Türkiye, Rus Oligarklara Nasıl Kur Yapıyor?

Birleşik Krallık merkezli The Economist, dergisi “Türkiye Rus oligarklara nasıl kur yapıyor?” başlıklı yazısında Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye-Rusya ilişkilerini yorumladı. Ankara’nın dış politikasının eleştirildiği imzasız yazıda, Türkiye’nin “Rus sermayesine sıcak bakarken Ukrayna’ya silah sattığı” belirtildi.

Türkiye’nin Rusya’ya karşı net bir tavır almadığı suçlamalarının dile getirildiği yazı, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesinin üzerinden birkaç hafta geçmişken, İngiltere tarafından yaptırım listesine alınan Rus oligark Roman Abramoviç’e ait iki süper lüks yat Türkiye limanlarına demirledi” cümlesiyle başlıyor. Yazı şöyle devam ediyor:

“İki diğer oligark Andrey Molçanov ve Maksim Şubarev ile eski Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’le ilişkilendirilen teknelerin de görüldüğü bildirildi. 29 Mart’ta Abramoviç Türkiye’de ortaya çıktı ve barış görüşmeleri için İstanbul’a gelen Rusya ve Ukrayna müzakere heyetlerine katıldı.

“Türkiye bu savaşta birden fazla rol oynuyor. Bir NATO üyesi olarak Ukrayna’yı destekliyor ve ona çok sayıda Rus tankını enkaza çeviren silahlı insansız hava araçlarını (SİHA’lar) satmayı sürdürüyor. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’nın işlediği suçlara yönelik eleştirileri hafifti. Daha da endişe verici olan, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları etrafından dolandığına dair işaretler olması.”

Economist daha sonra bu kuşkularını hangi açıklamalar ve tutumlarla desteklediğini sıralıyor:

“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 26 Mart’ta, Rus oligarkların uluslararası hukuka saygılı oldukları sürece yatırımlarını Türkiye’ye getirebileceklerini söyledi. Erdoğan da ‘kapıları açık tutacağını’ söyledi. Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin ruble, Çin yuanı veya altın ile yapılmasını önerdi. Bir Rus hava savunma sistemi (S-400) satın aldığı için zaten Amerikan yaptırımlarıyla yüz yüze olan Türkiye, Rusya ile yeni silah anlaşmaları yapma ihtimalini reddetmemişti.

“Türklerin çoğu kendilerini Ukrayna’ya yakın hissediyor. Fakat Erdoğan’ın Batı’yı kışkırtma ve Rusya’ya taviz verme alışkanlığı da etkisini gösteriyor. Yakında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türklerin yüzde 73’ü, ülkelerinin Ukrayna konusunda tarafsız kalmasını istiyor. Savaştan Rusya’nın sorumlu olduğunu düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 34. Yüzde 48, ABD ve NATO’yu suçluyor. Erdoğan, savaş suçları da dahil hiçbir şeyin Putin ile ilişkisini bozmasına izin vermemekte kararlı görünüyor.”

Economist bu noktada, “Rusya diktatörü” olarak nitelendirdiği Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov’un 2 Nisan’da “Türkiye ile ilişkilerimiz harikulade” dediğini hatırlatıyor.

‘Zelenskiy, Erdoğan’dan hep övgüyle söz ediyor’

Economist, “Erdoğan’ın Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapma teklifi övgüyle karşılandı” diyor ve ekliyor: Diğer liderleri Rusya konusunda fazla yumuşak davranmakla suçlayan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Türkiye liderinden hep övgüyle söz ediyor.

Yazıda ayrıca Carleton Üniversitesi’nin Çağdaş Türkiye Araştırmaları Merkezi’nden Yevgeniya Gaber’in görüşlerine de yer verilmiş. Gaber’e göre ,”Ukrayna’nın Türkiye’yi eleştirmemesinin nedeni Türk SİHA’ları olabilir.”

Economist’teki yazı şu satırlarla noktalanıyor: “Türkiye’nin Rusya’ya karşı ortak yaptırımlara katılmayı reddetmesi şaşırtıcı değil. Ülke geleneksel olarak yaptırımların bir dış politika aracı haline gelmesine her zaman karşı olmuştu. Fakat Erdoğan’ın fırsatçılığının Batı başkentlerinde yarattığı bıkkınlık büyüyor. Birçokları, Türkiye’nin sonuç getirmeyen barış görüşmelerini bir bahane olarak kullandığını düşünüyor.

“Bir Avrupa yetkilisi ‘Burada kimse müzakerelerin başarılı olacağına inanmıyori. Rusya Ukrayna’yı yok etmeye kararlı ve buna engel olmak Türkiye’nin çıkarına olmalı’ dedi.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Bu Düzen Böyle Gitmez!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) ortak bir basın toplantısıyla 1 Mayıs programını açıkladı. 

Kurumların genel başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla DİSK Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasının gündemi ekonomik krizdi. Toplantıda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Ekonomik kriz, işsizlik, zamlar, pandemi, borçlanma derken ülkemizde insanca yaşamak bir yana hayatta kalmak bile her gün zorlaşıyor” dedi.

Bu düzen toplumun işini, aşını, geçimini ve sağlığını korumuyot aksine tehdit ediyor” diyen Çerkezoğlu, “Bu düzenin çarkları, dünyanın tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten bizleri, işçileri, emekçileri, kamu emekçileri, mühendisleri, mimarları, hekimleri, avukatları, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, gençleri, kadınları, emeklileri, emekli dahi olamayanları ezdikçe eziyor” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

Bu düzenin çarkları, zengini daha zengin etmek, bankaların kasalarını doldurmak, şirketleri ihalelerle beslemek üzere kurulmuş. Bu düzenin çarkları sermayeye sömürecek ucuz emek, yağmalanacak doğa, talan edilecek kentler yaratmak üzere dönüyor.

Halk işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, artan borçlarla, salgınla mücadele ederken 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkenin tüm kaynaklarını, bir avuç patronu ve ayrıcalıklı zümreyi korumak için seferber etti, etmeye devam ediyor.

Halk işe, ekmeğe, insanca bir yaşama olduğu kadar demokrasi, adalet ve hukuka da aç. Bu düzen yurttaşların hakkını, hukukunu çiğniyor, adaletsizliği büyütüyor.

Halkın gerçeği ile bir avuç ayrıcalıklı kesimin gerçeği arasındaki fark, tek sesli medyanın propaganda yayınlarıyla perdelenmek isteniyor. Üstü örtülemeyen hakikate dair çığlıklar, baskı ile, şiddet ile, sansür ile, zor ile bastırılmak isteniyor. Hakkını arayan ve gerçekleri söyleyen herkes bu düzenin hukuk dışı zorbalıklarıyla karşı karşıya kalıyor.

“Bu düzen böyle gitmez”

Bu düzen böyle gitmez. Halkı yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, borçluluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu akıl dışı düzen Türkiye’nin sırtında bir yüktür.

20 yıldır ülkeyi yönetenler ve tüm yetkileri tek kişide toplayanlar sorumluluktan kaçamaz. Ülkenin kanayan sorunlarını kendi dışındaki herkese ve her şeye bağlayan bir yönetim anlayışına artık yeter diyoruz.

Gün şikâyet etme günü değildir. Biz tüm sömürülenler, yoksullaşanlar, ezilenler olarak bu düzeni değiştirme, 82 milyonun insanca yaşayacağı bir ülkeyi inşa etme gücümüz var.

1 Mayıs, İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü ülkenin dört bir yanında gücümüzü ve coşkumuzu meydanlara taşıdığımız bir gün olacaktır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin ve emekçilerin, bu günü kendi belirledikleri, kentin en merkezi meydanlarında, İstanbul’da da Taksim 1 Mayıs alanında coşkuyla kutlama hakkı vardır.

Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın 2013’ten beri keyfi biçimde gasp edilmesini, Taksim 1 Mayıs alanının yasaklanmasını kabul etmediğimizi ve Taksim 1 Mayıs meydanı yasağı başta olmak üzere, yasakların kalktığı bir ülke için mücadele kararlılığımızı buradan bir kere daha ifade etmek isteriz.

Biz 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününe giderken birlikte değiştirme irademizi işyeri işyeri, sokak sokak, meydan meydan örgütleyeceğimizi, Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında omuz omuza olacağımızı ilan ediyor, emekten, barıştan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana olan herkesi 1 Mayıs meydanlarında buluşmaya çağırıyoruz.

Paylaşın

2021’de Metan Emisyonları Zirve Yaptı

ABD’de bulunan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), insan kaynaklı iklim değişikliğinin karbondioksitten (CO2) sonra 2. en büyük kaynağı olan metan gazında ölçümlerin başladığı son 40 yıldan beri üst üste ikinci yıl en yüksek seviyeye ulaştığını açıkladı.

NOAA’nın bildirdiğine göre, 2021’de, atmosferdeki metan gazı miktarı milyarda 17 birim (ppb) yükseldi. 2020’de ise bu artış 15 ppb olarak kaydedildi. NOAA, karbondioksit miktarının ise şu anda milyonda 415 birim (ppm) olduğunu ve yükselmeye devam ettiğini bildirdi. Bu, karbondioksitin milyonda 2 birimden fazla arttığı arka arkaya 10. yıl oldu.

“Daha fazla çaba gerekiyor”

NOAA’nın Küresel İzleme Laboratuvarı’nda çalışan Xin Lan metan gazındaki artışa ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: Metan gazı, atmosferde binlerce yıl kalan karbondioksitten biraz farklı, bu yüzden azaltmayı yapmak için daha fazla çaba harcamak gerekiyor. Ancak, karbondioksit çok uzun bir ömre sahip olduğu için, atmosfere bir kez salındığında, etkisi uzun sürüyor.

IPCC en yüksek seviye demişti

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) III. Çalışma Grubu’nun AR6 adlı son raporunda, atmosferdeki metan gazı yoğunluğunun, en az 800 bin yıldan beri görülen en yüksek seviyede olduğunu açıklamıştı.

Emisyonları azaltmak için merkez kuruldu

Öte yandan, önde gelen bilim insanlarının, tehlikeli ısınma seviyelerini sınırlamak için kısa ömürlü gazı azaltmayı tavsiye etmeleri üzerine, metan emisyonlarını azaltacak küresel bir merkez kuruldu. Şili’nin eski çevre bakanı ve Pontificia Universidad Católica de Valparaíso’daki İklim Eylem Merkezi direktörü Marcelo Mena, merkezi yönetecek.

