüğü Suriyeli muhaliflere ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olarak kurulan ama sonra Suriye Milli Ordusu adını alan askeri birimlere destek veriyor. Şam yönetiminin şartlarından biri de Ankara’nın bu gruplara desteğini kesmesi.

Ancak Erdoğan-Esad yakınlaşması ile birlikte bu desteğin kesileceği ve kazanımlarını kaybederek Şam’ın insafına kalacağını düşünen muhalif gruplar endişesini saklamıyor. Ankara şu ana kadar Erdoğan’ın ifadeleriyle “dostlarını yarı yolda bırakmayacağını” söyleyerek bu gruplar üstündeki kontrolünü sürdürmeyi başarmış durumda.

Öte yandan ekonomik sıkıntılar yaşayan Türkiye’nin bu gruplara sağladığı maddi destek de muhalefet partileri tarafından sık sık eleştiriliyor.

Suriye kuzeyi ne olacak?

Ankara – Şam olası normalleşmesinin bir diğer soru işareti ise iki başkentin de Kürtlerle nasıl bir ilişki kuracağı ile ilgili.

Bu noktada ABD’deki seçimlerden kimin galip çıkacağı da önem taşıyor. Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın yeniden başkan olması durumunda ABD’nin Suriye’den çekilmesi daha yüksek ihtimal olarak görülürken, bu durumda şu anda ABD koruması altındaki YPG – PYD’nin Moskova ve Şam ile yakınlaşabileceği, hatta bunun öncü çalışmalarını şimdiden yaptığı belirtiliyor.

ABD’nin çekilmesi durumunda bölgedeki Kürt unsurlarla nasıl ilişki kurulacağı, dengelerin nasıl şekilleneceği Türkiye için de önem taşıyor. Ağırlığını YPG’nin oluşturduğu SDG, 11 Haziran’da yapmak istediği yerel seçimi baskılar üstüne 18 Ağustos’a ertelemişti.

İdlib meselesi nasıl çözülecek?

Suriye’nin kuzeybatısında, Hatay’ın tam karşısında yer alan ancak Türkiye’nin tam anlamda kontrol edemediği İdlib şu anda en zor ve riskli bölge olarak gösteriliyor.

Gelecek Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, en son T24’te Murat Sabuncu’ya verdiği demeçte Suriye ile anlaşıldığına dair bir mesaj geldiğinde Türkiye’yi bekleyen tehlikeye “Eğer genel bir çözüm bulunmazsa, ‘Şam ile anlaşıldı’ dendiği anda İdlib’ten yüzbinlerce insanın sınırın bu tarafına yürüyeceğini bilin” sözleriyle dikkat çekti.

Resmi rakamlara göre İdlib’de en az üçte biri Türkiye sınırlarındaki kamplarda yaşayan 4 milyondan fazla mülteci bulunuyor.

İdlib’de etkili silahlı İslamcı gruplardan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) Ankara-Şam yakınlaşmasından memnun olmadığını daha önceki açıklamalarında dile getirmişti. Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ İdlib’deki en güçlü askeri grup olarak biliniyor.

Suriyeli sığınmacılar geri dönecek mi?

Çözüm bekleyen bir diğer konu başlığı ise Türkiye’deki düzensiz Suriyeli göçmenler. Kayseri’de yaşanan göçmen karşıtı saldırıların yanı sıra normalleşmeden rahatsız olan bazı Suriyeli grupların güvenli bölgedeki bazı şehirlerde çıkardığı olaylar Suriye sorununun iç güvenliği daha çok etkileyen bir unsur olarak belirdiğini ve iç siyasette de önemli bir etken olmaya evrildiğini gösteriyor.

Bu çerçevede iktidar dünyada en çok Suriyeli mülteciyi barındırmasına yol açan bir politika izlemesi nedeniyle muhalefetin baskısını eskisine göre üstünde daha çok hissediyor. Esad ile barışarak içerde “sorunu çözme yolunda olduğu” mesajını vermek isteyen iktidar sığınmacıların dönüşü için açıkladığı kapsamlı bir yol haritası henüz bulunmuyor.

Hükümete yakın Türk basınına yansıyan haberlere göre Şam ile müzakerelerde Ankara “güvenli dönüşün şartlarının sağlanması ve sığınmacıların can güvenliklerinin garanti edilmesi, Suriye’deki mülklerinin iadesi ve mülkiyet probleminin çözümü” hususlarının üstünde duruyor.

Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçen hafta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Gönüllü olmadığı sürece kimseyi gönderecek değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Bu arada Suriye rejiminin kapsamlı bir genel af ilan edip etmeyeceği, devlet otoritesini ve güvenli yaşam koşullarını oluşturup oluşturamayacağı ve Türkiye’de yaşayan Suriye vatandaşlarını şartsız kabul edip etmeyeceği de henüz bilinmeyenler arasında.

Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad ne mesajlar verdi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın normalleşme adımları atılabileceğine dair açıklamalarının ardından basına çok fazla konuşmamasıyla bilinen Esad da hafta sonu Türkiye ile ilişkilere dair soruları yanıtlayarak önemli mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşebileceğini ancak bunun için “2011 öncesine dönülmesi gerektiğini” belirten Esad, Ankara’nın muhalif gruplara verdiği desteği çekmesinin ve TSK’nın Suriye’den çekilmesinin kendilerinin “şartları” değil “uluslararası hukukun gereği” olduğunu kaydetti.

Erdoğan ise son kabine toplantısının ardından Suriye’yi isim olarak anmadan şunları söyledi: “Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Küresel gerilimlerin ürkütücü boyutlara ulaştığı, büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı, bölgemizin sürekli diken üstünde olduğu bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara sadece bizim değil, komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğuna inanıyoruz. İhtilafların müzakere masasında ve karşılıklı diyalog yoluyla çözülmesini samimiyetle temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Bilim İnsanları, Titan’ın Denizlerinde Yelken Açmak İstiyor

Satürn’ün en büyük uydusu Titan’da yaşamın olup olmadığı araştırmaların konusu olmaya devam ederken, yüzeyindeki sıvı kütlelerinin içeriği ve hareketleri hakkında yeni bilgiler edinildi.

Araştırmacı Ralph Lorenz “Titan’ın denizleri tıpkı bizimkiler gibi, Satürn’ün muazzam kütleçekimiyle çekiliyor ve bazı kıyı şeritlerindeki gelgit aralığı yaklaşık 30 santimetreye ulaşabiliyor” diyor.

Araştırmacı Valerio Poggiali ise, “Gerçekten Dünya’ya benzeyen bir gökcismi olan Titan, yoğun bir nitrojen atmosferinde faaliyet gösteren metan bazlı bir hidrolojik sistemin şekillendirdiği, çok çeşitli ve tanıdık yüzey morfolojilerine sahip” ifadelerini kullanıyor.

Bilim insanları Satürn’ün uydusu Titan’ın yüzeyindeki sıvı kütlelerinin içeriği ve hareketleri hakkında yeni bilgiler edindi. Güneş Sistemi’nde yüzeyinde sıvı barındırdığı bilinen Dünya dışındaki tek cisim olan uydu, yaşama ev sahipliği yapma potansiyeliyle ilgi çekiyor.

Satürn ve uydularını 2004’te incelemeye başlayan NASA uzay aracı Cassini’nin görevi 2017’de sona erse de bu gökcisimleri hakkında kıymetli veriler sağlamaya devam ediyor.

Cassini’nin, Titan’ın kuzey kutbuna yakın üç hidrokarbon denizine dair radar verilerini analiz eden araştırmacılar, uydunun Dünya’ya benzer özelliklerini ortaya çıkardı.

Titan’ın yüzeyindeki sıvı kütleleri su değil, metan veya etan gibi hidrokarbon içerikli. Uyduda sıvı halde bulunan hidrokarbon miktarı, Dünya’daki bütün petrol ve doğalgaz rezervlerinden yüzlerce kat daha fazla.

Nature Communications adlı hakemli dergide dün yayımlanan makalede Titan’ın denizlerinin kimyasal yapısının, bulundukları enlem ve konuma göre değiştiği saptandı.

Uydunun Kraken, Ligeia ve Punga Mare adlı üç denizini inceleyen bilim insanları, nehirlerin denizlerden daha fazla metan içerdiğini tespit etti.

Ayrıca kıyılara, haliçlere ve boğazlara yakın yerlerde daha büyük dalgalar meydana geldiği görülürken, bu durum uyduda gelgit hareketleri yaşandığına işaret ediyor.

Çalışmanın başyazarı Valerio Poggiali şu ifadeleri kullanıyor: Gerçekten Dünya’ya benzeyen bir gökcismi olan Titan, yoğun bir nitrojen atmosferinde faaliyet gösteren metan bazlı bir hidrolojik sistemin şekillendirdiği, çok çeşitli ve tanıdık yüzey morfolojilerine sahip.

Dünya’daki hidrolojik döngü, suyun bulutlardan yağmur halinde yağarak nehirlerden denizlere akması ve daha sonra buharlaşarak gökyüzüne geri dönmesi sürecini ifade ediyor.

Titan’da bu döngü, sıvı haldeki metanla gerçekleşiyor. Bilim insanları metan yağmuruyla beslenen kanalların, kuzey kutbuna yakın denizlere akarak haliç ve deltaları oluşturduğunu söylüyor.

Veriler tıpkı Dünya’daki tatlı ve tuzlu suların birleşmesi gibi, nehirlerin saf metanı taşıyarak etan zengini denizlerle birleştirdiğine işaret ediyor.

Araştırmanın ortak yazarı Ralph Lorenz “Titan’ın denizleri tıpkı bizimkiler gibi, Satürn’ün muazzam kütleçekimiyle çekiliyor ve bazı kıyı şeritlerindeki gelgit aralığı yaklaşık 30 santimetreye ulaşabiliyor” diyor.

Cassini’nin daha önceki verileri, Titan’ın yüzeyinin altında su okyanusu olabileceğini göstermişti. Halihazırda bilim insanları bu suyun, yüzeydeki organik moleküllerle etkileşime girip girmediğini bilmiyor.

“Tüm bu organik madde hiç sıvı suyla temas etti mi?” diye soran Poggiali ekliyor: Enerji üretebilen veya bilgi depolayabilen moleküllerin meydana gelmesiyle, benzer etkileşimlerin gezegenimizde yaşamın kökenine yol açmış olabileceğini düşünüyoruz.

NASA’nın 2027’de fırlatmayı planladığı uzay aracı Dragonfly’ın bu soruya cevap bulmaya ve Titan’ın yaşam barındırıp barındırmadığına dair gizemi aydınlatmaya katkı sunması bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özel Ve Babacan Görüştü: Gündemde Üç Konu Vardı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve beraberindeki heyet ile, CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

CHP Lideri Özgür Özel’e, Genel Başkan Yardımcıları; Yalçın Karatepe, Gülşah Deniz Atalar, Gökan Zeybek, Meryem Gül Çiftci, Burhanettin Bulut ve Gökçe Gökçen eşlik etti.

Görüşme sonrası Özgür Özel ve Ali Babacan, basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. CHP Lideri Özel, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün daha önceki dönemlerde ekonomi yönetiminde ve dışişleri bakanlığında görevler üstlenmiş, hepimizin çok geçmişte de iyi ilişkiler içinde olduğu Ali Babacan’ı DEVA Partisi’nin genel başkanı olarak genel merkezimizde ağırladık. Aslında 5 kasımdaki kurultaydan sonra hemen telefonlaşmıştık ve böyle bir ziyarete kendilerinin niyeti vardı ama her iki partinin aday belirleme sürecindeki yoğunlukları ardından yerel seçim gündemi ve sonrasında yaşadığımız yoğun gündemde bu ziyaret bugün gerçekleşebildi.

Sayın genel başkanın birazdan kendisinin mutlaka ifade edeceği hepimizin içinde bulunduğu çok önemli 3 gündem maddesi konusunda nezaket ziyaretine ilave olarak değerlendirmeleri ve bizim konuya nasıl yaklaştığımıza ilişkin ifadeleri oldu. Son derece verimli son derece her iki partinin bundan önce sürdürdükleri iyi ilişkileri bir kez daha teyit eden, bundan sonrası için de ülkenin yararına olabilecek yoğun bir iş birliği yapabileceğimizi gösteren verimli bir toplantı oldu.”

Özel’in ardından açıklamalarda bulunan Babacan ise şunları söyledi: “Geçim sorunu, enflasyon, ekonomik sıkıntıların geniş kesimlere gittikçe yayılması ve sosyal ayağı olmayan bir ekonomik modelin Türkiye’de son bir yıldır uygulanmaya çalışılması. İkinci önemli gündem maddemiz, sığınmacı sorunu ve bu bağlamda Suriye idi. Bu sorunun çözümü ile bağlantılı sayın genel başkanın Esad ile görüşme planı gerçekten kıymetli. Ana muhalefet partisinin de Suriye ile bir normalleşme iradesi ortaya koymadı bölgemizin huzuru açısından değerli. Suriye sorununun çözümünün Türkiye’deki sığınmacı sorununun çözümü için de önemli bir perspektif olduğunu teyit ettik.

Üçüncü önemli gündem maddesi de Meclis Başkanı Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa arayışı. Dün Meclis Başkanı ile bir toplantı gerçekleştirdik. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaları kendilerine emanet ettik. Tamam anayasa çalışalım ama öncelikle anayasayı bir üst hukuk normu olarak kabul eden ve anayasayı bağlayıcı bir hukuk normu olarak kabul eden bir yönetim anlayışının Türkiye’de olmasının bu çalışmaların yarınlarıyla alakalı önemli olacağını kendisine ifade ettik. Bu çalışma ile ilgili alakalı önümüzdeki süreçte de DEVA Partisi ile CHP arasında bir temas trafiğinin, bir diyalogunun olacağını kıymetli olacağını beraberce değerlendirdik.”

Soru – Yanıt

Babacan, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları ve emekli aylığına yapılan zamla ilgili gazetecilerin sorusuna şöyle yanıt verdi: “TÜİK’e mutlaka bir dış denetim mekanizması kurulmalı. Bu sağlanmadan açıklanan enflasyon rakamlarına güven olmaz, böyle olursa da Merkez Bankası’nın kendisini izah etmesi de zor olur. Hangi enflasyonu düşürecek? TÜİK’in açıkladığı rakamı düşüreceklerse çok uğraşmaya gerek yok talimat verirler, TÜİK düşürür iş biter! Son 5-6 yıldır çok büyük haksızlık var. Sabit gelirli Türk Lirası cinsinden para kazanan herkes mağdur olmuş durumda. Bırak gerçeğini TÜİK enflasyonu karşısında da büyük bir mağduriyet var. Asgari ücrete 1 Temmuz’da zam verilmedi. TÜİK bile bu kadar enflasyon açıklamışken 1 Temmuz’da asgari ücrete zammın pas geçilmesi kul hakkıdır!”

Özel de, emekli aylığının asgari ücret düzeyinden aşağı olmaması gerektiğini söyledi. CHP lideri, “En düşük Emekli maaşının 12.500’e çıkarılması sadece geçinemeyen emeklilerle dalga geçmektir. Bugün asgari ücret düzeyine çıkarılmayan her rakam emeklinin cebinden bir şeyleri almaktır. Emeklilerle birlikte en sert tepkiyi verip mücadeleye devam edeceğimizi iade etmek isterim” diye konuştu.

Özel, Erdoğan’ın İzmir’deki elektrik akımından iki kişinin ölmesiyle ilgili söylediği “Vebali olanlar özür dilemeli” ifadelerine yanıt verdi; “Gerçekten hayretle okuyorum. Ben İzmir’deki elim olay yaşandığı anda üç telefon açtım; ilki büyükşehir belediye başkanımıza. Dedim ki soruşturmada savcılıkla tam iş birliği yapın. Belediyenin sorumluluğunda olan bir mazgal var ve kusur bizdeyse ortaya çıkacak. Kusurun sahipleri hesap verecek biz de tekrarlanmaması için hangi tedbir alınacaksa bunun arkasında duracağız’ demişim.

Soruşturmanın sonunda kimin vebali olduğu ortaya çıkacak ve hesap verecek. Suç bizdeyse çıkar üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Peki suç elektrik dağıtım şirketindeyse ki, sayın Erdoğan çıkıp özür dileyecek mi? 2010-13 arası  bütün elektrik dağıtımını ben mi özelleştirdim, Erdoğan mı? Türkiye’yi 21 bölgeye bölüp bütün elektrik dağıtım işini verirken elektrik mühendisleri odası ve CHP ‘elektrikte özelleştirme cinayettir’ diyor muydu, demiyor muydu? Suç bizdeyse özür dileyeceğim ama suç elektrik şirketindeyse Sayın Erdoğan dileyecek mi?” dedi.

Paylaşın