DEM Parti: Siyasi Ve Askeri Saldırılar Barış Umudunu Baltalıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin açıklama yapan DEM Parti, açıklamasında, “Türkiye halklarının barış özlemi ve demokratikleşme talepleri eksenindeki bu tartışma sürecinde iktidar, askeri ve siyasi saldırılarıyla milyonlarca insanın barış ve demokrasi umudunu baltalamaya devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / DEM Parti, açıklamasının devamında, “Kürt halkının kazanımlarına yönelik baskılar her geçen gün genişlemektedir. Belediyelere kayyım atanması, siyasi soykırım operasyonlarının artması, Kuzey ve Doğu Suriye’de sivilleri de içerisine alacak şekilde saldırıların büyümesi, Kürt kültür kurumlarına dönük baskınlar ve siyasi müdahaleler iktidarın ülkede yeşeren barış ihtimaline yönelik siyasi suikastleridir” ifadelerine yer verdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye halkları geçtiğimiz yılın ekim ayından bu yana Kürt sorununda demokratik çözüm ve Türkiye’nin demokratikleşmesi eksenindeki tartışmalardan büyük bir umut ve heyecan duymuş, süreci tüm gücüyle destekleyerek nihai barış ve demokratik bir ülke talebinde ortaklaşmıştır. Türkiye halklarının barış özlemi ve demokratikleşme talepleri eksenindeki bu tartışma sürecinde iktidar, askeri ve siyasi saldırılarıyla milyonlarca insanın barış ve demokrasi umudunu baltalamaya devam etmektedir.

Kürt halkının kazanımlarına yönelik baskılar her geçen gün genişlemektedir. Belediyelere kayyım atanması, siyasi soykırım operasyonlarının artması, Kuzey ve Doğu Suriye’de sivilleri de içerisine alacak şekilde saldırıların büyümesi, Kürt kültür kurumlarına dönük baskınlar ve siyasi müdahaleler iktidarın ülkede yeşeren barış ihtimaline yönelik siyasi suikastleridir.

Geçtiğimiz günlerde Tişrin Barajı çevresinde çatışmaların durması için yürüyüş yapan sivillere dönük saldırılarda çok sayıda insan yaşamını yitirmişti. Bu saldırılarda ağır yaralanan Kürt komedyen ve tiyatro oyuncusu Bavê Teyar’ın yaşamını yitirdiğini üzüntüyle öğrendik. Bavê Teyar milyonlarca Kürdün evine misafir olan, güldüren, düşündüren ve her zaman halkının yanında olan bir sanatçıydı. Teyar’a rahmet, yakınlarına ve Kürt halkına başsağlığı diliyoruz. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz.

Bu vesileyle günlerdir Tişrin Barajı’nda topraklarını savunan, saldırıların son bulması için sivil canlı kalkan eylemini gerçekleştiren Kuzey ve Doğu Suriye halklarını selamlıyor, dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.

“İktidarı uyarıyoruz; Kürt halkına, kurumlarına ve barış savunucularına saldırmaktan vazgeçin”

Kuzey ve Doğu Suriye’de saldırılarını devam ettiren akıl, Türkiye’de de Kürt kurumları ve emekçilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 17 Ocak günü Van ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında gazeteciler Reyhan Hacıoğlu, Necla Demir, Rahime Karvar ve Ahmet Güneş gözaltına alındı.

Aynı soruşturma kapsamında İstanbul’daki Martı Prodüksiyon ve Güncel prodüksiyon şirketlerine baskın düzenlendi. Kürt gazetecilerin siyasi soykırım operasyonları kapsamında gözaltına alınmasından sonra Diyarbakır’da Kürt Edebiyatçılar Derneği’ne baskın düzenlenmiş, dernekte bulunan 150 kitap ve 1500 gazeteye el konulmuştur.

Bu korsan baskının ve insanlık tarihine utanç olarak geçecek şekilde kitap ve gazetelere el konulmasının tek izahı, iktidarın emrindeki polis ve yargı eliyle toplumsal barış umudunu baltalamak istemesi ve bunun için çabalamasıdır. Kürtlerin kazanımlarına, kültürüne, kurumlarına, emekçilerine dönük saldırıların başka bir izahı ve gerekçesi olamaz.

İktidarı uyarıyoruz; Kürt halkına, kurumlarına ve barış savunucularına saldırmaktan vazgeçin. İktidarın izlediği bu saldırgan politikalar çözüme dair tartışmaları zehirlemektedir.

İktidar tarafından sürdürülen bu siyasi operasyon ve saldırıların mevcutta yürütülen tartışma sürecinin ruhuna aykırı olduğunu bir kez daha ifade ediyor ve altını özellikle çiziyoruz. İktidar, Kürt halkının kazanımları ve kurumlarına dönük saldırılarda ısrar ederek hiç kimseyi barış ve çözüme niyetli olduğuna ikna edemez. Eğer iktidar barış ve çözüm konusunda samimiyse yapması gereken ilk şey saldırıları durdurması, Kürt halkının kazanımlarına ve kurumlarına saygı duymayı öğrenmesidir.

Saldırılarla Kürtleri, muhalifleri ve barış savunucularını yıldıracağını düşünen iktidar büyük yanılıyor. Yılmayacağız, direneceğiz, barış ve demokrasi mücadelesini en güçlü biçimde sürdüreceğiz. Barış talebinde ortaklaşan milyonlarca yurttaşımızı ve demokratik kamuoyunu iktidarın barış ihtimalini ortadan kaldırmaya dönük saldırılarına karşı güçlü bir demokratik tepki göstermeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Kabine’de Değişim İçin Gözler AK Parti Kongresi Sonrasına Çevrildi

Uzun zamandır konuşulan kabine değişimi için AK Parti 8. Olağan Kongresi sonrasına işaret ediliyor. Kabinede de değişimin en fazla 3-4 bakanlıkla sınırlı kalabileceği kaydediliyor.

AK Parti’nin 12 Ekim’de başlattığı 8. Olağan Kongre süreci hızlandı. 81 il kongresinden 63’ü tamamlandı. 27 Ocak’ta Gençlik Kolları, 5 Şubat’ta Kadın Kolları, 23 Şubat’ta da Büyük Kongre yapılacak. Yerel seçimde büyük yenilgi alarak 22 yıllık iktidarında ilk kez ikinci parti konumuna düşen AK Parti’de genel merkez düzeyinde değişim beklentisi çok yüksek.

Yüzde 60 hatta yüzde 70’i bulan bir değişimden bahsediliyor. Ancak parti kurmayları MKYK’da bu beklenti bir ölçüde karşılansa da yeni MKYK üyeleri arasından belirlenecek MYK’da aynı ölçüde değişimin olmayacağı görüşünde.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Çok uzun zamandır parti MYK’sında yer alan bazı siyasetçilere yeniden görev verilmeyebileceği ifade edilirken 18 kişilik MYK’da en fazla 6-7 kişinin değişebileceği iddia ediliyor. Uzun zamandır konuşulan kabine değişimi için de kongre sonrasına işaret ediliyor. Kabinede de değişimin en fazla 3-4 bakanlıkla sınırlı kalabileceği kaydediliyor.

14 Mayıs 2023 seçimlerinde oluşan TBMM’nin geçen 1.5 yılında 31 milletvekilinin partisiyle yollarının ayrıldığını yazmıştık. Bu milletvekillerinden 15’i başka partilere katıldı, 15 bağımsız milletvekilinin bazıları için de AK Parti’ye katılacaklarına dair sürekli yeni iddialar gündeme getiriliyor. Hatta bazı DEVA Partisi ve Gelecek Partisi milletvekillerinin de istifa ederek AK Parti’ye katılabileceği konuşuluyor.

Muhalefet partisi temsilcilerine göre AK Parti bu “transfer süreci”ni stratejik olarak planlıyor ve bilinçli olarak da zamana yayıyor. Bir parti kurmayı, “AK Parti tek tek vekil alarak seçmenin muhalefete olan inancını ve güvenini sarsmaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde de bunları görmeye devam edeceğiz” diyor.

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe’den Farklı Galibiyet

Süper Lig’in 20. hafta maçında Adana Demirspor ile Fenerbahçe, Yeni Adana Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Halil Umut Meler’in yönettiği karşılaşmadan Fenrbahçe, 4-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 69 ve 71. dakikalarda Yusuf En Nesyri, 74. dakikada Edin Dzeko ve 90+1. dakikada Cenk Tosun kaydetti.

Adana Demirspor’dan Yusuf Barası 56. dakikada kırmızı kart gördü.

Fenerbahçe, bu galibiyet ile puanını 45’e yükseltti ve lider Galatasaray ile puan farkını 5’e indirdi, Adana Demirspor ise 5 puanda kaldı. Fenerbahçe, ligde oynadığı 19 karşılaşmada 14 galibiyet, 3 beraberlik ve 2 yenilgi yaşadı.

69. dakikada Tadic’in sol kanatta ortasında ceza sahası içinde En-Nesyri düzgün vuruşla meşin yuvarlağı ağlarla buluştu. 0-1

71. dakikada Mert Müldür’ün attığı uzun pasta ceza sahası içi sağ tarafında topla buluşan Tadic’in, kaleci Deniz’in üzerinden aşırttığı meşin yuvarlağı En-Nesyri kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. 0-2

74. dakikada En-Nesyri’nin sol kanattan ortasında ceza sahası içinde topu göğsüyle düzelten Dzeko’nun vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 0-3

90+1. dakikada Amrabat’ın sağ kanattan ortasında arka direkte Cenk Tosun’un kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-4

Stat: Yeni Adana

Hakemler: Halil Umut Meler, Süleyman Özay, Mustafa Savranlar

Adana Demirspor: Deniz Dönmezer, Arda Kurtulan, Semih Güler, Tolga Kalender (Dk. 66 Ozan Demirbağ), Manev, Abdulsamet Burak, Ali Yavuz Kol (Dk. 80 Aksel Aktaş), İzzet Çelik (Dk. 80 Bünyamin Balat), Maestro (Dk. 90+1 Burhan Ersoy), Yusuf Barası, Alioui (Dk. 46 Aimbetov)

Fenerbahçe: İrfan Can Eğribayat, Mert Müldür, Djiku (Dk. 46 Çağlar Söyüncü), Levent Mercan, Oğuz Aydın (Dk. 66 Tadic), Fred, Szymanski, Kostic (Dk. 46 Osayi-Samuel), İrfan Can Kahveci (Dk. 72 Amrabat), En-Nesyri, Dzeko (Dk. 76 Cenk Tosun)

Goller: Dk. 69 ve 71 En-Nesyri, Dk. 74 Dzeko, Dk. 90+2 Cenk Tosun (Fenerbahçe)

Kırmızı kart: Dk. 56 Yusuf Barası (Adana Demirspor)

Paylaşın

ABD’nin Seçilmiş Başkanı Trump’ın Çin Planı Ortaya Çıktı

Cuma günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşen ABD’nin seçilmiş devlet başkanı Donald Trump’ın Pekin’e gitmek istediğini danışmanlarına söylediği aktarıldı.

Bir yandan 20 Ocak’ta başkanlık yemini etmeye hazırlanan Donald Trump diğer taraftan da yeni döneminde neler yapacağını planlıyor.

Çin merkezli Bytedance’in sahip olduğu sosyal medya uygulaması TikTok’un ABD’de yasaklanması ve Çin’den gelen ürünlere uygulanan gümrük vergisinin yüzde 60’a varan oranlarda artırılması gündemdeyken ABD’nin Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Trump’ın Pekin’e gitmek istediğini danışmanlarına söylediğini aktardı.

Trump ilk döneminde görevde bir yılını doldurmadan Asya devini ziyaret etmişti. Yeni döneminde de ilk yüz gün içinde Çin’e gitmek istediği haberde bildirildi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, cuma günü telefonla Trump’la görüşmüştü. İkilinin ticaret, fentanil, TikTok gibi pek çok konuyu ele aldığı ifade edilirken Trump kendi kurduğu sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, görüşmenin her iki ülke açısından da olumlu geçtiğini belirtmişti:

Beklentim, birlikte çok sayıda problemi çözmek ve buna derhal başlamayı umuyorum. Ticarette dengeyi sağlama, fentanil, TikTok ve diğer birçok konuyu tartıştık. Devlet Başkanı Şi ve ben dünyayı daha barışçı ve güvenli hale getirmek için mümkün olan her şeyi yapacağız.

Çin Dışişleri Bakanlığı da Şi Cinping’in “İki ülke arasında kapsamlı ortak çıkarlar ve geniş bir işbirliği alanı göz önüne alındığında, Çin ve Amerika dost ve ortak olabilir, birbirinin başarısına katkı sağlayabilir, hem iki ülkenin hem de dünyanın yararına ortak refahı ilerletebilir” ifadelerini kullandığını bildirmişti.

Tayvan sorununun Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğüyle ilgili olduğunu savunan Şi, ABD’nin soruna bu hassasiyetle yaklaşması gerektiğini öne sürmüştü.

Çin Dışişleri, ikilinin görüşmede Ukrayna krizi, İsrail-Filistin çatışması ve karşılıklı ilgi konusu diğer uluslararası ve bölgesel meselelerde de görüş alışverişinde bulunduğunu ve düzenli temaslar için stratejik iletişim kanalı oluşturulmasında anlaştığını da duyurmuştu.

Telefon görüşmesinde liderlerin Trump’ın muhtemel ziyaretini ele alıp almadığı henüz bilinmiyor. Trump’ın yemin töreninde Çin’i davet edilen Şi Cinping yerine Devlet Başkanı Yardımcısı Han Cıng temsil edecek.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“4 Milletvekili 20 Belediye Başkanı AK Parti’ye Katılacak” İddiası

4 milletvekili ile 20 belediye başkanının AK Parti’ye katılacağı iddia edildi. Katılımların AK Parti grup toplantılarında ya da 23 Şubat 2025’te yapılacak büyük kongrede toplu bir şekilde olabileceği öne sürüldü.

İYİ Partili milletvekilleri Dursun Ataş, Seyithan İzsiz, Ersagun Yücel, İdris Nebi Hatipoğlu, Yeniden Refah Partili Suat Pamukçu Gelecek Partisi’nden Nedim Yamalı ile 13 belediye başkanı farklı tarihlerde partilerinden istifa edere AK Parti’ye geçmişti.

İktidara yakın Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; AK Parti’ye diğer partilerden yeni transferler söz konusu. Bu kapsamda 4 milletvekili ile 20 il/ilçe belediye başkanının AK Parti’ye katılması gündemde. AK Parti’ye transferlerin İYİ Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden olması bekleniyor.

Katılımların AK Parti grup toplantılarında ya da 23 Şubat 2025’te yapılacak büyük kongrede toplu bir şekilde olabileceği kaydediliyor. Haberde ismi verilmeyen AK Parti kaynaklarının “partiye yönelik yoğun ilgi bulunuyor” açıklamalarına da yer verildi.

İYİ Partili milletvekilleri Dursun Ataş, Seyithan İzsiz, Ersagun Yücel, İdris Nebi Hatipoğlu, Yeniden Refah Partili Suat Pamukçu Gelecek Partisi’nden Nedim Yamalı ile 13 belediye başkanı farklı tarihlerde partilerinden istifa edere AK Parti’ye geçmişti.

Paylaşın

İran’ın Başkenti Tahran’da İki Yüksek Mahkeme Yargıcı Öldürüldü

İran Yargıtay Başkanlığı, Tahran’daki mahkeme binası önünde düzenlenen saldırıda Ali Razini ve Muhammed Mukise adlı iki Yüksek Mahkeme yargıcının öldürüldüğünü duyurdu.

Haber Merkezi / Muhammed Mukise, 2009 muhalif Yeşil Hareketi’nin destekçilerini içeren davalar da dahil olmak üzere çok sayıda siyasi davaya başkanlık etmişti. Hem Avrupa Birliği hem de Amerika Birleşik Devletleri’nden insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırımlar altındaydı.

Ali Razini ise, yargıda birçok önemli görevde bulunmuş ve İran muhalefeti tarafından 1988’de siyasi tutukluların yargısız infazına karışmakla suçlanmıştı. Razini, 1998 yılında Tahran Başyargıcı olarak görev yaptığı sırada işyerinden ayrılırken düzenlenen bombalı saldırıda yaralanmıştı.

İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, iki hâkimin de uzun yıllardır “Ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlar, casusluk ve terörizm” davalarına baktığını belirtti.

Cihangir, “Geçen yıl yargı, casus ve terörist grupların kimliklerini tespit etmek için kapsamlı bir çaba harcadı ve bu da düşmanlar arasında öfke ve kızgınlığa yol açtı” ifadelerini kullandı. Cihangir’in verdiği bilgilere göre saldırı Yargıtay binasının önünde düzenlendi.

Tahran’daki Adalet Sarayı’nda meydana gelen saldırıda yargıçlardan birinin koruması da yaralandı. Saray aynı zamanda ülkenin yargı merkezi olarak da hizmet veriyor ve genellikle sıkı güvenlik önlemleri alınıyor.

Devlet haber ajansı IRNA, tabancalı saldırganın kendini öldürdüğünü belirtti. Yargıya bağlı Mizan haber ajansı, “İlk incelemelere göre, söz konusu kişinin Yüksek Mahkeme’de bir davası yoktu ve mahkeme şubelerinin müvekkili de değildi” dedi. “Şu anda bu terör eyleminin faillerinin tespit edilmesi ve tutuklanması için soruşturma başlatılmıştır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Özel’e “Normalleşme” Göndermesi

Özgür Özel’e göndermede bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorarlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Akrep ve Kurbağa…” başlıklı bir video paylaştı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e göndermede bulunan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili dostlar, hepinizin bildiği çok meşhur bir akrep kurbağa hikayesi vardır. Malumunuz olduğu üzere, yüzmeyi bilmeyen akrep kendisini nehrin karşısına geçirmeye ikna ettiği kurbağayı sokarak öldürür ve cevaben “Ben akrebim, tabiatım bu.” der.

Kıssadan hisse: Eğer akreplere inanırsan, onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen, asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorar ve sonunda nehrin ortasında boğulursun.

Sevgili kardeşlerim, unutmayalım ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır. Kuruluştan ve kurtuluştan aldığımız güçle hiçbir Cumhuriyet Halk Partili’nin umutsuzluğa kapılma ve karanlığa teslim olma hakkı yoktur. Adalet kavgamız devam edecek.”

Kılıçdaroğlu’nun konuşma yaptığı masada ‘Adalet’ ve ‘Yürüyüş’ kitapları yer aldı. Masada aynı zamanda siyasi yasak istemi ile yargılandığı davadaki savunması yer aldı.

Paylaşın

Özel’in “Savaş İlanı” Sözlerine Erdoğan’dan Dikkat Çeken Yanıt

CHP Lideri Özgür Özel’in “savaş ilanı” sözlerine yanıt veren Erdoğan, “Para kuleleri, şişirilmiş konser faturaları ve ihale yolsuzlukları dışında ‘işte bizim eserimiz’ diye gösterebilecekleri hiçbir icraatları yok. Şimdi de çıkmışlar ‘savaş ilanı’ndan söz ediyorlar” dedi ve ekledi:

“Bir de ‘Biz bilmiyoruz, sen nasıl biliyorsun?’ diyorlar. Sayın Özel’e buradan soruyorum; Allah aşkına, sen neyi biliyorsun da bunları bileceksin? Neyi takip ediyorsun da bunları takip edeceksin? Esenyurt’u mu, Beşiktaş Belediyesini mi takip ediyorsun? Oralarda olan şu son gelişmelerden hala haberin yoksa sen artık bu görevi bırak, herhalde birileri de gelip zaten elinden bu görevi alacaklar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Adana Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Mersin sadece şehirlerden bir şehir değildir. Mersin bu ülkenin huzurunun güvencesidir. Mersin birlikte yaşama kültürümüzün sembolüdür. Yörük çadırlarının üstünde tüten duman sönmedikçe devletimiz, milletimiz istikbale güvenle bakmaya devam edecektir.

Mersin sinesine gelen hiç kimseyi Yörük diyerek küçümsememiş, Kürt diyerek ötekileştirmemiştir. Mersin’in bu göz alıcı tablosuna kimse halel getiremez. Bu şehir dünyaya kardeşlik hukuku dersi veriyor, vermeye de devam edecek.

Bereketli toprakları ile tüm insanlığı beslemeye devam edecek. Muhteşem potansiyeli ile Mersin Türkiye Yüzyılı ile adından daha çok söz ettirecek. Mersin’deki bu güzel iklimi bozmayı kimse başaramayacak. Mersin’in nereden nereye geldiğini akıl vicdan sahibi herkes kabul edecektir. Hiçbir siyasi hesap Mersin’deki kardeşlik kültürünü bozamaz.

Bugüne kadarki seçim sonuçlarının sebeplerini Mersinlilerde değil, kendimizde arıyoruz. Suç varsa, yanlış varsa bizim. Daha çok emek vermemiz, ter dökmemiz gerekiyor. Kongremiz böyle bir dönemin, yeni bir atılımın miladı olacak.

Ülkemizin ilk 80 yılına asırların yorgunluğuyla, 1. Dünya Savaşı’nın yükü altında kalan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin, milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik politikalarının ağır bedellerini ödedik. Bu tahribatın önü, rahmetli Menderesle birlikte başlayan bir demokrasi hamlesiyle kesilmeye çalışıldı. Ama Türkiye’nin büyümesini kendi ayakları üzerine dikilmesini istemeyen emperyalistler de boş durmadı. Ülkemizi darbeler, ekonomik çöküşlerle dolu bir döneme soktular.

Merhum Özal’a neler yapıldığını hiçbir zaman unutmadık. İşte 80 yıllık bu sancılı sürecin ardından AK Parti adeta bir Anadolu ihtilali ile iktidara geldi. Bu devrim öyle kolay gerçekleşmedi. Güç odakları, AK Parti öncülüğündeki Anadolu ihtilaline karşı büyük bir direnç gösterdi. Hukukun ayaklar altına alındığı cumhurbaşkanlığı seçimi krizlerine kadar nice senaryolar devreye alındı. Envai çeşit cinayet şebekesini harekete geçirdiler.

Terör örgütlerini silah bıraktırarak Suriye üzerinden yeni senaryolar uygulanmasına izin vermeyeceğiz. YPG sorununu kökten çözeceğiz. Ya silah bırakacaklar ya da bertaraf olacaklar. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Bölgenin geleceğini bu toprakların kadim halkarı belirleyecek.

Milletimizin güçlü desteği AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak mesuliyetimizi artırmaktadır. Daha fazla çalışmak, tüm engelleri tek tek kaldırmak zorundayız. Suriye’deki rejimin yıkılması, yeni yönetimin iş başına gelmesi Mersin’e etkisi olacaktır. Burası halen 183 binin üzerinde Suriyeli muhaciri misafir eden ensar ruhlu bir şehirdir. Ülkelerindeki evlerini, işlerini yeniden ayağa kaldıracak Suriyeli kardeşlerimizden bir kısmı şüphesiz vatanlarına geri dönecek. Suriye toparlandıkça inşallah ülkemizle birlikte muhacirler dönüş yoluna girecektir. Kalanlara kapımız da gönlümüz de daima açık olacaktır.

100 yıllık oyun bozuluyor. Yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Bölgenin kaderini bu bölgenin hakları belirleyecek. Kimse bunun önüne geçemeyecek. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Bölücü örgüt elebaşının çağrısını yerine getirirse kazanan tüm Türkiye olacaktır. Eğer çağrıya uymazlarsa operasyonlarla meseleyi çözeriz. Biz bu meselenin tarihe karışmasından yanayız.”

“YPG terör örgütüne karşı en küçük bir müsamahamız yok”

Erdoğan, partisinin Servet Tazegül Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Mersin 8. Olağan İl Kongresi’nde de konuştu. Erdoğan, özetle şöyle konuştu: “Mersin bugün bir başka. Maşallah bambaşka. 2028’e hazır mısınız? Birilerine 2028’te ders vermeye var mısınız? Bugüne kadarki seçim sonuçlarının sebeplerini Mersinlide değil, kendimizde arıyoruz. Suç varsa bizim, yanlış varsa bizim. Ama bunu hep beraber telafi edeceğiz. Demek ki daha çok çalışmamız, daha çok gönüle girmemiz, daha çok emek vermemiz, ter dökmemiz gerekiyor.

Muhalefetin gönüllü figüranlığını yaptığı Türkiye’ye diz çöktürme senaryolarının tekmili birden üzerimize boca edildi. Hani Mehmet Akif Çanakkale Savaşı’nı anlatırken diyor ya, ‘Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada vahşetler denk.’ Bizim de istikbalimize ve istiklalimize yönelen saldırılar rengarenkti. Sadece sinsi niyetleri ortaktı. Hamdolsun, milletimizle kafa kafaya, kol kola, kalp kalbe verip bu alçak hesapları hep birlikte boşa çıkardık.

Mersin’in beşeri zenginliği ülkesi ve bölgesindeki her gelişmeyle yakından ilgilenmesini mecburi kılıyor. Mesela, Suriye’deki 61 yıllık Baas rejiminin yıkılması ve ülkede kuşatıcı yeni bir yönetimin iş başına gelmesinin Mersin’e etkisi olacaktır. Çünkü burası halen 183 binin üzerinden geçici koruma statüsündeki Suriyeli muhaciri misafir eden ensar ruhlu bir şehirdir.

Ülkelerindeki evlerini, işlerini yeniden ayağa kaldıracak Suriyeli kardeşlerimizden bir kısmı şüphesiz vatanlarına geri dönecektir. Suriye toparlandıkça zulmün ve yıkımın izleri silindikçe inşallah ülkemizle birlikte tüm dünyadan muhacirler dönüş yoluna girecektir. Ama hep söylediğimiz gibi kalanlara kapımız da gönlümüz de daima açık olacaktır.

Biz zalimler gibi kimseyi zorla yerinden etmeyiz. Kimsenin hayatını keyfi yerine zindana çevirmeyiz. Kendini bilmez üç-beş ırkçı fanatiğin Türkiye Suriye dayanışmasına gölge düşürmesine göz yummayacağız. Suriye’nin toprak bütünlüğünü, sosyal barışını, imarını sağlamaya yönelik her gayrete destek vereceğiz. Görüyoruz ki Türkiye’ye özellikle büyük bir güven ve teveccüh söz konusu.

Bu ülkenin topraklarını işgal eden terör örgütlerini ya silah bıraktırarak ya bertaraf ederek Suriye üzerinde yeni senaryolar uygulanmasının önüne geçmekte kararlıyız. Bilhassa, ülkenin üçte birini işgal altında tutan YPG terör örgütüne karşı en küçük bir müsamahamız yok. Yakında bu meseleyi kökten çözerek adımları atmaya başlayacağız. Örgütün çok güvendiği güçlerin bölgedeki çıkarları ve hesapları değiştiği için gölgesine sığınarak küstahlaşacakları kimseyi bulamayacaklar.

Avrupa’da yükselen seslere ise aldırış etmiyoruz. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra gelip bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Böl, parçala, yönet politikasıyla son bir asırdır bu bölgede diledikleri gibi cirit atanların devri bitmiştir. Kim ne derse desin 100 yıllık oyun bozuluyor. Coğrafyamızda kardeşliğin, barışın ve istikrarın rüzgarı esiyor. Kalkınma ve refahın egemen olacağı yeni bir dönemin kapıları aralanıyor.

Artık bölgenin geleceğini bu toprakları kadim halkları belirleyecek. Doğal kaynaklar üzerindeki her türlü tasarruf da bölgenin asıl sahiplerinin uhdesinde olacak. Allah’ın izniyle kimse bunun  önüne geçemeyecek. İşte 2-3 gün önce biliyorsunuz, Suriye’nin Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı birlikte ziyaretime geldiler. Benden sonra Dışişleri Bakanımla, Savunma Bakanımla, İstihbarat Başkanımızla ayrıca toplantılar yaptılar. Çünkü şimdi hazırlığımız Suriye’nin geleceğine.

Bu yeni dönem Mersin’in önünde de büyük fırsat pencereleri açacaktır. Şehrimizin şimdiden buna kendini hazırlaması gerekiyor. Aynı şekilde Gazze’de ateşkesle sağlanmaya çalışılan barış da bölgenin siyasi ve sosyal atmosferini değiştirecektir. Gazze örneği zulüm ile abat olunamayacağının çarpıcı bir ispatıdır.

İsrail’in Gazze’de ve diğer şehirlerde uyguladığı zulümle dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Musevilere de zarar vermiştir. Çünkü İsrail’in yaptığı kadın, çocuk, masum katliamlarından sonra artık hiç kimse bu topluma İkinci Dünya Savaşı’nda maruz kaldıkları soykırımın getirdiği mahcubiyet duygusuyla bakamayacaktır.

Herkesin zihninde İsrail’in fırsatını bulduğunda kendi mensuplarından başka tüm insanları katledebileceği düşüncesi yer etmiştir. Nitekim fanatik siyonistler bu düşünceyi destekleyecek görüşlerini dini ve ideolojik argümanlarla pervasızca dile getirmekten çekinmiyor. En çok hedef aldıkları ülkenin Türkiye, toplumun da Türk milleti olması bizim bu zulme karşı sesini en çok yükselten devlet ve millet olmamızdan kaynaklanıyor.

Mersin’i yakından ilgilendiren bir diğer gelişme terör örgütü PKK’nın feshedilmesini, silahlarının teslim edilmesini ve militanlarının dağıtılmasını hedefleyen gayretlerdir. Cumhur İttifakı ortağımız sayın Bahçeli’nin konuyu gündeme getirmesiyle başlayan gelişmeler nihai aşamasına yaklaşmaktadır. Bölücü örgüt, şayet elebaşının çağrısını dinleyip gereğini yerine getirirse siyasi uzantısı da üzerine düşenleri yaparsa bunun kazananı 81 vilayeti ve 85 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacaktır.

Eğer örgüt çağrıya uymayı reddeder, siyasi uzantısı da ipe un sermeye kalkarsa biz zaten başarıyla yürüttüğümüz operasyonlarımızla meseleyi kendi mecrasında çözeriz. Tercihimiz ülkemizin 40 yılına, on binlerce canına, yüzlerce milyar dolar kaynağının heba olmasına yol açan bu meselenin suhuletle, samimiyetle, kalıcı ve kati bir şekilde tarihe karışmasından yanadır.

Bununla birlikte merhum Akif’in ‘Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum’ mısralarındaki mesajını da kimse unutmasın. Bölücü terör belası öyle veya böyle bertaraf edilecektir. Elbette kahraman şehitlerimizin her türlü hesabı üzerinedir. Herkesin takip ettiği üzere tüm çalışmalar şehitlerimizin aziz hatıralarına, şehit yakınları ve gazilerimizin hassasiyetlerine en küçük bir halel getirmeyecek şekilde yürütülmektedir.

Buradan tekrar hatırlatmak isterim ki, gerek ülke içinde gerek bölgemizde gerekse dünyada attığımız her adımın bir gayesi vardır. Bu da ülkemizin Türkiye Yüzyılı’na, geçmişin tüm sorunlarından arınmış, yüklerinden kurtulmuş, mevcut imkanlarını en üst düzeyde kullanan hedeflerine kararlılıkla yürüyen bir devlet olarak girmesidir.

Artık yeni hayaller kurma, yeni projeleri hayata geçirme, yeni şeyler söyleme, yeni adımlar atma vaktinin geldiğine inanıyoruz. Biz bölgede istikrar istiyoruz, güvenlik istiyoruz, huzur ve refah istiyoruz. Biz Türkler, Araplar, Kürtler olarak hep beraber kazanalım, hep beraber kalkınalım istiyoruz.

Bizimle bu yolda yürüyecek herkese kollarımız da kapımız da yüreğimiz de açıktır. Zihinlerinin gerisinde başka hesaplar olanlar da hiç kusura bakmasınlar artık kimseye bunları yutturamazlar, kimseyi kandıramazlar, kimsenin zihnini ve kalbini bulandıramazlar. Dünya düzeni siyasi ve ekonomik olarak yeniden kurulurken Türkiye’yi bunun dışında tutmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”

Paylaşın

İran, 1,2 Milyondan Fazla Afgan Göçmeni Sınır Dışı Etti

Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2024 yılında, İran’ın 1,2 milyondan fazla Afgan göçmeni sınır dışı ettiğini bildirdi.

Haber Merkezi / IOM açıklamasında, Avrupa Birliği’nin (AB) de aralarında bulunduğu uluslararası örgütlerin desteğiyle, sınır dışı edilen 324 binden fazla Afgan göçmene, insani yardımların ulaştığını vurguladı.

Sınır dışı edilen Afganlar, Taliban yönetimi altında ekonomik ve siyasi sorunlar ile karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler’e göre, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 24 milyon Afgan bu yıl insani yardıma muhtaç.

İranlı yetkililer, bu yılın sonuna kadar iki milyon Afgan göçmeni sınır dışı etmeyi planladıklarını duyurdu; Pakistan’dan da benzer sınır dışı işlemleri devam ediyor.

Taliban’ın Afganistan’da tekrar iktidara geri dönmesinin ardından çevre ülkelere göç arttı. Afgan göçmenlerin başlıca gittikleri ülkeler İran ve Pakistan.

İran ve Pakistan, onlarca yıldır milyonlarca Afgan göçmenlere ev sahipliği yapıyor. BM tahminlerine göre, İran ve Pakistan şu anda toplamda yaklaşık 7,7 milyon Afgan göçmene ev sahipliği yapıyor; bunların 4,5 milyonu İran’da, 3,2 milyonu ise Pakistan’da bulunuyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Barış Süreci” Açıklaması: Somut Bir Yol Haritası Yok

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor. Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Adana il örgütü tarafından düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Bakırhan’ın konuşması şöyle:

“Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 2000 öncesinde ben de bir süre Adana’da bulundum. Aslında siyaseti Adana’da öğrendim. Adana’daki mücadele birikimi ve direnişten çok şey öğrendik. Adana mertliğin, direnişin, dayanışmanın ve ortak mücadelenin kentidir. Hep böyleydi, böyle kalmaya da devam edecek. Adana’ya ve Adana’nın mücadelesine çok büyük saygı duyuyorum. Kadri Bağdu’yu rahmetle anıyorum. Kadri arkadaşımız gazete dağıtıyordu; biz de şu an burada olan birçok arkadaşımızla birlikte mahalle mahalle, ev ev dolaşıyorduk.

Demokrasi mücadelesine, sistemin zulmüne karşı mücadeleye davet ediyorduk halkımızı. Bugün burada Adana’daki bu renklerle birlikte olmaktan büyük gurur ve onur duydum. Umarım daha güzel günlerde bir araya geliriz ve bu yaşadıklarımızı yad ederiz. Türkiye’de bunun zemini var. Hiçbir zaman olmadığı kadar umudumuz büyük, mücadelemiz büyük geleceğe dair. Başarıya ulaşmamız için çok önemli bir zemin ve fırsat yakalamış bulunmaktayız. Bunu hep birlikte mücadele ederek ve dayanışarak bir yere getireceğimize eminim. Kadri Bağdu’yu katledenleri unutmadık. Sistem Kadri Bağdu şahsında binlerce faili meçhul cinayeti bize unutturmaya çalışıyor. Benzer birçok dava cezasızlıkla sonuçlandı.

Ama bir gün mutlaka buradaki renkler yönetim olduğunda, demokratik bir yargı olduğunda; sadece yolsuzlukların ve talanın değil, bizden aldıkları yoldaşlarımızın da hesabını soracağız. Bunun sözünü, Kadri Bağdu şahsında bütün yaşamını yitirenlere ve ailelerine vermek istiyorum. Salonda çok kıymetli ve değerli arkadaşlarımız var. 30 yılını cezaevinde geçiren, pes etmeyip bugün aramızda olan arkadaşlarımıza da selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum. Onlar bu mücadelenin yenilmeyeceğinin en güzel fotoğrafıdır. 30 yıl sonra tekrar bizimle birlikte oturmaları, mücadele etmeleri çok kıymetlidir. Arkadaşlarımıza, hevallerimize geçmiş olsun, hoş geldiniz diyoruz. Ödediğiniz bedellerin karşılığında fazlasıyla demokratik kazanımlar olacağını belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’da çok ciddi çatışmalar ve savaşlar var. Çok çetin bir süreç yaşanıyor. 100 yıl önce bütün kimlikleri yok sayan tekçi ve vesayetçi rejimler birer birer çöküyor, ortadan kalkıyor. Bu rejimler sadece kendi halklarına kötülük yapmadılar, aynı zamanda Ortadoğu’yu da emperyalist güçlerin müdahalesine açtılar. Bugün Ortadoğu’da kanayan bir yara var, bir kaos var, içinden çıkılmaz bir durum var. Ama Ortadoğu’da başka bir şey daha var. 100 yıldır yenilmeyen, kimliğine sahip çıkan, otoriter ve tekçi rejimlere itiraz eden halklar da var. O halklar pes etmediler, direndiler ve bugün Ortadoğu’da bizim umudumuz olan bir sistem ördüler.

Kuzey ve Doğu Suriye’den, Rojava’dan bahsediyorum. Rojava, uğruna çok insanın bedel ödediği bir mücadelenin yarattığı bir sonuçtur. Orada halklar birlikte yaşıyor, orada hiçbir kimlik yok sayılmıyor. Orada hiçbir inanç yok sayılmıyor. Orada Hıristiyanlardan Ermenilere, Çerkeslerden Araplara Alevilere ve Kürtlere kadar birçok halk bir arada yaşıyor. Orada kadın özgürlükçü bir paradigma var. Seküler, diğerinin yaşamına karışmayan bir zemin var. Reel sosyalizmden sonra “bitti tükendi” denilen umudu yeşerten bir zemin var, bir yaşam biçimi var. Halkların, emperyalizme ve kapitalizme karşı demokratik bir şekilde bir arada kavga etmeden yaşayabileceğini kavradıkları için Kuzey ve Doğu Suriye’ye emek veren; bugün dünyanın umudu olan o zemini yaratan herkese saygılarımızı iletiyoruz.

“Rojava’yı tehdit olarak gören tek ülke Türkiye”

Ortadoğu’da kan akıyor ama bir yer var ki 13 yıldır tek bir Arap’ın burnu kanamamış, tek bir Hıristiyan inancından dolayı dışlanmamış. Yok sayılanlar yönetime gelmiş; kentini, ilçesini, köyünü, mahallesini yönetiyor. Kaynaklar oradaki insanlar arasında eşit bir şekilde paylaşılıyor. Orada emperyalist/kapitalist sistem karşısında olan bir yaşam biçimi var. Ama direnişlerinden dolayı, birlikteliklerinden dolayı bütün dünyanın sempatisini üzerlerine topluyorlar. Bütün dünya Rojava’yı örnek gösteriyor, oradaki yaşam biçiminden ilham alıyor. BM’ye bağlı 205 ülke var ve Türkiye dışındaki bütün ülkeler Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye statü elde etsin diyor.

Tek bir ülke var akışın tersine gidiyor. O ülke de maalesef Türkiye. Dünya, ‘Kürtler IŞİD barbarlığını yendi’ diyor, Kürtler ve birlikte yaşadığı halkların yarattığı bu zemine saygı duyuyor ama Türkiye orayı tehdit olarak görüyor. Ya Türkiye doğru yolda ya da 200’ün üzerindeki ülke doğru yolda. Sizce hangisi? Bence Türkiye’nin gözünü Kürt nefreti bürümüş ve yanlış yolda. Yanlış yolda gittiğini kabul etmiyor. Dünyaya umut olan, kadınlara umut olan, Ortadoğu karanlığında aydınlık bir gelecek inşa eden Kuzey ve Doğu Suriye yönetimiyle Türkiye’nin iyi ilişkiler geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye HTŞ ile görüşüyor, Suriye’nin daha nasıl olacağını bilmediğimiz rejimiyle görüşüyor ama dünyanın saygı duyduğu Rojava’yı tanımadığı gibi bir taraftan da SMO adlı çetelerle bir karmaşa çıkarmaya çalışıyor. Türkiye’yi bu yanlış siyasetten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye’yi Kürtlerle diyalog ve müzakere kurmaya çağırıyoruz. Türkiye’yi 100 yıllık Kürt düşmanlığından, Kürt karşıtlığından vazgeçmeye çağırıyoruz. Gerçekten Türkiye’de bir barış istiyorlarsa ve bu konuda samimilerse Türkiye’de barış, Kuzey ve Doğu Suriye’de savaş olmaz. Orada da barış olmalıdır. Kürtleri Rojava, İran, Irak Kürtleri diye ayıramazsınız. Bir yerde el uzatmayı, diğer yerde namlu ucu doğrultmayı kimse kabul etmez.

Kürtler hiç kabul etmez. Kürtlerin dostları, devrimciler, sosyalistler, emekçiler, ezilenler hiç kabul etmez. Türkiyeli yöneticiler Suriye’nin valisi gibi konuşuyorlar. Suriye devleti Türkiye’ye bağlı bir vilayetmiş gibi konuşuyorlar. Bürokratlar ve bakanlar, Suriye’nin dışişleri bakanı gibi konuşuyor. Çeşitli halkların olduğu, kriz ve kaosun hüküm sürdüğü bir yerde demokratik bir rejimin kurulması için katkı sunması gereken Türkiye’yi, Suriye’nin valisi olmaktan çıkmaya davet ediyorum. Suriye Suriyelilerindir. Suriye Kürtsüz olmaz, Alevisiz olmaz.

Suriye, gerçekten Suriye olacaksa; Kürtler, Aleviler ve diğer etnik ve inançsal grupların eşit bir şekilde yaşayacakları bir zeminde olur. 100 yıl önceki tekçi, farklı kimlikleri ve inançları reddeden bu anlayıştan, bu anlayışı desteklemekten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye, Suriye’de yapıcı bir rol oynamalıdır; bozucu bir rol oynamamalıdır. Türkiye, Suriye’deki rejimin karakterinin demokratik olması için mücadele etmelidir. Aksi halde Suriye’ye büyük kötülük yapar. Esad’a olan hıncını Alevilerden alacak bir rejim olmasın istiyor insanlar. Kadınlar çalışamaz, kadınlar sokağa çıkamaz diyen bir rejimi kimse istemez. Suriye, demokratik ve kapsayıcı olmalı. Her kimlik özgürce yaşamalıdır.

1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor.

Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor. Önce Sayın Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın koşullarının oluşturulması gerekiyor. Sayın Öcalan, koşulları oluşturulmadan müzakereyi nasıl yürütecek? Bir heyetin gitmesiyle müzakere yürütülmez. Sonra Kürt meselesi nedir, nasıl çözülecek? Bu konuda, başta iktidar ve ana muhalefet olmak üzere Türkiye’deki siyasi partilerin kendi önerilerini, yol haritalarını ortaya koyması gerekiyor.

Kürt meselesi sadece iktidarın çözeceği bir mesele değil. Kürt meselesinin çözümünde muhalefet de aktif rol almalı, toplumsal kesimler de rol almalı. Türkiye’nin bütününü ilgilendiren bu mesele, bir görüşme trafiğiyle ya da sadece iktidarın bir ortağının söylemiyle bir yere varmaz. Kürt meselesi 100 yıllık bir meseledir, yapısal bir meseledir; toplumsaldır siyasaldır, kültüreldir. Birçok boyutu olan bir meseledir. Kürt meselesi toplumla çözülür. Kürt meselesi, Adana’daki renklerin onayı alınarak, bu renklerin talepleri ve önerileri dikkate alınarak çözülür.

Hükümeti bu konuda adım atmaya çağırıyoruz, samimi olmaya çağırıyoruz. Eğer bu tartışma süreci bir süreç olacaksa, zehirli dilden vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürtleri tehdit eden, parmak sallayan, meseleyi getirip sadece silaha bağlayan bu anlayıştan vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürt meselesi çözülürse, silah meselesi de çözülür. Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet adımları atılırsa, silah meselesi de çözülür. Dolayısıyla artık toplum yoruldu yalan duymaktan. Toplum somut ve pratik adım atılmasını bekliyor. Umarım bu meseleye ilişkin yürütülen tartışmalar artık bir yere varır ve bu bir çözüm süreci mi değil mi hep birlikte karar veririz.

Bir taraftan bu tartışma var, diğer taraftan tutuklamalar ve kayyım atamaları devam ediyor. Gün yok ki onlarca siyasetçi arkadaşımız ceza almasın, gün yok ki kayyım atanmasın. Artık kayyım sadece Kürt illerine, DEM Parti belediyelerine de atanmıyor. Yavaş yavaş artık CHP belediyelerine de kayyım atanıyor. Eğer bunun önünü dayanışma ve mücadeleyle kesemezsek, kayyımlar sadece yerel yönetimlere değil birçok yaşam alanına, örgütlü alana atanacak. Kayyımdan rahatsız olanların bir arada olması, dayanışma içinde olması gerekiyor.

Kayyımcı anlayışa, halkların iradesini inkar eden anlayışa itiraz etmesi gerekiyor. Bu olmazsa, iktidar, ‘DEM’in belediyesi kötü kayyım atıyorum’, ‘CHP’nin belediyesi şunları yaptı’ diyerek iradenizi yok sayacak. Ana muhalefet partisine burada büyük görev düşüyor. Batman kayyımı ne ise Esenyurt kayyımı odur. Beşiktaş’taki halkın iradesini yok sayan tutum ile Mardin’deki sistemin ortaya koyduğu tutum aynıdır. Beşiktaş ile Esenyurt’u ayrı değerlendirirsek, Batman ile Mardin’i ayrı yere koyarsak muhalefet yapma olanağını ortadan kaldırmış oluruz.

Ana muhalefet partisini bütünlüklü davranmaya, atanan bütün kayyımlara karşı aynı itirazı ortaya koymaya çağırıyoruz. Çünkü bizim için Beşiktaş da aynıdır, Batman da aynıdır, Esenyurt da aynıdır, Mardin de aynıdır. Halkın iradesine kayyım atanmıştır, halkın oy hakkı ortadan kaldırılmıştır. Yapılan siyasi bir darbedir, bir kumpastır. Bizim için fark etmez, başka bir partinin belediyesi de olabilir. Muhalefete aynı nazarla bu kayyımcı anlayışa bakması ve ortak mücadele çağrısı yapıyoruz.

“Kayyımcı anlayış sürerse bir süreç olduğu söylenebilir mi?”

Nereye gitsek şunu duyuyoruz. ‘Yahu size el uzatıyorlar, diğer yandan kayyım atıyorlar, tutuklama yapıyorlar, cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk ediyorlar, ekonomik adaletsizliği hiçbir dönem olmadığı kadar toplumun en ücra köşelerine yayıyorlar’. Biz de halkımıza şunu söylüyoruz: ‘Evet, sistemin karakteri aynı; henüz değişen bir şey yok ama biz bu pratiğin, halkın iradesini gasp eden bu anlayışın değişmesini istiyoruz.’ Kayyımcı anlayış değişmezse bir süreç olduğu söylenebilir mi? Cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk eden bu anlayış devam ederken, biz Adana’daki halkları bir tartışma süreci olduğuna nasıl ikna edeceğiz? Dolayısıyla iktidarı samimiyete davet ediyoruz. Eğer gerçekten Türkiye’nin bu büyük meselesini çözmek istiyorsa, iktidarı bir plana ve programa, somut söylem ve adıma davet ediyoruz. Aksi halde Adanalıya, Mardinliye, Halfetiliye vereceğimiz bir cevap yok.

Biz durduğumuz yerde duruyoruz, durmaya devam edeceğiz. Kimliksizliğe hayır, iradesizliğe hayır, kayyıma hayır, yoksulluk ve yolsuzluk düzenine hayır demeye devam edeceğiz. Dün ne yaptıysak bugün de aynısını yapacağız. Bizim muhalefet yapma biçimimizde hiçbir değişiklik olmadı, olmayacak. Kürt meselesi çözülse de biz muhalefet partisi olarak muhalefete devam edeceğiz. Ama bu tartışmaların ne olduğuna da hükümetin atacağı adımları hep birlikte değerlendirerek karar vereceğiz. Biz sizin adınıza karar alan ve uygulayan bir siyasi parti değiliz.

Biz bu tartışmalar başlar başlamaz önce halkımızla ve örgütümüzle buluştuk, demokratik kamuoyuyla buluştuk. Bileşen ve ittifak partilerimizle buluştuk. Hatta bileşen ve ittifak olmayan partileri de ziyaret ettik. ‘Şöyle bir durum var, bunun ne olduğunu biz de anlamaya çalışıyoruz ama barışa evrilmesi için elimizi taşın altına koyuyoruz’ dedik. Bu konuda muhalefet partileri çok olumlu bir tavır ortaya koydu. Onlara buradan teşekkür ediyoruz. Bunu çok kıymetli buluyoruz. Eğer iktidar samimi bir süreç başlatırsa, başta ana muhalefet partisi olmak üzere herkesi bu meselesinin çözümünde rol almaya davet ediyorum.

Bu kayyımcı anlayış kendisini değiştirmelidir. Türkiye değişti. Bu kayyımcı anlayış artık Türkiye toplumunun istediği bir anlayış değil. Ya kendisini değiştirir ya da yerel seçimlerde olduğu gibi Türkler, Kürtler ve emekçiler bu iktidarı değiştirmek durumunda kalır. Kendileri karar verecek. Ya demokrasi ya Kürt meselesinin çözümü ya ekonomide adalet ya yeni demokratik bir Türkiye ya da AKP’siz bir Türkiye önümüzde duruyor. Eğer bunlar yapılmazsa, bu meseleyi çözecek bir yönetimi Türkiye halkları birlikte getirecektir.

Sayın Öcalan çok önemli şeyler söyledi. ‘Şiddet ve çatışmadan arındırılmış hukuki ve siyasi zemin oluşturulursa, bu meselenin çözümünde ben varım’ dedi. Arkadaşlar, Kürt meselesi Türkiye’nin ekonomisini ve enerjisini yutan bir meseledir. Emeklilerin bu kadar düşük ücret almasının, asgari ücretlinin geçinmemesinin sebebi de bu çatışmalardır. Kürtleri yok sayan bu politikalardır. Türkiye’nin 3-4 trilyon dolarını bitiren, Türkiye’yi yoksullaştıran en önemli mesele Kürt meselesidir. Bu mesele demokratik yollarla çözülürse, emekliler de asgari ücretliler de hak ettiği ücreti alacaktır. Barınamayan öğrenciler barınacak, ekonomik adaletsizlik ortadan kalkacaktır.

Bu mesele devam ettiği müddetçe biz yoksullaşacağız, AKP’ye yakın sermaye sınıfı zenginleşecek. Bu mesele devam ettiği sürece AKP ‘terör’ sopasıyla Beşiktaş Belediyesini de Esenyurt Belediyesini de Batman Belediyesini de dövmeye devam edecek. Dolayısıyla bu meselenin çözümü en çok muhalefeti ilgilendiriyor, en çok ezilenleri ilgilendiriyor. En çok bu salonda oturan bu bileşeni ilgilendiriyor. En çok Alevileri ilgilendiriyor. Bu meseleyi çözebilirsek, yoksulluk düzenini durdurabiliriz, hukuksuzluğu ortadan kaldırabiliriz.

Yoksa AKP’nin zor ve zulüm politikalarına uzun yıllar maruz kalmak durumunda kalırız. Bu salona büyük görevler düşüyor. Bu salon barış diyorsa, barış olur; çözüm diyorsa, çözüm olur. Adana, Kars, Siirt barışa sahip çıkarsa, barış olur. Barışı iktidarın insafına bırakacak değiliz. Barış iktidarlarla gelmez. Barışı toplum ister, iktidar da yapmak durumunda kalır. Hiçbir iktidar, toplumdan demokratik bir talep gelmiyorsa, barışa ve çözüme gelmez. Toplum itiraz etmiyorsa, iktidar baskısını ve ekonomik zulmünü devam ettirir. Onun için bu salona, Türkiye halklarına büyük görevler düşüyor.

Asgari ücretliye yüzde 30 zam yapıldı, emekli ve çalışanlara yüzde 11-15 arası zam yapıldı ama bir yoksulun muayene ücreti 10 kat artırıldı. Bu yol 612 bin öğrenci, okul giderlerini karşılayamadığı için kaydını yapamadı. Anaokulundan üniversiteye kadar 612 bin çocuk ve genç okula gidemiyor. Niye, ekonomik durumlarından dolayı. Yoksulluk, açlık ve geleceksizlikle dolu yılları yaşıyoruz. Yoksulluk olmasın, açlık olmasın, umudumuz ve geleceğimiz olsun, gençlerimiz gelecek olsun diyorsak dayanışacağız, mücadele edeceğiz, vazgeçmeyeceğiz, birlikte olacağız.

İktidarın zulüm politikalarına karşı birlikte mücadele edeceğiz. Aksi halde zam dolu, zulüm dolu yılları yaşamak zorunda kalacağız. Bizim bir tercih yapmamız lazım. İktidarın tercihi net: Kürt yok diyor, Alevi inancını yaşayamaz diyor, kadın yok diyor, gençlerin geleceği yok diyor, demokrasi yok diyor, özgürlük yok diyor. İktidar bunları söylüyor. Biz de niye diyeceğiz? Özgürlüğü, demokrasiyi, eşitliği, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ortaya koyacağız, mücadele edeceğiz.

Bu tarihi zamanda daha fazla mücadele edeceğiz, sahayı ve sokağı daha fazla örgütleyeceğiz. Her birimiz kendi mahallemizde kendi sorunlarımızla mücadele ediyorsak, sadece kendi sorunlarımızı görüyorsak, ‘AKP-MHP iktidarı neden 22 yıldır iktidarda?’ demeyelim. Biraz bunun sorumlusu biziz, muhalefettir, siyasi partilerdir. Önümüzdeki dönemde bunları aşmak muhalefetin en temel görevlerinden biridir.

Dayanışma önemlidir; katliamları ve zulmü durdurur, otoriter rejimleri götürür. Bizi yok sayanlara varlığımızı hatırlatır, cezaevlerinin kapısını açar. Bizi yok sayan bu sisteme var olduğumuzu kanıtlayacak yegane mücadele aracıdır. Onun için bugün burada olduğu gibi daha fazla dayanışmaya, daha fazla mücadele etmeye davet ediyorum. Bu otoriter sistemin korktuğu tek şey var o da dayanışma. Eğer biz dayanışabilirsek, rahat davranamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Onun için muhalefet ayrı, DEM Parti ayrı diyorlar. Batman Belediyesi ayrı, Beşiktaş Belediyesi ayrı diyorlar. Kürt kadınlar ayrı, Türk kadınlar ayrı diyorlar.

Kürtlere ayrı hukuk, Türkiye’ye ayrı bir hukuk diyorlar. Toplamında hepimizin boğazını sıkan, hepimizi biçare ve yoksul bırakan bir sistemden bahsediyorum. Önümüzdeki günlerden umutluyum. Çünkü burada Denizlerin, Mahirlerin, Sakinelerin yarattığı bir gelenek var, bir gençlik var.

Çünkü bu topraklarda Pir Sultan var; bu topraklarda Yaşar Kemaller, Yılmaz Güneyler, Ape Musalar, Gurbetelliler, Metin Göktepeler yaşadı. Yaşar Kemal’in bir sözü ile bitirmek istiyorum: ‘Mücadele haktır’. Bugün tam da bizim bütün konuşmalarımızı özetleyen anahtar cümle budur. Mücadele haktır, barış haktır, eğitim haktır, sağlık haktır, Kürt olmak haktır, Alevi olmak haktır, emekçi olmak haktır, insanca yaşamak haktır. Bu haklarımıza mücadele ve dayanışmayla ulaşabileceğimizi biliyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın