Demirtaş: Duruşumuzdan Asla Vazgeçmeyeceğiz

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, burada birlikte kaldığı eski Diyarbakır Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı’yı yazdı.

Doktor olan Mızraklı’nın halen çaya dokuz şeker attığını söyleyen Demirtaş, kendisiyle nasıl tanıştıklarını da anlattı.

Demirtaş’ın Artı Gerçek’te yayınlanan ‘Keko’ başlıklı yazısı şöyle:

“2000 yılının başlarıydı, bir yıllık genç bir avukat olarak rahatsızlığım nedeniyle Diyarbakır Devlet Hastanesine gitmiştim. Tabip Odası yönetiminde olan bir arkadaşımın tavsiyesiyle muayene olmak için gittiğim doktorun ameliyatta olduğunu söylediler. Hastane koridorunda beklemeye başladım. Biraz sonra kıpır kıpır bir adam koşturarak yanıma geldi. Kendimi tanıtıp ayaküstü, hemencecik rahatsızlığımı anlatmaya koyuldum. Ben daha lafımı bitirmeden koluma girip ‘Hele gel bi çay içelim keko, senin işin kolay’ dedi.

Doktorlar hastalarına genelde çay ısmarlamazlar. Doğrusu, biraz şaşırmıştım. Samimiydi. Doğallığı, ilgisi ve sıcaklığı yüreğimi ısıtmıştı. Karşılıklı çay içerken beni şaşırtan başka bir şey daha oldu. Koca genel cerrah, çayını tam dokuz şekerli içiyordu.

Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’

Sonraki yıllarda hayatımız çok kesişti bu doktorla. Sağlık konferansları düzenledi. Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yaptı, yardım derneklerinde canla başla koşturdu, fakir fukaranın sevdiği tanınan, bilinen bir doktor oldu. Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerinden binlerce insan her anlamda ‘hastası’ oldu bu doktorun.

‘Yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı’

Sadece beden sağlığıyla değil; demokrasi, barış ve özgürlük talepleriyle de ilgili bir hekim olarak politik mücadelenin önemli kişiliklerinden biri olarak öne çıktı. Diyarbakır halkı onu 2018 yılında milletvekili seçti. Bir yıl geçmeden aynı halk onu Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı yaptı. Ve görevinde dördüncü ayını bile doldurmadan görevden alındı, yerine kayyum atandı. Kısa bir süre sonra da yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı.

Ona iftira atan yalancı tanık Kayseri Bünyan Cezaevinden tahliye edilirken kendisi Diyarbakır’dan getirilip Kayseri Bünyan Cezaevine, o iftiracının yerine konuldu.

Sanırım bu doktorun kim olduğunu anladınız. Kendisiyle üç ay önce tekrar karşılaştık. Odama girdiğinde gözleri her zamanki gibi ışıl ışıl gülümsüyordu. Sıkıca sarıldık. ‘Hoş geldin Hocam’ dedim, ‘Hoş bulduk keko’ dedi. Biraz hoşbeşten sonra çayını doldurdum, derin bir sohbete daldık.

Buradayız şimdilik. Halkımıza yapılan zulümlere ve haksızlıklara karşı beraber direniyoruz. Dışarıda milyonlar, içeride on binler boyun eğmiyoruz, teslim olmuyoruz. Bu gidişatın, bu düzenin değişeceğine yürekten inanıyoruz. Kararlıyız, umutluyuz.

‘Duruşumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz’

Zorluklar, engeller, bizi susturmaya çalışanlar, duruşumuzdan rahatsız olanlar yok mu? Çok var. Tahmin ettiğinizden de çok hem de. Ama bizim yüzümüz sadece ve sadece halka dönük. Halk ne istiyorsa ne diyorsa öyle olacak. Biz halkımıza, yeri geldiğinde hizmetkarlık yeri geldiğinde öncülük yapmaktan hiç geri durmadık, bu duruşumuzdan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Bu zulüm artık bitsin istiyoruz. Ülkeye demokrasi ve barış gelsin diye uğraşıyoruz. Ayak oyunlarına, küçük hesaplara, ucuz komplolara teslim olmayacağız. Bizi yok sayanlara da yok etmek isteyenlere de boyun eğmedik, kimseden merhamet dilenmedik. Bugünlere hep direnerek geldik, bundan sonra da böyle devam edeceğiz. Ve emin olun kazanacağız, mutlaka kazanacağız.

Bu arada, bizim Dr. Selçuk Mızraklı çayını halen dokuz şekerli içiyor, değişen pek bir şey yok yani. Hoca halen ‘çok tatlı’.”

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Rekor Tazeledi

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi Mart’ta aylık bazda yüzde 12.02 artarken, yıllık bazda ise yüzde 84,11 yükseldi. Böylece yıllık bazda endeks tarihinin zirvesi görüldü ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksi 11 yılın rekoru tazelendi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mart 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, Tarım-ÜFE’de, 2022 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 12,02, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 46,31, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 84,11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 36,59 artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 11,50, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 17,49 ve balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 25,66 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 6,20, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,56, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 16,98 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 32,10 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları ve yüzde 32,31 ile turunçgiller oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 208,09 ile lifli bitkiler, yüzde 148,76 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 110,56 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar oldu.

Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 5,16 ile canlı sığırlar (manda dahil), bunlardan elde edilen işlenmemiş süt ve yüzde 5,73 ile çeltik oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 18,17 ile turunçgiller ve yüzde 17,38 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 8,32 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler oldu.

71 maddenin ortalama fiyatında artış

Mart 2022’de, endekste kapsanan 81 maddeden, 4 maddenin ortalama fiyatında azalış olurken 6 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 71 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Dosyasının Suudi Arabistan’a Devrine İtiraz

Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı davanın dosyasının Suudi Arabistan’a devrine yönelik karara Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz itiraz etti.

Cengiz’in avukatı Gökmen Başpınar, davaya bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını üst mahkeme olarak değerlendirme yetkisi olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz dilekçesi sundu.

Dilekçede, mahkemenin 7 Nisan tarihli duruşmasında verilen, kamu davasının durması ve dosyanın Suudi Arabistan adli makamlarına devredilmesi kararının yasaya ve usule aykırı olduğunu belitti.

Başpınar kararın, Anayasa başta olmak üzere 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırılık teşkil ettiğini vurguladı.

Dilekçede, savcılık mütalaasıyla oluru sorulan Adalet Bakanlığının devir konusunda olumlu görüşünün hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu.

Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan kovuşturmanın devri müessesesinin bu olaya yanlış, eksik ve hatalı uyarlandığı belirten Başpınar dilekçede, Suudi Arabistan’daki yargılamanın bittiği bilgisine yer verdi.

Dilekçede, yargılamanın devrinin fiilen mümkün bulunmadığını, yapılması gereken şeyin de sanıkların suçun işlendiği ülkeye yani Türkiye’ye iade edilmesi olduğunu belirterek, “Ancak Suudi Arabistan, Türkiye’nin iade talebini reddetmişken Türkiye’nin hangi hukuki ya da siyasi gerekçeyle yargılamayı Suudi Arabistan’a devretme kararı aldığı anlaşılamamaktadır.” dedi.

Mahkumiyet kararının dışında bir karar verilmesi durumunda kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya devam edilebileceğini ifade eden Başpınar, dilekçede, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında herhangi bir anlaşmanın ve mütekabiliyetin bulunmadığı bilgisinin bizzat Adalet Bakanlığının mahkemeye verdiği cevaptan anlaşıldığını kaydetti.

“Suudi makamlarca adil bir yargılama yapılmayacağı açık olup bizzat iddianamede dahi bu durumdan bahsedilmektedir.” Diyen Başpınar, dilekçede, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tesis edilen kamu davasının durması ve kovuşturmanın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararının kaldırılmasına hükmedilmesi istedi.

Bozdağ kararın ‘kanuna uygun’ olduğunu savundu

İtiraz sonrası sosyal medyadan bir açıklama yapan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kaşçıkçı davasında durma kararı vererek yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrine ilişkin “Cemal Kaşıkçı davası olarak bilinen davada mahkemenin durma ve yargılamanın nakline karar vermesi kanuna uygundur, yargı yetkisinin devri değildir, davanın düşmesi değildir. Bu hakikati bilmelerine rağmen kimi siyasilerin aksi beyanı, siyasi hesapla yapılan çarpıtma yorumdur” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP Kurmaylarına Göre Altılı Masadan ‘İki İttifak’ Çıkabilir

SP Lideri Karamollaoğlu’nun üçüncü ittifaka yönelik sözleri kulisleri hareketlendirirken, CHP kurmayları, altılı masadan ‘iki ittifakın’ çıkabileceğini, hatta illere göre farklı uygulamalara gidilebileceğini ifade ettiler.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “üçüncü ittifak” açıklamasını değerlendiren CHP kurmayları, Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası “6’lı masanın etrafındaki partiler arasında yeni ittifak senaryolarının gündeme gelebileceğine” dikkat çekti. CHP’li isimler, “bu durumun 6’lı masadaki sistem değişikliğine ilişkin birlikteliği olumsuz etkilemeyeceğini” görüşünü dile getirdi.

Karamollaoğlu, Karar TV’ye yaptığı açıklamada, Seçim Yasası’ndaki değişiklikle üçüncü bir ittifak olabileceğine işaret etti. SP lideri bunu ilk defa söylüyorum” diyerek şu öneriyi getirdi:

“Şu anda şartlar değişti. Seçim Kanunu ile birlikte görüşlerimiz de değişti. 6’lı masa aslında muhalefetin diyalog ortamını oluşturuyor. İlle de her noktada birlikte hareket etme mecburiyeti yok. Zaten bu durum da çıkan kanunla ortadan kalkmış oldu. 6’lı masanın olması, meselelerin birlikte yürütülmesine fırsat veriyor.

Bunun faydalı olacağını düşünüyorum. Ama üçüncü ittifak, yeni seçim kanunundan dolayı olabilir. Tek tek de girilirse, üç partinin aldıkları oyu birlikte oldukları takdirde üst üste koysanız daha büyük çoğunluk elde edersiniz. Milletvekili çıkarma ihtimali artar. Veya böyle bir ortam oluştuğu takdirde bu bir yeni katılıma vesile olabilir.”

HÜDAPAR’a yaptığı ziyarette sözlerini açan Karamollaoğlu, “Ben, ‘İttifak içinde ittifaklar olabilir’ kanaatini gündeme getirmiştim. 6’lı masayla ilgili farklı bir fikir gündeme getirmedim” dedi. Karamollaoğlu’nun açıklaması, muhalefet liderlerinin güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasını sürdürdüğü “6’lı masadan kopma mı olacak” sorusunu gündeme getirdi.

“İllere göre değişebilir”

Konuya ilişkin Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a konuşan CHP kurmayları, “Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası yeni ittifak senaryolarının gündeme gelmesinin doğal olduğunu” ifade ederek, “6’lı masanın ittifak değil, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe yönelik bir birliktelik” olduğunu belirttiler. CHP kanadından, “Yeni ittifaklar olabilir, ittifak içi ittifak oluşabilir, illere göre farklı davranılabilir. Yani seçim sistemine göre hareket edilir. Ancak bu durumlar 6’lı masanın yoluna devam etmesini engellemez” görüşü paylaşıldı.

“2+4 ya da 3+3 olabilir”

Karamollaoğlu’nun “ittifak içinde ittifak” söyleminin, “6 parti arasında CHP ve İYİ Parti’den bir ittifak; DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinden de ikinci bir ittifaka” işaret ediyor olabileceğine dikkat çeken CHP’li isimler, “6’lı masa yoluna devam ederken 2+4 ya da 3+3 gibi farklı olasılıkların değerlendirilebileceği” yorumunda bulundu.

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: MHP’li İki İsim Bakan Olabilir

MHP Lideri Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Milli Gazete’den Muhammed Vefa’nın kulis haberine göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığında yaşanan bakan değişiminin ardından bazı bakanların daha görevden alınacağı konuşuluyor. Özellikle son günlerde Cumhur İttifakı kulislerinde, MHP’li bazı isimlerin kabinede yer alabileceği sık sık ifade ediliyor.

İki isim atanabilir

Haberde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Hedef ‘heyecan’ oluşturmak

Cumhur İttifakı kulislerine dayandırılan haberde, söz konusu MHP’li isimlerin kabineye atanması halinde Cumhur İttifakı’nın seçime daha büyük heyecanla gidebileceğinin düşünüldüğü belirtildi. Buna göre MHP teşkilatlarında bir rahatsızlık oluşması da önlemeye çalışılacak. AK Partili bazı isimler de kabineye MHP’li bakanların atanmasına sıcak bakıyor.

Paylaşın

HDP’nin Kapatılma İhtimali Var Mı? Sancar Açıkladı

Partisine açılan kapatma davasına değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.” dedi.

Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın Liderler Özel serisine konuk oldu, siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti ve MHP tarafından değiştirilen seçim yasasına değinen Sancar,  “Cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olarak meydanlarda dolaşacak. Tüm bunları düşündüğünüzde iktidarın seçimle gönderilebilmesi için sizin güçlü bir çoğunluk yakalamanız gerekiyor. Yani yüzde 51-49 olmaz. Öyle bir hedef koymalısınız ki bu yüzde 60’lara yakın olmalıdır” ifadesini kullandı.

Sancar devamında oy hedeflerine, seçim ittifaklarına ve Demirtaş’ın adaylığına da değindi.

‘Bizim kendi ittifaklarımız var’

Sancar, “Parlamento seçimleri için herhangi bir ittifaka girme arayışımız yok dedik. Bu tutumumuz devam ediyor. Çünkü bizim kendi ittifaklarımız var. Bu ittifaklarımızı büyütme isteğimiz var” dedi.

Toktaş’ın “Şu an oluşturduğunuz yapıyla kaç milletvekili hedefliyorsunuz?” sorusu üzerine Sancar, şunları söyledi:

“Hedefimiz şu parlamentoda öyle geniş bir demokrasi gücü ortaya çıksın ki hiç bir iktidar o güç hesaba katılmadan, herhangi bir şey yapamaz halde olsun. Yani şunu demek istiyoruz, 600 milletvekili varsa çoğunluk ancak demokrasi ittifakıyla sağlansın. Oy oranı olarak hedefimiz de yüzde 15’in üstüdür. Biz yüzde 15’i kendimize baraj ve çıta olarak belirledik.”

Güvenlikleri anket şirketlerinden sonuçları aldıklarını belirten Sancar, “Kamuoyuyla anket paylaşan şirketler HDP’yi yüzde 11 ile 13 arasında sonuç gösteriyorlar. Güvendiğimiz anket şirketleri HDP’nin yüzde 15’in üzerine tırmandığını söylüyorlar” dedi.

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘ben hala adayım’ sözlerini de bir soru üzerine değerlendiren Mithat Sancar, “Daha önce bu kadar açık ve net ifade ettiğini duymamıştım. Ama böyle bir isteği de dile getirmesini yadırganacak bir şey olarak görmüyorum” dedi.

HDP’nin kapatılma ihtimali var mı?

HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.

Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” dedi.

Paylaşın

Yargıtay’ın Man Adası Kararı Ne İfade Ediyor?

Yargıtay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın akrabalarının vergi cenneti Man Adası’ndaki şirketlere 18 milyon dolar aktardığına dair açıklamaları doğrulayan karara imza attı. 2017’de Cumhurbaşkanı’nın yakınlarının adları Man Adası’nda kayıtlı bir offshore şirketle gündeme geldi.

İddiaya göre Erdoğan’ın oğlu, kardeşi, eniştesi, dünürü ve eski özel kalem müdürü, 2011’de bu şirkete tam 18 milyon dolar gönderdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili bilgileri partisinin 28 Kasım 2017’deki grup toplantısında kamuoyuyla paylaştı. CHP lideri, 2011’de gerçekleşen para transferleriyle ilgili swift mesajları ve dekontları da gösterdi.

“İtiraz edilen olay gerçek”

İddialar Erdoğan cephesinden yalanlanırken, Kılıçdaroğlu üç ayrı davayla tazminata mahkûm edildi. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi toplamda 631 bin lirayı bulan bu tazminat kararlarını bozdu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, Yargıtay kararına göre “iddiaların olgusal gerçeklere dayandığına” işaret ediyor. Bu ifadenin kritik olduğunu vurgulayan Özarslan, “Hatta bu kişilerin hesaplarına para aktarıldığına ilişkin bankadan gelen cevabın, MASAK cevabıyla da MASAK değerlendirmesiyle de uygun olduğunu belirtiyor. Bu aslında, yani itiraz edilen, inkâr edilen bu para aktarılması olayının gerçek olduğunu işaret eder” diyor.

Yargıtay kararında ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan’a yönelik ifadelerinin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşmadığı vurgulandı.

Süper zenginler adası

İrlanda denizinde yer alan bir vergi cenneti olan Man Adası, kuyruksuz Manx kedilerinin yanı sıra dünyanın süper zenginlerine karşı hoşgörülü vergi muamelesi ile tanınıyor.

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) 2017’de gerçekleştirdiği Paradise Papers araştırmasına göre zenginlere kamu denetiminden uzak ön onaylı muafiyetler sağlayan Ada, özel jetlerin kaydedildiği en önemli merkez. Man Adası hükümeti, o dönem, Ada’da kayıtlı 231 jet için KDV iadesinin 1 milyar dolardan fazla olduğunu açıklamıştı.

Erdoğan’ın akrabalarının düşük vergi oranları ve yüksek düzeyde kurumsal gizlilik sunan Man Adası’na gönderdiği paranın kaynağı ise belirsiz.

Oya Özarslan, parayı gönderenlerden birinin bir emekli öğretmen olduğuna dikkat çekerek “O dönemde bu para nereden, nasıl geliyor gibi sorular da sorulmuştu. Ama bunların hepsi havada kaldı tabi” diyor.

Siyasi sonuçları olur mu?

Yargıtay’ın bozma kararının siyasi sonucu olup olmayacağının ise belirsiz olduğunu vurgulayan Özarslan, “Çünkü siyasi açıdan çok da önemli bir iddiada bulunulmuştu. İspat edilirse siyaseti de bırakırım, Cumhurbaşkanlığı’nda bırakırım filan gibi bir iddia olmuştu” diye ekliyor.

Türkiye’de Ocak 2006’dan itibaren, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 7 no’lu bendi değiştirilerek, vergi cenneti ülkelerinde yapılan ticari işlemlerde yüzde 30 vergi uygulanması kararlaştırılmıştı.

Vergi uzmanı Nedim Türkmen, daha önce Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra ise Cumhurbaşkanı Erdoğan vergi cennetleri listesini açıklamadığı için bu vergi tevkifatının yapılamadığına dikkat çekiyor.

Bu yüzden Maliye Bakanlığı harekete geçemiyor. Hazine ise gelir kaybına uğruyor.

Türkmen, “Kurumlar Vergisi Kanunu’nun bu hükmü uygulanmadığı için vergi cennetlerinde bulunan şirketler Türkiye’deki şirketlere faturalar düzenliyorlar. Bunların çok büyük bir bölümü gider faturası. Dolayısıyla bu da şirketlerin Türkiye’de daha az kurumlar vergisi ödemesini sağlıyor” ifadelerini kullanıyor.

“Vergi cenneti listesi açıklanmalı”

Vergi cennetlerinde şirket kurmanın ya da hesap açmanın suç olmadığının altını çizen Türkmen, “Bunun suç olabilmesi için ya bir suç gelirinin aklanması faaliyetinde bulunmak gerekiyor ya da örneğin Türkiye’de vergi kaçırdınız, bunları offshore şirketlere aktarmanız durumunda konu gündeme gelebilir” diyor.

Vergide zamanaşımının beş yıl olduğunu ifade eden Türkmen, kara paraya ilişkin bir suçlama yöneltebilmek için ise öncelikle öncü suçun olması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de bu anlamda yapılan incelemelerde şimdiye dek çok bir mesafe katedilmediğini dile getiren Türkmen, “Hükümetin yapması gereken OECD’nin vergi cennetleri listesini Türkiye için de geçerli olacak şekilde açıklamak. Ondan sonra Türk şirketleriyle vergi cennetlerinde bulunan offshore şirketleri arasındaki ilişkilerin, para hareketlerinin azalacağını söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Vatandaşın üzerindeki vergi yükü

Oya Özarslan da Türkiye’de dolaylı vergilerin vatandaşın üzerinde büyük bir yük oluşturduğuna işaret ederek “Deprem gibi nedenlerle çıkarılmış dolaylı vergileri bile hala ödemeye devam ediyoruz. Ama bir yandan vergi cennetlerine giden paraları vergilendirmemekte ısrar ediyoruz, bunlara gözümüzü kapatıyoruz” ifadelerini kullanıyor. Özarslan, bunun vergi adaleti duygusunu, eşitlik duygusunu da zedeleyen bir olgu olduğunu söylüyor.

Türkiye’de vergi cennetleriyle mücadele, paranın kaçışını önlemekten ziyade halihazırda vergi cennetlerine aktarılmış kayıt dışı zenginliğin ülkeye dönmesi ve kayıt altına alınmasına yönelik. Kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen ve periyodik olarak çıkarılan bu düzenlemeler, offshore ile mücadele yerine teşvik ettiği yönünde eleştiriliyor.

Varlık Barışı düzenlemelerinin 2008’den bu yana, neredeyse iki yılda bir çıktığını belirten Oya Özarslan, en son yedinci kez çıkarılan Varlık Barışı’nın 30 Haziran 2020’ye kadar uzatıldığını söylüyor.

Varlık Barışı’yla getirilen paranın üzerinden herhangi bir vergi ödenmesi ihtimalinin ortadan kaldırıldığını dile getiren Özarslan, bu paraların vergi cezasına ya da denetime tabi tutulmadığını da ekliyor.

“Kara para aklamada risk”

Son getirilen düzenlemeyle para, altın, döviz, menkul kıymetler ve hatta bavulla getirilen paraların bile kaynağının ne olduğu sorulmadan sistemin içine sokulmasına imkân tanındığını vurgulayan Özarslan, “Bu kara para aklama açısından büyük bir riske işaret eder. Çünkü kara para aklamada, özellikle de nakitle el değiştiren para en büyük risk noktalarından birisi olarak gözükür” diyor.

Man Adası belgelerini 2017’den bu yana tartışan Türkiye, geçen yıl kara paranın aklanmasını engellemede başarılı olamadığı için OECD Mali Eylem Gücü tarafından gri listeye alınmıştı.

11,3 trilyon dolar vergi cennetlerinde

Verginin daha yüksek olduğu ülkelerde kazanılıp vergi oranlarının çok daha düşük olduğu vergi cennetlerine kaçırılan yıllık para miktarının kesin olarak ne kadar olduğu bilinmiyor. Fakat Paris merkezli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2020 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, en az 11,3 trilyon ABD Doları offshore sisteminde tutuluyor.

Offshore sisteminin karmaşıklığı ve gizliliği nedeniyle, bu servetin ne kadarının vergi kaçakçılığı ve diğer suçlarla bağlantılı olduğunu veya ne kadarının yetkili makamlara rapor edildiğini bilmek ise mümkün değil.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Ücretli Çalışan Sayısı Arttı

Ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, 2022 yılı Şubat ayında 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Şubat 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, Şubat 2022’de 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 5,9, inşaat sektöründe yüzde 1,3 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 9,1 arttı.

Ücretli çalışan sayısı aylık yüzde 0,6 arttı

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 0,6 arttı.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,7, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,6 arttı.

Not; Ücretli çalışan sayılarında takvim etkisi gözlenmemiştir. Bu nedenle takvim etkisinden arındırılmış değerler yerine arındırılmamış değerler kullanılmıştır. Aylık değişimler, mevsim etkisinden arındırılmış değerlerin bir önceki aya göre değişimini ifade etmektedir.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu ‘Üçüncü İttifak’ Sözlerine Açıklık Getirdi

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, katıldığı bir programda yaptığı konuşmada yer alan “Üçüncü ittifak olabilir” ifadesi üzerine başlayan tartışmalar sonrası, sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Üçüncü ittifak konusunda, dünkü yayında biz, ‘ittifak içinde ittifaklar’ olabilir kanaatini gündeme getirmiştik; öyle görülüyor ki, eksik kalmış veya yanlış anlaşılmış” dedi.

Konuşmasında 6’lı masayla ilgili farklı bir fikir gündeme getirmediğini belirten Karamollaoğlu, “Nasıl ki Demokrat Parti ile İYİ Parti, ‘ittifak içinde bir ittifak’ içindelerse; aynısı farklı biçimlerde olabilir, benim söylemek istediğim budur. Ayrıca ben, seçimle ilgili bu tip konuların seçim sath-ı mailine girilmeden görüşülmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim” dedi.

Birkaç ay sonra bu konuları daha rahat konuşabileceklerini belirten Karamollaoğlu, “Çok açık ifade ediyorum: Cumhur İttifakı bu konuların bugünden görüşülmesini istiyor; çünkü bir yerlerden bir şeyleri karıştırıp, ‘acaba fitne çıkarabilir miyiz’ derdindeler” ifadelerini kullandı.

Temel Karamollaoğlu, Karar TV’de katıldığı programda, 2018 seçimlerinde uygulanan sistemde, ittifaka katılan partilerin çıkaracağı milletvekili sayısının, ittifak oylarının her bir partinin oyuna bölünmesi ile hesaplandığını ancak şimdi her partinin kendi oy oranına göre milletvekili çıkaracağını hatırlatmış ve yeni yol aramak gerektiğini söylemişti.

Paylaşın

Enflasyon Nasıl Düşürülebilir, Müdahale Edilmezse Ne Olur?

Türkiye’de yıllık enflasyonun yüzde 61,14 olarak açıklanmasından bir hafta sonra toplanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) yüzde 14 olan politika faizine dokunmadı. Karar şaşırtıcı olmadı.

Zira sene başında Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin bizzat vurguladığı üzere “Merkez Bankası ve politika faizinin önemsizleştirildiği” bir ortamda, para politikasının artık politika faizini yükseltmek suretiyle enflasyonla mücadele etmesini beklememek lazım.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, durumu BBC Türkçe için değerlendirdi.

Merkez Bankası önemsizleştikçe enflasyon sorunu bir o kadar önem kazanıyor. Çünkü Merkez Bankası’nın kanuni görevi fiyat istikrarı sağlamak. Merkez Bankası önemsizleşip devreden çıktığı zaman enflasyona karşı savunmasız kalıyoruz. İşte bu nedenle, hızla artan enflasyonun ağırlığını omuzlarımızda hissettiğimiz, alım gücümüzün giderek eridiği bugünlerde herkesin kafasını meşgul eden soru, enflasyonun sonunun nereye gideceği.

Merkez Bankası ne diyor?

PPK karar metninde “küresel barış sağlanıp baz etkilerinin ortadan kalkmasıyla” enflasyonun düşeceği öngörüsü paylaşılmış. Merkez Bankası’nın geçmişte de faiz artışlarında direnirken enflasyon dinamiklerini göz ardı eden ve samimi bulmadığım açıklamalarına şahit olmuştum.

Aradan geçen sürede, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının erimesine paralel olarak, karar metinlerinde yapılan açıklamaların da giderek rasyonel bir zeminden uzaklaşmakta olduğunu üzülerek takip ediyorum.

Enflasyon kendi kendine düşer mi?

Şayet enflasyon tamamen “geçici arz şoklarından” kaynaklanıyorsa, o zaman kendi kendine düşebilir. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle gıda ve enerji fiyatlarındaki artıştan gelen enflasyonist baskılar, küresel barışın sağlanması ile ortadan kalktığında savaş kaynaklı enflasyonun da azalması bekleyebiliriz. Ancak kredibilitesi bizden çok daha yüksek Merkez Bankalarının bile pandemi kaynaklı arz şoklarının etkilerinin beklentilere sızmasını engelleyemediklerini hatırlarsak bu işin sanıldığı kadar kolay olmadığını söyleyebiliriz.

Baz etkisine gelince: Aralık 2021’de enflasyon istisnai bir hızla yüzde 13,58 arttığı için, Aralık 2022’de bir önceki seneye göre “baz etkisi” lehimize bir durum oluşturacaktır. Öte yandan, yılın ilk çeyreğinde tecrübe ettiğimiz yüksek enflasyon rakamları, Aralık 2021’in bir istisna olmaktan çıkmaya başladığını gösteriyor. Dolayısı ile 2022’nin sonlarına yaklaşırken enflasyonda baz etkisi ile bir düşüş görmekten ziyade “baz etkisine rağmen” yükseliş görmemiz mümkün olabilir.

PPK metnindeki sorun

TCMB’nin açıklamasındaki esas sorun, para politikası dışındaki faktörlerin yardımıyla enflasyonda oluşabilecek sınırlı bir düşüşten medet umulmasıdır. Bu dışsal faktörler çıktıktan sonra boğuşmamız gereken ve doğrudan Merkez Bankası’nın görev alanına giren devasa enflasyona tepkisiz kalmasıdır.

Yıllık enflasyonun Ocak 2022 itibarıyla yüzde 48,49 olduğunu düşünürsek, küresel barış sağlanıp savaş öncesine dönmeyi umduğumuz en iyi senaryoda bile resmi enflasyonun hedefin 10 katı olduğunu hatırlamak lazım. Peki enflasyon nasıl düşecek?

Enflasyona müdahale edilmezse ne olur?

Dışarıdan gelen ve kontrolümüz dışındaki şokları bir kenara bırakırsak, bugün tecrübe ettiğimiz enflasyonun aslan payını talep, kur ve bozulan enflasyon beklentileri oluşturuyor. Bu sebeplerden kaynaklanan enflasyonu ekonominin “yavaşla” sinyali olarak değerlendirebiliriz.

Enflasyonun bu şekilde sinyal verdiği bir ekonominin gidebileceği iki yoldan söz edebiliriz. Birinci yol, Merkez Bankası’nın enflasyona faiz silahı ile müdahale etmesi, ekonomiyi soğutması ve bunun sonucunda çıktı açığını sıfırlayarak enflasyonu düşürmesidir. Merkez Bankası ne kadar becerikli, güvenilir ve bağımsız ise enflasyon o kadar hızlı ve az bedel ödeyerek kontrol altına alınır.

Gidilebilecek ikinci yol enflasyonun kendi seyrine bırakılmasıdır. Bu yol tercih edildiğinde dışarıdan faiz silahı ile ekonomi soğutulmadığından ekonomi enflasyon vasıtasıyla kendi kendini soğutmak zorunda kalır. Yükselen enflasyon hane halkının alım gücünü eritir. Bu şekilde, kontrol dışında geri çekilen taleple birlikte çıktı açığı bir kez daha sıfırlanır. Ancak bu sefer ekonominin yavaşlaması faiz değil enflasyondaki artışla gerçekleştiğinden nihai olarak gelinen noktada enflasyon kalıcı olarak artmıştır.

Hangisi daha iyi?

Birinci yol ile ikinci yolu karşılaştırdığımızda her ikisinde de nihai varış noktasının ekonominin uzun vadeli büyüme oranı olduğunu, ancak Merkez Bankası’nın önemli olup görevini yaptığı birinci senaryoda enflasyon kontrol altına alınırken, Merkez Bankası’nın önemsizleştiği ikinci senaryoda yüksek enflasyonun kalıcılaştığını görüyoruz.

Bu iki senaryo içinde hangisinin seçilmesi gerektiği son derece net. Tam da bu nedenle tüm dünyada Merkez Bankalarına önem atfediliyor ve enflasyonu kontrol etme görevi veriliyor. Ve yine bu nedenle bugün tüm dünyada bize göre çok daha cüzi olsa da global enflasyonla mücadele için Merkez Bankaları faiz artırıyorlar. Çünkü enflasyonla mücadelede ne kadar geç kalınırsa, enflasyonu düşürmek için gerekli faiz bedeli de artacağı için ekonominin resesyona girme riski artıyor.

Üçüncü yol

Yukarıda bahsetmediğim bir de üçüncü yol var ki o da ikinci yolun bir uzantısı olarak düşünülebilir. İkinci yol şüphesiz son derece tatsız, halkı yoksullaştıran, reel ücretlerin azaldığı, zorda kalan sabit gelir gruplarına yardım elinin uzatılmadığı, borçların ertelenmediği ve ancak bu şekilde ekonominin kendi kendini yavaşlattığı bir senaryo. Bu nedenle de tercih edilmemesi gerekir.

Şimdi senaryoya bir de “enflasyona karşı halkı ezdirmeme” güdüsü ile ücret zamları, vergi indirimleri ve destek paketlerini ekleyelim. O zaman ne olur? İşte o zaman uzun vadeli etkileri ikinci senaryodan bile daha yıkıcı olan bir üçüncü senaryo karşımıza çıkar. Çünkü enflasyonla mücadele edilmediği gibi ekonominin kendi kendini soğutma mekanizmasına da izin verilmez. Talep “doping verilerek” tekrar desteklenince enflasyon bu sefer daha da güçlü bir dalga ile gelir ve ücret-enflasyon sarmalı ile müdahale edilmezse sonu hiperenflasyona kadar gidebilecek bir süreç başlar.

Vatandaşların enflasyona karşı korunması elbette çok önemli. Ancak burada yaptığımız değerlendirme gösteriyor ki hane halkının enflasyona karşı korunmasının tek yolu Merkez Bankası’nın tekrar önem, bağımsızlık ve itibar kazanarak işini yapması ve enflasyonu hedefe düşürmesidir. Enflasyonla mücadele etmeyip yan etkileri ile mücadele etmeye çalışmak, bir sonraki enflasyon dalgasını tetikleyerek problemi derinleştirir.

Gazeteci-yazar Taha Akyol’un Merkez Bankası’nın bağımsızlığını masaya yatırdığı yeni kitabının adı, “Laf Dinlemedi”. Kitap başlığını, TCMB Başkanı Murat Çetinkaya’nın 6 Temmuz 2019’da görevden alınması sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamadan alıyor. Yazımı bu kitaptan bir alıntı ile bitirmek isterim (Sayfa 105). 1994 krizi öncesi Ekonomi Profesörü Oktay Yenal’dan bir değerlendirme yapması istenir. Prof. Yenal derhal sıkı para politikası ve dengelenme programına geçilmesini ister ve raporunda şu sözlere yer verir:

“Unutmamak gerekir ki, dünyada kalkınmasını yüzde 60-70 enflasyon ile sürdürebilmiş ve sonunda yumuşak iniş yapabilmiş ülke yoktur.”

Paylaşın