İmamoğlu: Erdoğan’ı Mertçe Mindere, Sandığa Davet Ediyorum

Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız” dedi ve ekledi:

“Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi ifşa” suçlamasıyla hakkında düzenlenen yeni iddianameye ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Siyaset yasağı ve 4 yıla kadar hapsi istenen Ekrem İmamoğlu ” “Bugün savcının oluşan iddianamesiyle şu anda beşinci siyaset yasağıyla ilgili iddianame oldu. 25 yılı aşan hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Beni siyaseten devre dışı bırakan kişinin adı da belli, sayın cumhurbaşkanı…” dedi.

İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci… 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianame kaleme alınacak bir şey değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Erdoğan beni hedef gösteriyor.

Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. 25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var.

Heybedeki turplardan kendisi bahsediyor, ceza almalı diyor. İnsanları tehdit ediyor. Sanatçıyı, iş insanını, siyasetçiyi… Kimse konuşmasın istiyor, böyle bir şey olabilir mi? İstediğimiz mertlik. Mertliğin yeri sandık. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır. Mertliğin simgesi olan Kasımpaşa’nın adına yakışır şekilde davranmaya davet ediyorum sayın Cumhurbaşkanı’nı. Biz mertçe mücadeleye hazırız.

Hapse atılan belediye başkanları, genel başkanlar, meclis üyelerinin tek suçu bir kişiye karşı olmak, ona karşı seçimi kazanmak, 20 yıl sonra Türkiye’de birinci parti olmak. Partiye bile göz koydular. Bütün bu süreçleri milletimizin demokrasi aşkına güveniyorum.”

“TÜSİAD konuşmuş, konuşacak”

TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, yaptığı bir konuşmada, iktidara sert eleştiriler getirmiş ve ardından bu konuşmaya soruşturma başlatılmıştı. İmamoğlu, TÜSİAD’a başlatılan soruşturmaya da tepki gösterdi.

İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu’na yapılan bu taciz, bu süreç o kurum ve kuruluşların içinde olan kişilere yapılsa, size, ailenize, kuruluşunuza yapılsa ne yapacaksınız, mutlu mu olacaksınız? Olmayacaksanız siz de ses çıkaracaksınız. O nedenle TÜSİAD konuşmuş, konuşacak. Ben olsam TÜSİAD üyelerinin yerinde konuşurum, hepsi tek tek konuşmalı” dedi ve şu vurguları yaptı:

Arkamda duyduğum en büyük gücün de 86 milyon insanımızın o duygularıdır. İddianame benim hiç umurumda değil, vız gelir tırıs gider. Bahsi geçen konudaki 4 gazeteci dostuma da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Demokrasinin olmadığı yerde sermaye de gelmez üretim de olmaz. Milletimize ve geleceğine yazık ediyorsunuz.

İmamoğlu adaylık süreci hakkındaki bir soruya da şu yanıtı verdi: “Partimizin Türkiye demokrasi tarihine geçecek büyük bir demokrasi devrimini yaptığı bir dönemdeyiz. Partimizin tariflediği süreç başlamıştır. Bu hafta cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen insanların başvuru yapması gereken bir hafta.

Milletvekillerimizin desteği süreci belirleyecektir. Benim durumum ortadadır ama milletimizin takdiri ve elbette ki parti üyelerimizin onayı, TBMM grubunda olan milletvekillerimizin tespitleri yol haritamızı çizecektir. Bu haftanın her anını her gününü takip edeceğim, istişare içinde olacağım.”

“Bu millet cesur olanı, mert olanı sever”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladıktan sonra sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da şu ifadeleri kullandı:

“Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever.”

Paylaşın

Sosyal Yardıma Bağımlı Hane Sayısı 3,5 Milyonu Aştı

Türkiye’de 2014 yılında 2 milyon 274 bin 182 olan düzenli sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısı, 2024 yılında yüzde 55 artarak 3 milyon 537 bin 185’e yükseldi.

Sosyal yardımlara bağımlı hane sayısının her yıl artması, ekonomik daralmanın ve gelir adaletsizliğinin yoksulluk üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayımlanan rapora göre, 2024 yılı itibarıyla 3,5 milyondan fazla hane, toplamda 14 milyondan fazla yurttaş sosyal yardımlarla geçimini sağlamak zorunda kaldı.

Karar’ın aktardığı bakanlık verilerine göre; Türkiye’de 2014 yılında 2 milyon 274 bin 182 olan düzenli sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısı, 2024 yılında yüzde 55 artarak 3 milyon 537 bin 185’e yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise sosyal yardımlardan yararlanan birey sayısının 14 milyon 148 bin 740’a ulaştığını ortaya koydu.

Aile Destek Programı, 2024 yılının Aralık ayında 2 milyon 990 bin 408 hane tarafından kullanıldı. Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) programı kapsamında ise yıl sonu itibarıyla 170 bin 317 çocuk destek aldı.

Sosyal yardımlar kapsamında farklı destek programlarından yararlanan hane sayıları şöyle sıralandı:

Yakacak yardımı: 1 milyon 587 bin 728 hane
Doğalgaz tüketim desteği: 521 bin 408 hane
Elektrik tüketim desteği: 3 milyon 428 bin 491 hane

Ayrıca, Aralık 2024’te 7 milyon 926 bin 871 kişinin Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu devlet tarafından karşılandı.

Bakanlık raporunda, 2024 yılında 21 bin 380 hanenin “oturulamayacak derecede bakımsız” olduğu tespit edildi. Bu durum, dar gelirli vatandaşların barınma krizini derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Açıklama: Eşitlik Temelinde Çözüm

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Bu süreçte halkımızın beklentisi ve umudu, özgürlük, barış ve eşitlik temelinde bir çözümdür” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, DEM Parti Milletvekilleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Mehmet Kamaç ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından oluşan heyetin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temasları sürüyor.

Heyet bugün de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi. Neçirvan Barzani’nin ofisinde gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 buçuk saat sürdü. Görüşmede İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere ilişkin bilgilendirmede bulundu, Barzani’nin sürece ilişkin görüş, öneri ve düşüncelerini aldı.

Görüşme sonrası açıklama yapan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, “Başkan Mesut Barzani ile görüşmelerimize başladık, 1 saat 45 sürdü. Heyetimiz Sayın Öcalan’ın selamlarını ve çözüme dair mesajlarını aktardı. Bugün de Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşme gerçekleştirdik. Aynı şekilde Sayın Öcalan’ın selamlarını, çözüm sürecinin gelişmesi için Sayın Öcalan Mesut Barzani’nin düşüncelerine ve Neçirvan Barzani’nin düşüncelerine önem veriyor” dedi.

Görüşmelerde Kürtlerin geleceği üzerine konuştuklarını ifade eden Bayındır konuşmasına şu şekilde devam etti: “Çözüm ve barış nasıl gelişir, Kürt aktörlerinin bu süreçteki rolleri nasıl olmalı üzerine konuştuk. Kürt halkı ve Ortadoğu halklarının Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü bekliyor. Kürt sorununu Türkiye’de çözümü pozitif olarak Ortadoğu’ya etki edecektir.

Kürt sorunu bölgesel ve ulusal bir sorun haline geldi. Dünyanın tüm güçleri Kürt sorununun çözümü için konuşuyor. En büyük rolü oynayacak olan da Kürt aktörlerdir. Sayın Öcalan çözümün gelişmesi için büyük inisiyatif alarak, Kürt sorununun şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine çekmeye çalışıyor. Bu yol haritası Ortadoğu’daki kaos ve krizi de sonlandıracaktır.

“Halkımızın beklentisi eşitlik temelinde bir çözüm”

Bu konuda Sayın Mesut Barzani büyük bir destek verdi, sürece destek vereceğini söyledi. İki gündür Erbil’deyiz, iki önemli görüşme gerçekleştirdik ve iki görüşme de iyi geçti. Bu görüşmelerin sonuçları sadece Kürt halkının geleceği için değil, Ortadoğu halklarının geleceği için de önemli olacaktır. Tüm krizlerin demokratik ve hukuk temelinde çözülmesi için de ön açıcı olacaktır. Bu süreçte halkımızın beklentisi ve umudu, özgürlük, barış ve eşitlik temelinde bir çözümdür.

Kürt aktörler, Kürt halkının tüm kurum ve kuruluşları, bu meseleye ulusal bir temelde yaklaşıyor. Bu sürece desteklerini ifade ediyor. Heyetimiz Erbil’deki ziyaretlerinin tamamlıyor ve buradan Süleymaniye’ye geçiyoruz. Bafil Talabani ve Kubat Talabani ile görüşmemiz olacak. Bu görüşmelerin ardından yazılı bir açıklama yapacaktır. İmralı Heyeti adına Erbil’de Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani ile yaptığımız görüşmeler nedeniyle teşekkür ederiz.”

Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Hakkında İstenen Toplam Hapis Cezası 23 Yılı Aştı

Bilirkişi S.B. soruşturmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep edildi.

Haber Merkezi / Ekrem İmamoğlu, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan ‘bilirkişi S.B’ soruşturması davaya dönüştü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında, “yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla iddianame hazırladı.

Savcılık, İmamoğlu’nun 27 Ocak’ta düzenlediği basın toplantısında, bilirkişi S.B.’yi soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar vermesi amacıyla alenen hedef gösterdiğini iddia etti. İmamoğlu’nun 2 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep savcılık ayrıca İmamoğlu’na siyasi yasak istedi. İddianame ile ilgili sosyal medya hesaplarından açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bir kez daha Erdoğan’ı hedef aldı.

Ekrem İmamoğlu, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever” dedi.

İstanbul Güreş İhtisas Eğitim Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Spor Tesisi Temel Atma Töreni’nde iddianameye ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Yargı sistemimize büyük bir kara leke gibi işlenen zaman dilimini yaşıyoruz. İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci ve 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianameyi, kaleme bile alınacak işler değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı” diye konuştu.

Erdoğan’ın 2019 yerel seçimlerinin ardından İstanbul’daki oylamaya ilişkin olarak yaptığı, “İstanbul’da 13 bin oy farkla kimsenin ‘kazandım havasına’ girmeye hakkı yok” ifadelerini hatırlatan İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“2019’dan bu yana Cumhurbaşkanı bu hamleleri birkaç kez daha yapmıştır, denemiştir, normalleştirmişti. Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) etki altında tutmak adına ‘Sen 13 bin oyla İstanbul’da seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ diyecek kadar… Ki demokraside 1 oyla bile seçim kazanılır. O günden bugüne muhtelif konuşmalarıyla Türkiye demokrasisini zedelemiştir. Hukuk ve yargı sistemini kötü etkilemiştir.”

Yaşadığı soruşturmalardan Erdoğan’ı sorumlu tutan İmamoğlu, “Bu süreçlerin tamamının savcılığına soyunanlar kendileri. Bunu kendi diliyle ifade ediyor ama sonra da ‘Beni ilgilendirmiyor, bu yargının işi’ diyecek kadar da sürece talihsiz açıklamalar yapıyor. 25 yıla yakın hapis cezası ile yargılandığım sürece dair ve ayrıca beş kez siyasi yasak getirilmeye çalışılan kişi olarak ben diyorum ki; ‘Bütün bunların arkasında Sayın Cumhurbaşkanı var'” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın kendisini hedef gösterdiğini savunan İmamoğlu katıldığı “güreş tesisinin temel atma törenindeki” konuşmasında “mertçe güreşme” vurgusu yaptı.

“Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. Mertliğin yeri de sandık. Hukuksuzlukla düze çıkamayız. İddianameler vız gelir tırıs gider. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır. Biz mertçe mücadeleye hazırız.”

İmamoğlu hakkında ocak ayının sonlarında soruşturma başlatıldığı duyurulmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır” denilmişti.

“Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir” ifadeleri de yer almıştı.

Öte yandan, İmamoğlu da geçtiğimiz günlerde, Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu döneme ilişkin ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla açılan siyasi yasak ve hapis istenen davaya da atanan bilirkişi S. B. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘Görevin Kötüye Kullanılması’, ‘Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik’, ‘Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Ekrem İmamoğlu bilirkişi hakkında neler demişti?

Ekrem İmamoğlu, 27 Ocak’ta Saraçhane’deki belediye binasında gerçekleştiği basın toplantısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri ile ilgili soruşturmalarda sürekli bilirkişi olarak atanan S.A.’nın ismini açıklayarak, art niyetli olduğunu söylemişti.

2015’te Beylikdüzü Belediye Başkanlığı sırasında yapılan ihaleyle ilgili açılan davada, Danıştay’ın lehte karar vermesine rağmen ihalenin yeniden dava konusu olduğunu belirten İmamoğlu, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu bilirkişi, raporunu sundu, ihalede sorumluluğum olduğunu iddia etti. Belediye iç denetçisinin raporu hakkında işlem yapmamışım. İddianameye girdi. Bu iddia çok ciddi ve önemli. Yalnız ortada bir sorun var. Böyle bir rapor yok. 2 Şubat 2024’te, İETT hakkında yürütülen bir soruşturmaya, yine bilirkişi olarak S. Bey atandı. Geçtiğimiz Eylül ayında, asfalt firmamız İSFALT ile ilgili yürütülen bir soruşturmada da bilirkişi olarak yine S. Bey tercih edildi.

Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarının ardından, konunun İBB’ye getirilmek istendiğini belirtmiştim. İşte bilirkişi S. Bey’e verilen bu 2 dosya da aynı soruşturmada yer alıyor. 2018 yılında İSBAK şirketimizde yapılan bir ihale ile ilgiliydi. Usulsüzlük tespit ettik. Mahkemeye verdik. Mahkeme, 2023 yılında bu soruşturmada, yine ünlü bilirkişi S. Bey’i tercih etti. Sonuç ne oldu? S.Bey, ‘usulsüzlük var’ dediği dosya için, ‘kusur yok’ raporu verildi.”

“Bilirkişinin ifşa edilmesi” soruşturmasında istenen cezalar belli oldu

Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısında adı geçen bilirkişiyle bir telefon görüşmesi yapan ve bu görüşmeyi yayınlayan gazeteciler hakkında da iddianame hazırlandı. Görüşmeyi yapan gazeteci Barış Pehlivan ile Halk TV Programlar Müdürü Kürşad Oğuz’a “kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kayıt etmek”, “yargı görevini yapanı etkileme”, “kayda alınan konuşmaların basın, yayın yoluyla yayınlanması” suçlarından 6 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası istendi.

Soruşturma kapsamında tutuklanan Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, Seda Selek ve Serhan Asker’e “kayda alınan konuşmaların basın yayın yoluyla yayınlanması” ve “yargı görevini yapanı etkileme” suçlarından 4 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Bilirkişi S.A. şikayetçi oldu

Toplantıda, Cumhurbaşkanı’nın sık sık kullandığı “Turpun büyüğü heybede” sözlerini 71 yaşındaki bilirkişi için sarf eden İmamoğlu’nun tüm ifadeleri iddianamede yer aldı. İddianamede müşteki olarak yer alan S.A. ise suçlamaları reddetti ve hiçbir zaman hukuksuz bir işe imza atmadığını söyledi.

Bilirkişi, İmamoğlu’nun açıklamaları sonrası sosyal medyada hakkında karalama kampanyaları yapıldığını söyleyerek şikayetçi oldu. Bugüne kadar 24 CHP’li belediye hakkındaki soruşturmalarda bilirkişi olarak görev yaptığını söyleyen S.A bunlardan 22’sini soruşturma dosyasına sunduğunu belirtti.

Başsavcı Akın Gürlek davasında ilk duruşma 11 Nisan’da

İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili sözleri nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame ise kabul edildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, İmamoğlu’nun 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor. Davanın ilk duruşması 11 Nisan’da görülecek.

İddianamede, İmamoğlu “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermekle” suçlandı.

Anadolu Ajansı’na göre İmamoğlu’nun ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesi kapsamında “atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılması” talep edildi.

İmamoğlu iddianamenin tarafına ulaştırılmadan önce basına sızdırılmasına sosyal medyada tepki göstermişti: “Daha mahkemeye ve avukatlarıma gönderilmeden iktidar medyasına dağıtılan evrak paniklerinin resmidir… Erdoğan, belli ki seçimde milletin önüne mertçe çıkmak yerine, masabaşı oyunlarıyla ayakta kalacağını sanıyor. Milletimiz demokrasiye ve kendi seçme hakkına zerre itibar etmeyene artık itibar etmemektedir. Bunu da heybenize yazın.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de “Beş gün içinde iddianame yazılıyor. Koskoca Cumhuriyet Başsavcılığının başka hiç mi işi yok?” dedi.

Paylaşın

2025 BAFTA Ödülleri: Kazananların Tam Listesi

Britanya Film ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından verilen BAFTA Film Ödülleri’nin kazananları David Tennant’ın ev sahipliğinde Londra’daki The Royal Festival Hall’da düzenlenen törenle açıklandı.

2025 BAFTA Ödülleri’nde dörder ödül alan Conclave ve The Brutalist birinci oldu. En İyi Erkek Oyuncu ve Kadın Oyuncu ödüllerini sırasıyla The Brutalist ve Anora filmlerindeki başrolleriyle Adrien Brody ve Mikey Madison aldı.

Diğer ödül kazananlar arasında A Real Pain filmiyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü alan Kieran Culkin ve Emilia Perez filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alan Zoe Saldana var.

Geceye damgasını vuran iki filmden biri olan The Brutalist, Holokost’tan kaçan Macar mimar Laszlo Toth’un ABD’de çalışarak hayatını yeniden kurma mücadelesini anlatıyor. Conclave ise yeni Papa’yı seçmek zorunda kalan bir kardinal grubunun entrika yüklü hikayesine odaklanıyor.

Bu iki film dışında Wicked, Emilia Perez, Anora, Dune, A Real Pain ve Wallace and Gromit: Vengeance Most Fowl geceden ikişer ödülle döndü.

Ödül Kazananların Tam Listesi:

En İyi Film: Conclave
En İyi İngiliz Filmi: Conclave
En İyi Yabancı Dilde Film: Emilia Perez
En İyi Yönetmen: Brady Corbet – The Brutalist
En İyi Kadın Oyuncu: Mikey Madison – Anora
En İyi Erkek Oyuncu: Adrien Brody – The Brutalist

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Zoe Saldana – Emilia Pérez
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Kieran Culkin – A Real Pain
En İyi Özgün Senaryo: A Real Pain
En İyi Uyarlama Senaryo: Conclave
En İyi Animasyon Filmi: Wallace and Gromit: Vengeance Most Fowl
En İyi Aile Filmi: Wallace and Gromit: Vengeance Most Fowl

En İyi Görüntü Yönetimi: The Brutalist
En İyi Kostüm Tasarımı: Wicked
En İyi Saç ve Makyaj: The Substance
En İyi Prodüksiyon Tasarımı: Wicked
En İyi Ses: Dune: Part Two
En İyi Görsel Efekt: Dune: Part Two

Paylaşın

DEM Partili Belediye Başkanı’na “Cumhurbaşkanı’na Hakaret”ten Gözaltı

31 Mart Yerel Seçimleri’nde DEM Parti’den Tatvan Belediye Başkanı seçilen Mümin Erol, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” gerekçesiyle gözaltına alındı. Erol’un ifade işlemleri devam ediyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tatvan Belediyesi Eş Başkanı Mümin Erol “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle gözaltına alındı. Belediye binasında gözaltına alınan Mümin Erol’un emniyetteki ifade işlemleri sürüyor.

Öte yandan 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AK Parti’den DEM Parti’ye geçen Tatvan Belediyesi’nin Eş Başkanı Mümin Erol, mazbatasını aldıktan sonra göreve başladığı gün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını makam odasından kaldırmıştı.

Söz konusu olaya ilişkin görüntüler daha sonra bazı haber sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında yayınlanmıştı. Bunun üzerine Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı, Erol hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan resen soruşturma başlatmıştı.

Mümin Erol, soruşturma kapsamında verdiği ifadenin ardından yaptığı basın açıklamasında “Tek amacınız kayyum atamak olduğunu emin olun biliyoruz. Ama her şeye rağmen bizler kanunlara bağlı olmaya devam edeceğiz. Sizlere rağmen suç işlemeyeceğiz. Tatvanlılara hizmet etmeye devam edeceğiz” demişti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Bu Sömürge Hukuku Değilse Nedir?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Van Büyükşehir Belediyesine atanan kayyıma ilişkin, “Fazla söze gerek yok. Alınan önlemlere bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kenti der misiniz? Bu işgal değil de nedir? Bu sömürge hukuku değilse nedir?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Van’da kayyum atamaları ve İmralı sürecine ilişkin açıklama yaptı.

Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:  “Gelê Wanê mêvanên delal hûn bixêr hatin li ser çavan li ser saran hatin. Değerli basın emekçileri hepinizi saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz. Fazla söze gerek yok. Allah aşkına şu an alınan önlemlere, TOMA’lara, Türkiye’nin dört bir yanından buraya yığdırılan kolluğa bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kentidir der misiniz? Bu bir işgal değil de nedir Allah aşkına! Böyle bir görüntü Türkiye’nin başka bir yerinde var mı? Bu sömürge hukuku değil de nedir? Gençlerin işkence ile gözümüzün önünde gözaltına alındığı, insanların bizimle buluşmasının engellendiği, Van halkıyla bizim aramıza bariyer, kalkan koymaya çalışan bu aklı kınıyorum.

Bu akıl yüzyıldır bu topraklarda hüküm sürüyor. Eğer yüzyıldır uyguladığınız inkarcı politikalar, red ve bastırma politikaları sonuç alsaydı, Bekir Kaya olur muydu, Nazmi Gür olur muydu, Abdullah Zeydan olur muydu, Neslihan Başkanımız olur muydu? Allah aşkına bu tekçi politikalarınızdan artık vazgeçin. Van halkı 14-14 yaparak size en büyük cevabı verdi. Van halkı “Bekir Kaya’yı alırsınız, belediyeyi gasp edersiniz ama ben de sandıkta hesabı 14-0 ile sorarım” dedi. Sizler buradan ders çıkarmak yerine 3 dönemdir Kürt halkının iradesine kayyım atayarak bu halkı durduracağınızı, kıracağınızı, davasından, kimliğinden vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Büyük yanılırsınız.

Van halkıyla aramıza bariyer koyarak Van halkının kimliğinden vazgeçeceğini mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Bu Van öyle bir Van’dır ki haksızlığa, adaletsizliğe, onursuzluğa asla izin vermez. Bu Van yiğitlerin kentidir, barış annelerinin, onurluca mücadele eden yılmayan kadınların kentidir. Bu Van umudun, özgürlüğün, demokrasinin peşinde koşan gençlerin kentidir. Van yenilmez, pes etmez, Van gaspçı, hırsız kayyımlara asla onay vermez. Sizlerin Antep’ten, Gümüşhane’den, Kars’tan, Ardahan’dan buraya yığdığınız bu kolluk ve kayyımınız geçicidir.

Ama bin yıllardır burada yaşayan onurlu Van halkı kalıcıdır. Sizler gideceksiniz, yolsuzluk, hırsızlık yapan kayyımlarınız gidecek. Van halkının onurlu iradesi bir gün mutlaka burada tekrar iktidar olacaktır. Tekrar yerel yönetimleri alacaktır. Sizler gidicisiniz. Onun için zulüm yaparak vazgeçireceğinizi, kayyım atayarak bir daha yerel yönetimlerde halkın kendi iradesine sahip çıkmayacağını düşünüyorsanız yanılırsınız. 14-0 Van halkının onurudur. Bizler de onurlu Van halkının 14-0’ına sahip çıkacağız. 14-0 bizim için bir künye, sizin de alnınıza yazılmış kara bir lekedir. Ama lekeden utanır mısınız onu bilmem.

Ne demek istiyorsunuz siz şimdi? Kürtler siyaset yapamaz, Kürtler seçemez mi diyorsunuz? Kürtler belediye alamaz mı diyorsunuz? Dünyanın neresinde bir halkın iradesine 3 dönemdir kayyım atanıyor, gasp ediliyor? Hem de nasıl bir gasp. Allah aşkına gecenin 2’sinde 3’ünde sanki yabancı bir devletin bir kentini işgal ediyormuş gibi plastik mermilerle, joplarla, gazlarla onuruna sahip çıkan halkı yerlerde sürükleyerek döverek gözaltına alarak vazgeçiremezsiniz.

Eş Başkanımızın gözünü morartabilirsiniz ama direncini, onurunu, bağlılığını asla geri çeviremezsiniz. Bu morarmış göz sizin için büyük bir kötülük bizim için onurdur. Halkımız için dövülürüz de, sürükleniriz de, cezaevleri de yatarız, işkence de görürüz ama Bekir Kaya gibi Nazmi Gür gibi asla pes etmeyiz, asla eğilmeyiz, asla yorulmayız. Bu halkın davası onurlu bir davadır. Bu onurlu davanın demokratik bir barış ve eşit haklarla sonuçlanması için de mücadele etmeye, kazanmaya, halkın iradesine onuruna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yargı kumpasıyla bizi vazgeçireceğimizi mi sanıyorsunuz?

Bütün Türkiye bütün dünya duysun. Abdullah Zeydan ne yapmış, hırsızlık yapmamış yolsuzluk yapmamış. Bir savcı beyefendi talimat üzerine suç icat etmiş. Bilirkişi ne demiş, bilirkişi demiş ki kardeşim böyle bir suç işlenmedi. O gün orada önlem alan jandarma ne demiş, demiş ki hayır bahsedilen şahıs suç mahalline gitmemiş. Peki utanmazlar sizin kendi kurumlarınız bir suç yok, bir suç oluşmamış demesine rağmen talimatla Abdullah Zeydan’a kayyım atayarak vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Sayın Öcalan ısrarla inatla 26 yıldır meselenin çatışma ve şiddet zemininden siyasal zemine geçmek için direniyor, uğraşıyor.

Yakın zamanda da bir yol haritası açıklayacak. Siz ne yapıyorsunuz? Siz çözüm istiyor musunuz, siz Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesinden yana mısınız? Siz bu irade gaspıyla nasıl çözeceksiniz? Siz bu Kürt düşmanlığı ile nasıl barışa ulaşacaksınız? Abdullah Öcalan çözüm için uğraşırken beyefendiler kayyım atıyor, yolsuzluk için hırsızlık için Kürt halkının iradesini gasp etmek için. Yok öyle yağma yok! Van sizi kabul etmez. Van bu kötülüğü unutmaz, Van bu onursuzluğa geçit vermez. Aklınızı başınıza toplayın, insan olun. Mert olun. Barış mı istiyorsunuz, çözüm mü istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı yapacaksınız açık söyleyin bilelim. Ben açık söylüyorum. Bu el barış istiyor, bu el çözüm istiyor.

Bu el istiyor ki Kürt halkı kendi iradesini seçsin, kendi iradesi ile yönetilsin. Bu el diyor ki şiddet ve çatışma yerine demokratik zeminde sorunları müzakereyle, diyalogla çözelim diyor. Siz ne diyorsunuz? Allah aşkına kayyım atayarak, tutuklayarak, yargı sopasıyla muhalifleri, Kürtleri terbiye ederek mi çözeceksiniz? Ayıptır. Antidemokratik ülkeler, otoriter rejimler, diktatörler teker teker çöküyor, dersler alın Ortadoğu’dan. Türkiye’nin kurtuluşu kayyımda, gaspta, irade hırsızlığında değil; Türkiye’nin geleceği demokratik bir zeminde birlikte bu ülkedeki bütün renklerin başta Kürtler olmak üzere kardeşçe eşit bir şekilde yaşamasındadır.

Değerli halkımız, onurlu Van halkı, çok sayıda kurumumuz da var. Merak etmeyin. O belediye hep bizim olacak. O kayyım gidecek. O hırsızlık yapanlar gidecek. Yargıya talimat verenler gidecek. Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu halkları bu ülkeyi yönetecek hem de adil bir şekilde hem de kimsenin iradesini hapsetmeden, gasp etmeden yolsuzluk ve hırsızlık yapmadan. Ayıptır! Gerçi kime diyorum ki, kim utanacak ki? 2 dönem belediyeleri soydunuz, soğana çevirdiniz. Benim de belediye eş başkanlığı yaptığım Siirt’te trilyonlarca lirayla gasp ettiğiniz belediyeyi 500 milyon borçlandırdınız.

Van’ı milyonlarca lirayla borçlandırdınız. Utanmaz herifler. Van’ın hangi sokağında , hangi kahvesinde, hangi berberinde “kayyım nedir” diye sorarsanız hırsızlık, yolsuzluk, usülsüzlüktür der. Utanın biraz. Bu halkın iradesine saygı duyun. Kürt halkına düşmanlık etmeyin. En önemlisi son sözüm, karar verin. Demokratik çözüm mü, müzakere mi, diyalog mu, Kürt düşmanlığı mı? Buyurun bunun cevabını siz verin. Onurlu Van halkı hepinizin mücadelesi ve davası önünde saygıyla eğiliyorum. Burada bugün bariyerle olmasa yüzbinlere bizi karşılayacağınızı iradenize sahip çıkacağınızı da biliyorum. O günler de gelecek.”

“Diyalog süreci devam ederken iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez”

Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, kurum temsilcileri Van halkıyla dayanışmak için İstanbul’dan Ankara’dan gelen değerli kurum temsilcileri hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepimiz Van halkının yüreğine sığınarak buradayız. Bu faşist, otoriter rejimin baskılarına direnen Van halkının yanına geldik. 31 Mart’ta bir tarih yazdı Van halkı, sizleri kutluyoruz gurur ve onur duyuyoruz sizinle. Sizler 31 Mart’ta bu haksızlığa dur dediğiniz için bugün rövanş almak istediler.

Eş Başkanımız söyledi ceza verdikleri Abdullah Zeydan hem bilirkişi raporuna hem de jandarmanın ifadelerine rağmen, suçsuz olduğu ispatlandığı halde kararın bu şekilde çıkması rövanşist bir yaklaşımdır. Van halkından öç almak isteyen bir yaklaşımdır. Van’ın 14-0’lık başarısını hazmedemeyen bu iktidarın uygulamasıdır. Abdullah Zeydan, Neslihan Şedal seçilen bütün seçilmişlerimiz Kürt halkının ve Türkiye halklarının onurudur, öyle kalmaya da devam edecek.

Van belediyesi en çalışkan, en sevilen, en başarılı belediyelerimizden biridir. Biz bu sevgi selini 31 Mart’ta gördük, bu sevgi selini günlerdir kar ve kış demeden havanın eksi derecelerde olduğu Van’da belediyede nöbet tutan halkımızda gördük. Binlerce teşekkürler sevgili Van halkı. Belediyeye giriş fotoğrafları, o videolar. İçişleri Bakanı da Adalet Bakanı da sarayda oturan Erdoğan da iyi izlesin o videoları. Hani protesto ediyorlar ya sözüm ona yalandan, İsrail Filistinlilere nasıl davranıyorsa o belediyeye sabaha karşı girişleri aynı fotoğraftır. Adeta başka bir ülkeyi işgale gider gibi Van’ı işgal etmiş durumdalar. Karşımızda kurulan bariyelerleri çift kat kuruyorlar. Halkla buluşmamızı engellemek için. Siz nerede hangi kafayı yaşıyorsunuz? Van halkı zaten burayı 14-0 yaparak sizin kayyımcı anlayışınıza defolun gidin, sizi istemiyoruz demiştir.

Biz bu faşizan uygulamaların 1980’de Fatsa’da Terzi Fikri’ye nasıl yapıldığını biliyoruz. 1980’de Kenan Paşa’nın askeri postallarla Türkiye’de darbe yaptığını hatırlayalım. Aynı darbeyi şimdi saray, polis ve kolluk kuvvetiyle yapmıştır. O dönem geçici olan kayyımlar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu ülkede kalıcı bir rejim haline getirilmiştir. Bu şahlıktır, padişahlıktır, faşizmdir, otoriterliktir ve biz halk olarak bunu asla kabul etmeyeceğiz. İstanbul’dan İzmir’den Çukurova’dan Ankara’dan lütfen hepiniz dönün ve Van’a kulak verin. Bugün sadece Kürtlerin seçtiği belediyelere değil, sadece Kürt halkının ittifak kurduğu belediyelere değil aynı zamanda kent uzlaşısı ile seçilmişlere dönük de operasyonlar hız kesmiyor.

Bugün bu iktidarın etekleri o kadar tutuşmuş ki, iktidarı kaybetme korkusu onlara o kadar sinmiş ki İstanbul’da kent uzlaşısı yapılmış yerlere de operasyonlar gerçekleştirdiler ve birkaç gün önce çok sayıda insanı tutukladılar. Bu faşizan ve otoriter uygulamalar devam ettikçe bizler halkımızla beraber Kürtler Türkler Araplar, bu ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlarla beraber çok daha büyük kent uzlaşıları kuracağız. Çok daha büyük demokrasi mücadelesi yürüteceğiz. Bu ülkede tesis edilmek istenen istibdad rejime, otoriter rejime karşı en geniş yelpazedeki demokrasi mücadelemizi sergilemeye devam edeceğiz.

Şu bilinsin ki bir yandan diyalog süreci devam ederken bu iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez. Van halkının şunu iyi bildiğini biliyorum. 15 Şubat Sayın Abdullah Öcalan’ın komployla Türkiye’ye getirildiği gün. Böylesi tarihi bir günde bilerek, isteyerek ve planlayarak Van Büyükşehir Belediyemize kayyımı aynı gün atadılar. Bundan dolayı da sizleri kınıyoruz kınıyoruz kınıyoruz. Şu bilinsin ki onlar istedikleri kadar havadan, karadan saldırsınlar, tepemizde uçaklar uçursunlar. Kürt halkının, demokrasi güçlerinin iradelerine ipotek koymaya çalışsalar da bizler barış demekten vazgeçmeyeceğiz.

Barış için, demokrasi için ne bedel ödememiz gerekiyorsa zaten ödüyoruz, ödemeye de devam edeceğiz. Bizim için belediyeler dört duvar değildir. Bizim için belediyeler sokaktır, halktır. Bizim için belediyeler kadınlardır, gençlerdir, barış anneleridir. Biz hırsızlar tarafından çalınmış olan belediyelerin o dört duvarının içine hiçbir zaman sıkışmadık, sıkışmayacağız. Şu şöyle bilinsin, biz dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz, onurumuz olan seçilmişlere sahip çıkmaya devam edeceğiz. Mücadelemize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den TÜSİAD’a Sert Sözler

MHP Lideri Devlet Bahçeli, iktidarın politikalarını eleştiren TÜSİAD’a ilişkin yaptığı açıklamasında, “TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kurulduğu 1971 yılından bu yana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Genel Kurul Toplantısı’ndaki iktidara yönelik eleştirilerin yapıldığı açıklamalara tepki gösterdi. MHP’nin sosyal medya hesabından paylaşılan Bahçeli’nin açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:

“Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD Genel Kurulu toplanmış, bu kapsamda mezkur derneğin başkanıyla yüksek istişare konseyi başkanının sıralı ve sivri eleştirileri ülke gündemini fazlasıyla meşgul etmiştir. TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir.

Kurulduğu 1971 yılından buyana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir. Bu kapsamda demokrasi sisteminin köklü tecrübe ve uygulamalarının yanı sıra kurumsal ve kuramsal mahiyette işlerliği ve işlevselliği de geniş kabul gören aleni bir gerçektir.

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir. Türk yargısının takdir ve tasarruflarını eleştirmek haksızlık ve hazımsızlık olmakla birlikte uyumsuz ve uzlaşmaz bir muhalefet dilinin saplantılı tezahürüdür.

TÜSİAD’ın iç ve dış çıkar gruplarına sözcülük yaparak Türk milletin seçim ve tercihleri etrafında kuşku oluşturma gayret ve gayesi art niyetlilik, siparişi alınmış planlı siyaset mühendisliğidir.

Muhalefet partilerinde, özellikle CHP’yi rehin almış Cumhurbaşkanı adayının kim olacağıyla ilgili sıcak ve sıkıcı tartışmalar her gün yeni bir boyut kazanmaktadır. Ayrıca tavşan aday pazarı da açılmış, müzakere ve münakaşalar çıta yükseltmiştir. CHP ve diğer muhalefet partilerinin TÜSİAD Başkanı’nın melez ve mesnetsiz acıkmalarına verdiği destek de açıktır.

“TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır”

Asıl iş ve iştigal alanlarından taşarak Türkiye’ye karşı beşinci kol faaliyetine heveslenen; üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve büyüme konusunda geniş çaplı bir vizyon ortay koymaktan mahrum olan TÜSİAD’ın, zımnen ve özneyi gizleyerek Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarına katılma iştahı ise gözden kaçmayacak ölçüde ortadadır. TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır.

O halde CHP’nin bir yandan tavşan adayları gündemde tutarken diğer tarafta yedek kulübesinde beklettiği TÜSİAD Başkanı’nı Cumhurbaşkanı adayı olarak tespit ve değerlendirmesi siyasi ve ideolojik ahlaklarıyla tutarlılık gösterecektir. Hiç kimse boşa sallayıp dolu tutmanın çabasında olmamalıdır.

TÜSİAD’ın; hükümeti devirme, değilse bile yıpratma; dahası muhalefete ön açma operasyonunun çatı kuruluşu haline dönüşmesi hukuksuz, anti demokratik ve gayri ahlaki bir savrulmadır. Üstelik sorunları tarif ederek bununla mündemiç sözde çözümleri paylaşan TÜSİAD yöneticilerinin ezberleri tekrarlamaktan öte sunumları inandırıcı ve ikna edici bir muhtevadan tamamen yoksundur. Saman altından su yürütme dönemi kapanmıştır.

Türkiye’de sistemin iflas ettiğini söylemek, ekonomik bir vizyon ortaya koymak yerine siyasi hedef takibine tevessül etmek baştan ayağa tutarsızlık ve şark kurnazlığıdır. Nitekim kurnazlığa gerek yoktur, buna aldanacak ve kanacak bir vicdan sahibi asla olmayacaktır. Son söz olarak diyeceğim şudur:

CHP’nin ve yanında-yöresinde yuvalanan marjinal muhalefet partilerin potansiyel Cumhurbaşkanı adaylarının eşkali belli olmaya başlamış, robot resmi de çizilmiştir. TÜSİAD Başkanı kendine güveniyorsa ve cesareti varsa sadece gizli kapaklı diyalogları ve al-ver süreçlerini ilan ve ifşa ederek ne kadar şeffaf ve demokrat olduğunu ispat edebilecektir.”

Paylaşın

Zelenski, ABD’nin Nadir Mineraller Teklifini Reddetti: Sömürge Anlaşması

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’nın nadir mineral varlığının yüzde 50’sini ABD’ye vermeyi öngören teklifini reddetti.

Ukrayna, titanyum, nadir toprak metalleri ve doğal gaz dahil olmak üzere 109 önemli mineral yatağına sahip. Bu mineral yataklarından bazıları Rusya işgali altında veya ön cephe bölgelerinde.

2024’ün başlarında, Ukrayna enerji firması Naftogaz, sektörün ekonomik önemini vurgulayarak 500 milyon doların üzerinde kar bildirdi.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın sunduğu mineral teklifini reddettiğini açıkladı.

Münih Güvenlik Konferansı için gittiği Almanya’da açıklama yapan Zelenski, ABD’nin Ukrayna’daki nadir toprak minerallerine erişmesini sağlayacak anlaşma önerisini imzalamamaları yönünde bakanlarına talimat verdiğini, çünkü önerinin ABD çıkarlarına çok daha fazla odaklandığını söyledi.

Teklif, cuma günü ​​Zelenski’nin Münih’te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yaptığı görüşmelerin önemli bir gündemiydi. Associated Press’e (AP) konuşan üst düzey bir Ukraynalı yetkili, Trump’ın mineraller karşılığında herhangi bir özel güvenlik garantisi sunmadığını dile getirdi.

Adı açıklanmayan kaynaklar, teklifin ABD’nin Kiev’deki nadir toprak minerallerini Joe Biden yönetimi tarafından Ukrayna’ya verilen desteğin “tazmini” ve gelecekteki yardımların karşılığı olarak kullanmayı amaçladığını öne sürdü.

Eski bir üst düzey yetkili, “Bu bir sömürge anlaşması ve Zelenski bunu imzalayamaz,” diye konuştu.

Zelenski, cumartesi günü Münih’te AP’ye yaptığı açıklamada, “Bakanların ilgili anlaşmayı imzalamasına izin vermedim çünkü bence bu anlaşma bizi ve çıkarlarımızı korumaya yönelik değil,” dedi.

Ukrayna, havacılık, savunma ve nükleer gibi endüstrilerde kullanılan kritik minerallerden oluşan geniş rezervlere sahip. Trump yönetimi, Çin’e bağımlılığı azaltmak için bunlara erişmekle ilgileniyor.

Ancak Zelenski, herhangi bir anlaşma karşılığında Rusya’nın olası saldırılarını caydıracak güvenlik garantileri sunulmasını talep ediyor. Ukrayna lideri, “Benim için güvenlik garantisi ve yatırım arasındaki bağlantı çok önemli,” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

2024’te Türkiye’de 2 Bin 370 Kişi Silahlı Şiddet Olayında Hayatını Kaybetti

Bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığı Türkiye’de 2024 yılı içerisinde 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı.

Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

Umut Vakfı’nın 2024 Türkiye Silahlı Şiddet Raporuna göre geçen yıl ülke genelinde basına yansıyan 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

3 bin 801 vakanın 3 bin 194’ünde ateşli silahlar, 607’sinde ise çoğunluğu bıçak olmak üzere paladan baltaya kesici aletler kullanıldı.

Veriler, bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığını gösteriyor. Keza 2023’te 3 bin 773 şiddet olayında 2 bin 318 kişi ölmüş 3 bin 820 kişi de yaralanmıştı.

2024’le birlikte son 11 yılda 37 bin 998 olay yansıdı. Bu olaylarda 23 bin 804 kişi öldürülürken 35 bin 36 kişi de yaralandı.

Umut Vakfı’nın bölgesel verilerine göre Marmara, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde şiddet olaylarında artış gözlemlendi. Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’da ise bazı düşüşler yaşandı.

Şiddet olayının en çok yaşandığı bölge: Marmara

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’yı bu yıl 631 olayla Güneydoğu Anadolu, 500 olayla Karadeniz, 499 olayla İç Anadolu, 413 olayla Ege, 399 olayla Akdeniz, 214 olayla da Doğu Anadolu Bölgesi izledi.

Bir öncesi yıl Karadeniz Bölgesi 555 olayla bölgeler arasında ikinci sıradaydı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 545 basına yansıyan olayla üçüncü sırada onu takip ediyordu.

Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı. Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın