Beşiktaş, Ziraat Türkiye Kupası’na Veda Etti

Ziraat Türkiye Kupası çeyrek final maçında Beşiktaş, kendi sahasında Kayserispor ile karşı karşıya geldi. Vodafone Park’ta oynanan mücadeleyi kazanan taraf 2-1’lik skorla Kayserispor oldu.

Haber Merkezi / Kayserispor, yarı finalde Trabzonspor’un rakibi oldu. Kayserispor’a galibiyeti getiren golleri 6. dakikada Mario Gavranovic ve 65. dakikada Miguel Cardoso kaydetti. Beşiktaş’ın tek golü ise 43. dakikada Valentin Rosier’den geldi.

Karşılaşmadan dakikalar;

6. dakikada Lionel Carole’un sol kanattan ortasında ceza yayında göğsüyle topu alan Mario Gavranovic’in Montero’yu geçip penaltı noktasına yakın bir noktadan vuruşunda meşin yuvarlak Ersin Destanoğlu’nun solundan ağlara gitti. 0-1

8. dakikada Sarı-Kırmızılılar’da Cordoso’nun ceza alanına girmeden çaprazdan şutu üstten auta gitti. 11. dakikada Ghezzal sağ çizgide topla buluştu, merkeze doğru çekti topu, uzaklardan vurdu, Cenk Gönen kornere çeldi.

22. dakikada Umut Meraş sol kanattan ortaladı, Teixeira iyi yükseldi, vurdu ancak kaleci Cenk’in üstüne. 28. dakikada Ramazan Civelek sağ taraftan ceza alanı içindeki Onur Bulut’u gördü, Onur döndü vurdu üstten aut.

43. dakikada sağ kanatta bulunan Rachid Ghezzal’ın uzun pasında ceza sahası içi sağında Kenan Karaman topu Atiba’ya indirdi. Atiba’nın pasında penaltı noktası üzerinde topu alan Valentin Rosier’in bekletmeden vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-1

45. dakikada Rosier bu kez sağdan içeri gönderdi, Batshuayi ayağını uzatıp, Cenk’i avlasa da bayrak havada. Gol ofsayt gerekçesiyle iptal edildi. 54. dakikada Rosier, sağ kanattan yay üzerindeki Batshuayi’ye gönderdi, onun sol ayağıyla vuruşu yandan auta gitti.

57. dakikada sağ kanattan topu alan Onur Bulut içeriye doğru iyi ortaladı, Bertolacci kaleye iyi bir top gönderdi ancak Ersin başarılı. 65. dakikada Kayseri soldan tehlikeli geldi, Carole yerden içeri çevirdi, ön direğe hareketlenen Cordoso vurdu ve Sarı-Kırmızılılar’ı 2-1 öne geçirdi.

67. dakikada Ghezzal sağdan geldi, çizgi üzerindeki Batshuayi’yi gördü, Belçikalı forvet iyi döndü ancak karşı karşıya kaldığı pozisyonda Cenk’i geçemedi. 75. dakikada Yay üzerinde kazanılan serbest vuruşta Abdülkadir Parmak vurdu, barajdan dönen topa gelişine Bertolacci vurdu, az farkla aut.

77. dakikada bu kez Beşiktaş gole yaklaştı… Seken topa ceza yayında Güven gelişine çok sert vurdu, top adeta direği sıyırarak dışarı çıktı. 90+6. dakikada Ghezzal, Larin’e ortaladı, Kanadalı çok iyi sakladı, penaltı noktası üzerindeki Batshuayi’yi gördü, Belçikalı plase vurdu ancak Cenk gole izin vermedi…

Stat: Vodafone Park

Hakemler: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, İbrahim Çağlar Uyarcan

Beşiktaş: Ersin Destanoğlu, Valentin Rosier, Welinton, Montero (Güven Yalçın dk. 71), Umut Meraş (Rıdvan Yılmaz dk. 71), Atiba, Necip Uysal, Alex Teixeira, Rachid Ghezzal, Kenan Karaman (Cyle Larin dk. 66), Michy Batshuayi

Kayserispor: Cenk Gönen, Onur Bulut, Hosseini (Uğur Demirok dk. 33), Mert Çetin, Lionel Carole, Abdulkadir Parmak, İbrahim Akdağ, Ramazan Civelek (Carlos Mane dk. 46), Andrea Bertolacci (Attamah dk. 80), Miguel Cardoso (Gökhan Sazdağı 71), Mario Gavranovic (Mustafa Pektemek dk. 80)

Goller: Valentin Rosier (dk. 43) (Beşiktaş), Mario Gavranovic (dk. 6), Miguel Cardoso (dk. 65) (Kayserispor)

Kırmızı kart: Valentin Rosier (dk. 90+3) (Beşiktaş)

Paylaşın

Babacan: Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.” dedi.

Dış politika konusunda iktidara eleştiriler yönelten Babacan, ”Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı bu saldırı temelsizdir, ikna edici hiçbir gerekçeye dayanmamaktadır. Rusya Federasyonu’nun kışkırtılması söz konusu değildir. Bu saldırının meşru hiçbir boyutu yoktur. Bağımsız bir ülkeye kukla bir rejim getirmek gibi arkaik bir ihtiras, yeni bir insanlık krizine kapı aralamıştır. Nükleer saldırı tehdidinin işaret edilmesi insanlık adına utanç verici bir gelişmedir. Nükleer savaşın kazananı olmaz. Kaybedeni ise tüm dünyadır.”

“Belli ki bizim hükûmet, Rus saldırısının sadece Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesi ile sınırlı kalacağını hesap etmiş” diyen Babacan Ukrayna’daki Türkiye vatandaşlarının tahliye işlemlerine ilişkin şunları söyledi:

“İngiltere, ABD, Avustralya, İsrail saldırıdan 10-13 gün önce vatandaşlarına tahliye çağrısı yaparken siz uyuyor muydunuz? Niçin vatandaşlarımızı ateşin ortasında bıraktınız? El alem açık açık çağrı yapmış, bizimki ‘İletişim bilgisi kayıtlı olanlara ikazda bulunduk’ diyor. Dışişleri açıklamasında tahliyeye 25 Şubat’ta başlandığını görüyoruz. İşgal başlamış, millet savaş ortasında kalmış, bizim hükûmet anca tahliye etmeyi aklına getirebilmiş. Jeton o zaman düşmüş.

Bundan böyle, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa ülkelerinin güvenlik stratejisinin tümüyle güncellenmesi gerekecektir. Türkiye, bir Avrupa ülkesidir. Türkiye’nin de içinde olduğu Avrupa, çok net ve hızlı adımlarla bu yeni dönemin gereklerini yerine getirmek zorundadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.

Her konuşmamda hukukun üstünlüğüne ve demokrasi seviyemize yaptığım vurgular, milletimizin güvenliği ve refahı için acil uyarı niteliğindedir. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacı sadece iyi niyetli bir söylem değil, ertelenemez bir beka meselesi haline gelmiştir. Bu konu, diplomatik bir pazarlık konusu değildir. Bu konu bizim insanımız içindir.

Türkiye’yi dış politikada her anlamda zayıflatan akıl dışı maceralar artık sınıra gelmiştir. Bundan sonrası ülkenin güvenliğine de ekonomisine de büyük zarar verir. Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının, dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir. Türkiye’nin, pek çok Avrupa kurumunun onurlu bir üyesi olarak, sorumluluğunun gereğini yapması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Avrupa Birliği doğrultusunda bir an evvel kararlı adımlar atması gerekir. Bunun yolu ise, ülkeyi yöneten troykanın işine son verip, hızlıca demokratikleşmektir.”

‘Otoriter iktidar sona erdiğinde Avrupa Birliği hedefi mümkün olacak’

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye hitaben kullandığı “Birileri saldırdığı zaman mı Türkiye’yi gündeminize alacaksınız?” ifadelerini şu sözlerle eleştirdi:

“Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti sınavındaki başarısız karnesi devam ettiği sürece, siz hiç sağa sola bakmayın. Otoriter iktidarınız sona erdiğinde, zaten Avrupa Birliği hedefinden söz etmek mümkün olacaktır. AİHM kararlarını uygulamak başta olmak üzere, evrensel hukuka uyduğunuz zaman AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır. Yalpalama dönemi sona erip, uluslararası toplumda ülkemize güven ve itibar kazandıracak hamleler yaptığımızda, AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır.”

Babacan’dan hükûmete 4 tavsiye

Babacan, hükûmete yönelik acil ekonomik tavsiyelerini ise şu sözlerle paylaştı:

“Derhal, enflasyon üzerindeki baskıların dengelenmesine yönelik adımlar atılmalıdır. Gıda güvenliği konusunda, Beştepe’deki ithalat lobisinin faaliyetlerine son verilmeli ve devlet artık Rusyalı çiftçiyi değil, kendi çiftçimizi desteklemelidir. Türkiye’nin enerji arz güvenliği sağlanmalı ve tek bir ülkeye bağımlılığın azaltılmasına yönelik çalışmalara acilen başlanmalıdır. Bu amaçla tarım ve enerji sektörlerinde alternatif kanallar geliştirilmelidir.”

Muhtemelen bugünlerde Merkez Bankası yine arka kapıdan yoğun döviz satıyor. Rakamlar çıkar ortaya. İstedikleri kadar gizlemeye çalışsınlar. Kur artışı demek de enflasyonda yeni bir artış dalgasının gelmesi demek. Bu savaşın ekonomimize en az 20-25 milyar dolarlık bir zarara yol açacağını öngörebiliyoruz. Ülkemizdeki otoriter ortaklığın, dış gelişmeler karşısında ekonomimizi kırılgan hale getirmesinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.”

Şu anda sadece Türkiye değil, eğer Avrupa doğal gaz tedariki konusunda alternatif kaynaklara sahip değilse, Rusya’ya aşırı bir bağımlılık varsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi şu andaki hükûmetin Türkiye’nin doğusundaki ve güneyindeki ülkelerle siyasi ilişkileri bozmasıdır. Bilerek yaptılar: Dışarıda düşman gösterip, içeride oy potansiyelini korumaya çalıştılar. Dar ideolojik bakışlarını ülkenin dış politikasını berbat etmek için kullandılar.”

Sürekli kriz üreten mevcut otoriter ittifakla vedalaştığımızda, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile her bireyin tek tek güçlendiği bir Türkiye’ye kavuşacağız. Her bir vatandaşımız kendisini ülkenin eşit ve güçlü bir vatandaşı hissedecek. İktidarın irili ufaklı ortaklarından gelen laflara bakmayın. Korkunç rahatsızlar. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Onlar uzun süredir istişareyi, farklı siyasi kimlikteki insanlarla birlikte hareket etmeyi, dinlemeyi unuttukları için böyle konuşuyorlar. Unuttukları için bizi anlayamazlar.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 189 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 56 bin 780 yeni vaka tespit edilirken, 189 kişi hayatını kaybetti. Dün, 59 bin 885 vaka tespit edilirken, 203 kişi hayatını kaybetmişti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,12, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,95 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 407 bin 536 test yapılırken, 56 bin 780 yeni vaka tespit edildi. 189 kişi hayatını kaybederken, 68 bin 268 kişi sağlığına kavuştu.

18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,12, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,95 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı 145 milyon 801 bin 884 doza yükseldi.

18 yaş ve üstü nüfusta en az iki doz aşı yaptıranların oranının en yüksek olduğu 10 il Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa oldu. En az iki doz aşı uygulananların oranının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ olarak sıralandı.

Bakanlığın 1 Mart verilerine göre, dün 403 bin 117 test yapılmıştı. Dün, 59 bin 885 vaka tespit edilirken, 203 kişi hayatını kaybetmiş ve 71 bin 545 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Açık Alanlarda Maske Zorunluluğu Ve HES Kodu Uygulaması Kalktı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında uygulanan maske takma zorunluluğunun açık havada kaldırıldığını, kapalı ortamlarda ise mesafe kuralına göre uygulanacağını bildirdi.

Bakan Koca, Bakanlığın Bilkent Yerleşkesi’nde düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından basın mensuplarına açıklama yaptı, soruları yanıtladı.

Şu an için Türkiye’nin koronavirüsün vaka sayılarına kıyasla en az etkilediği ülkeler arasında olduğunu söyleyen Koca “Bugün ısrarların sabırları sınadığı konularda size nihayet beklediğiniz haberleri vereceğim” dedi.

Salgının toplumsal hayatı eskisine oranla çok daha az etkilediğini ifade eden Koca, sağlık çalışanlarına teşekkür etti. “Birlikte eşsiz bir mücadele verdik” dedi.

Kovid 19’la mücadelenin bundan böyle aşıyla verileceğini kaydetti. “Şimdi sıra salgını toplumsal hayatımızın hakim unsuru olmaktan sağduyulu bir şekilde çıkarmakta, bir bakıma salgın esaretinden gerçek hayata geçmekte” diye konuştu.

Salgının etkisini yitirdiğinin gözle görülür bir gerçek olduğunu ifade eden Koca “Salgını günlük hayatın ana kriteri olmaktan çıkarmalıyız. Salgınla toplum olarak kısıtlamalar aracılığı ile mücadele etme döneminden hastalıktan bireysel olarak korunma aşamasına geçmeliyiz. Kişisel korunma da istersek süregelen alışkanlıklarımızı sürdürebiliriz. Maskeleri hayatımızdan çıkarmıyoruz, maskeyi gerektiğinde hemen takmak üzere yanımızda taşıyoruz” dedi.

Daha sonra da aldıkları şu kararları açıkladı:

  • Artık açık havada maske kullanmak zorunda değil
  • Kapalı ortamlarda havalandırma yeterliyse mesafe kuralına uyum gösteriliyorsa maske şart değil
  • Yeni dönemde HES kodu uygulaması kaldırıldı. Hiçbir kurum ya da kuruluşa girişte HES kodu kontrolü yapılmayacak
  • Hastalık şüphesi olmayan kişilerde test istenmeyecek.
  • Okullarda pozitif çıkan öğrencileri izole edilmesi yeterli bulunacak ve eğitim devam edecek
Paylaşın

Anksiyete Ve Depresyon Vakaları Yüzde 25 Arttı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüs (Kovid 19) pandemisinin başladığı 2020 yılında dünya çapında anksiyete bozukluğu ve depresyon vakalarında yüzde 25’lik artış kaydedildiğini bildirdi.

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, eldeki rakamların muhtemelen buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu belirterek “Bu tüm ülkeler için, ruhsal sağlık konusuna dikkat etmeleri yönünde bir alarmdır” diye konuştu.

DSÖ raporunda, artan anksiyete bozukluğu ve depresyon vakalarının temel nedenlerinden birinin, pandemiye karşı alınan kısıtlayıcı önlemler ve sosyal izolasyonun getirdiği yoğun stres olduğu belirtildi.

Raporda, iş yerindeki kısıtlamalar ile insanların aile içinden daha az destek aramaları ve çevrelerindeki dernek ve gruplardaki faaliyetlerinin azalması da etkili faktörler olarak sayıldı.

Rapora göre yalnızlık hissi ile kişinin kendisi ya da yakınlarıyla ilgili duyduğu enfeksiyon, hastalık ya da ölüm korkusu, ölüm vakaları karşısındaki üzüntü ve mali endişeler de insanların sağlığını olumsuz etkileyen stres faktörleri arasında yer aldı.

Raporda sağlık personelinde tükenmişlik nedeniyle intihar eğilimleri oluştuğuna, bu durumun daha çok gençler ve kadınlarda etkili olduğuna da işaret edildi.

Paylaşın

13 Yeni Dokunulmazlık Fezlekesi Meclis’e Gönderildi: HDP, TİP, CHP

11 milletvekili hakkında 13 yeni fezleke Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’na gönderildi. Meclis Başkanlığı gelen 13 fezlekeyi Adalet ve Anayasa Komisyonu’ndan oluşan Karma Komisyon’a gönderdi.

Haber Merkezi / Haklarında TBMM’ye fezleke gönderilen milletvekilleri şöyle: HDP Milletvekilleri Berdan Öztürk, Meral Danış Beştaş, Ayşe Acar (2), Ömer Öcalan, Feleknas Uca, Murat Sarısaç, Dersim Dağ (2) Sait Dede, Pero Dündar, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, CHP Milletvekili Veli Ağbaba.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

HDP: Bizler Kazanacağız, Darbeciler Kaybedecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, 2 Mart 1994 tarihinde Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve Meclis’te gözaltına alınıp, tutuklanmasının 28’inci yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Yaşanan sürecin utanç olduğu ve dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin Kürt sorununa yönelik ezberlerin dışında çözüm önerileri sundukları hatırlatılan açıklamada, milletvekillerinin savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, inkara karşı hakikati savunduklarının altı çizildi.

Kürt halkının iradesini “terörist” olarak nitelendiren 90’lı yılların karanlık ruhun bugün de varlığını sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Aradan geçen 28 yılda iktidarların Kürtlere bakışında ve Kürt halkı ve siyasi temsilcilerine yönelik saldırılarında ne yazık ki hiçbir değişiklik olmadı. Aksine çok daha düşmanlık ve nefret dolu yöntemlerle demokratik siyaseti hedef alan saldırılar devam ettiriliyor” ifadelerine yer verildi.

“Utanç bir kez daha yaşatıldı”

Açıklamada, dönemin Başbakanı Tansu Çiller iktidarının yerini AKP iktidarı aldığı belirtilerek, 2 Mart darbesinin 28’inci yıldönümünde aynı söylem ve ezberlerle HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırıldığı ifade edildi. Açıklamanın devamın şu ifadelere yer verildi:

“90’lı yıllarda bu ülkeye reva görülen utanç bir kez daha yaşatıldı. Çiller iktidarının yerini AKP aldı. 1994’te DEP’lilerin, 4 Kasım 2016’da o dönemki eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin dokunulmazlıklarını kaldırmak için sıraya giren muhalefet de bugün Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için sıraya girdi.

Son 6 yılda yapılanların tamamı demokratik siyasete yönelik işleyen darbe mekaniğinin çaresizliğini de gösteriyor. Ne kayyım ve 4 Kasım darbeleri ne Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın rehin alınması ne de bugün Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması darbecileri kurtaracak. Kapatma davası ve Kobanî Kumpas Davası da darbeciler için kurtarıcı olmayacak. Çünkü onlar darbe yaptıkça Kürt siyaseti büyüdü, demokratik siyaset Türkiye’de siyasi dengeleri belirleyecek temel aktör haline geldi.

“Bizler kazanacağız, darbeciler kaybedecek”

2 Mart ve sonrasında demokratik siyasete yönelik kesintisiz sürdürülen darbelerin ‘hem sanığı hem tanığı hem de mağduru’ olan Kürt siyasetinin emektarı Sevgili Ahmet Türk 1994’te Meclis’e şöyle sesleniyordu: ’12 Eylül’de içeri alındım ama 1987 seçimlerinde halkın oyuyla tekrar Meclis’e geldim. Eğer sağ çıkarsam inanıyorum halkın iradesiyle yine geleceğim. Bunun bilinmesini istiyorum.

Biz, her zaman toplumsal barıştan yana olduk, sorunların barış ve siyasal diyalog içinde çözümünden yana olduk.’ Tarih Ahmet Türk’ü ve Kürt siyasetini haklı çıkardı; Meclis’ten darbeyle uzaklaştırılanlar her seferinde halkın iradesiyle geri döndü. Bugünkü darbeler de elbette hükümsüz kalacak, tıpkı 94 darbesinin aktörleri gibi bugünün darbecileri de tarih olacak.

Bizler 2 Mart darbesi ve dün akşam Meclis’te yaşatılan darbe de dahil tüm sivil ve askeri darbeleri lanetliyoruz. Dün Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak boyun eğmedi, bugün de cezaevindeki yoldaşlarımız aynı onurlu ve kararlı tutumu sürdürüyor. Bizler de bu direnişi ve onurlu duruşu sonuna kadar devam ettireceğiz. Bizler kazanacağız, darbeciler kaybedecek.”

Paylaşın

Enerji Enflasyonunda Türkiye Avrupa’da Zirvede!

Elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlardan oluşan yıllık enerji enflasyonu Ocak 2022 itibariyle Türkiye’de yüzde 90 oldu. Yıllık enerji enflasyonu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ise ortalama yüzde 27 olarak gerçekleşti.

Euronews’ta yer alan habere göre; Ocak 2021 ile Ocak 2022 arasını kapsayan son bir yılda akaryakıt fiyatlarının en çok arttığı ülke de yüzde 110 ile Türkiye oldu.

Türkiye yüzde 96 ile elektrik fiyatlarının en çok arttığı ikinci ülke olarak kayıtlara geçti. Türkiye doğal gaz enflasyonunda ise yüzde 56 artışla Avrupa ülkeleri arasında 11. sırada yer aldı.

Yıllık enerji enflasyonu: Türkiye yüzde 90 ile zirvede

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ocak ayları arasında Avrupa ülkelerinde yıllık enerji enflasyon oranlarını açıkladı.

Enerji enflasyonu; elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlara göre hesaplanıyor. Yıllık enerji enflasyonunun zirvesinde yüzde 90 ile Türkiye var. 27 ülkeden oluşan AB ortalaması ise yüzde 27.

Ancak birçok Avrupa ülkesinde enerji enflasyonunun yüksek olması dikkat çekiyor. Yıllık enerji enflasyonu Belçika’da yüzde 67 olurken üçüncü sırada yüzde 58 ile Hollanda var.

Son sırada ise fiyatların hiç değişmediği Malta var. İzlanda ve Sırbistan’da enerji fiyatları sadece yüzde 11 arttı.

Ocak itibariyle yıllık enerji enflasyonu diğer bazı ülkelerde şöyle oldu: Yunanistan yüzde 41, İspanya yüzde 33, Bulgaristan yüzde 25, Almanya ve Fransa yüzde 21.

Elektrik fiyatları en çok Hollanda’da arttı, Türkiye 2. sırada

Son bir yılda elektrik fiyatlarının en çok arttığı ülke ise yüzde 111 ile Hollanda oldu. Türkiye yüzde 96 ile ikinci sırada yer alırken Belçika yüzde 71 ile üçüncü sırada. Elektrik fiyatlarında enflasyon AB ortalamasında yüzde 24 oldu.

Üç ülkede elektrik fiyatlarında düşüş yaşanırken iki ülkede ise fiyatlar değişmedi. Letonya’da elektrik enflasyonu yüzde eksi 18, Lüksemburg’da eksi 3, Romanya’da eksi 2 oldu. Malta ve Macaristan’da ise yüzde 0.

Diğer bazı ülkelerdeki oranlar ise şöyle: İtalya yüzde 62, İspanya yüzde 46, Almanya yüzde 11, Fransa yüzde 4.

Doğal gazda enflasyon 4 ülkede yüzde 100’ü aştı

Doğal gazda enflasyon ise bazı ülkelerde yüzde 100’ü aştı. Zirvede yüzde 148 ile Belçika var. Bu ülkeyi yüzde 144 ile Bulgaristan, yüzde 128 ile Danimarka ve yüzde 105 ile Hollanda takip ediyor. Türkiye’de doğal gaz fiyatları son bir yılda yüzde 56 artarken AB ortalaması yüzde 41 oldu.

Enflasyon verileri, doğal gazın yanı sıra sıvılaştırılmış gazları da kapsıyor.

Akaryakıt enflasyonunda Türkiye açık ara zirvede

Akaryakıt enflasyonunda ise Türkiye açık ara zirvede yer alıyor. Ocak 2022 itibariyle son bir yılda akaryakıt fiyatları Türkiye’de yüzde 110 arttı.

İkinci sıradaki Bulgaristan’da ise akaryakıt fiyatları aynı dönemde sadece yüzde 35 arttı. AB ortalaması yüzde 26 olurken Malta’da fiyatlar artmadı.

Diğer bazı ülkelerde yıllık akaryakıt enflasyonu şöyle oldu: Belçika yüzde 33, Almanya yüzde 27, Yunanistan yüzde 26, Fransa yüzde 25 ve İtalya yüzde 20.

Paylaşın

Benzin Ve Motorine Yeni Zam Kapıda!

ABD ve Rusya arasında süregelen Ukrayna krizinde Moskova’nın Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetlerini tanıma kararı, akabinde bu ülkeye işgal hareketi başlatmasıyla petrol fiyatlarında rekor artış kaydedildi.

Küresel piyasalarda 2014 yılından beri petrol fiyatları ilk kez 110 doların üzerine çıktı. Bu durum da beraberinde motorin, benzin ve LPG ürünlerine yeni zamları getiriyor. Ekonomistler yeni zam oranının 88 kuruş ile 1.60 kuruş arasında olacağını öngörüyor.

Halk TV’den Hava Asal’ın haberine göre ekonomist Oğuz Demir, “Petrol 2012’de seviyeleri görmüştük. Rusya savaş nedeniyle gelen yaptırımlara karşı hala petrol kozunu oynamadı. Oynar mı? Sanmıyorum. Ama eğer piyasayı sıkıştırmak istersen petrol fiyatları muhtemelen 120 doların üzerini görür. Rusya petrol kozunu kullanmasa da işgal uzadığı sürece petrol fiyatlarında artış bekleniyor” dedi.

Demir petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle ‘bu gece benzine 88 kuruş motorine ise 1.50 kuruş zam gelmesinin beklendiğini’ belirtti.

“1.60 TL civarında bir zam görebiliriz”

Ekonomist İris Cibre ise sosyal medya paylaşımında “Petrol 2014 den beri en yüksek seviye olan 110 USD a yükseldi. 1.60 TL civarında bir zam görebiliriz. Bu da benzin fiyatlarını 18 TL’nın üzerine taşır” dedi.

Ekonomist Özgür Demirtaş da kişisel sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda petrol fiyatlarının grafiğine yer vererek “Anlık petrol fiyatı. Üzgünüm, zira olan fakire ve yoksula olacak: Son yeşil bara dikkat” dedi.

Otogaza iki gün üst üste zam geldi

EPGİS’in açıklamasına göre, dün gece LPG otogazın litre fiyatına 61 kuruş zam geldi. Açıklamada “Pompa satış fiyatlarına yansıyacak şekilde artış olmuştur” denildi.

EPGİS, LPG otogazın litre fiyatına 33 kuruş zam geldiğini açıklamıştı. Pompa satış fiyatlarına yansıyan zam, dünden itibaren geçerli olmaya başladı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Çok Sert ‘İki Ayyaş’ Tepkisi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert sözlerle yüklenen İYİ Parti Lideri Akşener, “Birinci ayyaş dedikleri Birinci Dünya Savaşı’nın küllerinden bir devlet bir ülke kurdu! Utanmadan anasına genel evde çalışıyor dediniz, ayıp, ayıp, ayıp! İkinci ayyaş dediğiniz II. Dünya Savaşı’na sokmadı bu ülkeyi, bir gencinin burnunun kanamasına izin vermedi!” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle;

6 siyasi parti olarak çok önemli bir adım attık. Milletimizi işsizlik, umutsuzluğa hapseden; devletimizi liyakatsizliğe mahkum eden partili cumhurbaşkanlığı sistemi ucubesinden kurtulmak için çok önemli bir adım attık.

Yaşadığınız hayata size sunulan koşullara baktığınızda aklınıza ilk ne geliyor? ‘Ne çektik be?’ mi diyorsunuz yoksa ‘Ne çektiniz be cumhurbaşkanım’ mı diyorsunuz. Cevap gün gibi ortada. Memleketin gerçekleriyle bağını koparalı uzun zaman olmuş Sayın Erdoğan’ın da o cevabı duymaya ihtiyacı var. Neden mi? Çünkü fark etmişsinizdir. Telefonunu çıkar bakalımcı dayıların büyük üstadı, dizilerdeki bilge adamlar edasıyla teksir kağıdı nedir biliyor musunuz diye soruyor.

“Gençlere nasihat vermekten, nutuk atmaktan artık vazgeç be kardeşim!”

Sayın Erdoğan bizler teksir kağıdından sarı defterlerle okuduk bugünlere geldik. Peki sen kuşe kağıtla okumasına rağmen okuduğu okulun hiçbir faydasını görememek nedir bilir misin? Binbir emekle okulunu bitirip atanamamak nedir bilir misin? Üniversiteden mezun olup annenden babandan harçlık almaya, zincir markette kasiyerliğe mahkum olmak nedir bilir misin? Hayallerinin hayatını şekillendirmesi gereken yaşta AVM köşelerinde yitip umutsuzluğa hapsolmak nedir bilir misin? Bilmiyorsun Sayın Erdoğan, çünkü sen de aynı benim gibi Cumhuriyetimizin sunduğu fırsat eşitliğinden faydalandın. Bugün senin yönettiğin Türkiye’de gençlerimiz Cumhuriyetin sunduğu imkan ve fırsatlardan yoksun kaldı. Bu gerçeği ne kağıtla, ne binayla ne de hamasetle kapatamazsın. Ben büyüdüğüm Türkiye’nin imkanlarını bugün gençlerimize sağlayamadığım için suçlu hissediyorum. Sen de takkeni önüne koy, bu gerçeklerle yüzleş. Gençlere nasihat vermekten, nutuk atmaktan artık vazgeç be kardeşim! Sıktı artık, bıktırdın artık!

Biliyorsunuz, Bay Kriz ve arkadaşları için, her şey sayılardan ibarettir. Ancak kendileri, verdikleri sayıların niteliğiyle, karşılığıyla ve sonuçlarıyla, asla ilgilenmezler. Mesela çıkıp; ‘Bizden önce, 526 bin olan öğretmen sayısını, 993 bin 670’e çıkardık’ derler. Ama, o 993 bin öğretmenimizin içerisinde; atanamadığı için, intihar eden kardeşlerimizle, asla ilgilenmezler. Mesela çıkıp ‘Bizden önce 76 üniversite vardı, biz bu sayıyı 207’ye çıkardık’ derler. Ama o üniversitelerden mezun olduktan sonra; işsizlik sarmalında çile çeken gençlerimizle, asla ilgilenmezler. Madem bu arkadaşlar, sayıları bu kadar çok seviyor, o zaman gelin, biz de bazı sayılardan bahsedelim…

Mesela, enflasyondan konuşalım. TÜİK’in açıkladığı hâliyle bile yıllık gıda enflasyonumuz, yüzde 55 olmuş. Bırakın OECD’yi, Arjantin’e bile, 5 puan fark atmışız. “Zampiyonlar Ligi’ne” çevirdikleri memleketimizde, sadece bir yılda; Patlıcanın fiyatı yüzde 166,  Patatesin fiyatı yüzde 123, salatalığın fiyatı yüzde 111 artmış. Çok değil, bundan daha bir yıl önce; Markete gittiğimizde, 100 lira ödediğimiz ürünlere bugün 156 lira ödüyoruz.

Bugün çiftçi dostu olarak kurulup, iktidarın yandaş müteahhitlerinin dostu hâline getirilen Ziraat Bankası’nda tarıma verilen krediler, toplam kredilerinin yüzde 14’ünü oluşturuyor.  Yani Ziraat Bankası’nın verdiği, her 100 liralık kredinin, sadece 14 lirası, tarıma gidiyor.  İşte bu yüzden, hep söylediğimiz gibi İYİ Parti iktidarında, Ziraat Bankası’nı yeniden çiftçinin dostu yapacak, kamu bankalarının sırtına, adeta sülük gibi yapışan, yandaş şirketleri de söküp atacağız.

“Enerji enflasyonunda Avrupa’da açık ara birinci sıradayız”

1 sene içerisinde elektrik üretiminde kullanılan doğal gaza yüzde 341, sanayide yüzde 435, konutlarda ise yüzde 47 zam yapıldı. Ben böyle deyince Avrupa’da da zam var demeye başlayacak olan arkadaşlar var. Avrupa’da pandemi sonrası genişleme ve uluslararası alandaki istikrarsızlıktan kaynaklanan enerji enflasyonu Eurostata göre sadece yüzde 25. Yani yüzde 435’e varan zamlar ile Avrupa’da açık ara birinci sıradayız.

O sandık gelecek ve bu harami düzenden kurtulacağız. İYİ Parti iktidarında milletimizi hak ettiği refaha kavuşturacağız.

Sayın Erdoğan’ın, her sıkıştığında arkasına saklandığı cümlelerden biri; ‘Bütçeden bir kuruş harcamadan köprü, yol, havaalanı yapıyoruz’ cümlesidir. Ne var ki 2022 yılı bütçesine bu dolar garantili ödemeler için 42,5 milyar lira ödenek kondu. Bununla kalsa yine iyi, Türk lirası değer kaybedince bu ödeme miktarı 65 milyar liraya çıktı. Yanlış duymadınız. 65 milyar lira. Yani, Sayın Erdoğan’a göre, bütçeden kuruş harcanmayan projelerin, sadece 2022 yılı için bütçeye getirdiği yük 65 milyar lira. Bu arkadaşımız ya göz göre milletine yalan söylüyor ya da artık ipin ucunu o kadar kaçırmış ki, olan bitenin farkında değil. Bu rezaletin başka bir açıklaması olamaz.

Ülkemizde canımızı yakan bir başka konu da akaryakıt fiyatları. Biz şu an yakıtı Amerika’dan, Angola’dan, Arjantin’den daha pahalıya kullanıyoruz. Hatta Taliban’ın Afganistanı’ndan, Esad’ın Suriyesi’nden bile daha pahalıya kullanıyoruz. Ülkemizde son 1 sene içerisinde benzin yüzde 134, mazot fiyatları yüzde 139, LPG ise yüzde 143 arttı. Utanmadan çıkıp domates tarlada 1 lira, markette neden 20 lira diye nara atıyorlar. Yahu el insaf. Mazot 17 lirayı geçmişken tarladaki 1 liralık domates tezgahta nasıl 1 lira kalsın. Sayın Erdoğan sağda solda düşman aramaktan artık vazgeç. Hayat pahalılığını neden bitiremiyorsunuz, bu gıda fiyatları neden uçuyor diye sorduğumuzda suçu domates, biber, patlıcan lobisine atarak meseleyi çözemezsin. Domatesin tarlada 1 lira markette 20 lira olmasının sebebi bizzat sensin sen.

“Ukrayna’nın cesur evlatlarını saygıyla selamlıyorum”

Bugün Türk milleti olarak hepimizin yüreği bir başka millet için çarpıyor. Ukrayna’nın vermiş olduğu mücadeleyi belki de en iyi biz anlıyoruz. Bu vesileyle Ukrayna’nın cesur evlatlarını saygıyla selamlıyorum.

Tarihin kırılma noktalarından birisine tanıklık ediyoruz. Ukrayna’nın şehirleri, sivillerin yaşam alanları hedef alındı. Bunun bir işgal girişimi olduğunu söylemek zorundayız. Çünkü Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna halkının iradesini tanımıyor. Siyasi egemenliğine saygı duymuyor. Askeri yollarla düpedüz vali atamaya çalışıyor. Bunlarla da yetinmiyor. Adeta paranoya nöbeti geçiren bir Rus kahramanı gibi ülkesini güvende kılmak için istediği ülkeyi işgal etme hakkını da kendinde görüyor. Bu durum her bakımdan bir dönüm noktasıdır. Artık dünyamızın bir Rusya yayılmacılığı sorunu var. Rusya, uluslararası hukuku ve BM prensiplerini tanımadığını çık şekilde dile getirdi. Karşımızda herhangi bir ülke tarafından saldırıya uğramadığı halde istediği ülkeyi işgal etme hakkını kendinde gören zihniyet tüm gerçekliğiyle duruyor.

Bu tavır bize İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Doğu Avrupa’yı, adım adım kontrolü altına alan Stalin’i hatırlatıyor. Stalin, sınırlarını genişletme konusunda, öylesine hırslıydı ki, kendi sözünü dinlemeyeceğini düşündüğü, Doğu Avrupalı komünist siyasetçileri bile, ortada kaldırmış, yerlerine kendi emir erlerini atamıştı. Yani Soğuk Savaş dünyasında da mesele, komünizmin yayılmasından çok, Rusya’nın yayılmasıydı. İşte o nedenle;1956 yılında Budapeşte’de, 1968 yılında ise Prag’da dolaşan Sovyet tanklarının, tek bir amacı vardı: O amaç, Rusya’nın tahakkümünü korumaktan başka bir şey değildi. O yıllarda, Sovyetler’in uyguladığı bu strateji, sosyalizmin arkasına gizlenebiliyordu. Soğuk Savaş sona erdikten sonra, artık geride ardına gizlenecek bir ideoloji de kalmadı. Ancak bu Rus devletinin yayılmacılık tutkusunun bittiği anlamına gelmiyor. Bugün bunu tüm çarpıcılığıyla görebiliyoruz. Bu tutku Putin ile birlikte yeniden dirilmiş durumda.  Bu defa ise, sosyalizm terimlerinin yerini, Çarlık Rusya nostaljisi almış gibi görünüyor.

Putin’in zulmüne maruz kalan onca insanı kaderlerine terk edemeyiz. Vakit, çekimser kalma değil zalimin karşısında dik durma vaktidir. Rusya’nın bu durumu ortadayken Türkiye’nin güvende olduğunu kim iddia edebilir. Putin’in kafasındaki Rusya’nın eksik parçalarının Kars, Erzurum ve Ardahan olmadığını kim rahatlıkla söyleyebilir.

Bugün, bölgemizdeki tüm bağımsız devletler, bu soruyu kendi ülkeleri için soruyorlar.  Ve herkes, Putin’in idaresindeki Rusya nedeniyle, güvenliğinin tehlikede olduğunun farkında. Bunun farkında olmayan ve Rusya’nın bu halinden memnun olan, tek bir bölge ülkesi var, o da maalesef Türkiye.  Mevlana diyor ki; “Kuş avlamak isteyen, kuş taklidi yapar.” O nedenle; Rusya’nın mevcut durumundan, memnuniyet duyanların, Türkiye’nin Rusya ile girdiği, asimetrik ilişkiyi destekleyenlerin, Ukrayna’da zulüm sürerken, Rus televizyonlarında yorumculuğa soyunanların, kendilerine milliyetçi diyerek, milli güvenlik konularında, ahkam kesmeleri beni hiç de şaşırtmıyor.

Halbuki ortada, çok açık bir gerçek duruyor. Karşımızda, bölgesindeki ülkelerin sınırlarını, bağımsızlığını ve siyasi egemenliğini tanımayan, bunu da açıkça beyan eden bir Rusya var. Aklı başında insanlar tarafından yönetilen her devlet eğer bağımsızlığını ve egemenliğini Rusya’ya karşı korumak istiyorsa belirli adımlar atmalıdır.  Ancak üzülerek söylüyorum ki; Türkiye, bu adımları atamayacak kadar, Rusya’ya bağımlı hale getirilmiştir. İki ülke arasındaki ilişki, dengeli ve simetrik değildir.

Bu ilişki, Rusya lehine asimetrik bir ilişkidir. S400’lerden Suriye’ye, Akkuyu’dan turizme kadar, hemen her alanda bu asimetrinin, Türkiye’yi düşürdüğü kırılgan durumun yansımalarını görüyoruz.

Bakın size hemen bir örnek vereyim.  Geçen hafta, Sayın Erdoğan çıktı ve Ukrayna krizinde, NATO’yu göreve çağırdı. Ukrayna’ya daha fazla destek olmuyorlar diye NATO ülkelerini eleştirdi, içeride de gazetelere demeç verdi. Aynı günün akşamında ise Strazburg’da, Rusya’nın, Avrupa Konseyi’ndeki üyelik haklarının, askıya alınmasına dair, bir oylama vardı. Peki orada ne oldu? Sabah Rusya’yı eleştiren ve batılı devletleri göreve çağıran Sayın Erdoğan, aynı günün akşamı konseyin 47 ülkesinden bir tek Ermenistan’ın Rusya’ya destek olduğu oylamada, çekimser kaldı.  Aynı gün.  İşte size, Ak Parti iktidarının, dış politikada memleketimizi düşürdüğü kırılgan durum.

Artık tüm dünyada, yeni bir dönemin başladığına inanıyorum. Memleketimiz, badireler coğrafyasında, badireli zamanlara alışkın bir ülkedir. Ancak bizler, yaşanan bu badirelere sadece milletimizi, topraklarımızı ve egemenliğimizi korumak ve kollamak adına müdahil oluruz. Çünkü biliriz ki bu prensibe bağlı kalınmadığı zaman, ‘galip kahraman olma hayalleri’, süratle ‘galiz kahramanlığa’ dönüşür. Tarihimiz, bunun nice örnekleriyle doludur. Ve şanlı tarihimiz, havanda su dövmenin yeri değil, ders alıp gelişmenin mutfağıdır. Nitekim; Lozan’ı ve Montrö’yü imzalayıp, Anadolu ve Trakya’nın tapusunu, milletin, evrak-ı metrukesine koyanlar; barışın bedelini unutmayalım diye, ‘Yurtta barış, cihanda barış’ demişlerdir. Devlerin savaşında, bu toprakların genç fidanları başkalarının ütopyaları uğruna toprağa düşmesin diye, ‘Ne başkasının bir karış toprağında gözümüz var ne de başkasına bir karış toprak veririz’ demişlerdir. Ama maalesef Türkiye, böylesine hassas bir dönemde burnunun ucunu bile görmekten aciz olduğu halde görmediği ufkun ardındakilerin masalını, milletine anlatma cüretini kendine hak gören laf ebeleri tarafından, sevk ve idare ediliyor.

‘İki ayaş’ tepkisi

Öyle ki; 1’inci Dünya Savaşı’nın yangınının küllerinden, bir memleket kuranların, hakir görüldüğü, 2’inci Dünya Savaşı’nın yangınını bu memlekete sıçratmayanların basiretsiz bulunduğu bir acayip delilik hali. Hani iki ayyaş deniliyor ya ondan bahsediyorum. Kimse de sesini çıkarmıyor ya ondan bahsediyorum. Birinci ayyaş dedikleri birinci dünya savaşının küllerinden bir devlet bir ülke kurdu. Anadolu’nun her evinde en az iki gencimizin şehit olduğu bir dönemden bahsediyorum. Havza’dan Amasya’ya giderken otomobilinin tekerliği patladığında onun tamiri için beklerken çit süren bir çiftçinin yanına giden Gazi Mustafa Kemal der ki ‘İzmir işgal edildi efendi sen çiftini sürüyorsun haberin mi yoktur yoksa nedir?’ Beyim haberim var ama oğlum Çanakkale’de Abim Yemen’de Sarıkamış’taki ailesinin fertlerini sayar. Bu kadar erkeğin evladı bana bakıyor. Bu topal ayakla kırık kola bu gariban öküze bakıyor. Onun için bu tarlayı sürmek zorundayım. Hele İzmir’deki işgalciler gelsin tarlamın sınırına o zaman bakarım. Bunu diyen o çiftçiden o köylüden yıllar sonra afet İnan gaziye sorar ne olmuştur? Der ki Sakarya’da şehit düştü. Tamam mı! İşte bu devlet bu akılla bu vicdanla bu yürekle kuruldu. Ayyaş dediğiniz buydu. Utanmadan anasına genel evde çalışıyor dediniz. Ayıp ayıp ayıp! İkinci ayyaş dediğiniz II. Dünya Savaşı’na sokmadı bu ülkeyi, bir gencinin burnunun kanamasına izin vermedi!

Dün, 1 Mart tezkeresinin yıl dönümüydü. O ret kararı milli meclisimizin o günlerde ortalıkta ‘BOP Eşbaşkan adayıyım’ diye gezenlere verdiği en önemli cevaptı.  Milli egemenliğin ve milli iradenin, Türkiye’nin varlık senetlerine meydan okuyan, bir karanlık iradeye karşı isyanıydı. Aradan 19 yıl geçti. Ve o aynı karanlık irade; 1 Mart 2003’te, Gazi Meclisimize karşı açtığı, hırs ve intikam savaşında adına bir de utanmadan ‘Türk Tipi’ dedikleri, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ucubesiyle galip geldiğini zannetti. Tıpkı eski ‘abilerinin’ ona öğrettiği gibi büyük yalanlarla, büyük mesafeler aldığını zannetti. İşte o nedenle bugün bizlerin, arkamıza millet iradesini alarak çıktığımız bu kutlu yol milletimizi, mehmetçiğimizi ve devletimizi herhangi bir zaman, herhangi bir şekilde, herhangi bir amaçla, herhangi müstevlinin aracı, maşası veya yancısı yapma olanaklarını ortadan kaldırmaktır. Meclisimizin gücünü ve iradesini, tek adamcılık oynayan, kravatlı ergenlere karşı her daim üstün kılabilme çabamızın altındaki sebeplerin en önemlisi işte budur.

“Atatürk, yozlaşmış Avrasya rejimlerine duyulan hayranlığı gizleyecek bir maske değildir”

Nitekim bugün; Türk’ün incinen gururunun rüzgarını, arkasına alarak, ‘Ey Batı’, ‘Ey NATO’ diye çıktıkları yolda dünün eş başkanları, bugünün matruşka bebeği olma hevesine kapılmışlardır. Dahası, söz konusu kimseler, Aziziye tabyalarını, Allahuekber Dağları’nı, Plevne’yi, Kırım’ı, Erzurum’u, Nene Hatun’u unutmuşlar ama ne hikmetse, yerlilik ve millilik panayırları düzenlemekten de, geri durmamaktadırlar. Amma kirli ve kara para ağlarının, karanlık iş ilişkilerinin, mafyatik idarelerin ortak dostlarıyla bir araya gelmek isteyenler ve Türk Milleti’ni merdiven altı parya düzeninin köleleri yapmak isteyenler, bilsinler ki bu millet ölmedi ve yılmadı.

Büyük Türk Milleti! Ne bugün, bizzat kendisinin, mucidi olduğunu iddia ettiği fakat onlara her icraatıyla ihanet eden ve bizzat şovunu yaptığı değerlere ve anlaşmalarına uymakta nazlanan bir Batı’nın; Ne de yüze gülen, ama arkandan kuyu kazan, bir sözde Avrasya’nın veya çöllerinde altın kaplama jipler üzerinde, borsa simsarlığı yapan bir alemin “küçük-stratejik ortağı” olamazsın! Kaderini ne 11 askerinin başına çuval geçiren hadsizlere ne de 34 askerini bombalayarak şehit eden bir zorbaya bağlayamazsın. Ne vatandaşlığını bir avuç dolara satanların ne de topraklarını, limanlarını, birkaç küçük avantaya devredenlerin, marabası olamazsın. Ne burnunun dibinde savaş tamtamları çalarken Afrika seyahatine çıkan öngörü şampiyonlarının ne de ‘Boğazlardan para kazanamıyoruz’ diyerek milletin tartışılmaz egemenlik haklarını, berhava etmeye kalkanların kara düzenine araç olamazsın. Büyük Türk Milleti! Türkiye küresel bir Dünya’da, yalnız kalamaz, yalnız bırakılamaz. Türkiye her şeyi ikiye ayırmaya alışkın, köhnemiş dimağların, boynu bükük bir köprüsü yapılamaz. Türkiye ya Natocusun ya Avrasyacı; ya doğucusun ya batıcı denilerek iç ya da dış tek adamcıların, hüllecisi olamaz.

Atatürk, yozlaşmış Avrasya rejimlerine duyulan hayranlığı gizleyecek bir maske değildir. Medeni dünyanın kurallarını yok sayan, diplomasiyi küçümseyen ruh hastalığını da stratejik zeka zanneden kendini bilmezlerin de referans noktası değildir. Atatürk’ün, ülkemizi, medeni milletler ailesinin, onurlu bir üyesi yapma gayreti revizyonist olmayan dış politikası hamaset yerine, aklı önceleyen felsefesi ve egemenlik kavramına duyduğu saygı bizim ilham kaynağımızdır. O’nun sahip olduğu ülkemizin kalkınmasına ve refahına ket vuran değil kalkınmayı destekleyen dış politika anlayışı, bizim de anlayışımızdır.”

Paylaşın