340 milyon dolarlık hayırsever fonla kurulan Global Methane Hub, Global Metan Taahhüdünü uygulamak için hibeler ve teknik destek sunacak. İlk 10 milyon dolarlık fon, 2030 hedefine ulaşmak için önümüzdeki üç yıl boyunca planlar oluşturmak adına 30 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ile birlikte çalışacak olan BM İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) için ayrıldı.

Metan gazı hakkında ne biliyoruz?

Doğalgazın ana bileşenlerinden biri olan metan gazı, petrol ve gaz sondajlarından ve fosil yakıtları taşıyan boru hatlarından sızabiliyor, çöpler ve tarımsal uygulamaların yanı sıra ineklerden de kaynaklanabiliyor. Metan, küresel ısıtmaya da önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Atmosferde yalnızca yaklaşık dokuz yıl kalmasına rağmen, 20 yıllık bir süre içinde CO2’nin 84 katı bir ısınma etkisine sahip.

Geçen yıl yayımlanan bir makale, metan emisyonlarını azaltmak için kapsamlı ve hızlı bir çabanın, mevcut ısınma oranını yüzde 30 yavaşlatabileceğini ve yüzyılın sonuna kadar 0,5°C’lik ısınmayı önleyebileceğini buldu.

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, petrol ve gaz endüstrisi mevcut teknolojiyi kullanarak 2030 yılına kadar metan emisyonlarında yüzde 75’lik bir azalma sağlayabilir. Ve pahalı olması da gerekmiyor: IPCC, fosil yakıt operasyonlarından kaynaklanan metan emisyonlarının yüzde 50-80’inin, 1 ton CO2 eşdeğeri başına 50 dolardan daha düşük bir maliyet ile azaltılabileceğini tahmin ediyor.

Neredeyse yüzde 40’tan sorumlu olan diğer büyük metan emisyonu kaynağı ise çiftçilik. Bir inek, otları sindirmesi sonucu günde ortalama 250-500 litre metan üretiyor. IPCC raporu, et tüketimini azaltmak ve bitki bazlı diyetlere geçiş gibi davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin çözümün önemli bir parçası olduğunu söylüyor.

Kasım 2021’de İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansında (COP26) AB ve ABD, metan salımını 2030 itibariyle azaltmak için küresel bir ortaklık duyurusu yaptı. Bugüne kadar 110 ülke, metan emisyonlarını 2020 ile 2030 arasında yüzde 30 oranında azaltma taahhüdünde bulunan bu ortaklığa imza attı.

Paylaşın

‘Turizm Sezonu’ Başlamadan Bitti

AK Parti iktidarı turizm sezonu öncesi olumlu açıklamalar yapmasına karşın sektör can çekişiyor. Kovid 19 salgını ve ekonomik kriz yüzünden iki yıldır turizm sektörü dibe vurmuşken şimdi de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sektörü adeta durma noktasına getirdi. Turizmciler de işçiler de sezona kısa günler kala hazırlıklarını sürdürmesine rağmen umutları yok.

Birgün’den Aycan Karadağ’a açıklamada bulunan Bodrum Profesyonel Otel Yöneticiler Derneği Başkanı (BOYD) Serdar Karcılıoğlu, turizm sektörünü belirsiz bir sürecin beklediğini kaydetti. Karcılıoğlu, “Türkiye satın alan turist için öncelikle döviz kurlarının getirdiği olağanüstü farka dayalı olarak ülkesinde bir adet bira yerine ülkemizde belki de on bira içebilecek. Ülkesinde bir hafta yaşam için harcayacağı para ile burada bir ay yaşayabilecek avantaja dönüştü. Kısaca ucuz ülke bu kez neredeyse ‘bedava ülke’ imajına dönüşecek. En önemlisi bu kalıcı ve bizim bu sarmaldan çıkmak için çok uzun yıllara ihtiyacımız olacak” dedi.

Karcılıoğlu şunları kaydetti: “Kalkıp bu tür patlayan çatlayan rezervasyonlardan bir başarı hikâyesi çıkarmak ve bu yönde demeçler vermek ancak bilgisiz ve gafillerin işidir. Sektör can çekişiyor, büyük borç batağı içerisindedir. Otellerde yiyecek içecekte yüzde 128 diğer giderlerde yüzde 87 enflasyon olduğu açıklandı. Oteller geçen yılki fiyatlarına en az yüzde 100 ilave yapmaları durumunda başa baş noktayı yakalayabilecekler. Şimdi birçok tesis sıcak para imkânını kullanmak üzere maliyetlerinin altında satışlar yapabilirler ve yapacaklardır. İşte esas felaket de burada kopacaktır. Kısaca son 40 yılda elde ettiğimiz kazanımlarımızın hemen hepsini kaybetmek durumundayız. Bu konuya el atması gereken Ankara kafasını kuma gömmüş, bir anlamda da sadece bu mavi boncuk çığırtkanlarını dinlemekle yetiniyor.”

“İşçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor”

Turizm, Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası (TEHİS) Genel Sekreteri Ferhat Zorbay ise sezon öncesi işçilerin yaşadığı sorunları aktardı. Zorbay, “Turizm sezonunun açılmasıyla birlikte yurtiçinde 250-300 bin mevsimlik turizm işçisi Ege ve Akdeniz’e akın ediyor. Nisan, mayıs ayları ile birlikte başlayan sezon, ekim kasım ayında sonlanıyor. Bu süre zarfında binlerce iş yeri işçi arayışına giriyor. Hem ucuz iş gücü hem kayıt dışı çalıştırılmanın en yoğun yaşandığı alanların içerisinde yer alıyor bu sektör. Uzun mesai saatlerinin ve yoğun şekilde kayıt dışı çalıştırılmanın olduğu bir alan olması sebebiyle işçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor” dedi.

Zorbay şunları dile getirdi: “Otel işçileri 24 saatlik bir dilimde çalıştırılıyor, mesai saati gibi kavramlar geçersiz kalıyor. Bunun yanı sıra bütün sezon çalıştırılıp hakları verilmeyen binlerce işçi oluyor. Bütün bunların karşısında Turizm Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası olarak yeni döneme bütün bu süreci örgütlemek ve mevsimlik turizm işçilerinin insanca yaşam koşullarını kazanabilecekleri bir mücadele pratiği örgütlemeyi planlıyoruz.”

Paylaşın

HDP’li Pervin Buldan: Mutlaka Zafere Ulaşacağız

Partisinin kadın il eş başkanları toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Kadın mücadelemiz elbet bu zulüm politikalarının da üstesinden gelecek ve bütün yoldaşlarımızla özgür yarınlarda mutlaka buluşacağız. Yürüdüğümüz yolu hep birlikte mutlaka zafere ulaştıracağız” dedi.

Eşitsizliğin bütün kötülüklere kaynaklık eden en büyük toplumsal mesele olduğunun altını çizen Buldan, “Nitekim bugün ülkenin yaşadığı karanlık ortam eşitsizlik politikalarının ve uygulamalarının bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Mevcut iktidar kendisini eşitsizlik temelleri üzerine konumlandırmış ve eşitsizliği derinleştiren politikalarını tüm hızıyla sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.

Kendi öz örgütlülüklerinden başlayarak “eşit temsiliyet” dediklerini hatırlatan Buldan, “Mücadele alanlarımızda eşit pozisyonlarda, eşit katılımla hareket etmeyi vazgeçilmez bir ilke haline getirdik” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kadın il eşbaşkanları, partinin Ankara’daki genel merkezinde toplandı. Toplantının açılışında HDP Eş Genel Başkan Pervin Buldan konuştu.

Konuşmasına, toplantıya gelen kadın il eşbaşkanlarını selamlayarak başlayan Buldan, “Onur verdiniz, güç verdiniz. Otoriter rejimin hukuksuz uygulamaları sonucu bugün burada bizlerle olması gerekirken, cezaevlerinde tutulan ve sürgünde bulunan bütün eşbaşkanlarımızı, kadın siyasetçilerimizi ve bütün kadın yol arkadaşlarımızı en derin duygularımla selamlıyorum. Buradan her birine ortak mücadelemizin güçlü dayanışma duygularını iletiyorum” dedi.

“Mutlaka zafere ulaşacağız”

Ağır hastalıklarına rağmen cezaevinde tutulan Aysel Tuğluk’un durumuna değinen Buldan, “Aysel Tuğluk’u buradan sevgi ve özlemle selamlıyorum. İçinde bulunduğu durum ve bütün ağır hasta tutsakların durumu en acil gündemlerimizin başında gelmektedir. Aysel Tuğluk ve tüm ağır hasta mahpuslar özgür bırakılıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz. Kadın mücadelemiz elbet bu zulüm politikalarının da üstesinden gelecek ve bütün yoldaşlarımızla özgür yarınlarda mutlaka buluşacağız. Yürüdüğümüz yolu hep birlikte mutlaka zafere ulaştıracağız” diye belirtti.

Eşitsizliğin bütün kötülüklere kaynaklık eden en büyük toplumsal mesele olduğunun altını çizen Buldan, “Nitekim bugün ülkenin yaşadığı karanlık ortam eşitsizlik politikalarının ve uygulamalarının bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Mevcut iktidar kendisini eşitsizlik temelleri üzerine konumlandırmış ve eşitsizliği derinleştiren politikalarını tüm hızıyla sürdürmektedir. Farklı toplumsal kimliklerin, inançların ve kültürlerin eşitsizliği, cinsiyet eşitsizliği; yaşam standartlarındaki, gelir dağılımındaki, hak ve hukuktaki eşitsizliği üretmekte ve büyütmektedir. Büyüyen eşitsizlik sömürüye ve şiddete ve bugün toplumun boğuştuğu çoklu krizlere sebebiyet vermektedir. Bu nedenle biz kadınlar bütün toplumsal alanlarda olduğu gibi özellikle cinsiyet eşitsizliği aşılmadan maruz kaldığımız sömürüden, haksızlıklardan ve şiddetten asla kurtulamayacağımızın bilincindeyiz. İşte bu bilinçle tarihsel mücadelemizi inşa ettik, büyüttük bugünlere taşıdık” ifadelerini kullandı.

Kendi öz örgütlülüklerinden başlayarak “eşit temsiliyet” dediklerini hatırlatan Buldan, “Mücadele alanlarımızda eşit pozisyonlarda, eşit katılımla hareket etmeyi vazgeçilmez bir ilke haline getirdik. Eşbaşkanlık sistemimizi, eşit temsiliyete bağlı olarak kota ve fermuar sistemimizi bu ilkenin ışığında hayata geçirdik. Bu sistem hem biz kadınların uzun yıllar emek verdiği mücadelenin bir kazanımıdır, hem de kadın mücadelesine güç katan bir işlevi yerine getirmektedir. Dolayısıyla bu kıymetli kazanımımızın eşbaşkanlık kadrolarında önemli bir sorumluluk alarak eşbaşkanlık görevini üstlenen siz değerli eşbaşkanlarımızı bir kez daha tebrik ediyor ve sizlere özel teşekkürlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.

Buldan devamında şunları söyledi: “Kadınların ve bir bütün olarak toplumun çok zor günlerden geçtiği şu dönemde tekçi erkek iktidarın baskıcı rejimine karşı, yolsuzluklara ve vurgunlara karşı, çete yapılanmalarına karşı, yoksulluğa karşı, ekolojik ve kültürel yıkıma karşı; kadınlara, gençlere, çocuklara karşı uygulanan her türlü suça karşı tarihsel bir mücadele yürüttük ve yürüteceğiz. Kolay değil! Bunun farkındayız. Fakat sonuna kadar haklı, sonuna kadar onurlu bir mücadeleyi hep birlikte omuzlayarak bu topraklara barışı, adaleti, eşitliği biz getireceğiz. Aydınlık günleri bizler inşa edeceğiz.

Kadınlar inşa edecektir. HDP olarak özellikle de Kadın Meclisi olarak uzunca bir süredir alanlarda, mahallelerde, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda iş ve aş buluşmalarıyla yoğun çalışmalar yürüttük. Halkımızla, emekçi kadınlarla güçlü buluşmalar gerçekleştirdik. Bütün bu süreçlerde Kadın Meclisimizin, eşbaşkanlarımızın büyük emeği geçti. İnanın ki, çalışmalarınız, azim ve çabanız HDP’nin mücadelesini genişletmekte, büyütmekte ve güçlendirmektedir. Bir kez daha emeğimize sağlık, mücadele azminize sağlık diyorum.

Bizim dayandığımız güç; halkımızdır, kadınlardır, gençlerdir. İnancımız ve cesaret kaynağımız halkımızın haklı davasıdır, kendi öz gücümüzdür. Halkın düşmanı olanlar, Kürde, farklı kimlik ve inançlara düşman gözüyle bakanlar, kadınları düşman ilan edenler; barıştan, gerçek hukuktan, tam demokrasiden korkanlar mücadele tarihimiz boyunca partimize, demokratik mücadelemize karşı sürekli saldırı halindedir.”

(Kaynak: MA)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Et Ve Süt Kurumu’na Alınmadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Et ve Süt Kurumu’nun Ankara’daki binasına alınmadı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda kurumdan randevu talep ettiğini ancak talebine karşılık bir geri dönüş alamadığını paylaşmıştı.

Haber Merkezi / Et ve Süt Kurumu ziyaretinde Kılıçdaroğlu’nun CHP’li kadın milletvekillerinin yanı sıra Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo da eşlik etti. Kılıçdaroğlu, kurumun önünde yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha önce TÜİK’e gitmiştim, emeklilerin, asgari ücretlilerin haklarını savunmak için. Çünkü TÜİK enflasyonu düşük göstererek milyonlarca insanın düşük zam almasına neden oluyordu. Buna dikkat çekmek için TÜİK’e gittim.

Daha sonra sözlü sınavda hakları yenen gençlerin sesini kamuoyuna duyurmak için MEB’e gitmiştim. KPSS’de dereceye giren birçok genç sözlüde torpili olmadığı için elenmişti. Buna da dikkat çekmiştim

Bugün Et ve Süt Kurumu’nun önündeyim; burada olmamın temel nedeni çocukların haklarını savunmak. Kadın milletvekilleri ile beraberim, tüm anneler çocuklarının iyi beslenmesini isterler. İyi beslenme bir haktır, bunu sağlayacak olan sosyal devlettir. Bütün çocukların yeterli beslenmeleri gerekir.

Tarım Bakanı dün katıldığı bir programda “Türkiye’de aç ve açıkta kimse yok” diyor. Tarım Bakanı’nın dünyadan, Türkiye gerçeklerinden haberi yok. İzin verirseniz Türkiye’deki derin yoksulluğu uzun yıllardır araştıran Hacer Foggo’ya bu konudaki düşüncelerini aktarması için söz vereyim.”

Kılıçdaroğlu, daha sonra Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo’ya söz verdi. Foggo yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Et değil mücevher sanki”

“Yapılan bir araştırmada çocuklarda kansızlık çıktı, geçen hafta açıklandı. Bu ne demek, yetersiz beslenme demek. Bütün çocuklar bununla mücadele ediyor. Daha dün bir anne ile görüştüm “Çocuklarla beraber sahurda patates kızartması yedik, iftarda ise çorba içtik” dedi. Bir kasabın önünden geçerken yaşlı bir adam bana dedi ki “Kızım eskiden kuyumcu vitrinine bakardık, et değil mücevher sanki” dedi.

Güneydoğu’da çocukların çoğu bodur, bu da yetersiz beslenme demek. Yoksulluk ve açlık yok demek, bunu inkar etmek yanlış. Yoksulluğun olmaması benim temel hedefim, ben böyle bir dönem görmedim. Her girdiğim evde beslenme yetersizliği yüzünden gelişim bozukluğu olan çocuklar var.

Cep telefonunu soracağınıza fakir mahallelerdeki çocukların kaç yaşında olduğunu sorun. Açlık var arkadaşlar, ben Türkiye’nin her yanında geziyorum ve siz de bu sokaklarda olun. Ya da gelin birlikte gezelim. Sayın Genel Başkanım’ın sözleri ile buradayım “Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” ve biz o son çocuğu bulana kadar çalışacağız.”

“Milletin artık gücü kalmadı”

Hacer Foggo’nun ardından tekrar söz alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

Saray’a açık bir çağrı yapıyorum; beşli çeteye verilen dolarların en azından binde birini yoksul ailelerin çocukları için harcasalar hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Sözler bana ait değil, 22 saat önce söylenen sözler şöyle; “Damızlık hayvanlar, süt inekleri kesiliyor. Kesile kesile nereye kadar gidecek? Damızlık hayvanlar bittiğinde et sıkıntısı, süt sıkıntısı yaşanacak. Üreticinin sırtındaki yükün inmesi lazım, milletin artık gücü kalmadı.”

Bu bir siyasetçinin değil bir üreticinin sözleri. Süt üreticileri perişan, markete gittiğiniz zaman bir kutu sütü 15 liradan alıyorsunuz, bir kilo kıyma 98 lira oldu. Hangi asgari ücretli kıyma alabilecek? Hangi asgari ücretli aile çocuğuna düzenli süt alabilecek? Bu nedenle daha önce yaptığımız gibi bayramdan sonra Millet’in Sesi Mitingleri’ne yeniden başlayacağız. Saray ne kadar duyar bilmiyorum ama benim yaptığım çağrı bu halkın refahı içindir, siyaset kurumunun halkın gözünde saygın olmasını sağlamak içindir. Ben Türkiye’nin itibarını ve saygınlığını korumak istiyorum.

Et ve Süt Kurumu çiftçi ve üreticinin yanında olmalı. Bu nedenle çağrımı yineliyorum: Beşli çeteye sağlanan imkânların binde birini üreticiye verirseniz bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmez.”

Kılıçdaroğlu daha önce enflasyon verilerindeki tartışmalar nedeniyle Türkiye İstatistik Kurumu’nu ve öğretmen atamalarındaki sözlü mülakat tartışması nedeniyle de Milli Eğitim Bakanlığı’nı ziyaret etmişti. CHP lideri her iki kuruma da alınmazken, faiz artırımları konusuyla ilgili olarak Merkez Bankası ziyaretinde bankanın başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşebilmişti.

Paylaşın

‘Kur Korumalı Mevduat’ta Yeni Düzenleme

‘Kur Korumalı Mevduat’ta yeni bir gelişme yaşandı. Türk Lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi hakkında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tebliği Resmi Gazete’de yayımlandı.

Haber Merkezi / Buna göre, yurt içi yerleşik tüzel kişilerin 31 Aralık 2021 ile 31 Mart tarihleri arasındaki herhangi bir tarihte bankalarda mevcut olan dolar, euro ve sterlin cinsinden döviz tevdiat hesabı ve döviz cinsinden katılım fonu hesabı bakiyeleri, hesap sahibinin talep etmesi halinde dönüşüm kuru üzerinden kur korumalı mevduat (KKM) kapsamında TL’ye çevrilebilecek. Önceki tebliğde bu tarih 31 Aralık 2021 olarak belirlenmişti.

Kur korumalı mevduat hesabı , Türk Lirası’nın vade sonunda dolar, euro veya sterlin karşısında faiz oranından daha fazla artması durumunda aradaki fark ödenmesini gerektiren, rekabetçi bir mevduat üründür. Bu sayede birikimlerinin kur kaynaklı herhangi bir kayıp yaşanmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

‘Kur Korumalı Mevduat’ta 100.000 lira ne kadar kazanacak?

  • Bankaya 3 ay vadeli 100.000 lira yatırıldı.
  • Bu hesabın faizi, MB’nin politika faizi olan yıllık yüzde 14 ise… 3 aylık faiz getirisi yüzde 3.5.
  • Hesabın açıldığı tarihteki dolar kuru 14.81 lira. 100.000 liranın karşılığı 6.753 dolar.
  • 3 ay sonunda 100.000 liraya 3.500 lira faiz gelecek.
  • Kur, vade sonunda, başlangıçtaki 14.81’den yüksekse, aradaki fark, faize ilave olarak ödenecek.
  • Vade bitimindeki dolar kuruna bakılacak. Dolar, hesabın açıldığı tarihteki kur olan 14.81 liradan aşağıdaysa, herhangi bir kur farkı doğmayacak. Sadece 3.500 lira faiz getirisi olacak.
Paylaşın

Muhalefette ‘Cumhurbaşkanı Adayının Açıklanması Gerektiği’ Konuşuluyor

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ için birlikte ilerleyen altı muhalefet partisinde bugünlerde, seçime yaklaşık bir yıl kaldığına dikkat çekilerek, “cumhurbaşkanı adayının açıklanması gerektiği” değerlendirmeleri yapılıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; iktidar kanadı, muhalefet blokuna “Henüz adayınız bile yok” eleştirilerini getirirken muhalefette de “2023’te cumhurbaşkanı adayının kim olacağına yönelik görüşmelerin hızlandığı” belirtiliyor. AKP ve MHP’nin hazırladığı ve Meclis’te kabul edilen Seçim Yasası’nı “tuzak” olarak değerlendiren muhalefet kanadında, “İktidarın her türlü hamlesine karşı elimiz güçlenmeli. Artık cumhurbaşkanı adayı kamuoyuna açıklanmalı, Erdoğan karşısında sahada olmalı ve halka projelerini anlatmalı” değerlendirmeleri yapılıyor.

Özellikle muhalefetin üzerinde çalıştığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem ile neyin amaçlandığı, neden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı çıkıldığı, tarafsız cumhurbaşkanlığının önemi” gibi konuların muhalefet açısından “kritik olduğu” belirtiliyor. Bu konuların artık bizzat cumhurbaşkanı adayınca anlatılması gerektiğine de işaret ediliyor. Seçime yaklaşık bir yıl kaldığına dikkat çekilerek, “Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili süreç hızlanmalı. Çünkü muhalefet partilerinin bir araya gelmesi, üzerinde uzlaşılan bir adayın belirlenmesi zaten başlı başına bir süreç olacak. Adayın en kısa sürede sahaya inebilmesi için görüşmelerin bir an önce başlaması gerekiyor” yorumları yapılıyor.

Altı lider ’24 Nisan’da tekrar bir araya geliyor!

Öte yandan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da yeniden bir araya gelecek.

Altı muhalefet partisi lideri, son olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde bir araya gelmişlerdi. Son toplantı sonrası yapılan açıklamada, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapılmış ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verilmişti. Ayrıca, “Birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk” denilmişti. Toplantıda derinleşen ekonomik kriz de ele alınmıştı.

Paylaşın

Türkiye-ABD Arasında Diplomasi Trafiği: Masada Neler Var?

Bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirerek dış politikada bir “restorasyon dönemi” inşa çabası içinde olan Türkiye ile Türkiye-ABD ilişkilerinde Rusya-Ukrayna savaşının da etkisiyle diplomasi trafiğinin hızlandığı bir dönem yaşanıyor.

Türkiye ile ABD ilişkilerinin gündeminde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ardından gelen Rusya’ya yönelik yaptırımlar, yeni işlerlik kazanan Stratejik Mekanizma, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi ve Türkiye’nin ABD’den talep ettiği F-16 savaş uçaklarının olası satışı gibi konu başlıkları öne çıkıyor.

Rusya yaptırımları Türkiye’yi etkiler mi?

Rusya’ya bir dizi yaptırım uygulama kararı alan ABD ve Batılı ülkeler bunları giderek ağırlaştırırken, Türkiye ise bu yaptırımlara uymayacağını açıklamıştı.

Rusya ve Ukrayna ile yakın ilişkileri bulunduğunu ve ikisinden de vazgeçmeyeceğini belirten Ankara, Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve barış için çabaladığını vurguluyor.

Washington ise bir yandan Ankara’nın kolaylaştırıcı rolünün önemli olduğunu söylerken, diğer taraftan Türkiye’ye Rusya’nın yaptırımları delmesine imkan vermeme konusunda dikkatli olma çağrısı yapıyor.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Gönül Tol, Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla ilgili ABD Hazine Bakanlığı’nın çok hassas olduğuna dikkat çekerek, izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Hazine Bakanlığı’nın bakış açısı şöyle; yeni yaptırımlar uygulamak önemli olabilir ama ondan daha önemli olan mevcut yaptırımların yüzde yüz uygulanmasını ve delinmemesini sağlamak.”

Tol bu nedenle Türkiye üzerindeki yaptırım baskısının bundan sonra artabileceğini belirtiyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin eskiden beri prensip gereği Birleşmiş Milletler’in (BM) onaylamadığı yaptırımlara katılmadığını söyleyerek, şu ana kadar Türkiye’ye yaptırımlar için çok büyük bir baskı gelmediğini belirtiyor. Ünlühisarcıklı, bu konudaki hassas noktayı ise şöyle aktarıyor:

“Çok büyük baskı da gelmeyecek gibi ama Türkiye’nin diğer ülkelerin uyguladığı yaptırımları Rusya’nın delebilmesi için de fırsat sunmaması gerekiyor. Eğer hatırlarsak ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlarda Türkiye’nin biraz İran’ın yaptırımlarının çevresinden dolanmasına imkan sağlama gibi bir rolü olmuştu. Türkiye bunun için bedel de ödedi.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Victoria Nuland’ın geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaptığı görüşmelerde de bu konunun gündeme geldiği belirtiliyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Julie Eadeh, görüşmelere ilişkin soruya cevaben “Sayın Nuland’ın da dediği gibi, Türkiye’nin dikkatli olması ve topraklarının yaptırımlardan kurtulunmasına ya da Rus oligarkların kirli parası için havuz olmasına izin vermemesi çok önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ise ABD’nin yaptırımlarını giderek ağırlaştırdığına dikkat çekerek, Türkiye için asıl sıkıntı yaratabilecek olanın bundan sonra gelmesi muhtemel “ikincil yaptırımlar” (secondary sanctions) olabileceğine dikkat çekiyor.

ABD’li bazı senatörler tarafından zaman zaman dile getirilen ancak henüz karar verilmeyen “ikincil yaptırımların” uygulanması durumunda diğer ülkelerdeki şirketler ya da kişiler seçim yapmak durumunda bırakılacak ve sadece ya Rusya ya da ABD ile ticaret yapabilecek.

Stratejik Mekanizma ne kadar etkili olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde anlaştığı “Stratejik Mekanizma” kapsamında iki ülke dışişleri ve ticaret bakanlıkları yetkilileri de ABD’den Türkiye’ye oligark mesajı: Kirli paranın havuzu olmayın geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir araya gelmişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu mekanizma çerçevesinde bakanlar düzeyinde görüşmeler yapmak için ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile 18 Mayıs’ta Washington’da bir araya geleceğini söyleyerek, “Bu mekanizmanın sonuç odaklı olmasını, verimli geçmesini istiyoruz” diye konuştu.

Ancak uzmanlara göre iki ülke arasında daha önce de ismi farklı da olsa buna benzer mekanizmalar kuruldu ancak çok sonuç getirmedi.

Loğoğlu, ilişkileri düze çıkarmak için daha önce de benzer oluşumlara gidildiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Bu kez adı çok iddialı ama farklı bir mekanizma değil. Fazla bir sonuç çıkacağını sanmıyorum. Çünkü iki ülke arasındaki sorunların devamının nedeni sorunları ele alacak mekanizmaların yokluğu değil, bunlar daha önce de vardı. Asıl sorun karşılıklı güven ve örtüşen çıkarların gereğini yapmaktaki engeller.”

Loğoğlu’na göre yapısal olan bu engellerin başında S-400 konusu geliyor.

Loğoğlu: S-400 konusu ABD için kapanmadı

ABD’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar da devam ediyor.

Büyükelçi Loğoğlu CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarının bir yasadan kaynaklandığını ve yönetimin de yasanın gereğini uygulamak durumunda olduğunu belirterek, “Her ne kadar Türk tarafı ‘bu iş kapanmıştır, bitmiştir’ dese de hiçbir Amerikalı bu görüşe katılmaz. S-400’ler Türkiye’de bulunduğu sürece bu mesele ABD bakımından devam eder” diye konuşuyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin çelişkileri bir yana bu konuda ABD’yi de çelişkili bulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir yandan ABD bütün NATO müttefiklerine askeri harcamalarını artırmaları, caydırıcılıklarını güçlendirmeleri yönünde telkinde bulunuyor. Ama öte yandan gerek CAATSA yaptırımları gerek bu F-16 gibi alım satımlarda ABD Kongresi’nin vetosu nedeniyle NATO’nun en büyük ikinci en büyük F-16 filosuna sahip Türkiye caydırıcılığını artıramıyor.”

Kongre’ye F-16 mektubu ne anlama geliyor?

İki ülke ilişkilerinin önemli bir başka gündem maddesi olan 40 adet yeni savaş uçağı ve 80 modernizasyon kitini kapsayan F-16 görüşmeleri ile ilgili de son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Reuters’ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bir mektup göndererek, Türkiye’ye potansiyel F-16 savaş uçağı satılmasının ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağını bildirdi. Satışla ilgili Kongre’deki süreç önemli görülüyor.

Türkiye-ABD ilişkilerini yakından takip eden Gönül Tol, Rusya’nın saldırısının ardından ABD bürokrasisinde Türkiye ile ilgili eskiye kıyasla daha ılımlı bir hava oluştuğunu, geneli yansıtmasa da ABD bürokrasindeki bir kanadın Türkiye ile ilişkilerin toparlanabileceğini düşünmeye başladığını belirterek, son mektubun bu kapsamda değerlendirilebileceğini söylüyor.

F-16 satışını aslında ABD’nin Türkiye’ye vereceği bir “taviz” olarak görmemek gerektiğini de belirten Tol, NATO’nun bir müttefikini askeri olarak zayıflatmanın doğru olup olmadığı tartışmalarının devam ettiğini söylüyor.

Bu arada bir süredir devam eden teknik görüşmelerin ardından gelen bu mektup Ankara’yı memnun ederken, F-16 satışına ‘tamam’ demek için henüz erken olduğuna işaret ediliyor.

Tol, Kongre üyelerinin Türkiye’ye karşı hâlâ pek olumlu bakmadığını söylerken, Ünlühisarcıklı da buna benzer süreçlerin geçmişte de yaşandığını anımsatıyor ve eski örnekleri şöyle anlatıyor:

“Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bu doğrultuda bir mektup gönderdikten sonra, hemen ardından Kongre de bakanlığa bunun neden olmaması gerektiğiyle ilgili karşı mektup gönderiyor. Şu anda maalesef ABD Kongresi’nde Dış İlişkiler Komisyonu’nda Türkiye aleyhtarlığı ile ilgili iki partili bir uzlaşı var.”

Büyükelçi Loğoğlu ise psikolojik bir etkisi olacağını söylediği mektubun sonuç verip vermeyeceği konusunda şüpheli. Loğoğlu şüphelerini şöyle açıklıyor:

“İki nedenden ötürü sonuç alınamaz. Birincisi bu mektupta F-16’ların satışı ile ilgili tam bir kararlılık ve takvim yok. İkincisi Kongre’nin onay vermesi gerekiyor. O bakımdan (bu mektubu) Türkiye’nin şu sıralarda Rusya tarafına kaymaması için bu tarafta tutmaya yönelik bir hamle olarak görüyorum.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 36 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 9 bin 354 yeni vaka tespit edilirken, 36 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,38 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,11 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 215 bin 229 test yapılırken, 9 bin 354 yeni vaka tespit edildi. 36 kişi hayatını kaybederken, 10 bin 885 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,38 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,11 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 171 bin 6589’a yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 06 Nisan verilerine göre, 220 bin 536 test yapılmıştı. 10 bin 314 vaka tespit edilirken, 41 kişi hayatını kaybetmiş ve 14 bin 332 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın