Bakan Koca: Maskesiz Yaza Giriyoruz

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, “Bilim Kurulu haftaya okullarda maske kullanımı dahil çok önemli kararlar alacak” dedi ve geçen yılı hatırlattı: “Maskeli son yazımız olacak demiştim […] en kötü günlerimiz arkada kaldı.”

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, incelemeler için geldiği Sakarya’da Valilik ziyaretinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlarken koronavirüs vaka sayılarında yaşanan düşüşü gündeme getirdi ve maske zorunluluğuyla ilgili yeni kararlar alınacağını duyurdu.

Salgın geriliyor, 19 ilde yoğun bakımda hasta sayısı sıfır 

Halen birçok kentte yoğun bakım servislerinde koronavirüs hastası olmadığını belirten Sağlık Bakanı, “Salgının seyri bu dönemde giderek etkisini azaltmaya başladı. Özellikle sıfır vaka olan illerimiz, sıfır yatan hastası olan illerimiz ve sıfır yoğun bakım hastası olan illerimiz olmaya başladı. Şu an 19 ilimizde yoğun bakımda yatan hasta sayısı sıfır.

“Her geçen gün bunun azaldığını görüyoruz. Ağrı’da, Uşak’ta, Gümüşhane’de, Bayburt’ta, Artvin’de yoğun bakım yataklarımızda şu anda hastamızın olmadığını söyleyebiliriz. Buna benzer toplam 19 ilimizde yoğun bakım yataklarımızda şu anda hastamızın olmadığını söyleyebiliriz” dedi.

“Maskeli son yaz” geride kaldı

Koronavirüs sürecinde en kötü günlerin geride kaldığını dile getiren Bakan Koca, “Hatırlarsanız geçen yıl ‘Bu maskeli son yazımız olacak’ demiştim. O dönem çok inanan olmamıştı. Geldiğimiz noktada, bahar geldi ve o yaza giriyoruz.” dedi.

Giresun’da da üç ay önce söylediği “En kötü günlerimiz geride kaldı, endişe etmeyin” sözünü anımsatan Koca, “O dönemde de özellikle bilim insanı arkadaşlarımız biraz endişeyle yaklaştılar. Yine aynı şeyi söylüyorum. Endişe etmeyiniz. En kötü günlerimiz geride kaldı, müsterih olun” dedi.

Bilim kurulu haftaya okullarda maske konusunda “önemli kararlar” alacak

Bilim Kurulu’nun haftaya toplanacağını söyleyen Bakan Koca, “Bilim Kurulu […] en önemli toplantılarından birini yapacak. Özellikle maske başta olmak üzere bu anlamda alınacak önemli kararlar olacak. Maskenin en yoğun uygulandığı yer okullarımız. Okullarımız başta olmak üzere maske konusunu da haftaya Bilim Kurulu değerlendirmiş olacak” dedi.

Paylaşın

Akşener: Bu Harami Düzeni Birlikte Bitireceğiz

İnegöl’de halka hitap eden İYİ Parti Lideri Akşener, parmağındaki yüzüğü çıkararak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmiş yıllardaki “İşte bütün servetim bu yüzük. Ben siyasete bununla girdim” sözlerine göndermede bulunarak, “Yüzüğün sahibi dünyanın en zenginleri ile aşık atıyor. Hey gidi hey! Bu yüzükten gemiciklere, bu yüzükten Hariri’nin cebine 24 milyar lira koymaya” dedi.

Meral Akşener, açıklamasının devamında, “Kimin parası, senin paran. Kimin parası, benim param sizin paranız. İşte onlara haram olsun, zıkkım olsun. Elbet bu yanlışlıklar kimsenin yanında kâr kalmayacak. Onun için demokrasi ile helal oylarınız ile bu harami düzeni birlikte bitireceğiz.” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, Bursa programı kapsamında İnegöl ilçesindeki esnaf ziyaretinden önce kendisini bekleyen kalabalığa hitap etti.

“5 maaş alan danışman var. 5 maaş alan danışman senin gibileri sokakta yıkıp tekmeliyor” diyen Akşener, “Elbette haram olsun, zıkkım olsun. 314 bin lira maaş alan bakan yardımcısı var. Günahtır be günahtır! Sen emekli, en düşük maaşın 2500 lira oldu diye sevinirken 314 bin lira maaş alan bakan yardımcısı var. Haram olsun, zıkkım olsun. Senin çocuğun işsizliğe, asgari ücrete mahkûm edilmişken, el alemin çocukları, ayısı olanlar dayısı olanlar 11 maaş alıyorlar. İşte bu harami düzeni ortadan kaldırabilmek için, gerçek dertleri konuşabilmek için, bu gerçek dertler üzerinden sizin adınıza rekabet yaratabilmek için esnaf esnaf geziyorum” dedi.

Dükkanların içindeki müşterilerin esnaflar için velinimet olduğunu kaydeden Akşener, “Müşterisine hakaret etmez, müşterisine terörist demez, müşterisine hain demez. Ama siyasetçi için seçmen velinimet olmaktan çıktı. Hoşuna gitmeyen seçmene hain, terörist diyor. İşte o dükkanların içindeki esnafın ‘müşteri velinimettir’ dediği gibi, siyasetçi için de seçmen velinimet olmalıdır. Biz el ele verip bu harami düzeni birlikte yıkacağız. Helal oylarınızla sandıkta yıkacağız. ‘Seçmen velinimettir’i bütün ağaların alnına çakacağız. Herkes İnegöl’e gelip bir kamyon polis olmadan sizinle görüşecek. Siz bizi tartacaksınız, hangimiz size daha doğru çareler üretmişse onu destekleyeceksiniz. Yapmaya çalıştığım şey seçmenin velinimet olmasıdır” diye konuştu.

Besicinin, işsiz gencin, esnafın dertlerine çözüm bulunması gerektiğini vurgulayan Akşener, “Çiftçilik bitti, tarım bitti. Savaş olan Ukrayna’dan çiçek yağı ithal ediliyor, ayıptır ayıp” ifadelerini kullandı.

Akşener, bir vatandaşın kuponla ekmek verildiğini söylemesi üzerine, “Devlet olmanın özelliği aç-açıkta insan bırakmamaktır. İstiklal Savaşı’nın olduğu yıllarda, yanmış yıkılmış bir ülkede açıkta insan bırakmamak için çaba gösterenlerin bugünkü evlatlarıysak elbet o görevi yerine getirmeliyiz” açıklamasında bulundu.

Yüzük göndermesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmiş yıllarda “İşte bütün servetim bu yüzük. Ben siyasete bununla girdim” diyerek elindeki yüzüğü göstermesine göndermede bulunan Akşener, şöyle devam etti: “Yüzük sahibi ne yapıyor? Yüzün sahibi dünyanın en zenginleri ile aşık atıyor. Hey gidi hey! Bu yüzükten gemiciklere, bu yüzükten Hariri’nin cebine 24 milyar lira koymaya. Kimin parası, senin paran. Kimin parası, benim param sizin paranız. İşte onlara haram olsun, zıkkım olsun. Elbet bu yanlışlıklar kimsenin yanında kâr kalmayacak. Onun için demokrasi ile helal oylarınız ile bu harami düzeni birlikte bitireceğiz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri Swap Hariç Eksi 44,7 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımladı. Buna göre, 8 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 861 milyon dolar artışla 67 milyar 718 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 1 Nisan’da 66 milyar 857 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri, 91 milyon dolar artarak 42 milyar 104 milyon dolardan 42 milyar 195 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde net rezervler 18,3 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezerv ise eksi 44,7 milyar dolar oldu.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘Üçüncü İttifak’ Çıkışı

SP Lideri Karamollaoğlu, katıldığı bir programda üçüncü ittifak ile ilgili, “Üçüncü ittifak, yeni seçim kanunundan dolayı olabilir. Tek tek de girilirse, 3 partinin aldıkları oyu birlikte oldukları takdirde üst üste koysanız daha büyük çoğunluk elde edersiniz. Milletvekili çıkarma ihtimali artar. Veya böyle bir ortam oluştuğu takdirde bu bir yeni katılıma vesile olabilir” dedi.

Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Bunlar zaman içerisinde görüşebilecek hususlar. Ben şimdiden bunun detayına girmenin şahsen faydası olmadığı kanaatindeyim çünkü bu durum farklı komploları gündeme getirip milletin zihnini karıştırır” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Karar TV’nin Youtube kanalında gazeteciler Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını cevapladı. Karamollaoğlu, “AK Parti’den kopan yüzde 15’lik kesim AK Parti’nin memleketin sorunlarını çözemediğini gördü. Herkes yanlışı gördü ancak bunu düzeltme konusunda bir ittifak sağlayamadı. Biz de dahil olmak üzere arayışta olacağız. Zaman içerisinde bir neticeye varacağız” diye konuştu.

AK Parti ve MHP’nin beraber yaptığı yeni ‘Seçim Kanunu’na ilişkin soruya da cevap veren Karamollaoğlu, yeni Seçim Kanunu ile beraber artık şartların değiştiğini belirterek ‘üçüncü ittifak’ çıkışında bulundu. Karamollaoğlu, “Eski sistemde, ittifak eden partiler önce tek oymuş gibi ittifaklar arasında bölünüyor sonra milletvekilleri çıkıyor ve milletvekilleri kendi aralarında pay ediliyordu. Şimdi o avantaj kalktı. Yeni yollar aramak icabet eder. Bunu kamuoyuna ilk defa söylüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

“Üçüncü ittifak olabilir”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, üçüncü ittifak ile ilgili şunları söyledi: “Şimdi değişti şartlar. Seçim kanunu ile birlikte görüşlerimiz de değişti. 6’lı masa aslında muhalefetin diyalog ortamını oluşturuyor. İlle de her noktada birlikte hareket etme mecburiyeti yok. Zaten bu durum da çıkan kanunla ortadan kalkmış oldu. 6’lı masanın olması, meselelerin birlikte yürütülmesine fırsat veriyor. Bunun faydalı olacağını düşünüyorum. Ama üçüncü ittifak, yeni seçim kanunundan dolayı olabilir.

Tek tek de girilirse, 3 partinin aldıkları oyu birlikte oldukları takdirde üst üste koysanız daha büyük çoğunluk elde edersiniz. Milletvekili çıkarma ihtimali artar. Veya böyle bir ortam oluştuğu takdirde bu bir yeni katılıma vesile olabilir. Bunlar zaman içerisinde görüşebilecek hususlar. Ben şimdiden bunun detayına girmenin şahsen faydası olmadığı kanaatindeyim çünkü bu durum farklı komploları gündeme getirip milletin zihnini karıştırır.”

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Sabit Tuttu!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bugün düzenlediği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Merkez Bankası, bu yılın ilk 3 toplantısında faizi yüzde 14’te sabit tutmuştu.

TCMB, geçen yıl politika faizini eylül, ekim, kasım ve aralık aylarında toplam 500 baz puan indirerek yüzde 19 seviyesinden yüzde 14 seviyesine çekmişti.

TCMB’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Etkisi sürmekte olan jeopolitik riskler, küresel ve bölgesel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizliklerin artmasına yol açmaktadır. Küresel gıda güvenliğindeki belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının daha da belirgin hale gelmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, bölgesel farklılıklar ortaya çıksa bile dış talebin giderek artan olumlu etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam etmektedir. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kurul, uzun vadeli Türk lirası yatırım kredileri de dâhil olmak üzere kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşmasının finansal istikrar açısından önemli olduğunu değerlendirmiştir. Bu çerçevede Kurul, makroihtiyati politika setinin güçlendirilmesine karar vermiştir.

Enflasyonda yakın dönemde gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmiştir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan ve kararlılıkla sürdürülmekte olan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Alınmış olan kararların birikimli etkileri yakından takip edilmekte ve bu dönemde fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Man Adası’ Açıklaması

Yargıtay’ın verdiği ‘Man Adası’ kararına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Yargıtay kararında ‘sözlerimin olgusal dayanaklarının olduğunu’ söyleyerek bunu kabul ediyor. Dahası Yargıtay benim açıklamam için, ‘bu açıklamada kamu yararı var’ diyor, daha ne desin?” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla “Man Adası davalarında da Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu haklı çıktı ve kazandık” demişti.

Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, ‘’Bir ülkeyi yöneten kişinin ailesinin, devlete vergi vermemek için Man Adası’nda şirket kurması, Türkiye’ye para transferi yapması asla kabul edilemez. Devletin harcamalarını ve halka sunulacak hizmetleri finanse etmek üzere vatandaştan vergi istiyorsun, bunun için yasa çıkarıyorsun; ancak vergi cennetlerinden para transfer edip, vergi ödememenin yollarını arayan yakınlarına ortam hazırlıyorsun” dedi.

2006’da çıkarılan Kurumlar Vergisi Yasası’na dikkat çeken Kılıçdaroğlu, bununla “Vergi Cennetlerine Yapılan Ödemelerde Stopaj Uygulaması” konusunun düzenlendiğini belirterek bunun uygulanmadığını vurguladı.

Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

“Çünkü uygulanması için, Erdoğan’ın imzasıyla, “Vergi Cennetleri” listesinin yayımlanması gerekiyor. Bu listenin yayımlanmaması sadece Erdoğan ailesine değil, uyuşturucu ve insan kaçakçılarına da hizmet ediyor. Hem vergi vermemelerini hem de yasadışı yollarla elde ettikleri paraları aklamalarını sağlıyor.

Bir ülkeyi yöneten kişi, kendi ülkesine bile isteye böyle bir kötülük yapar mı? Bu kötülük karşısında benim susmam mümkün mü? Asla! Ayrıca, benim sözlerimin tamamı belgelere dayanıyor. Zaten Yargıtay da kararında ‘sözlerimin olgusal dayanaklarının olduğunu’ söyleyerek bunu kabul ediyor. Dahası Yargıtay benim açıklamam için, ‘bu açıklamada kamu yararı var’ diyor, daha ne desin?”

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar IŞİD’e Biz Kobani’ye Yardım Ettik

Hafta içi partililerine yönelik “Kobani soruşturması” adı altında yapılan gözaltılara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İkinci dalga operasyon adı altında yeni bir saldırı başlattı bu iktidar. Bu saldırıda Kobanê’ye yapılan insani yardımlar suçlama konusu yapılıyor. Bir kez daha altını çizerek belirtelim, bu iktidar IŞİD’e, biz ise IŞİD karşısında direnen Kobanê halkına yardım ettik. IŞİD yenildi, Kobanê halkının direnişi zafere ulaştı” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Kobanê Kumpas Davası, gayrimeşrudur. 11’inci duruşması görülen bu davada kumpasın ayan beyan ortaya çıkması daha ne gerekiyor. Düşünün mahkemenin uzun süre başkanlığını yürüten Bahtiyar Çolak çete üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınmıştı daha sonra da ev hapsinde tutuluyor ve kendi hakkında yürütülen bir çete üyeliği davası soruşturması var. Çetelerin, mafyanın ve yeni paralel yapıların partimize ve halkımıza karşı saldırı ve kumpas davalarının ana aktörleri olduğunu bu örnek açıkça ortaya koymaktadır. İşte iki gün önce başlatılan yeni saldırı dalgası da iktidarın bu hukuk dışı yapılar eliyle partimize karşı sürdürdüğü düşmanlığın ve uyguladığı düşman hukukunun açık göstergeleridir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile bileşen partilerinin eş genel başkanları HDP Genel Merkezi’nde ortak basın toplantısı düzenledi.

Açılış konuşmasını yapan HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Sultan Özcan, ileriki dönem yol haritası belirlemek üzere bir toplantı yaptıklarını duyurdu ve HDP’nin bileşen siyasi partilerinin eş genel başkanları kürsüye davet etti.

Ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Yeni dönem hazırlıklarımız kapsamında bir süredir yetkili kurullarımızla toplantılar gerçekleştiriyoruz. Bugün bileşen partilerimizin eş genel başkanları ve sözcülerimizle hafta sonu da PM ile toplantıları serimizi gerçekleştiriyoruz. Gündemlerimiz yoğun, Türkiye’nin sıcak gündemleri var. En başta ekonomik kriz başta olmak üzere siyasal gelişmeleri bütün boyutlarıyla tartışıp çözüm üretmeye ve bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Güçlü bir siyasi hareketiz ve çok önemli bir halk desteğine sahibiz. Bunun bize yüklediği sorumlulukların farkındayız. Bu bilinç ve kararlılıkla çözüm odaklı çalışmalarımız bundan sonra da yoğunlaşarak devam edecektir” dedi.

Hafta içi partililerine yönelik “Kobani Soruşturması” adı altında yapılan gözaltılara değinen Sancar, “İktidarın da partimize, halkımıza, bizler şahsında Türkiye’nin demokrasi güçlerine karşı saldırıları artarak devam ediyor. Partimize karşı açılan kapatma davası, önceki dönem eş genel başkanlarımız ve MYK üyelerimizin rehin tutulduğu Kobanê Kumpas Davası devam ediyor. Bu dava devam ederken iki gün önce de Kobanê de ikinci dalga operasyon adı altında yeni bir saldırı başlattı bu iktidar. Bu saldırıda Kobanê’ye yapılan insani yardımlar suçlama konusu yapılıyor. Bir kez daha altını çizerek belirtelim, bu iktidar IŞİD’e, biz ise IŞİD karşısında direnen Kobanê halkına yardım ettik. IŞİD yenildi, Kobanê halkının direnişi zafere ulaştı” diye belirtti.

“İntikam arayışı”

Sancar, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Dünyanın dört bir tarafından hem yardım hem de destek ulaştı. IŞİD’e ise esas destek bu iktidardan geldi. İşte bu iktidar için kapanmaya bir hesaplaşma söz konusu. Bu davalar ve operasyonlar iktidarın o dönem anlattığım döneme ilişkin bitmeyen öfkesinin ve dinmeyen intikam arayışının sonucudur. Buradan herhangi bir sonuç elde etmeleri söz konusu olamaz. Çünkü tarihin geri çevrilmesi diye bir durum söz konusu olamaz. Bu iktidarın böyle bir şansı da yoktur. Ayrıca biz bütün bu saldırıların siyasi amaçlarının da gayet iyi farkındayız. İktidar bizimle siyasetten baş edemiyor ve HDP’yi iktidarını mutlaklaştırmanın, faşizmi kurumsallaştırmanın önünde tek gerçek ve en önemli engel olarak görüyor.

Haklılar da çünkü biz var olduğumuz sürece bu ülke faşizmin kurumsallaşmasına, despotluğa, tek adam rejimine ve kutuplaştırma düşmanlaştırma oyunlarına teslim olmayacak. Bizler buna izin vermeyeceğiz. Bütün bunları engelleyecek gücümüz olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Biz olduğumuz sürece umut olmaya, çözüm olmaya devam edeceğiz. Bütün bunlar yaratılmak istenen rejimin de korkulu rüyasıdır.”

“Kapatma davasını boşa çıkaracağız”

Partimize karşı yürütülen saldırılar apaçık hukuk dışıdır, anti demokratiktir ve hiçbir meşruiyete sahip değildir. Kapatma davasının iddianamesi nasıl ve nerede hazırlandı bunu defalarca anlattık. Bu iddianame MHP Genel Merkezinde hazırlanmış ve Saray’da son şeklini almış Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle AYM’ye ulaştırılmıştır. AYM bu iddianamenin bütünüyle dayanaktan yoksun hukuki nitelikten uzak bir kumpas belgesini olduğunu neredeyse apaçık dile getirerek iddianameyi geri çevirmişti. Ama dava devam ediyor. Burada bir dayatma söz konusu olduğunun herkes farkında. AYM baskı altına alınıyor. AYM tarihi bir sınavla karşı karşıya olduğunu vurgulayalım. Bizler AYM’de hukuka ve vicdana göre karar verme eğiliminde olan üyelerin olduğuna dair inancımızı hep dile getirdik. Bunu bir kez daha dile getirelim. AYM bu baskılara rağmen evrensel ilkelere ve vicdana karar vermek isteyenler olabilir ama bu iktidarın her türlü baskı ve şantajı kullanmasının söz konusu olacağını herkes bilir. Burada da çok yönlü ve güçlü bir siyasi hesaplaşma söz konusu bu davanın AYM salonlarında değil, siyaset sahnesinde karara bağlanacağını biliyoruz. Bütün gücümüzle sımsıkı kenetlenerek mücadelemizi büyüteceğiz, bu davayı da boşa çıkaracağız.

“Düşman hukuku”

Kobanê Kumpas Davası, gayrimeşrudur. 11’inci duruşması görülen bu davada kumpasın ayan beyan ortaya çıkması daha ne gerekiyor. Düşünün mahkemenin uzun süre başkanlığını yürüten Bahtiyar Çolak çete üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınmıştı daha sonra da ev hapsinde tutuluyor ve kendi hakkında yürütülen bir çete üyeliği davası soruşturması var. Çetelerin, mafyanın ve yeni paralel yapıların partimize ve halkımıza karşı saldırı ve kumpas davalarının ana aktörleri olduğunu bu örnek açıkça ortaya koymaktadır. İşte iki gün önce başlatılan yeni saldırı dalgası da iktidarın bu hukuk dışı yapılar eliyle partimize karşı sürdürdüğü düşmanlığın ve uyguladığı düşman hukukunun açık göstergeleridir.

“HDP fikriyatı yenilmez”

Biz her fırsatta partimizi, siyasetimizi ve halkımızı savunmaya devam edeceğiz. Buna gücümüz yeter. Milyonlar HDP’yi savunuyor, kimin hangi karanlık ortamlarda ne karar verdiğinin bir önemi yok. Bizim için önemli olan halkın bize verdiği destek ve halkın bizim hakkımızda verdiği karardır. En son Newroz’da milyonlar HDP’yi iradesi olarak sahiplendi, HDP etrafında kenetlendi. HDP şahsında hedef aldıkları işte halkın bu iradesidir, düşmanlıkları da halka karşıdır. Biz bu milyonların iradesini en doğru şekilde ve bedeli ne olursa olsun temsil etmeye, savunmaya ve güçlendirmeye devam etmekte kararlıyız. Biz aynı zamanda ittifak partiyiz, bileşenlerimizle ittifak güçlerimizle kenetlenerek yolumuza devam ediyoruz. Siyasetimizi eşit paydada ve ortak iradeyle yürütüyoruz. HDP demokratik, halkçı, sol ve sosyalist değerlerin aynı potada buluştuğu çok değerli bir fikriyattır. Saldırılar ne kadar büyük olursa olsun bu fikriyatın yenilmesi mümkün değildir. Bu fikriyatın yenilmez olduğu partimizin kuruluşundan bu yana her saldırı ve kumpas karşısında ortaya koyduk. İktidarın ve ortağı olan gayri meşru derin yapıların partimizi ve HDP fikriyatını tasfiye etme girişimleri nafiledir ve hevesleri bir kez daha kursaklarında kalacaktır.

Üçüncü Yol

Demokrasi İttifakı, konferans ve kongre kararımızdır. Demokrasi İttifakını en geniş kesimleri temsil edecek şekilde inşa etme kararlılığımız devam etmektedir. Türkiye’de çoklu krizlerden çıkmanın tek yol budur, demokrasi ittifakıdır. 3’üncü yol seçeneği ve mücadele ortaklığıdır. Seçimlerde bu görüşmelerimizin ve tartışmalarımızın bir parçasıdır. Önceliğimiz mücadele ortaklığını en geniş çerçeveye yerleştirmektedir. Şimdiye kadar bu çalışmalardan aldığımız sonuçların önemli olduğunu belirtmeliyim. Bu yol ilerleyecektir Türkiye halklarına bu karanlık girdaptan çıkma yolunu bu çalışmalar sunacaktır.

1 Mayıs’a hazırlık

Değerli arkadaşlar birlikte hareket ettiğimiz partilerin ve siyasi inisiyatiflerin de aynı hassasiyetle hareket etmesi umudumuzu büyütmektedir. Bu vesileyle biz 1 Mayıs’a ortak hazırlanıyoruz. 8 Mart’ın ve Newroz’un coşkusu 1 Mayıs alanlarında daha da güçlenerek yankılanacak. Halkımız kendisine reva görülen bu yoksulluğa, açlığa, geleceksizliğe mahkum değildirler ve bunu da 1 Mayıs meydanlarından bütün dünyaya ilan edeceklerdir. Bu sene 1 Mayıs diğer dönemlerden bazı farklı özellikler taşımaktadır. Bizler 8 Mart’ı, Newroz’u ve 1 Mayıs’ı aynı ruhuyla buluşturacak bir hedefle hazırlanmaktayız 1 Mayıs’a. Bu buluşma sadece bu yıl ve önümüzdeki seçimler için değil Türkiye’nin geleceğini inşa etmek için de en temel seçenek ve dayanak olacaktır. Türkiye’nin yeni bir başlangıç yapabilmesi demokratik ve sosyal cumhuriyete giden yolda daha güçlü adımlarla ilerlemesi için 1 Mayıs önemli bir dönemeç olacaktır.

“Yolumuza devam edeceğiz”

Partimize ve partimiz üzerinden demokratik güçlere yönelik gerçekleştirilen saldırıları 1 Mayıs’ta bu ruhla boşa çıkarmakla sınırlı kalmayacağı geleceğin hangi değerler üzerinden inşa edileceğini de bütün ülkeye ve dünya kamuoyuna da hep birlikte göstereceğiz. Tekrar ifade edelim milyonların alanlarda sahiplendiği ve büyük bedellerle ayakta tuttuğu HDP fikriyatı yenilmezdir. Bu iktidar ve birlikte hareket ettiği karanlık çevrelerin bizleri yenmeye gücü yetmeyecektir. Partimize yönelik gerçekleştirdiğiniz her gayri meşru ve hukuk dışı saldırı çaresizliğinizin aczinizin ve korkusunun göstergesi olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Biz büyüyerek güçlenerek bileşenlerimizle, demokrasi güçleriyle ve halkımızla birlikte yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi mutlaka bu karanlık girdaptan kurtaracağız. Barışımızı da demokrasimizi de özgür eşit yurttaşlık temelinde ortak geleceğimizi de bu mücadele ile bizler yaratacağız. Herkes buna inansın halklarımız ezilenler emekçiler kadınlar gençler bütün mazlumlar buna inansın, gücümüz var bu gücü hayata geçirecek irademiz ve kararlılığımız var.”

Demokrasi İttifakı

Açıklama ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sancar, “İttifak çalışmalarınız ne durumda” sorusuna, “Biz zaten bileşenler olarak HDP’nin asli unsurlarıyız. HDP budur, bu HDP’dir. Bunun dışında Demokrasi İttifakı çalışmaları çerçevesinde biraz önce de söyledim. Çeşitli alanlarda çalışma yürütüyoruz. En somut adımı 6 sol, sosyalist ve devrimci parti ve inisiyatifle yürütmekte olduğumuz çalışmalardır. Bu çalışmalar umut verici bir şekilde ilerlemektedir. Bunun temelini de ortak mücadele oluşturuyor. Değişik toplum kesimleriyle ve farklı partilerle ittifak çerçevesinde çalışmalarımız yürüyor. Olgunlaştıkça bu konuda kamuoyuna bilgi vereceğiz” yanıtını verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Borç Krizi Uyarısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) düşük ve orta gelirli 120 ekonominin borç kırılganlık göstergelerini inceleyerek hazırladığı raporu yayımladı. Raporuna göre, Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde yer aldı.

Dünya’dan Hilal Sarı’nın aktardığı rapor, 120 ekonomiden 19’u çok kritik düzeyde olmak üzere 72 ekonominin temerrüt riski açısından ‘kırılgan’ olduğunu ortaya koyuyor.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın Borç Sürdürülebilirlik Değerlendirmeleri’nden, kredi notlarından ve diğer çeşitli ölçütlerden yararlanılarak hazırlanan raporun, çoğu düşük gelirli ekonomilerden oluşan temerrüt riski bulunan ülkeler listesinde Türkiye ve zaten temerrüte düşmüş olan Arjantin dışında G-20 ekonomisi yok.

Borç kırılganlık listesinde ülkeler üç kategoriye ayrılmış: Temerrütte/Temerrüte düşmek üzere; Temerrüt riski çok yüksek; Yüksek Spekülatif. Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde.

Düşük-orta gelirli ülkeler toplam borcun yüzde 49’unu (294,1 milyar dolar), Türkiye’nin de aralarında olduğu yüksek-orta gelirli ülkeler ise bu borcun yüzde 45’ini (268,1 milyar dolar) oluşturuyor. Yüksek-orta gelir grubundaki borcun büyük bir kısmı “zaten temerrütte ve temerrüte düşmek üzere” kategorisinde. Başta Arjantin olmak üzere, Venezuela, Lübnan ve Ekvador bu büyük ekonomiler arasında.

Dünya Bankası da 28 Mart tarihli “Borç krizi dalgasına hazır mıyız?” blog yazısında yüksek enflasyon, yavaş büyüme ve sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte ve kalkınmakta olan ekonomilerde borç krizlerine neden olacağını öngörüyor.

”Kitlesel gösterilere neden olacak”

BM’nin Ticaret ve Kalkınma Örgütü UNCTAD ise 16 Mart tarihli raporunda savaşın ticaret ve kalkınma üzerindeki etkisinin küresel ekonomik görünümü hızla bozduğu ve özellikle Afrika ülkeleri ve en az gelişmiş ülkeler için alarm zilleri çaldığı vurgulanıyor.

Raporda gıda ve yakıt fiyatlarındaki artışın geçmişte de olduğu gibi kitlesel huzursuzluklara neden olabileceği öngörülüyor. Ayrıca Çin’den Avrupa’ya demiryolu taşımacılığının savaş nedeniyle aksaması durumunda navlun fiyatlarında da ciddi artışlar olabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Ankara’da ‘Baskın Seçim’ Hesapları

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Seçim Kanunu’nun bir yıldan önce uygulanamayacak olması nedeniyle erken seçim tartışmalarının kapandığını öne sürse de, muhalefet kulislerinde “baskın seçim” olasılığı çok daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Özellikle AKP’nin son günlerde EYT düzenlemesi, 3600 ek gösterge ve asgari ücret zammı gibi konuları kamuoyunun gündemine getirmesi, muhalefet tarafından baskın seçime hazırlığın işaretleri olarak değerlendiriliyor. Muhalefetin büyük bir kesimi, sonbaharda erken seçime gidileceğini ve bunun da iktidar tarafından baskın seçim şeklinde yapılacağı görüşünü savunurken, bu konuda farklı görüşler de ön plana çıkıyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Baskın seçim iddiasını dile getiren muhalefet partilerinin temsilcileri, bu görüşü iki temel gerekçeye dayandırıyor. Bu gerekçelerden birincisi, önümüzdeki kışın ekonomik açıdan daha zorlu geçeceği ve AKP’nin 2023 Haziran’a daha fazla oy kaybetmiş şekilde girmeyi göze alamayacağı yönünde. İkinci gerekçe ise Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez seçilmesinin mümkün olmayacağı ve erken seçimle bu tartışmanın önüne geçilmek istenecek olması. Baskın seçim ihtimalinin ortadan kalktığını savunanlar ise, “Erdoğan, kesinlikle kaybedeceği seçime girmez” diyor.

Elitaş: Kesinlikle erken seçim düşüncemiz yok

Muhalefetin erken seçim çağrısı ile baskın seçim beklentilerine ilişkin değerlendirmede bulunan AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri 18 Haziran 2023 tarihinde yapılacaktır” dedi. TBMM Genel Kurulu’nda yakın zamanda kabul edilen Seçim Kanunu’na işaret eden Elitaş, “Biz anayasayı neden değiştirdik? Erken seçim olmasın diye değiştirdik” ifadesini kullandı. Anayasayı değiştirme sebebine aykırı hareket etmeleri durumunda vatandaşın buna tepki göstereceğini kaydeden Elitaş, “Muhalefetin baskın seçim iddiaları sizce nereden kaynaklanıyor?” sorusuna “Korkusundan” yanıtını verdi. Muhalefetin hazırlıksız olduğunu savunan Elitaş, “Yani endişe içinde muhalefet diyor ki, yani aniden seçim yaparlarsa ben perişan olurum diyor” ifadesini kullandı. Elitaş, kesinlikle erken seçim düşüncelerinin olmadığının altını çizdi.

CHP’li Özel: Sonuna kadar bekleyeceğini düşünüyoruz

Ana muhalefet partisi CHP’de ise farklı görüşler dile getiriliyor. Bazı CHP’li yöneticiler, iktidarın sonbaharda baskın bir seçime hazırlandığını öne sürerken, bazı partililer ise baskın seçim beklemediklerini dile getiriyor. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, baskın seçim beklemeyen isimlerden. Özel, “Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, bugün şartlarında gireceği seçimi kaybediyor. Kaybetmek üzere bir seçime gitmeyeceğini, sonuna kadar bekleyeceğini ve seçimlerin zamanında yapılacağını öngörüyoruz” dedi. Buna karşın kendilerinin erken seçimi istediklerini vurgulayan Özel, “Biz dünden razıyız. Son anketlere baktığınızda seçimin iki tane kesin sonucu var. Bir, artık Recep Tayyip Erdoğan’ın 13. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi mümkün değil. İkincisi Cumhur İttifakının bugünkü şartlarda Meclis’te artık bırakın 330-340 milletvekilini, 250 milletvekili dahi toplamaları mümkün değil” diye konuştu. İktidarın seçimlere giderken para basıp, büyük bir geri dönüşe niyetleneceğini ifade eden Özel, buna karşın vatandaşın kararını verdiğini ve yönetimi değiştireceğini ifade etti.

CHP’li TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Abdurrahman Tutdere de, iktidarın yaptığı açıklamaların her ne kadar seçim hazırlığı olarak değerlendirilse de anketlerde iktidarın seçimi kaybedeceğinin görüldüğünü ifade etti. Tutdere, “Dolayısıyla, iktidarın kaybedeceği bir seçime şu an girebileceğini ve erken seçim kararı alacağını düşünmüyorum” dedi. Tutdere, “24 saatin siyasette çok uzun bir zaman olduğunu” belirterek, “Erken seçim kararına karşı da hazırız” ifadesini kullandı.

İYİ Partili Tatlıoğlu: Bir kış daha çok büyük tahribat yapar

İYİ Parti cephesinde ise sonbaharda erken seçim beklentisi artmış durumda. İktidarın ekonomik önlemler açısından elindeki tüm imkânları tükettiğini belirten partililer, “AKP ve MHP’nin artık vatandaşa vereceği hiçbir şey kalmadı” diyor.

İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Yeni Seçim Kanunu’nun erken seçim ihtimalini ortadan kaldırmadığını savundu. Tatlıoğlu, “Eylül ayında veya sonbaharda bir seçim ihtimalini görüyorum” dedi. Önümüzdeki kış aylarının ekonomik olarak Türkiye için çok daha zor geçeceğini belirten Tatlıoğlu, “Türkiye ekonomisinde bir kış daha çok büyük tahribat yapar. O nedenle ne kadar önce olursa o kadar iyi olur, bizim düşüncemiz bu” diye konuştu. 28 aydır İYİ Parti olarak sahada olduklarını kaydeden Tatlıoğlu, “Çok etkin olarak sahada çalışıyoruz ve insanımıza dokunmaya çalışıyoruz. Ramazan’dan sonra da çok farklı programlarla devam edeceğiz. Onun için de her daim seçime hazırız” diye konuştu.

HDP’li Tiryaki: Erdoğan, adaylığını tartışmalı hale getirmek istemez

HDP’de de CHP gibi farklı görüşler dillendirilse de baskın seçimin sonbaharda olabileceği düşüncesi ön plana çıkıyor. AKP ve MHP’nin iki gerekçeyle erken seçime gitmek isteyeceğini belirten HDP Seçim İşleri Komisyonu Eş Sözcüsü Rüştü Tiryaki, “Birincisi AKP ve MHP’nin oylarında ciddi bir azalma var. Bu gidişatta hiçbir şekilde seçimin galibi olamayacaklarını ve daha erken dönemde girecekleri bir seçimde yarışın içinde olabileceklerini düşündükleri için erken seçim kararı alabileceklerini düşünüyorum” dedi. Tiryaki, ikinci gerekçe olarak ise Erdoğan’ın Anayasaya göre üçüncü kez seçilemeyecek olmasını gösterdi. Anayasa hükmünün çok açık olduğunu ifade eden Tiryaki, “Tek istisnası Meclis’in yeni bir erken seçim kararı alarak Cumhurbaşkanlığı görevinin sona ermesiyle yapılacak bir erken seçim” diye konuştu. Erdoğan’ın böyle bir tartışmanın içine girmek istemeyeceğini kaydeden Tiryaki, bu nedenle sonbaharda bir erken seçim kararının alınmasını beklediğini belirtti.

DEVA Partili Şahin: Şartlar ağırlaşırsa YSK inisiyatif kullanmaz

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin ise, Erdoğan’ın seçimi kazanacağını görmesi halinde hemen seçim kararı alınacağını belirtti. Şahin, “Şu anki veriler böyle bir imkanı gösteriyor mu diye soracak olursanız, şu anki şartlarda seçime gidebileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü ekonomide gerçek anlamda kötüye gidiş var. Çarşı pazar gerçekten yangın yeri” dedi. İktidarın bu şartlarda seçim kararı almayacağını belirten Şahin, ancak Anayasa’nın 101. maddesine göre Erdoğan’ın üçüncü kez seçilemeyecek olmasına dikkat çekti. Şahin, şartların ağırlaşması durumunda YSK’nın da Erdoğan’ın tekrar adaylığı noktasında inisiyatif kullanamayabileceğini vurguladı. Anayasa’nın 116. maddesine göre ise seçimlerin yenilenmesi halinde Erdoğan’ın bir kez daha aday olabileceğini vurgulayan Şahin, bu nedenle şartların da iktidarın lehine olması durumunda erken seçim kararı alınabileceğini kaydetti.

Şahin, “Tayyip Bey, sonbahara gelindiğinde şartları lehine çevirdiğini düşünürse erken seçim kararı alınabilir. Bu durumda sonbahar için bir erken seçim düşünülebilir. Yeni Seçim Yasasının da bu şartlarda uygulanabilme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum” diye konuştu. Şahin, diğer yandan muhalefet olarak derhal seçim yapılması gerektiğine inandıklarını da belirterek, seçimin önümüzdeki yıla kalması halinde ise bir erken seçime destek olmayacaklarının altını çizdi. Şahin, “Erdoğan’ın sadece kendini kurtarmak ve tekrar aday olabilmek için alacağı karara kimse bizden destek olmamızı beklemesin” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan ‘Kürtler Oy Vermez’ Yorumlarına Yanıt

Mansur Yavaş, Kürtlerin kendisine oy vermeyeceği yönündeki yorumlara ilişkin “Durduk yere ismim üzerinden böyle yorumlar yapılması doğru değil. Kürtlerin Mansur Yavaş’a oy verip vermeyeceğini gidin anketçilere sorun. Vallahi hiç anket yaptırmadım, Türkiye çapında. Çünkü böyle bir şeyim yok. Ama abone olduğumuz anketlere bakıyorum, rakamlar çok yüksek çıkıyor.” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Yavaş, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Diyarbakır’da sokak röportajı yapıyorlar. Biri diyor ki ‘Mansur ne alaka, adamın neci olduğunu biliyorsun!” Diğeri “Abi öğrencilere, vatandaşa, garibana arka çıkıyor, adam ayırmıyor’ diyor.” dedi.

Mansur Yavaş, Ümit Özdağ’ın adaylık teklifine ilişkin ise, “Benimle görüşülmemiş. Bana sorulmamış. Benim fikrim alınmamış. Ben “Adayım” dememişim. “Aday değilim” diyorum üstelik. Buna rağmen Özdağ’ın kendi amacı doğrultusunda yaptığı bir hareket bu. Açıkçası rahatsız oldum.” ifadelerini kullandı.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, bugünkü köşe yazısında Mansur Yavaş ile yaptığı görüşmeye yer verdi. Buna göre Yavaş’ın açıklamaları şöyle:

Prof. Ümit Özdağ’ın “Adayımız Mansur Yavaş’tır” sözleri sizi memnun etti mi?

Rahatsız etti.

Neden rahatsız etti?

Ben Millet İttifakı’nın belediye başkanıyım. Cumhurbaşkanı adayına altılı masa karar verecek. Bunu herkes biliyor. Hal böyleyken, böyle bir açıklamanın yeri yok, gereği de yok. Benimle görüşülmemiş. Bana sorulmamış. Benim fikrim alınmamış. Ben “Adayım” dememişim. “Aday değilim” diyorum üstelik. Buna rağmen Özdağ’ın kendi amacı doğrultusunda yaptığı bir hareket bu. Açıkçası rahatsız oldum.

Şu günlerde tartışmaların odağındasınız. Ne düşünüyorsunuz?

Ben gerçekten belediye başkanlığından memnunum. Ne açıdan memnunum? İnanın, akşama kadar binlerce hayır duası ve teşekkür geliyor. Anket geldi; memnuniyet yüzde 80’e yaklaşmış Ankara’da. Bunların hepsi oy verir-vermez, bilemeyiz. Versin diye yapmıyoruz ki. İnsan ayırmıyoruz.

Kimileri “Kürtler Mansur Yavaş’a oy vermez” diyor.

Evet, ortada fol yok, yumurta yok. “Biz işimize bakıyoruz” diyoruz. Yine de sağlı sollu saldırı başladı şimdiden. Dün OdaTV’de bir şeyler çıkardılar. (Yavaş’ın eski miting konuşmasının kaydı) Üstelik OdaTV’de yayınlanan görüntüleri daha önce Beyaz TV’de Melih Gökçek yayınlattı. Düşünün artık, nereden nereye geldik.

Aynı görüntüler yerel seçimde de gündeme gelmişti.

Tabi tabi, onları bir daha yayınlıyorlar. Durduk yere ismim üzerinden böyle yorumlar yapılması doğru değil. Kürtlerin Mansur Yavaş’a oy verip vermeyeceğini gidin anketçilere sorun. Vallahi hiç anket yaptırmadım, Türkiye çapında. Çünkü böyle bir şeyim yok. Ama abone olduğumuz anketlere bakıyorum, rakamlar çok yüksek çıkıyor.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirleri kastediyorsunuz değil mi?

Evet. Diyarbakır’da sokak röportajı yapıyorlar. Biri diyor ki “Mansur ne alaka, adamın neci olduğunu biliyorsun!” Diğeri “Abi öğrencilere, vatandaşa, garibana arka çıkıyor, adam ayırmıyor” diyor.

Ankara’da Kürtlerin oyunu almadınız mı?

Ankara’da Kürtlerin yaşadığı bölgeler var Haymana ve Bala’da. Orada anket yapsınlar. Seçimden önceki ve şimdiki fikirlerini öğrenmek isterim. Belediye ve kamu hizmeti yaparken insanların rengi, cinsiyeti, inancı sizi ne ilgilendirir? Buna göre vergi almıyorsunuz ki. Sokakta aç gezen insanın partisi ne olabilir? Bana ne yani! Bir anne çocuğuna süt götüremiyorsa kimliği ve kişiliği kimi ilgilendirir, öyle değil mi? Ben öyle bakıyorum.

Eski görüntülerin şimdi dolaşıma sokulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Kirli siyaset olağanlaştı Türkiye’de. Başka bir şey diyemiyorum.

Paylaşın