Bakırhan: Herkesi Barışa Destek Vermeye Çağırıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, “Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor. Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz.”

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye Büyük Millet Meclisine iletmek üzere “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası başlattı. Deklarasyona HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu, HDK bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan katıldı.

Bakırhan ise burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çok önemli bir gündemle buradayız. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde aslında yaşadığımız birçok soruna sebebiyet veren şeyi, barışın olmamasını konuşuyoruz. Barışın olmaması halinde oluşan tabloyu değerlendiriyoruz. Buradan nasıl bir çıkış sağlayacağımızı değerlendiriyoruz. Bunun için eylem ve etkinlikler yapıyoruz.

Bugün de HDK’nin başlattığı önemli bir kampanya için buradayız. HDK’nin bu kampanyayı başlatması değerlidir. HDK halkların, emekçilerin ve ezilenlerin bahçesidir. Bütün renklerin çatısı altında bulunduğu bir zeminden bahsediyoruz. Bu zeminin barış için bir kampanya başlatması kıymetlidir. Biz de DEM Parti olarak bu kampanyayı destekliyoruz. Üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getireceğimizi en başta belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’yu görüyoruz, Türkiye’nin yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Hiçbir dönem olmadığı kadar hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasal zemin bir kırılmayla karşı karşıyadır. Bu kırılmaları önlemenin yolu da var. Kendi iç demokrasisini ve toplumsal barışını sağlamış olan ülkeler bu yaşanan kaos ve kriz ortamından en az etkileniyorlar, en az kırılmayla çıkabiliyorlar. Ancak kendi barışını sağlayamayan, tekçi ve inkarcı, farklılıkları yok sayan bütün sistemler bu kırılmada ciddi bir güvenlik ve gelecek kaygısı yaşıyor. İşte biz de tam da bugün burada Ortadoğu’daki bu kaos ve krizden Türkiye ve Türkiye halklarının en az şekilde etkilenmesi için sorumluluk almış bulunmaktayız. Bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bugün tarihinin en büyük kırılmalarından biriyle karşı karşıya kalmayabilirdi. 2013-2015 yıllarında çok değerli bir süreç yürütüldü. Bu süreç demokratik bir zemine taşırılabilseydi, belki bugün yaşadığımız kaygıları yaşamayacaktık. Ortadoğu’daki kaygıların hangi olumsuz etkilerinin buraya yansıyacağını bu kadar kendimize dert etmeyebilirdik. Ama iktidar iki yol arasından tekçi olanı tercih etti, otoriterliği ve zulüm politikalarını tercih etti.

Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar baskıcı ve otoriter bir rejimin olduğu bir süreci yaşamaktadır. Demokrasi yok, özürlükler yok, toplumda ciddi bir çürüme var. Her anlamdaki bu çürümeyi sokaklarda, kentlerde görebiliyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Türkiye artık ekonomiyi çeviremeyecek bir noktaya geldi. Hatta emekli maaşlarını nasıl ödeyeceklerinin kaygısını taşıyorlar. Böyle bir yönetimle karşı karşıyayız. Bu çürüme, kaos ve krizin tek bir sebebi var, o da Türkiye’nin kendi iç barışını, toplumsal barışını sağlayamamasıdır.

Kaynaklar nereye gidiyor? Emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ezilirken kaynaklar SMO’lu çetelere maaş olarak gidiyor. Kaynaklar, güvenliğe ve savunmaya gidiyor. Kaynaklar, Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir zeminde yaşayanlara karşı SİHA-İHA olarak, top olarak, mermi olarak gidiyor. Barışı savunanlar bunu sormak ve sorgulamak zorundadır. Bu kaynaklar hepimizindir. Bu kaynaklar 85 milyon Türkiyelinindir. Eğer barış diyeceksek, bu kaynakların nereye gittiğini de sormak ve sorgulamak durumundayız.

Evet, savaş bir çürüme ve yoksullaşma yarattı. Savaşın kendisi çöküş ve acı demektir. Buradan çıkmak gerekir. Hem HDK hem DEM Parti olarak hem sol ve sosyalist güçler olarak biz bu çıkışın yolunu defalarca işaret ettik. Demokratik bir zeminde diyalog ve müzakere ile Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bunun dışında bir yol yok. Bunun dışındaki bir yol bir yere çıkmaz. Bunun dışındaki bir çözüm barışa çıkmaz, Türkiye’yi barışa ve refaha kavuşturmaz.

Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’daki bahsettiği refah ve huzur meselesi tam da toplumsal barışı sağlamakla olur. Biz çözümün yanındayız. Meselelerin demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyoruz. Dün yine Cumhurbaşkanı, “Gerekli çağrı yapılırsa tüm Türkiye kazanır” dedi. İyi ve doğru bir tespit. Evet, gerekli çağrı yapılsın ama gerekli çağrının yapılması için de koşullar oluşturulsun.

Bu çağrıyı yapacaklar neye göre çağrı yapacaklar? Demokratik bir zemin var mı? Bir samimiyet var mı? Bir güven ortamı var mı? Çağrı yaptıktan sonra bu çağrının muhataplarının nereye gideceğinin, nasıl yaşayacağının, hangi zeminde yaşamlarını sürdüreceğinin garantisini verecek bir yer var mı? Hepimizin “Evet, budur” diyebileceği bir adres var mı? Yok. Biz de istiyoruz ki koşullar oluşsun, çağrılar yapılsın ve artık bu ülke çatışmalardan, savaşlardan ve şiddetten arınsın. Herkes kendi kimliği ve inancıyla, kendi farklılıklarıyla bu ülkede yaşasın istiyoruz.

Herkesi barışa destek vermeye çağırıyoruz”

Onun için demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve birlikte yaşam diyoruz. Bunları siyaset olsun diye, seçimlerde üç beş oyu alalım diye söylemiyoruz. Biz barışa inandığımız için söylüyoruz. HDK’nin yapmış olduğu bu çalışma önemlidir. Başarıya ulaşacağına eminim. HDK’nin bir bileşeni olarak bizim de sokak sokak, cadde cadde, ev ev dokunmadığımız, gitmediğimiz, barışı anlatmadığımız tek bir yer kalmayacaktır. Bütün örgütümüzle ve yapımızla buna destek verdiğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz. Sabahın köründe kimin kapısının çalınacağı belli değil. Hangi kurumun tehdit edileceği belli değil. İstanbul Barosuna yönelik girişimi gördünüz. Onlar da yeni bir kongre kararı aldılar. Beşiktaş ve Akdeniz Belediyelerinin son günlerde yaşadıklarını gördük. Bu savaş karanlığından çıkabiliriz; koşullarımız var. Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor.

Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz, buradaki bileşenlerdir. Bu imza kampanyasıyla birlikte daha aydınlık ve güzel günlere ulaşabiliriz. İmza kampanyasını destekliyoruz. Türkiye’nin bütün emekçilerini, ezilenlerini, inanç ve kimlik gruplarını bu imza kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Hepimize başarılar. Kolay gelsin.”

Paylaşın

Hakem Atamaları İçin Yeni Uygulama: VeTAS

Süper Lig ve 1. Lig’de bu haftadan itibaren VeTAS (Veri Tabanlı Atama Sistemi) ile hakem ve yardımcı hakem atamaları gerçekleştirilecek. 20. haftadan itibaren Süper Lig ve  1. Lig’de hakem ve yardımcı hakem atamaları otomatik olarak VeTAS yöntemiyle belirlenecek.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu’ndan VeTAS’a ilişkin yapılan açıklamada, “Net ve şeffaf kriterlere bağlı şekilde entegre edilen veri tabanlı atama yöntemi, hakemlik sisteminin profesyonelleşmesi yönündeki kritik yapısal değişikliklerden biri olarak öne çıkmıştı” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Merkez Hakem Kurulu (MHK), hakem atama sisteminde değişikliğe gidildiğini açıkladı.

TFF’den yapılan açıklamada, “Süper Lig ve 1. Lig’de bu haftadan itibaren VeTAS (Veri Tabanlı Atama Sistemi) ile hakem ve yardımcı hakem atamaları gerçekleştirilecek. 20. haftadan itibaren Süper Lig ve 1. Lig’de hakem ve yardımcı hakem atamaları otomatik olarak VeTAS yöntemiyle belirlenecek” denildi.

TFF, açıklamasında VeTAS’a ilişkin ise şu ifadelere yer verdi: “Net ve şeffaf kriterlere bağlı şekilde entegre edilen veri tabanlı atama yöntemi, hakemlik sisteminin profesyonelleşmesi yönündeki kritik yapısal değişikliklerden biri olarak öne çıkmıştı. Şeffaflık ilkemiz doğrultusunda, kulüplerimiz resmi başvuruda bulunarak temsilcileri aracılığıyla sistemi yerinde inceleme imkanına sahip olacaklardır.”

Paylaşın

MESEM Kapsamında Çalıştırılan Çocuk İşçi Sayısı 2 Milyonu Aştı

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak, “Meslek liseleri, çıraklık ve MESEM gibi politikalarla çalıştırılan çocuk sayısı toplamda 2 milyonu geçmiş durumdadır” dedi.

2016 yılında, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan Mesleki Eğitim Merkezi veya kısaca MESEM ile çırak, kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırılmaktır, işverenlere bedava işgücü sağlanmaktadır.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (Eğitim Se) Genel Başkanı Kemal Irmak, “2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı Birinci Yarıyılında Eğitimin Durumu” raporunu kamuoyuyla paylaştı.

Evrensel’in aktardığına göre; Bir yarıyılda daha eğitimin yapısal sorunlarına çözüm üretilemezken eğitimde ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının artarak devam ettiğini belirten Kemal Irmak “2024/25 eğitim öğretim yılının ilk yarısında yıllardır çözüm bekleyen okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri giderilmemiş, kalabalık sınıflar ve  ikili öğretimden kaynaklı sorunlara yenileri eklenmiştir. Özellikle deprem bölgelerinde okul binalarının yeniden inşası ve güçlendirilmesi çalışmaları yetersizdir. Kalabalık sınıflar ve eksik derslikler, öğrencilerin sağlıklı bir eğitim ortamına erişimini zorlaştırmıştır” dedi.

Dönem başında ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında taşımalı eğitimden yararlanan bir milyonu aşkın öğrencinin yüzde 30’una yakınının taşımalı eğitim kapsamından çıkarıldığını hatırlatan Kemal Irmak “Bazı bölgelerde servisler tamamen kaldırıldı. Başta kız çocukları olmak üzere, çok sayıda öğrencinin eğitime erişim hakkı bizzat devlet eliyle engellenmiştir” ifadelerini kullandı.

Eğitim dışındaki çocuk sayısının yüzde 38.4 artarak yaklaşık 612 bin 814’e yükseldiğini kaydeden Kemal Irmak, “Geçici koruma altındaki Suriyeli çocuklar, mesleki eğitim merkezi (MESEM) öğrencileri ve açık öğretime kayıtlı 18 yaş altı öğrenciler de bu sayıya dahil edildiğinde örgün eğitimin dışında bırakılan çocuk sayısı 1 milyon 578 bin 941 olmaktadır. Bu veriler ile eğitim dışındaki çocuk sayısı son üç yılın en yüksek seviyesine çıkmaktadır. İSİG Meclisinin raporuna göre 2023 eylül -2024 ağustos döneminde en az 66 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir. Tarım sektöründe 24 çocuk, sanayi sektöründe 17 çocuk, inşaat sektöründe 13 çocuk ve hizmet sektöründe 12 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiği belirtilmiştir” bilgisini verdi.

Okullarda çeşitli dini vakıf ve derneklerin etkinliklerinin artırıldığına işaret eden Kemal Irmak, “2023/’24 eğitim öğretim yılı boyunca ÇEDES kapsamında 21 bin 372 okulda 996 bin 886 öğrenci, 1 milyon 993 bin 772 veliye ulaşılmış. ÇEDES ile  imamlar, vaizler okullara ‘manevi danışman’ olarak görevlendirildi. Din derslerinde uygulamalı hac eğitimi verilmekte, sınıfın ortasına kurulan Kâbe maketi etrafında tavaf eden öğrenciler, ihram giyimini öğrenip şeytan taşlama pratiği gerçekleştirilmektedir” dedi.

Bornova’da 99 okula cami imamı görevlendirildiğini, Konya’da bir öğrencinin IŞİD militanı gibi giydirilip eline oyuncak silah verilerek arkadaşlarına ateş ettirildiği bir gösteri yaptırılmasına tepki gösteren Eğitim Sen Başkanı Irmak “MHP’nin yan kuruluşu olan Ülkü Ocakları ile ‘okullarda mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi’ için protokol imzalanmıştır” ifadelerini kullandı.

Müfredatta yapılan değişikliklerle bilimsel gerçeklerden uzak, ideolojik eğilimlerle şekillenmiş ve öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen yanlış ve yanıltıcı bilgilerin eğitim alanına boca edildiğini belirten Kemal Irmak, “Hayat bilgisi dersinde çevre bilinci eksik veya yüzeysel ele alınmış, fen bilimleri dersinde evrim konusu tamamen kaldırılmıştır. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde farklı inanç ve mezheplerin yer aldığı çoğulcu yapı göz ardı edilerek, yalnızca Sünni İslam anlayışı esas alınmıştır. Türkçe ve edebiyat derslerindeki dil ve anlatım sorunları dikkat çekicidir” dedi.

“Eğitimde devrimci bir atılım kaçınılmaz”

MESEM kapsamında olan 12 çocuğun (öğrencinin) iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kemal Irmak, “Mesleki ortaokullar açarak MEB, MESEM’ler ile 15 yaş altına indirilen çocuk işçiliği yaşı fiili olarak 10 yaşa indirilmiştir. Meslek liseleri, çıraklık ve MESEM gibi politikalarla çalıştırılan çocuk sayısı toplamda 2 milyonu geçmiş durumdadır” ifadelerini kullanarak eğitimde devrimci bir atılımın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Paylaşın

Küresel Isınma: Dünya Gezegensel İflasla Karşı Karşıya

IFoA’nın küresel ısınmaya ilişkin yayınlandığı raporda, dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, gezegendeki sistemlerin artık insanlık için kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu belirtildi.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Yıllık küresel sıcaklık 2024’te ilk kez uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5 derecelik hedefin üzerine çıkarken, İngiltere’de yapılan yeni bir çalışmada, iklimdeki bozulmanın sebep olacağı yıkıcı etkiler gözler önüne serildi.

Son yıllarda yangın, sel, kuraklık, sıcaklık artışları gibi aşırı hava olayları ve afetler artarken, Institute and Faculty of Actuaries’in (IFoA) raporunda, iklim kriziyle mücadele için siyasi liderlere daha hızlı hareket etme çağrısında bulunuldu.

IFoA raporuna göre, karbonsuzlaşmayı hızlandırmak ve doğayı onarmak için acilen harekete geçilmezse, 2090 yılına kadar küresel ekonomik büyüme yüzde 50 düşecek.

2050 yılına kadar 3 derece veya daha fazla ısınma halinde ise, 4 milyardan fazla ölüm, dünya çapında önemli sosyo-politik parçalanma, devletlerin yıkılması ve bunun sonucunda hızlı ve kalıcı sermaye kaybı meydana gelebilir.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, bu senaryodan kaçınmak için gerçekçi bir plan olmadığını ifade ederek küresel sıcaklıkta 3 derecelik bir artışın sonuçlarının yanlış tahmin edildiğini ve bunların siyasi liderleri politikalarının riskleri konusunda körleştirdiğini söyledi.

Karar Gazetesi’nin The Guardian’dan habere göre, raporda ayrıca, küresel ısınmanın ekonomik etkilerini değerlendirmek için finans kuruluşları, politikacılar ve kamu görevlileri tarafından kullanılan iklim riski değerlendirmelerinin yanlış olduğu, çünkü küresel ısınmanın bir sonucu olarak iklim değişikliğinin devrilme noktaları, deniz sıcaklığı artışları, göç ve çatışma gibi beklenen ciddi etkilerini göz ardı ettikleri belirtildi.

Raporda, bu riskler dikkate alındığında dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, Dünya’daki sistemlerin artık insanlık için şart olan kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu eklendi.

Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Paylaşın

Mark Rutte: NATO’nun “Savaş Zihniyetine Geçmesi” Gerekiyor

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte,  savaşı önlemenin en etkili yolunun ona hazırlanmak olduğunu belirterek, NATO’ya üye ülkelerin savaş zamanı zihniyetine geçmesi gerektiğini söyledi.

Brüksel’deki NATO Askeri Komitesi toplantısında konuşan Rutte, savunma harcamalarının artırılması ve askeri kabiliyetlerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Askeri Komitesi, caydırıcılığı ve savunmayı güçlendirme, ortaklıkları genişletme ve Ukrayna’ya desteği sürdürme konularını görüşmek üzere 15 – 16 Ocak’ta Brüksel’de toplandı.

Toplantıda, Rusya, “NATO müttefiklerinin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlandı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, yaptığı bir açıklamada, Rusya’nın artan tehdidine karşı ‘ittifakın yeteri kadar hazır olmadığı’ uyarısında bulunup, acilen ‘savaş zamanı zihniyetine geçilmesi’ çağrısında bulundu.

Mark Rutte, “Savaşı önlemek istiyorsak, buna hazırlıklı olmalıyız. Savaş zamanı zihniyetine geçmemiz gerekiyor ve bu da savunmaya daha fazla bütçe ayrılması, savunma kabiliyetlerimizin artırılması anlamına geliyor” dedi.

Rutte, Rusya’nın Ukrayna ve NATO ile “uzun vadeli bir çatışmaya” hazırlandığının altını çizerek, mevcut güvenlik ortamını, kendi hayatındaki “en tehlikeli ortam” diye tanımladı.

“Dört ya da beş yıl sonra başımıza geleceklere hazırlıklı değiliz,” diyen Rutte, “NATO ülkelerinin yeni gerçekliğe uyum sağlamada savunma harcamalarına ağırlık vermesi gerekliliğinden” bahsetti.

Rutte, konuşmasının son bölümünde Ukrayna’ya arka çıkarak, savaşın gidişatını değiştirmede Kiev’in kritik önemine vurgu yaptı: “Savaşın sona ermesini, kalıcı barışın sağlanmasını istiyoruz.”

Paylaşın

MHP’den Geri Adım: Kılıçdaroğlu Hakkındaki Şikayetten Vazgeçildi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki “suç ve suçluyu övme” şikayetlerinden vazgeçtiklerini açıkladı. Yıldız, talimatın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından verildiğini ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7.  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2020 yılında açılan davadan şikayetini geri çekti.

MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 05.02.2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na vermiş olduğumuz şikayet dilekçesi üzerine soruşturma başlatılmış, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Kamu Barışına Karşı Suçlar’ bölümünde düzenlenen ‘suç ve suçluyu övme’ suçunu oluşturan beyanlarının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olması, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hali yaratacak koşullarda bulunması, zincirleme şekilde suçun unsurlarının oluşturduğu değerlendirilerek cezalandırılması için kamu davası açılmış, hakkında güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına karar verilmesi kamu adına istenmiştir.

Görev ve yetki itirazları uzun bir zaman almış ,sonuç olarak dava dosyası Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi esasına kaydedilmiştir. 03.12.2024 tarihinde yapılan ilk duruşmaya Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mazeret beyanında bulunarak katılmamıştır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli gurup toplantısında: ‘Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle devletimizin kutlu varlığına hiçbir halel getirmeyecek hakkaniyetli mücadelede inşallah çıta yükselteceğiz.

Fedakarlık ise isteneni yerine getireceğiz. Biliyoruz ki değişimsiz gelişim olmaz fakat kafasını değiştirmeyenler hiçbir şeyini değiştiremez. Biz gelişmiş güçlenmiş Türkiye’nin hedefindeyiz.’ sözleriyle içinden geçtiğimiz zamanı özetlemişti. Bugün itibariyle, Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargılandığı davada ‘şikayetimizi geri almamız’ için gerekli işlemin yapılması talimatını vermiştir.”

Davanın geçmişi

MHP, 5 Şubat 2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği şikayet dilekçesiyle, dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştiren açıklamaları nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” suçlamasıyla yargıya taşımıştı. Savcılık tarafından başlatılan soruşturma sonrası açılan kamu davasında, Kılıçdaroğlu’nun beyanlarının “kamu düzenini bozma potansiyeli taşıdığı ve somut bir tehlike oluşturduğu” gerekçesiyle cezalandırılması talep edilmişti.

Davaya bakan Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Aralık 2024 tarihinde ilk duruşmayı gerçekleştirmiş, ancak Kılıçdaroğlu mazeret bildirerek katılmamıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı son açıklamalarda, “Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle kutlu mücadelede çıtayı yükselteceğiz” şeklinde konuştu. Bahçeli’nin bu açıklaması sonrası MHP, Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayetinden vazgeçilmesi talimatını verdi.

MHP’nin bu hamlesi, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde çelişki tartışmalarını beraberinde getirdi. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’a destek açıklamalarını sert bir şekilde eleştirerek yargıya taşıyan MHP’nin, bugün benzer bir duruşla eleştirilerin odağı haline gelmesi dikkat çekti.

İmralı Cezaevi’ndeki bölücü terör örgütü lideri Öcalan’ı “sürece katkı sunabilecek” bir aktör olarak konumlandıran MHP’nin, Kılıçdaroğlu hakkında açılan davadan geri çekilmesi ise kamuoyunda .elişkiden kurtulmak için atılan bir adım olarak değerlendirildi.

Paylaşın

Doğalgaz Ve Elektriğe Zam Gelecek Mi? Dikkat Çeken Açıklama

Türkiye 2024 yılını yüzde 44,38 enflasyon ile kapatırken, Prof. Dr. Hakan Kara, artan maliyetler nedeniyle, elektrik ve doğalgaz fiyatlarına zammın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, elektrik ve doğal gazda zammın kaçınılmaz olduğunu şu şekilde anlattı:

“2024 yılında kamu dışarda artan doğalgaz fiyatlarını yansıtmamak için enerji şirketlerinin 280 milyar TL zararını karşıladı. Doğalgaz fiyatı böyle giderse, 2025’te en az 400 milyar TL daha aktarılacak. Bir noktadan sonra elektrik ve doğalgaz fiyatlarına zam kaçınılmaz görünüyor.”

Hakan Kara, sonrasında da enflasyon ile elektrik fiyatlarının seyrini karşılaştırarak, “Elektrik fiyatları son yıllarda epey bastırılmış görünüyor” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, enflasyon aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,03, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 44,38, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,38 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 58,51 oldu.

Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, enflasyon aralık ayında yüzde 2,34 arttı. 2024 yılı ENAG tüketici enflasyon oranı ise yüzde 83,40 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

“Barış Süreci” Erdoğan İçin Bir Zorunluluk Mu?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık’ta İmralı’da Öcalan ile görüştü.

Kurtuluş Aladağ / Öcalan, Buldan ve Önder ile gönderdiği mesajda, Kürt – Türk kardeşliğini güçlendirmenin “tarihi bir sorumluluk” olduğunu belirterek, barışın inşasına katkıda bulunmaya hazır olduğunu dile getirdi. Öcalan, mesajında ayrıca, “gerekli olumlu adımları atmaya hazır ” olduğunu da vurguladı.

Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ve yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti İmralı heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başladı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti İmralı heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti. DEM Parti heyeti, AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirdi.

DEM Parti İmralı heyeti, ardından eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etti. Demirtaş, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, Abdullah Öcalan’a desteğini ifade etti, süreci ise “Demokratikleşme, barış ve kardeşlik” süreci olarak tanımladı.

Yüksekdağ ise, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, “Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli’nin çağrısı sonrası başlayan süreci “tarihi bir fırsat” olarak değerlendirdi. Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada ”Terör belasını bitirmek için ülkemizin önüne yeni bir fırsat penceresi açılmıştır” dedi.

Erdoğan’ın adı konulmamış süreci “tarihi bir fırsat olarak” değerlendirmesi, iç ve dış dinamikler tarafından şekillendiriliyor.

İç dinamiklere bakarsak; Erdoğan, erken seçim yapılmadığı sürece cumhurbaşkanlığı için aday olamıyor, bu da Erdoğan’ı aday olabilmesi için siyasi bir tercih yapma noktasına getiriyor.

Bu nedenle, parlamentodaki üçüncü büyük parti olan Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) desteğini almak, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını uzatacak anayasa değişikliklerini geçirmesi için hayati önem taşıyor.

Dış dinamiklere bakarsak; Baas rejiminin çökmesi sonrası Suriye’de oluşan belirsizlik. Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO), Suriye – Türkiye sınırında bir çok bölgeyi kontrol ediyor.

ABD’nin desteklediği ve ana omurgasını Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeydoğusunda kontrolü elinde bulunduruyor.

Böyle bir ortamda, Erdoğan’ın Suriye’nin geneli ve ülkenin kuzeydoğusuna yönelik yaklaşımı, sadece Suriye’nin etnik veya mezhepsel hatlar arasında parçalanıp parçalanmayacağını değil, Türkiye iç siyasetinin de geleceğini belirleyecek.

Erdoğan, Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan ve “barış, kardeşlik, terörsüz Türkiye” gibi terimlerle anılan sürece, farklı politik gelişmeler yaşanmaz ise, isteksiz evet demiş gibi gözüküyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı.

Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere ve Fransa gibi pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

“Terör Propagandası” Davası Açılan İstanbul Barosu Olağanüstü Kurultaya Gidiyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesinin görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talep edilen İstanbul Barosu, olağanüstü kurultaya gidiyor.

Haber Merkezi / İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “23 Şubat günü yapacağımız olağanüstü kurultay kararımızı burada açıklıyorum. 23 Şubat kurultayı demokrasinin ne olduğunu, demokrasinin ancak hukuk yoluyla işlediğini, inşa edilebileceğini İstanbul Barosu’nun 67 bin avukatı, bütün baroların desteğiyle duyuracak. Hepiniz 23 Şubat demokrasi kurultayına davetlisiniz” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Soruşturma Bürosu, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştı.

Başsavcı vekillerinden biri ve bir Cumhuriyet Savcısı’nın imzası bulunan davanamede İstanbul Barosu Yönetim Kurulu “Basın ve Yayın Yolu İle Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve “Basın ve Yayın Yolu İle Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yaymak” ile suçlanırken bu konuda kovuşturma izni istenen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25 Aralık 2025’te izni verdiği de belirtilmişti.

İstanbul Barosu, yönetime dava açılmasına dair bilgilerin basına yansımasının ardından X üzerinden bir açıklamada bulunmuştu. Açıklama metninde şu satırlara yer verilmişti:

“Yönetim Kurulumuz İstanbul Barosu Genel Kurulu iradesi ile seçilmiş olup, Anayasaya, demokrasi ve hukuka bağlı olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmektedir. Hiçbir hukuki ve meşru dayanağı olmayan bu görevden uzaklaştırma girişimine karşı İstanbul Barosu Genel Kurul iradesine sahip çıkmak, üyelerimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek yükümlülüğümüzdür.”

İstanbul Barosu’na dava açılmasına gerekçe olan sosyal medya paylaşımında, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Suriye’de öldürülmesiyle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmesi talep edilmişti. “Uluslararası insancıl hukuk uygulansın” başlığıyla yapılan paylaşımda, “Silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir” ifadelerine yer verilmişti.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın uygulamasının ‘hukuk dışı’ olduğunu öne sürerek, İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Baro tarafından yapılan açıklamada, “Her koşulda hukuka saygı kararlılığında olan İstanbul Barosu yönetimi, baro tüzel kişiliğini de hedef alan hukuk dışı işlem ve eylemlere karşı yargı yolunu kullanmak zorunda kalmış ve Adalet Bakanlığı’nın; Avukatlık Kanunu’na, bakanlık genelgesine ve Anayasa’ya aykırı soruşturma izni verilmesine ilişkin işlemini iptal davası açmıştır” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan “AK Parti’yi Boykot Etme” Çağrısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, Erdoğan ve Şimşek’in fahiş fiyatları boykot etme sözlerini hatırlatarak, “Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum” dedi.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, özetle şunları söyledi:

“Bağıranlardan çok yorulduk. 85 milyon insan huzurlu bir nefes almak istiyor. İnşallah çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdüreceğiz. Tekraren milletimize yeni grubumuz hayırlı olsun.

Bizim değişmeyen gündem maddemiz Gazze. Siyonizmin korkulu rüyası milli görüş dimdik ayakta. Emperyalistten de siyonistten de dost olmaz. ABD’nin yeni başkanı Trump daha göreve gelmeden aba altından sopa göstermeye başladı. Öte yandan Türkiye’ye dair çok dostane açıklamalar yapıyor. Eski Başkanlardan Kissenger’ın şu sözünü kayıtlara geçmek istiyorum. ‘ABD’nin düşmanı olmak kötüdür ama ölümcül olan ABD’nin dostu olmaktır.’ demişti. İktidar, ABD ile ilişkilerini tekrar gözden geçirmeli.

Ülkemizde yine aynı gündemleri görüyoruz. Seçilmesine izin verip milli iradeyi yok sayarak kayyum atamak kimseye bir şey kazandırmayacak. İktidar maalesef bugüne kadar olduğu gibi bugün de belediyeleri ya baskıyla ya kayyumla geri alıyor. Beşiktaş Belediye Başkanı’nın başına gelenler Yunus Emre Enstitüsü’nü soyanların başına gelmedi. Hukuk hiç kimse için araç olamaz. Seçileni itibarsızlaştırmayla ülke yönetilemez.

Ekonomiden en çok etkilenen kurum, aile kurumu. Birkaç gündür aile diye nutuklar dinliyoruz ama bu müjdeler aslında tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. İtibarsızlaştırmaya çalışan aile kurumu tüm dünyada tehdit altında. Ülkemizde de ekonomiden en çok aile kurumu etkileniyor. Boşanan sayısı her gün artırıyor, evlenen sayısı her gün azalıyor. İktidarın görmezden geldiği bu sorun nüfus planlamasını bile etkiler hale geldi.

Gençlerimiz iş bulamadığı için evlenemiyor. Evlenenler çocuk sahibi olmaktan kaçıyor. Bunun sonuçlarının nereye götüreceğine bakmak için Japonya’ya, Güney Kore’ye bakmak yeterli. Gençlere 150 bin lira faizsiz kredi verilecek. Adımı doğru buluyoruz ama bu miktar gerçeklikten uzak bir rakam.

“Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak”

Böyle giderse bu ekonomiyi temizleyecek gassal bulmakta zorlanacaklar. Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak. Madem bu kadar kolay da iktidar niye yapmıyor? Çünkü o koltuklarda oturabilmek için faiz lobilerinin desteğine iktidarın ihtiyacı var. Makamların gerçek sahibi aziz milletimizdir. Biz çiftçi Mehmet’in ne beklediğine bakarız. Faiz lobisinin beklediklerine değil mağdur ettiklerine bakarız.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomi tarihi açısından kırılma noktasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Şimşek, vatandaşı fahiş fiyatları boykot etmeye çağırdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nı da sayın Bakan’ı da destekliyoruz. Madem tüm tedbirlere rağmen fiyatlarda değişiklik olmuyor, vatandaş son çare boykot yapmalı.

Fakat iktidarın çağrısında bir konu eksik. Sayın yetkililer neyi boykot edeceğimizi söylemediler. Bu cuma motorin fiyatı 50 lirayı geçecek. Fahiş fiyatlı benzini boykot edelim, sorumlusu iktidar. Kira artışı yüzde 58,51 olmuş. Alınan 22 bin lira maaş kiraya gidiyor, sorumlusu iktidar.

Otoyol ve köprü ücretlerine son 1 yılda yüzde 288 ile yüzde 453 arasında zam yapılmış. Boykot edilmeli, sorumlusu iktidar. Varlık Fonu’ndaki yani iktidarın kontrolündeki Turkcell’in, Türk Telekom’un fahiş fiyatlı tarifelerini boykot edelim. Tarım Kredi Kooperatifi’ndeki fahiş fiyatları boykot edelim… Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum.”

Paylaşın