Kira Artışına Yüzde 25 Sınırlaması Meclis’ten Geçti

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın bugün açıkladığı ve kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlayan düzenleme TBMM Genel Kurulu’ndan geçti. Düzenleme, yasanın yürürlüğe girdiği tarih ve daha sonraki tarihlerde yapılan kira sözleşmelerini kapsayacak ve 1 Temmuz 2023’e kadar geçerli olacak.

Bekir Bozdağı’ın “Yaptığımız çalışma sonucunda konut kiraları bakımından 1 Temmuz 2023’e kadar yenilenecek kira sözleşmelerinde bir önceki kira yılının yüzde 25’ini geçmemek koşuluyla yapılacak artışların geçerli olduğuna dair bir geçici hüküm Borçlar Kanunu’na Adalet Komisyonu’nda eklenecek” açıklamalarının ardından düzenleme Meclis Genel Kurulu gündemine alındı.

AKP ve MHP milletvekillerinin imzasıyla, Genel Kurul’da görüşülen Avukatlık Yasası’na madde eklenmesi için verilen önerge kabul edildi. Kiraların 1 Temmuz 2023’e kadar yüzde 25’le sınırlanmasına ilişkin önerge şu şekilde:

“Konut kiraları bakımından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ila (bu tarih dahil) 1-7-2023 tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde 25’ini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde 25’in altında kalması halinde, değişim oranı geçerlidir. Bu kural, 1 yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344’üncü maddenin ikinci fırkası uyarınca hakim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.”

Ankara’da düzenlenen “Uzlaştırma Ödül Töreni ve Sempozyumu”nda konuşan Bozdağ, yeni düzenlemenin, beklentileri karşıladığını umduğunu söyledi. Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu düzenlemeyi yaparken geçici olmasına özellikle önem verdik. Geçici bir düzenleme. Bu düzenlemede, kiracı ve sahibinin hukukuna halel vermeden ikisinin de belli bir fedakarlıkta bir noktada durmasına da özen gösterdik. Umarım beklentileri karşılar. Umarım beklediğimiz sonuçları doğurur.”

Düzenleme 1 yıllık süreyi kapsayacak. Ev sahipleri ve kiracılar arasında ihtilaf olması halinde, sorunun daha hızlı çözülmesi için arabulucu formülü devreye girecek. Kira ihtilafları mahkeme yerine bu şekilde çözülecek. Arabulucu formülünün detayları henüz netleşmedi.

Türkiye’de ev sahipleri ve kiracılar, son dönemde üzerinde çalışılan önemli konulardan olan kira düzenlemesini merakla bekliyordu. Kira artışına sabit bir oran getirileceği duyurulmuştu.

Yeni düzenleme ile ilgili çalışmaları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ birlikte yürütmüşlerdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

SADAT’tan Kılıçdaroğlu’na 1 Milyon Liralık Tazminat Davası

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (SADAT), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 milyon lira tazminat davası açtığını duyurdu.

Haber Merkezi / SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi imzasıyla yapılan yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 13.05.2022 tarihinde beraberinde 70’e yakın milletvekili ve toplamda 150’ye yakın partilisiyle birlikte şirket merkezimize gelerek şirketimizin kapılarını zorlamıştır. Sözde görüşme isteğinin karşılık bulmaması sonucunda şirketimizin saygınlığını ve itibarını hedef alan haksız ithamlarda bulunmuş, bu saldırısı tüm basın-yayın organlarında yayınlanarak kamuoyunda şirketimiz hakkında olumsuz algının oluşmasına sebep olmuştur.

Gelinen noktada, Kemal Kılıçdaroğlu; bir aya yakın bir süredir şirketimize yönelik gerçekleştirdiği hukuka aykırı saldırılarıyla şirketimizin itibarını zedelemekle kalmayıp şirketimizin yöneticilerini, hissedarlarını ve çalışanlarını da seçmeni ve kamuoyu nezdinde hedef göstererek şirketimize karşı adeta topyekün savaş açmıştır.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, geçen haftalarda İstanbul Beylikdüzü’nde bulunan SADAT’ın önüne gitmişti. Çok sayıda CHP’li vekilin de eşlik etiği Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı;

“Türkiye asla paramiliter kuruluşlara, kurumlara, kişilere teslim edilmeyecektir. Seçim güvenliği önemlidir. Önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Daha düne kadar Erdoğan’ın danışmalığını yapıyordu bunlar. Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi de var.

Dikkatini çekmek isterim kamuoyunun; gayri nizami harp eğitim var. Yani sabotaj, baskın, pusu kurma, suikast ve tedhiş… Tedhiş Arapça terör olarak tanımlanıyor, Türkçesi de terör. Burası terörist yetiştiren bir kurumdur.

Dolayısıyla eğer bugün Türkiye’de milyonlarca insan varsa ve Suriye’den gelmişlerse bunların buraya gelişlerinde en büyük rolü oynayan da SADAT’tır. Erdoğan’a sormak isterim, sen bu kuruluşu niçin danışman yaptın ve hangi gerekçeyle çalıştın.

“SADAT’çılardan korkacak değiliz”

Şunu herkesin bilmesini isterim, CHP demokratik yollarla bu ülkede seçimin yapması için her türlü çabayı gösterecektir. SADAT gibi kuruluşlar, ki olursa olsun, seçimi gölgeleyecek herhangi bir şey olursa sorumlusu burası ve Saray’dır. Bunu bütün Türkiye’ye ve halkımıza açıkça ifade ediyoruz.

Biz öyle SADAT’çılardan, tedhişçilerden korkacak değiliz. Korkaklar, kapılarını açmayanlardır. Buraya geldik bilgi almak istedik ama korkularından yuvalarına sığındılar. O yuva onları korumaz. Biz bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Paylaşın

Mayıs Ayında En Fazla Dolar Kazandırdı

Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) indirgendiğinde mayıs ayında en yüksek aylık reel getiri yüzde 3,86 ile dolarda gerçekleşti. Yıllık olarak değerlendirildiğinde ise külçe altın, yüzde 8,76 ile yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağlayan yatırım aracı oldu

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu, Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları, Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, mayısta en yüksek reel getiri, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,86 ile dolarda oldu. Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde ise dolar yüzde 1,66 yatırımcısını kayba uğrattı.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından avro yüzde 3,79, külçe altın yüzde 5,9, mevduat faizi (brüt) yüzde 7,02, BIST 100 endeksi yüzde 7,95 ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 8,25 kayba yol açtı.

TÜFE ile indirgendiğinde avro yüzde 1,61 yatırımcısına reel getiri sağlarken külçe altın yüzde 0,62, mevduat faizi (brüt) yüzde 1,80, BIST 100 endeksi yüzde 2,79 ve DİBS yüzde 3,10 yatırımcısına kaybettirdi.

BIST 100 endeksi, üç aylık değerlendirmede, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 4,53 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlarken Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,78 kayba neden oldu. DIBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 20,62, TÜFE ile indirgendiğinde de yüzde 12,86 yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre külçe altın, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 2,78, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde de yüzde 16,95 ile yatırımcısına en az kaybettiren yatırım aracı olarak hesaplandı.

Aynı dönemde DİBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 43,27, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 33,59 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak kayıtlara geçti.

Yıllık en yüksek reel getiri ‘külçe altın’da

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,76 ile yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağlayan yatırım aracı olurken Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 18,72 yatırımcısına kaybettirdi.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından dolar yüzde 19,06, BIST 100 endeksi yüzde 26,89, avro yüzde 29,45, mevduat faizi (brüt) yüzde 49,82 ve DİBS yüzde 52,98 yatırımcısında kayba yol açtı.

TÜFE ile indirgendiğinde ise dolar yüzde 8,31 yatırımcısına kazanç sağlarken BIST 100 endeksi yüzde 2,17, avro yüzde 5,6, mevduat faizi (brüt) yüzde 32,86 ve DİBS yüzde 37,08 yatırımcısının kayba uğramasına neden oldu.

Paylaşın

OECD, Büyüme Beklentilerini Aşağı Yönlü Revize Etti

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), Ukrayna/Rusya savaşı nedeniyle dünya ekonomisinin büyüme tahminini önemli ölçüde bu yıl ve önümüzdeki yıl için aşağı yönlü olarak revize etti.

Örgütün Paris’te yaptığı açıklamada bu yıl için yüzde 4,5 olarak tespit edilen büyüme tahmininin yüzde 3’e çekildiği bildirildi. 2023 yılı için de tahmin edilen yüzde 3,2’lik büyüme, yüzde 2,8 olarak belirlendi.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, enflasyon konusunda olumlu bir beklenti içinde olunmadığını belirterek, Ukrayna savaşının bir sonucu olarak enflasyondaki yüksek seyrin uzun süreli olmasının tahmin edildiğini kaydetti. OECD, Almanya için ise 2022’de yüzde 1,9; 2023’te yüzde 1,7’lik bir ekonomik büyüme öngörüyor.

Ukrayna savaşının etkisi

Ukrayna savaşı ve Rusya’ya uygulanan petrol ambargosu ekonomik iyileşmenin önünü kesiyor. Enflasyonun artması satın alma gücünü zayıflattığı için özel tüketimdeki canlanma baskı altına giriyor. Artan belirsizlik, enerji fiyatlarındaki keskin artış ve hammadde darboğazları birçok sektörü, özel yatırımları ve ihracatı olumsuz etkiliyor.

OECD, artan enerji ve gıda fiyatlarının olumsuz etkisini kırabilmek için ihtiyaç sahibi hanelere ve şirketlere yönelik destek programlarının hedefe dönük olarak uygulanması önerisinde bulundu.

Dünya Bankası küresel ekonomik büyüme tahminini düşürdü

Öte yandan Dünya Bankası, Ocak ayında yaptığı ekonomik büyüme tahminlerini Rusya’nın Ukrayna işgalinin yarattığı sonuçlar nedeniyle düşürdü. Dünya Bankası Türkiye ekonomisinin 2022’de yüzde 2,3, 2023’te de yüzde 3,2 büyüyeceği tahminini yaptı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluş, küresel ekonominin 2022 yılında yüzde 2,9 oranında büyüyeceği tahmininde bulundu. Dünya Bankası yıl başında yaptığı tahminde küresel ekonomide büyümeyi yüzde 4,1 olarak öngörmüştü.

Küresel Ekonomik Öngörüler raporunu açıklayan Dünya Bankası raporda “Dünya ekonomisinin, küresel resesyonun ardından yaşadığı ilk toparlanma sonrasında en keskin yavaşlamayı deneyimlemesi bekleniyor” ifadelerine yer verdi. 2020’de patlak veren korona pandemisinden sonra kaydedilen toparlanma sonucunda küresel ekonomi 2021 yılında yüzde 5,7 oranında büyümüştü.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass “Ukrayna’daki savaş, Çin’deki kapanmalar, tedarik zincirlerindeki aksamalar ve stagflasyon riski, büyümeye darbe vuruyor. Birçok ülke açısından resesyonu önlemek zor olacak” dedi.

Dünya Bankası’na göre, fiyatların artmasıyla ekonomide yüksek enflasyon ile durgunluğun (stagnasyon) bir arada görülmesi anlamına gelen “stagflasyonun” meydana gelme riski de arttı. Dünya Bankası bu durumun yoksul ve orta gelirli ülkelere zarar vereceği tahmininde bulundu.

Dünya Bankası Euro Bölgesi için ekonomik büyüme tahminini yüzde 4,2’den yüzde 2,5’e çekti. Dünyanın en büyük ulusal ekonomisi olan ABD için ise 2022 yılı ekonomik büyüme oranı da 1,2 puan düşürülerek yüzde 2,5’e düşürüldü. Çin ekonomisinin de 0,8 puan daha az olmak üzere yüzde 4,3 oranında büyüyeceği tahmin edildi.

Türkiye ekonomisi için büyüme tahmini

Dünya Bankası Türkiye ekonomisinin 2022’de yüzde 2,3, 2023’te de yüzde 3,2 büyüyeceği tahminini yaptı. Rusya için ise Ocak ayında yaptığı büyüme tahminini 11,3 puan geriye çeken Dünya Bankası, Rus ekonomisinin 2022 yılında yüzde 8,9 küçüleceği tahmininde bulundu.

Paylaşın

HDP 4. Büyük Konferansı Sonuç Bildirgesi: Demokratik Cumhuriyet

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5. Olağan Kongresi öncesinde, “Büyük Direniş, Büyük Yürüyüş” şiarıyla 6-7 Haziran’da 600 delegenin katılımıyla Ankara’da 4. Büyük Konferansını gerçekleştirdi. 

HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, iki gün süren 4. Büyük Konferansın Sonuç Bildirgesini açıkladı.

Konuşmasına, bu sabah gazetecilere yönelik operasyonu kınayarak başlayan Günay “Türkiye halklarının demokratik geleceği için tek çözüm, sistemin radikal demokratik değişimidir. Çözüm 3. Yol’dur; Demokratik Cumhuriyet’in inşa edilmesidir. 4. Konferansımızda, farklı alanlarda mücadeleyi büyütme irademizi bir kez daha güçlü bir şekilde vurguladık” dedi.

Eşit, özgür ve demokratik bir ortak gelecek

Günay’ın açıkladığı “HDP 4. Büyük Konferansı Sonuç Bildirgesi” özetle şöyle:

  • Konferansımız, önümüzdeki dönemde demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet zemininde bir araya gelme iradesini gösterenler olarak; Demokratik Cumhuriyeti inşa hedefine ulaşmak için ortak mücadeleyi ve dayanışmayı güçlendirmeye karar vermiştir.
  • Konferansımız, bu kapsamda eşit, özgür ve demokratik bir ortak geleceği inşa etmek için herkese birleşik mücadele çağrısı yapmaktadır.
  • AKP-MHP iktidarının Türkiye’de yarattığı büyük yıkımdan kurtulmanın, yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretmenin yolu, toplumun en geniş kesimleriyle buluşmayı hedefleyen Demokrasi İttifakı’yla mümkündür.
  • Konferansımız, Türkiye’de yaşanan çoklu krizin bir sebebi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştirmeyi; bunun yerine demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir düzenin kurulması ile güçlü demokrasinin inşasını temel hedef olarak belirlemiştir.
  • Türkiye halkları ne demokrasiyi ortadan kaldıran Cumhur İttifakı’na ne de vesayetçi geçmişi özleyen eskinin tekrarı muhalefete mecburdur. Bu sebeple, 3. Yol siyasetimizle Demokrasi İttifakı’nı büyütmek ve sokak sokak, mahalle mahalle toplumsallaştırmak temel hedef olarak belirlenmiştir.
  • Türkiye halkları, tarihinin en yüksek işsizlik ve yoksulluk, borçlanma ve mülksüzleşme sürecini yaşıyor. Ekonomik krizin temel sebebi, iktidarın sermayeyi önceleyen politikaları, emek ve emekçi düşmanlığı ile savaş ve silahlanma harcamalarıdır. Bizler, bu ülkede emeğin sömürülmesine ve yoksulluğa son vermeye, adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya, emeğin ve halkların birlikte özgürleşmesine dair kararlılığımızı bir kez daha ortaya koyuyoruz.

  • AKP-MHP iktidarı, NATO ve uluslararası güçlerin onayı ve KDP desteği ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne sınır ötesi harekatlar düzenlemekte; enerji koridorları oluşturmak ve bölgenin demografik yapısını değiştirmek amacıyla, Türkiye’ye en ufak bir tehdit oluşturmayan Kuzey-Doğu Suriye topraklarını işgal edeceğinin sinyallerini vermektedir. Bu kirli politikayı reddediyor ve lanetliyoruz. Savaşa, işgale karşı barışı savunmakta ve barış ittifakını büyütmekte kararlıyız.
  • Kürt sorunu, diyalog ve müzakere temelinde Meclis zemini dahil olmak üzere sorunun tüm muhatapları ile demokratik bir şekilde çözülmelidir. Aksi durumda Türkiye’nin ne demokratikleşmesi ne de toplumsal huzura kavuşması mümkün olacaktır. HDP, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü için üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye devam edecek ve bu konudaki tutumunda ısrarcı olacaktır.
  • Öcalan’ın 23 yıldır mutlak tecrit koşullarında tutsak edilmesi Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm önündeki en büyük engeldir. Tecrit ile birlikte aynı zamanda Türkiye halklarının da barış hakkı ve umudu gasp edilmektedir. İmralı’dan her daim yükselen barış çağrısına kulak verilmelidir. Diyalog ve müzakere odaklı bir çözüm ve bu toprakların on yıllardır ihtiyaç duyduğu barış için İmralı’nın kapıları açılmalı, kendisinin özgür yaşam koşulları sağlanmalıdır.
  • Kadın katliamlarına, tacize, tecavüze, çocuk istismarına, ev içinde ve dışında emek sömürüsüne karşı kadın dayanışmasını ve mücadeleyi büyütmekte ısrarcıyız. Kadınların tarihsel kazanımları olan eşbaşkanlık ve eşit temsiliyetten de, İstanbul Sözleşmesi’nden de vazgeçmiyoruz.
  • Şimdinin ve özgür yarınların kurucu gücü olan gençlerin, eşitler arası bir siyasal ilişki içerisinde inisiyatif aldığı ve özerkliğini koruduğu HDP yürüyüşünü birlikte güçlendirmeye devam ediyoruz.
  • HDP olarak, parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dar ve kısa vadeli çıkar hesaplarıyla değil; Türkiye halklarının çıkarları temelinde yaklaşıyoruz. Parlamentoyu çoğulcu bir yapıya kavuşturma mücadelemize devam edeceğiz.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bizler için esas olan adayın kim olacağı değil, yeni dönem politikalarının ve ilkelerinin ne olacağıdır. Partimiz, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yeni dönemin politikalarını müzakereye açıktır. Bu sürece demokratik dönüşümü hedefleyen ilkeler mutabakatı üzerinden yaklaşıyoruz.
Paylaşın

Akşener İktidara Yüklendi: Yoksullarla Dalga Mı Geçiyorsunuz?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, ekonomik kriz üzerinden sert sözlerle eleştirerek, “Milletimiz güvensizlik içinde yaşarken, saray şürekasına göre her şey yolunda. Milletimiz yoksullukla boğuşurken, 5 maaşlı, 10 maaşlı, saray danışmanlarının keyifleri, her zamanki gibi yerinde” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Ülkede enflasyon, makyajlı hâliyle bile, yüzde 73 buçuk olarak açıklanırken, beceriksizliğiyle göz kamaştıran Nebati Bakan çıkıp ‘Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç, üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyor’ diyor.” ifadelerini kullandı.

Akşener, açıklamasını, “Böyle bir rezalet olabilir mi? Böyle bir pişkinlik olabilir mi? Yokluğa, yoksulluğa mahkûm ettiğiniz insanlarımızla bir de utanmadan dalga mı geçiyorsunuz? ‘Dar gelirli hariç, diğerlerinin işleri yolunda’ ne demek? Dar gelirli vatandaşlarımızı, vatandaştan saymayan, böyle bir umursamazlık olabilir mi? Siz nesiniz o zaman? Bostan korkuluğu mu? Bu sistem, sizin tercihiniz değil mi? Uçacak dediğiniz Türkiye, böyle mi uçacak?” sözleriyle sürdürdü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bir hükümetin iyi veya fena olduğunu anlamak için hükümetten amaç nedir bunu düşünmek gerekir. Hükümetin 2 hedefi vardır. Biri milletin korunması ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen fenadır.

1923’de yapılan bu tespitteki hakikate bugünlerde tüm çarpıcılığı ile şahit oluyoruz. Bay Kriz ve olağanüstü ekonomi yönetimi sayesinde artık her yeni güne yeni bir zam haberiyle uyanıyoruz.

Artık zamla yatıyor, zamla kalkıyoruz. 2 bin 500 lira reva görülen emeklilerimiz, halk ekmek kuyruklarında sıra bekliyor. Akşam evde ne pişireceğini bilemeyen anneler, evine et, süt, yağ, hatta çocuğuna bez bile alamadığı feryat ediyor.

Saray şürekasına göre her şey yolunda. Milletimiz yoksullukla boğuşurken 5, 10 maaşlı saray danışmanlarının keyifleri her zamanki gibi yerinde.

“Utanmadan dalga mı geçiyorsunuz?”

Ülkede enflasyon makyajlı haliyle bile yüzde 73.5 olarak açıklanırken beceriksizliğiyle göz kamaştıran Nebati bakan çıkıp ‘Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla büyümeyi tercih etti. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyor’ diyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Utanmadan dalga mı geçiyorsunuz? Bu ne demek? Dar gelirlileri vatandaştan saymayan bir umursamazlık olabilir mi? Siz bostan korkuluğu musunuz? Yazıklar olsun.

Neymiş enflasyon düşüşe girmiş. ÜFE üç hanede. Tırmanış devam ederken, TÜİK tez zamanda bu arkadaşın yardımına koşacak. TÜFE ve ÜFE oranlarından sorumlu daire başkanını görevden aldılar. 20 bölge müdürünü değiştirdiler.

TÜİK, domatesin, patatesin, kiranın ne kadardan hesaplandığını açıklamayacakmış. AB’den böyle bir talep gelmiyormuş.

TÜİK inandırıcılığını geri kazanmak için daha şeffaf olmak yerine kendisini bu ülkenin vatandaşına karşı değil, Sayın Erdoğan’a karşı sorumlu hissediyor. Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistik Kurumu olduğunu itiraf ediyor” diye konuştu.

Açıkladığınız rakamlar işçinin, memurun, emeklinin maaşlarını belirliyor. Gelin iki cihanınızı karartmayın. Gelin bu milletin ahını daha fazla almayın. Ya görevinizi layığıyla yapın ya da o görevlerden şerefinizle ayrılın.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Danıştay ve Sayıştay’ın yıl dönümüydü. Her iki yargı kurumumuzda kadim devlet geleneğimizden damıttığımız köklü devlet kurumlarımızdır.

Sayın Erdoğan’ın en sevmediği kurumlarımızdır. Kendisi adeta devletimize, milletimize ve tarihimize ait ne varsa yıkmaktan, bozmaktan ve yozlaştırmaktan sorumludur. Aksini yapamadığı her şeye ve herkese de uyuz olur.

Nitekim iki kurumumuzun yıl dönümü törenlerinde yaptığı konuşmalarda her zamanki gibi yine bu ülkenin cumhurbaşkanını değil de adeta devlete karşı mücadele eden bir fanatiği gördük.

Sayıştay’a çıktı ve her zamanki yakışıksız tarzıyla ayar verdi. ‘Açık aramayın’ dedi. Yani işinizi yapmayın dedi. Hayırdır Bay kriz neden bu kadar korktun? Sayıştay’ın raporları zaten yolsuzluk ansiklopedisi gibi. Hiç kendini yorma çünkü devlet unutmaz.

Danıştay’a da hem sopa gösterdi hem de hukuk dersi verdi. Neymiş vesayete koltuk değnekliği yapan gizli, açık örgütlerin arka bahçesi haline dönüşen bir yargı millet adına karar veremezmiş.

“Çok mu zoruna gitti?”

Peki Danıştay’ın görevi ne? Hayırdır Sayın Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla feshedilemeyeceğini duymak çok mu zoruna gitti? Cübbesine düğme dikemediğin erdemli ve ahlaklı savcıların olmasına çok mu bozuldun?

İlk seçimde yetkiyi alıp Türkiye’yi içine soktuğun bu kurumsallaşma çukurundan evvel Allah çekip biz çıkaracağız. Sende oturup muhalefet sıralarından memleket nasıl yönetilir kıskançlıkla izleyeceksin.

Döktüğü betonun yanına peyzaj olarak 3-5 fidan dikmeyi çevrecilik zanneden betonarme çapsızlık bizlerin gönlünde yara açıyor. Cennet doğamıza edilen ihanet değişmiyor. Marmaris Milli Parkı içerisinde bulunan Kızılbük Koyu’nda büyük bir doğa katliamı yapılıyor.

Rantiyeler yine iş başında. Buradan kağıt üzerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı olarak geçen, gerçekte ise çevremizin, şehirlerimizin tarumarına sessiz kalan Murat Kurum’a ve Muğla Valiliği’ne sormak istiyorum.

ÇED raporu gerekli değildir raporunu hangi amaca, hangi çıkar sahibinin amacına ve hangi beklentiye göre verdiniz? Neyin karşılığında göz yumuyorsunuz?

Çürük-sürtük tartışması

Bir sandıklı siyasi ömürleri kalanların acınası çırpınışlarına, kaçınılmaz sonlarını görenlerin hezeyanlarına, koltuğunu korumak için tüm değerlerini kaybedenlerin hakaretlerine maruz kaldığımız bir haftayı daha geride bıraktık.

Artık pis dillerini, öfkelerini, nefretlerini açık etmekten çekinmiyorlar. Millete hesap vereceğine hesap soran, hak yiyeni savunan kirli bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları sayesinde bugün acaba ne olduk diye uyanıyoruz. Bugün acaba hangi hakarete maruz kaldık diye meraklanıyoruz.

Tarihin her döneminde aziz olan büyük Türk milleti, AK Parti iktidarı nezdinde bir gün hain, bir gün terörist oluyor, bir gün nankör oluyor, bir gün vicdansız oluyor, bir gün cibiliyetsiz oluyor.

Geçtiğimiz hafta da hiç utanmadan, sıkılmadan, zerre duraksamadan bu aziz millete ‘çürük ve sürtük’ dendi. Bu hakareti denize dökülüşünü unutamayan bir Yunanlı etmedi. Yazıklar olsun.

Sen bu ülkenin cumhurbaşkanı seçildiğinde bir yemin ettin. Bu yemini namusun ve şerefin üzerine ettin. Hani senin nerede yeminin? Hani nerede milletin huzuru ve refahı?

Nerede adalet? Nerede Atatürk İlke ve İnkılapları? Sen yeminini bozdun Sayın Erdoğan. Kibrinin esiri olup, hakikate kör olurken bozdun. İktidar sarhoşu olup, Meclisimizi vesayetin altına alırken bozdun. Milletin hazinesini yandaşlarına peşkeş çekerken bozdun.

Şimdi senin istediğin gibi yaşamıyor, konuşmuyor diye demokrasiyi, adaleti savunuyor diye seni beğenmiyor, istemiyor, oy vermeyi de düşünmüyor diye milletimize hakaret ederek bozdun.

Sen kendi egonu ‘hak ettikleri teşhisi koydum’ diye şişirmeye devam et. Sen bu hakareti sadece ‘gezici’ diye yaftaladıklarına ettiğini sanmaya devam et. Ben seni acı gerçekle yüzleştireceğim.

Gezi başlangıcından bizzat senin elinle rayından çıkarttığın kadar geçen süreçte, sağcısından solcusuna, muhafazakarından sekülerine, yaşlısından gencine herkesin istibdat rejimine karşı sergilediği bir ruh, bir duruş, bir direniştir. Bu işi tetikleyen ise bizzat ‘iki ayyaş’ söylemidir. O gençler ‘yeter artık’ dediler.

Sen bunu görmedikçe, oraya katılan kadınlara, erkeklere bu hakaretleri ettikçe çok daha derine batıyorsun sayın Erdoğan. Ne yaparsan yap bu ruhu yenemezsin.

Ne kadar sayıp sövsen de işte en sonunda böyle mağlup olursun. Hiç merak etme sana asıl dersi bu aziz millet sandıkta verecek.

Sen, “milletin dili” diye, edepsizliği haklı çıkarmaya çalışadur, Hakaret ettiğin bu aziz millet, sana en okkalı tokadını sandıkta gösterecek!

Çünkü; Birleştireceğine, nefret saçandan Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Milletin namusunu koruyacağına, namusa dil uzatandan, Cumhurbaşkanı olmaz!

Çünkü; Devletin varlığına sahip çıkacağına, kendini devlet yerine koyandan, Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Türkiye Cumhuriyeti’nin, şanını ve şerefini yücelteceğine, ayaklar altına aldırandan, Cumhurbaşkanı olmaz! Çünkü; Vatanın bölünmez bütünlüğünü savunacağına, Vatan toprağını, bir türlü sahiplenemeyenden, kupon arazi olarak görenden, Cumhurbaşkanı olmaz!

“Aziz Türk Milleti, artık senin gerçek yüzünü gördü”

Çünkü; Hukukun üstünlüğüne, adalete, anayasaya bağlı kalacağına, yandaşa, saraya, koltuğa bağımlı kalandan, Cumhurbaşkanı olmaz!

Ez cümle; Sözünden dönenden, yeminini bozandan, emanete hıyanet edenden, Cumhurbaşkanı hiç olmaz! Aziz Türk Milleti, artık senin gerçek yüzünü gördü.

Geri sayım başladı, bunun artık dönüşü yok. Sandık geldiğinde, milletimizin kutlu iradesi, seni o sandığa gömecek. Emin ol, çok az kaldı!

Gençlerimiz kendilerini; çaresiz, kimsesiz, sahipsiz hissediyor. Üstelik bu çocuklar, “şanslı” olarak nitelendirilebileceğimiz koşullarda yaşaması gereken çocuklar.

Büyükşehirde yaşayan gençlerimiz bile, bunları yaşıyor. Daha küçük şehirlerde, köylerde yaşayan, gençlerimizin, çocuklarımızın durumu, daha da vahim. Onlar, derin bir yokluk, yoksulluk ve imkânsızlık içinde yaşıyorlar. Çünkü; Onların elinden, Cumhuriyet’in imkânlarını aldılar.

Çünkü; Onların elinden, fırsatlarını aldılar. Çünkü; Onların elinden, yükselme, başarma, hayallerine kavuşma umutlarını aldılar.

Onların elinden, çocukluklarını, gençliklerini, en güzel yıllarını çaldılar. Bunun için de ilk önce, eğitime saldırdılar. Hatırlayın: Cumhuriyet için eğitim; köyü, şehri, zengini, fakiri ayırt etmeden, her tüten ocağın, geleceğe dair güveniydi.

Karda kışta, tüm zorluklara rağmen, gençleri okutan, yetiştiren azimdi. Onları geceleri, sobanın başında bile, ders çalıştıran umuttu. Her türlü koşulda, ideallerinin peşinden koşacak, memleketi, muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak nesillerin teminatıydı.

Cumhuriyet eğitim seferberliğini; Köy okullarıyla başlattı. Önce, köylere gönderilecek öğretmenler yetiştirdi. Sonra o idealist öğretmenleri, köylere dağıttı. Bilimin ve fennin ışığını, memleketin dört bir yanına yaydı. Ne acıdır ki; bugün Cumhuriyetin bu vizyonundan, olabildiğine uzaktayız.

Ak Parti’nin eğitimde yol açtığı en önemli tahribatlardan biri, hiç şüphesiz, köy okullarının kapatılması politikasına, hız vermesiyle yaşandı. Son 20 yılda, 20 binden fazla köy okulu kapatıldı. Taşımalı eğitim sistemi denilen, garabet bir uygulamaya geçildi.

Sonuçta ortaya çıkan manzarada; Köy var, köyde çocuk var, ama okul yok… Bugün tam tamına, 722 bin 845 çocuğumuz, Köylerinden, şehir merkezlerine taşınıyor. Köy okulları kapatılınca; Millî bayramlarımız artık köylerimizde kutlanamıyor.

Artık İstiklal Marşımız, her Pazartesi köylerimizde okunmuyor. Bayrağımız göndere çekilmiyor. Köy okulları kapatılınca; Köy hayatı da, canlılığını kaybetti. Tarım bitti, hayvancılık bitti. Oysaki, Atatürk’ümüz ne diyordu: “Köyler ülkemizin kılcal damarları, köylüler de milletin efendisidir.” İşte biz, İYİ Parti olarak; Köylülerimize hak ettikleri itibarı, yeniden kazandırmak için çalışıyoruz.

Bugün maalesef; Cumhuriyet’in geleceği emanet ettiği o nesiller, artık o köylerden çıkmıyor. Çocuklarını köyden uzağa göndermek istemeyen ana babalar, ilk 4 yılın sonunda, çocuklarını okuldan alıyor. Özellikle kız çocuklarımız, erken yaşta okuldan alınıyor. Herhangi bir meslek sahibi olamıyor. Kimisi çocuk yaşta evlendiriliyor.

Gelecek hayali kuramıyor. TÜİK rakamlarına göre, kız çocuklarımızın erken yaşta evlendirilme oranı, erkek çocuklarımızın, tam 21 katı. Son 20 yılda, 1 milyon kız çocuğumuz, yaşları tutmadığı için, mahkeme kararı sonucu evlendirildi.

Bu sayı, resmî nikahlardan çıkan sonuç. Bunun üzerine bir de, kayıt altına alınmayan evlilikler var. Artık kızlarımız; “Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime” diyorlar. Halbuki mücrim olan onlar değil…

Esas mücrim olan; Bizzat Bay Kriz, uyguladığı yanlış politikalar ve bu ucube sistemin kendisidir. Bu kadar basit. AK Parti iktidarının, 2013-2020 yılları arasında; Köy okullarını kapatıp, hiçbir denetimi olmayan, karda kışta gidilemeyen, ya da 40–50 kilometre yol gidilen, taşımalı sistem için harcadığı para, eldeki verilere göre, 20 milyar lirayı aşmış durumda. Artan mazot fiyatları ve gıda enflasyonunu da dikkate alırsak; bugün, bu mali yükün, çok daha fazla olduğu, apaçık ortada…”

Paylaşın

Davutoğlu: Ortak Aday Çıkarabilirsek İlk Turda Kazanabiliriz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisinin oluşturduğu altılı masanın paydaşlarından biri olan Gelecek Partisi  Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, FOX TV’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat’in konuğu oldu.

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan GP Lideri Davutoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Erdoğan’ın, TÜİK’in, Merkez Bankası’nın açıklamalarına dışarıdan baktıklarında ‘Bunlar ekonomi bilmiyor’ deniliyor.

Örtülü faiz uyguluyorlar. Faiz artırmadığını iddia ediyor ama faiz piyasada her an artıyor.

Bunların hepsi güven problemi doğuruyor. Erdoğan’a hiç kimse, en yakınları dahi güvenmiyor. Bir Maliye Bakanı düşünün ki “Dar gelirliler hariç çark dönüyor” diyor. Bu durumda kim güvenir?

Kanun dışı işlem yapan bürokratlarda bir telaş, dürüst bürokratlarda da bu çarktan nasıl kurtulurum diye bir telaş var. Şu an görevden alınan veya ayrılan hiçbir bürokrat üzülmüyor, kurtuldum diyor.

Türkiye’de büyük bir uzlaşıya ihtiyaç hissettiğimiz bir dönemdeyiz. Keşke Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir masa kursaydı. Pandemi bir imkandı. ‘Sizden destek bekliyoruz, ülkeyi beraber çıkaralım’ deseydi. Yapmadı cumhurbaşkanı.

Kendi yanında olan bizleri bile tasfiye etti. Yanına kimleri aldı? 90’lı yılların çetelerini, 90’lı yılların aktörlerini Perinçek’leri vs. aldı. Türkiye’nin birleştirici masasını cumhurbaşkanı kurmalıydı, kuramadı. Bu masayı sen kurmalıydın Sayın Cumhurbaşkanı. Sen Türkiye’yi böldün, ayrıştırdın. Sana oy vermeyenleri hasım gibi gördün.

‘Bizim masa dağılmaz’

Ben geçmişimi reddetmem, ben eski bir başbakanım. Bu dezavantaj değil avantajdır.

Herkesin şunu bilmesi lazım. Ben o masaya bir dayatmayla gelmedim. Başbakanlık makamını ilkeleri gereği bırakan bir insan egosunu yenmiş bir insandır.

Bu masa bir cumhurbaşkanı adayı seçip de kenara çekilecek bir masa değil.

Ümidimiz bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmak. Tek aday çıkmazsa, bizim masa dağılmaz. Biz parlamenter sistem mutabakatı ile birbirimizi bağlamışız. Diyelim bu masadan 2 aday çıktı. İkinci turda bu masa o iki adaydan biri etrafında birleşebilir.

Ortak aday çıkarabilirsek ilk turda kazanabiliriz. İlk turda Erdoğan’ın kazanma şansı yok. Türkiye’de artık bir değişim şart. Değişimin lokomotifi de bu masadır.

Paylaşın

Erdoğan’ın Kampta Kurmaylarıyla Yaptığı Konuşma Sızdı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Kızılcahamam’da yapılan AK Parti’nin istişare toplantısında bazı milletvekilleri ile baş başa, bazı milletvekilleri ile de gruplar halinde görüşmeler yaptı.

Türkiye gazetesinin haberine göre Erdoğan, bu görüşmelerde milletvekillerine 2023 seçimlerine yönelik uyarılarda bulundu. Erdoğan’ın verdiği mesajlardan bazı önemli başlıklar şöyle:

“Bu seçimleri de alacağız”

“Siz bakmayın 6’lı masanın ‘şöyleymiş böyleymiş’ dediğine, sosyal medyada yazılan çizilenlere. Bu ülkeyi yönetmek o kadar kolay değil. Kuraklık oldu, ardından salgın, sonra Rusya-Ukrayna krizi. Bütün bunlara rağmen biz yatırımlara devam ettik, çarklar döndü. Evet, dar gelirliler sıkıntıda, bunu inkar edecek değiliz. Ama bu kesimlerle ilgili de gereken adımlar atılacak. Sosyal medyada olup bitenlerle moralinizi bozmayın. Bizim için milletin ne dediği önemli. Biz sosyal medyaya bakmayız. Ben daha önce de söylüyordum ‘Twitter cıvıtır’ diye. Ben sosyal medyaya böyle bakıyorum. Biz sahaya bakarız. Sosyal medya ile iktidar olunmaz, sahada çalışarak seçim alınır. Rahat olun. Bu seçimleri de alacağız. Biz çok çalışacağız. Gayret edeceğiz. Biz iyi görünüyoruz, iyi durumdayız.

“Biz çok güçlü bir teşkilatız. 12 milyon üyemiz var”

6’lı masaya bakın daha adayları yok. Bu masanın altı var, sağı var, solu var. Ne yaptıkları belli değil. Bizim seçimlerle ilgili bir sıkıntımız yok. Biz kimseyi kırmadan dökmeden, dar gelirli grupları da rahatlatarak, çalışacağız seçimi alacağız. Siz de sahada rahat olun. Bir sıkıntımız yok. CHP’li belediyelerin yaptıklarını gördünüz. Bir tek musluk açtılar. Çuvalladılar. Teşkilat çalışmalarına daha fazla ağırlık vereceğiz. Biz çok güçlü bir teşkilatız. 12 milyon üyemiz var. Bunların her biri birer oy getirseler 24 milyon oy eder.

Çiftçilerin gübre problemine yönelik yeni bazı adımlar atıyoruz. Problemi çözüyoruz. Bir takım yatırımcılarla görüştüm. Bu alanda gerekli yatırımlar yapılacak. Bu konu Türkiye’nin gündeminden çıkacak. Fındık fiyatını geçen yıl temmuzda açıklamıştı. Bu yıl da aynı dönemde açıklarız. Milleti mağdur etmeyecek bir fiyat açıklayacağız.

“Daha öncekiler nasıl döndüyse öyle döneceklerdir”

Biz sığınmacılarla ilgili olarak muhalefetten farklı düşünüyoruz. Zorla geri gönderme, baskı ile götürme olmaz. Ukrayna-Rusya krizi nedeniyle Polonya’da şu anda 3,5 milyon Ukraynalı var. Hiç duydunuz mu Polonya’da muhalefetin eleştirisini? Biz sınırda güvenlik koridorunu genişlettikçe, onlar da ülkelerine dönecektir eninde sonunda. Daha öncekiler nasıl döndüyse öyle döneceklerdir.”

Paylaşın

AK Parti’nin Sandık Hesabı: Önce ‘Bahar Havası’ Sonra Seçim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrasında, tüm memurların ek göstergelerinde 600 puanlık artış yaptıklarını söyledi. Polis, hemşire, din görevlisi ve öğretmenlere ise 1. dereceye gelmiş olma şartıyla 3 bin 600 ek gösterge verilecek. Genel müdür yardımcılarının ek göstergeleri 3 bin 600’den 4 bin 400’e, şube müdürü ve ilçe müdürü seviyesindeki yöneticilerin ek göstergeleri 2 bin 200’den 3 bine çıkartılacak. 

Ek gösterge memur maaşlarında önemli bir artış sağlamayacak. 600 puanlık artış memurun aylığında sadece brüt 142 liralık artış yapacak. Asıl artış ise memur emekli maaşlarıyla, ikramiyelerde olacak. Ancak burada da 2008 öncesi ve sonrası ayrımı oluşacak. Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen, ek gösterge artışının Ekim 2008’den önce görevde olan kamu personelinin emekli aylığında artış sağlayacağını ancak bunun da beklentileri karşılamayacağını söyledi. Esen, ek gösterge artışının Ekim 2008’den sonra göreve başlayanların emekli aylıkları/ikramiyeleri açısından fazla bir anlamı olmadığını belirtti. Bir emeklinin cumhurbaşkanının açıkladığı rakamları alabilmek için memuriyette 30 yıllık hizmeti bulunması gerecek. Ayrıca açıklananlar alınabilecek en üst rakamlar.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre iktidar bu düzenlemeyi hemen yaşama geçirebilecekken 2023 başına bıraktı. Böylece yaklaşık 20 milyar liranın üzerinde olması beklenen maliyet, 2023 bütçesine kaydırılmış oldu. Memur ve memur emeklilerine temmuzda enflasyon farkı ile birlikte ek artış yapılabileceği de söyleniyordu. Asgari ücrette de artış olacak mı sorusu gündemdeydi. Ancak Erdoğan’ın “Temmuz ayındaki enflasyon farkı artışlarıyla ücretlileri biraz daha rahatlatacağız” demesi, “Ayrıca ek zam olmayacak mı?” sorusunu gündeme getirdi.

“Açıklayamam…”

Buna karşın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, “Temmuzun başında enflasyon farkını vereceğiz. Onunla ilgili başka düzenlemelerimiz var, burada açıklamıyorum” dedi. Bilgin, “Aralık ayında da bu yaptığımız 3600 ek göstergeyle ilgili düzenleme kamu çalışanlarının maaşlarına ve emekli ikramiyelerine çok daha farklı yansıyacak” dedi. Bilgin’in ayrıca, “Şu müjdeyi vereyim, cumhurbaşkanımız bütün kamu çalışanlarının yaptıkları işlere göre ücretlerinin yeniden düzenlenmesi çalışmasını da uzun vadede bize verdi. Ayrıca yapacağız” demesi dikkat çekti.

Artışlar 2023’e bırakıldı

İktidar asıl artışları 2023 başına bıraktı. Erdoğan’ın da yılbaşında tüm çalışanların durumlarını ekonomide gelinen noktaya uygun şekilde gözden geçirerek, herkesin hakkını almasını temin edeceklerini belirtmesi dikkat çekti. Erdoğan, mevcut maaşlara göre hesaplanan tutarların, ek gösterge düzenlemesiyle yılbaşında daha yüksek seviyelerde olacağını bildirdi. Memur ve memur emeklilerine ocakta yüzde 8 toplusözleşme zammı verilecek. Bu oran, iki yıllık toplusözleşmedeki en yüksek altı aylık oran. Memur emeklilerine toplusözleşme zammının yanı sıra ek göstergeden gelen artış da yansıtılacak. Ayrıca bu yılın ikinci yarısında oluşan enflasyon farkı da yine memur ve memur emeklisine ödenecek.

1 Ocak’ta yürürlüğe girecek asgari ücret aralık ayında belirlenecek. İktidar asgari ücrete de aralıkta artış yapmaya hazırlanıyor. Sözleşmelilere kadro konusu da yine yılbaşına bırakılacak. İktidar daha önceleri “EYT’liler” konusunda çalışma olmadığını söylüyordu. Ancak son zamanlarda söylem değişti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Bilgin de önceki gün EYT’lilere yönelik çalışmayı mesafe alındığında kamuoyuyla paylaşacaklarını söyledi. Böylece, seçimin Haziran 2023’te yapılması durumunda yeni yılda ücret ve maaşlardaki artışın ardından sandığa gidilecek.

Paylaşın

Ekonomistler TL’deki Değer Kaybı Hakkında Ne Söylüyor?

Türk Lirasının Mayıs başından bu yana devam eden değer kaybı bu hafta hız kazandı. Mayıs’ta 14,7 seviyesinde olan dolar/TL kuru bugünün ilk saatlerinde 16,92’ye kadar yükseldi.

Reuters’ın hesaplamasına göre TL bu yıl değerinin yüzde 22’sini yitirdi. Twitter hesaplarından paylaşımda bulunan Türkiye ve dünyadan ekonomistler TL’nin değer kaybını Türkiye’nin düşük faiz politikasına ve CDS risk priminin rekor seviyeye yükselmesine bağladı.

ABD’li ekonomist Mohamed El-Erian, TL’nin dünkü değer kaybının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizlerin artmayacağı, hatta düşebileceği yorumunun ardından geldiğini hatırlattı.

Allianz ve Barclays’te yöneticilerinden El-Erian “Ekonomi açısından, yaşananlar ekonominin temel bir yasasının yok sayıldığı bir deneyin devamı” ifadelerini kullandı.

Bloomberg ve Financial Times’ta köşe yazarlığı da yapan El-Erian “Türkiye’nin para birimi zayıflamaya devam ediyor” dedi.

Türkiye’nin beş yıllık CDS primi (devlet tahvillerinin temerrüde karşı sigorta primi) dün 740 puanla 2008 krizinden beri en yüksek seviyeye çıktı.

Bunun ardından dolar/TL kuru akşam ve gece saatlerinde yükselmeye devam etti.

Ekonomist Atilla Yeşilada bunun dolar/TL için kritik bir gece olduğunu söyledi ve ekledi:

“TCMB bu gece NYC-Asya seansında müdahale etmek zorunda, yoksa Aralık 2021 yeniden yaşanabilir.”

Türk lirası Aralık 2021’de tarihinin en değersiz seviyesine düşmüş, dolar/TL kuru 18,36’ya yükselmişti.

Finansal piyasalar yöneticisi İris Cibre de CDS priminin 14 yılın zirvesine çıktığını belirterek “Dolar borçlanma maliyetimiz yaklaşık yüzde 10,9 yükselmiş durumda, hayırlı olsun” dedi ve ekledi:

“Dövizde tekrar parabolik hareketlere neden olmasından korkuyorum.”

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) Baş Ekonomisti Robin Brooks da Türkiye’nin CDS priminin geçmişte Brezilya ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelere paralel hareket ettiğini fakat 2018’den bu yana uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle ayrıştığını yazdı.

Brooks “Tekrarlanan kredi teşvikleri, büyük cari açık ve devalüasyon Türkiye’nin risk primini çok daha yüksek bir seviyeye taşıdı” dedi.

Brooks bu üç ülkenin 2017’den günümüze CDS primi değişiminin grafiğini de paylaştı:

‘Tekrar büyük bir değer kaybı kaçınılmaz’

IIF Baş Ekonomist Vekili Sergei Lanau da “Geçen Kasım’daki [TL’nin] büyük değer kaybına rağmen Türkiye’nin dış ticaret açığı büyüdü. Petrol ve altın harici ithalatta bile kayda değer bir düşüş yok” dedi ve ekledi:

“Merkez Bankası rezervlerinin düşük seviyesi ve dışardan gelen paranın az miktarda olması göz önünde bulundurulunca TL’nin tekrar büyük bir değer kaybı yaşaması kaçınılmaz gözüküyor.”

‘Son sürat raydan çıkma’

ABD’li yatırım fonu yöneticisi Will Slaugher ise “Erdoğan’ın rezervi bitti ve yakında liranın kontrolünü kaybedecek. Yıl sonuna kadar Türk lirası büyük ihtimalle olağanüstü değer kaybedecek ve Türkiye’nin temerrüde düşmesi de mümkün” ifadelerini kullandı.

Slaughter “Temerrüdü sermaye kontrolü ve vatandaşların dövizlerine el koyarak önlemeleri mümkün” dediği paylaşımına şöyle devam etti:

“Fakat ne olursa olsun Türkiye makroekonomik olarak son sürat raydan çıkmaya doğru ilerliyor.

“Erdoğan ve çevresindeki zır cahil dalkavuk zümresi iktidardan düşmediği müddetçe Türkiye için işler iyiye gitmeyecek.”

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan gelişmekte olan ülkeler ve para birimleri uzmanı Paul McNamara ise temerrüt ihtimali görmediğini fakat yorumların geri kalan kısmına katıldığını söyledi.

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan bir diğer ekonomist olan Renaissance Capital Baş Ekonomisti Charlie Robertson, “Türkiye için işler iyi gitmiyor. Fakat turist otelleri için umut ışığı olabilir” dedi.

İngiltere’de tüketicilerin kıyafet harcamalarını kıstığını ve bunun Asya’daki Bangladeş, Sri Lanka, Vietnam ve Türkiye gibi tekstil ihracatçılarını etkileyebileceğini yazan Robertson Bangladeş takasının da dolar karşısında değer kaybettiğini, Nisan başında 86 civarında olan kurun 92,3’e yükseldiğini aktardı.

Merkez Bankası Eski Baş Ekonomisti Hakan Kara ise Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yaptığı açıklamalar hakkında “Ekonomi yönetimi büyüme için enflasyona göz yumulduğunu ima etmiş. Yani bu politikaların enflasyona yol açacağı önceden biliniyormuş diye anlıyorum” dedi ve ekledi:

“Eğer öyle ise “enflasyon görünümündeki bozulma geçici” denilirken bilinçli şekilde yalan mı söylenmiş?”

Dünya Bankası’ndan stagflasyon uyarısı

Öte yandan Dünya Bankası da dün küresel ekonominin 1970’lerdekine benzer bir stagflasyon, yani enflasyonla eş zamanlı ekonomik küçülme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Yıllık büyüme tahminini yüzde 4,1’den 2,9’a çeken Dünya Bankası, dünyanın büyük kısmında yatırımların düşük seviyede seyrettiğini ve bunun da önümüzdeki 10 yıldaki ekonomik büyümenin potansiyelinin altında seyretmesine yol açacağını belirtti.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass, stagflasyonun düşük ve orta gelirli ülkelerde siyasi istikrarsızlığa da yol açabileceğini söyledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın