Karamollaoğlu’ndan ‘CHP’yle İttifak’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin Konak İlçe Kongresi’nde konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, altı muhalefet partisinin genel başkanlarının bir araya geldiği altılı masa görüşmeleriyle ilgili “CHP’yle ittifak” eleştirilerine yanıt verdi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, “Bugün bazen arkadaşlarımız çıkıyor, ‘Bu altılı masada ne işiniz var? CHP’yle bir araya nasıl gelirsiniz? Erbakan Hoca hayatta olsaydı sizi lanetlerdi’ diyor. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun sen böyle bir gerçeği? Biz prensiplerimizden taviz vermeyiz. Ama uzlaşmayı da biliriz. Her iş adım adım gerçekleşir” dedi.

Bülent Ecevit’in genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi ile Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi tarafından 1974’te koalisyon hükümeti kurulduğunu hatırlatarak bu sözleri kullandı. Saadet Partisi lideri, söylemlerinin bugünkü koşullara göre değiştiğini ancak prensiplerinin kalıcı olduğunu belirtti:

“Biz farklıyız. Biz 50 yıldır çok idealist prensiplere sahibiz. O gün neyi düşünüyorsak bugün aynı şeyleri düşünüyor, aynı ideallerle hareket ediyoruz. Biz şimdi yeni bir çalışmanın ve hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Ama yerine göre söylemlerimizde bugünkü şartları dikkate alarak birtakım değişiklikler yaptık. Bu, prensipleri değiştirdiğimiz anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”

SP Lideri Karamollaoğlu iktidara gelirlerse yapacaklarını, “Biz bütün israfı, yolsuzluğu, rüşveti ve gereksiz yatırımları ortadan kaldırır, üretime dönük yatırımlara bütün gücümüzle destek verir ve Türkiye’yi birkaç sene içinde en güçlü ülkelerden biri haline getiririz” şeklinde açıkladı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İzmir’de partisinin Konak ilçe kongresine katıldı. Burada yaptığı konuşmada ekonomiden altılı masaya kadar gündemi değerlendiren Karamollaoğlu, “CHP’yle ittifak” eleştirilerine de yanıt verdi. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“O kadar sorun var ki içinden geçtiğimiz süreçte. 19 yılı aşan bir süredir Türkiye’yi yöneten bir iktidar var. 19 yıl önce, 15 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanı ve arkadaşlarının bir ülkenin yönetimi ile ilgili prensipleri ne idi dinleyelim, bugün söyledikleriyle ne kadar çeliştiğini görelim. İnsanlar, bu kadar çelişkinin içine girdiğinde pusulayı kaybetmişler demektir. Prensipleri kalmamış.

Bir hedefleri var; ne pahasına olsun iktidarda kalabilme. Başka bir şey düşünmüyorlar. Milletin refahı, problemleri çözmesi, dünyaya örnek bir medeniyet inşa etmek, bu arkadaşların gündeminde yok. Sadece düşmanlaştırarak kendilerini güçlendirme politikaları var. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanına bundan 19, 15 sene önce söylediklerini dinlemelerini ifade ediyorum. O zaman belki uyanırlar.

Erbakan hocamız 1968 yılında büyük bir hamle başlattı. Bağımsızlar Hareketi olarak kendisi gibi düşünen 19 arkadaşı ile seçimlere girildi. Sadece kendisi Konya’dan milletvekili seçilebildi. Milli Nizam Partisi hemen kapatıldı. Sonra Milli Selamet Partisi kuruldu. Kendisi üye bile olmadı, geçmiş partisinin devamı mahiyetinde bir ithamla karşılaşmamak için. Seçimlere gidildi, bizim listemizde bağımsız vekil olarak kazandı. Meclis’e girdikten sonra genel başkan oldu hocamız.

İktidar ortağı olabilmek için girişimlerde bulundu. Sonunda Ecevit ile koalisyon kuruldu, pazarlık yapıldı. Ecevit’in takip ettiği yolla Erbakan Hoca’mızın iddiaları örtüşmüyordu. Sonunda Ecevit’e şu sözü söyletti: ‘Biz, bu insanlarla oturulup konuşulamaz dedik ama tarihi bir yanılgı içindeymişiz.’ Şimdi, ‘CHP ile bir araya nasıl gelirsiniz, Erbakan Hoca hayatta olsa sizi lanetlerdi’ diyorlar. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun bunu? Biz, prensiplerimizden taviz vermeyiz ama uzlaşmayı da biliriz. Bir dağa tırmanıyorsanız zorluk vardır. Sizinle beraber birileri varsa elbette destek verirsiniz. Bu yol çetrefilli, kolay bir yol değil. Bütün çalışmalarımızda Erbakan Hoca’mızın bu süreçte yaşadığı sıkıntıları, engelleri hatırlamak mecburiyetindeyiz.

Biz, yeni bir hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Yerine göre elbette söylemlerimizde, bugünkü şartları dikkate alarak değişiklikler oldu. Bunu ‘prensipler değişti’ diye yorumlayamazsınız. Biz, çok açık bir şekilde yaşanabilir bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Herkesin ister bizimle aynı duyguları paylaşsın isterse muhalif olsun herkesin mesut ve bahtiyar olduğu, adaletin tesis edildiği, dışarıdan gelecek baskıya karşı ayakta durabilen bir ülke, yaşanabilir bir Türkiye kurmak bizim idealimiz. Biz bunu gerçekleştirdiğimizde Türkiye, geçmişte olduğu gibi yeniden büyük Türkiye konumuna gelecek. Bütün dünyaya nizam verecek, haksızlıklara müdahale edecek.

Demokrasi, insan hakları, adaletin üstün tutulmasını benimseyen bir anlayışa sahibiz. Benim söylediğim, Erbakan hocamızın hayatı boyunca gerçekleştirmek istediği gayeydi. Biz, bunu nasıl yapacağız? Elbette kendi memleketimizde yaşanabilir bir ülkeyi kurarken hedeflerimizi yine belirleyeceğiz. Erbakan Hoca’mız, bir ilim adamı ve siyasetçi; hedeflerimizi önümüze koyarken somut ve güzel tarifler kullandı. Şunu her zaman benimsedi. Bizim siyasi hayatımız boyunca en çok önem verdiğimiz konu, ahlaki ve manevi değerlerimizin ihyasıydı. Siz baskıcı bir düzen kurarsanız orada huzur olmaz. Adaleti ortadan kaldırırsanız, siz de huzur bulamazsınız. Arazilerimizi, meralarımızı, madenlerimizi, sularımızı bu milletin hizmetine verecek tarzda bir ekonomi politikası uygulamak mecburiyetindeyiz. Güçleneceğiz.

Halimize bakmadan ‘Biz uzaya adam göndereceğiz’ diyorlar. Kaç para bu? Suudi prensleri gitti. Bu marifet değil ki. ‘Vay canına ya şu adamlara bak be. Uzaya bile gitmemize müsaade etmiyorlar’. Arkadaş, sen ciddi bir uzay programı koy, ben destek veririm. Böyle sahte olmaz. Uzay elbisesi giydirmekle ‘uzay programımız var’ diyemeyiz. Bugün ilacımızı dışarıdan alıyoruz. Nerede ilaç tesislerimiz? Bütün enerjimizi dışarıdan alıyoruz. ‘Karadeniz’de doğal gaz bulduk’. Hadi oradan be! Bu kadar basit mi zannediyorsun? Milyonlarca dolarlık bizden çok daha fazla yataklara sahip olanlar hangi noktadalar. O kadar kolay mı bu iş?

Bilmemek, çok önemli bir eksiklik. Daha önemlisi, bilmediğini bilmemek. ‘Ben ekonomiyi bilirim’ deyip ekonomiyi bilmemek bir gaflettir. ‘Birkaç ay içinde problemleri nasıl çözeceğim, bu işin erbabıyım’ dediler. Ne oldu? Türkiye, böyle bir duruma tarihinde düşmedi. Merkez Bankası’nın kasası delindi. Açığı kapatamıyorlar. Hiçbir şeye güçleri yetmiyor.”

Paylaşın

7’li Masadan 7 Adımda ‘Göç Politikası’ Önerisi

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ son dönemde yükselen göçmen düşmanlığına ve ‘geri gönderme’ tartışmalarına karşı ortak açıklama yaptı.

Son dönemde göçmen düşmanlığının düzen partileri eliyle kışkırtıldığına dikkat çeken 7’li masa, “Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve halklarımızı bu ırkçı kışkırtmalara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz” dedi.

Ülkede yaşanan yoksulluğa ‘göçmen veya mültecilerin’ sebep olmadığını belirten sol, sosyalist yapıların, “Yaşadığımız bu kâbus günlerin, açlık ve yokluk döneminin asıl sebebi ülkeyi soyup soğana çeviren yağmacı ve talancı sermaye iktidarıdır; yandaşı, 5’li Çetesi ve tüm sermaye örgütleriyle birlikte AKP hükümetidir” ifadeleriyle süren açıklaması şu şekilde devam etti:

“Göç bir sonuçtur, kapitalist dünya ve emperyalist savaşlar ise göçlerin ana nedenidir. 90’lı yıllardaki karanlık siyasi atmosferde Kürt halkına yönelik baskı, siyasi cinayetler, köy yakma operasyonları iç göçü körüklemiş, ırkçılık bu politikalarla beslenmeye devam etmişti. AKP’nin Neo-Osmanlıcı hayalleri ve “Bir koyup beş alacağız” hesabıyla Türkiye’nin de dâhil olduğu Suriye savaşının geldiği bu aşamada ise Türkiye en büyük göç nüfusunu barındıran ülkelerden biri haline geldi. Savaş tezkeresi için kalkan eller felaketi büyüttü. Ve bugün gerçeklikten uzak ve AKP iktidarının suiistimaline çok açık bir “geri gönderme” tartışması gündemde. Geçmişte Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere ve diğer ezilen kesimlere karşı yürütülen şoven kampanyalar bu kez mülteciler üzerinde deneniyor. Mülteci düşmanlığı yaparak AKP hükümetiyle sağcılık yarışına girişen düzen muhalefeti ise esasında iktidarın elini güçlendiriyor. “Geri gönderme” propagandası ise Suriye’de yeni cephelerin açılmasına, AKP’nin elinin kuvvetlenmesine ve göçmenlerin çatışma alanlarına doğru sürülmesine hizmet ediyor.”

7’li masadan göç meselesine 7 acil talep

7’li masa yaptığı ortak açıklamada, “Göçmenler Saray’ın kozu, paryası ve sistem muhalefetinin hedef tahtası değildir” diyerek göç meselesinde acil atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:

1- Göç meselesi güvenlikçi bir anlayışla ele alınamaz, İçişleri Bakanlığının keyfine bırakılamaz. Göç sorunu göç ve iltica hakları temelinde yeniden düzenlenmelidir. 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre Mülteci Sözleşmesi dâhil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan haklar sığınmacılara tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezlerinin yerini Göç ve İltica Ofisleri almalı; keyfi ve hukuk dışı uygulamalar sona ermelidir. Göçmenlerin statüsüz kalmasına sebep olan mevcut uluslararası göç yönetimi anlayışı değişmeli; kayıtsız-belgesiz nüfus ivedilikle kayıt altına alınmalı ve uluslararası koruma sağlanmalıdır.

2- Türkiye önceki yıllarda göçmenler için bir transit ülke iken, AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında bir zorunlu ikamet adresi haline geldi. Sonuçta sığınmacıların üçüncü ülkeye geçiş hakkı, hukuk çiğnenerek tırpanlanmış oldu. Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmeli, mültecilere AB ve Batı ülkelerine gitme hakkı tanınmalı; bu ülkeler, Türkiye ile eşit sorumluluk almalıdır.

3- İç savaşların gösterdiği tarihsel gerçek, geri dönüşlerin en az 15-20 yıl sonra başladığı yönündedir. Savaşın devam ettiği alanlara göçmenlerin zorla gönderilmesi suçtur. Dolayısıyla “Bir yılda göndeririz, davul zurna ile göndeririz” gibi propagandif vaatlerin karşılığı yoktur. Geri dönüşler Suriye’de savaşın derhal sonlandırılması, kalıcı barış ve demokratik ortamın sağlanması ve mülteciler için garantör yapıların oluşmasına bağlıdır. Ayrıca dönmek isteyenler için ekonomik, politik, sosyolojik ve psikolojik alt yapının sağlanması gerekir.

4- Türkiye’de göçmen ve mülteciler de dahil olmak üzere herkes için kayıt dışı sigortasız ve güvencesiz çalışma son bulmalıdır. Türkiye’de çoğu çocuk 2 milyon mülteci ve göçmen işçi çok ağır koşullarda sömürülmektedir. Buna karşılık çalışma izni olan Suriyeli işçilerin sayısı 38 bin civarındadır. Göçmen ve mülteci işçilerin yerli işçiler ile aynı sendikada örgütlenmesinin, toplu sözleşme ve grev yapabilmelerinin önü açılmalıdır. Çünkü onlar Türkiye işçi sınıfının bir parçasıdır. Sermaye rekabeti kışkırtırken, işçiler birliği ve ortak mücadeleyi esas almalıdır.

5- Mülteci kadınlar ve çocuklar en ilkel biçimleriyle cinsel istismara maruz kalmaktadır. Mülteci kadınların yaygın şekilde tacize ve cinsel saldırıya uğradığı Türkiye’nin batısından doğusuna bir gerçekliktir. Mülteci kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklar İstanbul Sözleşmesi referans alınarak erkek şiddetine karşı korunmalıdır. Önleme ve koruma politikaları geliştirilmeli, şiddet önleme merkezlerinde çok dilli danışmanlık sunulmalıdır.

6- Yerel yönetimler vatandaşlık esasına göre bütçe aldığından mülteci nüfusun yoğunlaştığı belediyeler mali açıdan zorlanmaktadır. Burada çözüm mültecileri dışlamak olamaz. Bizler “hemşerilik” hukukuna göre Belediyeler Yasasının yeniden düzenlemesini talep ediyoruz. Merkez bütçe vatandaş sayısına göre değil o il ya da ilçede yaşayan tüm insanlara göre yeniden belirlenmelidir.

7- AKP-MHP, cihatçı çeteler için Türkiye’yi cephe arkası olarak kullandırma faaliyetinden vazgeçmelidir. Savaş suçları başta olmak üzere insanlık suçlarına bulaşmış kişileri uluslararası yargıya teslim edecek bir mekanizma oluşturulmalıdır. Göçmen kaçakçıları ve devlet içindeki uzantıları için ağır cezai düzenlemeler yapılmalıdır. Sınır ötesi operasyon vb. gerekçelerle cihatçı çete mensuplarına vatandaşlık ve çeşitli imtiyazlar verilme uygulaması sonlandırılmalı, cihatçı çeteler derhal dağıtılmalıdır.

Paylaşın

Bakanlar, TÜSİAD’a Randevu Vermedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştirileri sonrası Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) bu hafta bakanlarla yapmayı planladığı görüşme için henüz randevu verilmedi.

TÜSİAD heyeti, 7-8 Ankara’da siyasi partileri ziyaret etti. TÜSİAD takvimine göre bu hafta da bakanlardan randevu alınacaktı.

Ancak TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda Türkiye’nin dile getirdiği sıkıntıların ve taleplerin müzakere yoluyla, karşılıklı anlayışı geliştirerek ve ittifak ruhuna uygun şekilde çözülebileceğini ümit ediyoruz” açıklamasına Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sert tepkisi sonrası beklenen randevular verilmeyince, planlanan görüşme takvimi de yürürlüğe giremedi.

‘Erdoğan’ın sözlerinin karşılığı test edilecek’

Sözcü yazarı Serpil Yılmaz bugünkü yazısının ‘O kapı kapalı’ başlıklı bölümünde, konuya ilişkin şunları yazdı:

“Turan’ın sözlerine, Erdoğan ‘Haddini bil’ ifadesiyle karşılık vermişti. Patronlar Kulübü olarak anılan TÜSİAD’a ‘Bu gidişiyle devam ederse iktidarın kapısını hiç çalmasınlar. CHP size ne diyorsa o ağızla konuşuyorsunuz. Öyleyse bu kapı yerli ve milli duruş sergileyenlere açıktır, yerli ve milli duruş sergilemeyene kapalıdır’ diyen Erdoğan’ın sözlerinin Ankara’daki karşılığı bu hafta test edilecek.

2022 yılı başında başkanlık koltuğuna oturan Turan’a ‘Ağababalarınız da aynı kafadaydı’ diye çıkışan Erdoğan da çok iyi biliyordur; TÜSİAD yönetim kurulu başkanı, kişisel değil kurumsal görüş dile getirir.”

Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken ‘Erdoğan’ Analizi

Amerikan medya kuruluşu Bloomberg, Türkiye ile Batı ülkeleri arasındaki ilişkilerin gerildiğini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘giderek daha katı bir retorik’ kullanmaya başladığını yazdı.

Türkiye’deki ekonomi ve seçim gündemine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı analizde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan gelecek yıl haziran ayında yapılması planlanan seçimlerin kampanya dönemini başlattı. Erdoğan, üçüncü on yılında da iktidarını korumak istiyor” ifadeleri kullanıldı.

“Türkiye’nin müttefikleri, düşmanları ve Türkler, 12 aylık bir türbülansa hazırlanmak için kemerlerini bağlamak isteyebilir” denilen Bobby Ghosh imzalı analizde, “ABD ve Avrupa, tam da Rusya’ya karşı daha çok iş birliğine ihtiyaç duydukları bir dönemde Erdoğan’dan çamur atma ve zıtlaşmaya karşı kendini hazırlamalı. İyi şartlarda inatçı olan Erdoğan, siyasi olarak savunmasız hale geldikçe Batı ile daha da geçimsiz oldu” ifadeleri yer aldı.

‘Erdoğan, inatla direndi’

‘Türkiye’nin yine bir kısır döngüye girdiğini’ yazan Ghosh, şöyle devam etti: “Liranın düşmesine ve enflasyonun yükselmesine rağmen, Erdoğan faiz oranlarını yükseltme çağrılarına inatla direndi.

Seçim zamanına kadar ekonomik geri dönüşü sağlama olasılığının düşük olduğu Erdoğan’ın, yeniden seçilmek için lehine kullanacağı başka yollar bulması gerekiyor. Tüm sinyaller, kendi ülkesinde etno-milliyetçiliğe hitap edeceği, hayali veya gerçek düşmanlara karşı alarm vereceğine işaret ediyor.

‘Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile karşı karşıya gelemez’

Erdoğan’ın bazı sevdiği öcüler artık gündem dışı. Türkiye’nin ekonomik sorunları, Erdoğan’ı Körfez Arap ülkeleriyle yakınlık kurmaya ve halkın beğenisini kazanmaya zorladı. Yatırım beklediği ülkeler Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile karşı karşıya gelemez. Erdoğan ayrıca Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile arkadaşlık kurduğu için İsrail’e karşı da yumuşak davranmaya başladı. Bu da geriye tek bir tanıdık günah keçisi bırakıyor: Batı.”

Erdoğan’ın ABD ve Avrupa karşıtı söylemlerini artırdığına dikkat çeken Ghosh, “Önümüzdeki aylarda Erdoğan’ın, Batı’nın ikiyüzlülüğünün genel temalarına bel bağlamasını ve Türkiye’nin sıkıntılarını ‘küresel siyaset ve para baronları’ tarafından yürütülen kasıtlı bir kampanyanın sonucu olduğuna dair komplo teorilerinde üstelemesini bekleyebiliriz” dedi. Erdoğan’ın Batı ile ilişkilerde daha az uyumlu olmasının öngörüldüğünü yazan Ghosh, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini Ankara’nın veto etmesinin bunun bir uzantısı olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

“Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazını ulusal güvenlik meselesi olarak çerçeveleyerek (onları Kürt teröristlere yardım etmekle suçluyor) tehdidi abartıyor ve inatçılığını, yabancı zorbalık karşısında bir vatansever direniş olarak resmediyor. Köşeye sıkışmış ve uzlaşmazlığın kendi yararına olduğuna karar vermiş bir politikacıdan mantıklı olmasını beklemenin anlamı yoktur.

Başkan Biden ve Avrupalı liderler Erdoğan’ın nasıl davranacağını bilmeli ve ona göre hareket etmeli. Tehditler işe yaramaz ve aksine onun açıklamalarına uygun düşer. Yapacakları şey, Türkiye’nin iş birliği yapmamasına karşılık bir geçici çözüm bulunacağının sinyalini vermek olabilir. İsveç ve Finlandiya için NATO üyelerinin ayrı bir güvenlik yapısı oluşturmaları bunlardan biri olabilir. Bunu gelecek yaza kadar yapabilirler ve daha sonra ya yeni bir Türkiye Cumhurbaşkanı ile muhatap olurlar ya da artık Batı’yı öcü olarak görmeyen ve zafer kazanmış bir Erdoğan’la görüşürler.”

Paylaşın

CHP’den Altılı Masa Açıklaması: Kritik Konularda Anlaştık

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Kurumsal Reformlar Komisyonu, hafta başında iktidar olmaları halinde ekonomide izleyecekleri politikaları açıklayan dört maddelik bir programı paylaştı.

Komisyonda yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, çalışmalarını Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a anlattı. Öztrak, komisyonun bundan sonraki süreçte yeni çalışmalar yapabileceğini söyledi.

Öztrak, 6’lı masa olarak hafta başında ekonomi alanında açıkladıkları dört başlıklı programa ilişkin, “Ekonomiyi bir gömleğe benzetirsek, bütün bu tedbirler 6’lı masanın gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemekteki kararlılığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda ‘Bir türlü anlaşamazlar’ demelerine rağmen en kritik konularda bile anlaştığımızı göstermiştir” dedi. Bu önlemlerin uygulanabilmesi için bir an önce seçim yapılması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Milletin önüne sandık getirilmeli” dedi.

Açıklanan başlıklar arasında yer alan Hasar Tespit Komitesi’ne (HTK) ilişkin bilgi veren Öztrak, “Duyurduğumuz tedbirlere baktığınız zaman bu ülkenin başına bela olan tek kişilik karar alma süreçlerini katılımcılığa çeviren, Merkez Bankası’na müdahaleyi ortadan kaldıran ve enflasyonla mücadelede etkinliğini artıran bir yaklaşım görüyoruz. Bunların arasında en önemlilerinden bir tanesi de HTK. Şu anda bu hükümet yönetiminde birçok şey halının altına süpürülmüş vaziyette. Bu kapsamda verilerin gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve kamu maliyesine güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bunu da HTK sağlayacak. Orada 128 milyar dolar ne oldu? 20 Aralık 2021 gecesi ne oldu? Bunların hepsine de bakılacak” diye konuştu.

“Kadroyu gösterdik”

Pazartesi yaptıkları açıklamayla 6’lı masanın kadrolarını da tanıtmış olduklarını söyleyen Öztrak, “O masada iki eski bakan, iki eski Hazine müsteşarı, bir dış ticaret müsteşarı ve bir eski Merkez Bankası başkanı oturuyordu. Orada oturan kadroyu en başta Nebati olmak üzere iktidarın kadrosuyla karşılaştırmak lazım” dedi.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Ülke Batıyor, İktidar Hala…

Partisinin Esenler ilçe binasının açılışında konuşan DEVA Partisi Lideri Babacan, ekonomi konusunda iktidara “Bu işin şakası yok, Beştepe aklını başını almazsa bu işin sonu kötü olacak” diye uyarıda bulundu.

DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk Hava Yolları’nın uluslararası uçuşlarında bundan sonra Turkish Airlines adının kullanılmayacağını söylemesine atıfta bulunarak, “Ya ülke batıyor. İktidar hâlâ tabela değiştirmekle meşgul” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Esenler ilçe binasının açılışında konuştu. Gündemine ekonomik sorunları alan Babacan, iktidarı eleştirdi. Türkiye’nin en riskli dönemini yaşadığını belirten Babacan, “Bu ülke iflas ederse gençlere en büyük kötülüğü yapmış, batmış bir ülke bırakmış olursunuz” dedi.

DEVA Lideri Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bu yarışın galibi biz olacağız”

“Önümüzdeki seçimde halkımızı görmezden gelenlerle yarışacağız. Seçildikten sonra seçmenini unutanlarla, Beştepe’den sokağa bile çıkamayanlarla yarışacağız. Gençleri işsizliğe sürükleyenlerle yarışacağız. Doktorlarımızın yurt dışına gitmesine sebep olanlarla yarışacağız. İnsanları marketten ağlayarak çıkartanlarla yarışacağız. Bu ülkenin anayasasını tanımıyorum, saygı duymuyorum diyenlerle yarışacağız. Hakkımızı çiğneyenlerle, hukuku katledenlerle yarışacağız. Bu yarışın galibi biz olacağız. DEVA Partisi her gün her türlü haksızlığa yaşayanlarla beraber bu yarışı kazanacak. Bu yarışı görmezden gelinenler, Türkiye’nin haysiyetli insanları, 84 milyon kazanacak.

3 gündür haykırıyorum ve iktidarı uyarıyorum. Tekrar tekrar vurguluyorum, bu işin şakası yok. İnanın şakası yok. Eğer Beştepe aklını başına almazsa bu işin sonu kötü olacak diyorum. İktidara buradan tekrar tekrar sesleniyorum. Bir vatandaşlık görevi olarak bu uyarımı yapıyorum. Derhal ama derhal aklın ve bilimin gereğini yapın. Allah’ın verdiği aklı kullanın.

Türkiye’nin önemli gündemi budur. Tehlike büyük ve yakın. Birileri tutturmuş gündem değiştirmek için işte falanca şirketin adı ne olsun diye tabela kavgasına girmiş. Birileri aday kim diye magazin peşine düşmüş. Ya ülke batıyor. İktidar hâlâ tabela değiştirmekle meşgul.

“İflas demek işsizliğin patlaması demek”

İflas; parayla bile benzin, mazot bulamamak demek. 6 saat, 10 saat elektrik kesintisi yaşamak demek. İflas demek doğalgaz kıtlığı demek, sanayinin durması demek. İflas demek işsizliğin patlaması demek. Şu andaki enflasyon seviyesi ile bile nefes alamıyorken iflas demek nefessiz kalmak demek.

Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anda en riskli dönemini yaşıyoruz. İktidarı buradan çok net bir şekilde uyarıyorum. Derhal ama derhal önlem alın. Koskoca ülkeye yazık etmeyin. Bu ülke iflas ederse gençlere en büyük kötülüğü yapmış, batmış bir ülke bırakmış olursunuz. Esnaf dükkânının kapısına kilit vurmak zorunda kalacak diyorum. Emekli için torunu ile gezmek tamamen hayal olacak, diyorum. Çiftçi toprağını ekemeyecek, dikemeyecek. Pazarda tezgâhlara sebze meyve gelemeyecek.”

Paylaşın

Fenerbahçe, Dimitris Itoudis İle Anlaştı

Fenerbahçe Beko Erkek Basketbol Takımı, başantrenörlük görevi için kariyerinde iki EuroLeague şampiyonluğu bulunan tecrübeli çalıştırıcı Dimitris Itoudis ile üç yıllık anlaşmaya vardı.

Haber Merkezi / Dimitris Itoudis, Avrupa basketbolunun son dönemine damgasını vuran en başarılı antrenörlerden biri olarak kabul ediliyor. Tecrübeli çalıştırıcı, aynı zamanda Yunanistan Milli Takımının başantrenörü olarak da görev yapıyor.

Fenerbahçe Beko’nun yeni başantrenörü Dimitris Itoudis, 21 Haziran Salı günü Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda düzenlenecek basın toplantısında medya mensuplarıyla buluşacak.

Dimitris Itoudis kimdir?

8 Eylül 1970 tarihinde Yunanistan’ın Trikala şehrinde dünyaya gelen Dimitris Itoudis, koçluk kariyerine 1990-1992 tarihleri arasında Zagreb’in U-18 takımında başladı. Ardından 1992-95 yılları arasında Zagreb A Takımında yardımcı antrenörlük yapan Itoudis, 1995-96’da PAOK’ta, 1996-97’de Panionios’ta yardımcı antrenörlük görevini üstlendi.

1997-99 yılları arasında BC Filipos’ta başantrenör olan ve 1999’da BC Ment ekibinde başantrenörlük yapan tecrübeli çalıştırıcı, 1999’da tam 13 yıl sürecek Panathinaikos macerasına başladı. 1999-2012 yılları arasında, Kulübümüzün de efsaneleri arasında yer alan Zeljko Obradovic’in yardımcılığını yapan ve beş EuroLeague şampiyonluğu başta olmak üzere tarihi başarılar elde eden ekibin bir parçası olan Itoudis, 2012 yazında Yunan ekibinden ayrıldı.

2013-14 sezonunda ülkemize gelen ve Banvit ile başantrenörlük tecrübesi yaşayan Itoudis, Bandırma temsilcisiyle 30 maçlık Basketbol Süper Ligi normal sezonunu 28 galibiyetle lider bitirdi ve Play-off’ta da yarı final oynama başarısı gösterdi.

2014 yazında Banvit’ten ayrılarak Rusya’nın EuroLeague’deki güçlü temsilcisi CSKA Moskova’nın yolunu tutan Dimitris Itoudis, burada tam sekiz sezon geçirdi. Bu süre zarfında takımının kazandığı iki EuroLeague, altı VTB Ligi ve altı Rusya Ligi şampiyonluklarına liderlik eden Itoudis, EuroLeague’de 2016 ve 2019 yıllarında “Alexander Gomelskiy Yılın Koçu” ödülüne layık görüldü. Başarılı antrenörümüz, VTB’de de beş kez yılın koçu oldu. Dimitris Itoudis, CSKA’da görev yaptığı süre zarfında 522 resmi maça çıkarken, bu karşılaşmalarda 420 galibiyet elde etti.

Paylaşın

‘Erdoğan, 15 Temmuz’da Erken Seçim Çağrısı Yapacak’ İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’da yani darbe girişiminin yıldönümünde erken seçim açıklaması yapacak. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim kararının alınmasını Meclis’e bırakacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın erken seçim çağrısı yapmaya hazırlandığı iddia edildi.

Artı Gerçek’ten Hayri Demir’in haberine göre, Ankara kulislerinde konuşulan senaryoda; Erdoğan 15 Temmuz’da yani darbe girişiminin yıldönümünde erken seçim açıklaması yapacak. Fakat Erdoğan’ın seçim kararının alınmasını Meclis’e bırakacak.

Habere göre, Meclis’in seçim kararı alması içinse 360 milletvekilinin oyu gerekiyor. AK Parti ve MHP’nin sandalye sayısı bugün itibariyle 333. Bu durumda erken seçim çağrısını sürekli yenileyen muhalefetin de Erdoğan’ın çıkışına “hayır” demeyeceği ve Meclis’ten seçim kararı almasına destek vereceği ifade ediliyor.

Söz konusu senaryo, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Dönüş” çalışması yürüten altı partinin kulislerinde de yoğunca dillendiriliyor. Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Erdoğan’ın böylesi bir çıkış yapma ihtimali partilerin ilgili kurullarında ele alındı.

Eylül-Ekim arası seçim kararı alınabilir

Buna göre, Eylül ikinci yarısı ya da Ekim ayının ilk yarısına denk gelecek şekilde seçim kararı alınabilir. Erdoğan’ın seçim kararı almasının en önemli nedenlerinden birinin ekonomideki kötü gidişat gösteriliyor.

Altılı masanın henüz ilk tur görüşmelerini bile tamamlamış olmasıyla birlikte ortak bir aday konusunda uzlaşının sağlanmamış olmasını da Erdoğan lehine çevirmek için böylesi bir çıkış yapabileceğini güçlendiriyor.

Öte yandan geçmişte AK Parti’de üst düzey görevlerde bulunmuş ancak şimdi altılı masada yer alan bir partinin yönetiminde yer alan bir partili, bu plandan haberdar olduklarını ve planın altılı masanın liderleriyle paylaşıldığını, her olasılığa göre karşı planlarını hayata geçireceklerini ifade etti.

Erdoğan’ın seçim kararı açıklayacağı yönündeki bu bilgiler gündemdeyken, dün il başkanları toplantısında yaptığı açıklama da dikkat çekti. Erdoğan, toplantıda il başkanlarına “yarın seçim olacakmış gibi hızlı ve titiz” çalışmaları için talimat verdi.

Paylaşın

FATF, Malta’yı ‘Gri Liste’den Çıkardı, Türkiye’nin Yeri Değişmedi

Uluslararası kara para aklama ve terörizm finansmanıyla mücadele kuruluşu olarak bilinen Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Avrupa Birliği üyesi Malta’yı artan izleme altındaki “gri liste”den çıkardı.

Berlin’de yapılan toplantıda 23 ülkeyle birlikte “gri liste” içinde yer alan Türkiye’nin durumu ise değişmedi.

Merkezi Paris’te olan FATH, 2021 yılı haziran ayında AB üyesi Malta’yı “gri liste”ye almıştı.

FATF Başkanı Marcus Pleyer, Malta’nın kara para aklama ve terörizmin finansmanını önleme konusunda önemli tedbirler aldığını bildirdi.

Malta Başbakanı Robert Abela ise ülkesinin “gri liste”den çıkartılmasını memnunlukla karşıladığını belirterek, Malta’nın bütün kurumlarıyla kara para aklanmasıyla ilgili mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini bildirdi.

Malta’da Panama Belgelerinde gizli denizaşırı şirketler kurduklarından bahsedilen hükümet yetkililerine karşı yasal işlem yapılmaması ve ulusal pasaportların satışı konusundaki ‘yolsuzluklar’ yıllardır eleştiriliyordu

Malta’da yolsuzlukları araştıran gazeteci Daphne Caruana Galizia’nın 2017 yılında bombalı suikastta hayatını kaybetmesi sonrası Malta yönetimi uluslararası kamuoyu tarafından eleştirilmişti.

Gazeteci Galizia, Nisan 2017’de kamuoyunda “Panama Belgeleri” olarak bilinen olayın Malta ayağında, dönemin başbakanı Joseph Muscat’ın Özel Kalem Müdürü Keith Schembri, dönemin enerji Bakanı Konrad Mizzi’nin gizli off-shore şirketleri olduğunu ve bunlara Dubai merkezli “17 Black” şirketince para aktardığı iddialarını gündeme getirdi.

2019 yılında Muscat dahil olmak üzere birçok kabine üyesi, cinayete karışan zanlılarla bağlantıları hakkındaki sorular üzerine istifa etmişti.

Türkiye geçen yıl Gri listeye alınmıştı

Mali Eylem Görev Gücü, geçen yıl yapılan inceleme sonucunda Ürdün, Mali ve Türkiye’yi gri listeye almıştı.

Türkiye’nin kara propaganda ve terörizmin finansmanı konusunda ilerleme kaydettiği, ancak hala ciddi sorunların bulundu ifade edilmişti. Türkiye’nin bu konularda taahhütlerde bulunduğu ancak bunların somut eyleme dönüşmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Paylaşın

3,7 Milyon Yurttaş Çalıştığı Halde Yoksullukla Mücadele Ediyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel-İş Araştırma Dairesi’nin (EMAR) 2019 ve 2021 yıllarının verilerini karşılaştırdığı “Gelir, Yaşam ve Yoksulluk Araştırması”nı yayımladı.

Araştırmaya göre pandemiden yine en çok yoksullar etkilendi ve son iki yılda kendisini yoksul olarak tanımlayan yurttaşların sayısında yarım milyona yakın artış oldu.

Araştırma sonuçlarına göre 3,7 milyon yurttaş çalıştığı halde yoksullukla mücadele ettiğini söylerken; son iki yılda, iki günde bir et ya da tavuk yiyemediğini söyleyenlerin sayısında 1,2 milyon artış oldu.

2019-2021 verilerinin karşılaştırıldığı raporda öne çıkan başlıklar şöyle:

  • Sağlıklı gıdaya ulaşamayan sayısı pandemide 4,6 milyon kişi arttı.
  • Türkiye’de enflasyon, Avrupa Birliği (AB) üye ülke ortalamasının 9 katı, OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) üye ülke ortalamasının ise 8 katı.
  • Yoksul yurttaş sayısı yarım milyona yakın arttı; Türkiye’de resmi yoksulluk verilerine bakıldığında, yoksul yurttaş sayısının pandemiyle birlikte yarım milyona yakın (yüzde 2,5) arttı. 2019 yılında 17,2 (yüzde 20,8) milyon kişi yoksulken, 2021 yılında bu sayı 17,6 (yüzde 21,3) milyona yükseldi. Erkeklerde yoksulluk 8,5 milyon kişi ile yüzde 20,8 iken; kadınlarda yoksulluk 9 milyon kişi ile yüzde 21,8.
  • 31,7 milyon yurttaş et ihtiyacını karşılayamıyor; Gıda enflasyonunun yüksekliği halkın gıdaya erişimini de zorlaştırdı. Son iki yılda, iki günde bir et ya da tavuk yiyemediğini söyleyenlerin sayısı 1,2 milyon arttı. 2019 yılında 27,1 milyon kişi (yüzde 33,6) iki günde bir et, tavuk vb. ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtmişti. 2021 yılına gelindiğinde ise bu sayı 4,6 milyon kişi artarak 31,7 milyon kişi ile yüzde 38,3’e yükseldi.

  • Pandemi döneminin kazananı sermaye oldu; 2019 yılı 1. çeyreğinden 2022 yılı 1. çeyreğine katma değer içindeki emeğin payı 7,3 puan azalarak yüzde 38,8’den yüzde 31,5’e geriledi. Aynı dönemde katma değer içinde sermayenin payı 6,8 puan artarak yüzde 40,8’den yüzde 47,6’ya yükseldi.
  • 3,7 milyon kişi çalıştığı halde yoksul; Çalıştığı ve bir geliri olduğu halde yoksul olduğunu belirten çalışanların sayısı 3,7 milyon kişiye (yüzde 13,6) ulaştı. Cinsiyete göre çalışan yoksulluğuna bakıldığında erkek çalışanların, kadın çalışanlara göre daha yoksul olduğu görülüyor. Çalışan erkek yoksul sayısı 2,8 milyon kişi ile yüzde 14,8 iken; çalışan kadın yoksul sayısı 882 bin kişi ile yüzde 10,6.
  • Güvencesiz çalışma yoksulluk riskini üç kat artırıyor. Türkiye’de sözleşme türlerine göre geçici bir işte çalışanların yoksulluk riski, sürekli çalışanlara göre çok daha fazla.
Paylaşın