Kılıçdaroğlu’ndan Davutoğlu’na Dikkat Çeken Telefon!

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün gece Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu aradığını ve Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın cumhurbaşkanlığı çıkışını sorduğunu yazdı.

Kılıçdaroğlu’nun, Uysal’ın ’20 yıllık AKP iktidarında sorumluluğa ortak olmamış olmak’ şeklindeki tweetini hatırlatarak, “Biliyorum, böyle bir gelişme oldu. Yarın görüşeceğiz. Bana söyleyeceğiz bir şey var mı?” diye sorduğunu aktaran Saymaz, “Gece telefonu biraz da Davutoğlu’nun gönlünü almak içindi” dedi.

Davutoğlu’nun, Uysal’ın tweet’i karşısında şaşırdığını ve yakın çevresine “CHP’nin de bir şeyler söylemesi gerekmez mi?” dediğini ifade eden Saymaz, “Kılıçdaroğlu, Hoca’nın kırgınlığını duymuş olmalı ki, gece yarısı telefon açtı. Dünkü görüşmede Davutoğlu, ‘Doğrusu, üzüldüm. Bu işin muhatabı liderlerdir. Biz bir uzlaşma iklimi oluştururken, hoş olmadı’ dedi. Öğrendiğim kadarıyla Gelecek Partisi, Uysal’ın düzeltmesini yeterli bulmadı. Uysal, bugün Kılıçdaroğlu ve Temel Karamollaoğlu’nu, yarın Ali Babacan’ı, çarşamba günü Meral Akşener ve Davutoğlu’nu ziyaret edecek. Bu ziyaretler hasarı onarır diye düşünüyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adaylığı için sıraladığı ölçülerin masada krize neden olduğu öne sürülmüştü. Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“1) 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak,

2) Seçilebilirlik,

3) Seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından ‘devr-i sabık’ muamelesine maruz kalan T.C. Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi!”

Paylaşın

Karpuz, Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir Mi?

Kilo vermek için sık sık karpuz tüketilmesi tavsiye edilir. Ancak karpuzun kilo vermede, içeriğinin çok fazla oranda su olmasının dışında, ne kadar etkilidir? Karpuz kilo vermeye gerçekten yardımcı olur mu? Karpuzun diğer sağlık yararları nelerdir?

Haber Merkezi / Karpuz, cucurbitaceae familyasına aittir. Bu, neden içeriğinin daha fazla suya sahip olduğunu açıklar. Ancak kilo vermedeki rolünü anlamak için karpuzun besin bileşenlerine bir göz atmalıyız:

Karpuzun yüzde 91’i sudur. 100 gram karpuz 30 kalori, 0.6 gram protein, 7.6 gram karbonhidrat, 6.2 gram şeker ve 0.4 gram lif içerir.

Bu tatlı meyve herkesin favorisidir, ancak birçok insan onu günlük olarak tüketmeye şüpheyle yaklaşır. Bunun nedeni, karpuzun glisemik indeksinin 72 olmasıdır, bu oran çok daha yüksektir ve normalde şeker hastaları için tavsiye edilmez. Bununla birlikte, birkaç araştırmaya göre, karbonhidrat oranı nispeten daha az olduğu için ölçülü olarak tüketilmelidir.

Karpuz, ayrıca, sitrülin ve likopen bitki bileşikleri ile birlikte C vitamini, potasyum, bakır, B5 vitamini ve A vitamini içerir. Karpuzun kırmızı sulu bölümünü kaplayan beyazımsı kısım, esansiyel amino asit arginine dönüştürülen sitrülindir. Arginin, akciğerlerin, böbreklerin, karaciğerin ve üreme sisteminin normal çalışması için önemlidir.

Bir gıdanın kilo kaybı için düşünülmeden önce bakılması gereken iki önemli parametresi vardır: Kalori ve lif.

100 gram karpuz sadece 30 kalori içermektedir. Ayrıca lif miktarı daha azdır. 100 gram karpuz sadece 0.4 gram lif içerir. Kilo kaybı için beslenmenize karpuz eklemek istiyorsanız, iyi bir lif kaynağı da eklemelisiniz.

Ayrıca, tüm bu sitrülinler yağ yakmaya da yardımcı olabilir. Tüm bunlara rağmen, yüzde 91 su bileşimi olan karpuz, kilo kaybı için ideal bir meyvedir.

Bir araştırma sonucunda yayınlanan rapora göre, karpuz, kalp sağlığına faydalı olduğu bilinen birkaç besin içerir. Biri, kolesterol seviyesini ve kan basıncını iyileştirmeye yardımcı olan bir antioksidan olan likopen. Diğeri, nitrik oksit seviyesini artıran bir amino asit olan sitrülin.

Çok fazla karpuz tüketmek vücudunuzdaki yağ yakımını kesinlikle hızlandırmaz, bunun yerine başka komplikasyonları tetikleyebilir. Karpuzun yüzde 91’i sudan oluştuğu için aşırı tüketmek su zehirlenmesine neden olabilir. Ayrıca karaciğer iltihabına, glikoz seviyesinde artışa, sindirim sorunlarına ve kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.

Paylaşın

İşyerinde Tükenmişlikle Başa Çıkmanın Yolları

Pazartesi sabahlarından sırf iş nedeniyle mi korkuyorsunuz? Omuzlarınızdaki iş baskısı nedeniyle kendinize az zaman ayırdığınız için stresli misiniz? İş yerinde aşırı derecede tükenmiş olma ihtimaliniz yüksek.

Haber Merkezi / Stresli hissetmek, tükenmişliğin ciddi belirtilerinden biridir. Bu durum, işinizin artık profesyonel gelişiminize ve ihtiyacınıza uygun olmamasından kaynaklanabilir. İşinizi değiştirebileceğiniz bir noktada değilseniz, iş yerinizde tükenmişlikle başa çıkmanın bu yolları size kesinlikle yardımcı olacaktır.

Tatile çıkın

Programınızı ayarlayın, yöneticinizle konuşun ve rahatlamanıza yardımcı olacak bir yere seyahat yapın. Özellikle iş stresinizden tükenmişseniz tatil yapmak çok önemli. Gerekirse, bütün bir hafta izin almaktan çekinmeyin. Yöneticinize zihinsel sağlığınız için buna ihtiyacınız olduğunu açıklayın.

Hobi edinin

Uzmanlar, hayal kırıklığınız ve öfkeli duygularınız için bir hobi bulmanın, iş yorgunluğuyla başa çıkmanın harika bir yolu olduğunu öne sürüyorlar; aşçılık, yoga, dövüş sanatları, müzik v.b.

Farklı iş sorumlulukları

Mevcut işinizden oldukça sıkıldıysanız ve sizin için herhangi bir büyüme alanı olmadığını düşünüyorsanız, yöneticinizle bir pozisyon değişikliği veya sorumluluk değişikliği talep etmek için bir görüşme yapın.

Yaratıcı düşünme

İşinizi daha ilginç hale getirmenin yollarını bulun. İş arkadaşlarınızdan bir projeyi daha yaratıcı bir şekilde nasıl yapabileceğinizi düşünmelerini isteyin. Bir zorlukla karşılaştığınızda, işiniz otomatik olarak daha ilginç hale gelir.

Paylaşın

İhtiyacın Olan Tek Egzersiz Yürüyüş: İşte Nedeni

Kilo vermek ve sağlıklı olmak için çok sayıda egzersiz denemiş olabilirsiniz. Ancak, bu egzersizler oldukça zaman alır ve aynı zamanda oldukça fazla çaba gerektirir. Uzun bir iş gününün sonunda, spor salonunda ter atmak yerine yatakta oturup sıcak bir fincan kahve yudumlamak isteyebilirsiniz.

Haber Merkezi / Ya size günlük antrenmanınızı, önceden belirlenmiş ve gün içerisinde kolayca yerine getirebileceğinizi söylersek? Yürüyüş, formda kalmanıza ve kilo vermenize yardımcı olabilecek herhangi bir ekstra çaba göstermeden her gün uygulayabileceğiz çok yönlü bir egzersizdir. Aslında, yapmanız gereken tek şey yürümek, işte nedeni:

Tempolu yürüyüşün normal yürüyüşe göre harikalar yaratabileceğini hatırlamak son derece önemlidir. Fiziksel herhangi bir sağlık sorunu olmayanlara uzun veya kısa mesafe yürümeye karar verdiğinde hızlı yürümeleri şiddetle tavsiye edilir.

Yürüyüşün fiziksel sağlığı ve sağlıklı kiloyu korumanın yanında, kalp hastalığı, felç, yüksek tansiyon, kanser ve tip 2 diyabet dahil olmak üzere çeşitli durumların önlenmesi veya yönetilmesini içeren sayısız faydası vardır. Yürümek, kasları ve kemikleri güçlendirdiği için ayrıca egzersiz yapmaya ihtiyaç duyulmaz.

Yürüyüş, vücudun tüm büyük kas gruplarını çalıştırdığı için, daha iyi kondisyon ve bağışıklık sistemi ile daha iyi işleyen kardiyovasküler fonksiyona yardımcı olur.

Egzersizin faydaları sadece fiziksel yönlerle sınırlı değildir, aynı zamanda stres seviyesinde azalma, bilişte, hafızada ve uyku kalitesinde iyileşme ve daha iyi düşünme gibi zihinsel avantajları da içerir. Araştırmalar ayrıca yürümenin benlik saygısını yükselttiği ve ayrıca kaygı seviyesini de azalttığını ortaya koymuştur.

Sanılanın aksine yürümek monoton bir eylem değildir. Kişi çeşitli şekillerde yürümeyi içeren yeni hobiler edinebilir.

Yürüme, yalnız veya bir eş, bir grup arkadaş, çocuklar veya komşularla birlikte yapılabilecek bir egzersizdir. Bu, kendinizle ilgili sorunları çözmenize ve çevrenizdekilerle olan ilişkinizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.

Mevcut teknoloji, akıllı saatler, akıllı telefonlar ve benzeri diğer cihazlar, bir günde atılan adım sayısını takip etmeyi kolaylaştırdı. Kesin rakamlar her zaman elinizin altında olduğunda, bir çok insanın günlük hedefi olan on bin adımlık hedef öncelikli amacınız olur.

Ancak, bu rakam, reklam gibi çeşitli nedenlerle popülerlik kazanmıştır; yuvarlak bir rakam ve hatırlanması kolay. Ancak, araştırmalar, günlük bunun yarısının başarılması dahi yürümenin tüm faydalarının elde edilmesine yardımcı olabileceğini ortaya koymuştur.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı’ndan Enflasyon Çıkışı: Yeterince Mücadele Yok

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Enflasyonla yeterince mücadele edebildiğimizi düşünmüyorum. Örneğin doğru para politikası uygulayamıyoruz ya da tarım gıda gibi konularda gerekli yapısal adımları atamıyoruz. Olası global şoklara ekonomiyi hazırlayamıyoruz. Bünye gibi düşünün, her an dışarıdan bir risk gelebilir. Siz böyle bir durumda ne yaparsınız? Vücudunuzu dirayetli tutmak için gereken sağlık adımlarını atarsınız” dedi.

Turan, açıklamasının devamında, “Bizim ekonomimizde durum farklı, global taraftan bu enflasyon dalgasının gelmesi çok muhtemel idi. Buna daha hazırlıklı olup üzerimize düşeni yapmalıydık. Biz bu dalgaya, enflasyon oldukça yüksekken ve tüm dünya faiz artırırken, faiz indirerek girdik. Kaçınılmaz olan kur şoku yaşandı. Bir şok geldikten sonra onunla mücadele çok daha maliyetlidir. Mühim olan o şoka hazırlıklı olmak” ifadelerini kullandı.

“Cari açık yeniden yükselişte… Yeni ekonomi programının iddiası kaldı mı” sorusuna Turan, “TL’yi değersiz kılıp ihracatı artırmak gibi bir beklenti oluşmuş olabilir ama bugün global ihracat pazarlarının dinamikleri farklı. Para birimine aşırı değer kaybettirip ihracatta alan kazanma 1990’larda kaldı. Dünya değişti” şeklinde yanıt verdi.

Turan, “Artık katma değeri yüksek, teknolojiye dayalı ve marka değeri olan ürünler ihracat pazarlarında öne çıkıyor. Öte yandan enerji ithalatı yoğun bir ekonomiyiz. Rusya-Ukrayna savaşı öncesi dönemde de önemli fiyat yükselişleri vardı. Savaş bu süreci hızlandırdı” diyerek, daha net bir rota çizilmesinin önemine vurgu yaptı.

Önce Çin, sonra Türkiye Ekonomi Modeli olarak adlandırılan planla, hayal edilen sonuca ulaşılamadığını kaydeden Turan, “Yüzde 20’ye yavaşlayan bir ihracatımız ve yüzde 40’a gelen bir ithalat artışımızla cari açığımız bu yıl 30- 40 milyar dolara doğru yükseliyor. TL’ye önce değer kaybettirip cari açığı azaltalım, ardından enflasyon düşer denklemi çok da çalışmadı. Üretimde ithal girdinin payı çok yüksek olduğu için; ülke para birimi değer kaybettikçe biz de şiddetli enflasyon oluyor. Yani önce enflasyon yükselsin sonra düşürürüz gibi bir sonuç çıkıyordu bu çerçeveden; onun da bugün halihazırdaki refah kaybı ile sonuçlandığını görmekteyiz” açıklamalarında bulundu.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Dünya gazetesinden Handan Sema Ceylan’a açıklamalarda bulundu. Turan’ın açıklamaları şöyle;

Ekonomimizin çok yüklü döviz ihtiyacı var. Sadece cari açık değil dış borç ödemelerimiz de yüksek. Döviz kaynağımız az. Son dönemde uyguladığımız programla beraber ülke risk primimiz de arttı ve bu kanalla da dış borç bulma maliyetimiz yükseldi. Ekonomide çarkların dönmesi için gereken dövizi bulamadığımızda da o açıkta kalan dövizi karşılamak için TCMB rezervleri devreye giriyor. Oysa en başta TL bu denli değer kaybetmese, şu an ihtiyacımız olan döviz kaynağına çok daha ucuz maliyetle erişirdik. Rezerv harcamamız da gerekmezdi.

Enflasyonla yeterince mücadele edebildiğimizi düşünmüyorum. Örneğin doğru para politikası uygulayamıyoruz ya da tarım gıda gibi konularda gerekli yapısal adımları atamıyoruz. Olası global şoklara ekonomiyi hazırlayamıyoruz. Bünye gibi düşünün, her an dışarıdan bir risk gelebilir. Siz böyle bir durumda ne yaparsınız? Vücudunuzu dirayetli tutmak için gereken sağlık adımlarını atarsınız. Bizim ekonomimizde durum farklı, global taraftan bu enflasyon dalgasının gelmesi çok muhtemel idi. Buna daha hazırlıklı olup üzerimize düşeni yapmalıydık. Biz bu dalgaya, enflasyon oldukça yüksekken ve tüm dünya faiz artırırken, faiz indirerek girdik. Kaçınılmaz olan kur şoku yaşandı. Bir şok geldikten sonra onunla mücadele çok daha maliyetlidir. Mühim olan o şoka hazırlıklı olmak.

“Kur baskısına zaten hiç değinmiyorum…”

Enflasyon tarafında sadece bu yıl değil son 5-6 yıldır doğru mücadele edemiyoruz. Yıllar içinde fiyatlama davranışı bozuldu, atalet devreye girdi. Sanıldığının aksine, konu sadece arz yanlı değil iç talep de enflasyonist. Kur baskısına zaten hiç değinmiyorum. Bütün bu gerçekleri bir kenara bırakıp enflasyonun tamamen globalden kaynaklandığına kani olursanız, teşhis yanlış olur. Kısa vadede enflasyon görünümü oldukça zorlayıcı. Reel kesimde yeni ürünler yeni fiyatlarla stoklara giriyor. Bunlar da bir tur daha fiyat baskısı yaratacaktır. Öne çekilmiş talebin halen enflasyon yarattığını görüyoruz. Globalde de emtia artışı yoğun. O yüzden kısa vadede enflasyonun daha da yükselmesi olası. ÜFE’deki hızlı yükselişin henüz durmamış olması da enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor.
En önemli konulardan birisi iş gücü barışının sağlanmasıydı. İşçi ve işveren arasındaki bu diyaloğu, dinamiği şimdi üretici ve alıcı arasında görüyoruz. Ya da ihraç edenle ithal eden arasında. Üretmek, üretirken zarar etmemek, zamanında teslim etmek, teslim ederken zarar etmemek, arzu edilen vade ile alabilmek, ürünü bulup alabilmek önemli hale geldi.

Faizi düşürdük doğru ama “ucuz krediler var, bu da yatırıma gidiyor” tespiti tam doğru değil. Bugün ticari kredilerde, yatırım kredileri zaten fiyatlanamadığı için uzun vadeli yatırım kredisi arzı yok. Reel kesim de zaten bu düşük faizden yeterince faydalanamıyor. Olan kredi arzı kısa vadeli ve bu da işletme sermayesine gidiyor. Tüketici kredilerinde ise yavaşlama var ve bu krediler zaten pahalı. Özetle düşürdüğümüz faiz bugün itibari ile yatırım ve istihdam yaratmıyor. Ekonomiye sirayet etmiyor.

İş dünyası yatırım yaparken uzun vadeli fonlama kaynaklarını inceliyor fakat ondan evvel ekonominin geleceğine ve öngörülebilirliğine bakıyor. İstikrarlı bir ekonomi varsa, ileride bu tüketim baskılanır mı gibi bir endişe, risk görmüyorsa, enflasyon düşükse iş dünyası yatırım kararı alıyor. Bu koşulların ardından faizin seviyesine bakıyor. İstikrar endişesi olan bir ekonomide faiz düştü diyelim bu muhakkak ki yatırıma da dönüşmüyor. Bunu biz 2020’de KGF’de bir miktar yaşadık. O dönem düşük faizli fonlama konuta, arabaya, dövize gitmişti örneğin. Dolayısıyla konu sadece faiz seviyesi değil iş dünyası için öncelikli olan öngörülebilir ve istikrarlı büyüme.

Fed bir miktar geç de kaldığı için enflasyonu kontrol etmede agresif bir para politikası yürütüyor, yürütecek de. Bu her şeyden evvel doların kıymetlenmesi ve faizinin de yükselmesi demek. Özetle, Türkiye gibi döviz ihtiyacı olan bir ülkenin dövize erişimi daha da zorlaşmakta.

“Ekonomide istikrar olsa…”

İhracat bedellerinin Merkez Bankası’na satışı zorunlu olan kısmının yüzde 25’ten yüzde 40’a çıkartılması ile ilgili soruya Orhan Turan, şu cevabı verdi:

Bu uygulama aslında ülkenin elde ettiği döviz gelirinin bir kısmını MB rezervine koymak oluyor. Aynı havuz içinde yer değiştiriyor sadece döviz. Kaldı ki reel kesimin o verdiği dövizi, verdiği kurdan hemen geri alması da söz konusu. Dolayısıyla toplamda kura dair kısa vadede değişen bir görüntü yok. Sadece TCMB’nin rezerv elde ederek dövize müdahalede manevra alanını artırıyor. TCMB’ye bu dövizler giderken zaten piyasadan da benzer oranda talep oluştuğu için toplam döviz arz talep dengesi değişmiyor. Ama ne fark ediyor derseniz; tüm bu adımlar atılırken reel kesim bu sefer de “spread” hesabı ile günlerini geçiriyor. Her an yeni bir adım gelebilir ve tüm enerjimizi bu yeni adımlara uyum sağlamak için kullanıyoruz. Ekonomide istikrar olsa, ihracatçımız da global fırsatlara dair daha fazla kafa yorar ve o fırsatları kaçırmaz.

“Çin’den boşalan alanları daha çok doldurmamız lazım”

İş dünyasının 40 yıldır bu kadar belirsiz bir dönem yaşamamış olduğunun altını çizen Orhan Turan, şunları söyledi:

Sanayiye gelen enerji zammı yüzde 500’ün üzerinde. Durum sadece Türkiye’den de kaynaklı değil. Dünya da belirsizlikler içinde. Bu öngörülemez bir ortam yaratıyor. Tüm bunlara rağmen pandemi öyle bir şey yaptı ki Türkiye sanayisi öne çıktı. Tedarik zincirlerini çeşitlendirmek isteyenler kapımızı çaldılar. Çin’den boşalan alanları daha çok doldurmamız lazım. Maalesef hemen yanı başımızda bir savaş var. Ancak orada yapılamayan üretimden dolayı talep ülkemize kaydı. Romanya’da, Bulgaristan’da üretim yapanlar Rusya’dan, Ukrayna’dan tedarik edemediği ara malları bizden istiyorlar. Olumlu demek olmaz ama böyle bir trend var. Türk iş dünyası da bu dönemde ihracat birim fiyatlarını artırmayı test ediyor.

“Bütüncül ve stratejik yaklaşım”

Dünyanın geçtiği kritik değişim sürecinin omurgasını, Avrupa Birliği’nin de kendi büyüme stratejisi olarak ortaya koyduğu yeşil ve dijital dönüşüm oluşturuyor. Bu ikiz dönüşümün her iki bileşeni için de önemli yatırıma ihtiyaç var. Yatırım planlamalarının hayata geçirilmesine destek olacak finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekli. Yeni teknolojilerin ve Ar-Ge faaliyetlerinin bu dönüşüme hizmet edecek şekilde kurgulanması da kritik. Elbette tüm bu süreçlerin KOBİ’ler dahil değer zincirinin tamamında kurgulanması gerekiyor. Tabii ki her iki dönüşümde öncelikle insan kaynağının yetkinliklerinin artırılması şart. Yani yeşil ve dijital dönüşüm “Geleceği İnşa” raporumuzda da vurguladığımız “İnsan, bilim ve kurumlar” merkezinde bir bütüncül ve stratejik yaklaşımı gerektiriyor.

Türkiye’den göçün nedenleri üzerine yapılan araştırmalar var. Ekonomik koşullar, siyasi iklim, iş olanaklarının yetersizliği ve eğitim sisteminden duyulan memnuniyetsizlik göçe karar vermede önemli etkenler olarak çıkıyor. Ülkemizin geleceğini belirleyecek gençlerimizi kaybetmemek ve beyin göçünü tersine çevirmek için ekonomik alanda yapılacak reformların yanında özgürlükler, hukukun üstünlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitliliğe saygı, çevre ve iklim krizine duyarlılık gibi pek çok önemli konuda taviz vermeksizin ilerleme kaydetmeliyiz. Gençlere hayallerini bu ülkede gerçekleştirmelerini sağlayacak bir Türkiye’yi inşa etmek hepimizin sorumluluğu.

Paylaşın

Beşiktaş Fırsatı Tepti

Giresunspor, Süper Lig’in 33. hafta karşılaşmasında Beşiktaş’ı Çotanak Spor Kompleksi’nde ağırladı. İki ekibin zorlu mücadelesi başladığı gibi golsüz sona erdi. Rakiplerinin puan kaybettiği haftada galibiyet alamayan Beşiktaş, önemli avantajı tepmiş oldu.

Haber Merkezi / Bu sonucun ardından Giresunspor puanını 40’a, Beşiktaş ise 51’e yükseltti. Maçın ilk yarısında iki takım da tehlikeli ataklar gerçekleştirdi ancak iki takım da aradığı golü bir türlü bulamadı. Müsabakanın ikinci yarısında da her iki takımın da çabaları gol getirmedi.

Karşılaşmadan dakikalar

8. dakikada Giresunspor maçın ilk tehlikeli atağını gerçekleştirdi. Savunmadan hızlı çıkan Karadeniz ekibinde Traore’nin ileriye gönderdiği pasta top Umut’ta kaldı. Tecrübeli futbolcu Suleymanov’a pasını gönderdi. Rus futbolcu şutunu attı, top yandan auta çıktı.

18. dakikada Beşiktaş gole çok yaklaştı. Sol köşeden kullanılan serbest vuruşta ceza sahasına gelen topa Vida vurmak istedi savunma uzaklaştırdı. Dönen topu Montero indirdi, Batshuayi kontrol edip dönerek vurdu ancak Okan Kocuk gole izin vermedi.

40. dakikada Rıdvan Yılmaz, topla birlikte rakiplerini geçerek ceza sahasına doğru ilerledi. Sol köşedeki Teixeira’ya pasını gönderdi. Brezilyalı futbolcu topu düzeltip şutunu attı ancak top yandan auta çıktı.

42. dakikada Beşiktaş bir kez daha gole çok yaklaştı. Rıdvan Yılmaz, bu dakikalarda ataklarda etkili rol oynamaya başladı. Genç futbolcu ceza sahası önünde topla buluştu, şutunu attı ancak top üstten auta çıktı.

44. dakikada Beşiktaş gole çok yaklaştı. Rachid Ghezzal, yaklaşık 35 metreden şutunu attı, kaleci Okan Kocuk son anda topu parmaklarının ucuyla kornere gönderdi.

47. dakikada Giresunspor’un kontra atağında Sergio’nun sol kanattan yaptığı ortaya Umut Nayir müsait pozisyonda istediği gibi vuramadı ve boşta kalan topu Beşiktaş defansı uzaklaştırdı.

50. dakikada Beşiktaş savunması kendi yarı sahasından topu çıkarmak isterken Süleymanov rakibinden topu kaptı. Ceza sahasına giren bu oyuncunun vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Ersin Destanoğlu’nda kaldı.

Stat: Çotanak

Hakemler: Arda Kardeşler, Ali Saygın Ögel, Süleyman Özay

GZT Giresunspor: Okan, Serginho (Muhammed dk. 77), Traore, Aziz Behich, Umut (Balde dk. 66), Chiquinho, Flavio, Alexis Perez, Sergen, Hayrullah, Shapi (Zeki dk. 89)

Beşiktaş: Ersin, Rosier, Rıdvan (Umut Meraş dk. 77), Montero, Josef De Souza, Batshuayi (Güven dk. 77), Can (Pjanic dk. 55), Ghezzal, Necip, Vida, Teixeira (Nkoudou dk. 55)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 17 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 3 bin 268 yeni vaka tespit edilirken, 17 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,41 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,13 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 153 bin 318 test yapılırken, 3 bin 268 yeni vaka tespit edildi. 17 kişi hayatını kaybederken, 14 bin 952 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,41 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,13 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 333 bin 131’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 16 Nisan verilerine göre, 162 bin 253 test yapılmıştı. 4 bin 086 vaka tespit edilirken, 19 kişi hayatını kaybetmiş ve 13 bin 561 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Milletimiz Irkçı Değildir, Olmayacaktır Da…

Son dönemde özellikle Suriye, Afganistan ve Irak’tan gelen göçmenler, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri olurken; muhalef ve iktidarın karşı karşıya geldiği başlıca konularından biri. 

Geçtiğimiz günlerde de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Göçler İdaresi’ne yönelttiği sorular Kılıçdaroğlu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında polemiğe neden olmuştu. Söz konusu tartışmanın yankıları devam ederken; Kılıçdaroğlu Göçler İdaresi’ne yönelttiği 4 soruyu bir kez daha gündeme getirdi.

Sosyal medya hesabından bu dört soruyu içeren bir video paylaşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘milletin’ ırkçı olmadığını belirtirken; iktidara geldiklerinde 2 yılda göçmen sorununu çözeceklerini yeniden ifade etti.

Kılıçdaroğlu, ”Saray ve şürekasından yanıtları hala bekliyorum! Söyledim yine söyleyeyim, iktidarımızda bu sorun en geç 2 yıl içerisinde çözülecek. Milletimiz ırkçı değildir, olmayacaktır da… Bu konu, sakin ve makul şekilde kesin çözüme ulaştıracağımız bir meseledir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun iktidara yönelttiği sorular ise şöyle:

  • Sığınmacıların gerçek kimliklerini ispatlamalarını talep ettiniz mi?
  • Neden vatandaşlık dağıtıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz?
  • Vatandaşlık verirken güvenlik soruşturması yapıyor musunuz?
  • Sınırlarımızdan kaçak geçişlere bilerek; neden izin veriyorsunuz?
Paylaşın

Ali Babacan: 90 Dakikada Düşünceyi Ve İfadeyi Özgürleştireceğiz

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 20 yaşındaki İyi Partili Alp Emeç’in sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanmasına ilişkin açıklamada bulundu.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Gençler ‘tweetle’ butonuna basarken sonu ne olacak düşünmemeli” düşüncesini dile getirdi.

Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Gençler ‘tweetle’ butonuna basarken sonu ne olacak düşünmemeli. Görüşlerini özgürce ifade edebilmeli. Seçimden sonraki ilk 90 dakikada düşünceyi ve ifadeyi özgürleştireceğiz. Devleti tüm gençlerle barıştıracağız. Alp Emeç serbest bırakılsın” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Gençlik Kolları üyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi Alp Emeç, gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına sebep olan “Öküz saraya çıkmakla kral olmaz ama saray ahır olur” ifadesini sosyal medyada yazıp daha sonra sildi. Emeç, tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

Paylaşın

Belirsizlik Gıda Güvenliğini Riske Atıyor

Tüm dünyada gıda güvenliği daha yüksek sesle konuşulmaya devam ederken Türkiye’den sektör temsilcileri üretim konusunda uyarılarda bulunuyor. Tarımda günübirlik politikalar yerine uzun dönemli ve üreticiyi merkeze alan planlar talep eden sektör temsilcilerine göre bu şartlar sağlanmazsa önümüzdeki süreçte gıda arzında ve fiyatlardaki sorun artarak devam edecek. Buna göre bu süreçte belirsizlik üreticinin topraktan uzaklaşmasına neden oluyor.

Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), gıda güvenliği konusunda acil eylem çağrısında bulundu. Yapılan çağrıda savaş, bölgesel çatışmalar, iklim değişikliği ve yakın dönemde tüm dünyayı etkileyen pandeminin gıda güvenliğini tehlikeye attığı vurgulandı. Ayrıca gelinen noktada temel gıda arzındaki soruna dikkat çekilirken fiyat artışlarının tüm dünyayı etkilediği belirtildi. Bu nedenle ülkelerden de gübre ve gıda ürünlerin ihracatında kısıtlamalardan kaçınmaları istendi.

Peki Türkiye’de durum ne? DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre sorunun kaynağı üretimde başlıyor. Türkiye’nin uzun yıllardır üretimde doğru ve sürdürülebilir bir sistemi oturtamadığını belirten uzmanlara göre bu durum önümüzdeki yıllar için büyük bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor.

Tüm dünyanın gıda üretiminde ve tedarikinde yeni sorunlarla karşılaşmaya devam ettiğini söyleyen Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, “Yaşanan sıkıntılar ülkeleri kendi önlemlerini almaya zorluyor. Bunun ilk adımı da ihracat kısıtlamaları olabiliyor. Böylece kendi iç piyasalarını dengede tutmaya çalışıyorlar. Ancak bir ülkede belli bir ürünün ihracatına ve ithalatına kısıtlama getirilmesi diğer ülkelerde yeni sorunlar oluşturabiliyor. Yakın dönemde savaş yüzünden buğday ve yağ fiyatlarında yaşananları gördük” diyor.

Sektör temsilcileri burada temel ürünlerdeki yerli üretim oranına dikkat çekiyor. Demirtaş, buğday gibi temel bir üründe bile kuraklık etkisiyle yeterlilik oranının düştüğünü belirtiyor. Buna göre iç piyasada düşen fiyat, ithalata yönelimi arttırıyor. İhracatçı ülkeye aniden gelen talep artışı ise o ürünün hem fiyatını arttırıyor hem de bulunabilirliğini azaltıyor.

Özel sektörün kontrolünde

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez ise gıda güvenliğini sağlamanın en önemli yolunun uzun yıllara dayanan sürdürülebilir tarım politikaları olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin bugün, yıllar önce uygulamaya başladığı yanlış politikaların sonucunu yaşadığını anlatan Suiçmez, “Her ülke kendi tarım politikası doğrultusunda dönem dönem ithalatta ve ihracatta kısıtlamalara gidebilir. Bu yanlış bir adım değil. Sadece artık tehlikenin ne kadar büyüdüğünün çok önemli bir işareti. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ve Dünya Ticaret Örgütü’nün bu çağrısı yeni değil. Hatta Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunların merkezinde de bu uluslararası örgütlerin planlı önerileri var. Türkiye, yıllar önce bu örgütlerin tavsiyeleri doğrultusunda tarım politikalarını şekillendirdi. İç piyasayı kontrol eden kamu iktisadi teşebbüslerinin etkinliğini azalttı ve üretimi tamamen özel sektörün kontrolüne bıraktı. Şimdi bu kurumların yokluğunun eksikliğini çekiyor. Her fiyat artışından etkileniyor” ifadelerini kullandı.

Kamu artık güçlü değil

Uluslararası kuruluşlar özellikle gübre ihracatındaki kısıtlamaların gıda güvenliği için çok önemli riskleri de beraberinde getirdiğini açıkladı. Gübrenin her ürünün üretiminde çok stratejik bir rolü olduğunu anlatan Baki Remzi Suiçmez, şöyle devam etti: “Türkiye’nin gübrede kendine yeterlilik oranı yüzde 80 seviyesinde. Oysa geçmiş dönemde Türkiye kamu girişimleri ile gübre piyasasını kontrol edebiliyordu. Şu an öyle bir imkân yok. Küresel düzeydeki doğalgaz zamları amonyak fiyatlarını, o da azotlu gübre fiyatlarını arttırıyor. Geçen yıla göre gübrede yüzde 300 ila 600 arasında bir zam var. Bu şartlarda bizim iç üretimimizi devam ettirmemiz zorlaşıyor. Oysa bu alanda kamu güçlü olsaydı ve çiftçi kamu aracılığıyla henüz üretime başlanmadan desteklenseydi bu alandaki artıştan kısmen daha az etkilenecekti. Şimdi gübre ithalatı yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Türkiye kısır döngüde

“Gelinen noktada bir kriz anında artık paranız olsa da bir ürünü alamıyorsunuz” diyen Hüseyin Demirtaş, gıda güvenliğini sağlamanın tek yolunun doğru tarım politikaları olduğunu söylüyor. Küresel olarak yaşanan kısıtlamalardan hem üreticinin hem de tüketicinin etkilenmemesi için acil olarak tarıma ve çiftçiye doğru destek verilmesi gerektiğini anlatan Demirtaş’a göre bu alandaki destekler yanlış veriliyor. Buna göre Türkiye, bitmiş ürüne destek vererek fiyatları kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu durumun bir kısır döngü yarattığını ifade eden Demirtaş, “Siz çiftçiye önünü görebileceği bir ortam sunmuyorsunuz. Üretim aşamasında destek vermeyip raftaki ürünü sübvanse etmeye kalkıyorsunuz. Bunun başarılı olma şansı yok” diyor.

Demirtaş, önce girdi maliyetlerinin sabitlenmesini, motorin, gübre ve elektrik girdilerine destek verilmesini ve uzun süreli desteklerin önceden açıklanmasını talep ediyor.

Baki Remzi Suiçmez de bu alanda yapılan en büyük yanlışlardan birinin desteklerinin yetersizliği ve yanlış zamanda verilmesi olduğunu dile getiriyor. Çiftçinin üretimi tamamladıktan bir yıl sonra desteğe ulaşabildiğinden bahseden Suiçmez, bu durumun çiftçiye bir yarar sağlamadığını ve üreticiyi küstürdüğünün altını çiziyor. Desteklerin ekim sürecinden önce başlaması gerektiğini anlatan Suiçmez, “Hollanda’da şu anda çiftçiler önümüzdeki 7 yıl ne olacağını biliyor. Ürünün maliyetini hesaplayabiliyor. Alacağı destek belli. Ancak bizde böyle bir durum yok. Bazı seneler ürünler boşa gidiyor. Çiftçi küsüyor. Üretimi bırakıyor. Gıda güvenliği için en büyük tehlike budur. Bizim her maddesi düşünülmüş en az 3-5 yıllık üretim planlarına ihtiyacımız var” diye konuştu.

Gıda güvenliği noktasında buğday, ayçiçeği, arpa ve diğer yem bitkilerinde üretimin hızla desteklemesi gerektiğini aktaran Suiçmez, bu ürünlerdeki eksikliğin fiyat artışlarına neden olduğunu belirtiyor. Suiçmez, dengeli ve sürdürülebilir bir üretim eksikliğinin altını çiziyor.

Tüketim sürekli artıyor

Artan gıda fiyatlarının önüne sadece üretimle geçileceğini söyleyen Hüseyin Demirtaş ise, “Halkın alım gücü düşüyor. Küresel bir sorun var. İkisi birleşince gıdaya ulaşım daha da zorlaşacak. Bunun tek çaresi üretim kapasitemizi doğru kullanmak. Türkiye, kendisi gibi iki ülkeye yetecek üretim kapasitesine sahip. Tüketimimiz sürekli artıyor. Bu tehlikeyi görmemiz lazım” diyor.

Paylaşın