Patronlar İçin Bedava İşgücü: MESEM

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) görevi, çocuk ve gençlerimizi bir makinenin dişlisi durumuna indirgemek ve sıkıştırmak, işletmecilerin işçisi / hizmetçisi olarak tanımlayıp onlar için ucuz işgücü hazırlamak değildir.

Haber Merkezi / Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), çırak kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırmaktır, işverenlere bedava işgücü sağlamaktır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamalarında çocuk işçi çalıştırılması ve iş cinayetlerine ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Ülkemizde işçi ölümleri olağanmış gibi davranılıyor. Her gün en az 5 işçiyi işyerlerinde kaybediyoruz. Bu ölümlere ‘kaza sonucu kayıp’ diyemeyiz. Tüm ölümler bilinen, tekrar eden nedenlerle meydana geliyor. İşyerlerinde hemen her gün yüksekten düşme, elektrik akımına kapılma, iş ekipmanına sıkışma, iş ekipmanının altında kalma sonucu ölümler meydana geliyor. Bu ölümlerin her biri basit teknik tedbirlerle önlenebilir ancak önlenmiyor. Çünkü ölüm, yaralanma, sakat kalma öncesinde işyerleri denetlenmiyor, sonrasında da işyerlerine, işverenlere yaptırım uygulanmıyor. Bile bile gelen bu ölümlere kaza’ demek mümkün değil. Bunlar iş cinayetidir, işveren cinayetidir.

İşyerlerindeki ölümleri 7’den- 70’e ölüm olarak ifade edebiliriz. Evet, her yaştan işçi, emekçi ölüyor. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında işyerlerinde çalıştırılan çocuklar ölüyor.

Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz, Erol Can Yavuz, Alperen Enes Ural, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalıştırılırken son 1 yılda ölüme gönderilen çocuklardı.

En son çocuk işçi ölüm haberi Konya’dan geldi; Konya Karapınar MESEM Öğrencisi Eren Dağ, çalıştığı sondaj firmasının Akören mevkisinde saat 20.00 sularında bir tarlada kuyu açmak için sondaj çalışması yapılırken elektrik akımına kapıldı Eren Dağ, doktorların müdahalesine rağmen kurtarılamadı, yaşamını yitirdi.

Ulusal mevzuatta ya da başka uluslararası sözleşmelerde farklı kabuller olsa da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde 18 yaşından küçük herkesin çocuk sayılacağı belirtilmektedir.

Sözleşmeye göre; Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

MESEM kapsamı dışında da işyerlerinde çocuk işçi çalıştırılmakta, çocuk işçi ölümleri meydana gelmektedir. Ancak MESEM çocuk işçiliğe uydurulan bir yasal kılıftır. MESEM 4+4+4 olarak tanımlanan zorunlu eğitimin 9. Sınıftan itibaren sürdürülen parçasıdır. Haftada 1 gün okulda teorik eğitim olarak tanımlanan müfredatta; haftada 2 ‘şer saat Türk Dili ve Edebiyatı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Matematik dersleri zorunlu derstir. Sadece 9. Sınıfta ayrıca Kuranı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Seçmeli Beden Eğitimi ve Spor, Güzel Sanatlar dersleri de 2 saat seçmeli ders olarak alınmaktadır. Bu dersler, eğitim olarak değerlendirilemez, çocukları hayata hazırlayan dersler değildir.

3308 sayılı Meslek Eğitim Kanununda, İşletmelerde Mesleki Eğitim; “mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları öğrencilerinin beceri eğitimlerini işletmelerde, teorik eğitimlerini ise mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletme veya kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde yaptıkları eğitim uygulamaları” olarak tanımlanmıştır.

Hemen hemen tüm İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin WEB sayfalarında yer alan kamu spotları, bilgilendirme metinleri, videolar, afişler, broşürler, dokümanlarda, MESEM şöyle tanıtılmakta; Mesleki eğitim merkezleri, ülkemizin meslek sahibi insan ihtiyacını karşılayabilmek adına çalışmalarını sürdürmektedir.

Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınması ile ekonomimizin temel yapı taşı olan işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerimizin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri amaçlanmıştır. Mesleki eğitim merkezi öğrencileri haftada 1 gün okulda teorik eğitim, 4 gün işletmelerde pratik eğitim alır.

Ortaokulu bitirenlere zorunlu lise eğitimini mesleki eğitim merkezlerinde tamamlayabilme fırsatı 9. sınıftan itibaren iş kazaları, meslek hastalıklarına karşı sigorta 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az %30’u, 12. sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yarısı kadar maaş imkânı Ustalık belgesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi diploması ve kendi iş yerini açma fırsatı Çalışma yaşamına ilişkin bireysel ilişkileri düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nda; 14 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi çocuk işçi, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi de genç işçi olarak tanımlanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’na dayanılarak çıkartılan Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler belirtilmiştir. Bu işlerin tamamı hafif işlerdir. Oysa çocuklar MESEM kapsamında çok tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar. MESEM çıraklık eğitimi değil, çocukların ker türlü işte doğrudan çalıştırılmasıdır, çocuk işçiliğidir.

MESEM’de çocukları, gençleri hayata hazırlayan temel bilgiler, bilim, beceri, duyarlılık ve yeterliliklerin geliştirilmesi yoktur. Çocuk ve gençler bir makinenin dişlisi durumuna indirgenmekte, adına öğrenci denilse de işletmelerin işçisi olarak çalıştırılıp, ucuz işgücü olarak kullanılmaktadırlar. MESEM’deki uygulama eğitim değildir. Bu tam tersine, çocukları, gençleri daraltan bir durumdur. MEB’in görevi bu olamaz. Çocuk ve gençlerin her tür temel bilgi, bilim, beceri, duyarlılık yeterliliklerinin kazandırılması olmak zorundadır.

14 yaşındaki çocukları bir işyerinde çalıştırmak eğitim değil, kendini geliştirme ve gerçekleştirme hakkının ihlalidir. Çocuklar, temel bilimlerdeki eğitimlerden yoksun kalmakta, yaşıtları ile oyun oynayamamakta, kültürel hiçbir etkinliğe katılamamaktadır.

MEB’in görevi çok genişleyen bilgi çağında çocuk ve gençlerin her tür temel bilgi, bilim, beceri, duyarlılık yeterliliklerinin kazandırılmasıdır. Çocuk ve gençlerimizi bir makinenin dişlisi durumuna indirgemek ve sıkıştırmak, işletmecilerin işçisi/hizmetçisi olarak tanımlayıp onlar için ucuz işgücü hazırlamak değildir.

MESEM, çırak kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırmaktır. İşverenlere bedava işgücü sağlamaktır. Önceki Milli Eğitim Bakanı 24 Mayıs 2023 tarihinde yaptığı açıklamada Mesleki Eğitim Merkezlerindeki öğrenci sayısının 1.405.000 olduğunu belirtmişti. Bu da göstermektedir ki; mesleki eğitim adı altında çocuk işçi çalıştırılan işyerlerinin işverenleri adına işsizlik fonundan aylık 8 Milyar TL. den fazla kaynak aktarımı yapılmaktadır.

Çocuk işçiliği ya da MESEM’lere ısrarcı olma nedenleri arasında, yoksulluk önemli bir rol oynamaktadır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Mesleki Eğitim Kanunu’nda gerçekleştirilen değişiklikle mesleki eğitim merkezlerine kayıtlı öğrenci sayısının yüzde 784’lük artış olduğunu söylemiştir.

Basın-yayın organlarında yer alan haberlere göre, çocuklara devlet tarafından ödenen ücretin bir kısmı, bazı işletmeler tarafından istenilmekte, usta ve işverenler tarafında mobbing uygulanmakta, yoğun mesai ve hatta tatil yapamadan cumartesi günü dahil çalışılmakta, işçi sağlığı güvenliği önlemleri olmadan, gözetimsiz bir şekilde her türlü tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar.

14 yaşındaki Arda Tonbul sac büküm makinasına sıkışarak, 17 yaşında Alperen Enes Ural inşaatta doğalgaz borusu döşerken yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Muratcan Eryılmaz inşaatta yüksekten düşerek , 15 yaşındaki Erol Can Yavuz üzerine sunta bloklarının devrilmesi, 17 yaşındaki Ömer ÇAKAR klima tesisatı döşerken 2. Kattan aşağı düşerek, 16 yaşındaki Zekai Dikici inşaatta yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Ulaş Dumlu, atık havuzuna düşerek, 15 yaşındaki Alperen Kocayavuz inşaatta yüksekten düşerek öldü. Bu ölümler çıraklık eğitimindeki ölüm olarak adlandırılamaz, Çocukların normalde çalıştırılmaları yasak olan işlerde çalıştırılırken meydana gelen ölümlerdir.

Yaşanan ölümler üzerine Millî Eğitim Bakanlığı 02.02.2024 tarihinde 81 İl Valiliğine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna “Mesleki Eğitimde İş Sağlığı Güvenliği” başlıklı bir genelge gönderdi. Valiliklere, il ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine, İşletmelere okullara görevler verildi. Ancak ölümler bitmedi. Bitmez de.

Farklı kültürlerde çocukluk gerek yaş gerekse işlevler açısından farklı şekillerde tanımlansa da çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel ve psikolojik yönlerden yetişkinlerden farklı birer birey oldukları ve bu yönlerdeki gelişimlerinin sağlıklı biçimde gerçekleşmesi için yetişkinlerden daha farklı sağlık, bakım, koruma ve destek hizmetlerine ihtiyaç duydukları bir gerçektir. Ölümlerin önlenmesi için, çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel ve psikolojik açıdan gelişebilmeleri için MESEM adı altında yürütülen çocuk işçiliğine son verilmelidir.

Uygulamaya son verilinceye kadar, MESEM uygulaması yapılan işyerleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliği açısından özel bir program çerçevesinde denetlenmeli, sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

Bugüne kadar MESEM kapsamındaki işyerlerinde meydana gelen iş cinayetleri ÇSGB müfettişlerince incelenmeli, kaza nedenleri kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Çocuk işçiliği ile etkin mücadele konusunda ILO, sadece bakanlık ile değil sendikalar ve meslek örgütleri ile de işbirliği yapmalıdır. Okullarda En az 12 yıl Örgün Eğitim zorunlu olmalı, MESEM uygulaması tamamen kaldırılmalı, yoksul ailelerin çocuklarına eğitim bursu verilmelidir.”

Paylaşın

DEM Partili Kızıltepe Belediye Eş Başkanı Partisinden İstifa Etti

DEM Partili (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Kızıltepe Belediye Eş Başkanı Zeyni İpek, partisinden istifa ettiğini görevine bağımsız belediye başkanı olarak devam edeceğini açıkladı. 

Haber Merkezi / DEM Parti, yaklaşık bir hafta önce, Zeyni İpek hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını kamuoyuna duyurmuştu.

Zeyni İpek, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Değerli Kızıltepe halkı; bildiğiniz üzere benim üzerimden oluşturulan kirli bir komplo ile kamuoyunu meşgul eden art niyetli bir durum yaşandı. Benim üzerimden partimi de hedef alan bu kumpasın partime zarar vermemesi adına üyesi olduğum Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden istifa ettiğimi açıklıyorum.

Belediye başkanlığı seçim sürecinde Zeyni İpek olarak Kızıltepe halkına, hak ettiği iyi bir kent ve iyi bir sosyal yaşam adına verdiğim sözlerin sorumluluğunu da yerine getirmem icap ettiği için bağımsız bir belediye başkanı olarak hizmet etmeye devam edeceğimi açıklıyorum. Şehrimizin daha öncelikli ve daha hayati sorunlarına birlikte çözüm arayacağımız bu süreçte hepinizin sunacağı destekle güzel bir Kızıltepe yaratacağımızı umut ediyorum.”

DEM Parti’den Zeyni İpek hakkında başlatılan disiplin soruşturmasına ilişkin yapılan açıklamada, “Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’na ulaşan şikâyet ve belgelerden partimizin program, ilke ve ahlaki değerlerine aykırı davranışlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle kendisiyle ilgili disiplin soruşturması başlatılmıştır. Kısa sürede sonuçlandırılacak olan disiplin soruşturmasının sonuçları kamuoyu ile ayrıca paylaşılacaktır” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

İkame Etkisi Nedir, Nasıl İşler?

Ekonomistler ikame etkisini, belirli bir ürünün fiyatındaki artış nedeniyle satışlarındaki düşüş olarak tanımlar. İkame etkisi tutumluluğu yansıtır: Tüketici pahalı bir ürünle karşılaştıklarında daha ucuz alternatiflerini tercih eder.

Haber Merkezi / Örneğin, balık pazarındaki balık fiyatları artarsa, tüketiciler daha uygun fiyatlı, tavuk gibi, protein kaynaklarına yönelebilir. Balık pazarındaki fiyatlar tekrar uygun seviyeye gerilerse, tüketiciler tekrar balık almaya başlayabilir.

İkame etkisi ve gelir etkisi

İkame etkisi ve gelir etkisi, tüketici harcamalarını tanımlayan ekonomik kavramlardır. İkame etkisi, tüketicilerin ürün A’nın fiyatlarında bir artış olduktan sonra ürün B’yi ürün A ile ikame etmesiyle oluşur. Malların fiyatları arttığında, tüketiciler genellikle daha uygun fiyatlı bir seçenek satın alır.

Buna karşılık, gelir etkisi, tüketiciler daha fazla satın alma gücüne (daha fazla harcanabilir gelire) sahip olduğunda ve daha pahalı bir ürünü satın almak istediğinde ortaya çıkar. Şirketler daha fazla para kazanmak için bir ürünün fiyatını artırabilir, çünkü tüketicilerin bunu alaca ekonomik güçlerinin olduğunu bilirler.

İkame etkisi nasıl işler?

Makroekonomide, ikame etkisi, ürün fiyatı artışlarının talep eğrisini nasıl etkileyebileceğini gösterir; burada maliyet tasarrufu tüketici eyleminin itici gücüdür. İkame etkisi genellikle fiyatlar yükseldiğinde ancak GSYİH (gayri safi yurtiçi hasıla) veya tüketici geliri artmadığında ortaya çıkar.

Para politikaları ikame etkisini etkilemez, sadece tüketici tercihlerini ​​etkiler. Faiz oranları veya enflasyon dönemlerinde şirketlerin ürettiği malların maliyetini artırma olasılığı daha düşüktür, bu nedenle ikame etkisi daha istikrarlı ekonomilerde ortaya çıkar.

İkame etkisinin örnekleri:

Örneğin, çocuğu için spor kampı arayan bir ebeveyn, fiyatları arttığı için spor kampını pas geçebilir ve çocuğunu tamamen farklı bir aktiviteye kaydedebilir. Örneğin, armudun fiyattı artarsa, tüketici fayda ve maliyet düzeyine göre elmaya yönelebilir.

Paylaşın

Meclis’te Can Atalay Zirvesi: AYM Kararı Uygulansın

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Görüşmemizin tek konusu Can Atalay ile ilgili verilen AYM kararı. Bizim talebimiz, beklentimiz Milletvekilimiz Can Atalay’ın bir an önce Meclis kütüğüne kaydının yapılması. Umuyoruz ki en kısa zamanda hayata geçirilir” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Gezi Parkı eylemleriyle ilgili davadaki hapis cezası gerekçe gösterilerek vekilliğinin düşürülmesine yapılan itirazlarla ilgili kararı 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararın ardından gözler TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a çevrilmiş, TİP, Genel Başkanı Erkan Baş, Kurtulmuş’tan Atalay’ın durumunu görüşmek üzere randevu talep etmişti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve TİP heyeti arasında görüşme yapıldı. TBMM Başkanlığında yapılan görüşmeye TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil ve İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldı. Görüşmenin ardından heyet açıklama yaptı.

Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle: “Öncelikle Sayın Kurtulmuş’a teşekkür ediyoruz. Görüşmemizin tek konusu Can Atalay ile ilgili verilen AYM kararı. Bizim talebimiz, beklentimiz Milletvekilimiz Can Atalay’ın bir an önce Meclis kütüğüne kaydının yapılması. Umuyoruz ki en kısa zamanda hayata geçirilir. Talebimiz Meclis’in bir genel görüşme olarak bu konuyu gündem yapması. Meclis tatilde olduğu için bu ancak bir olağanüstü toplantıyla mümkün olabilir. Son durum şöyle; Mecliste temsil edilen partilerin tümüyle görüşmeler gerçekleştirildi.

CHP, DEM Parti, Saadet-Gelecek grubu, Deva Partisi, Emek Partisi, Demokrat Parti milletvekilleri olağanüstü toplantı çağrımıza ortak bir imza ile destek vereceklerini söyledi. Burada bir takvim tartışması var. Bizim beklentimiz 15 Ağustos’taki Mahmud Abbas’ın konuşma yapacağı toplantıdan önce Meclis’in olağanüstü toplanması. AYM’nin bu kararı varken bu karar hiç yokmuş gibi Meclis’in başka bir gündemle olağanüstü toplanmasını kabul etmediğimizi dile getirdik. Filistin meselesinin öneminin farkındayız. Bütün dünyanın gözü buradayken başka bir meselenin gündeme gelmesini istemediğimizi söyledik. Ama bunun yolu o güne kadar Meclis’in gereken adımları atması.

“Meclis’in 14 Ağustos’ta toplanması için ısrarcıyız”

Sayın Başkan ’16’sı olur mu’ diye önerdi. Teşekkür ederiz, belli ki Meclis düşünüyor bu konuyu. Fakat 15’inde sanki AYM’nin bu kararı hiç yokmuş gibi Meclis’in rutin faaliyetine devam etmesi bizim için mümkün değil. Bizim beklentimiz, konuya ilişkin somut adımların atılması ve Can Atalay’ın milletvekili olduğunun bir kez daha tescil edilmesi ile beraber tahliyenin yolunun açılması. Tahliyenin ardından da gelip yemin ederek görevine başlaması. Sanıyorum yarın itibarıyla da biz diğer siyasi partilerle birlikte olağanüstü toplantı için dilekçemizi Meclis Başkanlığı’na vereceğiz. Meclis’in 14 Ağustos’ta toplanması için ısrarcıyız.”

Paylaşın

Türkiye’de Geçici Koruma Statüsüne Sahip Kaç Suriyeli Var?

Ağustos ayı itibariyle, Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip 3 milyon 103 bin 606 Suriyeli var. Türkiye’de 2020 yılında 3 milyon 641 bin 370,  2021 yılında 3 milyon 535 bin 898, 2022 yılında 3 milyon 214 bin 780 geçici koruma statüsüne sahip Suriyeli vardı.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı’nın göç istatistiklerini baz alarak rapor yayımladı. Buna göre 2005-2024 yılları arasında Türkiye’de toplam 2 milyon 667 bin 379 düzensiz göçmen yakalandı. Türkiye genelinde 2024 yılının Ocak-Ağustos döneminde ise bu sayı 126 bin 766 oldu.  İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre en çok kaçak göçmen yakalanan yıl, 10 bin 482 ile 2023 yılı olarak kaydedildi.

2024 yılı Ocak-Ağustos ayları arasındaki dönemde yakalanan düzensiz göçmenlerin uyruklarına göre dağılımı incelendiğinde,  en çok 37 bin 452 ile Afganistan uyruklu düzensiz göçmenin yakalandığı görüldü. Afganistan uyruklu düzensiz göçmenleri 27 bin 112 ile Suriye uyruklu düzensiz göçmenler takip etti. Yakalanan Afganistan uyruklu düzensiz göçmenlerin sayısının 201 bin 437 ile en yüksek seviyeye 2019 yılında ulaştığı görüldü.

İstanbul’da 530 bin 217 Suriyeli yaşıyor

Ağustos 2024 tarihi itibariyle, Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip tam 3 milyon 103 bin 606 Suriyeli bulunuyor. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2020 yılında 3 milyon 641 bin 370,  2021 yılında 3 milyon 535 bin 898, 2022 yılında 3 milyon 214 bin 780, 2024 yılı 1 Ağustos itibariyle ise 3 milyon 103 bin 606 geçici koruma statüsüne sahip Suriyeli bulunduğu görüldü. 16 milyon 186 bin 141 kişinin yaşadığı İstanbul’da 530 bin 217 Suriyeli yaşıyor.

İstanbul’u 430 bin 176 ile Gaziantep’in takip ettiği görüldü. Kayıtlı Suriyeli nüfusunun İstanbul’da yaşayan toplam kişi sayısına oranı ise yüzde 3,28. Türkiye’de geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin 1 milyon 613 bin 657’si erkeklerden, 1 milyon 489 bin 949’u ise kadınlardan oluşuyor.

Ağustos 2024 tarihi itibariyle 1 milyon 109 bin 25 kişinin kamet izni ile Türkiye’de bulunduğu görüldü. İkamet izni ile Türkiye’de bulunan yabancıların illere göre dağılımında İstanbul 540 bin 969 ile ilk sırada yer aldı. İstanbul’u 127 bin 683 ile Antalya takip etti.  Ağustos 2024 itibariyle, ikamet izni ile Türkiye’de bulunan yabancılar arasında en fazla sayıya sahip olan uyruğun 112 bin 43 ile Türkmenistan. Bu grubu, 94 bin 44 ile Rusya uyruklu yabancılar takip etti.

Ağustos 2024 itibariyle, Türkiye’de kısa dönem ikamet izni ile bulunan yabancılar arasında en fazla sayıya sahip olanların 68 bin 520 kişi ile Irak uyruklu yabancılar olduğu görüldü. Ağustos 2024 itibariyle, Türkiye’de öğrenci ikamet izni ile bulunan yabancılar arasında en fazla sayıya sahip olanlar 21 bin 249 kişi ile İran uyruklu yabancılar. Ağustos 2024 itibariyle, Türkiye’de aile ikamet izni ile bulunan yabancılar arasında en fazla sayıya sahip olanların 14 bin 228 kişi ile Rusya uyruklu yabancılar olduğu görüldü.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 2023 yılında 19 bin 17 uluslararası koruma başvuru yapıldı.  Uluslararası koruma başvurusunun en yüksek olduğu yılın 114 bin 537 ile 2018 yılı olduğu görüldü. 2023 yılında uluslararası koruma başvurusunda bulunanların ilk sırasında da Afganistan uyrukluların olduğu görüldü. İkinci sırada Irak uyrukluların, üçüncü sırada ise İran uyrukluların olduğu belirlendi.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduatta Son Altı Ayın En Hızlı Çıkışı

2 ağustos ile biten haftada Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 67,7 milyar lira düştü. Böylelikle kur korumalı mevduat hesapları 1 trilyon 764,3 milyar liraya geriledi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri 150,4 milyar dolar seviyesine yükseldi. Bankanın bir önceki hafta brüt rezervleri 148 milyar dolar düzeyindeydi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 2 ağustos haftası itibariyle kur korumalı mevduatlar 67,7 milyar TL düştü. Böylelikle kur korumalı mevduatlar zirveyi gördükten sonra 1 trilyon 764,3 milyar liraya geriledi.

KKM’deki düşüşle ilgili Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

Bir yıl önce 3,4 trilyon TL olan KKM stoku 50 haftadır kesintisiz gerileyerek 1,6 trilyon TL azaldı. Ağustostan itibaren vergi avantajı sonlanan KKM hesaplarına TL mevduat ve katılma hesapları ile uyumlu şekilde stopaj uygulanmaya başlandı.

Son dönemde hızlanan KKM’den çıkışın sürmesini bekliyoruz. Programımızın ana hedefi olan fiyat istikrarına ulaşmak için finansal istikrarı güçlendirmeye devam edeceğiz.”

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2 ağustos ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre; 148 milyar dolar düzeyinde olan brüt rezervler 150,4 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Net rezervler ise 47,6 milyar dolardan 51,4 milyar dolar düzeyine yükseldi. Swap hariç net rezervlerde 28,5 milyar dolar oldu. Bir önceki hafta swap hariç net rezervler 24,4 milyar dolar seviyesindeydi.

Paylaşın

AK Parti’den Instagram Ve Roblox Açıklaması: Sabır

AK Partili Efkan Ala, Instagram ve Roblox’a gelen erişim engeline ilişkin, “Türkiye burada özgürlükleri kısıtlamak için değil, özgürlükleri genişletmek için bu görüşmeleri yapıyor. Vatandaşlarımızdan sabır rica ediyorum” dedi ve ekledi:

“Biz, muhataplarımızın Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alan adımları atsın diye uğraşıyoruz. Diğerinde ise çocukları korumaya yönelik. Bu alanı birlikte yönetmeliyiz. Biz, böyle bir iletişim devriminin olduğu çağda bunları kısıtlayarak yola devam etmeyi arzu eden bir iktidar değiliz. Ben kısa zamanda netice alacağını düşünüyorum.”

AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, NT’de gündemin öne çıkan başlıkları hakkında açıklamalarda bulundu. Efkan Ala’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“AK Parti hem bugüne kadar yaptıklarını hem de gelecek vizyonunu gözden geçirecek. AK Parti, Türkiye’nin siyasi tarihinde altı çizilerek yazılması ve okunması gereken bir adrestir.

Her alanda eş zamanlı yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğine inandığımız bir dönem olarak tanımlıyoruz. Seçim dönemlerinde kalıcı reform yapmak imkansız hale geliyor. Seçimsiz dönem var. Seçimsiz dönemde Türkiye, ihtiyaç duyduğu yapısal reformları gerçekleştirme imkanı bulacaktır. Bugün Türkiye, orta gelir üst katmanında. Üst gelir grubuna çıkmak için gereken yapısal reformlar.

Yeni Anayasa tartışmaları: Anayasa tartışması yapılıp siyaset burada insiyatif alıp bir karar alırsa Türkiye’nin önü inanılmaz açılmaz. Hem yerli yatırımcımız hem de yabancı sermaye burada sadece sıcak para olarak gitmez. Borç ilişkisinde bulunmaz. Burada yatırım yapmaya başlar.

AK Parti’de değişim: AK Parti’de 9 ay önce Olağanüstü Kongre yaptık. MYK kurullarının 3’te 2’si değişti. Dün il başkanlarında bayrak yarışı oldu. Değişimi bayrak yarışı olarak görüyoruz. Önceki dönemde görev yaptığımız arkadaşlarımız başka yerde değerlendiriliyor. Aslında sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde. Kendisi değişim dönüşüm sürecinde olmayan bir siyasi organizasyon Türkiye’yi de değiştirip dönüştüremez. Değişim AK Parti’de bitmez, bitmemeli de.

Erken seçim: Bu spekülatif anketler sosyal medyada dolaşıyor. Biz kendimiz de sürekli anketler yaparak yol haritamızı belirliyoruz. Anketlerden bazıları bizi önde bazıları geride gösteriyor. Biz önümüze bakıyoruz. Vatandaşın ne dediğini, seçimde ne gösterdiğinin çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye’de hala AK Parti çözümlerin ve beklentilerin adresidir. Araştırmalarda bunu gösteriyor.

Bu spekülatif anketler sosyal medyada dolaşıyor. Biz kendimiz de sürekli anketler yaparak yol haritamızı belirliyoruz. Anketlerden bazıları bizi önde bazıları geride gösteriyor. Biz önümüze bakıyoruz. Vatandaşın ne dediğini, seçimde ne gösterdiğinin çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye’de hala AK Parti çözümlerin ve beklentilerin adresidir. Araştırmalarda bunu gösteriyor.

Instagram ve Roblox: Türkiye’nin hassasiyetleri var. Biz burada özgürlüklerin garantisi olarak yürüyoruz. Birisi özgürlükleri kısıtlıyor. İnsanların yaptığı paylaşımları kaldırıyor. Özgürlüklere müdahale ettikleri için Türkiye burada vaziyet aldı. Türkiye burada özgürlükleri kısıtlamak için değil, özgürlükleri genişletmek için bu görüşmeleri yapıyor. Vatandaşlarımızdan sabır rica ediyorum. Biz, muhataplarımızın Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alan adımları atsın diye uğraşıyoruz.

Diğerinde ise çocukları korumaya yönelik. Bu alanı birlikte yönetmeliyiz. Biz, böyle bir iletişim devriminin olduğu çağda bunları kısıtlayarak yola devam etmeyi arzu eden bir iktidar değiliz. Ben kısa zamanda netice alacağını düşünüyorum.”

Paylaşın

Merkez Bankası Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Değiştirmedi: Yüzde 38

Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 38’de sabit tuttu. Banka, 2025 ve 2026 enflasyon tahminlerini ise sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde korudu.

Merkez Bankası (TCMB), yılın 2. Enflasyon Raporu toplantısında 2024 yıl sonu enflasyon tahminini iki puan yukarı güncelleyerek yüzde 38’e çekmiş, 2025 ve 2026 tahminlerini ise sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde korumuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü enflasyon raporunun sunumu için kameraların karşısına geçti. Karahan 2024, 2025 ve 2026 yıl sonu enflasyon tahminlerini değiştirmediklerini belirtti.

Fatih Karahan, mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,5 civarına, son çeyrekte ise yüzde 1,5’in bir miktar altına gerileyeceğini öngördüklerini sözlerine ekledi.

Haziran 2023’ten itibaren “sıkılaşma döngüsünü” başlattıklarını ve politika faizini yüzde 8,5’ten Mart 2024 itibarıyla yüzde 50’ye çıkardıklarını hatırlatan Fatih Karahan, “para politikasındaki sıkı duruşu fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceklerini” açıkladı.

“Para politikasındaki temkinli duruşun sürdürülmesiyle, enflasyonun yılın kalanında da istikrarlı olarak gerileyeceğini öngörüyoruz. Ayrıca, finansal koşullardaki sıkılaşmayla beraber talep koşullarında görülen dengelenmenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini tahmin ediyoruz” diyen Karahan şu öngörüde bulundu:

“Sıkı parasal duruşun sürdürülmesi ve hizmet enflasyonundaki katılığın zayıflamasıyla, enflasyonun ana eğiliminde gerileme 2025 yılında da devam edecek. Para ve maliye politikalarının eşgüdümü de bu sürece katkı sağlayacak.”

TCMB, yılın 2. Enflasyon Raporu toplantısında 2024 yıl sonu enflasyon tahminini iki puan yukarı güncelleyerek yüzde 38’e çekmiş, 2025 ve 2026 tahminlerini ise sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde korumuştu.

Paylaşın

Oyun Platformu Roblox’a Erişim Engeli

Özellikle gençler ve çocuklar arasında yaygın olan çevrim içi oyun platformu Roblox’a erişim engeli getirildi. Sosyal medya platformu Instagram’a da erişim engeli getirilmişti.

Haber Merkezi / Roblox, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) menşeli bir çevrimiçi deneyim platformu. Platformda kullanıcılar kendi oyunlarını oluşturabiliyor ve diğer oyuncuların yarattığı oyunları deneyimleyebiliyor.

Roblox, kullanıcılarına oyun oynamanın yanı sıra kendi geliştirdikleri oyunları diğerleriyle paylaşma imkanı da sunuyor. Platformun 2020 yılı itibarıyla dünya çapında aylık 164 milyon kişi tarafından aktif olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Türkiye, Esports.net verilerine göre Roblox oynayan kişi sayısında dünya beşincisi konumunda. 2024 verilerine göre tüm Roblox oyuncularının yüzde 4,43’ü Türk. Esports.net verileri ayrıca platformun Türkiye’de 9 milyondan fazla oyuncusu bulunduğunu gösteriyor.

Roblox, hikaye yazma platformu Wattpad ve sosyal medya platformu Instagram’ın ardından Türkiye’de son bir ayda erişim engeli getirilen üçüncü platform oldu.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) web sitesinde yer alan bilgide, İngiltere merkezli www.roblox.com sitesinin “07/08/2024 tarihli ve 2024/5282 D. İş sayılı Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişime engellendiği” bildirildi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, çevrim içi oyun platformu Roblox.com’un Türkiye’de erişime kapatılmasının, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda Adana 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla yapıldığını belirtti.

Açıklamada, “Çevrimiçi oyun platformu Roblox’un ülkemizde erişime kapatılması kararı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda Adana 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı iledir. Karar UYAP’ta yayınlanması sonucunda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından uygulanmıştır” ifadesi kullanıldı.

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara “Kürtçe” Tepkisi

DEM Partili Mehmet Rüştü Tiryaki, “Bu ülkede iki kelime Kürtçeden rahatsız olan iktidarlar var. İki kelime Kürtçeden rahatsız olan bir yönetim var. Önce yaya ve yanına peşi peya yazılmasından rahatsız olan bir siyasi iktidar var. Bu bakış açısını reddetmek ancak bir zenginlik olarak görmekle olur” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Mersin Akdeniz Belediyesi’nde stratejik plan çalışmaları sürüyor. Artı Gerçek’ten Abidin Yağmur’un haberine göre; Mahalle toplantılarıyla halkın görüşüne başvuran Belediye Eş Başkanlar Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız, son olarak sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya gelerek Akdeniz’in beş yıllık hedeflerini konuştu.

Toplantıya DEM Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkanı Mehmet Rüştü Tiryaki de katılarak açılış konuşmasını yaptı. Türkiye’de belediyeciliğin tarihinin 150 yıl öncesine, batıda ise 900 yıl öncesine uzandığını kaydeden Tiryaki, “Batı’daki belediyeciliğin geçmişi, merkezi yönetime muhalefetle eş değer. Belediyeler merkezle mücadele ederek belediye hizmetlerini verecek yerel yönetimleri güçlendirmişler. Yani belediyecilik tarihi aslında muhalefet tarihi” dedi.

Osmanlı’da ve Türkiye’de ise belediyeciliğin merkezi kamu idaresinin yereldeki yansıması biçiminde olduğunu ifade eden Tiryaki, “Cumhuriyet’ten sonra da belediyeler demokratik ve yerel hizmeti sunan kuruluşlar olmamış. Bugüne kadar, her zaman devletin vesayet yetkisi yerel yönetimlerin üzerinde olmaya devam etmiş. 1980 öncesinde birkaç örneği saymazsak, Fatsa’da Terzi Fikri’nin, Batman’da Edip Solmazlar’ın yarattığı geleneği saymazsak bu topraklarda belki de ilk demokratik belediyeciliği, ilk muhalif belediyeciliği, ilk halkın belediyeciliğini savunan parti bizim mirasını devraldığımız partiler oldu ve 1999’dan sonra biz ilk kez kamu otoritesinin yerel yansıması olan değil halkın olan belediyecilik hizmetlerini savunmaya başladık” dedi.

21. yüzyılın yerel yönetimler açısından altın çağ olacağını ifade eden Tiryaki, “Çünkü dünyanın dört bir yanında belediyeler artık geleneksel belediye hizmetlerini sunmakla yetinmiyorlar. Gerçekten çok karmaşık hizmetleri sunan kuruluşlar olmaya başladılar. Belediyeler neredeyse kentin tüm hizmetlerini, her ihtiyacını karşılar hale geldi” şeklinde konuştu.

Stratejik planın kapalı kapılar ardında değil, halkla birlikte yapılmasının önemine işaret eden Tiryaki, “Halkın katılımı olmadan, demokratik kitle örgütlerinin katılımı olmadan, o kentte yaşayanların katılımı olmadan düzenlenecek bir stratejik planın gerçek anlamda o kentte birlikte yaşayan insanların sorunlarını çözme olanağı yoktur” ifadelerini kullandı.

Akdeniz Belediyesinin “Akdeniz bütün renkleriyle güzel” sloganını çok beğendiğini ifade eden Tiryaki sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerçekten bu ülke bütün renkleriyle güzel olan bir ülke. Fakat birileri Akdeniz’in bütün renkleriyle güzel olmasını değil mermer olmasını istiyor. Türkiye’nin bütün renkleriyle güzel olmasını değil mermer olmasını istiyor. Tek renkli, tek sesli ve tek yapılı bir belediye olmasını istiyor. Biz bunu reddediyoruz. Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu kentte ve bu ülkede yaşayan her inancın, her etnik kökenden insanın, her mezhebin, her yaşam biçimin kendisine yer bulacağı bir ülke olmasını istiyoruz.

Her din, her dil, her inanç, her yönelim bu ülkede bölücü değil bu ülkenin zenginliği olarak kabul edilmesi gerekir. Akdeniz’de eğer bunu yaratabilirsek emin olun bütün ülkeye yayılacak bir vaha olarak yaşatabiliriz. Bu çok önemli. Çünkü bu ülkede iki kelime Kürtçeden rahatsız olan iktidarlar var. İki kelime Kürtçeden rahatsız olan bir yönetim var. Önce yaya ve yanına peşi peya yazılmasından rahatsız olan bir siyasi iktidar var. Bu bakış açısını reddetmek ancak bir zenginlik olarak görmekle olur. Akdeniz Belediyesi bunu yapıyor. Akdeniz tüm renkleriyle güzel demesi peşi paya yazısını inkar edenlere verilmiş en güzel yanıt olacaktır. Bu sloganın bu döneme denk düştüğünü söylemek isterim.”

“Kendimizi de kentimizi de kendimiz yönetiyoruz””

Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan da, “Bizim yönetim anlayışımızda toplumun bütününün dahil olacağı karar süreçleri esastır. Bu nedenle önce mahalle toplantılarıyla halkımızın görüşlerini aldık. Bugün de sivil toplum örgütlerinin görüşlerini alıyoruz. Akdeniz’in ciddi sorunları var. Bunları çözmek için kentin dinamiklerine ihtiyacımız var. Mersin’de çok etkili bir kadın yapılanması var. Akdeniz’in gelecek 5 yılını planlarken kadın bakış açısıyla planlamak istiyoruz. Akdeniz’in can yakıcı sorunlarından biri de uyuşturucu sorunu. Bu konuda yerel yönetimler olarak, kent dinamikleri olarak elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Bizim için önemli olan hep birlikte karar alıp hep birlikte uygulamak” dedi.

Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız da “Amacımız en başından beri demokratik, katılımcı, şeffaf yerel yönetim anlayışıyla, kendimizi de kentimizi de kendimiz yönetiyoruz anlayışıyla çalışmaktı. Bu çalıştay ile stratejik planımızı yapmak için ortak yol haritasını örmüş olacağız” dedi.

Paylaşın