Kronik Ağrı, Hafıza Kaybına Neden Olabilir Mi?

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’u kronik ağrı çekiyor. Dahası, bunların yaklaşık üçte ikisi de hafıza kaybı yaşıyor. Bunun nedeni, ağrı ve hafızanın birbirini karşılıklı olarak etkileyebilen sinirleri paylaşmasıdır.

Haber Merkezi / İnsanlar, ağrıyı yorumlamak ve yanıt vermek için öğrenme, geçmiş deneyimler ve karar verme gibi bir dizi bilişsel sürece güvenir. Bu nedenle, ağrının biliş üzerindeki etkilerini, özellikle de hafıza üzerindeki etkisini anlamak, bu sorunu yaşayan bireylerin semptomlarını iyileştirmek ve yaşam kalitelerini artırmak için temel bir ön koşuldur.

Hafıza için kritik öneme sahip bir beyin bölgesi olan hipokampüs, kronik ağrı yaşayan bireylerde sıklıkla etkilenir. Önceki araştırmalar, kronik nöropatik ağrının, mekansal hafızayı bozduğunu ve ayrıca hipokampüste yeni nöronların üretimini baskıladığını göstermiştir; bu, kronik ağrısı olan bazı bireylerde gözlemlenen hafıza eksikliklerini açıklayabilir.

Xuzhou Tıp Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, kronik ağrı ve hafıza kaybı arasındaki bağlantıya ışık tutmaya yardımcı olabilecek fareler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar.

Bilim insanları, araştırmada, S1P/S1PR1 sinyal yolunun bu duyarlılığı etkileyen kritik bir faktör olduğunu belirlediler. Sfingozin 1-fosfat reseptörü 1’in kısaltması olan S1PR1, S1P adı verilen bir sinyal molekülü için bir transmembran reseptör proteinidir.

Beyninizi, anıları oluşturmak ve depolamak için sürekli olarak yeniden yapılandırılan karmaşık bir sinaptik bağlantı ağı üzerinden iletişim kuran bir hücre havuzu olarak hayal edin. Dendritik dikenler adı verilen yapılar, bu bağlantıların oluşumunda önemli bir role sahiptir.

Bilim insanları, bazı deneklerde kronik ağrının, dendritik dikenlerin içinde bulunan aktin sitoskeletonunun korunması için çok önemli olan reseptör S1PR1 seviyelerinde bir azalmaya neden olduğunu ortaya koydu. Bu durumda, hücreler arasındaki sinaptik bağlantılar zayıflar ve beynin önemli bilgileri hatırlama özelliği bozulur.

Araştırmanın sonuçları, S1PR1’in kronik ağrıyla ilişkili hafıza kaybını önlemek için umut verici bir terapötik hedef olabileceğini göstermektedir.

Bu bulgular ümit verici olsa da, hala birçok soru var. Örneğin, S1PR1 sinyallemesi burada incelenenlerin ötesinde başka hafıza türlerini etkileyebilir mi? Bu, ağrı ve bilişsel işlev bozukluğu içeren diğer nörolojik durumlarda da geçerli olabilir mi?

Paylaşın

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu Açıkladı: Derbiyi Yabancı Hakem Yönetecek

Süper Lig’in 25. haftasında oynanacak Galatasaray – Fenerbahçe maçını yabancı hakem yönetecek. Basına yansıyan isimler arasında Fransa’dan Clement Turpin, Romanya’dan Istvan Kovacs ve Slovenya’dan Slavko Vincic bulunuyor.

Fenerbahçe, derbide yabancı orta hakem isteğini TFF’ye iletmişti. TFF’nin davetini samimiyetsiz bulduğunu açıklayan Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek ise bu toplantıya katılmayacağını belirterek, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Sanki derbi ilk kez oynanıyor. İlk yarıda sanki derbi oynanmamış. O zaman bu kardeşlik çalışmaları hiç yapılmamış ama ne zaman sıra Galatasaray’ın sahasına gelince Türk futbolundaki huzur gündeme geliyor.”

Pazartesi günü saat 20.00’de Ali Sami Yen Stadyumu’nda oynanacak Galatasaray – Fenerbahçe maçını yabancı hakem yönetecek.

Konuya ilişkin açıklama yapan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “Türkiye Futbol Federasyonu olarak Galatasaray ve Fenerbahçe’ye davetimizle ilgili bilgi verdik. Fenerbahçe kabul etti, Galatasaray çarşamba günü olsun istedi. Bunun üzerine açıklama yaptık. Kimin samimiyetsiz olduğunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Süper Lig’in 25’inci haftasında oynanacak Galatasaray – Fenerbahçe derbisi öncesinde iki takımın başkanları, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu tarafından Riva’ya davet edilmişti.

Fenerbahçe derbide yabancı orta hakem isteğini TFF’ye iletmişti. TFF’nin davetini samimiyetsiz bulduğunu açıklayan Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek ise bu toplantıya katılmayacağını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Sanki derbi ilk kez oynanıyor. İlk yarıda sanki derbi oynanmamış. O zaman bu kardeşlik çalışmaları hiç yapılmamış ama ne zaman sıra Galatasaray’ın sahasına gelince Türk futbolundaki huzur gündeme geliyor.”

TFF’nin, bazı ülkelerin federasyonları ile görüştüğü ve derbi için hakem isteyebileceklerini bildirdiği gelen haberler arasında. Bazı kaynaklardan edinilen bilgiye göre Hollanda, Fransa, Romanya, Belçika ve Slovenya ile temas kuruldu.

Futbol camiasında konuşulan ve basına yansıyan bazı isimler arasında Fransa’dan Clement Turpin, Romanya’dan Istvan Kovacs ve Slovenya’dan Slavko Vincic bulunuyor. Turpin geçen hafta Manchester City – Real Madrid arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçını yönetmişti. Turpin 2020-2021’de Avrupa Ligi, 2021-2022’de ise Şampiyonlar Ligi finallerini yönetmişti.

İsmi öne çıkan bir diğer isim Kovacs ise Şampiyonlar Ligi’nde bugün oynanacak Real Madrid-Manchester City rövanş maçında görev yapacak. Kovacs EURO 2024’te Çekya – Türkiye maçını da yönetmişti.

Vincic ise bu sezon Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde birer kez görev yaptı. Geçen yıl Dortmund ile Real Madrid arasında oynanan Şampiyonlar Ligi finalini yönetmişti. Vincic bu hafta Şampiyonlar Ligi’nde PSV – Juventus maçında görev alacak.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

Ali Babacan, TÜSİAD Üzerinden İktidara Yüklendi: Ülkeyi Çökertiyorsunuz

Yeni Yol Partisi’nin grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, TÜSİAD’a yönelik başlatılan soruşturmaya ilişkin, “Bu soruşturma kürsüye çıkıp ‘bu ülkeye yatırım yapmayın’ demekten farklı değildir” dedi ve ekledi:

“Bu soruşturmayı açmak demek, ‘benim sağım solum belli olmaz ayağınızı denk alın istediğim anda yargı yoluyla ya da kontrol yoluyla tepenize çökerim’ demektir. Bu soruşturma yabancı yatırımcıya korku yerli yatırımcıya gözdağı vermekten başka bir şey değildir. İnanın bunlar bu ülkeyi yönetmeyi bilmiyorlar. Sadece ekonomide değil siyasetin her alanında ülkeyi çökertiyorlar.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi’nin grup toplantısında konuştu. İktidarın ekonomi ve hukuk politikalarını sert sözlerle eleştiren Ali Babacan, özellikle TÜSİAD’a yönelik başlatılan soruşturmayı gündeme getirerek, şu ifadeleri kullandı:

“İktidar hakikate karşı. Gerçekleri duymak istemiyorlar. İktidarın hakikate alerjisi var. Geçtiğimiz günlerde bu alerji bu sefer de TÜSİAD’a karşı nüksetti. Hemen yargı sopasına sarıldılar, soruşturmayı başlattılar. Çünkü kendileri gibi düşünmeyen herkes ya hain ya da suçlu TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bir takım tespitlerde bulunmuş, ekonomi yönetimine dair ülkedeki hukuk ve adalet uygulamalarına dair bir takım sorunları dillendirmiş.

O tespitlerde, ‘depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybediyoruz demek ki hata, suistimal ve kayırmacılık çok yaygın’ diyor. Biz depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybetmiyor muyuz? Sayın Erdoğan ve şürakasına sesleniyorum çıkıp ‘bu yanlış, bu yalan’ diyebilir misiniz? Başka ne diyor, ‘eleştirel ifadelere ve habercilik faaliyetlerine açılan soruşturmalar çok sıklaştı’ diyor, bu doğru.

Her ses çıkaran soruşturma açılmıyor mu? Gazeteciler ev hapsine tabi tutulmuyor mu? Eleştiren yorum yapan, haber okuyan basın mensupları gözaltına alınmıyor mu, tutuklanmıyor mu? Sayın Erdoğan ve çevresindekiler çıkıp ‘bu yanlış bu yalan’ diyebilir misiniz? ‘Suç işlemek için örgüt kurmak, şirket kurmaktan çok daha kolay oldu’, diyor yanlış mı? Her köşe başında ayrı bir çete, her sokakta ayrı bir mafya yok mu? Ülkede işyerleri kurşunlanmıyor mu?

Sayın Erdoğan ve çevresindekiler çıkıp ‘bu yanlış, bu yalan’ diyebilir misiniz? Yıllardır söylüyoruz, tekrar söyleyeceğiz farklı her sesi susturmaya çalışarak, soruşturmalar açarak bu ülkeyi düzlüğe çıkaramazsınız, adaletten hukuktan vazgeçerek ekonomiyi düzeltemezsiniz. Bu şartlarda kim bu ülkeye yatırım yapar, kim yönetime güvenir de parasını Türkiye’ye getirir?

TÜSİAD’a açılan bu soruşturma kürsüye çıkıp ‘bu ülkeye yatırım yapmayın’ demekten farklı değildir. Bu soruşturmayı açmak demek, ‘benim sağım solum belli olmaz ayağınızı denk alın istediğim anda yargı yoluyla ya da kontrol yoluyla tepenize çökerim’ demektir. Bu soruşturma yabancı yatırımcıya korku yerli yatırımcıya gözdağı vermekten başka bir şey değildir. İnanın bunlar bu ülkeyi yönetmeyi bilmiyorlar. Sadece ekonomide değil siyasetin her alanında ülkeyi çökertiyorlar.”

“Yanlış politikalarla bu ülkeyi yönetemezsiniz”

Konuşmasında ekonomik sıkıntılara da değinen Ali Babacan, emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısını hatırlatarak, “Birkaç yıl önce ucuz et kuyruklarında bekleyen emekliler, şimdi ucuz yemek ve ekmek kuyruklarında bekliyor” dedi. Açlık sınırının 22 bin lirayı geçtiğini ancak en düşük emekli maaşının 14 bin 469 lira olduğunu belirten Babacan, bu rakamlarla geçinmenin imkânsız olduğunu vurguladı.

Ali Babacan, hükümetin hukuk düzenini ihlal ederek ekonomiyi düzeltemeyeceğini belirtti. “Güçlü bir ekonomi mi istiyorsunuz? Önce adil bir hukuk düzeni kuracaksınız” diyen Babacan, iktidarın eleştirileri susturma çabalarının ülkeye istikrar getiremeyeceğini söyledi. Konuşmasının sonunda hükümeti gerçeklerle yüzleşmeye davet eden Babacan, “Yanlış politikalarla bu ülkeyi yönetemezsiniz. Anlamadınız, anlamıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

DEVA Lideri Babacan, grup toplantısında “vur vur inlesin” diye slogan atan partililere, “Vurmak bizim kültürümüzde yok. Biz ne zaman vuracağız biliyor musunuz? Seçim günü artık seçim konuşuluyor ya. Artık seçimin konuşulmasını önlemek mümkün değil, bu ülkede seçim konuşulur. O günü geldiğinde oy pusulasında önümüze alacağız, o evet mührünü öyle kuvvetli vuracağız ki Külliye’nin duvarları sarsılacak zaten. Asıl o zaman” dedi.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan TÜSİAD’a: Geç Kaldınız

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, TÜSİAD’a açılan soruşturmaya ilişkin, “TÜSİAD’ın hatası konuşmak değil, geç kalmaktır. Umuyorum ki cesaretle dile getirdikleri doğruların cesaretle arkasında durmaya muvaffak olabilirler” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Müsavat Dervişoğlu’nun gündeminde ekonomideki sorunlar, kayyum atamaları, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler ve TÜSİAD’ın açıklamaları vardı:

TÜSİAD’ın eleştiri yapma hakkı olduğunu ancak bu eleştirileri yöneltmekte geç kaldığını belirten Müsavat Dervişoğlu, şöyle konuştu: “TÜSİAD açıklama yapar, darbeden ve vesayetten bahseder bu beyler. Ne demiş bu TÜSİAD? ‘Hukukun üstünlüğünün yok edilmesi yatırım ortamını olumsuz etkiliyor… Enflasyonla mücadelede tüm kesimlerle sosyal mutabakat sağlanmalıdır… Merkez Bankası’nın bağımsızlığından taviz verilmemelidir… Kamu harcamalarının verimsiz kullanımı ve kayıt dışı istihdam bütçe açıklarını artırıyor ve gelir adaletini bozuyor…

Şimdi ben size soruyorum. Bunların hangisi yanlış? Burada yanlış yok. Aksine söylenecek çok şey var. Peki TÜSİAD, bunları deme hakkına sahip mi? TÜSİAD tüzüğünde rekabetçi piyasa ekonomisi sürdürülebilir kalkınma ve katılımcı demokrasi anlayışının benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşmasına katkı sağlamaya amaçlar diyor. Bu tüzük, resmi kayıtlarda yer alıp ilgili makamların denetiminden geçtiğine göre TÜSİAD bütün bunları söyleme hakkına sahiptir.

Peki o zaman sorun nedir? Bence sorun, bunları söylemek için çok geç kalmış olmaları… Kısa dönemli karlılıkları için uzun dönemli demokratik ve sosyal düzenin yıkılıp tarumar olmasını oturup beklemeleridir.

TÜSİAD’ın hatası konuşmak değil, geç kalmaktır. Umuyorum ki cesaretle dile getirdikleri doğruların cesaretle arkasında durmaya muvaffak olabilirler. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidar döneminde yolsuzluk ve rüşvet arttı. Yoksulluk yolsuzlukla kardeştir. Türkiye’de vergi cehenneminde yaşıyoruz. Bu cehennemler birileri için rant cennetidir.”

“Kayyum devletin başındadır”

Kayyum gündeminden de bahseden Dervişoğlu, “Kayyum devletin başında” derken iktidara muhalif her kesimin üzerinde baskı kurulduğunu ifade etti: “İstibdat her dilde aynı anlama geliyor. Yani aslına bakarsanız kayyum hepimizin başındadır. Çünkü kayyum devletin başındadır.

Bugün bu yüzden en büyük sorunumuzun adı budur: Türk vatandaşı olabilmek, Cumhuriyet yurttaşı kalabilmek Cumhuriyeti muhafaza ve müdafaa etmektir! Konuşmamız gereken ortak dil adalettir. Ortak fikir hürriyettir. Yapmamız gereken iş ise tektir ve bellidir. O da Cumhuriyet’tir! Boş yere söylemiyorum. Bu ülkenin kurtuluşu birlikten geçer.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere de değindi. Dervişoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kadere bak” çıkışına gönderme yaptı.

“Hepiniz bir, biz ise tekiz” diyen Dervişoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Bunlar hep imtihan Erdoğan. 100 yıl sonra hepiniz itilaf cephesinde yeniden toplandınız! Kadere bak! Ben de diyorum ki! Bir taraftan, saray kadıları, bir taraftan Beştepe, bir taraftan Balgat, bir taraftan İsrail, bir taraftan Barzani, bir taraftan Colani, bir taraftan bölücüler, bir taraftan Vahabiler, bir taraftan İmralı, bir taraftan HÜDA-PAR, bir taraftan DEM, Hizbullah-PYD-YPG-PKK-Kandil-PJAK. Topunuz gelin! Buradayız, Cumhuriyet gibi dimdik ayaktayız. Hepiniz bir, biz ise tekiz. Mustafa Kemal’in askerleriyiz.”

Paylaşın

Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu: Ya Demokrasi Ya Çetelerin Yönetimi

Yeni Yol Partisi’nin Grup Toplantısı’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğunu belirterek, “Bilyoner oligarşinin küçük bir modelini Türkiye’de mi kuracaksınız? Ya demokrasi ya da çetelerin oluşturduğu bir oligarşi mi?” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi’nin Grup Toplantısı’nda konuştu. Davutoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle: “Dünyada ne oluyorsa Türkiye’yi etkiliyor. Önümüzdeki dönemde de dünya ile Türkiye bir yol ayrımına doğru ilerliyor. Münih Konferansı, dünyanın nabzının attığı bir yerdi. 2007 yılında Putin’in oradaki konuşmasında Rusya’nın stratejisindeki değişimin işaretlerini vermişti. Ardından önce Gürcistan sonra da Ukrayna müdahalesi gelmişti.

Yeni Amerikan yönetiminin başkan yardımcısı, Münih’te yaptığı konuşmada Avrupalılara seslenerek ‘artık sizin değerlerinizin geçerli olduğu bir dünya yok’ demişti. Konuşmasında ne Gazze’ye ne de Filistin’den bahsetmedi. Yalnızca Avrupa’nın ikinci dünya savaşından sonra inşa ettiği yapılar ve uluslararası hukuktan bahsetti.

Avrupa’da yükselen ırkçılığı desteklediğini ifade ederek, Almanya’daki Türk karşıtı, İslam karşıtı, yabancı karşıtı partiye yönelik hukuki engellemelerin kalkması halinde, geleceğin iktidar partisi olabileceğini söyledi. Dikkat çeken diğer açıklaması ise İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakma eyleminin İsveç mahkemesince düşünce özgürlüğü olarak görülmemesine karşı çıkması oldu.

Türkiye’nin dar gündeminin ötesinde dünya neredeyse 1930’lu yılların ötesini yaşıyor. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı yükseliyor. Amerika ile Rusya, soğuk savaş sonrası ilk kez aynı yönetim anlayışıyla bir araya geliyorlar. Ukrayna konusunda Trump ile Putin bir buçuk saat görüşüyor.

Suudi Arabistan’da Ukrayna’nın geleceği konuşuluyor ancak masada ne Türkiye var ne de Ukrayna’nın diğer komşuları, ne Avrupa var ne de Birleşmiş Milletler var. Yeni bir döneme giriyoruz ve ben buna neo-emperyal, yeni sömürgeci dönem diyorum. Bu yönetimlerin ortak karakterleri de oligarşilere dayandırılması. Avrupa, bilyonerlerin oligarşi yönetimine gidiyor.

Geçen hafta bu kürsüde yaptığım açıklamayı tekrarlıyorum. Gazzelilere hitaben söylüyorum: Eğer Amerika’nın 15 bin kilometre öteden gelip oraya el koyma hakkı varsa, Gazzelilerin, Filistin Devleti kurulana kadar son meşru devletleri olan Osmanlı Devleti’ne bir referandum yaparak bağlanma hakları vardır. Türkiye Cumhuriyeti için de bu bir mesuliyettir.

Arap medyasında bu konuşmanın destekçileri varken, Arap ulusalcıları ve Türkiye’deki tarih okumasından yoksun olanlar bana karşı çıktılar. Doğu Akdeniz’e söz söyleyecek kim varsa önce Gazze diyecek. Buradan iktidara iki teklifte bulunuyorum. Bir, madem Filistin devleti var o zaman Filistin devletiyle Doğu Akdeniz’deki Filistin’in doğal gaz kaynakları konusunda mutabakat zaptı imzalayın.

Aynı imzayı Suriye ve Lübnan’la yapın. Bizi Doğu Akdeniz’e sıkıştırmak isteyenleri yaptığınız anlaşmalarla Kıbrıs’la İsrail arasındaki dar alana sıkıştırın. İkinci teklifim, dün Ukrayna Cumhurbaşkanı buradaydı çünkü o da dışlananlardan biriydi. Türkiye ev sahipliği yapmak istiyor. Doğru bir politika. Ancak önce Amerika ve Rusya’ya ‘Amerika’yla bizden habersiz ne konuştunuz?’ diye sorun.

Gelişmeler böyle devam ederse NATO ortadan çatlayacak. Amerikan Başkan Yardımcısı açıkça ‘artık kendi güvenliğinize kendiniz bakın’ dedi. Bu durumda Türkiye, NATO anlaşmasının dördüncü maddesi gereğince acil bir istişareye çağırmalı ve ‘Ben gerek Gazze savaşı gerek Ukrayna savaşı nedeniyle stratejik çıkarlarımın ve bölgedeki risklerin tehdidi altında olduğumu düşünüyorum. Gelin bunu konuşalım’ demeli.

NATO şimdi lazım olmayacaksa ne zaman lazım olacak? Orada, eğer Amerika’yla ayrışma yaşanırsa da tutumunu ortaya koymalı. Türkiye, birilerinin arkasından gidecek bir ülke olamaz. Türkiye öncü ülkedir. Tarihin arkasından koşulmaz, tarihin içinde koşulur, önüne geçilir, tarih yazdırılır.

“Ya demokrasi ya da çetelerin oluşturduğu bir oligarşi mi?”

Türkiye bir yol ayrımında artık. Uluslararası hukuktan, insan haklarından, evrensel değerlerden, Birleşmiş Milletler sisteminden ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden yana mı olacaksınız, yoksa bilyoner oligarşinin küçük bir modelini Türkiye’de mi kuracaksınız? Ya demokrasi ya da çetelerin oluşturduğu bir oligarşi mi?

Her eleştireni soruşturmaya tabii tutmak, tutuklamak, 10-15 yıl hapishanede tutmak oligarşinin dışavurumudur. Siz sivil toplumu öldürdünüz. Muhafazakar sivil toplum örgütlerini öldürdükleri için şimdi de TÜSİAD’ı susturmaya çalışıyorlar. Muhafazakar sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum: Yanlışlıklara karşı hep beraber 28 Şubat’ta mücadele etmiştik ve hukuk olmadan ekonomi olmaz demiştik. O zaman milli sermaye olarak gördüğümüz şirketlere baskı yapıldığında dimdik karşı çıkmıştık. Adalet, yakınlarınıza uyguladığınız bir şey olduğunda adalet değildir. Adalet, hasımlarınıza uyguladığınızda adalet olur.

Ekim ayında Bahçeli’nin yaptığı açıklamalardan bugüne Türkiye’nin siyaseti savruluyor. Bir taraftan Bahçeli’nin açıklamalarıyla yürüyen süreç varken diğer taraftan kayyum atamaları ve yoğun operasyonlar var. Bahçeli ilk açıklama yaptığında içeride sorunlarımızı çözmemiz gerek diyerek desteklemiştim.

Ancak neden Sayın Cumhurbaşkanı’nın uygulamaları çelişkili? Hangisi doğru? Dem Heyeti 15 Şubat’ta açıklama gelecek demişti. Herkesin kafası karışık. İktidar milletvekillerinin de kafası karışık, devlet aklını inşa etmesi gerekenlerin de kafası karışık. Böyle bir Türkiye gittikçe otoriter eğilimlere teslim olan bir Türkiye olur.

Bizim kafamız net. Hem terörsüz bir Türkiye hem de tam demokratik bir Türkiye. Biri diğerinin alternatifi değil… İktidar kanadına baktığımızda bir tarafta özgürlüklerin kısıtlanması, yargıya siyasi baskı ve değişik partilerden milletvekili transferi çabası. Bir iktidar ne zaman milletvekili transferleri için kirli pazarlığa girişmişse çöküş başlamış demektir. 23 Mart’ta gerçekleşecek AK Parti kongresi var. Kongrede neler olacağı konusunda iktidar içindekilerinde soru işaretleri var. İktidarın MHP-AK Parti ilişkileri ise Sayın Bahçeli’nin sağlık durumuna ve insiyatifine bağlı.

23 Şubat’ta bir de ana muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı için ön seçim var. Bir yıl önce yapılan seçimde 5 yıl için büyük şehirleri yönetme yetkisi aldıktan bir yıl sonra cumhurbaşkanlığı hesapları içine girmek doğru değil. Herkesin birinci gündem maddesi İstanbul’u bekleyen deprem olması gerekiyor. Hem iktidara hem ana muhalefete sesleniyorum, dünyayı tartışın. Nereye gidiyoruz sorusunu konuşmalıyız.

Ramazan bayram ikramiyesi olarak bütün emeklilere bir asgari ücret yani 22 bin 405 Türk Lirası bayram ikramiyesi verilsin. Üretim her alanda daraldı ve 95 bin esnaf kepenk indirdi. Stratejik ve ekonomik yolsuzluğun olduğu bir diğer nokta da UTTS. Bir çipin maliyeti beş buçuk bin Türk Lirasıyken, araç sahiplerinden 55 bin Türk Lirası isteniyor ve İsrail firmasına gidecek. Yani bir gün o çiple İsrail karşıtı söz söyleyenler tespit edilip havaya uçurulduklarında hesabı kim verecek?”

Paylaşın

MHP’den Devlet Bahçeli Açıklaması: Kısa Sürede Mesaisine Başlayacak

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Eyyup Yıldız, “Tedavi sürecini tamamlayan Sayın Genel Başkanımız taburcu olarak Ankara’ya dönmüş, nekahet sürecinin ardından Allah’ın izniyle kısa sürede mesaisine başlayacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Eyyup Yıldız, Devlet Bahçeli hakkında çıkan haberlerle ilgili hukuki süreçlerin başlatıldığı da belirtti. Sosyal medyada, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “öldüğüne” ilişkin paylaşımlar dikkati çekiyor.

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Eyyup Yıldız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında sosyal medyada ve bazı yayın organlarında yer alan iddialara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Yıldız açıklamasında, şu ifadeleri kullandı:

“Daha önceden MHP Genel Merkezimizin resmi sayfasından kamuoyuna paylaşılan metni hatırlatarak diyoruz ki: Liderimiz, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, 4 Şubat 2025’te daha önce planlanmış tetkik, tahlil ve check-up işlemleri için Kocaeli Gebze’deki Anadolu Sağlık Merkezi’ne giriş yapmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda daha önce operasyon geçirdiği kalp kapakçığında bir sorun tespit edilmiş ve başarılı bir girişimsel operasyon gerçekleştirilmiştir.

14 Şubat 2025 itibarıyla tedavi sürecini tamamlayan Sayın Genel Başkanımız taburcu olarak Ankara’ya dönmüş, nekahat sürecinin ardından Allah’ın izniyle kısa sürede mesaisine başlayacaktır. Ancak Türkiye düşmanlarının, ihanet şebekelerinin ve fitne odaklarının korkusu yine gün yüzüne çıkmıştır. Allah’tan, milletten ve adaletten nasibini almamış hainler, sosyal medya üzerinden iftira ve karalama kampanyalarıyla gerçekleri çarpıtmaya çalışmaktadır.

Bu ihanet çeteleri, liderimizin dimdik duruşundan, milletine olan bağlılığından, vatanı için gösterdiği mücadeleden korkmaktadır. Çünkü bilirler ki, Liderimiz Devlet Bahçeli nefesi yettiğince bu milletin, bu vatanın ve Türk-İslam ülküsünün savunucusu olmaya devam edecektir! Bilinmelidir ki, Türkiye’nin istikrara yürümesi, terörsüz bir Türkiye hedefine adım adım yaklaşması ve yurtdışında yürütülen başarılı süreçler bazı odakları rahatsız etmiştir.

Fitne çıkarmak, milleti yanıltmak isteyenlerin derdi budur! Ancak unutulmamalıdır ki, iftira atan diller, yalan yayan eller ve fitne tohumu eken hainler er ya da geç milletin tokadıyla yüzleşecektir! Sayın Genel Başkanımız, dualarla ve milletinin sevgisiyle ayağa kalkmıştır. Onun nefesi, sesi ve yüreği Türk milletinin her ferdinde yankılanmaktadır. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi iftirayı atarlarsa atsınlar, imanı güçlü olanın iradesi de güçlü olur! ‘Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!’ Biz de unutmayacağız!

Liderimizin sağlığı üzerinden yapılan bu alçakça kampanyaların tüm teknik ve hukuki süreçleri titizlikle yürütülmekte, bu fitneyi yayanlar tek tek tespit edilmektedir. Devletimize ve milletimize uzanan her kirli eli kıracak, bu iftira çetelerini saklandıkları deliklerden çıkararak hesap soracağız! Türk milleti, liderine sahip çıkmaya devam edecektir.

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin vizyonuna, vatanseverliğine ve inançlı duruşuna yönelik her türlü saldırıya karşı mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Çünkü biz biriz, beraberiz ve Allah’ın izniyle bu kutlu davanın yılmaz neferleri olmaya devam edeceğiz!”

Paylaşın

İktidarın Hedefindeki TÜSİAD’dan Açıklama: Demokrasi Ve Hukuk Devleti Vurgusu

İktidarın hedefindeki TÜSİAD’dan yapılan yeni açıklamada, kuruma yapılan eleştiriler de dahil olmak üzere tartışmaların demokrasinin zenginliği olarak görülmesi gerektiği belirtildi.

Haber Merkezi / 14 Şubat’ta Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Ömer Aras’a iktidara yönelik eleştiriler içeren konuşmasıyla ilgili soruşturma açılmıştı.

İktidarı ekonomi başta olmak üzere güncel politikalarını eleştiren ve bu nedenle iktidar tarafından hedefe konulan Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yeni bir açıklama yaptı.

TÜSİAD’ın açıklamasında ”Tüzüğümüzdeki amaçlar doğrultusunda, her zaman ülkemizin kalkınması ve tüm toplumun menfaati hedefiyle, doğru olduğuna inandığımız tespit ve önerilerimizi demokratik kurum ve kurallara saygı ile katılımcı demokrasi ilkesi çerçevesinde şeffaflıkla paylaşıyoruz” denildi.

TÜSİAD’ın ülkenin refahı ve kalkınmasına katkı sağlayacak konuları gündeme aldığı belirtilen açıklamada ”Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünün yükselmesine katkı sağlıyor; uluslararası iş dünyasındaki temsil gücümüz ile ülkemizin yüksek menfaatleri doğrultusunda çalışıyoruz” vurgusu yapıldı.

Açıklamada kuruma yapılan eleştiriler de dahil olmak üzere tartışmaların ‘zenginlik’ olarak görülmesi gerektiği belirtildi: ”Ekonomik kalkınmayı ancak insan hakları temelli, katılımcı demokrasi ilkesini benimsemiş bir hukuk devleti ile kalıcı hale getirebiliriz. Ülkemizi ileri taşıyacak ortak hedeflerimize bilgi, deneyim ve önerilerimizle katkıda bulunmak, ülkemize karşı sorumluluğumuzdur.”

TÜSİAD’dan yapılan açıklama şöyle: “TÜSİAD olarak tüzüğümüzdeki amaçlar doğrultusunda, her zaman ülkemizin kalkınması ve tüm toplumun menfaati hedefiyle, doğru olduğuna inandığımız tespit ve önerilerimizi demokratik kurum ve kurallara saygı ile katılımcı demokrasi ilkesi çerçevesinde şeffaflıkla paylaşıyoruz.

Ülkemiz için çalışan, üreten, istihdam sağlayan iş insanları ve sanayicilerin gönüllü birlikteliğini temsil eden TÜSİAD olarak; bağımsız ve tarafsız şekilde, ülkemizin refahı ve kalkınmasına katkı sağlayacak konuları gündemimize alıyoruz. Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünün yükselmesine katkı sağlıyor; uluslararası iş dünyasındaki temsil gücümüz ile ülkemizin yüksek menfaatleri doğrultusunda çalışıyoruz.

Kamuoyunda derneğimize yöneltilen eleştiriler dahil her konunun dile getirilmesi, Türkiye’de tartışma ve demokrasi kültürünün zenginliği olarak görülmelidir.

Ekonomik kalkınmayı ancak insan hakları temelli, katılımcı demokrasi ilkesini benimsemiş bir hukuk devleti ile kalıcı hale getirebiliriz. Ülkemizi ileri taşıyacak ortak hedeflerimize bilgi, deneyim ve önerilerimizle katkıda bulunmak, ülkemize karşı sorumluluğumuzdur.”

Ne olmuştu?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, 13 Şubat’ta Genel Kurul’da yaptığı konuşmada son dönemdeki siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı. TÜSİAD’ın açıklamalarına iktidar kanadından sert tepki gelmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeği aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

Paylaşın

Özel’den İmamoğlu’na Yönelik Soruşturmalara Tepki: Darbe Yapılıyor

Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Kartalkaya. 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiğinden beri, geçen hafta 3 demiştik, 4 hafta oldu. Tam 28 gün oldu. 28 gündür vicdanlar yanıyor, o kor hiç sönmüyor.

Biz bu işi 10 günde bitiririz diye söz veren İçişleri Bakanı’nın ağzını bıçak açmıyor. Bilirkişi heyetini genişletiyoruz deyip sulandırmaya çalışan, sonra direnci görünce yeni heyet görevlendirdik denilen bilirkişinin ise raporu hala ortada yok. Gözaltı süreleri uzatıldı. Ardından tutuklamalar, serbest bırakmalar yapıldı ama bir bilirkişi raporuna göre değil, Ankara’dan giden baskıya ve oradaki talimatlandırmaya göre yapıldı.

Turizm Bakanlığı’ndan kimseye dokunmadılar ve döndüler, AK Parti’ye yük olmayacak bir sistematiğin içine dönüştürdüler. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Dikkatle takip ediyoruz. Şunu biliyoruz, pazar günü bekleniyor. Turizm Bakanını görevden almak yerine kongre sonrası zaten geniş bir kabine değişikliğinin içinde bu işi eritip AK Parti’nin sorumluluğunu örtme maksadı açıkça görülüyor.

Hukuken sorumluluklar var, siyasi sorumlu var ama bir tane vicdani sorumlu varsa, böylesi bir dönemde bir tek kişiyi seçeceksiniz, gerisini o seçecek. Meclis olarak karışmayacaksınız. Genel soru veremeyeceksiniz, hesap soramayacaksınız. Hesabı bir kişi verecek denilen yerde, Yenidoğan Çetesini bu hale getiren, o bebeklerin hayatına sebep olan bakanı atayan da bu kültür turizmini atayan da meselenin tek sorumlusudur. O sorumlunun bir adı vardır o da Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Tabii Kültür Bakanına istifa edecek misin diyen arkadaşlarına, ‘niye edeyim ya, Sağlık Bakanı etti mi’ demişti. Seni görevden alır mı? ‘Nasıl alacak? Yenidoğan çetesinde Sağlık Bakanını aldı mı da beni alacak’ demişti.

Yüzde 70’in üzerinde memnuniyetler görülürdü. O zamanki sağlığa karşı şiddet araştırmalarında somut tespit vardı. Bunların iktidar tarafından kendi lehlerine yoğun iletişimi, sağlık alanında ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzlukta, her şey bu kadar iyiyken niye benim başıma, yakınımın başına bu geldi diye doğrudan sağlık emekçisini hedef gösteriyor derlerdi.

Hatay’ın rezerv alan sorunu bütün farklı illerde de yaşanmaya başladı, yaşanıyor. Bu sefer de Malatya Yeşilyurt ilçesinde bir rezerv alan kriziyle karşı karşıyayız. Bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmelerin sübjektif kriterlerle, hele hele değerli yerleri, ya bu garibanların, yoksulların burada işi ne, onları alalım, şuralara taşıyalım, buraları farklı değerlendirelim yaklaşımı Hatay’da aldığı itiraz çeşitli şehirlerden yükseliyor. Bu konudaki takibimizi ve dikkatimizi sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim.

Geriye düşmeyen, geliri gerilemeyen, fakirleşmeyen kimse kalmadı. Eskinin orta direği artık yoksul, eskinin yoksulları ise derin yoksulluğun pençeleri arasında can çekişiyorlar. Bu ekonomik buhranda emekliler, asgari ücretliler kadar mağdur olan kesimlerin başında öğrenciler de geliyor. Yapılan önemli ve bilimsel bir çalışma, Eylül 2024’te üniversite öğrencisinin aylık yaşam maliyetinin  22 bin 920 lira olduğunu gösteriyor.

Eylül’den bugüne resmi enflasyon rakamı 6 aylık işlendiğinde 25 bin liraya çıkıyor bu maliyet. Üç öğün beslenme ve barınma giderlerinin bir asgari ücreti aştığı bir ülkede yaşıyoruz. Son yıl okulunu donduran üniversite öğrencilerinin sayısı pandemide donduranların üzerine çıkmış, geride bırakmış durumda. 2023’te 74.000, 2024’te de 56.000 üniversite öğrencisi okulunu dondurdu ve geriye gitti.

Burada bir yoksulluk salgınıyla, yoksulluk pandemisiyle karşı karşıyayız. 250 bin üniversite öğrencisi haftanın 3 günü çalışayım, İŞKUR’un bulacağı işte diye başvurmuş durumda. Öğrencilerin nasıl bir yoksullukla, nasıl bir geçim sıkıntısıyla, nasıl bir barınma, nasıl bir karnını doyurma sorunuyla karşı karşıya olduğunun en net göstergesi. Ve bu öğrencilerin neredeyse tamamı KYK kredisi almak durumunda olan öğrenciler, gelir durumları o noktada olan öğrenciler.

Elbette istiyor ki yaptığı yargı tacizlerini konuşalım. Konuşacağız. İstiyor ki yaptığı haksız saldırıları, hukuksuzlukları konuşalım ve bu meseleleri konuşmayalım. Yangın konuşulmasın. Yoksulluk konuşulmasın. Yenidoğan çetesi konuşulmasın. Milletvekillerinin doktorları hedef göstermesi konuşulmasın. Öğrencinin açlığı, yoksulluğu konuşulmasın.

Ramazan geliyor Sayın Erdoğan. Ramazan’da insanların açlığı yok, tokların açların halinden anlaması için üzerlerine farz olmuş bu ibadet geliyor ve açlar, tokların kendinin halinden anlamadığını gayet iyi biliyorlar. Ramazandan önce karşılaştırmayı bu sefer Ramazan kolisi için yapalım. 20 yıl önceye gitmeyeceğiz, Sadece geçen seneye gideceğiz. Bir Ramazan kolisi, 8 temel ürün.

Ramazan’da karnı doyuracak, kursaktan geçecek, orucu tutturacak, sahurda ve iftarda lazım olan, yetmez ama olmazsa olmaz 8 temel ürün: ayçiçek yağı, bulgur, makarna, nohut, kıyma, un, pirinç ve çay. Aynı koli geçen sene 950 TL’ydi. Bu sene aynı markalar ve aynı satılan yerde 1.610 TL Artış yüzde 70. Buradan mübarek Ramazan yaklaşırken oruca niyetlenen ve alışveriş yapması gereken herkesin bu hesabı gözüne, vicdanına emanet ediyorum.

Bu yüzde 70 mi Ramazan kolisinin enflasyonu? Peki reva mı asgari ücretliye verilen zam yüzde 30. Emekliye gelince, son verdiği zam yüzde 15. Geçen Ramazan’dan beri verilen toplam zam yüzde 40’ın biraz üstünde. Tayyip Erdoğan, ben emeklimi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedim, hiçbir zaman ben asgari ücreti enflasyona ezdirmedim diyenleri milletimizin vicdanına havale ediyorum. Milletimizin vicdanına.

Biz Tayyip Erdoğan’la sürekli birbirimizi takip ediyoruz. O, sıcak salonlarda atamadıklarına kendini alkışlatıyor. O da beni takip ediyor, ‘Sayın Özel’ diyor, ‘memleket memleket gezip sarraflara girip, kuyumculara gidip altın hesabı yapıyor’ diyor. ‘Altın hesabını bırak’ diyor ve başka bir yere çağırıyor beni. Çağırdığı tarafa gitmiyorum diye çıldırıyor.

Benim Manisa hariç 54 memlekete 213 ziyaret yapmışım bir yılda. Tayyip Bey deprem bölgesinde bile tek ile gitmiş, saatler kalmış, sıcak bir salonda beşli çeteye ödül dağıtmış. Oysa ben onu ben onu konteynerlara çağırdım. Bir yılda hepiniz evine gireceksiniz dediği 670 bin kişinin sesini duymaya çağırdım. Hatay’daki 222 bin kişiden 215 bininin inin hala konteynerda olduğunu görmeye çağırdım.

Bak, son bulduğum rakam nedir? Asgari ücret ilk 1951’de belirlenmiş. 1951’den bugüne kadar, üstünden 74 sene geçmiş, asgari ücret ilk kez bu sene bir tam altın alamaz duruma gelmiş. Bu hale getiren Erdoğan’ı, ona oy veren ve bu altın hesabını herkesten iyi bilen Ayşe teyzemle Mehmet amcama şikayet ediyorum.

Bu fakirliğin, yoksulluğun temel nedeni ne diye sorarsanız dünyadaki bütün ekonomistler şöyle söyler; Ülkenin tuttuğu yol doğru değil. Birinci Cumhurbaşkanının gösterdiği yön belliyken tersi yöne giden ve gitmek için de herkesi ikna etmeye çalışan bir anlayış var. Gazinin gösterdiği yönde bağımsız yargı, güçlü parlamento, kuvvetler ayrılığı var. Hukukun, kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin, demokrasinin peşinden gidenlerin 10 kat gerisindeyiz. İyi olduğumuz, gitmeye niyetlendiğimiz yerdekiler.

Hissiyatıyla uyanmalar, alarmla değil kötü haber telefonlarıyla uyanmak artık muhalefetin tümünün ana gündemi, yaşantısının bir parçası. En son 1 milyonu aşan nüfusuyla Van Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyum daha atandı. Dün bunları not almıştık. Bu sabah genel başkanlarıyla da konuştuğum EMEP’in, DİSK’in, toplumsal muhalefetin birer parçaları olan pek çok yapının çok sayıda mensubu bir gerekçeyle, yaratılmaya çalışılan bir algıyla, efendim 5 sene önce bir konferansa davetlilermiş, gitmişler, demokrasi konuşmuşlar, toplumsal muhalefeti güçlendirmeyi konuşmuşlar.

Bugün onların her birisinin kapısına polis dayandı, yeni bir operasyon başladı. Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayarken buna demokratik itirazlar şiddetle ve yeni gözaltılarla ve tutukluluklarla cezalandırılıyor ve 11 ayda 11 belediyeye kayyum atandı. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu hukuksuzluğa kime atandığı ve algı operasyonuyla nelerin söylendiğine bakmaksızın karşı çıkmaya devam ediyor.

Dün güçlü bir heyetle, kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir ziyareti Van’a gerçekleştirdik. Van sokaklarındaki bu demokrasi dayanışmasına CHP’nin verilen önem, duyulan güven ve geleceğe dair umut şunu gösteriyor ki adı Zafer Partisi de olsa, DEM’li belediye de olsa, CHP de olsa, Emek Partisi de olsa, yarın başka bir parti de olsa, taban tabana zıt siyasetler de olsa, bu iktidarın karşısındaki bütün muhalefete düşen şudur; kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Antep’te 11 fabrikada işçiler, yemek ücretlerinin, yol ücretlerinin ellerinden alınmasına isyan ediyor. Enflasyon karşısındaki zam talepleri ve AK Parti milletvekilinin fabrikasında ‘zenginliğimizi Allah verdi’ diyen ama çalışanına vermeyenlerin durumu ortada ve buna itiraz eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen önce gözaltına alındı, had bildirildi, akıllı ol dendi, salıverildi. Ardından dün tekrar gözaltına alındı, akıllanmıyorsun deyip hapse atıldı.

Onun isyan ettiği fabrika, AK Parti milletvekilinin fabrikası, 2023 yılında 3 milyar lira ciro yapmış. Ödediği vergi yalnızca 390 bin lira. Dönmüşler emekçinin yemeğine, yol parasına göz dikmişler. Öte yandan Türkiye’nin iki büyük fast food zincirinin 7 bin işçisi konkordato mağduru. Ancak Çalışma Bakanlığı yanlarında duracağına işçiyi yalnız bırakıyor, hak aramalarına engel oluyor. Çayırhanlı madencilerin attıkları her adıma eşlik ettik. Hakkını arayan kim varsa onun da yanında, yakınında, dimdik arkasında durmaya devam ediyoruz.

Gazetecilere, Barış Pehlivan’a, Kürşat Oğuz’a, 20 gündür tutuklu olan Suat Toktaş’a, Seda Selek’e, Serhan Asker’e, 4 yıldan 9’ar yıla kadar hapis cezaları talep edildi. Hesap ediyorlar ki Halk TV’yi susturabiliriz, özgür basını susturabiliriz, gazetecileri sindirebiliriz. Bugün de aralarında 4 gazetecinin de olduğu 52 kişi yeni bir şafak operasyonuyla sindirilmeye çalışılıyor.

Bir yandan bakıyorsunuz çok farklı siyasi partilerin genel başkanları, yöneticileri. Bakıyorsunuz, Erdoğan’ı defalarca yenmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve belediye başkanları, belediye meclis üyeleri. Bir tarafta muhalif olan tüm gazeteciler, bir tarafta sendikacılar, onun yanında TÜSİAD, onun yanında, yanında, yanında, yanında, herkes birden bu iktidarın baskısının altında ve sopasının hedefinde.

Neler oluyor diye bakan ve bu olan bitene biraz uzakta bakıp da bu yaşananları gören vatandaşlarımıza şunu söylemek isterim. Bir Afrika atasözü var, ‘Eğer ormandan aslan, zebra, ceylan, sırtlan hep birlikte aynı yöne kaçıyorlarsa orman yanıyor demektir.’ Ormanı yakıyorlar, memleketimizi yakıyorlar, hep birlikte sahip çıkmak durumundayız

HÜDA PAR hafta sonu ‘Kürt sorunu çalıştayı’ yapmış. Kürt sorununu HÜDA PAR’ın yarattığı zeminde tartışmaya kalkarsak bu parti kendini inkâr etmiş olur. O HÜDA PAR ki domuz bağcılarının partisidir, kadına karşı şiddetin vücut bulduğu partidir, ‘bekar kadınları sahiplendirmek lazım’ diyebilen bir partidir.

O HÜDA PAR bayrağa, devlete, Atatürk’e karşıdır. Demokrasiden yararlanıp demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. HÜDA PAR’a sesim yok ama Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyecek bir sözüm var: Kimler kimlerle beraber Tayyip Bey? Kimler kimlerle beraber?

Son olarak, çok kritik ama sonu güzel bir sürecin içindeyiz. Biraz önce bahsettiğim baskılar, hukuksuzluklar her birimizi bir şekilde tehdit eden kişilere, kurumlara, hatta partilere yönelik siyaset alanıyla ilgili birtakım tasarımları içeren bir sürecin içindeyiz.

Bugün bu kürsüden kayda geçirmek isterim ki Türkiye, sivil darbe dinamiğinin işlediği bir sürecin içindedir. Türkiye’de yaşanan ve yaşatılan süreç bir sivil darbe girişimidir. Darbeyi askerler yaparsa askerî darbedir, siviller yaparsa sivil darbedir ve darbe, ülkeyi yönetenlere karşı yapılır. Bütün dünya muhalefete bakar. 15 Temmuz’da ‘Cumhuriyet Halk Partisi, seçilmiş parlamentonun ve demokrasinin arkasındadır, darbecilerin karşısındadır ve bu darbeye meydan okumaktadır’ diyen kişi benim.

Bir Cumhuriyet Halk Partili de bunun dışında bir tutum ve tavır içinde olmamıştır. Sayın Erdoğan okuduğu bir şiirden dolayı siyasi yasak aldı. Biz o siyasi yasağı desteklemedik. Hatta devamında partisinin başında olup milletvekili olamadığı için Sayın Baykal Anayasa’yı değiştirip o Siirt’teki milletvekilimizi de istifa ettirtip yapılan ara seçimle Erdoğan’ı Meclis’e taşıyıp başbakan yapacak kadar, o sürece olanak sağlayacak kadar bir demokratik olgunluk ve erdem göstermiştir.

“Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor”

Şimdi Ekrem İmamoğlu kendisine karşı açılan 5 ayrı davada ışık hızıyla 2,5 yıl hapsi isteniyor. Sayın İmamoğlu’na 5 ayrı davadan 5 sefer siyasi yasak isteniyor. Ankara’da MİT eliyle tetiklenen bir süreci ifşa etmiş ve o an için o ifşanın üzerinden durdurmuştuk.

Belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz tutuklanıyor. Muhalefetin tüm muhalefet olanakları, sesini duyuracağı televizyon kanalları, haberlerini yapan gazeteciler, onlarla birlikte eylem yapan sivil toplum örgütleri baskı altına alınmaya çalışılıyor ve dört bir yandan bu giderken bu sivil darbe girişimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde.

Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz. Darbeye karşı ayağa kalkan örgütümüzün alnından öpüyorum.”

 

Paylaşın

Türkiye, Asgari Ücrette Avrupa’nın En Ucuz 6. Ülkesi

Türkiye, 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

2025 yılına girilmesiyle birlikte Türkiye’de asgari ücret yüzde 30 zam alarak net 22 bin 104 TL’ye (brüt 26 bin 5 TL) yükseltildi. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle asgari ücretin Euro bazında karşılığı ise 684 Euro oldu. Avrupa ülkeleri de 2025 yılı için asgari ücretlerini güncellerken, Türkiye 28 ülke arasında 22. sırada yer aldı.

Avrupa’daki en yüksek asgari ücreti 2 bin 637 Euro ile Lüksemburg verirken, Ukrayna 182 Euro ile listenin sonunda yer aldı. Türkiye ise 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında bulunuyor. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret oranları

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre bazı ülkelerde 2025 yılı için güncellenen brüt asgari ücretler şu şekilde:

Lüksemburg: 2.637 Euro
İrlanda: 2.281 Euro
Hollanda: 2.193 Euro
Almanya: 2.161 Euro
Belçika: 2.070 Euro
Fransa: 1.881 Euro
Güney Kıbrıs: 1.000 Euro

Polonya: 1.091 Euro
Slovakya: 816 Euro
Çekya: 825.89 Euro
Estonya: 886 Euro
Hırvatistan: 970 Euro
Macaristan: 700 Euro
Yunanistan: 968.33 Euro

Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler ise Bulgaristan (550 Euro), Karadağ (670 Euro), Moldova (284 Euro), Arnavutluk (487 Euro) ve Ukrayna (182 Euro) oldu.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret seviyesi belirlenirken enflasyon oranları da büyük bir etken olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 42 seviyesinde seyrederken, birçok Avrupa ülkesinde enflasyon oranları tek haneli seviyelerde bulunuyor. Bu durum, Türkiye’de asgari ücretin alım gücünü doğrudan etkileyerek düşük Euro karşılığına rağmen hayat pahalılığının yüksek seyretmesine neden oluyor.

Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışanların toplam iş gücü içindeki oranı genellikle yüzde 10’un altında seyrederken, Türkiye’de bu oran yüzde 42’nin üzerine çıkıyor. Asgari ücrete yakın maaş alanlarla birlikte değerlendirildiğinde ise çalışanların yaklaşık yarısının asgari ücret veya ona çok yakın bir maaşla geçindiği görülüyor.

Öte yandan, Avrupa Birliği üyesi Danimarka, İtalya, Avusturya, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde ise asgari ücret uygulaması bulunmuyor. Bu ülkelerde maaşlar sektör bazında sendikalar tarafından belirleniyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Bülent Arınç’tan AK Parti’ye “İfade Özgürlüğü Ve Eleştiri Hakkı” Uyarısı

AK Parti’nin kurucularından Bülent Arınç, partisine uyarıda bulunarak, “Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti’nin kurucularından ve eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir açıklama yaptı. İfade özgürlüğünün ve eleştirinin demokrasinin temel taşı olduğunu vurgulan Bülent Arınç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“‘Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir.’ Mevlânâ Fikir dünyamız durağanlıktan uzak, dinamik ve özgür olmalıdır. Her bireyin aynı şeyi düşünmesi mümkün olmadığı gibi bunun için gayret etmek, herkesi bir düşünce etrafında toplamak ve çok sesliliği yok saymak topluma bir fayda sağlamaz.

İfade özgürlüğü hem anayasada yer aldığı hem de AK Parti’nin iktidara geldiği günlerde hükümet programında ve Avrupa Birliği hedefinde kullandığı en önemli argümanlarından biriydi. Kopenhag Kriterleri içerisindeki siyasî ve hukukî kriterlerden bütün özgürlüklerin bileşkesi saydığımız ifade özgürlüğünü en başa aldık ve bu konuda yasal düzenlemeler yaptık.

Uygulamalarla toplumsal barışa hizmet edecek farklı düşünceleri, bir özgürlük alanı içerisinde bir araya getirdik ve bunda başarılı olduk. Bu bizim hem yurtiçindeki barışımıza yol açtı hem de insanların birbirlerini daha iyi anlamalarına ve birbirlerine tahammül etmesini sağladı. Ayrıca AB nezdinde ve tüm dünyada Türkiye’nin özgür bir ülke olduğunu, herkesin fikirlerini ve düşüncelerini korkmadan ifade edebildiğini ortaya koydu.

O dönemlerde bu yaptıklarımız ile %50 oy oranını yakaladık. Elbette burada hükümet olarak sağlık, ulaşım vs. gibi alanlarda yapılan yatırımlar oldukça etkili olmuştur ancak ifade özgürlüğünün toplumda doğurduğu atmosferin de etkisi azımsanmayacak durumdadır.

31 Mart Seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablonun sebepleri üzerine düşünüldüğünde yukarıda zikrettiğim dönemin aksine ifade özgürlüğü konusunda bazı kısıtlamalara gidiliğini ve bunun da toplumda rahatsızlık yarattığını düşünüyorum. Eleştiri hakkı hakaret, bühtan ve tahkir içermediği müddetçe müdahale edilemez olmalıdır.

“Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır”

Altında imzamız olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarındaki mevcut ilkeleri benimsemiş ve bu ilkeleri yasalarımıza da derc etmiştik. AİHM kararlarındaki çok önemli bir karar da şudur: Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır, eleştiri ne kadar ağır olursa olsun, bütün bunları kabullenmeli ve bundan istifade etme yolunu seçmelidir.

Millî Görüş dönemini bilenler hatırlayacaktır, TBMM’de en sert eleştirileri yapan grup bizdik ve bu siyaset tarzı halk nazarında takdir ile karşılanmıştı. Bunun üzerine de adım adım iktidara yürüdük. Eleştiriler elbette haksız ve yersiz olabilir. Bunun karşısında yapılması gereken bu eleştirilere mümkünse somut örneklerle cevap vererek kendi fikirlerimizi ifade etmektir.

Eleştirileri çeşitli argümanlar ile susturmak ve sindirmek kısa vadede eleştirilene fayda sağlar gibi gözükse de aslında süreç içinde oldukça yıpratıcı ve zarar vericidir. Bu konu hakkında pek çok fikir adamının görüşleri aktarılabilir. Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç özellikle doğu ve batı arasındaki İslam üzerine Şah eserinde şunları aktarır:

Eleştiri, düşünmenin ruhudur. Eleştiri olmayan yerde düşünce donuklaşır. Hakikati aramak için eleştiri gereklidir. Eleştiri hakikatin güneş ışığıdır. Özgürlük insanın yanlış yapma hakkını da içerir. Ancak eleştiri olmaz ise bu yanlışlıklar düzeltilmez.

Sorgulamayan bir toplum köleleşmeye mahkumdur. Hasılı ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı fikir dünyamızın ve buna bağlı olarak siyasetten gündelik yaşama kadar her alanda dinamizmin ana aktörüdür. Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir.”

Paylaşın