Nasıl Uyuduğunuz ‘Ne Zaman Öleceğinizin’ En Güçlü Göstergesi Olabilir

Yeni bir incelemeye göre, artan uyku bölünmesi “ölümün en güçlü belirtisi”. Yakın zamanda Digital Medicine akademik dergisinde yayımlanan araştırma, bireylerin çene ve bacak hareketi, nefes alma ve kalp atışı dahil uyku sırasındaki özelliklerini araştıran 12 bin çalışmayı değerlendirdi.

Stanford Üniversitesi’nden Emmanuel Mignot’nun da aralarında bulunduğu bilim insanları, bir kişinin “uyku yaşını” tahmin etmek ve ölümle en yakından bağlantılı uyku türlerini belirlemek için makine öğreniminden faydalanarak bir sistem geliştirdi.

Bilim insanları uyku yaşının bir kişinin sağlığıyla ilintili uyku kalitesine dayanan tahmini yaşı olduğunu söylüyor.

Önceki araştırmalar uykunun birçok hastalıkta ilk bozulan şeylerden biri olduğunu belgeledi.

Parkinson hastaları örneğine atıfta bulunan bilim insanları, çoğu vakada hastaların diğer semptomlar ortaya çıkmadan yaklaşık 5 ila 10 yıl önce rüyalarını şiddetle dışa vurduklarını söyledi.

Bireylerin uykusunun farklı özelliklerini değerlendiren yeni çalışma, kişilerin geceleri sonradan hatırlamadan birkaç kez uyandıkları uyku bölünmesinin ölümün “en güçlü belirtisi” olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu tür bir uyku bozukluğunun, bir kişinin uyandığını fark ettiğini bildirdiği insomnia ve uyku apnesi gibi uyku bozukluklarından farklı olduğunu belirtiyor.

Ancak bilim insanları, uyku bölünmesinin ölüm riskiyle bağlantısının belirsiz olduğunu söylüyor.

Dr. Mignot yaptığı açıklamada, “Uyku bölünmesinin sağlığa neden bu kadar zararlı olduğunu belirlemek gelecekte üzerinde çalışmayı planladığımız bir şey” dedi.

Bilim insanları araştırmada belirli bir yaşta ortalama uykunun nasıl göründüğünü belirledi.

Daha sonra araştırmacılar, 12 bin çalışmadaki bireylerin verilerinde bulunan örüntüleri değerlendirmek için bir makine öğrenimi sisteminden yararlandı ve bunu bireylerin uyku yaşlarını tahmin etmek için kullandı.

Kişilerin kronolojik yaşıyla uyku yaşı arasındaki farkı kullanan araştırmacılar, daha sonra daha yüksek uyku yaşının bir sağlık sorununun göstergesi olduğu varsayımına dayanarak ölüm ihtimalini tahmin etti.

Araştırmada bilim insanları, daha yüksek uyku yaşının çoğunlukla “artan uyku bölünmesine” yol açtığını ve bunun gelecekteki sağlığın göstergesi olduğunu öne sürdü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘Elmas Yağmuru’ Sanılandan Daha Sık Yaşanıyor Olabilir

Yeni bir bilimsel çalışmada Uranüs ve Neptün gezegenlerinin derinliklerinde oluştuğu sanılan garip yağışın sıradan plastikle yeniden yaratılmasının ardından evrenin her yanında gezegenler üzerine elmas yağıyor olabileceği ileri sürüldü. 

Bilim insanları daha önce bu soğuk gezegenlerin on binlerce kilometre derinlerinde aşırı yüksek basınç ve sıcaklıkta hidrojen ve karbonun katı elmasa dönüştüğü teorisini ileri sürmüştü.

Sciences Advances bilimsel dergisinde yeni yayımlanan bir araştırma ise bu karışıma oksijen eklendiğinde ortaya “elmas yağmuru” çıkmasının tahmin edilenden daha sık görüldüğü sonucuna vardı.

Neptün ve Uranüs gibi buz devlerinin Güneş Sistemi dışındaki en sık görülen gezegenler olması sebebiyle evrenin her yanında elmas yağmuru yaşandığı sanılıyor.

Elmas yağmuru Dünya’daki yağmurdan farklı

Araştırmayı yürüten Almanya’daki HZDR araştırma laboratuvarından fizikçi Dominik Kraus, elmas yağmurunun Dünya’daki yağmurdan farklı olduğunu söyledi.

Kraus, gezegenlerin yüzeyinin altında, elmas oluştuğuna ve yavaşça 10 bin kilometre derinlikteki Dünya büyüklüğünde kayalık çekirdeğe battığına inanıldığını aktardı. Kraus “Bu düşen elmaslar devasa tabakalar oluşturabiliyor ve yüzbinlerce kilometre hatta daha büyük alana yayılabiliyor.

Parlak olmayan ve bir yüzüğe yerleştirmek için mücevher gibi kesilemeyen bu elmaslar, Dünya’daki elmasların oluşumunu sağlayan güçlerin benzerleri ile meydana geliyor.

Bu süreci aynen tekrar etmeyi amaçlayan araştırma ekibi ihtiyaç duydukları karbon, hidrojen ve oksijen karışımını Polietilen Tereftalat (PET) yani gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız plastikte hazır halde buldu.

Araştırmacıların çok temiz pet şişeleri kullandığını belirten Kraus, temelde koka kola şişesinin bile bu deneylerde kullanılabileceğini belirtti.

Nano elmaslar üretmek için yeni bir yöntem olabilir

Araştırmacılar Kalifoniya’daki Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı’nda (SLAC) yüksek güçlü optik lazeri plastiğin üzerine çevirdi.

Kraus “çok çok kısa X-ışınlarının inanılmaz parlaklığı” sayesinde nano elmas denilen ve çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan küçüklükteki elmasların izlenmesine imkan sağladığını aktardı.

Araştırmayı AFP haber ajansına anlatan Kraus “Bu gezegenlerde büyük miktarlarda bulunan oksijen, hidrojen atomlarının karbondan emilmesini sağlıyor, o nedenle bu elmasların oluşumu çok daha kolay” bilgisini paylaştı.

Nano elmaslar ilaç sevkinden, medikal sensörlere, invaziv olmayan cerrahiden kuantum elektronlarına kadar çok geniş ve giderek artan uygulama alanı bulunuyor. Deney, nano elmasların üretimi için yeni yönteme de işaret etmiş oldu.

SLAC bilim insanlarından ve çalışmanın yazarlarından Benjamin Ofori-Okai nano elmasların şu anda “bir tutam karbon alıp patlayıcılarla patlatarak” elde edildiğini belirterek “Lazer üretimi daha temiz ve daha kolay bir yöntemle nano elmas üretimini bize sunabilir” dedi.

Araştırma henüz hipotez

Elmas yağmuru araştırması henüz bir hipotez, çünkü Güneş Sistemi’nin en uzak gezegenleri olan Uranüs ve Neptün hakkında hala çok az şey biliniyor.

Bugüne kadar yalnızca bir uzay aracı, 1980’de NASA’nın Voyager 2 uzay aracı, bu iki buz devini geçti ve araştırmalarda gönderdiği veriler hala kullanıyor.

NASA önümüzdeki 10 yıl içinde gezegenlere yönelik yeni bir göreve başlanacağını açıkladı. Kraus, bunun gerçekleşebilmesi için 10 ya da 20 yıl daha geçmesi gerekse de yine de “harika bir şey” olacağı görüşünde.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Milletvekilliği Düşürülen HDP’li Semra Güzel Tutuklandı

“Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan aranan ve gözaltına alınan ve adliyeden Ankara Sulh Ceza Hakimliğine bağlanan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Haber Merkezi/ Dün İstanbul Silivri’de gözaltına alınan Semra Güzel bugün adliyeye sevk edilmişti. Bugün bir açıklama yayımlayan HDP Merkez Yürütme Kurulu ise “Güzel’in gözaltına alınması gayri meşrudur” demişti.

Güzel hakkında silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla iki fezleke hazırlanmış ve Güzel’in dokunulmazlığı TBMM tarafından kaldırılmıştı.

Bunun gerekçesi ise 2017’de Adıyaman’da öldürülen PKK’li Volkan Boran’ın cep telefonunda birlikte fotoğraflarının bulunmasıydı. Fotoğrafların bazılarında silahlar da görülüyordu.

Semra güzel ise bu fotoğrafların ortaya çıkmasının ardından yaptığı açıklamada Volkan Bora ile bu olaydan çok önce sözlendiklerini, fotoğrafların ise çözüm süreci döneminde çekildiğini, bölgeye yalnızca kendisinin gitmediğini, pek çok devlet yetkilisinin mevcut iktidarın bilgisi ve onayı çerçevesinde benzer ziyaretler yaptıklarını söylemişti.

Dün yayımlanan haberlerde Güzel’in “Yunanistan’a kaçmak üzere Edirne’ye giden bir arabada yakalandığı” duyurulmuştu.

HDP ise açıklamasında “[Güzel’in] Peruk taktığına, kendisini kamufle etmeye çalıştığına ilişkin haberler gerçek dışıdır. Bugüne kadar her türlü saldırıya karşı direnmiş, cesaretle mücadele etmiş hiçbir arkadaşımızın mücadeleden ve onun gerektirdiği bedellerden kaçması söz konusu değildir” dedi ve ekledi:

“Eğer bir kaçış hikâyesi yazılacaksa, halk adına siyaset yapanların, bedel ödeyenlerin değil bu halkın ve toplumun her türlü değerini çarçur eden, zimmetine geçirenler, adeta birer suç örgütüne dönüşen iktidar ve yandaşlarının kaçış hikayeleri yazılacak çok yakında.”

Dün ajansların geçtiği haberlerde Güzel’in üzerinde sahte pasaport bulunduğu ve yanında A.G. adlı bir insan kaçakçısının da yakalandığı aktarılmıştı.

Paylaşın

AYM, Diyarbakır Valiliği’nin Eylem Yasağına ‘Hak İhlali’ Dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Diyarbakır Valiliği’nin, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” ve “2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’na” dayanarak 17 Ağustos 2016’da aldığı gösteri ve yürüyüş yasağı kararının, “toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkının” ihlali olduğuna karar verdi. 

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre “darbe girişimi” gerekçesiyle alınan yasak kararından yaklaşık 11 ay sonra 29 Haziran 2017’de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şubesi, Ergani Devlet Hastanesi’nde zihinsel engelli bir çalışana yönelik cinsel saldırıyla ilgili açıklama yapmak istedi.

Kaymakamlık, talebi bir gün sonra Diyarbakır Valiliği’nin aldığı yasak kararını gerekçe göstererek, Ergani Devlet Hastanesi önünde yapılmak istenen açıklamaya izin vermedi.

AYM’ye bireysel başvuru

Aynı gün KESK’e bağlı sendikaların 80 üyesi, kolluğun yasak kararı hatırlatmasına karşı hastane önünde açıklaması yaptı.

Açıklamaya katılanlara “Kabahatler Kanunu’na” göre 227 TL idari para cezası kesildi. İdari para cezası kesilenler arasında bulunan Ramazan Sümer, Ergani Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu.

Hakimlik, bildirimde bulunulmadığı ve açıklamanın kamu hizmeti görülen bina ve tesislerinde yapıldığı gerekçesiyle idareyi haklı bularak, Sümer’in itirazını reddetti.

Sümer de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu kabul eden Anayasa Mahkemesi, başvuruyu Anayasa’nın “savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, belli hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasını” düzenleyen 15’inci maddesi kapsamında ele aldı.

“Ölçülük ile bağdaşmıyor”

Gösteri ve toplantıları sınırlayan kanunda daha az sınırlayıcı tedbirlere yer verildiğine işaret eden Anayasa Mahkemesi, valiliğin belirsiz süreli olacak şekilde tüm toplantı ve gösterileri yasakladığını hatırlatarak, Diyarbakır’ın genel olarak tüm ilçelerinde toplantı ve gösterilerin belirsiz ve öngörülemez süreyle yasaklanmasının gerektirip gerektirmediği değerlendirilmesine işaret etti.

Anayasa Mahkemesi, kararında “Somut olayda olduğu gibi muhtemel veya somut güvenlik mülahazaları olduğunda bu riskler sıralanmadan anayasal hakkın belirsiz bir süreyle yasaklanması ve bu süreçte kararın hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmaması, hakkı sınırlamanın gerekliliği ve dolayısıyla müdahalenin ölçülülüğü ile bağdaşmaz” değerlendirmesine yer verdi.

“Valilik en ağır tedbire başvurdu”

OHAL’in ilan edilmesini orantısız müdahaleyi meşru gösteremeyeceğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, “Bu sebeple idare, toplantının barışçıl bir şekilde yapılmasının imkânlarını sağlamalı ve varsa tehditleri etkisiz hâle getirmek için gerekli önlemleri de almalıdır” dedi.

Valiliğin en ağır tedbire başvurduğu tespitinde bulunan Anayasa Mahkemesi, kararında “Bu şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kategorik olarak yasak olduğunun kabulü ile cezalandırma yoluna gidilmesi de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline yol açar” diye belirtti.

10 bin TL ceza

Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olayda, somut olguları ve koşulları gözetmeksizin süresiz şekildeki yasaklama kararının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını anlamsız ve imkânsız kılacak bir dereceye ulaştırdığı sonucuna varıldığını belirtti.

Sümer’in toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar veren Anayasa Mahkemesi, Sümer’e 10 bin TL tazminat ödemesine hükmetti.

Paylaşın

Vegan Olmak Sağlığa Yararlı Mı?

Et ve süt ürünlerini yemeyi azaltan, hatta bunlardan tamamen vazgeçip vegan olanların sayısı giderek artıyor. Örneğin İngiltere’de yapılan bir araştırma, 2006 ile 2018 arasında veganların sayısının dört kat arttığını gösterdi.

Bunun nedenlerinden biri, vegan beslenmenin sağlığa yararlı olduğu kanısı. Hayvansal gıdaları yiyenlere göre veganlar daha çok lifli besin tüketiyor. Aldıkları kolesterol, protein, kalsiyum ve tuz oranının da daha düşük olduğu düşünülüyor.

Ancak et, balık, yumurta ve süt ürünlerini tamamen kesmenin sonuçları hakkında bazı yanlış anlamalar ve kaygılar da bulunuyor.

Başlıca kaygılardan biri, vegan beslenme ile yeteri kadar B12 vitamini alınamayacağı.

Sinirlerin zarar görmesini önlemeye yardımcı olan B12 vitamini, et, balık, yumurta ve süt ürünlerinde bulunuyor, ancak sebze ve meyvelerde yok.

Yetişkinlerin günde 1,5 mikrogram B12 tüketmeleri öneriliyor.

İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nin Gıda Bilimi ve Beslenme Fakültesi’nden Janet Cade, “B12 eksikliği, uyuşma gibi nörolojik semptomlara yol açabilir ve çok uzun süre devam ederse etkisini gidermek mümkün olmaz” diyor.

Kısa bir süre önce 18 yaş üstü 48 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, et yiyenler, balık ve süt ürünleri tüketen ancak et yemeyen peskataryenler ve aralarında bazı veganlar da bulunan vejetaryenlerin sağlığı karşılaştırıldı.

Vegan ve vejetaryen beslenenlerin kalp hastalığı riskinin daha düşük, ancak kısmen B12 eksikliğinden kaynaklanan felç riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

B12 vitamini eksikliği olur mu?

Oxford Üniversitesi’nde beslenme epidemiyoloğu olan araştırmacı Tammy Tong, veganlarda hemorajik felç ya da inme riskinin daha yüksek olmasının birkaç nedenden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Hemorajik felç, beyindeki kanamadan kaynaklanıyor. Kan damarlarının tıkanması sonucunda beyine kan gitmemesi veya giden kanın azalmasıyla oluşan inmeye ise iskemik felç deniyor.

Vegan ve vejetaryen diyetiyle ilişkilendirilen düşük kolesterol, iskemik felce karşı koruma sağlasa da, az da olsa hemorajik felç riski yaratabileceğini gösteren bazı bulgular var.

Tammy Tong, vegan ve vejetaryenlerde felç riskinin daha fazla olmasını, B12 vitamini eksikliğiyle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Ancak, Oxford Üniversitesi’nde çevresel sürdürülebilirlik ve halk sağlığı uzmanı olan araştırmacı Marco Springmann’a göre, besin mayası veya bitki bazlı sütler gibi güçlendirilmiş gıdalardan ihtiyacımız olan “azıcık” B12 miktarını almak mümkün.

Springmann, yiyeceklere B12 katkısı yapılmayan ülkelerde vitamin takviyesi alınmasını öneriyor.

Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, bir maya türünün inaktif hali. Ancak, Beslenme ve Diyetetik Akademisi, besin mayasının yeterli bir B12 kaynağı olmadığını ve veganların takviye alması ya da zenginleştirilmiş yiyecekler yemesi gerektiğini belirtiyor.

Janet Cade de veganların B12 takviyesi almaları ve vegan beslenen tüm çocuk ve bebeklere yeterli miktarda B12 verilmesi gerektiğine katılıyor.

Protein eksikliği olur mu?

Vegan olmak isteyenlerin bir diğer kaygısı da, yeteri kadar protein alıp alamayacakları.

Springmann, meyve ve sebzelerde çok fazla protein olmamasına rağmen, bunun için kaygılanmaya gerek olmadığını söylüyor.

“Protein eksikliği ile ilgili hiç sorun görmedik, sadece yeteri kadar kalori almayanlarda sorun oluyor” diyor. “Protein her şeyde var.”

Soya sütü, inek sütü ile kabaca aynı oranda protein içeriyor.

Demir eksikliği olur mu?

Springman, diyetiniz her renkten meyve ve sebze içerdiği sürece, vegan bir diyetin demir eksikliğine neden olma ihtimalinin de düşük olduğunu söylüyor.

“Zamanla vücut, beslenmemizdeki demir oranına uyum sağlayabilir ve daha düşük oranda demir alıyorsak, bu demiri daha verimli kullanabilir” diyor.

Springman, dengeli bir vegan diyetin en sağlıklı diyetlerden biri olduğunu söylüyor.

“Vegan beslenmenin en sağlıklı diyetlerden biri olabileceğini, peskataryen ve vejetaryen beslenme tarzlarında daha iyi olduğunu gördük” diyen Springman, vegan diyette meyve, sebze ve baklagiller ağırlıkta olduğu için bunların sağlığa faydalarının diğer her şeyi telafi ettiğini anlatıyor.

Springman, değişik renklerde meyve ve sebzeler, kuruyemişler, kepekli tahıllar, fasulye ve mercimek ile omega 3 içeren chia, kenevir ve keten tohumlarının bol bol tüketilmesini tavsiye ediyor.

Peki ya yeteri kadar çeşitli yiyecek var mı?

Vegan diyette yenilebilecek fazla çeşit olmadığından kaygılananlara ise, 2018’de yapılan bir araştırmada, daha çok çeşit içeren bir diyetin daha sağlıklı olduğuna dair bir kanıt bulunamadığı söylenebilir.

Tam tersine, daha çeşitli yiyecekler yiyenlerin, daha fazla işlenmiş gıda ve şekerli içecek tüketme eğiliminde olduğu görüldü.

Springman, sağlıksız vegan atıştırmalıkların giderek yaygınlaşmasından endişe duyuyor. “Vegan abur cubur alternatifleri, et yiyen ama sağlıksız beslenen biriyle aynı duruma gelmenize neden olabilir” diyor.

Ama böyle olmak zorunda değil. Vegan olmayan, ancak bitkisel gıda oranı yüksek bir diyetin etkilerini inceleyen araştırmacılar, insanları tükettikleri hayvansal gıda oranına göre sıralayan endeksler kullandılar.

En çok bitkisel gıda tüketenlerin bile biraz süt, balık ve et de yediği görüldü.

En fazla bitkisel gıda tüketen ve az et yiyenlerin, sağlık göstergeleri daha iyi çıktı.

Yaş, cinsiyet, ırk, eğitim ve sigara ya da alkol kullanımı ve egzersiz gibi faktörlerin etkisi de hesaplandıktan sonra ortaya çıkan veriler, en fazla bitkisel gıda tüketen grupta kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 32’ye kadar azaldığını gösterdi.

Araştırmayı kaleme alan bilim insanlarından ABD’nin Baltimore kentindeki John Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda yardımcı doçent olan Casey Rebholz, “Diyet eğilimleri ile önemli sağlık riskleri arasında çarpıcı bir ilişki bulduk” diyor.

Casey Rebholz, daha fazla meyve ve sebze tüketenlerin genelde daha az kırmızı ve işlenmiş et, süt ürünleri ve balık yediğini gözlemledi.

Ancak araştırmada katı bir vegan diyetin, çoğunlukla meyve ve sebzelerden oluşan, ama bazı hayvansal ürünlere de yer veren bir diyetten daha faydalı olduğuna dair bir bulguya da rastlanmadı.

Veganlar genelde daha sağlıklı alışkanlıklara sahip.

Kopenhag Üniversitesi’nin beslenme, egzersiz ve spor bölümünde doçent olan Faidon Magkos, “Veganlar genelde daha az sigara içiyor, daha az alkol kullanıyor ve daha fazla egzersiz yapıyor” diyor.

Kalp hastalığını olasılığını azaltan bu tercihler, vegan beslenmenin olduğundan daha sağlıklı görünmesine de yol açabilir.

Faidon, vegan olmakla ilgili verilerin çoğu gözleme dayalı olduğu için özellikle de uzun vadeli sonuçlarının hala belirsiz olduğunu kaydediyor.

Örneğin kan şekerinin yüksek olması, diyabet olma riskinin daha yüksek olduğunu gösterse bile, mutlaka böyle olacağı anlamına gelmiyor.

Faidon, diyet değişikliğinin sağlığı etkileyip etkilemediğini görmek için, katılımcıları yeterince uzun süre izlemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Bitkisel gıdaların metabolik yararlarını inceleyen Evelyn Medawar da, “Potansiyel gıda eksiklikleri nedeniyle vegan beslenmeye kuşkuyla yaklaşan birçok kişi var, ancak şimdi araştırmacılar hem bunu ve hem de uzun vadeli fayda ve riskleri araştırıyor” diyor.

“Vegan diyet, kemik yoğunluğu ve kırıklar hariç, genel sağlığın daha iyi olmasını sağlıyor gibi görünüyor” diye de ekliyor.

Özel olarak vegan diyetiyle ilgili veri bulunmamasına rağmen, araştırmacılar mevcut bilgilerin genelde birkaç eğilime işaret ettiğini söylüyor.

Vegan beslenme genelde sağlığa yararlı, ancak alınan kalsiyum oranı düşük ve B12 eksikliğine yol açması mümkün.

Veganların vücuttaki kilo-yağ oranını gösteren boy-kilo endeksi, ya da yaygın adıyla vücut kitle indeksi daha düşük. Bu da kolesterol seviyelerinin daha iyi, tansiyonlarının da daha düşük olmasını sağlıyor.

Sonuçta vegan diyeti de diğerleri gibi bir diyet. Yediğiniz yiyeceklere bağlı olarak hastalık riskini düşürebilir de artırabilir de.

Faidon, “Bitkisel gıdalara dayalı bir diyet, içinde et de olan sağlıksız bir diyetle karşılaştırıldığında, kesinlikle daha iyi” diyor.

“Fakat meyve, sebze, baklagiller açısından zengin, ama ete az yer veren Akdeniz diyeti gibi bir beslenme tarzının da en az vegan beslenme kadar sağlıklı olduğunu gösteren bulgular var” diye de ekliyor.

Vegan diyetin diğer beslenme tarzlarından daha sağlıklı olup olmadığını anlamak için daha birçok araştırma yapılması gerekiyor.

Uzmanlar o zamana kadar, veganlara bol meyve, sebze ve B12 takviyesi içeren bir beslenme tarzı benimsemelerini ve vegan abur cubur alternatiflerinden kaçınmalarını tavsiye ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da ‘Büyük Türbülans Dönemi’ Uyarısı

Artan enerji ve gıda fiyatları, yükselen enflasyon, en gelişmiş ekonomilere sahip Avrupa ülkelerinde de geçim sıkıntısını, toplumsal huzursuzluğu artırıyor. Uzmanlar kış aylarında pek çok Avrupa ülkesinin sokak gösterilerine, kitlesel protestolara sahne olabileceği uyarısında bulunuyor.

Küresel risk ve stratejik danışmanlık şirketi Verisk Maplecroft’un açıkladığı son Sivil Huzursuzluk Endeksi, dünya genelinde ülkelerin yarısından fazlasında toplumsal huzursuzluk riskinin arttığına dikkat çekiyor.

Raporda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gıda ve yakıt fiyatlarında büyük artışa yol açtığı, dünya genelindeki hayat pahalılığı krizini de körüklediği belirtilirken “Oysa henüz tüm sonuçları, etkisini daha göstermedi” vurgusu yapılıyor.

‘Ciddi toplumsal olaylar yaşanabilir’

En çok orta gelirli, gelişmekte olan ülkelerdeki riskte artış olduğu vurgulanırken daha zengin, refah düzeyi yüksek Avrupa ülkelerinde de benzer riskler bulunduğunun altı çiziliyor. Almanya, Hollanda, İsviçre ve Bosna Hersek toplumsal huzursuzluk riskinin arttığı Avrupa ülkeleri olarak sıralanıyor.

Verisk Maplecroft’un kıdemli analisti Torbjorn Soltvedt, “Bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinde, kış aylarında, çok daha ciddi toplumsal olaylar yaşanması, kimse için sürpriz olmaz” öngörüsünü aktardı.

Şirketin yayımladığı rapora göre, ancak küresel gıda ve enerji fiyatlarındaki önemli bir orandaki düşüş, dünya genelindeki sivil huzursuzluk riskinde gerileme sağlayabilir.

Siyasilere tepki artıyor

Avrupa genelinde hükümetler, bir yandan devreye soktukları tasarruf önlemleri ile enerji kriziyle baş etmeye çalışırken aynı zamanda destek paketleri ile geçim sıkıntısı artan halkı rahatlatmayı umut ediyor.

Almanya ve İspanya, bu ülkeler arasında yer alıyor. İspanya hükümeti, tüketicileri rahatlatmak için doğalgaza uygulanan katma değer vergisini üç aylığına yüzde 21’den yüzde 3’e düşürdüğünü duyurdu.

Yüksek enerji ve gıda fiyatları nedeniyle halkın artan tepkisini destek paketleriyle yumuşatmaya çalışan Alman hükümeti üzerindeki baskı da gün geçtikçe artıyor, kamuoyu yoklamaları da koalisyon hükümetine desteğin gerilemekte olduğunu gösteriyor.

Scholz: Almanya büyük ihtimalle krizsiz atlatabilecek

Almanya’da 1 Eylül itibariyle ülke genelinde enerjide tasarruf edilebilmesi için öngörülen yeni önlemler devreye girdi.Hem bireylere hem de şirket ve kurumlara yükümlülük getiren bu önlemlerle Almanya, Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, kış aylarını bir kriz olmadan atlatabileceklerine olan inancını dile getirdi.

Bu hafta Essen’de yurttaşlarla diyalog etkinliğinde konuşan Scholz, “Almanya, Rusya gaz arzını tamamıyla durdursa da, büyük bir ihtimalle bu kışı kriz olmaksızın atlatabilecek” dedi.

Ancak enerji fiyatları ve enflasyondaki rekor artışlar, halkı endişelendiriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un son anketine göre Almanya’da her iki kişiden biri kış aylarında evini daha az ısıtmaya düşünüyor.

Avrupalı siyasetçiler ise çıkış yolu arıyor. Gündeme getirilen önerilerden biri de Avrupa elektrik piyasasında yapısal reforma gitmek. Bu yolla, enerji fiyatlarındaki artışın tüketiciler üzerinde oluşturduğu yükün hafifletmesi umut ediliyor.

Vaatler gerçekçi mi?

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, elektrik piyasasında yapısal reform için önümüzdeki haftalarda adımlar atacaklarını, olağanüstü durumlar için de süreç belirleyeceklerini duyurdu.

Ancak enerji uzmanları, bunun siyasetçiler tarafından dile getirildiği kadar kolay bir süreç olmadığını, bu yolla kısa vadede yurttaşları rahatlatacak bir sonuç alınmasının mümkün olmadığını söylüyor.

Düşünce kuruluşu Bruegel uzmanlarından Georg Zachmann da Avrupa elektrik piyasasında fiyatların büyük ölçüde doğalgaz enerji santrali tarafından belirlendiğine dikkat çekerek “Talep düşük olduğunda rüzgar enerjisi yoluyla elde edilen daha ucuz elektrik ile bu talep karşılanabiliyor. Ancak şimdi yüksek maliyetli doğalgaz enerji santralleri kullanılıyor. Fiyatları da bunlar belirliyor” dedi.

“Büyük türbülans” dönemine mi girildi?

Bu arada hava sıcaklıklarının önümüzdeki aylarda nasıl seyredeceği de Avrupa’daki krizin boyutunu belirleyecek en önemli etkenlerden.

Şayet bu kış çok soğuk geçerse, enerji krizi korkulandan daha da büyük bir boyuta ulaşabilir, hayat pahalılılığı da aynı şekilde daha da artar.

Uzmanlar, sadece enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu körüklemediğine, iklim değişikliği, yol açtığı kuraklığın da önemli bir faktör olduğuna, gıda fiyatlarının yükselmesine yol açtığına işaret ediyor.

İklimin etkileriyle ilgili araştırmalar yürüten Postdam Enstitüsü (PIK) Direktörü Johan Rockström, dünyanın “büyük türbülans” dönemine girmiş olabileceğine işaret ediyor.

Rusya’nın Ukrayna işgali ile birlikte, fosil yakıtlarla ekonomik büyüme modelinin yerle bir olduğuna dikkat çeken bilim insanı Rockström, temiz enerji kaynaklarındaki yetersizliğin, Almanya gibi ülkeleri, kışın elektrik kesintileri riskiyle karşı karşıya getirdiğini kaydetti.

Tünelin sonunda ışık var mı?

İnsanlığın varlığını güvenli bir şekilde sürdürebilmesi için “Gezegensel Sınırlar” ismini taşıyan konsepti geliştiren Rockström, güçlüklerle dolu bir döneme girildiği, bu dönemin de onlarca yıl sürebileceği uyarısında bulunarak “Ancak bu dönüşüm, insanlığın daha ucuz ve temiz enerji temin etmesini sağlayabilir” değerlendirmesini yaptı.

Bu yolla daha istikrarlı, daha adil paylaşımın olduğu bir düzenin inşa edilebileceğine vurgu yapan Rockström, “Birkaç otokratın elinde olmadığı için daha demokratik olacak, her ulusun hatta her hanenin kendi enerji kaynağı olabilecek” diye konuştu.

Ancak İsveçli bilim insanı, bu hedefe ulaşmak için liderlerin fosil yakıtlara yatırım yapmaya son vermek gibi zorlu kararları almak zorunda olduklarını vurguladı.

Rockström, “Ben o döneme (dönüşüm) girmiş olduğumuz kanaatindeyim çünkü gıda, enerji ve diğer pek çok sınırlı doğal kaynaklar konusunda duvara toslamaktayız” sözleriyle de bu değerlendirmesini tamamladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Altılı Masa İçin Çarpıcı İddia: Adayın Açıklanacağı Tarih

Altılı masanın cumhurbaşkanı adayına ilişkin tartışmalar sürerken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in katıldığı bir programda “Adayı ne zaman açıklayacaksınız?” sorusuna verdiği yanıt, gözleri altı liderin ikinci tur görüşmelerinin ilkini gerçekleştirecekleri 2 Ekim tarihine çevirdi.

Akşener’in aday açıklamasının tarihine ilişkin soru üzerine “2 Ekim’de bunu söz söyleyeceğim” demesine karşın, partilerin kurmayları erken seçimin gündeme gelip gelmemesine bağlı olarak bu konuda en erken tarih olarak 2022’nin aralık ya da 2023’ün ocak ayına işaret ediyor.

Altılı masa 2 Ekim Pazar günü saat 14.00’de CHP Genel Merkezi’nde toplanacak. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, toplantı öncesi hem davet hem de gündem önerilerini almak üzere beş lideri tek tek ziyaret edecek. Ancak Akşener’in yarattığı beklentinin aksine, 2 Ekim’deki toplantının gündeminde aday ismiyle ilgili bir başlığın yer alması beklenmiyor.

Partilerin kurmayları, ortak adayın açıklanacağı tarihin, seçimin zamanında yapılması halinde en erken 2023 ocak ya da şubat ayı olacağını ifade ederken, seçimin mayısa çekilmesi durumunda ise aralık ayında adayın açıklanabileceği belirtiliyor. Kurmaylar, “Son ana kadar aday açıklanmayacağı gibi son ana kadar bir isimle partiler kendisini bağlamaz. Ama elbette partilerin aday olarak görmek istedikleri kişilerin piar çalışmaları olacak” değerlendirmesini yapıyor.

Milliyet’ten Mehtap Gökdemir’in haberine göre; 2 Ekim’de yapılacak toplantıda, ortak ilkelerin, politikaların konuşulacağı ifade ediliyor. Cumhurbaşkanı adayının ismi değil ama parlamenter sisteme geçiş sürecinde ülkeyi nasıl yöneteceği, yetkileri, yapması gereken işler gibi detayların değerlendirilebileceği belirtiliyor.

Ortak aday nasıl belirlenecek?

Ortak adayın nasıl belirleneceğine ilişkin de birkaç formül konuşuluyor. Kurmaylar, “Seçeneklerden bir tanesi aday gösterilecek kişinin kamuoyu desteği. Ama tek başına o da değil. Altı partiye, millete, devlete, kurum, kuruluşlara, bürokrasiye güven veren bir isim olması lazım. ‘Yüzde 50 artı 1’ açısından güven dediğiniz o, millete de güven vermesi lazım. Yüzde 50 artı 1’i alamıyorsa istediği kadar Türkiye’nin meselelerine vakıf olsun işe yaramayacak. Hem masanın güvenini hem devletin güvenini hem kamuoyunun hem milletin güvenini kazanabilecek bir isim olması gerekiyor” değerlendirmesini yapıyor.

Anket seçeneğine ilişkin de, “Anket altı kişi, on kişi yarışa girsin, en yüksek oyu kim alsın, öyle bir çalışma olmaz. Sadece olabilecek isimlerin kamuoyu desteği görülmek istenir. Yoksa anketten kim çıkıyor, haydi masada konuşalım değil” görüşü dile getiriliyor. Kurmaylar adayın açıklanacağı tarihe yakın olası isim ya da isimlerin kamuoyunda daha yoğun tartışılacağına işaret ederek, “Kamuoyunun nasıl yaklaştığı görülür” değerlendirmesini de yapıyor.

Paylaşın

Maaş Promosyonunda ‘Enflasyon Düzenlemesi’ Talebi

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), banka maaş promosyon tutarlarında enflasyondaki artışa göre artış yapılması, çıkacak farkın tek seferde çalışanlara yatırılması istemiyle yapılan başvuruyu görüşecek.

KDK, çalışanlara bankalar tarafından verilen maaş promosyonlarında enflasyon düzenlemesi yapılmasına ilişkin başvuruları incelemeye aldı.

Kurum, gerekli incelemeleri yapacak ve ilgili kurumlarla görüşmelerde bulunacak. KDK’den yapılan açıklamaya göre, bir çalışan, 2021’de Sosyal Güvenlik Kurumu ve birçok kurum ile bir banka arasında 3 yıllığına imzalanan ve süresi devam eden maaş promosyon sözleşmelerinin, enflasyon ve ekonomik gelişmeler nedeniyle yenilenmesi için KDK’ye başvurdu.

Başvuruda, banka ile yapılan promosyon protokolünde, 111 liranın aylık bedel olarak belirlendiği, bunun 3 yıllık karşılığı olan yaklaşık 4 bin liranın da çalışanlara peşin ödendiği belirtildi.

İlgili kurumlarla görüşülecek

Sözleşmenin imzalanmasının ardından dünyada yaşanan ekonomik gelişmeler sonucu enflasyon oranlarında artış yaşandığı ifade edilen başvuruda, banka promosyon tutarında da enflasyondaki artışa göre artış yapılması, çıkacak farkın protokolün bitiş tarihine kadar olan dönem için yapılacak hesaplamaya göre tek seferde çalışanlara yatırılması istendi.

Ayrıca banka maaş promosyon tutarlarında sürekli artış sağlanması amacıyla yaptığı başvurunun daha önce Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygun bulunmadığı belirtilen başvuruda, promosyon sözleşmelerinin bankalarca revize edilmemesi halinde tek taraflı olarak sözleşmenin feshedilmesinin kurumlara herhangi bir mali külfet getirmeyeceği savunuldu.

KDK, başvuruya ilişkin gerekli incelemeleri yapacak ve ilgili kurumlarla görüşmeler gerçekleştirecek.

Paylaşın

Avrupa’nın En Büyük ‘Çöpçatanlık Festivali’ Geri Döndü

İrlanda’nın batı kıyısındaki küçük bir kasabada düzenlenen çöpçatanlık festivali iki yıl üst üste iptal edildikten sonra geri döndü. Yıllık festival taşradaki kaplıca kasabası Lisdoonvarna’da 165 senedir düzenlenmesine rağmen Kovid pandemisi yıllarında durduruldu.

Düzenlendiği ay boyunca etkinliğin katılımcı sayısı genelde 60 bini buluyor. Etkinliğin internet sitesi, festivalin 18’inden 80’ine kadar her yaştan kişinin ilgisini çektiğini söylüyor ama “yalnız çiftçilerden” özellikle bahsediyor.

Flört uygulamalarının yarattığı tükenmişlik onları iyice etkisi altına alırken, gerçek hayatta özel biriyle kıvılcımların çakmasını düşleyen, teknoloji yorgunu bekarlar katılımcı sayısını artırabilir.

Şenlikler sırasında, profillerden oluşan “şanslı kitabıyla” çöpçatan Willie Daly, çiftleri bir araya getirme umuduyla, çoğunlukla kasaba merkezindeki The Matchmaker (Çöpçatan) Bar’da faaliyet gösteriyor.

Festivalin internet sitesinde yer alan bilgiye göre Daly, kendisinden önce “utangaç çiftçilerin uygun bir hanımefendiyle tanışma cesaretini toplamalarına” yardımcı olan babasının ve büyükbabasının izinden giderek 50 yıldır bu işi yapıyor.

Çöpçatanlık becerilerini kendi çocuklarına aktaran Daly, binlerce evliliğe aracılık ettiği için övgü topluyor.

İnternet sitesinde şu ifadeler yer alıyor: Bugüne kadar 3 binden fazla evlilikle, Daly’nin işinde iyi olduğunu söyleyebilirsiniz. Ya da suçu, çöpçatanın serpiştirdiği büyülerin tutunma şansının daha da yüksek olduğu ortama atın.

Sonuçta, muhteşem İrlanda kırsalında minik bir sohbete sürüklenmek ve ardından dans pistine konuk olmak kolaydır.

Daly’nin profil kitabı yaklaşık 150 yıllık ve ona dokunan birinin 6 ay içinde evleneceği ya da halihazırda evliyse balayı dönemini yeniden yaşayacağı söyleniyor.

Aşkta ve çekimde başarı asla garanti edilmez ancak festival, aşk tanrısının oku ıska geçse bile eğlenceli bir mola sunabilir.

Festivalin çoğu gününde, “eğlence” ertesi gün öğlen 11’e kadar sürüyor ve country müzik sanatçıları ve DJ’ler kasabanın çeşitli yerlerinde canlı müzik yapıyor.

Festivalin sitesinde şu ifadeler yer alıyor: Dans etmek, kaynaşmak ve içmek; hepsi biraz biraz eğlenceli olsa da asıl ilgi çeken hâlâ aşk eşleşmesidir.

Dinlenme ve romantizm arayanlar da kasabanın mineral ve kükürt açısından zengin kaplıca suyunun tadını çıkarabilir. Lisdoonvarna’nın çöpçatanlık festivali 2-30 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek.

Çöpçatanlık festivalinin spin-off’u olan The Outing adlı LGBT festivali de 10-12 Şubat 2023 hafta sonu düzenlenecek.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Mevduat: Türk Lirası’nda Bitlis, Dövizde Aksaray Zirvede

Türk Lirası (TL) mevduata ilginin kur korumalı mevduatla (KKM) birlikte kısmen arttığı görülürken, TL’nin toplam mevduat içindeki payının en yüksek olduğu il Bitlis; döviz mevduatındaysa Aksaray liste başı.

Dünya’dan Barış Erkaya’nın Fintürk verilerinden aktardığına göre, mevduat tarafında dolarizasyonda kağıt üzerinde bir miktar gevşeme dikkat çekiyor. Fintürk verilerine göre 2012 yılının sonunda TL mevduatların toplam tasarruf mevduatları içerisindeki oranı yüzde 50’nin üzerinde olan şehir sayısı sadece 7 iken (yani kalan 74 şehirde toplam tasarruf mevduatının yarısından fazlası DTH’ta tutuluyorken) 2022 ilk yarıyıl sonuçlarına göre bu sayı 25’e çıktı. Özetle söylemek gerekirse artık her üç şehirden birinde DTH’tan daha fazla TL mevduat tutuluyor.

KKM etkisi

Fakat elbette bu dönem Kur Korumalı Mevduat ürününün hayatımıza girdiği bir döneme işaret ediyor. Yani her ne kadar mevduat TL’de görünse de getirisi doların performansına bağlı. Yani yine dolarize bir gelir… Peki hangi şehirlerde bu eğilim yüksek?

Ülkenin doğusunda özellikle KKM etkisinin yüksekliği görülüyor. TL Mevduat oranının en yüksek olduğu şehir Bitlis. Bitlis’teki tasarruf mevduatlarının yüzde 62’si TL mevduatlardan oluşuyor. Onu yüzde 60 ile Ardahan, yüzde 59.56 ile Şanlıurfa, yüzde 59.48 ile Kars, yüzde 57 ile Siirt izliyor.

DTH ağırlığı yüksek şehirler

Döviz tevdiatın daha ağır bastığı şehirlere baktığımızda ise elbette ilk sırada yurtdışından yapılan mevduatlar zirvede. Aksaray, Nevşehir, Yozgat, İstanbul, Kütahya, Kayseri, Kırşehir, Bingöl, Karaman gibi şehirlerde hala DTH oranı çok yüksek.

Fakat bu şehirlerin bazıları son altı ayda TL mevduat oranı en hızlı yükselen şehirler sıralamasında da yer alıyor. Iğdır’da 2021 sonunda yüzde 32 olan TL mevduat oranı 2022 Haziran ayında yüzde 41’e çıkmış. Gaziantep’te yüzde 36’dan yüzde 45’e, Uşak’ta yüzde 31’den yüzde 40’a, Çorum’da yüzde 35’ten yüzde 44’e, Niğde’de yüzde 44’ten yüzde 53’e yükseliş var.

Sıralamanın kalanında Nevşehir, Trabzon, Kayseri, Hatay, Bilecik gibi şehirler bulunuyor. TL mevduatın son altı ayda en az arttığı ya da KKM’den yola çıkarsak Kur Korumalı Mevduata en az rağbet gösteren şehirler arasında ise Bingöl, Hakkari, Artvin, Kilis, Karabük, Rize, Elazığ, Manisa, Kırklareli sıralamanın üst sıralarında yer alıyor.

DTH cazibesi kalır mı?

Yani toplam tabloya bakıldığında KKM, birçok şehri etkisi altına almış ve bireysel yatırımcıların TL mevduata yönelimi artırmış olsa da hala çok ciddi bir DTH ağırlığı dikkat çekiyor. Diğer yandan benzer bir tablonun 2022’nin kalanında devam edip edemeyeceği cevabı en merak edilen sorulardan biri. 30 Aralık 2021, yani analizin başlangıç noktasında dolar kuru 13.17 TL seviyesinde.

Bitiş noktası olan 30 Haziran 2022’de ise 16.7 TL. Yani aradan geçen altı ayda doların getirisi yüzde 27. Benzer bir getirinin sağlanabilmesi için Haziran sonunu baz alırsak doların gelmesi gereken seviye 21.2 TL seviyeleri. Şu ana kadarki getirisi altıncı aydan itibaren yüzde 9 seviyelerinde. Aynı cazibenin yaşanıp yaşanmayacağı doların bundan sonraki günlerde yaşanacak seyriyle alakalı olacak.

Paylaşın